İş Hukukunda Mobbingin Şartları ve İşyeri Kabalığı

by Avukat Erdal Ersoy
İş Hukukunda Mobbingin Şartları ve İşyeri Kabalığı

İşverenin İşçiyi Gözetme Borcu ve Yasal Dayanaklar

6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun 417. maddesinin birinci fıkrası gereğince işveren, hizmet ilişkisinde işçinin kişiliğini korumak, saygı göstermek ve işyerinde dürüstlük ilkelerine uygun bir düzen sağlamakla, özellikle işçilerin psikolojik ve cinsel tacize uğramamaları ve bu tür tacizlere uğramış olanların daha fazla zarar görmemeleri için gerekli önlemleri almakla yükümlüdür. Maddenin ikinci fıkrası işyerinde iş sağlığı ve güvenliğinin sağlanması için gerekli her türlü önlemin alınmasını ve araç-gereçlerin noksansız bulundurulmasını öngörürken, üçüncü fıkrası işverenin kanuna ve sözleşmeye aykırı davranışı sebebiyle işçinin ölümü, vücut bütünlüğünün zedelenmesi veya kişilik haklarının ihlaline bağlı zararların tazmininin sözleşmeye aykırılıktan doğan sorumluluk hükümlerine tabi olduğunu düzenlemektedir.

6098 sayılı TÜRK BORÇLAR KANUNU m. 417Kaynağı aç
MADDE 417- İşveren, hizmet ilişkisinde işçinin kişiliğini korumak ve saygı göstermek ve işyerinde dürüstlük ilkelerine uygun bir düzeni sağlamakla, özellikle işçilerin psikolojik ve cinsel tacize uğramamaları ve bu tür tacizlere uğramış olanların daha fazla zarar görmemeleri için gerekli önlemleri almakla yükümlüdür. İşveren, işyerinde iş sağlığı ve güvenliğinin sağlanması için gerekli her türlü önlemi almak, araç ve gereçleri noksansız bulundurmak; işçiler de iş sağlığı ve güvenliği konusunda alınan her türlü önleme uymakla yükümlüdür. İşverenin yukarıdaki hükümler dâhil, kanuna ve sözleşmeye aykırı davranışı nedeniyle işçinin ölümü, vücut bütünlüğünün zedelenmesi veya kişilik haklarının ihlaline bağlı zararların tazmini, sözleşmeye aykırılıktan doğan sorumluluk hükümlerine tabidir. 2. Ev düzeni içinde çalışmada

4721 sayılı Türk Medeni Kanunu'nun 2. maddesi gereğince herkes haklarını kullanırken ve borçlarını yerine getirirken dürüstlük kuralına uymak zorundadır ve bir hakkın açıkça kötüye kullanılmasını hukuk düzeni korumaz. Mobbing teşkil eden eylemler, işverenin işçiyi gözetme borcu ile eşit davranma yükümlülüğüne aykırılık oluşturduğu gibi işçinin kişilik haklarına müdahale niteliği de taşımaktadır.

4721 sayılı TÜRK MEDENİ KANUNU m. 2Kaynağı aç
Madde 2 – Herkes, haklarını kullanırken ve borçlarını yerine getirirken dürüstlük kurallarına uymak zorundadır. Bir hakkın açıkça kötüye kullanılmasını hukuk düzeni korumaz. II. İyiniyet

Mobbingin Unsurları ve Eylemlerin Kapsamı

Yargısal kabullerde mobbing, işyerinde diğer çalışanlar veya işverenler tarafından tekrarlanan saldırılar biçiminde uygulanan bir psikolojik terör olarak nitelendirilir. Mobbing faili yalnızca işveren veya üst konumundaki yöneticilerle sınırlı değildir; çalışanın astları veya eşit kıdemdeki iş arkadaşları da fail olabilir. Bu doğrultuda sistematik biçimde uygulanan her tür kötü muamele, tehdit, şiddet ve aşağılama mobbinge delil teşkil edebilecek davranışlar arasında kabul edilir.

Çalışanın kendini göstermesinin engellenmesi, sözünün kesilmesi, yüksek sesle azarlanması, sürekli eleştiriye maruz bırakılması, iş ortamında yokmuş gibi davranılması, iletişimin kesilmesi, fikirlerine itibar edilmemesi, asılsız söylentiler ve hoş olmayan imalar yayılması, nitelikli iş verilmeyip anlamsız işlerle sürekli yerinin değiştirilmesi, ağır işler verilmesi ve fiziksel şiddet tehdidi psikolojik taciz örnekleri arasında sayılmaktadır. Bu davranışlar nedenleri farklılık gösterse de çoğunlukla işçinin işyerinden ayrılmasını sağlama amacına yönelmektedir.

Süreklilik Ölçütü ve Davranışların Niteliği

İşyerinde meydana gelen her olumsuz yaklaşım mobbing olarak nitelendirilmez. Anlık öfkeyle sergilenen ve süreklilik göstermeyen münferit davranışlar mobbing sayılmadığı gibi bir yöneticinin otoriter yönetim tarzı benimsemesi de tek başına mobbinge emare teşkil etmez.

Psikolojik tacizin varlığı için eylemlerin belirli bir süreye yayılması ve sistematik bir yapı kazanması aranır. Nitekim somut bir uyuşmazlıkta, eylemlerin başlangıcı ile sözleşmenin feshi tarihi arasında geçen yaklaşık altı aylık sürenin varlığı, eylemlerin belirli bir süreye yayılması ve sistematik bir hâl alması bakımından yeterli görülmemiştir.

Mobbing ile İşyeri Kabalığı Arasındaki Ayrım

Mobbingi stres, tükenmişlik sendromu, iş tatminsizliği veya iş doyumsuzluğu gibi durumlardan ve işyeri kabalığından ayıran temel kıstas; belirli bir kişinin belirli bir amaca yönelik hedef alınması ve uygulanan haksızlığın sürekli, sistematik ve sık oluşudur. İşyeri kabalığı ise nezaket ve saygının yokluğu olarak tezahür eden; kişiye bağlı, beğenilmeyen, rahatsız edici, çirkin ve hoş karşılanmayan söz, tutum ve davranışlardan ibarettir.

İşyerinde personel eksiği bulunduğunu belirten çalışanın gıyabında işveren tarafından çalışmaya veya evde oturmaya yönelik sarf edilen sözler üzerine yapılan fesih haklı nedene dayalı bulunmamıştır. Buna karşılık, bir amirin veya ustabaşının çalışana yönelik onur kırıcı sözleri mobbing sayılmamakla birlikte iş sözleşmesinin haklı nedenle feshine dayanak teşkil etmiş ve kişilik haklarının zedelenmesi sebebiyle manevi tazminat ödenmesi gerektiği sonucuna varılmıştır.

İspat Standardı ve Yaklaşık İspat Kuralı

Mobbing iddialarında şüpheden uzak kesin ve mutlak deliller aranmaz. İşçinin, kendisine işyerinde mobbing uygulandığına dair kuşku uyandıracak olguları ileri sürmesi yeterli olup, bu olguların mahkemeye sunulması halinde işyerinde mobbingin gerçekleşmediğini ispat yükümlülüğü işverene aittir.

Yargıtay 22. Hukuk Dairesi, E. 2015/11958, K. 2016/15623Kaynağı aç
22. Hukuk Dairesi         2015/11958 E.  ,  2016/15623 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ :İş Mahkemesi EKİLİ AVUKAT DAVA : Taraflar arasındaki, davacı-birleşen dosya davalısı kıdem, ihbar tazminatı, ücret alacağı ile maddi ve manevi tazminat alacaklarının ödetilmesine, davalı-birleşen dosya davacısı ise ihbar tazminatı alacağının ödetilmesi davasının yapılan yargılaması sonunda; asıl davacının ilamda yazılı sebeplerle gerçekleşen miktarın faiziyle birlikte davalıdan alınarak davacıya verilmesine ve karşı davanın reddine ilişkin hükmün süresi içinde temyizen incelenmesi taraflar avukatlarınca istenilmesi ve davacı-birleşen dosya davalısı avukatınca da duruşma talep edilmesi üzerine dosya incelenerek işin duruşmaya tabi olduğu anlaşılmış ve duruşma için …… Salı günü tayin edilerek taraflara çağrı kağıdı gönderilmişti. Duruşma günü davacı-birleşen dosya davalısı adına vekili Avukat…… ile karşı taraf adına vekili Avukat ……. geldiler. Duruşmaya başlanarak hazır bulunan avukatların sözlü açıklamaları dinlendikten sonra duruşmaya son verilerek Tetkik Hakimi … tarafından düzenlenen rapor sunuldu, dosya incelendi, gereği konuşulup düşünüldü: Y A R G I T A Y K A R A R I Davacı-birleşen dava davalısı vekili, müvekkili işçinin mobinge maruz kalması sebebiyle iş sözleşmesini haklı olarak feshettiğini, tazminat ve ağustos ayına ilişkin aylık ücret alacaklarının ödenmediğini ileri sürerek, kıdem tazminatı, ihbar tazminatı ve aylık ücret alacaklarının hüküm altına alınmasını; birleşen davasında ise, mobing kaynaklı maddi ve manevi tazminat alacaklarının hüküm altına alınmasını talep etmiştir. Davalı-birleşen dava davacısı vekili, işçinin taleplerinin haksız olduğunu ileri sürerek, işçi tarafından açılmış dava ve birleşen davanın reddini savunmuş; birleşen davasında ise, iş sözleşmesinin haklı neden olmadan feshedildiği ileri sürerek müvekkili işverenin ihbar tazminatı alacağının hüküm altına alınmasını talep etmiştir. Mahkemece, toplanan deliller ve bilirkişi raporuna dayanılarak, işçi tarafından açılan asıl davanın kabulüne, birleşen davanın ise reddine; işveren tarafından açılan birleşen davanın reddine karar verilmiştir. Kararı, taraflar vekilleri temyiz etmiştir. 1-Dosyadaki yazılara toplanan delillerle kararın dayandığı kanuni gerektirici sebeplere göre, davalı-birleşen dava davacısı işverenin tüm, davacı-birleşen dava davalısı işçinin aşağıdaki bendin kapsamı dışında kalan temyiz itirazları yerinde değildir. 2-Taraflar arasında, işçinin mobinge maruz kalıp kalmadığı noktasında uyuşmazlık bulunmaktadır. Aynı ortamda bulunan veya aynı organizasyona bağlı olan bir veya birden fazla kimsenin, bir kişiye belli bir amaçla, sistematik bir şekilde, yılgınlık, korku, tedirginlik, endişe, bunalım, bıkkınlık, sıkıntı veya kaygı oluşturacak söz, tutum veya davranışlarla psikolojik ve duygusal baskı kurarak onu belli şekilde davranmaya ya da davranmamaya, ortak alandan uzaklaştırmaya, güçsüzleştirmeye, değersizleştirmeye, aşağılamaya, küçük düşürmeye veya pasifize etmeye yönelik çabalarına mobing denilir. İşyerinde mobing, belirli kişi ya da kişilerin zarar verici söz, tutum ve davranışlarına maruz kalınmasıyla başlayan yıldırma, yıpratma, sindirme, bıktırma ve belli şekilde davranmaya mecbur bırakma sürecini içermektedir. Bu sürecin başından sonuna kadar hedef alınan kişi veya kişilere sistemli bir şekilde psikolojik, duygusal ve sosyal saldırı gerçekleştirilmektedir. Hedef alınan kişinin şeref, kişilik, karakter, inanç, değer, yetenek, tecrübe, düşünce, tercih, yaşam biçimi ve kültür gibi yönlerine topluca bir saldırı söz konusudur. Bu saldırı, dedikodu ve söylenti çıkarma, iftira atma, çalışanlar önünde küçük düşürme, hafife alma, karalama, kötüleme ve yok sayma gibi kişiyi zihinsel, ruhsal, fiziksel ve bedensel olarak etkileyebilecek eylemlerle yapılmaktadır. Uluslararası Çalışma Örgütüne göre mobing, “bir veya bir grup işçiyi sabote etmek için yapılan, zalimce, kötü niyetli, intikamcı, aşağılayıcı ve eleştirici tavırlarla kendini gösteren davranış biçimi” şeklinde tanımlanmaktadır. Mobingi; stres, tükenmişlik sendromu, işyeri kabalığı, iş tatminsizliği ya da doyumsuzluğu gibi olgulardan ayıran husus, belli kişinin belli bir amaca yönelik olarak hedef alınması, yapılan haksızlığın sürekli, sistematik ve sık oluşudur. Süreklilik göstermeyen, belli aralıklarla sık sık tekrarlanmayan, ara sıra münferit olarak meydana gelmiş birkaç haksız, kaba, nezaketsiz veya etik dışı davranış mobing olarak nitelendirilemez. Mobingin varlığı için kişilik haklarının ağır şekilde ihlaline gerek yoktur. Kişilik haklarına yönelik bir haksızlığın varlığı yeterlidir. Ayrıca, mobing gibi diğer dava türlerine göre ispatı nispeten daha zor olan bir konuda, kesin ve mutlak bir ispat şartı aranmamalıdır. İşçinin, kendisine işyerinde mobing uygulandığına dair kuşku uyandıracak olguları ileri sürmesi yeterlidir. İşyerinde mobingin varlığını gösteren olguların mahkemeye sunulması halinde, işyerinde mobingin gerçekleşmediğini ispat külfetinin işverene düştüğü kabul edilmelidir. Somut olayda, davacı işçi, 21.03.2007-22.08.2012 tarihleri arasında, en son, uzman (baş proje direktörü) ünvanıyla çalışmış, iş sözleşmesi mobing uygulandığı iddiasıyla işçi tarafından feshedilmiştir. Davacı işçinin, işverenliğin 01.08.2011 olur tarihli yazısıyla, İstanbul ilinin turizm ve ekonomik açıdan önem arz etmesi, işverenin ekonomik gelişmeleri takip ve yatırım imkanlarını yakından izleme görevinin bulunması ve ajans faaliyetlerinin etkin ve verimli şekilde yürütülmesi gerektiği hususları açıklanarak, Ankara ilinden İstanbul ilindeki irtibat ofisine, 01.09.2011 tarihinden itibaren görevlendirildiği anlaşılmaktadır. Bahsi geçen görevlendirmenin geçici yapıldığına ilişkin, görevlendirme yazısında herhangi bir ifade bulunmamaktadır. Fesih tarihine kadar çalışmanın, İstanbul ilinde devam ettiği de sabittir. Davacı, gerek yeni görev yerinde kendisine iş verilmemesi, gerekse de eşinin Ankara'da çalışması ve çocuğunun Ankarada eğitim görmesi sebepleriyle aile birliğinin zedelendiğini ileri sürerek, görevlendirmenin kaldırılmasını talep etmiş ise de, işverenlik cevabında, davacının uzmanlığına ve çalışmalarına İstanbul işyerinde ihtiyaç duyulduğu gerekçesi belirtilerek, görevlendirmenin kaldırılması talebi reddedilmiştir. Davacı işçinin nitelikli ve mesleğinde tecrübeli bir çalışan olduğu sabittir. Dosya kapsamındaki delillerin birlikte değerlendirilmesi neticesinde, işçi uzmanlığına ve İstanbul işyerinin önemine vurgu yapılarak, işçinin Ankaradan İstanbula süresiz görevlendirildiği, ancak yeni görev yerinde, tecrübesine ve işyerindeki pozisyonuna uygun şekilde görev verilmeyerek pasifize edildiği, işyerinde işe yaramayan personel algısının oluşturulduğu ve bu suretle davacı işçiye, kendi isteğiyle işten ayrılmasını sağlamak amacıyla mobing uygulanmış olduğu anlaşılmaktadır. Mobinge maruz kalan davacı işçi, iş sözleşmesini feshetmiştir. Bu halde, işçinin kıdem tazminatına hak kazandığı sabittir. İhbar tazminatı talebine gelince, her ne kadar fesih işçi tarafından yapılmış ise de, işverenin uyguladığı mobing sonucu işçinin iradesinin feshe yönlendirildiği sabit olduğundan, ihbar tazminatına da hak kazanılmıştır. Mahkemenin, mobing şartlarının oluşmadığına yönelik gerekçesi isabetsiz ise de, kıdem ve ihbar tazminatı alacaklarının hüküm altına alınması, sonuç itibariyle doğru görülmüştür. Manevi tazminat alacağı bakımından, şartlar oluştuğundan, takdir edilecek uygun bir miktarda manevi tazminata hükmedilmesi gerekirken, talebin reddi hatalıdır. Maddi tazminat alacağı talebi yönünden ise, maddi zararın varlığına ve miktarına ilişkin sunulan deliller değerlendirilmeli ve neticeye göre maddi bir zarar bulunduğunun belirlenmesi halinde hüküm altına alınmalıdır. SONUÇ: Temyiz olunan kararın yukarıda yazılı sebeplerden BOZULMASINA, davacı-birleşen dava davalısı işçi yararına takdir edilen 1.350,00 TL duruşma vekalet ücretinin karşı tarafa yükletilmesine, peşin alınan temyiz harcının istek halinde ilgiliye iadesine, 31.05.2016 gününde oybirliğiyle karar verildi.

Psikolojik tacizin genellikle uygulayan ile maruz kalan arasında cereyan eden bir olgu olması karşısında değerlendirmede olayların tipik akışı ve tecrübe kuralları dikkate alınır. Mağdur durumundaki çalışanın iddiasını destekler nitelikte güçlü bir durumu ortaya koyması halinde ispat yükü yer değiştirerek işverene geçer. 4857 sayılı Kanun'un 5. maddesinin yedinci fıkrası uyarınca da çalışan ihlalin varlığı ihtimalini güçlü bir biçimde gösteren bir tablo ortaya koyduğunda, ihlalin mevcut olmadığını ispatlama yükümlülüğü işverene aittir.

4857 sayılı İŞ KANUNU m. 5Kaynağı aç
Madde 5 – (Ek: 6/2/2014-6518/57 md.) İş ilişkisinde dil, ırk, renk, cinsiyet, engellilik, siyasal düşünce, felsefî inanç, din ve mezhep ve benzeri sebeplere dayalı ayrım yapılamaz. İşveren, esaslı sebepler olmadıkça tam süreli çalışan işçi karşısında kısmî süreli çalışan işçiye, belirsiz süreli çalışan işçi karşısında belirli süreli çalışan işçiye farklı işlem yapamaz. İşveren, biyolojik veya işin niteliğine ilişkin sebepler zorunlu kılmadıkça, bir işçiye, iş sözleşmesinin yapılmasında, şartlarının oluşturulmasında, uygulanmasında ve sona ermesinde, cinsiyet veya gebelik nedeniyle doğrudan veya dolaylı farklı işlem yapamaz. Aynı veya eşit değerde bir iş için cinsiyet nedeniyle daha düşük ücret kararlaştırılamaz. İşçinin cinsiyeti nedeniyle özel koruyucu hükümlerin uygulanması, daha düşük bir ücretin uygulanmasını haklı kılmaz. İş ilişkisinde veya sona ermesinde yukarıdaki fıkra hükümlerine aykırı davranıldığında işçi, dört aya kadar ücreti tutarındaki uygun bir tazminattan başka yoksun bırakıldığı haklarını da talep edebilir. 2821 sayılı Sendikalar Kanununun 31 inci maddesi hükümleri saklıdır. 20 nci madde hükümleri saklı kalmak üzere işverenin yukarıdaki fıkra hükümlerine aykırı davrandığını işçi ispat etmekle yükümlüdür. Ancak, işçi bir ihlalin varlığı ihtimalini güçlü bir biçimde gösteren bir durumu ortaya koyduğunda, işveren böyle bir ihlalin mevcut olmadığını ispat etmekle yükümlü olur. İşyerinin veya bir bölümünün devri

Mobbinge Maruz Kalan İşçinin Hukuki Hakları ve Tazminat Talepleri

İşverenin gözetme borcuna aykırı davranması halinde işçi, 4857 sayılı İş Kanunu'nun 24. maddesine dayanarak iş akdini haklı nedenle feshedebilir. Kanun'un 24. maddesinin ikinci fıkrasının (b) bendi uyarınca işverenin işçinin veya ailesi üyelerinden birinin şeref ve namusuna dokunacak şekilde sözler söylemesi, davranışlarda bulunması veya cinsel tacizde bulunması; (c) bendi uyarınca işverenin işçiye veya ailesi üyelerinden birine karşı sataşmada bulunması, gözdağı vermesi veya şeref ve haysiyet kırıcı asılsız ağır isnat ya da ithamlarda bulunması derhal fesih hakkı tanır. Aynı fıkranın (d) bendine göre ise işçinin işyerinde diğer bir işçi veya üçüncü kişiler tarafından cinsel tacize uğraması ve bu durumu işverene bildirmesine rağmen gerekli önlemlerin alınmaması halinde işçi iş sözleşmesini sürenin bitimini veya bildirim süresini beklemeksizin derhal haklı nedenle feshedebilir.

4857 sayılı İŞ KANUNU m. 24Kaynağı aç
Madde 24 – Süresi belirli olsun veya olmasın işçi, aşağıda yazılı hallerde iş sözleşmesini sürenin bitiminden önce veya bildirim süresini beklemeksizin feshedebilir: I. Sağlık sebepleri: a) İş sözleşmesinin konusu olan işin yapılması işin niteliğinden doğan bir sebeple işçinin sağlığı veya yaşayışı için tehlikeli olursa. b) İşçinin sürekli olarak yakından ve doğrudan buluşup görüştüğü işveren yahut başka bir işçi bulaşıcı veya işçinin işi ile bağdaşmayan bir hastalığa tutulursa. II. Ahlak ve iyiniyet kurallarına uymayan haller ve benzerleri: a) İşveren iş sözleşmesi yapıldığı sırada bu sözleşmenin esaslı noktalarından biri hakkında yanlış vasıflar veya şartlar göstermek yahut gerçeğe uygun olmayan bilgiler vermek veya sözler söylemek suretiyle işçiyi yanıltırsa. b) İşveren işçinin veya ailesi üyelerinden birinin şeref ve namusuna dokunacak şekilde sözler söyler, davranışlarda bulunursa veya işçiye cinsel tacizde bulunursa. c) İşveren işçiye veya ailesi üyelerinden birine karşı sataşmada bulunur veya gözdağı verirse, yahut işçiyi veya ailesi üyelerinden birini kanuna karşı davranışa özendirir, kışkırtır, sürükler, yahut işçiye ve ailesi üyelerinden birine karşı hapsi gerektiren bir suç işlerse yahut işçi hakkında şeref ve haysiyet kırıcı asılsız ağır isnad veya ithamlarda bulunursa. d) İşçinin diğer bir işçi veya üçüncü kişiler tarafından işyerinde cinsel tacize uğraması ve bu durumu işverene bildirmesine rağmen gerekli önlemler alınmazsa. e) İşveren tarafından işçinin ücreti kanun hükümleri veya sözleşme şartlarına uygun olarak hesap edilmez veya ödenmezse, f) Ücretin parça başına veya iş tutarı üzerinden ödenmesi kararlaştırılıp da işveren tarafından işçiye yapabileceği sayı ve tutardan az iş verildiği hallerde, aradaki ücret farkı zaman esasına göre ödenerek işçinin eksik aldığı ücret karşılanmazsa, yahut çalışma şartları uygulanmazsa. III. Zorlayıcı sebepler: İşçinin çalıştığı işyerinde bir haftadan fazla süre ile işin durmasını gerektirecek zorlayıcı sebepler ortaya çıkarsa. İşverenin haklı nedenle derhal fesih hakkı

Mobbing oluşturan davranışların 4857 sayılı İş Kanunu'nun 5. maddesinin birinci fıkrasında belirtilen dil, ırk, renk, cinsiyet, engellilik, siyasal düşünce, felsefi inanç, din ve mezhep gibi ayrımcılık sebeplerine dayandığı ispat edilirse, işçi aynı maddenin altıncı fıkrası uyarınca dört aya kadar ücret tutarındaki uygun bir tazminat ile yoksun bırakıldığı hakları talep edebilir. Ancak eylemler mobbing teşkil etse dahi bu eylemlerin ayrımcı saikle sergilendiği ortaya konulamazsa ayrımcılık tazminatına hükmedilemez.

6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun 417. maddesinin üçüncü fıkrası uyarınca işverenin kanuna ve sözleşmeye aykırı davranışı sebebiyle kişilik haklarının ihlaline bağlı zararların tazmini, sözleşmeye aykırılıktan doğan sorumluluk hükümlerine tabidir. Türk Medeni Kanunu'nun 24. maddesi ile 6098 sayılı Kanun'un 58. maddesi hükümleri doğrultusunda manevi tazminat talep edilebilmesi için psikolojik tacizi teşkil eden davranışların kişilik haklarını ihlal etmiş olması gerekir. Mobbingin varlığı bakımından kişilik haklarının ağır şekilde ihlali aranmayıp haksızlığın varlığı yeterli görülmekle birlikte, manevi tazminata hükmedilebilmesi için eylemlerin kişilik haklarının ihlali boyutuna ulaşması aranır.

Yargıtay 9. Hukuk Dairesi, E. 2015/8730, K. 2017/1000Kaynağı aç
9. Hukuk Dairesi         2015/8730 E.  ,  2017/1000 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ :ASLİYE HUKUK (İŞ) MAHKEMESİ DAVA :Taraflar arasındaki, manevi tazminatın ödetilmesi davasının yapılan yargılaması sonunda; ilamda yazılı nedenlerle gerçekleşen miktarın faiziyle birlikte davalıdan alınarak davacıya verilmesine ilişkin hüküm süresi içinde davacı avukatı tarafından duruşma talep edilmesi, ve temyizen incelenmesi taraflar avukatlarınca istenilmesi üzerine dosya incelenerek işin duruşmaya tabi olduğu anlaşılmış ve duruşma için 31/01/2017 Salı günü tayin edilerek taraflara çağrı kağıdı gönderilmişti. Duruşma günü yapılan tebligata rağmen taraflar adına kimse gelmediğinden incelemenin evrak üzerinde yapılmasına karar verildikten sonra duruşmaya son verilerek Tetkik Hakimi tarafından düzenlenen rapor sunuldu, dosya incelendi gereği konuşulup düşünüldü: Y A R G I T A Y K A R A R I A) Davacı İsteminin Özeti: Davacı vekili; müvekkilinin, davalıya ait işyerinde 29/01/2003-27/08/2012 tarihleri arasında aralıksız olarak çalıştığını, 2009 yılında işyerindeki yüksek gürültü içeren üretim ortamından kaynaklı olarak kulağından ağır bir hastalığa yakalandığını ve biri hayati tehlikeye sahip üç ameliyat geçirdiğini, kendisinde kalıcı hasarlar kaldığını, bu durumun davacı üzerinde doğal olarak psikolojik sorunlar yarattığını ve müvekkilinin kendisini toparlamak ve bu durumu işe yansıtmamak için insan üstü çaba gösterdiğini, davacının bu rahatsızlığı sonrası 2011 yılının sonlarında ise 2009 yılından beridir devam eden sözlü ve davranışsal tacizler, yerini iş kullanmak zorunda olduğu ağır depresif ilaçlar nedeniyle uyku problemleri yaşamaya başladığını, bu nedenle iş yerine 5-10 dakika geç kaldığını, ancak davacının tüm iyiniyeti ile geç kaldığı vakit toplamını, telafi etme anlamında yaptığı fazla mesailerden düşürse bile uyarıldığını, savunmasının istendiğini, davalı işverenin bu durumu bildiği halde davacıya uyguladığı mobbing ile davacının psikolojisinde tamiri mümkün olmayan hasarlara sebebiyet verdiğini ileri sürerek; manevi tazminat talebi ile mobbing yapan işyeri temsilcisi …'in psikolojik destek alması yönünde karar verilmesini istemiştir. B) Davalı Vekilinin Cevabının Özeti: Davalı vekili; davacının, 2003 yılından beri davalı şirkette kalite güvence ekip lideri olarak görev yaptığını, davacının iş akdinin 27/08/2012 tarihinde kıdem ve ihbar tazminatları ödenerek iş kanununun 22. Maddesi gereğince feshedildiğini, bahsi geçen hastalığın yüksek gürültü içeren üretim ortamından kaynaklandığı iddiasının asılsız olduğunu, yine iddia edildiği gibi çalışanların işe geç kalmalarına müsamaha gösterilmesi, bu konuda ayrımcılık yapılmasının söz konusu olmadığını, asıl davacının kendi davranışlarının işverene yönelik taciz olarak nitelendirilebilecekken davacının mobbing mağduru olduğu iddiasının hayret verici olduğunu savunmuş ve davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir. C) Yerel Mahkeme Kararının Özeti: Mahkemece, davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir. D) Temyiz: Karar süresinde taraflarca temyiz edilmiştir. E) Gerekçe: Taraflar arasında davacı işçinin işyerinde psikolojik tacize maruz kalıp kalmadığı, bu bağlamda manevi tazminata hak kazanıp kazanmadığı hususlarında uyuşmazlık bulunmaktadır. Genel olarak “İşyerinde gerçekleşen, sistematik hale gelen, kasıtlı olarak yapılan ve süreklilik gösteren, yıldırma ve işten uzaklaştırma amacı taşıyan, kişinin kişiliğinde, sağlığında ve mesleki durumunda zarar doğuran davranışlar” ‘psikolojik taciz(mobbing)’ olarak ifade edilmektedir. Buna göre işten uzaklaştırmaya yönelik tacizim sık ve belirli bir süre alması, süreklilik göstermesi, sistematik olarak tekrarlanması ve kasıtlı olması gerekir. Diğer taraftan iki tarafın kendine özgü silahı varsa ve bunları kullanabiliyorlarsa psikolojik tacizden bahsedilemez. Çalışanı işten ayrılmaya zorlamak için yapılan her davranış mutlaka psikolojik taciz oluşturmaz. Özel düzenlemelerle yasal koruma sağlanmışsa, mağdurun da kullanabileceği silahları varsa, psikolojik tacizden söz edilemez. Süreklilik göstermeyen, belli aralıklarla sık sık tekrarlanmayan, ara sıra münferit olarak meydana gelmiş birkaç haksız, kaba, nezaketsiz veya etik dışı davranış mobbing olarak nitelendirilemez(Yargıtay 22. HD. 27.02.2014 gün, 2014/ 3426 E, 2014/ 4165 K). Diğer taraftan, manevi tazminat talep edebilmek için psikolojik tacizi teşkil eden davranışların kişilik haklarının ihlali boyutunda olması gerekir. Yasal dayanağı TMK.'un 24 ve TBK.’un 58. maddeleridir. Bu maddeler gereğince manevi tazminat istenilebilmesi için kişilik haklarının ihlal edilmiş olması gerekir. Psikolojik tacizin işyerinde veya işyeri dışında gerçekleşmesinin önemi yoktur. İşten ayrılmaya zorlamak için bir kişiye gücünün üzerinde iş vermek, izin ve tatil taleplerinde her türlü zorluğu çıkarmak, sosyal etkinliklerden haberdar etmemek, mağdur geldiğinde konuyu değiştirerek aleyhine konuşulduğu duygusuna kapılmasını sağlamak, gruba dahil olduktan sonra kendisiyle göz teması kurmamak, söylediklerini dinlermiş gibi yapıp dinlememek, önerilerini dikkate almamak ve tekliflerini kabul etmemek gibi davranışlar psikolojik taciz teşkil etse de bu davranışların kişilik haklarını ihlal eden davranışlar olduğunu söylemek mümkün değildir. Diğer taraftan 4857 sayılı İş Kanunu’nun “Eşit Davranma İlkesi” başlıklı 5.maddesine göre iş ilişkisinde, dil, ırk, cinsiyet, siyasal düşünce, felsefi inanç, din ve mezhep ve benzeri sebeplere dayalı ayırım yapılamaz. Aynı maddenin 3.fıkrasında ise “işveren, biyolojik veya işin niteliğine ilişkin sebepler zorunlu kılmadıkça, bir işçiye, iş sözleşmesinin yapılmasında, şartlarının oluşturulmasında, uygulanmasında ve sona ermesinde, cinsiyet veya gebelik nedeniyle doğrudan veya dolaylı farklı işlem yapamaz” kuralı öngörülmüştür. İş Kanunu’nun 5. Maddesi ile ayırımcılık açısından doğrudan ayırımcılığın yanı sıra dolaylı ayırımcılık da yasaklanmış, ancak doğrudan veya dolaylı ayrımcılık kavramları tanımlanmamıştır. İşveren açısından fesih nedeni olarak kabul edilecek davranışta bulunan ve aynı konumda olan işçilerden bir kısmının iş sözleşmesi feshedilmezken, bu davranışın bazı işçiler için fesih sebebi olarak kullanılması, dolaylı ayrımcılık ve dolayısı ile eşit işlem borcuna aykırılık teşkil eder. Somut uyuşmazlıkta; mahkemece, davacının zaman zaman işe geç gelmesi nedeni ile hakkında tutanaklar tutularak savunmasının alındığı, başka işçilerinde geç kaldıklarının 05.06.2012 tarihli güvenlik tutanağı ile sabit olduğu ancak bu tutanakta ismi geçen kişiler hakkında tutanak tutulduğuna ya da savunmalarının alındığına dair belge sunulmadığı, davacıya cuma namazına gitmek için izin verilmediği iddiasına ilişkin olarak, işverenin böyle bir zorunluluğu bulunmasa da beyaz yakalı olarak tabir edilen bir kısım işçiye bu iznin verildiği, bu durumun ibadet özgürlüğünü engelleyen bir durum olduğu, davacının yöneticisi hakkındaki şikayetlerini defalarca işverene bildirdiği, işverenin şikayetleri değerlendirdiğine dair herhangi bir belge sunmadığı gerekçeleri ile davacının psikolojik baskı altında bırakıldığı ve mobbing nedeni ile manevi tazminata hak kazandığı kabul edilmiştir. Davacının işe geç geldiğinden bahisle hakkında tutanaklar tutulup savunmasının alındığı anlaşılmaktadır. İşveren yönetim hakkı kapsamında çalışmanın başlama ve bitiş saatlerini belirleyebilir. İşveren çalışma sürelerini belirledikten sonra, işçilerin işyerine geç gelmelerini veya erken çıkmalarını hoş görmek veya buna katlanmak zorunda değildir. İşveren böyle bir durumda, durumu tespit eden tutanak tutabilir ve işçiye uyarıda bulunabilir. Aksine bir durumun işyeri organizasyonunun bozulmasına neden olacağı açıktır. Davalı işverence, davacının işe geç geldiği belirtilerek dört farklı tarihte savunmasının istendiği, davacının savunmalarında işe zamanında geldiği gibi bir iddiasının bulunmadığı, her ne kadar işe geç gelen diğer işçiler için tutanak tutulup savunmalarının alınmadığı iddia edilse de, davalının diğer işçilerin davacı kadar sık işe geç gelmediğini savunduğu, bir an için işverenin diğer işçiler için bu şekilde bir uygulamada bulunmadığı kabul edilecek olsa dahi, bu durumun davacının kişilik haklarını ihlal eder bir nitelik taşımadığı gibi süreklilikte arz etmediği anlaşılmaktadır. Öte yandan yerel mahkemece, gerekçeli kararda da belirtildiği üzere sadece davacıya değil beyaz yakalı olmayan kimseye cuma namazı izni verilmediği ortadadır. Tüm çalışanlara veya mavi yakalı çalışanlara izin verilipte, davacıya bu yönde bir iznin verilmemesi halinde eşit davranma borcuna aykırı davranıldığı bir tartışma konusu olabilecekken, tüm mavi yakalı çalışanlara izin verilmediği dikkate alındığında bu durumun ayrımcılık yarattığı da söylenemeyecektir. Manevi tazminat talep edebilmek için psikolojik tacizi teşkil eden davranışların kişilik haklarına zarar vermesi gerekir. Psikolojik taciz olarak belirtilen her davranış manevi tazminat sonucunu doğurmaz. Davranışın psikolojik taciz sayılabilmesi için sistematik, sürekli ve kasıtlı olması gerekir. Ayrıca hareketin amacı da doğru tespit edilmelidir. Çünkü psikolojik tacizde amaç, iş ilişkisi içinde bulunduğu mağdurdan kurtulmak veya ona zarar vermek, onu yıldırmaktır. Kişiyi iş yaşamından dışlamak amacıyla kasıtlı olarak yapılır. Kişilik haklarının ihlali boyutuna ulaşmayan psikolojik taciz nedeniyle manevi tazminat talep edilmesine imkan veren yasal bir düzenleme yoktur. Davacı tarafından kişilik haklarını ihlal eden ve süreklilik arz eden (sistematik), kasıtlı ve işten uzaklaştırmaya yönelik davranışların varlığı ispatlanamamıştır. Manevi tazminatın koşullarının gerçekleşmediği gözetilmeksizin, davanın reddi yerine kabulüne karar verilmesi hatalıdır. Ayrıca dava dilekçesinde, işveren vekili olduğu anlaşılan …'in psikolojik destek almasına karar verilmesi talep edilmiş iken, mahkemece davacının, psikolojik tedavisinin davalı tarafça üstlenilmesine karar verilmiştir. 6100 sayılı HMK'nun 26. maddesi uyarınca hakim tarafların talepleri ile bağlı olup, olmayan bir talebe hükmedilmesi de yerinde değildir. Bu nedenlerle, davacı vekilinin temyiz itirazları yerinde değil ise de kararın davalı vekilinin temyizi yönünden belirtilen gerekçeler ile bozulması gerekmiştir. F) Sonuç: Temyiz olunan kararın yukarıda yazılı sebeplerden dolayı BOZULMASINA, peşin alınan temyiz harcının istek halinde ilgiliye iadesine, 31/01/2017 gününde oybirliği ile karar verildi.

Mobbing gerekçesiyle sözleşmeyi fesheden işçinin ihbar tazminatı talep edip edemeyeceği konusunda yargı kararlarında farklı yaklaşımlar bulunmaktadır. Bir yaklaşımda, mobbing nedeniyle sözleşmeyi sona erdiren çalışanın esasen istifa iradesinin bulunmadığı ve işveren tarafından feshe zorlandığı kabul edilerek ihbar tazminatı talebi kabul edilmiştir. Diğer yaklaşımda ise iş akdini fesheden tarafın işçinin kendisi olması gerekçesiyle ihbar tazminatı talebi reddedilmektedir. Dolayısıyla mobbing nedeniyle iş akdini sona erdiren işçinin ihbar tazminatına hak kazanacağına dair kesin ve tek bir uygulama bulunmamaktadır.

Mobbing ile işyeri kabalığı arasındaki fark nedir?

Mobbing belirli bir çalışanın belirli bir amaca yönelik hedef alınarak sürekli, sistematik ve sık haksızlıklara maruz bırakılması iken; işyeri kabalığı nezaket ve saygı yokluğundan kaynaklanan çirkin, rahatsız edici ve hoş karşılanmayan tutum ve davranışlardır.

Mobbing davalarında kesin delil aranır mı?

Mobbing iddialarında şüpheden uzak kesin deliller aranmaz; işçinin kendisine psikolojik taciz uygulandığına dair kuşku uyandıracak olguları ileri sürmesi yeterlidir ve güçlü bir durum ortaya konulduğunda ispat yükü işverene geçer.

Yöneticinin otoriter tutumu mobbing sayılır mı?

Yöneticinin otoriter bir yönetim tarzı benimsemesi tek başına mobbinge emare teşkil etmediği gibi, anlık öfkeyle sergilenen ve süreklilik göstermeyen münferit fiiller de mobbing kabul edilmez.

Mobbing nedeniyle ayrılan işçi ihbar tazminatı alabilir mi?

İşçinin feshe zorlandığı gerekçesiyle ihbar tazminatına hak kazanacağını kabul eden kararlar bulunmakla birlikte, feshin işçi tarafından yapılması sebebiyle talebi reddeden kararlar da mevcut olup kesinleşmiş tek bir kural bulunmamaktadır.

Mobbing halinde ayrımcılık tazminatı hangi şartla istenir?

Mobbinge konu eylemlerin Kanun'da sayılan dil, ırk, cinsiyet, inanç gibi ayrımcılık sebeplerine dayandığı ve ayrımcı bir saikle yapıldığı kanıtlandığı takdirde ayrımcılık tazminatına hak kazanılır; aksi takdirde tazminata hükmedilmez.

Hukuki uyarı: Bu içerik genel bilgilendirme amacı taşır; somut olay değerlendirmesi için avukata başvurulmalıdır.

Hazırlayan: Av. Erdal Ersoy

Avukat Erdal Ersoyİletişim ve randevu