Belirli Süreli İş Sözleşmesinde Zincirleme ve Süre

by Avukat Erdal Ersoy
Belirli Süreli İş Sözleşmesinde Zincirleme ve Süre

Belirli süreli iş sözleşmesi, iş ilişkisinin kuralı değil istisnasıdır. İş ilişkisi bir süreye bağlı olarak yapılmamışsa sözleşme belirsiz süreli sayılır. Belirli süre; belirli süreli iş, belli bir işin tamamlanması veya belirli bir olgunun ortaya çıkması gibi objektif koşullara bağlıdır ve sözleşme yazılı yapılır. Esaslı bir neden olmadıkça belirli süreli sözleşme birden fazla üst üste yapılamaz. Aksi halde sözleşme başlangıçtan itibaren belirsiz süreli kabul edilir. Esaslı nedene dayanan zincirleme ise belirli süreli niteliğini korur.

4857 sayılı İŞ KANUNU m. 11Kaynağı aç
Madde 11 – İş ilişkisinin bir süreye bağlı olarak yapılmadığı halde sözleşme belirsiz süreli sayılır. Belirli süreli işlerde veya belli bir işin tamamlanması veya belirli bir olgunun ortaya çıkması gibi objektif koşullara bağlı olarak işveren ile işçi arasında yazılı şekilde yapılan iş sözleşmesi belirli süreli iş sözleşmesidir. Belirli süreli iş sözleşmesi, esaslı bir neden olmadıkça, birden fazla üst üste (zincirleme) yapılamaz. Aksi halde iş sözleşmesi başlangıçtan itibaren belirsiz süreli kabul edilir. Esaslı nedene dayalı zincirleme iş sözleşmeleri, belirli süreli olma özelliğini korurlar. Belirli ve belirsiz süreli iş sözleşmesi ayırımın sınırları

Belirsiz sürenin esas, belirli sürenin istisna olması

Belirsiz süreli sözleşme, iş ilişkisinin olağan biçimidir. 4857 sayılı İş Kanunu m. 11, süre belirlenmeden kurulan iş ilişkisini belirsiz süreli sözleşme sayar. Belirli süre ise ancak işin niteliği, belirli bir işin bitirilmesi, belirli bir olgunun gerçekleşmesi veya geçici ikame yönünden objektif bir sebebe dayanabilir.

Belirli süreli iş sözleşmesinden söz edilebilmesi için sözleşmenin açık veya örtülü olarak süreye bağlanması yetmez; bunun yanında objektif nedenlerin varlığı gerekir. İşçinin niteliğine göre sözleşmenin belirli ya da belirsiz süreli değerlendirilmesi imkânı ortadan kalkmıştır. Buna karşılık yapılan işin niteliği, belirli süreli sözleşme yapılabilmesi bakımından önem taşır.

Yargıtay 9. Hukuk Dairesi, E. 2012/3721, K. 2014/9071Kaynağı aç
9. Hukuk Dairesi         2012/3721 E.  ,  2014/9071 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ : BURSA 1. İŞ MAHKEMESİ TARİHİ : 28/11/2011 NUMARASI : 2010/250-2011/793 DAVA :Davacı, cezai şart alacağı ile maaş alacağının ödetilmesine karar verilmesini istemiştir. Yerel mahkeme, isteği kısmen hüküm altına almıştır. Hüküm süresi içinde taraflar avukatlarınca temyiz edilmiş olmakla, dava dosyası için Tetkik Hakimi tarafından düzenlenen rapor dinlendikten sonra dosya incelendi, gereği konuşulup düşünüldü: Y A R G I T A Y K A R A R I A) Davacı İsteminin Özeti: Davacı, taraflar arasında belirli süreli iş akdi yapıldığını, sözleşmenin 3.3. maddesi ile hizmet akdinin süresinden önce sona erdirilmesi halinde cezai şart ödenmesinin kararlaştırıldığını, davalının haklı bir neden olmadan süresinden önce iş akdine son verdiğini, ileri sürerek, cezai şart alacağının ödetilmesine karar verilmesini istemiştir. B) Davalı Cevabının Özeti: Davalı, davacı ile yapılan 15.08.2009 tarihli iş akdinin şirketi temsile yetkili kişi tarafından imzalanmadığı, dolayısıyla geçersiz olduğunu, fahiş şartlar içerdiğini, iş akdini haklı nedenle feshettiklerini savunarak davanın reddini istemiştir. C) Yerel Mahkeme Kararının Özeti: Mahkemece, toplanan kanıtlar ve bilirkişi raporuna dayanılarak, davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir. D) Temyiz: Kararı davalı temyiz etmiştir. E) Gerekçe: Uyuşmazlık taraflar arasındaki ilişkinin belirli süreli iş sözleşmesinin unsurlarını taşıyıp taşımadığı noktasında toplanmaktadır. Belirli süreli iş sözleşmesinden söz edilebilmesi için sözleşmenin açık veya örtülü olarak süreye bağlanması ve bunun için objektif nedenlerin varlığı gerekir. Borçlar Kanununun 338 inci maddesinde, “Hizmet akdi, muayyen bir müddet için yapılmış yahut böyle bir müddet işin maksut olan gayesinden anlaşılmakta bulunmuş ise, hilafı mukavele edilmiş olmadıkça feshi ihbara hacet olmaksızın bu müddetin müruriyle, akit nihayet bulur” kuralı mevcuttur. Anılan hükme göre tarafların belirli süreli iş sözleşmesi yapma konusunda iradelerinin birleşmesi yeterli görüldüğü halde, 1475 sayılı Yasa uygulamasında, Yargıtay kararları doğrultusunda belirli süreli iş sözleşmelerine sınırlama getirilmiş ve sürekli yenilenen sözleşmeler bakımından ikiden fazla yenilenme halinde, sözleşmenin belirsiz süreli hale dönüşeceği kabul edilmiştir (Yargıtay 9. HD. 7.12.2005 gün 2005/12625 E, 2005/38754 K). 6098 Sayılı Türk Borçlar Kanunu’nun 430 uncu maddesinde, esaslı nedenlerin varlığı yenilemeler için öngörülmüş ve on yıldan uzun süreli belirli süreli iş sözleşmesi yapılamayacağı kabul edilmiştir. İş güvencesi hükümlerinin yürürlüğe girmesiyle belirli – belirsiz süreli iş sözleşmesi ayrımının önemi daha da artmıştır (Yargıtay 9. HD. 13.6.2008 gün 2007/19368 E, 2008/15558 K.). 4857 sayılı İş Kanununun 11 inci maddesinde “İş ilişkisinin bir süreye bağlı olarak yapılmadığı halde sözleşme belirsiz süreli sayılır. Belirli süreli işlerde veya belli bir işin tamamlanması veya belirli bir olgunun ortaya çıkması gibi objektif koşullara bağlı olarak işveren ile işçi arasında yazılı şekilde yapılan iş sözleşmesi belirli süreli iş sözleşmesidir. Belirli süreli iş sözleşmesi, esaslı bir neden olmadıkça, birden fazla üst üste (zincirleme) yapılamaz. Aksi halde iş sözleşmesi başlangıçtan itibaren belirsiz süreli kabul edilir. Esaslı nedene dayalı zincirleme iş sözleşmeleri, belirli süreli olma özelliğini korurlar” şeklinde düzenleme ile bu konudaki esaslar belirlenmiştir. Borçlar Kanunundaki düzenlemenin aksine iş ilişkisinin süreye bağlı olarak yapılmadığı hallerde sözleşmenin belirsiz süreli sayılacağı vurgulanarak ana kural ortaya konulmuştur. Öte yandan değinilen 11 inci madde, 18 Mart 1999 tarihli 1999/70 EC Konsey Yönergesi ile birlikte ele alınmalıdır. Çerçeve sözleşmesinin 4 üncü maddesinde ayrım gözetmeme ilkesi vurgulanmıştır. Buna göre iş koşulları açısından, belirli süreli iş sözleşmesi ile çalışan işçilere yapılacak farklı muamele esaslı nedenlere dayandırılmadığı sürece, yalnızca belirli süreli iş sözleşmesi ve iş ilişkisi ile çalışmasından dolayı, emsal kadrolu işçilerden daha dezavantajlı davranılmayacaktır. Sözü edilen normatif dayanaklar uyarınca, işçinin niteliğine göre sözleşmenin belirli ya da belirsiz süreli olarak değerlendirilmesi imkânı ortadan kalkmıştır. Buna karşın, yapılan işin niteliği belirli süreli iş sözleşmesi yapılabilmesi için önem arzetmektedir. Belirli bir işin tamamlanması veya belirli bir olgunun ortaya çıkması gibi objektif koşullara bağlı olarak “belirli süreli iş sözleşmesi” yapılabilecektir. 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu’nun 430 uncu maddesinde ilk defa yapılacak olan sözleşmelerde objektif neden öngörülmemiş oluşu, önceki özel kanun olan İş Kanunu’nun 11 inci maddesindeki objektif nedenlerin varlığını ortadan kaldırmaz. 4857 sayılı İş Kanununun 11 inci maddesinde, esaslı bir neden olmadıkça belirli süreli iş sözleşmelerinin birden fazla üst üste (zincirleme) yapılamayacağı kuralı ile bir ölçüde koruma sağlanmak istenilmiştir. Belirli süreli iş sözleşmesinin yapılması ve yenilenmesi, işçinin iş güvencesi dışında kalması sonucunu doğurmamalıdır. Belirli süreli iş sözleşmelerinde, 4857 sayılı Yasanın 15 inci maddesinde değinilen sürenin aşılmaması koşuluyla deneme süresi konulabilir. Somut olayda; davacı, davalı işyerinde iç hastalıkları uzmanı olarak görev yapmıştır. Doktorluk sürekli iş olup, taraflar arasında belirli süreli iş sözleşmesini gerektiren objektif neden bulunmadığından yapılan sözleşme belirsiz sürelidir.Belirsiz süreli iş akitlerinde süreden önce feshe bağlı cezai şart geçerli olmayacağından, süreden önce feshe dayalı cezai şart alacağının reddi yerine kabulü hatalı olup, bozmayı gerektirmiştir. F) Sonuç: Temyiz olunan kararın, yukarıda yazılı nedenlerden dolayı BOZULMASINA, peşin alınan temyiz harcının istek halinde ilgiliye iadesine, 19.03.2014 gününde oybirliğiyle karar verildi.

Yazılı şekil ve objektif koşullar

Belirli süreli iş sözleşmesi esas olarak yazılı yapılmalıdır. Yazılı şekil, sözleşmenin belirli süreli niteliğinin ortaya konması yanında sürenin veya bitirici olayın ve esaslı nedenin metinde gösterilmesi bakımından önemlidir.

İş Kanunu m. 11, belirli süreli işi, bir işin tamamlanmasını veya belirli bir olgunun ortaya çıkmasını örnekleyen objektif koşullara bağlı ve taraflar arasında yazılı yapılan sözleşmeyi belirli süreli iş sözleşmesi kabul eder. Maddede bu örneklerin her birinin ayrı tanımı yer almaz.

Zincirleme sözleşme ve esaslı neden

Zincirleme, aynı taraflar arasında belirli süreli bir sözleşmenin süre sonunda yeniden belirli süreli yapılması veya araya kısa aralıklar konularak ardışık sürdürülmesidir. Sözleşmeler arasına çok kısa ara koymak bu sonucu ortadan kaldırmaz. Denetimde iş ilişkisinin ekonomik ve fiilî sürekliliğine bakılır.

4857 sayılı İş Kanunu m. 11, esaslı neden bulunmadıkça belirli süreli sözleşmenin birden çok kez ardışık kurulmasını kabul etmez. Bu sınır aşılırsa sözleşme kuruluşundan itibaren belirsiz süreli sayılır. Esaslı nedene dayanan ardışık sözleşmeler belirli süreli niteliğini sürdürür. Madde, esaslı nedeni oluşturan olguları ayrıca listelemez.

İş Kanunu kesidinde zincirleme sözleşmenin azami sayısı veya toplam süresi için ayrı bir sınır yer almaz. Tüm sektörlere tek tip bir azami süre öngören genel bir üst sınır da bu çerçevede gösterilmemektedir. Belirli sürenin dayanağı, esaslı neden ile belirli süreye veya belirli bir olaya bağlanmadır.

6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu m. 430, esaslı sebeplerin varlığını üst üste belirli süreli hizmet sözleşmesi kurulabilmesi bakımından düzenler. Aynı maddenin ilk sözleşmede objektif neden öngörmemesi, İş Kanunu m. 11’deki objektif neden şartını ortadan kaldırmaz. Yargıtay 9. Hukuk Dairesi bu ölçüyü E. 2012/3721, K. 2014/9071 sayılı kararında açıklamıştır.

6098 sayılı TÜRK BORÇLAR KANUNU m. 430Kaynağı aç
MADDE 430- Belirli süreli hizmet sözleşmesi, aksi kararlaştırılmadıkça, fesih bildiriminde bulunulmasına gerek olmaksızın, sürenin bitiminde kendiliğinden sona erer. Belirli süreli sözleşme, süresinin bitiminden sonra örtülü olarak sürdürülüyorsa, belirsiz süreli sözleşmeye dönüşür. Ancak, esaslı bir sebebin varlığı hâlinde, üst üste belirli süreli hizmet sözleşmesi kurulabilir. Taraflardan her biri, on yıldan uzun süreli hizmet sözleşmesini on yıl geçtikten sonra, altı aylık fesih bildirim süresine uyarak feshedebilir. Fesih, ancak bu süreyi izleyen aybaşında hüküm ifade eder. Sözleşmenin fesih bildirimiyle sona ereceği kararlaştırılmış ve iki taraf da fesih bildiriminde bulunmamışsa, sözleşme belirsiz süreli sözleşmeye dönüşür. II. Belirsiz süreli sözleşmede 1. Genel olarak fesih hakkı

1475 sayılı Kanun dönemine ilişkin olarak, sürekli yenilenen sözleşmeler bakımından ikiden fazla yenilenmenin sözleşmeyi belirsiz süreli hale dönüştürdüğünün kabul edildiği, Yargıtay 9. Hukuk Dairesinin E. 2012/3721, K. 2014/9071 sayılı kararında eski dönem uygulaması olarak anlatılmıştır. Güncel sonuç, bu sayı ölçüsünden değil, esaslı neden yoksa sözleşmenin başlangıçtan itibaren belirsiz süreli kabul edilmesini öngören İş Kanunu m. 11’den kurulur.

Yinelenen belirli süreli sözleşmeler bakımından Yargıtay 9. Hukuk Dairesinin E. 2016/34088, K. 2017/928 sayılı kararının gerekçesinde, Konsey direktifi çerçevesinde üç tedbir aktarılmıştır: yenilemeyi haklı kılacak nesnel gerekçelerin belirlenmesi, yinelenen sözleşmelerin azami toplam süresinin belirlenmesi ve bu ilişkilerin kaç kez yenilenebileceğinin saptanması.

Yargıtay 9. Hukuk Dairesi, E. 2016/34088, K. 2017/928Kaynağı aç
9. Hukuk Dairesi         2016/34088 E.  ,  2017/928 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ :İŞ MAHKEMESİ DAVA : Davacı, davalı …'e davacı şirket tarafından 4 haftalık ihbar tazminatı ödenmesine ilişkin … Çalışma ve İş Kurumu İl Müdürlüğünün 02/11/2015 tarih ve 89981 sayılı işleminin iptaline karar verilmesini istemiştir. Yerel mahkemece, davanın kabulüne karar verilmiştir. Hüküm süresi içinde davalı tarafından temyiz edilmiş olmakla, dava dosyası için Tetkik Hakimi tarafından düzenlenen rapor dinlendikten sonra dosya incelendi, gereği konuşulup düşünüldü: Y A R G I T A Y K A R A R I A) Davacı İsteminin Özeti: Davacı vekili, davalı işçinin müvekkili şirkette 23/01/2015 tarihinden itibaren belirli süreli iş akdiyle çalışmaya başladığı ve iş akdinin fesedildiği 12/10/2015 tarihine kadar sürdüğünü, iş akdi feshedilen davalı işçinin 13/10/2015 tarihinde … Çalışma ve İş Kurumu İl Müdürlüğüne şikayet başvurusu yaptığını ve ihbar tazminatı ve ücret alacağı olduğunu iddia ettiğini, belirli süreli iş sözleşmesiyle çalışan davalının iş akdinin 12/10/2015 tarihinde feshedildiğini ve bu fesih bildiriminin … 22. Noterliğinden 22588 yevmiye numarasıyla davalı işçiye tebliğ edildiğini, fesih bildiriminde feshin sebebinin açık ve kesin bir şekilde belirtildiğini, davalının bakiye ücret alacağının ödendiğini, belirli süreli iş sözleşmesi ile çalışan işçinin ihbar tazminatına hak kazanamayacağını ileri sürerek, … Çalışma ve İş Kurumu İl Müdürlüğünün 02/11/2015 tarihli kararına itirazının kabulüne karar verilmesini talep etmiştir. B) Davalı Cevabının Özeti: Davalı, davanın reddini istemiştir. C) Yerel Mahkeme Kararının Özeti ve Yargılama Süreci: Mahkemece, taraflar arsıdaki sözleşmenin 23/01/2015 ila 23/12/2015 tarihleri arasında geçerli olan belirli süreli sözleşme olduğu, bu sözleşmenin haklı ya da haksız fesih halinde ihbar tazminatı talep edilemeyeceği gerekçesiyle Davalı …'e davacı şirket tarafından 4 haftalık ihbar tazminatı ödenmesine ilişkin … Çalışma ve İş Kurumu İl Müdürlüğünün 02/11/2015 tarih ve 89981 sayılı işleminin iptaline karar verilmiştir. D) Temyiz: Kararı davalı temyiz etmiştir. E) Gerekçe: Uyuşmazlık taraflar arasındaki ilişkinin belirli süreli iş sözleşmesinin unsurlarını taşıyıp taşımadığı noktasında toplanmaktadır. Belirli süreli iş sözleşmesinden söz edilebilmesi için sözleşmenin açık veya örtülü olarak süreye bağlanması ve bunun için objektif nedenlerin varlığı gerekir. Borçlar Kanununun 338 inci maddesinde, “Hizmet akdi, muayyen bir müddet için yapılmış yahut böyle bir müddet işin maksut olan gayesinden anlaşılmakta bulunmuş ise, hilafı mukavele edilmiş olmadıkça feshi ihbara hacet olmaksızın bu müddetin müruriyle, akit nihayet bulur” kuralı mevcuttur. Anılan hükme göre tarafların belirli süreli iş sözleşmesi yapma konusunda iradelerinin birleşmesi yeterli görüldüğü halde, 1475 sayılı Yasa uygulamasında, Yargıtay kararları doğrultusunda belirli süreli iş sözleşmelerine sınırlama getirilmiş ve sürekli yenilenen sözleşmeler bakımından ikiden fazla yenilenme halinde, sözleşmenin belirsiz süreli hale dönüşeceği kabul edilmiştir (Yargıtay 9. HD. 7.12.2005 gün 2005/12625 E, 2005/38754 K). 6098 Sayılı Türk Borçlar Kanunu’nun 430 uncu maddesinde, esaslı nedenlerin varlığı yenilemeler için öngörülmüş ve on yıldan uzun süreli belirli süreli iş sözleşmesi yapılamayacağı kabul edilmiştir. İş güvencesi hükümlerinin yürürlüğe girmesiyle belirli – belirsiz süreli iş sözleşmesi ayrımının önemi daha da artmıştır (Yargıtay 9. HD. 13.6.2008 gün 2007/19368 E, 2008/15558 K.). 4857 sayılı İş Kanununun 11 inci maddesinde “İş ilişkisinin bir süreye bağlı olarak yapılmadığı halde sözleşme belirsiz süreli sayılır. Belirli süreli işlerde veya belli bir işin tamamlanması veya belirli bir olgunun ortaya çıkması gibi objektif koşullara bağlı olarak işveren ile işçi arasında yazılı şekilde yapılan iş sözleşmesi belirli süreli iş sözleşmesidir. Belirli süreli iş sözleşmesi, esaslı bir neden olmadıkça, birden fazla üst üste (zincirleme) yapılamaz. Aksi halde iş sözleşmesi başlangıçtan itibaren belirsiz süreli kabul edilir. Esaslı nedene dayalı zincirleme iş sözleşmeleri, belirli süreli olma özelliğini korurlar” şeklinde düzenleme ile bu konudaki esaslar belirlenmiştir. Borçlar Kanunundaki düzenlemenin aksine iş ilişkisinin süreye bağlı olarak yapılmadığı hallerde sözleşmenin belirsiz süreli sayılacağı vurgulanarak ana kural ortaya konulmuştur. Öte yandan değinilen 11 inci madde, 18 Mart 1999 tarihli 1999/70 EC Konsey Yönergesi ile birlikte ele alınmalıdır. Çerçeve sözleşmesinin 4 üncü maddesinde ayrım gözetmeme ilkesi vurgulanmıştır. Buna göre iş koşulları açısından, belirli süreli iş sözleşmesi ile çalışan işçilere yapılacak farklı muamele esaslı nedenlere dayandırılmadığı sürece, yalnızca belirli süreli iş sözleşmesi ve iş ilişkisi ile çalışmasından dolayı, emsal kadrolu işçilerden daha dezavantajlı davranılmayacaktır. Sözleşmenin 5 inci maddesinde ise kötü niyete karşı önlem konusu ele alınmıştır. Birbirini takip eden belirli süreli iş sözleşmeleri veya istihdam ilişkisinden kaynaklanan istismarların önlenmesini amaçlayan yasal düzenlemelerin bulunmaması halinde; üye devletlerin, sosyal taraflara danıştıktan sonra uluslararası yasalar, toplu sözleşmeler veya uygulamaya göre belli başlı bazı sektörlerin ihtiyaçlarını da dikkate alarak, aşağıdaki tedbirlerden bazılarını alma zorunluluğu vardır. 1.(a) Bu türden akit veya istihdam ilişkilerinin yenilenmesini haklı kılacak nesnel gerekçeler tespit edilmesi, 1.(b) Yinelenen belirli süreli iş sözleşmeleri veya istihdam ilişkilerinin azamî toplam süresini belirlenmesi, 1.(c) Bu türden sözleşme veya istihdam ilişkisin kaç kez yenilenebileceğinin saptanması. 1.2. Sosyal taraflara danıştıktan sonra, üye devletler elverişli olan durumlarda belirli süreli iş sözleşmesi veya istihdam ilişkisinin, 1.(a) Yenilenmiş sayılacağına, 2.(b) Belirsiz süreli iş sözleşmesi veya istihdam ilişkisi sayılacağına dair koşullar belirleyeceklerdir. Öte yandan 1999/70 sayılı Konsey Direktifinin önsözünde, Essen Konseyi sonuç bildirgesinde “çalışanların istemleri ve rekabetin gereklerini karşılayacak daha esnek bir iş örgütlenmesini özellikle göz önünde tutan istihdam yoğun büyüme” anlayışına uygun olarak alınması gerekli önlemler vurgulanmaktadır. 1999 yılı İstihdam Politikası Ana Hatları Hakkında 9 Şubat 1999 tarihli Konsey Tavsiye Kararı, “Sosyal tarafları işletmeleri daha verimli ve rekabetçi kılmak ve esneklik ile iş güvenliği arasında gereken dengeyi sağlayabilmek amacıyla, bulundukları her düzeyde esnek çalışma düzenlemeleri dahil, iş örgütlenmesinin modernize edilmesi için sözleşme görüşmeleri yapmaya” davet etmiştir. Ayrıca, Hizmet ilişkisine İşveren Tarafından Son Verilmesi Hakkında 158 sayılı Uluslararası Çalışma Sözleşmesine göre; bu sözleşmenin koruyucu hükümlerinden kaçınmak amacıyla belirli süreli iş sözleşmesi yapılmasına karşı yeterli güvenceler alınması gerektiği vurgulanmıştır (m 2/3). Gerek 158 sayılı İLO Sözleşmesi gerekse 1699/70 sayılı Konsey Direktifi, bir taraftan esnek çalışmayı özendirirken diğer taraftan güvenliğe önem vererek bir denge amaçlamıştır. Başka bir anlatımla esnek çalışma modellerinin kötüye kullanılmaması gerektiğini özenle vurgulamıştır. Sözü edilen normatif dayanaklar uyarınca, işçinin niteliğine göre sözleşmenin belirli ya da belirsiz süreli olarak değerlendirilmesi imkânı ortadan kalkmıştır. Buna karşın, yapılan işin niteliği belirli süreli iş sözleşmesi yapılabilmesi için önem arz etmektedir. Belirli bir işin tamamlanması veya belirli bir olgunun ortaya çıkması gibi objektif koşullara bağlı olarak “belirli süreli iş sözleşmesi” yapılabilecektir. 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu’nun 430 uncu maddesinde ilk defa yapılacak olan sözleşmelerde objektif neden öngörülmemiş oluşu, önceki özel kanun olan İş Kanunu’nun 11 inci maddesindeki objektif nedenlerin varlığını ortadan kaldırmaz. 4857 sayılı İş Kanununun 11 inci maddesinde, esaslı bir neden olmadıkça belirli süreli iş sözleşmelerinin birden fazla üst üste (zincirleme) yapılamayacağı kuralı ile bir ölçüde koruma sağlanmak istenilmiştir. Belirli süreli iş sözleşmesinin yapılması ve yenilenmesi, işçinin iş güvencesi dışında kalması sonucunu doğurmamalıdır. Belirli süreli iş sözleşmelerinde, 4857 sayılı Yasanın 15 inci maddesinde değinilen sürenin aşılmaması koşuluyla deneme süresi konulabilir. Dosya içeriğine göre, davacı ile davalı arasında 23/01/2015 tarihinde "İşgörenler İçin Belirli Süreli İş sözleşmesi" imzalanmıştır. Sözleşmenin 2.maddesinde sözleşmenin 23/01/2015-23/12/2015 tarihleri arasını kapsadığı belirtilmiş, 1.maddesinde ise "İşgörenin görevi ve işyeri" başlığı altında davacının görev tanımına yer verilmediği gibi, işverenin göstereceği bütün işleri yapacağı belirtilmiştir. Davacı Şirkete ait kauçuk fabrikasında fabrika müdürü olarak çalışan davacı tanığı …, davalının herhangi bir teknik özellik gerektirmeyen basit nitelikteki işleri yaptığını, fabrikada üretim işçisi olarak yaklaşık 10 ay kadar süre ile çalıştığını, belirli süreli sözleşme ile işe alındığını, tüm üretim işçilerinin 11 aylık süre ile işe alındığını beyan etmiştir. Görüldüğü gibi iş sözleşmesinde, belirli süreli iş sözleşmesinin imzalanmasını gerektiren objektif esaslı bir neden yoktur. Taraflar arasındaki iş sözleşmesinin belirsiz süreli iş sözleşmesi olduğunun kabulü gerekir. Bu nedenle Mahkemece yazılı şekilde taraflar arasındaki iş sözleşmesinin belirli süreli iş sözleşmesi olduğu gerekçesiyle davanın kabulüne karar verilmesi hatalı olup, bozmayı gerektirmiştir. F) Sonuç: Temyiz olunan kararın, yukarıda yazılı nedenden dolayı BOZULMASINA, peşin alınan temyiz harcının istek halinde ilgiliye iadesine 26/01/2017 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.

Sürenin bitimi ve örtülü sürdürme

6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu m. 430, aksi kararlaştırılmamış belirli süreli hizmet sözleşmesinin bildirim yapılmaksızın süre sonunda kendiliğinden sona ereceğini düzenler. Süre dolduktan sonra ilişki örtülü biçimde devam ederse sözleşme belirsiz süreli hale gelir. Esaslı sebep bulunması, üst üste belirli süreli hizmet sözleşmesi kurulmasına imkân verir.

Yargıtay 7. Hukuk Dairesi, E. 2016/13562, K. 2016/19171Kaynağı aç
7. Hukuk Dairesi         2016/13562 E.  ,  2016/19171 K. "İçtihat Metni" YARGITAY İLAMI Taraflar arasında görülen dava sonucunda verilen hükmün, Yargıtay'ca incelenmesi davacı vekili tarafından istenilmekle, temyiz isteğinin süresinde olduğu anlaşıldı. Dosya incelendi, gereği görüşüldü: Davacı vekili, davacının 01/10/2014 tarihinden itibaren formen olarak davalı şirkette çalışmaya başladığını, Genel Müdürlük Makamının 08/07/2015 tarihli kararıyla sözleşmeli personel statüsünde yürütmekte olduğunuz …..İşletme Formeni görevinizin yasal haklarınız ödenmek suretiyle 10.07.2015 tarihi itibariyle sonlandırılması uygun görülmüştür denilerek fesih bildiriminde bulunulduğunu, işyerinde çalışan çok sayıda formen olduğunu ve davacı ile belirli süreli sözleşme yapılmasını gerektirir objektif neden ve esaslı olgu bulunmadığını belirterek , hiçbir sebep gösterilmeksizin iş akdinin feshedildiğini ileri sürerek feshin geçersizliğine ve işe iadesine karar verilmesini talep etmiştir. Davalı İdare vekili, müvekkili şirketin Genel Müdürü …in daha önce … çalışmış … haddehane yatırımlarınında özel bilgi ve becerisi olan davacıyı müvekkili şirkette yatırmın tamamlanmasına kadar çalıştırdığını, davacının belirli süreli iş sözleşmesi ile çalıştığını savunarak davanın reddini istemiştir. Mahkemece, davacı ile davalı arasındaki sözleşmenin incelenmesinde, 30/09/2014 tarihinde imzalandığı ve belirli süreli olduğu, sözleşmenin daha sonra yenilenmediği ve sözleşmenin davalı tarafça sona erdirildiği, belirli süreli sözleşmelerde işe iadenin söz konusu olamayacağı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir. Uyuşmazlık taraflar arasındaki ilişkinin belirli süreli iş sözleşmesinin unsurlarını taşıyıp taşımadığı noktasında toplanmaktadır. Belirli süreli iş sözleşmesinden söz edilebilmesi için sözleşmenin açık veya örtülü olarak süreye bağlanması ve bunun için objektif nedenlerin varlığı gerekir. Fesih tarihinde yürürlükte bulunan 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu’nun 430. Maddesinde “Belirli süreli hizmet sözleşmesi, aksi kararlaştırılmadıkça, fesih bildiriminde bulunulmasına gerek olmaksızın, sürenin bitiminde kendiliğinden sona erer. Belirli süreli sözleşme, süresinin bitiminden sonra örtülü olarak sürdürülüyorsa, belirsiz süreli sözleşmeye dönüşür. Ancak, esaslı bir sebebin varlığı hâlinde, üst üste belirli süreli hizmet sözleşmesi kurulabilir.” denilmektedir. Anılan hükümde birden fazla kez belirli süreli iş sözleşmesi yapılabilmesi için esaslı bir sebebin varlığı aranmaktadır. 4857 sayılı İş Kanununun 11 inci maddesinde de, “İş ilişkisinin bir süreye bağlı olarak yapılmadığı halde sözleşme belirsiz süreli sayılır. Belirli süreli işlerde veya belli bir işin tamamlanması veya belirli bir olgunun ortaya çıkması gibi objektif koşullara bağlı olarak işveren ile işçi arasında yazılı şekilde yapılan iş sözleşmesi belirli süreli iş sözleşmesidir. Belirli süreli iş sözleşmesi, esaslı bir neden olmadıkça, birden fazla üst üste (zincirleme) yapılamaz. Aksi halde iş sözleşmesi başlangıçtan itibaren belirsiz süreli kabul edilir. Esaslı nedene dayalı zincirleme iş sözleşmeleri, belirli süreli olma özelliğini korurlar” şeklinde benzer düzenleme ile bu konudaki esaslar belirlenmiştir. Öte yandan değinilen 11 inci madde, 18 Mart 1999 tarihli 1999/70 EC Konsey Yönergesi ile birlikte ele alınmalıdır. Çerçeve sözleşmesinin 4 üncü maddesinde ayrım gözetmeme ilkesi vurgulanmıştır. Buna göre iş koşulları açısından, belirli süreli iş sözleşmesi ile çalışan işçilere yapılacak farklı muamele esaslı nedenlere dayandırılmadığı sürece, yalnızca belirli süreli iş sözleşmesi ve iş ilişkisi ile çalışmasından dolayı, emsal kadrolu işçilerden daha dezavantajlı davranılmayacaktır. Sözleşmenin 5 inci maddesinde ise kötü niyete karşı önlem konusu ele alınmıştır. Birbirini takip eden belirli süreli iş sözleşmeleri veya istihdam ilişkisinden kaynaklanan istismarların önlenmesini amaçlayan yasal düzenlemelerin bulunmaması halinde üye devletlerin, sosyal taraflara danıştıktan sonra uluslararası yasalar, toplu sözleşmeler veya uygulamaya göre belli başlı bazı sektörlerin ihtiyaçlarını da dikkate alarak, aşağıdaki tedbirlerden bazılarını alma zorunluluğu vardır. 1.(a) Bu türden akit veya istihdam ilişkilerinin yenilenmesini haklı kılacak nesnel gerekçeler tespit edilmesi, 1.(b) Yinelenen belirli süreli iş sözleşmeleri veya istihdam ilişkilerinin azamî toplam süresini belirlenmesi, 1.(c) Bu türden sözleşme veya istihdam ilişkisin kaç kez yenilenebileceğinin saptanması. 1.2. … taraflara danıştıktan sonra, üye devletler elverişli olan durumlarda belirli süreli iş sözleşmesi veya istihdam ilişkisinin, 1.(a) Yenilenmiş sayılacağına, 2.(b) Belirsiz süreli iş sözleşmesi veya istihdam ilişkisi sayılacağına dair koşullar belirleyeceklerdir. Öte yandan 1999/70 sayılı Konsey Direktifinin önsözünde, Essen Konseyi sonuç bildirgesinde “çalışanların istemleri ve rekabetin gereklerini karşılayacak daha esnek bir iş örgütlenmesini özellikle göz önünde tutan istihdam yoğun büyüme” anlayışına uygun olarak alınması gerekli önlemler vurgulanmaktadır. 1999 yılı İstihdam Politikası Ana Hatları Hakkında 9 Şubat 1999 tarihli Konsey Tavsiye Kararı, …. tarafları işletmeleri daha verimli ve rekabetçi kılmak ve esneklik ile iş güvenliği arasında gereken dengeyi sağlayabilmek amacıyla, bulundukları her düzeyde esnek çalışma düzenlemeleri dahil, iş örgütlenmesinin modernize edilmesi için sözleşme görüşmeleri yapmaya” davet etmiştir. Ayrıca, Hizmet ilişkisine İşveren Tarafından Son Verilmesi Hakkında 158 sayılı Uluslararası Çalışma Sözleşmesine göre bu sözleşmenin koruyucu hükümlerinden kaçınmak amacıyla belirli süreli iş sözleşmesi yapılmasına karşı yeterli güvenceler alınması gerektiği vurgulanmıştır (m 2/3). Gerek 158 sayılı İLO Sözleşmesi gerekse 1699/70 sayılı Konsey Direktifi, bir taraftan esnek çalışmayı özendirirken diğer taraftan güvenliğe önem vererek bir denge amaçlanmıştır. Başka bir anlatımla esnek, çalışma modellerin kötüye kullanılmaması gerektiğini özenle vurgulamıştır. Sözü edilen normatif dayanaklar uyarınca, işçinin niteliğine göre sözleşmenin belirli ya da belirsiz süreli olarak değerlendirilmesi imkânı ortadan kalkmıştır. Buna karşın, yapılan işin niteliği belirli süreli iş sözleşmesi yapılabilmesi için önem arz etmektedir. Yasada belirli süreli işlerle, belirli bir işin tamamlanması veya belirli bir olgunun ortaya çıkması gibi objektif koşullara bağlı olarak “belirli süreli iş sözleşmesi” yapılabilecektir. 4857 sayılı İş Kanununun 11 inci maddesinde, esaslı bir neden olmadıkça belirli süreli iş sözleşmelerinin birden fazla üst üste (zincirleme) yapılamayacağı kuralı ile bir ölçüde koruma sağlanmak istenilmiştir. Belirli süreli iş sözleşmesinin yapılması ve yenilenmesi, işçinin iş güvencesi dışında kalması sonucunu doğurmamalıdır. Dosya içeriğinde taraflar arasında yapılmış 01.10.2014 tarihli sözleşme ile davacının formen olarak çalıştığı, davalı tanığı olarak dinlenilen personel tahakkuk şefi …'ın beyanında işyerinde normal formen olarak çalışan 150 personel bulunduğunun ifade edildiği, 24/09/2014 tarihli işe başlama yazısında davacının 2 yıl süreli sözleşme ile alındığının belirtildiği, proje ve yatırım müdürlüğünde çok sayıda formen çalıştığı, anlaşılmış olup yapılan işin niteliği gözetildiğinde belirli süreli bir iş olmadığı veya belirli bir işin tamamlanması veya belirli bir olgunun ortaya çıkması gibi objektif koşullara bağlı olarak yapılmadığı, iş sözleşmesinin belirli süreli olarak yapılmasını gerektiren esaslı bir neden bulunmadığı anlaşılmaktadır. 4857 sayılı İş Kanunu'nun 19. maddesi uyarınca aynı yasanın 18. maddesi kapsamında kalan işçinin iş sözleşmesinin geçerli nedenle feshetmek isteyen işveren, fesih bildirimini yazılı olarak yapmak ve fesih sebebini açık ve kesin bir şekilde belirtmek zorundadır. Yazılı fesih bildiriminin de, fesih sebebini açık ve kesin bir şekilde içermesi zorunludur. 4857 sayılı İş Kanunu’nun 19’uncu maddesinde öngörülen yazılı şekil şartına uymamak feshi geçersiz kılar. Yazılı fesih bildiriminde, fesih açık ve kesin sebebinin gösterilmemesi, İş Kanunu’nun 20’nci maddesi anlamında feshin geçersizliği sonucunu doğurur. Dosya içeriğine göre davalı işverence davacıya yapılan nedenleri açık ve kesin bir şekilde belirtilmiş yazılı fesih bildirimi bulunmadığından 4857 sayılı İş Kanunu’nun 19. maddesi uyarınca fesih geçerli nedene dayanmamaktadır. Ayrıca aynı gün temyiz incelemesi yapılan Karabük İş Mahkemesinin 2015/302 Esas 2016/76 Karar sayılı dosyasından verilen ve aynı görevde formen olarak belirli süreli sözleşme ile çalışan Atik Ulukaya adlı işçi yönünden davacıya yaptırılan işin niteliği gereği belirli süreli sözleşme yapılmasını gerektirir bir durum olmaması göz önüne alındığında davacı ile yapılan sözleşmenin belirsiz süreli sözleşme olarak kabulüne karar verilmiş ve feshin geçerli nedene dayanmadığı da anlaşıldığından davacının işe iadesine dair verilen kararın Dairemizin 2016-13563 -19172 E/K sayılı ilamıyla onandığı da anlaşılmıştır. Bu nedenle davanın kabulüne karar verilmek gerekirken yazılı gerekçe ile reddi hatalı olmuştur. 4857 sayılı İş Yasasının 20/3. maddesi uyarınca hükmün bozulmak suretiyle ortadan kaldırılması ve Dairemizce aşağıdaki şekilde karar verilmesi gerekmiştir. HÜKÜM: Yukarıda açıklanan gerekçe ile; 1-Mahkemenin kararının BOZULARAK ORTADAN KALDIRILMASINA, 2-Feshin GEÇERSİZLİĞİNE ve davacının İŞE İADESİNE, 3-Davacının yasal süre içinde başvurusuna rağmen davalı işverence süresi içinde işe başlatılmaması halinde ödenmesi gereken tazminatın miktarının davacının kıdemi, fesih nedeni dikkate alınarak takdiren 4 aylık brüt ücreti tutarında BELİRLENMESİNE, 4-Davacı işçinin işe iadesi için işverene süresi içinde müracaatı halinde hak kazanılacak olan ve kararın kesinleşmesine kadar en çok 4 aya kadar ücret ve diğer haklarının davalıdan tahsilinin GEREKTİĞİNE, 5- Alınması gerekli 29,20 TL karar ve ilam harcından, peşin alınan 27,70 TL harcın mahsubuyla bakiye 1,50 TL karar ve ilam harcının davalıdan alınarak Hazine'ye gelir kaydına, 6-Davacının yapmış olduğu posta ve tebligat masrafı 128,10 TL yargılama giderinin davalıdan tahsili ile davacıya verilmesine, davalının yaptığı yargılama giderinin üzerinde bırakılmasına, 7-Karar tarihinde yürürlükte bulunan AAÜT'ne göre 1.800,00 TL avukatlık ücretinin davalıdan tahsili alınarak davacıya verilmesine, 8-Artan gider ve delil avansının ilgilisine iadesine, 9-Peşin alınan temyiz harcının isteği halinde davacıya iadesine, 09/11/2016 gününde oybirliği ile KESİN olarak karar verildi.

Fesih bildirimiyle sona erme kararlaştırılmış olmasına rağmen taraflardan hiçbiri bildirimde bulunmazsa, 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu m. 430 sözleşmeyi belirsiz süreli hale getirir. Bu dönüşümün, süre sonunda kendiliğinden sona erme düzeniyle hangi durumda birlikte işleyeceği maddede ayrıca gösterilmemiştir.

On yılı aşan hizmet sözleşmesinde fesih bildirimi

6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu m. 430, on yıldan uzun süreli hizmet sözleşmesinde her iki tarafa, on yıl geçtikten sonra altı aylık bildirim süresine uyarak fesih imkânı tanır. Bildirimin sonucu, bu süreyi izleyen ayın başında doğar. Madde, on yıldan uzun sözleşme kurulmasını ayrıca yasaklamaz.

Deneme süresi

Belirli süreli iş sözleşmelerinde, 4857 sayılı İş Kanunu m. 15’te değinilen süre aşılmamak koşuluyla deneme süresi konulabilir. İş sözleşmesine deneme kaydı konulduğunda bu süre en çok iki ay olabilir. Deneme süresi toplu iş sözleşmeleriyle dört aya kadar uzatılabilir.

4857 sayılı İŞ KANUNU m. 15Kaynağı aç
Madde 15 – Taraflarca iş sözleşmesine bir deneme kaydı konulduğunda, bunun süresi en çok iki ay olabilir. Ancak deneme süresi toplu iş sözleşmeleriyle dört aya kadar uzatılabilir. Deneme süresi içinde taraflar iş sözleşmesini bildirim süresine gerek olmaksızın ve tazminatsız feshedebilir. İşçinin çalıştığı günler için ücret ve diğer hakları saklıdır. Takım sözleşmesi ile oluşturulan iş sözleşmeleri

Deneme süresi içinde her iki taraf, bildirim süresi beklemeden ve tazminat ödemeden sözleşmeyi sona erdirebilir. İşçinin fiilen çalıştığı günlere ait ücret ile diğer hakları korunur.

İşin niteliğine göre belirsiz süre kabulü

Yargıtay 9. Hukuk Dairesi, sürekli nitelikteki doktorluk işinde belirli süreli sözleşmeyi gerektiren objektif neden bulunmadığı için sözleşmeyi belirsiz süreli kabul etmiştir. Belirsiz süreli iş akdinde süreden önce feshe bağlı cezai şartın geçerli olmayacağını belirterek bu cezai şart alacağının kabulünü hatalı görmüş ve E. 2012/3721, K. 2014/9071 sayılı kararla 19.03.2014 tarihinde oybirliğiyle bozma kararı vermiştir. Sonuç, bu dosyadaki cezai şart alacağına ilişkindir.

Aynı daire, 23.01.2015 ile 23.12.2015 tarihlerini taşıyan sözleşmede belirli süreli yapılmasını gerektiren objektif esaslı neden bulunmadığını ve sözleşmenin belirsiz süreli kabul edilmesi gerektiğini belirtmiştir. Yerel mahkemenin sözleşmeyi belirli süreli sayarak davayı kabul etmesini hatalı bularak E. 2016/34088, K. 2017/928 sayılı kararla 26.01.2017 tarihinde oybirliğiyle bozmuştur. Bu bozma, ihbar tazminatının doğduğuna dair yeni bir hüküm kurmaz.

Yargıtay 7. Hukuk Dairesi, formen işinin belirli süreli bir iş olmadığını, belirli bir işin tamamlanması veya belirli bir olgunun ortaya çıkması gibi objektif koşullara bağlı kurulmadığını ve esaslı neden bulunmadığını kabul etmiştir. Davalı işverence nedenleri açık ve kesin biçimde belirtilmiş yazılı fesih bildirimi bulunmadığından, 4857 sayılı İş Kanunu m. 19 uyarınca feshin geçerli nedene dayanmadığı sonucuna varmıştır.

Bu dosyada daire, yerel ret kararını kaldırarak feshin geçersizliğine ve davacının işe iadesine E. 2016/13562, K. 2016/19171 sayılı kararla 09.11.2016 tarihinde oybirliğiyle kesin olarak karar vermiştir. İşe başlatılmama hâlinde ödenecek tutarı, davacının kıdemi ve fesih nedeni dikkate alınarak dört aylık brüt ücreti tutarında belirlemiş; süresi içinde başvuruda, kararın kesinleşmesine kadar en çok dört aya kadar ücret ve diğer hakların tahsilini öngörmüştür. Bu sonuçlar bu karara özgüdür.

Kıdem süresinin hesabı

1475 sayılı İş Kanunu m. 14’e göre işçilerin kıdemleri, hizmet akdinin devam etmiş veya aralarla yeniden kurulmuş olmasına bakılmaksızın aynı işverenin bir veya değişik işyerlerinde çalıştıkları süreler göz önüne alınarak hesaplanır. Bu hüküm, zincirleme belirli süreli sözleşmeyi belirsiz süreli sözleşmeye dönüştürmez; kıdem süresinin hesabına ilişkindir.

1475 sayılı İŞ KANUNU m. 14Kaynağı aç
Madde 14 – (Değişik birinci fıkra: 29/7/1983 – 2869/3 md.) Bu Kanuna tabi işçilerin hizmet akitlerinin: 1. İşveren tarafından bu Kanunun 17 nci maddesinin II numaralı bendinde gösterilen sebepler dışında, 2. İşçi tarafından bu Kanunun 16 ncı maddesi uyarınca, 3. Muvazzaf askerlik hizmeti dolayısıyle, 4. Bağlı bulundukları kanunla veya Cumhurbaşkanlığı kararnamesiyle kurulu kurum veya sandıklardan yaşlılık, emeklilik veya malullük aylığı yahut toptan ödeme almak amacıyla;[2] 5. (Ek: 25/8/1999 – 4447/45 md.) 506 Sayılı Kanunun 60 ıncı maddesinin birinci fıkrasının (A) bendinin (a) ve (b) alt bentlerinde öngörülen yaşlar dışında kalan diğer şartları veya aynı Kanunun Geçici 81 inci maddesine göre yaşlılık aylığı bağlanması için öngörülen sigortalılık süresini ve prim ödeme gün sayısını tamamlayarak kendi istekleri ile işten ayrılmaları nedeniyle, Feshedilmesi veya kadının evlendiği tarihten itibaren bir yıl içerisinde kendi arzusu ile sona erdirmesi veya işçinin ölümü sebebiyle son bulması hallerinde işçinin işe başladığı tarihten itibaren hizmet aktinin devamı süresince her geçen tam yıl için işverence işçiye 30 günlük ücreti tutarında kıdem tazminatı ödenir. Bir yıldan artan süreler için de aynı oran üzerinden ödeme yapılır. (Değişik fıkralar: 17/10/1980 – 2320/1 md.): İşçilerin kıdemleri, hizmet akdinin devam etmiş veya fasılalarla yeniden akdedilmiş olmasına bakılmaksızın aynı işverenin bir veya değişik işyerlerinde çalıştıkları süreler gözönüne alınarak hesaplanır. İşyerlerinin devir veya intikali yahut herhangi bir suretle bir işverenden başka bir işverene geçmesi veya başka bir yere nakli halinde işçinin kıdemi, işyeri veya işyerlerindeki hizmet akitleri sürelerinin toplamı üzerinden hesaplanır. 12/7/1975 tarihinden, itibaren işyerinin devri veya herhangi bir suretle el değiştirmesi halinde işlemiş kıdem tazminatlarından her iki işveren sorumludur. Ancak, işyerini devreden işverenlerin bu sorumlulukları işçiyi çalıştırdıkları sürelerle ve devir esnasındaki işçinin aldığı ücret seviyesiyle sınırlıdır. 12/7/1975 tarihinden evvel işyeri devrolmuş veya herhangi bir suretle el değiştirmişse devir mukavelesinde aksine bir hüküm yoksa işlemiş kıdem tazminatlarından yeni işveren sorumludur.[3] [4] İşçinin birinci bendin 4 üncü fıkrası hükmünden faydalanabilmesi için aylık veya toptan ödemeye hak kazanmış bulunduğunu ve kendisine aylık bağlanması veya toptan ödeme yapılması için yaşlılık sigortası bakımından bağlı bulunduğu kuruma veya sandığa müracaat etmiş olduğunu belgelemesi şarttır. İşçinin ölümü halinde bu şart aranmaz. T.C. Emekli Sandığı Kanunu ve Sosyal Sigortalar Kanununa veya yalnız Sosyal Sigortalar Kanununa tabi olarak sadece aynı ya da değişik kamu kuruluşlarında geçen hizmet sürelerinin birleştirilmesi suretiyle Sosyal Sigortalar Kanununa göre yaşlılık veya malullük aylığına ya da toptan ödemeye hak kazanan işçiye, bu kamu kuruluşlarında geçirdiği hizmet sürelerinin toplamı üzerinden son kamu kuruluşu işverenince kıdem tazminatı ödenir. Yukarıda belirtilen kamu kuruluşlarında işçinin hizmet akdinin evvelce bu maddeye göre kıdem tazminatı ödenmesini gerektirmeyecek şekilde sona ermesi suretiyle geçen hizmet süreleri kıdem tazminatının hesabında dikkate alınmaz. Ancak, bu tazminatın T.C. Emekli Sandığına tabi olarak geçen hizmet süresine ait kısmı için ödenecek miktar, yaşlılık veya malullük aylığının başlangıç tarihinde T.C. Emekli Sandığı Kanununun yürürlükteki hükümlerine göre emeklilik ikramiyesi için öngörülen miktardan fazla olamaz. Bu maddede geçen kamu kuruluşları deyimi, genel, katma ve özel bütçeli idareler ile 468 sayılı Kanunun 4 üncü maddesinde sayılan kurumları kapsar. Aynı kıdem süresi için bir defadan fazla kıdem tazminatı veya ikramiye ödenmez. Kıdem tazminatının hesaplanması, son ücret üzerinden yapılır. Parça başı, akort, götürü veya yüzde usulü gibi ücretin sabit olmadığı hallerde son bir yıllık süre içinde ödenen ücretin o süre içinde çalışılan günlere bölünmesi suretiyle bulunacak ortalama ücret bu tazminatın hesabına esas tutulur. Ancak, son bir yıl içinde işçi ücretine zam yapıldığı takdirde, tazminata esas ücret, işçinin işten ayrılma tarihi ile zammın yapıldığı tarih arasında alınan ücretin aynı süre içinde çalışılan günlere bölünmesi suretiyle hesaplanır. (Değişik: 29/7/1983 – 2869/3 md.) 13 üncü maddesinde sözü geçen tazminat ile bu maddede yer alan kıdem tazminatına esas olacak ücretin hesabında 26 ncı maddenin birinci fıkrasında yazılı ücrete ilaveten işçiye sağlanmış olan para ve para ile ölçülmesi mümkün akdi ve kanundan doğan menfaatler de gözönünde tutulur. Kıdem tazminatının zamanında ödenmemesi sebebiyle açılacak davanın sonunda hakim gecikme süresi için, ödenmeyen süreye göre mevduata uygulanan en yüksek faizin ödenmesine hükmeder. İşçinin mevzuattan doğan diğer hakları saklıdır.[5] (Değişik: 17/10/1980 – 2320/1 md.) Bu maddede belirtilen kıdem tazminatı ile ilgili 30 günlük süre hizmet akidleri veya toplu iş sözleşmeleri ile işçi lehine değiştirilebilir. (Değişik: 10/12/1982 – 2762/1 md.) Ancak, toplu sözleşmelerle ve hizmet akitleriyle belirlenen kıdem tazminatlarının yıllık miktarı, Devlet Memurları Kanununa tabi en yüksek Devlet memuruna 5434 sayılı T.C. Emekli Sandığı Kanunu hükümlerine göre bir hizmet yılı için ödenecek azami emeklilik ikramiyesini geçemez. (Değişik fıkralar: 17/10/1980 – 2320/1 md.): İşçinin ölümü halinde yukarıdaki hükümlere göre doğan tazminat tutarı, kanuni mirasçılarına ödenir. Kıdem tazminatından doğan sorumluluğu işveren şahıslara veya sigorta şirketlerine sigorta ettiremez. İşveren sorumluluğu altında ve sadece yaşlılık, emeklilik, malullük, ölüm ve toptan ödeme hallerine mahsus olmak kaydiyle Devlet veya kanunla veya Cumhurbaşkanlığı kararnamesiyle kurulu kurumlarda veya % 50 hisseden fazlası Devlete ait bir bankada veya bir kurumda işveren tarafından kıdem tazminatı ile ilgili bir fon tesis edilir.[6] Fon tesisi ile ilgili hususlar kanunla düzenlenir.

Aynı maddede kıdem tazminatı, maddede düzenlenen fesih hâlleri, kadının evlendiği tarihten itibaren bir yıl içinde kendi arzusuyla sözleşmeyi sona erdirmesi veya işçinin ölümü üzerine, işe başladığı tarihten itibaren her geçen tam yıl için 30 günlük ücreti tutarında ödenir. Süre bitimi bu cümlede ayrıca anılmaz.

Birikimli çalışma, izin ve eşit işlem

Zincirleme sözleşmelerde aralıksız veya fiilî çalışma varsa hizmet süresi birikimli değerlendirilir ve yıllık izin hakları kademeli artar.

Belirli süreli ve belirsiz süreli ayrımı, ücret ve sosyal haklara ayrımcı biçimde yansıtılamaz. İşverenin eşit işlem yükümlülüğü, özellikle kıdem dışındaki yan haklar bakımından devam eder.

İşçinin haklı nedenle feshi

İşçi, ücretin ödenmemesi veya sağlık ve ahlak kurallarına aykırılık gibi haklı bir nedenle sözleşmeyi feshederse bakiye süre ücreti isteme imkânı gündeme gelebilir. Bu imkân, her olayda kendiliğinden doğan kesin bir alacak olarak kurulmamıştır.

Belirli süreli sözleşme hangi koşulla kurulur?

Sözleşmenin açık veya örtülü süreye bağlanması yanında objektif neden bulunmalı ve sözleşme yazılı yapılmalıdır. Objektif koşullar; belirli süreli iş, belli bir işin tamamlanması veya belirli bir olgunun ortaya çıkmasıdır. İşin niteliği, belirli bir işin tamamlanması, belirli bir olgunun gerçekleşmesi ve geçici ikame de objektif sebep örnekleri arasında sayılır.

Esaslı neden yoksa zincirleme sözleşme ne olur?

Esaslı neden olmadıkça belirli süreli sözleşme birden fazla üst üste yapılamaz ve sözleşme başlangıçtan itibaren belirsiz süreli kabul edilir. Esaslı nedene dayalı zincirleme belirli süreli niteliğini korur.

Sözleşmeler arasına kısa ara koymak yeterli midir?

Hayır. Çok kısa aralar zincirleme sonucunu ortadan kaldırmaz; ilişkinin ekonomik ve fiilî sürekliliğine bakılır.

Süre bitince sözleşme nasıl sona erer?

Türk Borçlar Kanunu m. 430’a göre belirli süreli hizmet sözleşmesi, aksi kararlaştırılmadıkça fesih bildirimi olmadan süre bitiminde kendiliğinden sona erer. Süre bitiminden sonra örtülü sürdürme belirsiz süreye dönüştürür. Esaslı sebep varsa üst üste belirli süreli hizmet sözleşmesi kurulabilir.

On yılı aşan sözleşmede fesih nasıl olur?

On yılı aşan hizmet sözleşmesinde taraflar, on yıl dolduktan sonra altı ay önceden bildirimde bulunarak sözleşmeyi feshedebilir. Feshin hükmü, bildirim süresinden sonraki ayın ilk gününde başlar.

Deneme süresi en çok ne kadardır?

Deneme kaydı konulmuşsa süre en çok iki aydır. Toplu iş sözleşmesiyle dört aya kadar uzatılabilir. Bu süre içinde sözleşme bildirim süresine gerek olmaksızın ve tazminatsız feshedilebilir; çalışılan günlerin ücreti ve diğer haklar saklıdır.

Kıdem hangi hâllerde düzenlenmiştir?

1475 sayılı Kanun m. 14, maddede düzenlenen fesih hâllerini, kadının evlenme tarihinden itibaren bir yıl içinde kendi arzusuyla sona erdirmesini ve işçinin ölümünü esas alır. Her geçen tam yıl için 30 günlük ücret öngörülür. Kıdem, aralıklı çalışmalar dâhil aynı işverenin işyerlerindeki süreler göz önüne alınarak hesaplanır.

Hukuki uyarı: Bu içerik genel bilgilendirme amacı taşır; somut olay değerlendirmesi için avukata başvurulmalıdır.

Hazırlayan: Av. Erdal Ersoy

Avukat Erdal Ersoyİletişim ve randevu