İdari Dava Açma Süresi: 60 Gün Kuralı ve İstisnalar

by Avukat Erdal Ersoy
İdari Dava Açma Süresi: 60 Gün Kuralı ve İstisnalar

İdari yargıda dava açma süresi, idari işlemlerin hukuki belirlilik kazanması ve idari istikrarın sağlanması amacıyla öngörülmüş yasal bir süredir. 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 7. maddesi uyarınca, özel kanunlarında ayrı bir süre gösterilmemiş olması kaydıyla Danıştayda ve idare mahkemelerinde genel dava açma süresi altmış gün, vergi mahkemelerinde ise otuz gündür. Özel düzenleme bulunmadığı takdirde idari işlemler aleyhine açılacak iptal ve tam yargı davalarında altmış günlük genel dava açma süresi uygulanır.

Danıştay İdare Dava Daireleri Kurulu, E. 2025/1200, K. 2025/1551Kaynağı aç
DANIŞTAY İDARİ DAVA DAİRELERİ KURULU         2025/1200 E.  ,  2025/1551 K. "İçtihat Metni" T.C. D A N I Ş T A Y İDARİ DAVA DAİRELERİ KURULU Esas No : 2025/1200 Karar No : 2025/1551 TEMYİZ EDEN (DAVACI) : … VEKİLİ : Av. … KARŞI TARAF (DAVALI) : … İdaresi Başkanlığı VEKİLİ : Av. … İSTEMİN KONUSU : Danıştay Onüçüncü Dairesinin 12/03/2025 tarih ve E:2024/3465, K:2025/1189 sayılı kararının temyizen incelenerek bozulması istenilmektedir. YARGILAMA SÜRECİ : Dava konusu istem: İstanbul ili, Pendik ilçesi, … Mahallesi, … ada (eski … ada), … parsel sayılı taşınmazın özelleştirme kapsam ve programından çıkarılması, ihale yoluyla veya doğrudan satışına dair alınmış bir karar var ise bu kararın geri alınması ve Maliye Hazinesine devrinin iptali ile Tarım ve Orman Bakanlığına iadesi talebiyle Özelleştirme İdaresi Başkanlığına yapılan 27/08/2024 tarihli başvurunun zımnen reddine ilişkin işlemin iptali istenilmiştir. Daire kararının özeti: Danıştay Onüçüncü Dairesinin 12/03/2025 tarih ve E:2024/3465, K:2025/1189 sayılı kararıyla; 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 11. maddesi, 14. maddesinin üçüncü fıkrasının (e) bendi, 15. maddesinin birinci fıkrasının (b) bendi, 20/A maddesinin birinci fıkrasının (c) bendi ve 4046 sayılı Özelleştirme Uygulamaları Hakkında Kanun'un "Özelleştirme Yüksek Kurulu ve Görevleri" başlıklı 3. maddesinin 2. fıkrası ile 09/07/2018 tarih ve 30473 (3. Mükerrer) sayılı Resmî Gazete'de yayımlanan 703 sayılı Kanun Hükmünde Kararname'nin 85. maddesi ve Geçici 8. maddesine yer verilerek, Anayasa'da yapılan değişikliklere uyum sağlanması amacıyla bazı kanun ve kanun hükmünde kararnamelerde değişiklik yapılması için 18/05/2018 tarih ve 30425 sayılı Resmî Gazete'de yayımlanan 7142 sayılı Kanun'un verdiği yetkiye dayanılarak, Bakanlar Kurulunca 02/07/2018 tarihinde kararlaştırılan 703 sayılı KHK'nın 85. maddesi ile 4046 sayılı Kanun'un "Özelleştirme Yüksek Kurulu ve Görevleri" başlıklı 3. maddesinin 1. fıkrasında yer alan "Başbakanın başkanlığında, Başbakanın belirleyeceği dört bakandan oluşan Özelleştirme Yüksek Kurulu (Kurul) kurulmuştur. Kurul, üyelerin tamamının katılımı ile toplanır ve kararları oybirliği ile alır. Kurulun sekretarya hizmetleri Özelleştirme İdaresi Başkanlığınca yürütülür." düzenlemesi yürürlükten kaldırılmış olmakla birlikte, 4046 sayılı Kanun'un 3. maddesinin 2. fıkrasında Kurulun görevlerinin sayıldığı metnin yürürlükte bulunmaya devam ettiği; 703 sayılı KHK'nın Geçici 8. maddesi ile de, bu Kanun Hükmünde Kararname ile yürürlükten kaldırılan kanun ve kanun hükmünde kararnamelerle bakanlıklar ve kamu kurum ve kuruluşları bünyesinde yapısı ve görevleri düzenlenmiş olan kurul ve benzeri birimlerin bu maddenin yürürlüğe girdiği 09/07/2018 tarihinde yayımlanan Cumhurbaşkanlığı Kararnamesine aktarılmayanlara ait ve politika belirlemeye ilişkin görev ve yetkiler haricindeki diğer görev ve yetkilerin ise Cumhurbaşkanlığına veya yetkilendirilecek kurum ya da makama devredilmiş sayılacağının belirtildiği, 703 sayılı KHK'nın 85. maddesinin 1. fıkrasının (e) bendi uyarınca yürürlükten kaldırılan 4046 sayılı Kanun'un 3. maddesinin 1. fıkrasında oluşumuna yer verilen Özelleştirme Yüksek Kurulunun (Kurul) görev ve yetkilerinin Cumhurbaşkanına veyahut yetkilendirilecek kurum ya da makama devredileceğinin kurala bağlandığı; 2577 sayılı Kanun'un 20/A maddesinde ihaleden yasaklama kararları hariç ihale işlemleri ile Özelleştirme Yüksek Kurulu kararlarından doğan uyuşmazlıklar hakkında ivedi yargılama usulünün uygulanacağının kurala bağlandığı, uyuşmazlık konusu taşınmazın 19/05/2022 tarih ve 31840 sayılı Resmî Gazete'de yayımlanan 18/05/2022 tarih ve 5591 sayılı Cumhurbaşkanı kararıyla özelleştirme kapsam ve programına alındığı, davacı tarafından 10/04/2023 tarihinde tebliğ edilen dilekçeyle taşınmazın özelleştirme kapsamından çıkarılmasını sağlamak amacıyla Cumhurbaşkanlığına başvurulduğu, 18/05/2022 tarih ve 5591 sayılı Cumhurbaşkanı kararının 4046 sayılı Kanun uyarınca Özelleştirme Yüksek Kurulu kararı mahiyetinde olduğu, dolayısıyla bakılan davada 2577 sayılı Kanun'un 20/A maddesi uyarınca ivedi yargılama usulünün uygulanacağının anlaşıldığı, Davacı tarafından, 27/08/2024 tarihinde Özelleştirme İdaresi Başkanlığına yapılan başvuruyla, İstanbul ili, Pendik ilçesi, … Mahallesi, … ada (eski … ada), … parsel sayılı taşınmazın özelleştirme kapsam ve programından çıkarılması, ihale yoluyla veya doğrudan satışına dair alınmış bir karar var ise bu kararın geri alınması ve Maliye Hazinesine devrinin iptali ile Tarım ve Orman Bakanlığına iadesi talebinde bulunulduğu, davalı idare tarafından verilen savunma dilekçesinde anılan taşınmaza yönelik herhangi bir özelleştirme ihalesinin yapılmadığının belirtildiği, dolayısıyla davacı tarafından uyuşmazlığa konu taşınmazın özelleştirme kapsamı ve programına alınmasına ilişkin karardan en geç başvuru tarihi olan 27/08/2024 tarihinde haberdar olunduğu ve 2577 sayılı Kanun'un 20/A maddesinin ikinci fıkrasının (a) bendinde belirtilen 30 günlük dava açma süresinin en geç bu tarihten (27/08/2024) itibaren işlemeye başlayacağı, Bu itibarla, taşınmazın özelleştirme kapsamı ve programına alınmasına ilişkin 18/05/2022 tarih ve 5591 sayılı Cumhurbaşkanı kararının iptali istemiyle 27/08/2024 tarihini izleyen günden itibaren 30 gün içinde dava açılması gerekirken, bu süre geçirildikten sonra 28/10/2024 tarihinde açılan işbu davanın süre aşımı nedeniyle incelenemeyeceği sonucuna varıldığı, Öte yandan, Danıştay İçtihatları Birleştirme Kurulunun 15/03/2022 tarih ve E:2021/2, K:2022/1 sayılı kararıyla, yazılı olarak bildirilen ve özel dava açma süresine tâbi olan bir işlemde, dava açma süresinin gösterilmemiş olması durumunda genel dava açma süresinin uygulanması gerektiği yönünde içtihatların birleştirilmesine karar verilmiş ise de, kararda zımni ret işlemleri üzerine açılan davalarda dava açma süresinin işletilmesi veya işletilmemesi konusunda Danıştay dava daireleri ve kurulları kararları arasındaki aykırılığın içtihatların birleştirilmesi yoluyla giderilmesine yer olmadığı sonucuna varıldığı, dava konusu işlemin davacı tarafından yapılan başvurunun cevap verilmemek suretiyle reddine ilişkin işlem olduğu ve dolayısıyla davalı idarenin yazılı olarak bildirilen bir işleminin dava konusu edilmediği dikkate alındığında, içtihatların birleştirmesine ilişkin anılan kararın bakılan davada uygulanamayacağı gerekçesiyle davanın süre aşımı nedeniyle reddine karar verilmiştir. TEMYİZ EDENİN İDDİALARI : Davacı tarafından, davanın süresinde açıldığı belirtilerek temyize konu kararın bozulması gerektiği ileri sürülmektedir. KARŞI TARAFIN SAVUNMASI : Davalı idare tarafından, Danıştay Onüçüncü Dairesince verilen kararın usul ve hukuka uygun bulunduğu ve temyiz dilekçesinde öne sürülen nedenlerin, kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte olmadığı, temyiz isteminin reddi gerektiği savunulmaktadır. DANIŞTAY TETKİK HÂKİMİ …'IN DÜŞÜNCESİ : Temyiz isteminin kabulü ile Daire kararının bozulması gerektiği düşünülmektedir. TÜRK MİLLETİ ADINA Karar veren Danıştay İdari Dava Daireleri Kurulunca, Tetkik Hâkiminin açıklamaları dinlendikten ve dosyadaki belgeler incelendikten sonra gereği görüşüldü: İNCELEME VE GEREKÇE: MADDİ OLAY : 19/05/2022 tarih ve 31840 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanan 18/05/2022 tarih ve 5591 sayılı Cumhurbaşkanı kararıyla, Mülkiyeti Maliye Hazinesi, Elektrik Üretim AŞ (EÜAŞ) ve Türkiye Elektrik İletim AŞ (TEİAŞ) adına kayıtlı olan ve ekli listede yer alan taşınmazların ve hisselerin; 1) Özelleştirme kapsam ve programına alınmasına, 2) Satış, kiralama, gelir ortaklığı modeli ve işin gereğine uygun sair hukuki tasarruflar, mülkiyetin gayri ayni hakların tesisi veya işletme hakkının verilmesi yöntemlerinden biri ya da birkaçının birlikte uygulanarak özelleştirilmesi, 3) Özelleştirme işlemlerinin 31/12/2025 tarihine kadar tamamlanmasına karar verilmiştir. Davacı tarafından, 27/08/2024 tarihinde Özelleştirme İdaresi Başkanlığına yapılan başvuruyla, İstanbul ili, Pendik ilçesi, … Mahallesi, … ada (eski … ada), … parsel sayılı taşınmazın öncelikle Hazineye devredildiği ve özelleştirme kapsam ve programına alındığının öğrenildiği belirtilerek taşınmazın özelleştirme kapsam ve programından çıkarılması, ihale yoluyla veya doğrudan satışına dair alınmış bir karar var ise bu kararın geri alınması ve Maliye Hazinesine devrinin iptali ile Tarım ve Orman Bakanlığına iadesi talebinde bulunulmuştur. Davalı idarece anılan başvuruya cevap verilmemesi üzerine başvurunun zımnen reddedildiğinden bahisle 28/10/2024 tarihinde temyizen incelenen dava açılmıştır. İLGİLİ MEVZUAT : Anayasa'nın 40. maddesinin ikinci fıkrasında, Devletin, işlemlerinde, ilgili kişilerin hangi kanun yolları ve mercilere başvuracağını ve sürelerini belirtmek zorunda olduğu hükme bağlanmış; 125. maddesinin üçüncü fıkrasında da "İdari işlemlere karşı açılacak davalarda süre, yazılı bildirim tarihinden başlar." hükmüne yer verilmiştir. 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun "Dava açma süresi" başlıklı 7. maddesinin 1. fıkrasında, dava açma süresinin, özel kanunlarında ayrı süre gösterilmeyen hallerde Danıştayda ve idare mahkemelerinde altmış gün olduğu; 2. fıkrasında, bu sürenin, idari uyuşmazlıklarda yazılı bildirimin yapıldığı tarihi izleyen günden itibaren başlayacağı; 4. fıkrasında ise, ilanı gereken düzenleyici işlemlerde dava açma süresinin, ilan tarihini izleyen günden itibaren başlayacağı; "Sürelerle ilgili genel esaslar" başlıklı 8. maddesinin 1. fıkrasında, sürelerin, tebliğ, yayın veya ilan tarihini izleyen günden itibaren işlemeye başlayacağı kuralları getirilmiş; "İvedi yargılama usulü" başlıklı 20/A maddesinin 1. fıkrasında, ihaleden yasaklama kararları hariç ihale işlemleri ile Özelleştirme Yüksek Kurulu kararlarından doğan uyuşmazlıklar hakkında ivedi yargılama usulünün uygulanacağı; 2. fıkrasının (a) bendinde, ivedi yargılama usulünde dava açma süresinin otuz gün olduğu kurala bağlanmıştır. HUKUKİ DEĞERLENDİRME: Anayasa'nın 40. maddesinin 2. fıkrasının gerekçesinde belirtildiği üzere, idari işlemlere karşı başvuru yollarının ayrıntılı düzenlemelerde yer alması, başvuru süresinin kısa olması veya olağan başvuru yollarına istisna getirilebilmesi nedeniyle, işlemlere karşı hangi idari birime, hangi sürede başvurulacağının idarelerce işlemde belirtilmesi hukuk güvenliği ilkesinin bir gereği olduğundan, Anayasa'nın 40. maddesiyle, bireylerin yargı ya da idari makamlar önünde haklarını arayabilmelerine kolaylık ve olanak sağlanması amaçlanmış; idareye işlemlerinde, ilgililerin kaç gün içinde, hangi mercilere başvurabileceklerini bildirme yükümlülüğü getirilmiştir. Bu nedenle, nitelikleri gereği özel yasalarda, genel dava açma süreleri dışında ayrı dava açma süreleri öngörülmüş olan idari işlemlerin nitelikleri ve tabi oldukları dava açma süreleri idare tarafından ilgililerine bildirilmedikçe, özel dava açma sürelerinin işletilmesine, Anayasa’nın 40. maddesi hükmü uyarınca olanak bulunmamakta olup, 2577 sayılı Kanun’da açıkça belirtilen ve ilgililerce de bilindiğinin kabulü gereken genel dava açma sürelerinin işletilmesi zorunludur. Dolayısıyla, her ne kadar 2577 sayılı Kanun'un 20/A maddesinin 2. fıkrasının (a) bendiyle, aynı maddenin 1. fıkrası uyarınca tesis edilen idari işlemler yönünden, 2577 sayılı Kanun'da öngörülen 60 günlük genel dava açma süresi 30 güne indirilmiş ise de, dava konusu işlemde bu hususun bildirilmemiş olması, bu davada özel dava açma süresinin değil, 60 günlük genel dava açma süresinin uygulanmasını gerekli kılmaktadır. Diğer yandan, Danıştay İçtihatları Birleştirme Kurulunun 19/06/2022 tarih ve 31871 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanan 15/03/2022 tarih ve E:2021/2, K:2022/1 sayılı kararında, "(…) idarî işlemlerde dava açma süresinin belirtilmediği hallerde özel ve genel dava açma süresinin işletilmesi veya işletilmemesi konusunda Danıştay dava daireleri ile kurullarının kararları arasında var olan içtihat aykırılığının, içtihatların birleştirilmesi yoluyla bağlayıcı bir çözüme kavuşturulması ve içtihadın, “özel dava açma süresine tâbi bir idarî işlemde, dava açma süresinin gösterilmemiş olması durumunda, vergi mahkemelerinde 30, Danıştay ve idare mahkemelerinde 60 günlük genel dava açma süresinin uygulanması gerektiği; aynı şekilde genel dava açma süresine tâbi bir idarî işlemde dava açma süresi gösterilmemiş olsa da, 30 ve 60 günlük genel dava açma süresinin uygulanması gerektiği” yönünde birleştirilmesi sonucuna ulaşılmıştır. (…) 2- Yazılı olarak bildirilen özel veya genel dava açma süresine tabi idari işlemlerde dava açma süresinin belirtilmediği hallerde genel dava açma süresinin uygulanması gerektiği doğrultusunda içtihadın birleştirilmesine (…)" karar verilmiştir. Her ne kadar söz konusu Kurul kararında "ilanı gereken işlemler" açısından açık bir hüküm kurulmamış olsa da Anayasa'nın 40. maddesinin ikinci fıkrası ve gerekçesi ile anılan Kurul kararının gerekçesi bir bütün olarak değerlendirildiğinde, ilan edilen işlemler yönünden de bahse konu Anayasa hükmünün uygulanması ve uygulamanın da söz konusu Kurul kararı doğrultusunda yapılması gerekmektedir. Bakılan uyuşmazlıkta ise, 18/05/2022 tarih ve 5591 sayılı Cumhurbaşkanı Kararının 19/05/2022 tarih ve 31840 sayılı Resmî Gazete'de yayımlandığı, ancak davacıya ayrıca tebliğ edilmediği, davacının söz konusu taşınmazın özelleştirme portföyüne dahil edildiğini öğrenmesi üzerine 27/08/2024 tarihinde idareye dilekçe ile başvurarak taşınmazın özelleştirme portföyünden çıkarılmasını talep ettiği, başvurunun zımnen reddedilmesi üzerine 28/10/2024 tarihinde bakılan davayı açtığı anlaşılmaktadır. Uyuşmazlık bu çerçevede ele alındığında, 18/05/2022 tarih ve 5591 sayılı Cumhurbaşkanı Kararı davacıya tebliğ edilmediğinden, davacı tarafından davaya konu kararın en geç idareye başvuru tarihi olan 27/08/2024 tarihinde öğrenildiği; bu tarihten itibaren işlemeye başlayan altmış günlük dava açma süresi içerisinde sürenin son günü resmi tatil olması nedeniyle takip eden 28/10/2024 tarihinde açılan işbu davanın süresi içerisinde açıldığının kabulü gerektiği sonucuna ulaşılmıştır. Bu durumda, davanın süre aşımı nedeniyle reddi yolundaki Daire kararında hukuki isabet bulunmamaktadır. KARAR SONUCU: Açıklanan nedenlerle; 1. Davacının temyiz isteminin kabulüne; 2.Davanın yukarıda özetlenen gerekçeyle süre aşımı nedeniyle reddine ilişkin Danıştay Onüçüncü Dairesinin temyize konu 12/03/2025 tarih ve E:2024/3465, K:2025/1189 sayılı kararının BOZULMASINA, 3. Yeniden bir karar verilmek üzere dosyanın anılan Daireye gönderilmesine, 4. Kesin olarak, 16/07/2025 tarihinde oyçokluğu ile karar verildi. KARŞI OY X- Temyiz edilen kararla ilgili dosyanın incelenmesinden; Danıştay Onüçüncü Dairesince verilen kararın usul ve hukuka uygun olduğu, temyiz dilekçesinde ileri sürülen temyiz nedenlerinin kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte olmadığı anlaşıldığından, temyiz isteminin reddi ile temyize konu Daire kararının onanması gerektiği oyuyla, karara katılmıyorum.
Danıştay 13. Daire, E. 2022/188, K. 2025/1773Kaynağı aç
13. Daire         2022/188 E.  ,  2025/1773 K. "İçtihat Metni" T.C. D A N I Ş T A Y ONÜÇÜNCÜ DAİRE Esas No : 2022/188 Karar No : 2025/1773 DAVACI : … VEKİLİ : Av. … DAVALI : … Bakanlığı VEKİLİ : Hukuk Müşaviri DAVANIN KONUSU : 07/01/2011 tarih ve 27808 sayılı Resmî Gazete'de yayımlanan Tütün Mamulleri ve Alkollü İçkilerin Satışına ve Sunumuna İlişkin Usul ve Esaslar Hakkında Yönetmeliğin 14. maddesinin dördüncü fıkrasının iptali istenilmektedir. DAVACININ İDDİALARI : 07/01/2011 tarih ve 27808 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanan Tütün Mamulleri ve Alkollü İçkilerin Satışına ve Sunumuna İlişkin Usul ve Esaslar Hakkında Yönetmeliğin (Yönetmelik) 14. maddesinin dördüncü fıkrasına göre miras bırakanın ölümünden sonraki 90 günlük süre içerisinde mirasçıların açık alkollü içki satış belgesinin intibakı için başvurmaları gerektiği, intibak için Yönetmelikle 90 günlük başvuru süresi belirlenmesinin Anayasaya ve hukuk devleti ilkesine aykırı olduğu, süre sınırı getirilecekse bunun kanunla yapılması gerektiği, belirlenen hak düşürücü sürenin çalışma, sözleşme ve özel teşebbüs kurma hürriyeti ile mülkiyet hakkına sınırlama getirdiği, Anayasanın 13. maddesi uyarınca temel hak ve hürriyetlerin kanunla sınırlandırılabileceği, 4250 sayılı İspirto ve İspirtolu İçkiler İnhisarı Kanunu ile 4733 sayılı Tütün ve Alkol Piyasası Düzenleme Kurumu Teşkilat ve Görevleri Hakkında Kanun'da herhangi bir başvuru süresi belirlenmediği, açık alkollü içki satış belgesine ilişkin sadece 4250 sayılı Kanun'un 9. maddesinde bir hükmün mevcut olduğu ancak burada da hak düşürücü süre niteliğinde bir düzenlemeye yer verilmediği, anılan Kanunda intibak başvuruları için sürelerin yönetmelikle düzenleneceğinin de belirtilmediği, açık alkollü içki satış belgesinin intibakı için başvuru yapmadan önce, yapılması gereken diğer idari başvurular ve gerekli şartlar düşünüldüğünde intibak başvurusu için Yönetmelikle 90 gün gibi kısa bir süre belirlenmesinin çalışma, sözleşme ve özel teşebbüs kurma hürriyetine ciddi bir sınırlama getirdiği, 4250 sayılı Kanun’un 9. maddesine göre, Yönetmeliğin 12. maddesinde açık alkollü içki satış belgesi başvurularında, başvuru formuna eklenecek belgeler arasında işyeri açma ve çalışma ruhsatı örneğinin de sayıldığı, mevzuattaki bu durumun açık alkollü içki satış belgesi alınabilmesi ya da bu belgenin intibakı için işyeri açma ve çalışma ruhsatının bulunması gerektiği anlamına geldiği, satış belgesinin intibakı için ölümden sonraki 90 günlük sürede mirasçının hem mirasçılık işlemleriyle uğraşması hem de işyeri açma ve çalışma ruhsatının intibakını sağlamasının mümkün olmadığı, ölümün ardından mirasçılık belgesinin alınması, varsa tapu işlemlerinin tamamlanması, ilgili meslek odalarına kayıt yapılması ve işyeri açma ve çalışma ruhsatının alınması gerektiği, bütün bunların 90 günlük sürede tamamlanamadığı, somut olayda işyeri açma ve çalışma ruhsatının intibakı sağlanamadığından açık alkollü içki satış belgesinin intibakı için süresinde başvuruda bulunulamadığı, … İdare Mahkemesinin E:… sayılı dosyasında yürütmenin durdurulması kararı verilmesinin ardından açık alkollü içki satış belgesinin intibakı için 18/11/2021 tarihinde başvuruda bulunulabildiği, bu başvuruya süresi içinde cevap verilmemesi üzerine … İdare Mahkemesi nezdinde E:… sayılı dosyada yürütmenin durdurulması istemli iptal davası açıldığı, açık alkollü içki satış belgesinin intibak işleminin gerçekleştirilememesinin iptali istenilen Yönetmelik hükmünden kaynaklandığı, 4733 sayılı Kanun hükümleri uyarınca idari para cezası, işletmenin faaliyetinin durdurulması ve tüm ürünlere el konulması gibi sonuçlarla karşı karşıya kalındığı, yaklaşık 30 senedir hizmet veren, onlarca çalışanı olan işletmeye ait açık alkollü içki satış belgesinin katı mevzuat düzenlemeleri nedeniyle intibakının sağlanamadığı, bu nedenle belge olmadan satış yapıldığından bahisle idari para cezası verildiği, mirasçılıktan kaynaklanan hakkın kanun hükümleriyle uyumlu olmayan Yönetmelik nedeniyle elde edilemediği ileri sürülmüştür. DAVALININ SAVUNMASI : Usul yönünden, davanın süre, husumet, derdestlik, kesin hüküm ve zamanaşımı yönlerinden incelenerek usulden reddine karar verilmesi gerektiği, esas yönünden ise, alkollü içki satış belgelerinin sahipleri dışındaki kişilere kural olarak devredilemediği, iptali talep edilen Yönetmelik maddesiyle devir yasağına bir istisna getirildiği, kanunda olmayan bir istisnanın yönetmelikle getirilmesi nedeniyle kanunda verilen bir hakkın yönetmelikle sınırlandırıldığından bahsedilemeyeceği, belgenin miras yoluyla devredilebileceğine yönelik kanuni bir düzenleme mevcut olmadığından bu hakkın nasıl kullanılacağının da yönetmelikle düzenlendiği, doksan günlük sürenin Türk Medeni Kanunu'nun 606. maddesiyle düzenlenen mirasın reddine ilişkin üç aylık süre dikkate alınarak belirlendiği, dava dilekçesinde iddia edildiğinin aksine, söz konusu hüküm uyarınca doksan günlük süre içerisinde başvuru yapılmasının yeterli olduğu, işyeri açma ve çalışma ruhsatının intibakına gerek olmadığı, uygulanageldiği üzere mirasçılar tarafından süresi içerisinde yapılacak intibak başvurusu üzerine mirasçı adına belge düzenlendiği, intibak için ilk başvurulardaki gibi tüm evrakın sunulmasının gerekmediği, miras yoluyla devir başvurusunun süresi içerisinde gerçekleştirilmesinden sonra diğer evrakın başvuru sahipleri tarafından tamamlanabilmesine imkan tanındığı, iptali istenilen yönetmelik düzenlemesinde hukuka aykırılık bulunmadığı savunulmuştur. DANIŞTAY TETKİK HÂKİMİ …'NUN DÜŞÜNCESİ : Dava konusu işlemin iptali gerektiği düşünülmektedir. DANIŞTAY SAVCISI …'IN DÜŞÜNCESİ : Dava; 07/01/2011 tarih ve 27808 sayılı Resmî Gazete'de yayımlanan "Tütün Mamulleri ve Alkollü İçkilerin Satışına ve Sunumuna İlişkin Usul ve Esaslar Hakkında Yönetmelik"in 14. maddesinin 4. fıkrasının iptali istemiyle açılmıştır. Her ne kadar dava dilekçesinde Yönetmeliğin 14. maddesinin 4. fıkrasının tamamının iptali istenilmiş ise de, davacının menfaatini ilgilendiren bireysel işlemin tesisinde anılan fıkranın "Belge sahibinin ölümü ve mirasçıların faaliyete devam etmek istemeleri durumunda, ölüm tarihinden itibaren doksan gün içinde gerçek kişi adına düzenlenen satış belgesinin intibakının sağlanması için belgenin alındığı mercie başvurulması gerekir." şeklindeki ikinci cümlesi hükmünün dayanak alındığı anlaşıldığından iptal istemi bu cümle ile sınırlı olarak değerlendirilmiştir. Davalı idarenin usule ilişkin itirazları yerinde görülmemiştir. 4250 sayılı "İspirto ve İspirtolu İçkiler İnhisarı Kanunu"nun 9. maddesinin 1. fıkrasında; "Tütün ve Alkol Piyasası Düzenleme Kurumundan satış belgesi almak isteyenlerin, öncelikle belediye veya il özel idaresinden işyeri açma ruhsatı ya da Kültür ve Turizm Bakanlığından turizm belgesi almaları zorunludur. Tütün mamulü, etil alkol, metil alkol ve alkollü içki satmak isteyenlerin, Tütün ve Alkol Piyasası Düzenleme Kurumundan satış belgesi almaları zorunludur. Belediye veya il özel idaresi, ruhsat vermeden önce, yetkili kolluk kuvvetinin görüşünü alır. Kolluk kuvveti görüşünü yedi gün içinde verir." hükmüne yer verilmiştir. Anılan 4250 sayılı Yasa ile 4207 ve 4733 sayılı Yasa'lar dayanak alınarak hazırlanan "Tütün Mamulleri ve Alkollü İçkilerin Satışına ve Sunumuna İlişkin Usul ve Esaslar Hakkında Yönetmelik"in "Süre uzatım işlemi ve satış belgelerinin geçerliliği" başlıklı 14. maddesinin 1. fıkrasında; "Satış belgelerinin alındığı veya süre uzatım işleminin yapıldığı tarihe bakılmaksızın, faaliyetine devam etmek isteyen satıcılar takip eden yılın Ocak ayı başından Mart ayı sonuna kadar süre uzatım işlemini yaptırmak zorundadır. Süre uzatım işlemi; işlemin yapıldığı tarihte geçerli olan süre uzatım işlem bedelinin, Kurumun ilan ettiği banka hesabına Kurum sicil numarası beyan edilerek yatırılması suretiyle yapılır. Son rakamı tek olan yıllarda yapılan süre uzatım işlemlerinde, kamu kurum ve kuruluşları tarafından işletilen kantin ve sosyal tesis gibi yerler hariç, satıcıların 12 nci maddede faaliyet konusuna göre istenilen işyeri açma ve çalışma ruhsatı ve/veya izin belgelerinin Kuruma veya yetkilendirilmiş mercie ibrazı zorunludur. Bu yıllarda, işyeri açma ve çalışma ruhsatı ve/veya izin belgelerini Kuruma veya yetkilendirilmiş mercie ibraz etmeyenler ile ibraz edememe nedenlerini yetkili makamlardan gerekçelendiremeyenlerin süre uzatım işlemi yapılmaz. Süre uzatım işlemi belge üzerinde gösterilir." şeklindeki düzenlemeye yer verilirken dava konusu edilen 4. fıkrasında; "Satış belgeleri devredilemez. Belge sahibinin ölümü ve mirasçıların faaliyete devam etmek istemeleri durumunda, ölüm tarihinden itibaren doksan gün içinde gerçek kişi adına düzenlenen satış belgesinin intibakının sağlanması için belgenin alındığı mercie başvurulması gerekir. Mirasçıların faaliyete devam etmek istememeleri durumunda, işyerinde bulunan ürünlerin intibak süresinin bitiminden itibaren üç ay içinde tasfiye edilmesi zorunludur. (Ek cümle:RG-18/9/2013-28769) Miras yoluyla işyerini devralacak kişinin, miras bırakan kişi ile birinci veya ikinci derece kan hısmı olması halinde 4250 sayılı Kanunun 9 uncu maddesinde yer alan mesafe şartı aranmaz." şeklindeki hükümlere yer verilmiştir. Dava dosyası ile UYAP kayıtlarının incelenmesinden; davacı tarafından, İstanbul İli, Pendik İlçesi, … Mahallesi, … Caddesi, No:… adresinde bulunan içkili restorana ilişkin murisi … adına düzenlenen … sicil numaralı açık alkollü içki satış belgesinin intibakının yapılması için 18.01.2021 tarihli dilekçesi ile başvuruda bulunulduğu, idarece süresinde cevap verilmemesi üzerine oluşan zımni ret işleminin iptali istemiyle … İdare Mahkemesinde açılan davanın yetki yönünden reddedildiği, dosyanın gönderildiği … İdare Mahkemesince yapılan yargılama sonucunda verilen … tarih ve E:…, K:… sayılı kararla, davaya konu edilen açık alkollü içki satış belgesinin 11.04.2022 tarihinde davacı adına intibakının yapıldığının beyan edildiği ve söz konusu belgenin dilekçe ekine eklendiğinin görüldüğü belirtilerek, konusu kalmayan davanın esası hakkında karar verilmesine yer olmadığına karar verildiği, anılan uyuşmazlıkta davalı idarece gerekçe olarak Yönetmeliğin 14/4 maddesine aykırı olarak davacı tarafından murisinin ölümünün üzerinden doksan günden fazla süre geçtikten sonra davalı idareye satış belgesinin intibakının sağlanması için başvuruda bulunulduğu belirtilerek talebinin reddedildiğinin belirtilmesi nedeniyle ilgili Yönetmelik hükmünün iptali istemiyle bakılan davanın açıldığı anlaşılmıştır. Davacı tarafça, 4250 sayılı Yasa'nın 9. maddesi hükmü uyarınca alkollü içki satış belgesinin alınabilmesi için başvuru evrakı ekinde yer alması zorunlu tutulan belgelerin temin edilmesi için ilgili mercilere başvurulması gerektiği, bu başvuruları yaptıkları ancak ilgili belediyesince başvurularının reddi üzerine bu belgeyi alamadıkları ve bu işleme karşı açmış oldukları davada verilen yürütmenin durdurulması kararı üzerine ancak işyeri açma ve çalışma ruhsatının intibakının sağlanabildiği, bu arada geçen sürenin idarece dikkate alınmadığı ve Yönetmelikte de ilgilisinden kaynaklanmayan bu tür gecikmeler bakımından bir istisnaya yer verilmediğinden hak kaybına yol açıldığı ileri sürülmüş; davalı idarece ise, Yönetmelik hükmünün Türk Medeni Kanunu'nun 606. maddesinde yer verilen, mirasın reddine ilişkin üç aylık süre dikkate alınarak belirlendiği, davacı iddialarının aksine Yönetmelik hükmü ile 90 gün içinde sadece başvuru yapılmasının yeterli görüldüğü, nitekim yerleşik uygulamalarında da süresi içinde yapılan başvurunun belge düzenlenmesi için gerekli tüm evrakı içermesi zorunluluğunun aranmadığı, diğer evrakın, süresi içinde miras yoluyla devir başvurusu gerçekleştirildikten sonra başvuru sahiplerince tamamlanmasına imkan tanındığının belirtildiği görülmektedir. Her ne kadar davalı idarece iptali istenilen Yönetmelik hükmü ile sadece başvurunun yapılmasının yeterli görüldüğü, eksik evrakın daha sonra tamamlanabileceği yönünde bilgi verilmiş ise de; gerek 4250 sayılı Yasa'da bu hususta açık bir düzenlemenin yer almaması, gerekse Yönetmelik'in 14. maddesinin yukarıda yer verilen 1. fıkrasında mevcut belgelerin süre uzatım taleplerinde dahi 12. maddede ilk başvuru esnasında istenilen işyeri açma ve çalışma ruhsatı ve/veya izin belgelerinin ibrazının zorunlu kılındığı da dikkate alındığında, genel sistematik açısından iptali istenilen hükmün de başvuru evrakının eksiksiz olarak düzenlenmesi ve tüm ekleriyle birlikte sunulması gerektiği yönünde anlaşılmaya yol açacak nitelikte olduğu, bunun ise gereksiz adli süreçlere ve hak kaybına yol açtığı dikkate alındığında, dava konusu edilen hükmün bu konuda yeterli açıklığı içermemesi, yanıltıcı mahiyette olması nedeniyle hukuka ve mevzuata aykırı olduğu sonucuna varılmıştır. Açıklanan nedenlerle, dava konusu Yönetmeliğin 14. maddesinin 4. fıkrasının ikinci cümlesinin iptaline karar verilmesi gerektiği düşünülmektedir. TÜRK MİLLETİ ADINA Karar veren Danıştay Onüçüncü Dairesince, Tetkik Hâkiminin açıklamaları dinlendikten ve dosyadaki belgeler incelendikten sonra gereği görüşüldü: MADDİ OLAY VE HUKUKİ SÜREÇ : İstanbul ili, Pendik ilçesi, … Mahallesi, … Caddesi, No:… adresinde bulunan iş yeri için … adına Pendik Belediyesi İktisat ve Küşat Müdürlüğü tarafından 06/11/1990 tarihinde, faaliyet konusu "içkili lokanta" olarak belirtilen işyeri açma ve çalışma ruhsatı ile Pendik Kaymakamlığı tarafından … numaralı ruhsatname düzenlenmiştir. Kartal 4. Noterliğinin … tarih ve … yevmiye numaralı işlemiyle anılan işyeri … tarafından davacının murisi …'a devredilmiştir. Faaliyet konusunun "içkili lokanta" olduğu ve …'dan devir alındığı belirtilerek 28/02/1992 tarihinde muris … adına Pendik Belediyesi İktisat ve Küşat Müdürlüğünce işyeri açma ve çalışma ruhsatı düzenlenmiştir. …'ın yasal mirasçısı (altsoyu) davacı ile işyerinin bulunduğu taşınmaz maliki arasında 01/01/2021 tarihinde kira sözleşmesi imzalanmıştır. Muris … 10/03/2021 tarihinde vefat etmiş, geride kalan mirasçılar tarafından söz konusu iş yerinden kaynaklanan haklarla ilgili olarak 15/03/2021 tarihinde noter huzurunda davacı lehine feragat beyanında bulunulmuştur. 10/03/2021 tarihinde davacı adına "vergi levhası" düzenlenmiştir. Davacıya 24/05/2021 tarihinde Esnaf ve Sanatkar Odasına kayıt belgesi verilmiştir. Anılan işyeri için davacı adına işyeri açma ve çalışma ruhsatı düzenlenmesi istemiyle 25/05/2021 tarihinde Pendik Belediyesine başvuruda bulunulmuştur. Davacı vekili tarafından 06/07/2021 tarihinde işyerinin bulunduğu Pendik Belediyesine miras bırakan adına düzenlenmiş olan ruhsatın davacı adına düzenlenmesi için intibak başvurusu yapmıştır. Anılan başvuru, intibak olarak değil yeni bir ruhsat başvurusu olarak değerlendirilerek … tarih ve E-… sayılı işlemle reddedilmiştir. Bu işlemin iptali istemiyle açılan davada, … İdare Mahkemesinin … tarih ve E:…, K:… sayılı kararıyla dava konusu işlemin iptaline karar verilmiş, … Bölge İdare Mahkemesi … İdari Dava Dairesinin … tarih ve E:…, K:… sayılı kararıyla anılan karara yönelik istinaf başvurusu reddedilmiş, … Bölge İdare Mahkemesi … İdari Dava Dairesinin anılan kararı Danıştay Dördüncü Dairesinin 21/12/2023 tarih ve E:2023/7411, K:2023/7199 sayılı kararıyla onanarak kesinleşmiştir. 26/09/2021 tarihinde, … Mahallesi, … Caddesi, No:…, Pendik/İstanbul adresinde faaliyet gösteren "…" isimli işyerinde … İlçe Emniyet Müdürlüğü ekiplerince yapılan denetimde, … adıyla İşyeri Açma ve Çalıştırma Ruhsatı ve TAPDK Açık Alkollü İçki Satış Belgesinin bulunduğu, ruhsat sahibi …'ın 10/03/2021 tarihinde vefat ettiği, işletme sahibi …'a ait müessesenin TAPDK Açık Alkollü İçki Satış Belgesinin bulunmadığı, söz konusu belgenin … adına intibakının yapılmadığı, işyerinde 08/09/2021 tarihine kadar alkollü içki satışı yapılabileceği ancak satış belgesi sahibi …'ın 10/03/2021 tarihinde vefat ettiği ve mirasçılarının doksan günlük süre içerisinde intibak işlemini gerçekleştirmemiş oldukları, Pendik İçe Emniyet Müdürlüğü tarafından gerçekleştirilen açık alkollü içki satışı tespitinin tasfiye amaçlı satışın mümkün olduğu son tarihten daha sonraki bir tarih olan 26/09/2021 tarihinde gerçekleştirilmesi nedeniyle yetkili olunmadığı halde açık alkollü içki satışı yapıldığından bahisle 4733 sayılı Kanun'un 8. maddesinin beşinci fıkrasının (j) bendi uyarınca Pendik Kaymakamlığının … tarih ve … sayılı işlemiyle muris …'ın varislerinden dava dışı … aleyhine 34.809,00-TL idari para cezası verilmiştir. Muris adına düzenlenmiş açık alkollü içki satış belgesinin mirasçıların ortak iradesine dayalı olarak davacıya intikal etmesi gerektiği, idareye başvuru yapılmasına rağmen belgenin davacıya intikalinin sağlanmadığı, buna karşılık, gerekli belgeye sahip olunmadığı halde açık alkollü içki satışı yapıldığından bahisle idari para cezası verildiği, bütün bu sürece Tütün Mamulleri ve Alkollü İçkilerin Satışına ve Sunumuna İlişkin Usul ve Esaslar Hakkında Yönetmeliğin 14. maddesinin "Satış belgeleri devredilemez. Belge sahibinin ölümü ve mirasçıların faaliyete devam etmek istemeleri durumunda, ölüm tarihinden itibaren doksan gün içinde gerçek kişi adına düzenlenen satış belgesinin intibakının sağlanması için belgenin alındığı mercie başvurulması gerekir. Mirasçıların faaliyete devam etmek istememeleri durumunda, işyerinde bulunan ürünlerin intibak süresinin bitiminden itibaren üç ay içinde tasfiye edilmesi zorunludur. Miras yoluyla işyerini devralacak kişinin, miras bırakan kişi ile birinci veya ikinci derece kan hısmı olması halinde 4250 sayılı Kanunun 9. maddesinde yer alan mesafe şartı aranmaz." şeklindeki dördüncü fıkrasının neden olduğu iddiasıyla anılan fıkranın iptali istemiyle bakılan dava açılmıştır. İNCELEME VE GEREKÇE: USUL YÖNÜNDEN: 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun "Dava açma süresi" başlıklı 7. maddesinde, "Dava açma süresi, özel kanunlarında ayrı süre gösterilmeyen hallerde Danıştayda ve idare mahkemelerinde altmış ve vergi mahkemelerinde otuz gündür. Bu süreler; a) İdari uyuşmazlıklarda; yazılı bildirimin yapıldığı, … tarihi izleyen günden başlar. … İlanı gereken düzenleyici işlemlerde dava süresi, ilan tarihini izleyen günden itibaren başlar. Ancak bu işlemlerin uygulanması üzerine ilgililer, düzenleyici işlem veya uygulanan işlem yahut her ikisi aleyhine birden dava açabilirler. …" kuralına yer verilmiştir. Düzenleyici işlemin ilanından sonra dava açma süresi içerisinde bu işlemin iptali istemiyle dava açılabileceği gibi dava açma süresinin geçmiş olması halinde, düzenleyici işlemin uygulanmasına ilişkin yeni bir işlem tesis edildiğinde uygulama işlemi veya dayanağı olan düzenleyici işlem ayrı ayrı veya birlikte dava açma süresi içinde dava konusu edilebilir. 2577 sayılı Kanun'un 7. maddesi uyarınca ilanı gereken dava konusu düzenleyici işleme karşı ilan tarihini izleyen günden itibaren dava açma süresinde dava açılmamış olmakla birlikte, 2577 sayılı Kanun'un 7. maddesinin dördüncü fıkrası uyarınca, ilanı gereken düzenleyici işlemlere karşı dava açma süresi geçtikten sonra düzenleyici işlemin uygulaması mahiyetinde bir işlem tesis edilmesi ve bu işlem veya dayanağı olan düzenleyici işleme karşı ayrı ayrı veya birlikte dava açma süresi içinde dava açılması mümkün olduğundan, süresi içerisinde intibak işlemi yapılmadan yahut yeni bir açık alkollü içki satış belgesi alınmadan satış yapıldığından bahisle verilen idari para cezasının tebliğ tarihi olan 16/12/2021 tarihinden itibaren süresi içerisinde dava açıldığı, davalı idarenin usule ilişkin diğer itirazlarının geçerli olmadığı ve usule ilişkin başka bir eksikliğin de bulunmadığı anlaşıldığından esasın incelenmesine geçilmiştir. ESAS YÖNÜNDEN: İLGİLİ MEVZUAT: Türkiye Cumhuriyet Anayasası'nın "Temel hak ve hürriyetlerin sınırlanması" başlıklı 13. maddesinde, "Temel hak ve hürriyetler, özlerine dokunulmaksızın yalnızca Anayasanın ilgili maddelerinde belirtilen sebeplere bağlı olarak ve ancak kanunla sınırlanabilir. Bu sınırlamalar, Anayasanın sözüne ve ruhuna, demokratik toplum düzeninin ve lâik Cumhuriyetin gereklerine ve ölçülülük ilkesine aykırı olamaz."; "Mülkiyet hakkı" başlıklı 35. maddesinde, "Herkes, mülkiyet ve miras haklarına sahiptir. Bu haklar, ancak kamu yararı amacıyla, kanunla sınırlanabilir. Mülkiyet hakkının kullanılması toplum yararına aykırı olamaz."; "Yönetmelikler" başlıklı 124. maddesinde, "Cumhurbaşkanı, bakanlıklar ve kamu tüzel kişileri, kendi görev alanlarını ilgilendiren kanunların ve Cumhurbaşkanlığı kararnamelerinin uygulanmasını sağlamak üzere ve bunlara aykırı olmamak şartıyla, yönetmelikler çıkarabilirler. (…)"; 21/01/2017 tarih ve 6771 sayılı Türkiye Cumhuriyeti Anayasasında Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun'un 17. maddesiyle Anayasaya eklenen Geçici 21. maddenin (G) bendinde, "Kanunlar ve diğer mevzuat ile Başbakanlık ve Bakanlar Kuruluna verilen yetkiler, ilgili mevzuatta değişiklik yapılıncaya kadar Cumhurbaşkanı tarafından kullanılır." kuralına yer verilmiştir. 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu'nun 599. maddesinde, "Mirasçılar, mirasbırakanın ölümü ile mirası bir bütün olarak, kanun gereğince kazanırlar. Kanunda öngörülen ayrık durumlar saklı kalmak üzere mirasçılar, mirasbırakanın aynî haklarını, alacaklarını, diğer malvarlığı haklarını, taşınır ve taşınmazlar üzerindeki zilyetliklerini doğrudan doğruya kazanırlar ve mirasbırakanın borçlarından kişisel olarak sorumlu olurlar. (…)"; 606. maddesinde, "Miras, üç ay içinde reddolunabilir. Bu süre, yasal mirasçılar için mirasçı olduklarını daha sonra öğrendikleri ispat edilmedikçe mirasbırakanın ölümünü öğrendikleri; vasiyetname ile atanmış mirasçılar için mirasbırakanın tasarrufunun kendilerine resmen bildirildiği tarihten işlemeye başlar." kuralına yer verilmiştir. 4250 sayılı İspirto ve İspirtolu İçkiler İnhisarı Kanunu'nun 9. maddesinde, "(1) Tütün ve Alkol Piyasası Düzenleme Kurumundan satış belgesi almak isteyenlerin, öncelikle belediye veya il özel idaresinden işyeri açma ruhsatı ya da Kültür ve Turizm Bakanlığından turizm belgesi almaları zorunludur. Tütün mamulü, etil alkol, metil alkol ve alkollü içki satmak isteyenlerin, Tütün ve Alkol Piyasası Düzenleme Kurumundan satış belgesi almaları zorunludur. Belediye veya il özel idaresi, ruhsat vermeden önce, yetkili kolluk kuvvetinin görüşünü alır. Kolluk kuvveti görüşünü yedi gün içinde verir. (2) Bu Kanun kapsamına giren ürünlerin perakende veya açık olarak satışının yapıldığı yerler ile örgün eğitim kurumları ve dershaneler, öğrenci yurtları ve ibadethaneler arasında kapıdan kapıya en az yüz metre mesafenin bulunması zorunludur. Bu fıkradaki mesafe şartı turizm belgeli işletmeler için uygulanmaz. (3) Mesafe şartı, satış belgesinin verildiği tarih itibarıyla aranır. (4) İkinci fıkradaki mesafe sınırları içerisindeki taşınmaz kültür varlığı olarak tescilli yapılarda düzenlenecek süreli etkinlikler için Tütün ve Alkol Piyasası Düzenleme Kurumunca açık alkollü içki sunum izni verilebilir." kuralına yer verilmiştir. 4733 sayılı Tütün, Tütün Mamulleri ve Alkol Piyasasının Düzenlenmesine Dair Kanun'un "Yönetmelikler" başlıklı 9. maddesinin (B) bendinde, "Tütün ve tütün mamulleri ile alkol ve alkollü içkilerin iç ve dış ticareti, tütün mamulleri, makaron ve yaprak sigara kâğıdı üretim tesislerinin kurulmasının izin ve şartları, üretilecek tütün mamullerinin teknik özelliklerinin belirlenmesi, üretim şartını karşılamayan firma mamullerinin fiyatlandırılması, dağıtılması, satışı ve kontrolü ile bayilikler verilmesi, üretici tütünlerinin yazılı sözleşme esası veya açık artırma yöntemi ile alınıp satılması, açık artırma başlangıç fiyatının teknik olarak saptanması, Dünyada ve Türkiye'deki gelişmeler dikkate alınarak açık artırma başlangıç fiyatını tespitte kullanılan oranın yüzde elliye kadar artırılması ve 4250 sayılı İspirto ve İspirtolu İçkiler İnhisarı Kanunu ile bu Kanunun uygulanmasıyla ilgili diğer usul ve esaslar Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanlığı tarafından çıkarılacak yönetmeliklerle düzenlenir." kuralı yer almaktadır. 3572 sayılı İşyeri Açma ve Çalışma Ruhsatlarına Dair Kanun Hükmünde Kararnamenin Değiştirilerek Kabulüne Dair Kanun'un 1. maddesinde, "Bu Kanunun amacı, sanayi, tarım ve diğer işyerleri ile her türlü işletmeleri, işyeri açma ve çalışma ruhsatlarının verilmesi işlerinin basitleştirilmesi ve kolaylaştırılmasıdır."; 3. maddesinde, "İşyeri Açma ve Çalışma Ruhsatını vermeye aşağıdaki merciler yetkilidir: a) Belediye hudutları ve mücavir alan dışında kalan işyerleri ve işletmelere il özel idareleri. b) Belediye hudutları ile mücavir alan içinde kalan tüm işyerleri ve işletmelere belediyeler, c) Belediye hudutları ve mücavir alan içinde kalan işyeri ve işletmelerden büyükşehir belediyesi olan yerlerde; ca) 2 nci ve 3 üncü sınıf gayrisıhhi müesseseler için büyükşehir belediye başkanlığı, cb) Sıhhi ve sair işletmeler için ise büyükşehir belediyesi içinde kalan diğer belediye başkanlıkları."; 5. maddesinde, "İşyeri veya işletme açmak isteyen; işin özelliğine göre 4. maddede belirtilen yönetmelikte öngörülen kriterlere uygun olarak işyerini düzenledikten sonra başvuru formunu doldurarak 3. maddede belirtilen mercie ibraz ederler. Bu başvurunun yönetmelikte öngörülen kriterlere uygun olarak doldurulduğunun tespiti halinde, başkaca bir işleme gerek kalmaksızın işyeri açma ve çalışma ruhsatı düzenlenerek ilgiliye verilir. İlgili, bu belgeye dayanarak işyeri açabilir. İşyeri açma ve çalışma ruhsatı bütün işyerleri için tek tip olarak düzenlenir. Beyana göre tanzim edilen ruhsat müktesep hak doğurmaz."; 8. maddesinde, "Bu Kanun hükümlerini Bakanlar Kurulu yürütür." kuralına yer verilmiştir. 14/07/2005 tarih ve 2005/9207 sayılı Bakanlar Kurulu kararına dayalı olarak 10/08/2005 tarih ve 25902 sayılı Resmî Gazete'de yayımlanan İşyeri Açma ve Çalışma Ruhsatlarına İlişkin Yönetmeliğin "İşletmecinin değişmesi ve işyerinin nakli" başlıklı 8. maddesinde, "(…) İşyeri sahibinin ölümü halinde, yeni ruhsat düzenlenmeksizin kanunî mirasçıları adına eski ruhsatın intibakı yapılır. Ruhsatın yenilenmesi veya intibakı gereken hallerde yetkili idareye en geç üç ay içinde müracaat edilmesi zorunludur. Bu süre mirasçılar için altı ay olarak uygulanır. Süresi içinde müracaat yapılmadığının yetkili idarelerce tespiti durumunda tespit tarihinden itibaren onbeş günlük süre verilir. Bu süre sonunda ruhsat yenilenmediği veya intibak yaptırılmadığı hallerde ruhsat iptal edilir." düzenlemesine yer verilmiştir. Tütün Mamulleri ve Alkollü İçkilerin Satışına ve Sunumuna İlişkin Usul ve Esaslar Hakkında Yönetmeliğin "Tanımlar" başlıklı 4. maddesinde, "Bu Yönetmelikte geçen; a) Açık alkollü içki satıcısı: Alkollü içkilerin, piyasaya arz ambalajını açarak mevzuata uygun şekilde nihai tüketiciye satışını ve sunumunu yapan, açık alkollü içki satış belgesini haiz gerçek veya tüzel kişiyi, (…) ifade eder"; "Satış belgesi alma zorunluluğu" başlıklı 5. maddesinde, "(1) Tütün mamulleri ve alkollü içkilerin toptan ve perakende satışı ile açık alkollü içki satışı faaliyetlerinde bulunacak kişilerin, faaliyet türlerine göre aşağıdaki belgeleri almaları zorunludur: (…) d) Piyasaya arz ambalajı açılmak suretiyle açık alkollü içkilerin satışını ve sunumunu yapabilmek için, açık alkollü içki satış belgesi. (…) (2) İşyerlerine, diğer kamu kurum ve kuruluşları ile ilgili meslek kuruluşları tarafından özel mevzuatına göre verilen izinler, bu Yönetmelik hükümlerine göre satış belgesi alma mükellefiyetini ortadan kaldırmaz."; "Süre uzatım işlemi ve satış belgelerinin geçerliliği" başlıklı 14. maddesinde, (…) (3) Süresi içerisinde süre uzatım işlemini yaptırmayan satıcıların satış belgeleri, süre uzatım işleminin son gününden itibaren otuz gün sonra geçerliliğini kaybeder ve Kurumun internet sitesinde yayımlanır. Bu kapsamdaki satıcılar, süre uzatım tarihinin bitimini müteakiben ürün satın alamaz ve belgelerinin geçerlilik süresi içerisinde, ellerinde bulunan ürünleri tasfiye etmeye mecburdur. Belirtilen süre zarfında süre uzatım işlemi yaptırmayan satıcıların faaliyetine devam etmek istemeleri durumunda, yeniden belge almaları zorunludur. (4) Satış belgeleri devredilemez. Belge sahibinin ölümü ve mirasçıların faaliyete devam etmek istemeleri durumunda, ölüm tarihinden itibaren doksan gün içinde gerçek kişi adına düzenlenen satış belgesinin intibakının sağlanması için belgenin alındığı mercie başvurulması gerekir. Mirasçıların faaliyete devam etmek istememeleri durumunda, işyerinde bulunan ürünlerin intibak süresinin bitiminden itibaren üç ay içinde tasfiye edilmesi zorunludur. Miras yoluyla işyerini devralacak kişinin, miras bırakan kişi ile birinci veya ikinci derece kan hısmı olması halinde 4250 sayılı Kanunun 9'uncu maddesinde yer alan mesafe şartı aranmaz. (…)" kurallarına yer verilmiştir. HUKUKİ DEĞERLENDİRME: Anayasa Mahkemesi (AYM) ve Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) tarafından her türlü ekonomik değer mülkiyet hakkı kapsamında değerlendirilmekte olup, açık alkollü içki satış belgesi de bu kapsamdadır. Dolayısıyla miras yoluyla intikal eden açık alkollü içki satış belgesi ekonomik bir değeri olan malvarlığı olarak anayasal mülkiyet hakkı kapsamı içerisindedir. Türk Medeni Kanunu'nun (TMK) mirasın geçişini düzenleyen 599. maddesine göre, miras bırakanın ölümü halinde mirasçılar mirası bir bütün olarak, kanun gereğince kazanırlar. Külli halefiyet olarak adlandırılan bu geçişle, mirasçı, kanundan kaynaklı olarak ölen kimsenin miras yoluyla intikale elverişli, başka bir anlatımla, ölenin kişiliğine yönelik olmayıp, onun malvarlığına yönelik olan ekonomik değerlere ilişkin hukuki ilişkilere kendiliğinden dahil olur (Nuşin AYİTER, Miras Hukuku, Ankara, 1971,s. 6). TMK'nın 599. maddesi mülkiyet hakkı içerisinde değerlendirilen miras hakkının her türlü ekonomik değeri içeren geniş anlam ve kapsamını teyit etmektedir. Anılan maddede, kanunda öngörülen ayrık durumlar saklı kalmak üzere mirasçıların mirasbırakanın ayni haklarını, alacaklarını, diğer malvarlığı haklarını, taşınır ve taşınmazlar üzerindeki zilyetliklerini doğrudan doğruya kazanacakları hükme bağlanmıştır. Burada belirtilen "diğer malvarlığı hakları" dava konusu uyuşmazlığa konu "açık alkollü içki satış belgesi"ni ve onun ekonomik değerini de kapsamaktadır. Açık alkollü içki satış belgesinin mirasçılara geçişi yukarıda aktarılan 4250 ve 4733 sayılı Kanunlarda özel olarak düzenlenmemiştir. Başka bir anlatımla, sözü edilen kanunlarda alkollü içki satış belgelerinin miras yoluyla intikaline dair bir düzenleme bulunmamakla birlikte bunu yasaklayan bir hükme de yer verilmediğinden dava konusu açık alkollü içki satış belgesinin mirasçılara geçişinde TMK'nın 599. maddesinin uygulanacağı açıktır. Aktarılan mevzuata göre, alkol ve alkollü içkilerin satışının yapılabilmesi iki ayrı makamdan yetki (belge) alınması gerekmektedir. Bunlardan birincisi bir iş yerinin belirli bir kişi adına alkollü içki satışına işyeri açma ve çalışma ruhsatıyla yetkilendirilmesidir. İşyeri açma ve çalışma ruhsatına ilişkin hususlar 3572 sayılı Kanun ve İşyeri Açma ve Çalışma Ruhsatlarına İlişkin Yönetmelik'te düzenlenmiştir. Buna göre, koşulların mevcut olması halinde, belediye hudutları ve mücavir alan dışında kalan iş yerleri ve işletmeler için il özel idareleri; belediye hudutları ile mücavir alan içinde kalan tüm iş yerleri ve işletmeler için belediyeler; belediye hudutları ve mücavir alan içinde kalan işyeri ve işletmelerden büyükşehir belediyesi olan yerlerde belirli nitelikteki işletmeler için büyükşehir belediyesi, geriye kalan işletmeler için ise büyükşehir belediyesi içinde kalan diğer belediyeler alkol ve alkollü içkilerin satış yetkisini de içeren işyeri açma ve çalışma ruhsatı düzenlemekle yetkilendirilmiştir. Alkol ve alkollü içkilerin satışı için ayrıca belirli bir kişinin belirli bir işyeri üzerinden alkollü içki satışına yetki veren belgeye sahip olması gerekmekte olup alkollü içki satış belgelerinin düzenlenme koşulları ile bunların mirasçılara geçişi 4250 ve 4733 sayılı Kanunlara dayalı olarak Tarım ve Orman Bakanlığı tarafından çıkarılan Tütün Mamulleri ve Alkollü İçkilerin Satışına ve Sunumuna İlişkin Usul ve Esaslar Hakkında Yönetmelikle düzenlenmiştir. Bu durumda, alkol ve alkollü içkilerin belirli bir yetkilendirmeye dayalı olarak satışına ilişkin gerek işyeri açma ve çalışma ruhsatına gerekse alkollü içki satış belgesine ilişkin usul ve esaslar idarenin düzenleme yetkisi kapsamında Yönetmelikle düzenlenmiştir. İdare, Anayasa ve kanunlardan aldığı yetki ile kural koyma (düzenleme yapma) imkan ve ayrıcalığına sahiptir. "Kural işlemler" (ya da diğer adıyla düzenleyici idari işlemler), üst hukuk kurallarına uygun olarak hukuk düzenine yeni kural getiren ya da mevcut bir kuralı değiştiren veya kaldıran tek yanlı idari işlemlerdir. Düzenleme yetkisini kullanarak yönetmelik, tebliğ, genelge gibi genel düzenleyici işlemler tesis eden idarenin bir işleminin düzenleyici nitelik taşıdığının kabul edilebilmesi için, söz konusu işlemin sürekli, soyut, nesnel, genel durumları belirleyen ve gösteren hükümler içermesi, başka bir anlatımla, belirtilen nitelikte kurallara yer vermiş olması gerekmekte olup, bu düzenlemelerin üst hukuk kurallarına aykırı hükümler içermemesi de zorunludur. İdarenin düzenleyici işlem tesis etme yetkisi, kanunların her konuyu tüm ayrıntılarıyla düzenlemesinin hem mümkün hem de gerekli olmaması gerçeğine dayanmaktadır. Bu nedenle, idarenin yönetmelik ve diğer adsız düzenleyici işlemler yoluyla düzenlemeler yapması, normlar hiyerarşisinin doğasından kaynaklanan bir zorunluluk olarak kabul edilmektedir. Aksi takdirde, idarenin düzenleme yetkisi, yasama yetkisinin devri niteliğinde olurdu. Dolayısıyla, kanunların uygulanmasında idarenin sahip olduğu takdir yetkisinin nasıl kullanılacağının önceden belirlenmesi ve ülke genelinde uygulama birliğinin sağlanması amacıyla, yönetmelikler ve adsız düzenleyici işlemler ihdas edilmektedir. Aktarılan düzenlemelerde, işyeri açma ve çalışma ruhsatı ile ruhsata konu iş yeri için düzenlenen açık alkollü içki satış belgesinin mirasçılara geçişine yönelik olarak İşyeri Açma ve Çalışma Ruhsatlarına İlişkin Yönetmeliğin 8. maddesi ile Tütün Mamulleri ve Alkollü İçkilerin Satışına ve Sunumuna İlişkin Usul ve Esaslar Hakkında Yönetmeliğin iptali istenilen 14. maddesinin dördüncü fıkrasında farklı kurallara yer verildiği anlaşılmaktadır. İşyeri Açma ve Çalışma Ruhsatlarına İlişkin Yönetmeliğin 8. maddesinde, iş yeri sahibinin ölümü halinde yeni ruhsat düzenlenmeksizin kanuni mirasçıları adına eski ruhsatın intibakının yapılacağı, ruhsatın yenilenmesi veya intibakı gereken hallerde yetkili idareye en geç üç ay içinde müracaat edilmesinin zorunlu olduğu, bu sürenin mirasçılar için altı ay olarak uygulanacağı, süresi içinde müracaat yapılmadığının yetkili idarelerce tespiti durumunda tespit tarihinden itibaren onbeş günlük süre verileceği, bu süre sonunda ruhsat yenilenmediği veya intibak yaptırılmadığı hallerde ruhsatın iptal edileceği düzenlenmiştir. Tütün Mamulleri ve Alkollü İçkilerin Satışına ve Sunumuna İlişkin Usul ve Esaslar Hakkında Yönetmeliğin iptali istenilen 14. maddesinin dördüncü fıkrasında ise, belge sahibinin ölümü ve mirasçıların faaliyete devam etmek istemeleri durumunda, ölüm tarihinden itibaren doksan gün içinde gerçek kişi adına düzenlenen satış belgesinin intibakının sağlanması için belgenin alındığı mercie başvurulması gerektiği, mirasçıların faaliyete devam etmek istememeleri durumunda, iş yerinde bulunan ürünlerin intibak süresinin bitiminden itibaren üç ay içinde tasfiye edilmesinin zorunlu olduğu, miras yoluyla iş yerini devralacak kişinin, miras bırakan kişi ile birinci veya ikinci derece kan hısmı olması halinde 4250 sayılı Kanun'un 9. maddesinde yer alan mesafe şartının aranmayacağı yönünde bir düzenleme yapılmıştır. Aktarılan düzenlemelerin maddi vakıalara yansıması irdelendiğinde, muris …'ın 10/03/2021 tarihinde öldüğü, mirasçıların uyuşmazlığa konu iş yerine yönelik mirasçılık haklarından davacı lehine feragat ettikleri, 25/05/2021 tarihinde davacı adına işyeri açma ve çalışma ruhsatı düzenlenmesi istemiyle Pendik Belediyesine başvuruda bulunulduğu, 06/07/2021 tarihinde işyerinin bulunduğu Pendik Belediyesine miras bırakan adına düzenlenmiş olan ruhsatın davacı adına yenilenmesi için bu kez intibak istemiyle başvuru yapıldığı, anılan başvurunun intibak olarak değil yeni bir ruhsat istemi olarak değerlendirilerek reddedildiği, iş yerinde 26/09/2021 tarihinde kolluk tarafından yapılan denetim üzerine 90 (doksan) günlük süre içerisinde açık alkollü içki satış belgesinin mirasçılara intibakının yapılmaması nedeniyle yetkili olunmadığı halde alkollü içki satışı yapıldığından bahisle kolluk tarafından söz konusu iş yerinin işletmecisi olarak değerlendirilen dava dışı … (doğrusu muris …'ın mirasçılarının haklarından lehine feragat ettikleri davacı … olacaktı) adına idari para cezası verildiği, bunun üzerine açık alkollü içki satış belgesinin mirasçılara geçişini düzenleyen Tütün Mamulleri ve Alkollü İçkilerin Satışına ve Sunumuna İlişkin Usul ve Esaslar Hakkında Yönetmeliğin 14. maddesinin dördüncü fıkrasının iptali istemiyle bakılan davanın açıldığı anlaşılmaktadır. İptali istenilen dördüncü fıkra, "Satış belgeleri devredilemez. Belge sahibinin ölümü ve mirasçıların faaliyete devam etmek istemeleri durumunda, ölüm tarihinden itibaren doksan gün içinde gerçek kişi adına düzenlenen satış belgesinin intibakının sağlanması için belgenin alındığı mercie başvurulması gerekir. Mirasçıların faaliyete devam etmek istememeleri durumunda, işyerinde bulunan ürünlerin intibak süresinin bitiminden itibaren üç ay içinde tasfiye edilmesi zorunludur. Miras yoluyla işyerini devralacak kişinin, miras bırakan kişi ile birinci veya ikinci derece kan hısmı olması halinde 4250 sayılı Kanun'un 9. maddesinde yer alan mesafe şartı aranmaz." şeklindeki dört cümleden ibaret olup, davacının iptal istemi, aktarılan dördüncü fıkranın uygulama işlemine dayanak oluşturan ve bu nedenle davacının hukuki durumunu etkileyen "Belge sahibinin ölümü ve mirasçıların faaliyete devam etmek istemeleri durumunda, ölüm tarihinden itibaren doksan gün içinde gerçek kişi adına düzenlenen satış belgesinin intibakının sağlanması için belgenin alındığı mercie başvurulması gerekir." şeklindeki ikinci cümlesiyle sınırlı olarak incelenmiştir. İşyeri Açma ve Çalışma Ruhsatlarına İlişkin Yönetmeliğin 8. maddesi, il özel idaresi, belediye yahut büyükşehir belediyesi tarafından lehine işyeri açma ve çalışma ruhsatı düzenlenen kimsenin ölümü halinde işyeri açma ve çalışma ruhsatının mirasçılara geçişini düzenlerken; Tütün Mamulleri ve Alkollü İçkilerin Satışına ve Sunumuna İlişkin Usul ve Esaslar Hakkında Yönetmeliğin iptali istenilen 14. maddesinin dördüncü fıkrasının alkollü içki satış belgelerinin belge sahibinin ölümü halinde söz konusu belgenin faaliyete devam etmek isteyen mirasçılara geçişini düzenlediği, dolayısıyla, aynı konunun farklı yönlerini kurala bağladıkları anlaşılmaktadır. Öte yandan, TMK’nın 599. maddesi uyarınca, mirasçılar, kanunda öngörülen ayrık durumlar saklı kalmak üzere, mirasbırakanın ayni haklarını, alacaklarını, diğer malvarlığı haklarını, taşınır ve taşınmazlar üzerindeki zilyetliklerini doğrudan doğruya kazanırlar. Dolayısıyla murisin açık alkollü içki satış belgesi TMK gereği bir malvarlığı değeri olduğuna göre bunun mirasçılara geçişini sınırlandıran bir düzenlemenin ancak kanunla yapılması gerekir. Zira miras, mülkiyet mefhumu içerisinde değerlendirildiğinden, muristen intikal eden malvarlığının mirasçılar tarafından doğrudan kazanılmasının istisnasının ancak kanunda öngörülen ayrık durumlar varsa söz konusu olabileceği hükme bağlanmıştır. Buna karşılık açık alkollü içki satış belgesinin mirasçılara geçişi kanunla düzenlenmemiştir. Dolayısıyla, kanunda istisna bulunmayan mülkiyet ve miras bahsinde genel nitelikteki kanun olan TMK’nın miras hükümlerinin uygulanması gerekir. İptali istenilen düzenlemeyle mirasçılara getirilen yükümlülüğün ölçülü olup olmadığını açıklığa kavuşturmak için İşyeri Açma ve Çalışma Ruhsatlarına İlişkin Yönetmeliğin 8. maddesi ile iptali istenilen cümlenin mirasçılara geçişi düzenleme yöntemlerinin karşılaştırılması gerekir. İptali istenilen düzenlemede, belge sahibinin ölümü halinde mirasçıların faaliyete devam etmek istemeleri durumunda, ölüm tarihinden itibaren doksan gün içinde gerçek kişi adına düzenlenen satış belgesinin intibakının sağlanması için belgenin alındığı mercie başvurulması gerektiğinin belirtilmesiyle yetinilmiş, doksan gün içerisinde başvurunun yapılmaması, aynı fıkranın üçüncü cümlesinde mirasçıların faaliyete devam etmek istememeleri olarak kabul edilmiştir. Oysa aynı husus İşyeri Açma ve Çalışma Ruhsatlarına İlişkin Yönetmeliğin 8. maddesinde, iş yeri sahibinin ölümü halinde yeni ruhsat düzenlenmeksizin kanuni mirasçıları adına eski ruhsatın intibakının yapılacağı, ruhsatın intibakı gereken hallerde yetkili idareye başvuru süresinin mirasçılar için altı ay olarak uygulanacağı, süresi içinde müracaat yapılmadığının yetkili idarelerce tespiti durumunda tespit tarihinden itibaren mirasçılara onbeş günlük süre verileceği, bu süre sonunda intibak yaptırılmadığı taktirde ruhsatın iptal edileceği düzenlenmiştir. Anılan iki yönetmeliğin konuyu düzenleme usulünde iptali istenilen düzenlemeyle mirasçılara getirilen yükümlülüğün ölçülü olmadığını ortaya koyan temel farklılıkların bulunduğu görülmektedir. İlk olarak muris adına düzenlenmiş olup ölüm nedeniyle mirasçı adına yenilenmesi istenilen alkollü içki satışına imkan tanıyan bir işyeri açma ve çalışma ruhsatının mirasçısı adına intibakı için mirasçıya 6 aylık başvuru süresi tanınmıştır. İptali istenilen düzenlemede ise, alkollü içki satış belgesinin mirasçıya intibakı için mirasçıya ölüm tarihinden itibaren doksan günlük süre verilmiştir. İkinci temel farklılık ise ölüm tarihinden itibaren doksan gün içinde gerçek kişi adına düzenlenen alkollü içki satış belgesinin intibakının sağlanması için belgenin alındığı mercie başvurulmaması halinde mirasçıların faaliyete devam etmek istemedikleri varsayılarak, iş yerinde bulunan ürünlerin başvuru için tanınan 90 günlük intibak süresinden sonraki üç ay içinde tasfiye edilmesinin zorunlu kılınmasıdır. Oysa işyeri açma ve çalışma ruhsatının intibakı için süresi içinde müracaat yapılmadığının yetkili idarelerce tespiti durumunda tespit tarihinden itibaren mirasçılara onbeş günlük süre verilmekte, ruhsatın iptali yoluna ancak verilen onbeş günlük sürenin sonunda intibak yaptırılmaması halinde gidilmektedir. Her iki yönetmelikteki düzenleme, mirasçının alkollü içki satışına imkan tanıyan işyeri açma ve çalışma ruhsatının intibakını sağlamasına rağmen alkollü içki satış belgesinin intibakını sağlayamamasına neden olabilecek farklılıklar içermektedir. Oysa hukuk düzeninin sağladığı hakların ve getirdiği yükümlülüklerin tutarlı olması hukuk devleti ilkesinin temel bir unsuru olan hukuki belirlilik ilkesinin bir gereğidir. Nitekim davacı, murisi …'ın 10/03/2021 tarihinde ölümünden sonra 90 günlük süre içerisinde 25/05/2021 tarihinde Pendik Belediyesine kendi adına işyeri açma ve çalışma ruhsatı düzenlenmesi için başvuruda bulunmuş, işyeri açma ve çalışma ruhsatının yeni bir başvuruya ihtiyaç olmaksızın muristen kendisine intikal imkanı olduğunu fark ederek 06/07/2021 tarihinde bu kez ruhsat intibak başvurusunda bulunmuştur. Davacının başvurusu idarenin … tarih ve E-… sayılı işlemiyle reddedilmiş, bu işlemin iptali istemiyle açılan davada, … İdare Mahkemesinin … tarih ve E:…, K:… sayılı kararıyla "06/07/2021 tarihli başvurunun İşyeri Açma ve Çalışma Ruhsatlarına İlişkin Yönetmeliğin 8. maddesi kapsamında değerlendirilerek ruhsatın intibakının davacı adına yapılması gerekmekte iken bu cihette bir yol izlenmeksizin anılan başvurunun yeni bir ruhsat başvurusu olarak değerlendirilmek suretiyle reddine ilişkin tesis edilen dava konusu işlemde hukuka uygunluk bulunmadığı" gerekçesiyle dava konusu işlemin iptaline karar verilmiş, … Bölge İdare Mahkemesi … İdari Dava Dairesinin … tarih ve E:…, K:… sayılı kararıyla anılan karara yönelik istinaf başvurusu reddedilmiş, … Bölge İdare Mahkemesi … İdari Dava Dairesinin kararı da Danıştay Dördüncü Dairesinin 21/12/2023 tarih ve E:2023/7411, K:2023/7199 sayılı kararıyla onanarak kesinleşmiştir. Bu durumda, alkollü içki satışına ilişkin olarak, mirasçıların murisleri adına düzenlenmiş işyeri açma ve çalışma ruhsatının intibakı için altı ay süre verildiğinden 90 günden daha sonra başvurulmuş olsa dahi işyeri açma ve çalışma ruhsatının intibakı sağlanırken, alkollü içki satış belgesinin intibakını sağlamak isteyen mirasçılara bu belgeyi düzenlemeye yetkili olan Tarım ve Orman Bakanlığına başvuru için 90 gün süre verilmesinin miras haklarının ölçülü olmayan bir şekilde sınırlandırılmasına yol açtığı ve 90 günlük bir başvuru süresi verilmesinin makul ve meşru bir gerekçesinin bulunmadığı anlaşılmaktadır. Bu itibarla, mülkiyet hakkına yönelik aktarılan ilke ve kurallara ve hukuki belirlilik ilkesine aykırı nitelikte olması nedeniyle, 07/01/2011 tarih ve 27808 sayılı Resmî Gazete'de yayımlanan Tütün Mamulleri ve Alkollü İçkilerin Satışına ve Sunumuna İlişkin Usul ve Esaslar Hakkında Yönetmeliğin 14. maddesinin dördüncü fıkrasının iptali istenilen ikinci cümlesinde hukuka uygunluk bulunmadığı sonucuna varılmıştır. KARAR SONUCU : Açıklanan nedenlerle; 1. Tütün Mamulleri ve Alkollü İçkilerin Satışına ve Sunumuna İlişkin Usul ve Esaslar Hakkında Yönetmeliğin 14. maddesinin dördüncü fıkrasının "Belge sahibinin ölümü ve mirasçıların faaliyete devam etmek istemeleri durumunda, ölüm tarihinden itibaren doksan gün içinde gerçek kişi adına düzenlenen satış belgesinin intibakının sağlanması için belgenin alındığı mercie başvurulması gerekir." şeklindeki ikinci cümlesinin İPTALİNE, 2. Ayrıntısı aşağıda gösterilen toplam …-TL yargılama gideri ile Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi uyarınca …-TL vekalet ücretinin davalı idareden alınarak davacıya verilmesine, 3. Posta giderleri avansından artan tutarın kararın kesinleşmesinden sonra davacıya iadesine, 4. Bu kararın tebliğ tarihini izleyen 30 (otuz) gün içerisinde Danıştay İdari Dava Daireleri Kuruluna temyiz yolu açık olmak üzere, 29/04/2025 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.
2577 sayılı İDARİ YARGILAMA USULÜ KANUNU m. 7Kaynağı aç
Madde 7 – 1. Dava açma süresi, özel kanunlarında ayrı süre gösterilmeyen hallerde Danıştayda ve idare mahkemelerinde altmış ve vergi mahkemelerinde otuz gündür. 2. Bu süreler; a) İdari uyuşmazlıklarda; yazılı bildirimin yapıldığı, b) Vergi, resim ve harçlar ile benzeri mali yükümler ve bunların zam ve cezalarından doğan uyuşmazlıklarda: Tahakkuku tahsile bağlı olan vergilerde tahsilatın; tebliğ yapılan hallerde veya tebliğ yerine geçen işlemlerde tebliğin; tevkif yoluyla alınan vergilerde istihkak sahiplerine ödemenin; tescile bağlı vergilerde tescilin yapıldığı ve idarenin dava açması gereken konularda ise ilgili merci veya komisyon kararının idareye geldiği; Tarihi izleyen günden başlar. 3. Adresleri belli olmayanlara özel kanunlarındaki hükümlere göre ilan yoluyla bildirim yapılan hallerde, özel kanununda aksine bir hüküm bulunmadıkça süre, son ilan tarihini izleyen günden itibaren onbeş gün sonra işlemeye başlar. 4. İlanı gereken düzenleyici işlemlerde dava süresi, ilan tarihini izleyen günden itibaren başlar. Ancak bu işlemlerin uygulanması üzerine ilgililer, düzenleyici işlem veya uygulanan işlem yahut her ikisi aleyhine birden dava açabilirler. Düzenleyici işlemin iptal edilmemiş olması bu düzenlemeye dayalı işlemin iptaline engel olmaz. Sürelerle ilgili genel esaslar

Dava Açma Süresinin Başlangıcı ve Hesaplanması

Anayasa'nın 125. maddesinin üçüncü fıkrası uyarınca idari işlemlere karşı açılacak davalarda süre, kural olarak yazılı bildirim tarihinden itibaren başlar. 2577 sayılı Kanun'un 7. ve 8. maddeleri gereğince idari uyuşmazlıklarda genel dava açma süresi; yazılı bildirimin, tebliğin, yayının veya ilanın yapıldığı tarihi izleyen günden itibaren işlemeye başlar.

2577 sayılı İDARİ YARGILAMA USULÜ KANUNU m. 8Kaynağı aç
Madde 8 – 1. Süreler, tebliğ, yayın veya ilan tarihini izleyen günden itibaren işlemeye başlar. 2. Tatil günleri sürelere dahildir. Şu kadarki, sürenin son günü tatil gününe rastlarsa, süre tatil gününü izleyen çalışma gününün bitimine kadar uzar. 3. Bu Kanunda yazılı sürelerin bitmesi çalışmaya ara verme zamanına rastlarsa bu süreler, ara vermenin sona erdiği günü izleyen tarihten itibaren yedi gün uzamış sayılır. Görevli olmayan yerlere başvurma:

Dava açma sürelerinin hesabında tatil günleri süreye dahildir. 2577 sayılı Kanun'un 8. maddesinin ikinci fıkrası uyarınca sürenin son günü resmî tatile rastlarsa, süre tatil gününü izleyen ilk çalışma gününün mesai saati bitimine kadar kendiliğinden uzar. Danıştay İdari Dava Daireleri Kurulunun E. 2025/1200, K. 2025/1551 sayılı kararında da sürenin son gününün resmî tatile denk gelmesi halinde tatili izleyen ilk iş gününde açılan davanın süresinde olduğu belirtilmiştir.

2577 sayılı Kanun'un 8. maddesinin üçüncü fıkrası uyarınca, kanuni dava açma sürelerinin son gününün çalışmaya ara verme zamanına rastlaması durumunda bu süreler, adli tatilin sona erdiği günü takip eden günden itibaren yedi gün uzamış kabul edilir.

Tebliğ edilmeyen idari işlemlerde dava açma süresi, işlemin öğrenildiği tarihten itibaren hesaplanır. Danıştay İdari Dava Daireleri Kurulunun E. 2025/1200, K. 2025/1551 sayılı kararında, davacıya tebliğ edilmemiş bir işlem bakımından dava açma süresinin en geç idareye başvuru tarihinde öğrenildiği kabul edilmiş ve süre hesabı bu öğrenme tarihi üzerinden yapılmıştır.

İlan Yoluyla Yapılan Bildirimler ve Düzenleyici İşlemler

İlan yoluyla duyurulan işlemlerde dava açma süresi her uyuşmazlıkta kişisel bildirim tarihine bağlı değildir; imar planı, personel veya sınav ilanları ile genel düzenleyici işlemlerde ilan tarihi, askı süresi, başvuru süresi ve uygulama işlemi aşamaları önem kazanır. 2577 sayılı Kanun'un 7. maddesinin üçüncü fıkrası uyarınca, adresleri belli olmayanlara özel kanunlarındaki hükümlere göre ilan yoluyla bildirim yapılan durumlarda süre, özel kanunda aksine hüküm bulunmadıkça son ilan tarihini izleyen günden itibaren onbeş gün sonra işlemeye başlar.

2577 sayılı Kanun'un 7. maddesinin dördüncü fıkrası gereğince ilanı gereken düzenleyici işlemlerde dava açma süresi ilan tarihini izleyen günden itibaren işler. Ancak ilgililer, bu işlemlerin uygulanması üzerine düzenleyici işlem, uygulanan işlem veya her ikisi aleyhine birden dava açabilir; düzenleyici işlemin iptal edilmemiş olması buna dayalı uygulanan işlemin iptaline engel oluşturmaz.

Danıştay 13. Dairesinin E. 2022/188, K. 2025/1773 sayılı kararında da açıklandığı üzere, düzenleyici işlemin ilanından sonra dava açma süresi geçmiş olsa bile, bu işlemin uygulanmasına ilişkin yeni bir işlem tesis edildiğinde uygulama işlemi veya dayanağı olan düzenleyici işlem ayrı ayrı yahut birlikte süresi içinde dava konusu edilebilir.

Vergi Uyuşmazlıklarında Sürenin Başlangıcı

2577 sayılı Kanun'un 7. maddesinin ikinci fıkrasının (b) bendi uyarınca vergi, resim, harçlar ve benzeri mali yükümler ile bunların zam ve cezalarından doğan uyuşmazlıklarda dava açma süresi otuz gündür. Bu süre; tahakkuku tahsile bağlı vergilerde tahsilatın, tebliğ yapılan hallerde tebliğin, tevkif yoluyla alınan vergilerde hak sahiplerine ödemenin, tescile bağlı vergilerde tescilin yapıldığı ve idarenin dava açması gereken konularda ilgili merci veya komisyon kararının idareye ulaştığı tarihi izleyen günden itibaren işlemeye başlar.

Özel Kanunlardaki Süreler ve İvedi Yargılama Usulü

Genel dava açma süresi 60 gün olmakla birlikte, özel kanunlarda 7, 10, 15 veya 30 gün gibi farklı dava açma süreleri yer alabilmektedir. Bu kapsamdaki temel kanuni istisna 2577 sayılı Kanun'un 20/A maddesinde düzenlenen ivedi yargılama usulüdür.

2577 sayılı İDARİ YARGILAMA USULÜ KANUNU m. 20/AKaynağı aç
Madde 20/A – (Ek: 18/6/2014-6545/18 md.) 1. İvedi yargılama usulü aşağıda sayılan işlemlerden doğan uyuşmazlıklar hakkında uygulanır: a) İhaleden yasaklama kararları hariç ihale işlemleri. b) Acele kamulaştırma işlemleri. c) Özelleştirme Yüksek Kurulu kararları. d) 12/3/1982 tarihli ve 2634 sayılı Turizmi Teşvik Kanunu uyarınca yapılan satış, tahsis ve kiralama işlemleri. e) 9/8/1983 tarihli ve 2872 sayılı Çevre Kanunu uyarınca, idari yaptırım kararları hariç çevresel etki değerlendirmesi sonucu alınan kararlar. f) 16/5/2012 tarihli ve 6306 sayılı Afet Riski Altındaki Alanların Dönüştürülmesi Hakkında Kanun uyarınca alınan Cumhurbaşkanı kararları.[18] 2. İvedi yargılama usulünde: a) Dava açma süresi otuz gündür. b) Bu Kanunun 11 inci maddesi hükümleri uygulanmaz. c) Yedi gün içinde ilk inceleme yapılır ve dava dilekçesi ile ekleri tebliğe çıkarılır. d) Savunma süresi dava dilekçesinin tebliğinden itibaren on beş gün olup, bu süre bir defaya mahsus olmak üzere en fazla on beş gün uzatılabilir. Savunmanın verilmesi veya savunma verme süresinin geçmesiyle dosya tekemmül etmiş sayılır. e) Yürütmenin durdurulması talebine ilişkin olarak verilecek kararlara itiraz edilemez. f) Bu davalar dosyanın tekemmülünden itibaren en geç bir ay içinde karara bağlanır. Ara kararı verilmesi, keşif, bilirkişi incelemesi ya da duruşma yapılması gibi işlemler ivedilikle sonuçlandırılır. g) Verilen nihai kararlara karşı tebliğ tarihinden itibaren on beş gün içinde temyiz yoluna başvurulabilir. h) Temyiz dilekçeleri üç gün içinde incelenir ve tebliğe çıkarılır. Bu Kanunun 48 inci maddesinin bu maddeye aykırı olmayan hükümleri kıyasen uygulanır. ı) Temyiz dilekçelerine cevap verme süresi on beş gündür. i) Danıştay evrak üzerinde yaptığı inceleme sonunda, maddi vakıalar hakkında edinilen bilgiyi yeterli görürse veya temyiz sadece hukuki noktalara ilişkin ise yahut temyiz olunan karardaki maddi yanlışlıkların düzeltilmesi mümkün ise işin esası hakkında karar verir. Aksi hâlde gerekli inceleme ve tahkikatı kendisi yaparak esas hakkında yeniden karar verir. Ancak, ilk inceleme üzerine verilen kararlara karşı yapılan temyizi haklı bulduğu hâllerde kararı bozmakla birlikte dosyayı geri gönderir. Temyiz üzerine verilen kararlar kesindir. j) Temyiz istemi en geç iki ay içinde karara bağlanır. Karar en geç bir ay içinde tebliğe çıkarılır. Merkezî ve ortak sınavlara ilişkin yargılama usulü:

2577 sayılı Kanun'un 20/A maddesinin birinci fıkrası uyarınca; ihaleden yasaklama kararları hariç ihale işlemleri, acele kamulaştırma işlemleri, Özelleştirme Yüksek Kurulu kararları, 2634 sayılı Turizmi Teşvik Kanunu uyarınca yapılan satış, tahsis ve kiralama işlemleri, 2872 sayılı Çevre Kanunu uyarınca idari yaptırım kararları hariç çevresel etki değerlendirmesi sonucu alınan kararlar ile 6306 sayılı Kanun uyarınca alınan Cumhurbaşkanı kararlarından doğan uyuşmazlıklarda ivedi yargılama usulü tatbik edilir. Maddenin ikinci fıkrasına göre bu uyuşmazlıklarda dava açma süresi otuz gündür ve bu usulde idari başvuruya ilişkin 11. madde hükümleri uygulanmaz.

Başvuru Yolunun Gösterilmemesi Halinde Uygulanacak Süre

Anayasa'nın 40. maddesinin ikinci fıkrası gereğince Devlet, işlemlerinde ilgili kişilerin hangi kanun yolları ve mercilere başvuracağını ve başvuru sürelerini belirtmekle yükümlüdür. İşlem metninde başvuru yolu veya süresinin eksik ya da hatalı gösterilmesi, süre hesabının dosya koşullarında değerlendirilmesini gerektirir.

Danıştay İçtihatları Birleştirme Kurulunun E. 2021/2, K. 2022/1 sayılı kararında belirlendiği üzere, özel veya genel dava açma süresine tabi idari işlemlerde dava açma süresi gösterilmemişse özel yasalardaki kısa süreler uygulanamaz; vergi mahkemelerinde otuz, Danıştay ve idare mahkemelerinde ise altmış günlük genel dava açma süreleri uygulanır. Danıştay İdari Dava Daireleri Kurulunun E. 2025/1200, K. 2025/1551 sayılı kararında da belirtildiği gibi, idare tarafından tabi olunan süre bildirilmedikçe ilgililer aleyhine özel dava süreleri işletilemez; ilanı gereken işlemlerde dahi ivedi yargılama usulündeki otuz günlük süre yerine altmış günlük genel dava açma süresi esas alınır.

İdari Başvuruların Dava Açma Süresine Etkisi (İYUK m. 11)

2577 sayılı Kanun'un 11. maddesi uyarınca ilgililer, idari dava açmadan önce idari işlemin kaldırılması, geri alınması, değiştirilmesi veya yeni bir işlem yapılması istemiyle üst makama, üst makam yoksa işlemi yapmış olan makama dava açma süresi içinde başvurabilir. Dava açma süresi içinde yapılan bu başvuru, işlemeye başlamış olan süreyi durdurur.

2577 sayılı İDARİ YARGILAMA USULÜ KANUNU m. 11Kaynağı aç
Madde 11 – 1. İlgililer tarafından idari dava açılmadan önce, idari işlemin kaldırılması, geri alınması, değiştirilmesi veya yeni bir işlem yapılması üst makamdan, üst makam yoksa işlemi yapmış olan makamdan, idari dava açma süresi içinde istenebilir. Bu başvurma, işlemeye başlamış olan idari dava açma süresini durdurur. 2. Otuz gün içinde bir cevap verilmezse istek reddedilmiş sayılır.[8] 3. İsteğin reddedilmesi veya reddedilmiş sayılması halinde dava açma süresi yeniden işlemeye başlar ve başvurma tarihine kadar geçmiş süre de hesaba katılır. 4. (Mülga: 10/6/1994-4001/6 md.) İptal ve tam yargı davaları:

Yapılan başvuruya otuz gün içinde cevap verilmezse istek reddedilmiş sayılır. İsteğin reddedilmesi veya otuz günlük sürenin geçmesiyle reddedilmiş sayılması durumunda dava açma süresi yeniden işlemeye başlar ve başvurma tarihine kadar geçmiş olan süre hesaba katılır. Başvuru tarihine kadar geçen günler düşülerek kalan süre içinde dava açılabilir.

İdareye aynı taleple yapılan ardışık ikinci başvurular veya yetkisiz makama yapılan başvurular dava açma süresini durdurmaz.

İşlem veya Eylem Yapılması Talebiyle Başvuru (İYUK m. 10)

Haklarında idari uyuşmazlığa konu olabilecek bir işlem veya eylemin tesis edilmesi amacıyla ilgililer 2577 sayılı Kanun'un 10. maddesi uyarınca idareye müracaat edebilirler. Yapılan müracaata otuz günlük süre zarfında idarece cevap verilmemesi durumunda istem zımnen reddedilmiş kabul edilir. İlgililer bu otuz günlük sürenin tamamlanmasını takip eden günden itibaren, uyuşmazlığın görev alanına göre Danıştay, idare mahkemesi veya vergi mahkemesinde kanuni dava açma süresi içinde dava açabilirler.

2577 sayılı İDARİ YARGILAMA USULÜ KANUNU m. 10Kaynağı aç
Madde 10 – 1. İlgililer, haklarında idari davaya konu olabilecek bir işlem veya eylemin yapılması için idari makamlara başvurabilirler. 2. (Değişik: 10/6/1994-4001/5 md.) Otuz gün içinde bir cevap verilmezse istek reddedilmiş sayılır. İlgililer otuz günün bittiği tarihten itibaren dava açma süresi içinde, konusuna göre Danıştaya, idare ve vergi mahkemelerine dava açabilirler. Otuz günlük süre içinde idarece verilen cevap kesin değilse ilgili bu cevabı, isteminin reddi sayarak dava açabileceği gibi, kesin cevabı da bekleyebilir. Bu takdirde dava açma süresi işlemez. Ancak, bekleme süresi başvuru tarihinden itibaren dört ayı geçemez. Dava açılmaması veya davanın süreden reddi hallerinde, otuz günlük sürenin bitmesinden sonra yetkili idari makamlarca cevap verilirse, cevabın tebliğinden itibaren altmış gün içinde dava açabilirler.[7] 3. (Mülga: 10/6/1994-4001/5 md.) Üst makamlara başvurma:

Otuz günlük süre içinde idarece verilen cevap kesin değilse, ilgili bu cevabı istemin reddi sayarak dava açabileceği gibi kesin cevabı da bekleyebilir. Bu durumda dava açma süresi işlemez; ancak bekleme süresi başvuru tarihinden itibaren dört ayı geçemez. Başvuru sonrasında dava açılmaması veya davanın süreden reddi hallerinde, otuz günlük sürenin bitmesinden sonra yetkili idari makamlarca cevap verilirse, ilgililer bu cevabın tebliğinden itibaren altmış gün içinde dava açabilirler.

Sürekli Parasal İşlemler, Yürütmenin Durdurulması ve Süre Aşımı

Maaş, ek gösterge ve makam tazminatı gibi periyodik olarak yinelenen parasal işlemlerde genel dava açma süresi geçirilmiş olsa dahi, idareye başvuru tarihinden geriye doğru altmış günlük süre içerisindeki ilk uygulama ve sonrasındaki mali hak kayıpları için dava açılabilmektedir. Danıştay 12. Dairesinin E. 2019/3966, K. 2022/156 ve E. 2018/4350, K. 2021/5520 sayılı kararlarında da belirtildiği üzere, idareye başvuru tarihinden geriye dönük altmış günlük süreyi aşan önceki dönemlere ait parasal talepler süre aşımı gerekçesiyle reddedilmektedir.

Danıştay 12. Daire, E. 2019/3966, K. 2022/156Kaynağı aç
Danıştay 12. Daire Başkanlığı         2019/3966 E.  ,  2022/156 K. "İçtihat Metni" T.C. D A N I Ş T A Y ONİKİNCİ DAİRE Esas No : 2019/3966 Karar No : 2022/156 TEMYİZ EDEN (DAVALI): … Kurumu VEKİLİ : Av. … KARŞI TARAF (DAVACI) : … İSTEMİN KONUSU : …. İdare Mahkemesinin … tarih ve E:…, K:…. sayılı kararının iptal-kabule ilişkin kısmının, temyizen incelenerek bozulması istenilmektedir. YARGILAMA SÜRECİ : Dava konusu istem: Bilgi Teknolojileri ve İletişim Kurumunda uzman yardımcısı olarak görev yapan davacının, mali ve sosyal haklarının 15/01/2012 tarihinden önce göreve başlayan uzman yardımcıları ile eşitlenmesi talebiyle yaptığı başvurunun reddine ilişkin … tarih ve … sayılı işlemin iptali ile göreve başladığı 07/01/2014 tarihinden itibaren yoksun kaldığı parasal haklarının bu tarihten itibaren işletilecek yasal faiziyle birlikte ödenmesine karar verilmesi istenilmiştir. İlk Derece Mahkemesi kararının özeti: … İdare Mahkemesince, Danıştay Onbirinci Dairesinin 09/05/2017 tarih ve E:2016/736, K:2017/4174 sayılı bozma kararına uyularak; 2813 sayılı Bilgi Teknolojileri ve İletişim Kurumunun Kuruluşuna İlişkin Kanun'a tabi kurum personelinin, mali ve sosyal hakları hakkında, 15/01/2012 tarihinde yürürlüğe giren 666 sayılı Kanun Hükmünde Kararname'nin 1. maddesiyle yeniden düzenleme yapıldığı, maddenin yürürlük tarihinden sonra göreve başlayanların, söz konusu haklarının, bu düzenlemeye göre belirlendiği; ancak, anılan Kanun Hükmünde Kararname ile eklenen 375 sayılı Kanun Hükmünde Kararname'nin Ek 11. maddesinin birinci fıkrasının (b) bendinde yer alan ''uzman'' ibarelerinin Anayasa Mahkemesinin E:2015/101 sayılı kararıyla iptal edildiği dikkate alındığında, dava konusu işlemde hukuka uygunluk bulunmadığı sonucuna varıldığı, davacının işe başlama tarihi olan 07/01/2014 tarihinden itibaren yoksun kaldığı mali ve sosyal haklarının yasal faiziyle birlikte ödenmesi istemi bakımından ise; 26/04/2016 tarihinde yürürlüğe giren 6704 sayılı Kanun'un 30. maddesi ile 375 sayılı Kanun Hükmünde Kararname'nin Ek 11. maddesinin birinci fıkrasının (b) bendinin yeniden düzenlendiği, anılan düzenlemede de açıkça 15/01/2012 tarihi referans alınmak suretiyle, bu tarihten sonra atananların parasal haklarının bu tarihten önce göreve başlayanlardan farklılaştırıldığının görüldüğü, öte yandan, Anayasa Mahkemesinin 15/11/2017 tarih ve E:2016/133, K:2017/155 sayılı kararıyla, 6704 sayılı Kanun'un 30. maddesi ile yapılan düzenleme açısından iptal taleplerinin reddine karar verildiği, bu durumda, davacının talepte bulunduğu tarihler açısından, 26/04/2016 tarihinden sonra yoksun kaldığı parasal haklarının ödenmesine hukuken olanak bulunmadığı gerekçesiyle dava konusu işlemin iptaline, dava konusu işlem nedeniyle davacının 07/01/2014 – 26/04/2016 tarihleri arasında yoksun kaldığı parasal haklarının başvuru tarihi olan 01/12/2014 tarihinden itibaren işletilecek yasal faiziyle birlikte davalı idarece davacıya ödenmesine, davacının 26/04/2016 tarihinden sonra yoksun kaldığı parasal haklarının ödenmesi istemi yönünden davanın reddine karar verilmiştir. TEMYİZ EDENİN İDDİALARI : Anayasa Mahkemesinin E:2015/101 sayılı iptal kararından sonra, 6704 sayılı Kanun'un 30. maddesiyle, 375 sayılı Kanun Hükmünde Kararname'nin Ek 11. maddesinin birinci fıkrasının (b) bendinde yeniden düzenleme yapıldığı, yapılan düzenlemenin iptali isteminin Mahkemece reddedildiği, ilgili kararın gerekçesinde yer aldığı üzere, 6704 sayılı Kanun'la yapılan düzenlemenin yürürlük tarihi olarak 15/01/2012 tarihinin esas alınmasının gerektiğinin açık olduğu, usuli gerekçelerle iptal edilen kuralın, aynı içerikte düzenleme ile yeniden yürürlüğe konularak, anılan tarihten sonra ilk defa atananlar için belirtilen tarihten geçerli olacak şekilde daha önce getirilen ücret kısıtlamasının korunduğu, Anayasa'nın 153. maddesindeki iptal kararlarının geriye yürümeyeceği yönündeki kuralın, iptal edilen hükümlere göre kazanılmış olan haklara yönelik olduğu, bu kural ile iptal edilen hüküm nedeniyle elde edilmiş hakların, iptal kararı sonrasında, geriye dönük işlemler yapılarak alınmasının engellenmesinin ve kamu düzeninin korunmasının amaçlandığının içtihatlar ile sabit olduğu, belirtilen nedenlerle, kararın aleyhlerine ilişkin kısmının bozulması gerektiği ileri sürülmektedir. KARŞI TARAFIN SAVUNMASI : Savunma verilmemiştir. DANIŞTAY TETKİK HÂKİMİ: … DÜŞÜNCESİ : Kararın, dava konusu işlemin iptaline, dava konusu işlem nedeniyle davacının 15/11/2014-26/04/2016 tarihleri arasında yoksun kaldığı parasal haklarının başvuru tarihi olan 01/12/2014 tarihinden itibaren işletilecek yasal faiziyle birlikte davalı idarece davacıya ödenmesine ilişkin kısmının onanması, davacının 07/01/2014 – 15/11/2014 tarihleri arasında yoksun kaldığı parasal haklarının ödenmesine ilişkin kısmının bozulması gerektiği düşünülmektedir. TÜRK MİLLETİ ADINA Karar veren Danıştay Onikinci Dairesince, Tetkik Hâkiminin açıklamaları dinlendikten ve dosyadaki belgeler incelendikten sonra gereği görüşüldü: İNCELEME VE GEREKÇE : MADDİ OLAY : Bilgi Teknolojileri ve İletişim Kurumunda uzman yardımcısı olarak görev yapan davacının, mali ve sosyal haklarının 15/01/2012 tarihinden önce göreve başlayan uzman yardımcıları ile eşitlenmesi talebiyle yaptığı başvurunun reddine ilişkin … tarih ve … sayılı işlemin iptali ile göreve başladığı 07/01/2014 tarihinden itibaren yoksun kaldığı parasal haklarının bu tarihten itibaren işletilecek yasal faiziyle birlikte ödenmesine karar verilmesi istemiyle, bakılan dava açılmıştır. İLGİLİ MEVZUAT VE HUKUKİ DEĞERLENDİRME: İdare ve vergi mahkemeleri tarafından verilen kararların temyiz yolu ile incelenerek bozulabilmeleri 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 49. maddesinde belirtilen nedenlerden birinin bulunması halinde mümkün olup, temyize konu Mahkeme kararının dava konusu işlemin iptaline, dava konusu işlem nedeniyle davacının 15/11/2014-26/04/2016 tarihleri arasında yoksun kaldığı parasal haklarının başvuru tarihi olan 01/12/2014 tarihinden itibaren işletilecek yasal faiziyle birlikte davalı idarece davacıya ödenmesine ilişkin kısmında 49. maddede belirtilen bozma nedenlerinden hiçbirisi bulunmadığından, kararın bu kısmına yönelik temyiz istemi yerinde görülmemiştir. Kararın, davacının 07/01/2014 – 15/11/2014 tarihleri arasında yoksun kaldığı parasal haklarının ödenmesine ilişkin kısmına gelince; 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 7. maddesinde, dava açma süresinin, özel kanunlarında ayrı süre gösterilmeyen hallerde Danıştayda ve idare mahkemelerinde altmış gün olduğu; 12. maddesinde ise, ilgililerin haklarını ihlal eden bir idari işlem dolayısıyla Danıştaya, idare ve vergi mahkemelerine doğrudan doğruya tam yargı davası veya iptal ve tam yargı davalarını birlikte açabilecekleri gibi ilk önce iptal davası açarak bu davanın karara bağlanması üzerine, bu husustaki kararın veya kanun yollarına başvurulması halinde verilecek kararın tebliği veya bir işlemin icrası sebebiyle doğan zararlardan dolayı icra tarihinden itibaren dava süresi içinde tam yargı davası açabilecekleri, bu halde de ilgililerin 11. madde uyarınca idareye başvurma haklarının saklı olduğu kurala bağlanmıştır. Uyuşmazlık konusu olayda olduğu üzere, mali, sosyal hak ve yardımların 15/01/2012 tarihinden önce kurumda göreve başlayan uzman yardımcıları ile eşitlenmesi gerektiği iddiası gibi süreklilik arzeden parasal ödemeler ile ilgili olarak belli bir uygulama tarihi esas alınarak istekte bulunulan davalarda, İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 7. maddesine göre uygulama tarihinden itibaren 60 gün içinde, uygulama üzerine davacı tarafından idareye başvurulmuş ise, 12. maddenin yollamada bulunduğu 11. maddeye göre, idarenin bu başvuruya cevap vermemiş olduğu hallerde, uygulama tarihinden itibaren en geç 120 gün, idarenin cevap verdiği durumlarda ise, uygulama tarihine kadar geçen süre de hesaba katılmak koşuluyla cevabın davacıya tebliğ edildiği tarihten itibaren 60 gün içinde idari davanın açılmış olması gerekmektedir. Başka bir anlatımla dava, davacının idareye başvurduğu tarihten itibaren 120 gün içinde açılmış ise, ilgiliye, davanın açıldığı tarihten geriye doğru 120 günü geçmemek üzere, başvuru tarihinden geriye doğru 60 günlük süre içindeki ilk uygulama esas alınarak parasal hakların verilmesi, idareye başvuru tarihinden itibaren 120 günlük ya da idarenin cevabının tebliğ tarihinden itibaren 60 günlük süreler geçtikten sonra açılmış olan davalarda ise, ancak dava tarihinden geriye doğru 60 günlük süre içinde kalan ilk uygulamadan doğan parasal hakların ödenmesi mümkündür. Dosyanın incelenmesinden, davalı idarede 07/01/2014 tarihinde göreve başlayan davacı tarafından, mali ve sosyal haklarının 15/01/2012 tarihinden önce göreve başlayan uzman yardımcıları ile eşitlenmesi talebiyle davalı idareye 01/12/2014 tarihinde yaptığı başvurunun reddi üzerine 19/02/2015 tarihinde temyizen incelenen davanın açıldığı, Mahkeme tarafından, dava konusu işlemin iptaline, dava konusu işlem nedeniyle davacının 07/01/2014-26/04/2016 tarihleri arasında yoksun kaldığı parasal haklarının başvuru tarihi olan 01/12/2014 tarihinden itibaren işleyecek yasal faiziyle birlikte davalı idarece davacıya ödenmesine, davacının 26/04/2016 tarihinden sonra yoksun kaldığı parasal haklarının ödenmesi isteminin ise reddine karar verildiği anlaşılmıştır. Bu itibarla, davacı tarafından 01/12/2014 tarihinde yapılan başvurunun reddi üzerine başvuru tarihinden itibaren 120 gün içinde bakılan davanın açıldığı anlaşıldığından, Mahkemece, dava tarihinden geriye doğru 120 günü geçmemek üzere, başvuru tarihinden geriye doğru 60 günlük süre içindeki ilk uygulama tarihi olan 15/11/2014 tarihinden itibaren mali ve sosyal haklarının ödenmesine hükmedilmesi, bu tarihten önceki döneme ait talebe yönelik olarak ise davanın süre aşımı nedeniyle reddedilmesi gerekirken, yoksun kalınan tutarın davacının işe başladığı 07/01/2014 tarihinden itibaren hesaplanarak ödenmesine ilişkin olarak verilen İdare Mahkemesi kararının, 07/01/2014 – 15/11/2014 tarihleri arası bakımından, parasal haklara hükmedilmesine ilişkin kısmında hukuka uygunluk bulunmamaktadır. KARAR SONUCU : Açıklanan nedenlerle; 1. Davalı idarenin temyiz isteminin kısmen reddi ile İdare Mahkemesi kararının, dava konusu işlemin iptaline, dava konusu işlem nedeniyle davacının 15/11/2014-26/04/2016 tarihleri arasında yoksun kaldığı parasal haklarının başvuru tarihi olan 01/12/2014 tarihinden itibaren işletilecek yasal faiziyle birlikte davalı idarece davacıya ödenmesine ilişkin kısmının onanmasına; 2. Kısmen kabulü ile davacının 07/01/2014 – 15/11/2014 tarihleri arasında yoksun kaldığı parasal haklarının ödenmesine ilişkin kısmının bozulmasına, 3. Dosyanın bozulan kısım hakkında yeniden bir karar verilmek üzere Mahkemeye gönderilmesine, 4. 2577 sayılı Kanun'un (Geçici 8. maddesi uyarınca uygulanmasına devam edilen) 54. maddesinin birinci fıkrası uyarınca bu kararın tebliğ tarihini izleyen günden itibaren onbeş gün içinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere 26/01/2022 tarihinde oyçokluğuyla karar verildi. (X) KARŞI OY : Dava; Bilgi Teknolojileri ve İletişim Kurumunda uzman yardımcısı olarak görev yapan davacının, mali ve sosyal haklarının 15/01/2012 tarihinden önce göreve başlayan uzman yardımcıları ile eşitlenmesi için yaptığı başvurunun reddine ilişkin 24/12/2014 tarih ve 81931 sayılı işlemin iptali ile göreve başladığı 07/01/2014 tarihinden itibaren yoksun kaldığı parasal haklarının yasal faiziyle birlikte ödenmesine karar verilmesi istemiyle açılmıştır. 02/11/2011 tarih ve 28103 mükerrer sayılı Resmi Gazete'de yayımlanan 666 sayılı Kanun Hükmünde Kararname'nin 1. maddesiyle 375 sayılı Kanun Hükmünde Kararname'ye eklenen Ek 11. maddenin birinci fıkrasının (b) bendiyle, 15/01/2012 tarihinden sonra düzenleyici ve denetleyici kurumların kadro ve pozisyonlarına ilk defa veya yeniden atanan murakıp ve uzman unvanlı meslek personelinin ücretlerinin bir aylık toplam net tutarının; Başbakanlık uzmanlarına ilgili mevzuatı uyarınca yapılan ödemelerin bir aylık toplam net tutarını geçemeyeceği kurala bağlanmış, böylece 15/01/2012 tarihinden sonra düzenleyici ve denetleyici kurumlarda göreve başlayan murakıp ve uzman unvanlı meslek personelinin ücret ile diğer mali haklarına 666 sayılı Kanun Hükmünde Kararnameyle bir üst sınır getirilmiştir. Anılan maddenin (b) bendinde yer alan ''uzman'' ibareleri, Anayasa Mahkemesinin 16/12/2015 tarih ve 29564 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanan 03/12/2015 tarih ve E:2015/101, K:2015/111 sayılı kararıyla, 6223 sayılı Yetki Kanunu kapsamında olmadığı gerekçesiyle iptal edilmiş ise de; iptal kararından sonra, 26/04/2016 tarih ve 29695 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe giren 6704 sayılı Kanun'un 30. maddesiyle, 375 sayılı Kanun Hükmünde Kararname'nin Ek 11. maddesinin birinci fıkrasının (b) bendi yeniden düzenlenerek, 666 sayılı Kanun Hükmünde Kararname'nin 1. maddesiyle getirilen kuralla aynı mahiyetteki düzenleme tekrar anılan bende derç edilmiş, böylece Anayasa Mahkemesi tarafından usulî gerekçelerle iptal edilen kuralla aynı içerikte düzenleme yeniden yürürlüğe konularak 15/01/2012 tarihinden sonra ilk defa atananlar için, anılan Kanunun gerekçesinden de açıkça anlaşılacağı üzere, belirtilen tarihten geçerli olacak şekilde, daha önce getirilen ücret kısıtlaması korunmuştur. Öte yandan; aynı ünvana sahip personele, belirli bir tarihten sonra göreve başlayanlar yönünden farklı ücret ödenmesini öngören düzenlemenin eşitlik ilkesine aykırı olduğu ileri sürülerek 6704 sayılı Kanun'un 30. maddesiyle değişik 375 sayılı Kanun Hükmünde Kararname'nin Ek 11. maddesinin birinci fıkrasının (b) bendinde yer alan "…15/01/2012" tarihinden sonra…" ibaresinin iptali isteğiyle açılan davada, Anayasa Mahkemesinin 15/11/2017 tarih ve E:2016/133, K:2017/155 sayılı kararıyla; düzenleyici ve denetleyici kurumlarda 15/01/2012 tarihinden önce ve bu tarihten sonra göreve başlayanların, aynı hukuki konumda bulunmadıklarından farklı kurallara tabi tutulmalarında eşitlik ilkesine aykırılık bulunmadığı gerekçesine yer verilmek suretiyle, düzenlemenin Anayasa'ya aykırı olmadığına ve iptal taleplerinin reddine karar verilmiştir. Dolayısıyla, 6704 sayılı Kanun'la getirilen düzenleme uyarınca, 15/01/2012 tarihinden sonra göreve başlayanlar bakımından farklı ücret belirlenmesinde, kazanılmış haklar ya da eşitlik ilkesi bakımından Anayasa'ya aykırılık bulunmamaktadır. 666 sayılı Kanun Hükmünde Kararname ile getirilen düzenlemenin Anayasa Mahkemesince iptali nedeniyle, 6704 sayılı Kanun'un yürürlüğe girdiği tarihe kadar davacıya parasal hak ödenip ödenmeyeceği hususuna gelince; Anayasa Mahkemesinin söz konusu kararında da açıkça vurgulandığı üzere; 666 sayılı Kanun Hükmünde Kararname'nin ilgili hükmünün iptaline ilişkin karar, esasa ilişkin olmayıp, yetki kanunu kapsamında bulunmaması nedeniyle (usul yönünden) verilmiş bir iptal kararı olup, 6704 sayılı Kanun'la yeniden yapılan düzenlemede de, geçmişe etkiler doğurmak üzere 15/01/2012 tarihi belirlendiği dikkate alındığında, halen yürürlükte bulunan ve geçmişe etkiler doğuran hükmünün Anayasa'ya aykırı olmadığı Anayasa Mahkemesi kararıyla belirlenen 6704 sayılı Kanun hükümleri uyarınca, davacıya geçmişe dönük herhangi bir parasal hak ödenmesine olanak bulunmamaktadır. Nitekim, benzer uyuşmazlıkta, 6704 sayılı Kanun'un Resmi Gazete'de yayımlandığı 26/04/2016 tarihine kadar parasal hakların ödenmesi isteğiyle açılan davada, ilk derece mahkemesince verilen davanın reddine ilişkin ısrar kararı, Danıştay İdari Dava Daireleri Kurulunun 27/11/2019 tarih, E:2019/2215, K:2019/5924 sayılı kararıyla onanmıştır. Açıklanan nedenlerle; davalı idarenin temyiz isteminin kabulü ve temyize konu kararın belirtilen gerekçeyle bozulması gerektiği düşüncesiyle karara katılmıyorum.
Danıştay 12. Daire, E. 2018/4350, K. 2021/5520Kaynağı aç
Danıştay 12. Daire Başkanlığı         2018/4350 E.  ,  2021/5520 K. "İçtihat Metni" T.C. D A N I Ş T A Y ONİKİNCİ DAİRE Esas No : 2018/4350 Karar No : 2021/5520 TEMYİZ EDEN (DAVALI) : … Başkanlığı VEKİLİ : Av. … KARŞI TARAF (DAVACI) : … İSTEMİN KONUSU : … İdare Mahkemesinin … tarih ve E:.., K:.. sayılı kararının temyizen incelenerek bozulması istenilmektedir. YARGILAMA SÜRECİ : Dava konusu istem: Davacı tarafından, … iştirakçisi iken vefat eden eşinin … tarihleri arasında atanmak suretiyle belediye başkanlığı görevini yürüttüğünden bahisle geçmişe ve ileriye dönük olarak makam ve görev tazminatının yasal faiziyle birlikte ödenmesine karar verilmesi istenilmiştir. İlk Derece Mahkemesi kararının özeti: … İdare Mahkemesince; belediye başkanlığı görevinden dolayı makam ve görev tazminatından yararlanılabilmek için belediye başkanlığı görevinde bulunulmasının yeterli olduğu, bu görevin seçilerek veya atanarak yürütülmüş olması konusunda herhangi bir ayrıma yer verilmediği, davacının vefat eden eşinin belediye başkanlığı görevine 2303 sayılı Kanun uyarınca atandığı hususunun tartışmasız olduğu, bu sebeple makam ve görev tazminatı ödenmesi gerektiği; öte yandan, makam ve görev tazminatı gibi süreklilik arzeden parasal ödemeler veya kesintiler ile ilgili olarak belli bir uygulama tarihi esas alınarak istekte bulunulan davalarda, davacının idareye başvurduğu tarihten itibaren 120 gün geçirilmeden açılmış ise davanın açıldığı tarihten geriye doğru 120 günü geçmemek koşuluyla, başvuru tarihinden geriye doğru altmış günlük süre içindeki ilk uygulama esas alınarak istemin esasının incelenmesi gerekeceği, idareye başvuru tarihinden itibaren 120 günlük ya da idarenin cevabının tebliğ tarihinden itibaren başvuru tarihine kadar işlemiş süreyle birlikte altmış günlük süreler geçtikten sonra açılmış olan davalarda ise dava tarihinden geriye doğru altmış günlük süre içinde kalan ilk uygulamadan başlayan zararın tazminine ilişkin istemin incelenebileceği gerekçesiyle, davanın kısmen kabulü ile başvuru tarihinden geriye doğru 60 günlük süre içindeki ilk uygulama tarihinden itibaren hesaplanacak görev ve makam tazminatının başvuru tarihinden itibaren hesaplanacak yasal faiziyle birlikte davacıya ödenmesine, fazlaya ilişkin istem yönünden süre aşımı nedeniyle reddine karar verilmiştir. TEMYİZ EDENİN İDDİALARI : Belediye başkanlığı görevinin atama suretiyle vekaleten yürütüldüğünden dolayı makam ve görev tazminatı ödenmesinin hukuken mümkün bulunmadığı, ayrıca idarelerinin harçtan muaf olduğu ve kurumdan alacaklı olanlara faiz ödenmesi hususunda mevzuatta hüküm bulunmadığı ileri sürülmektedir. KARŞI TARAFIN SAVUNMASI : Savunma verilmemiştir. DANIŞTAY TETKİK HÂKİMİ : … DÜŞÜNCESİ : Temyiz isteminin reddi gerektiği düşünülmektedir. TÜRK MİLLETİ ADINA Karar veren Danıştay Onikinci Dairesince, Tetkik Hâkiminin açıklamaları dinlendikten ve dosyadaki belgeler incelendikten sonra gereği görüşüldü: HUKUKİ DEĞERLENDİRME: İdare ve vergi mahkemelerinin nihai kararlarının temyizen bozulması, 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 49. maddesinde yer alan sebeplerden birinin varlığı hâlinde mümkündür. Temyizen incelenen karar usul ve hukuka uygun olup, dilekçede ileri sürülen temyiz nedenleri kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte görülmemiştir. KARAR SONUCU: Açıklanan nedenlerle; 1. Davalı idarenin temyiz isteminin reddine, 2. Yukarıda özetlenen gerekçeyle davanın kısmen kabulü ile başvuru tarihinden geriye doğru 60 günlük süre içindeki ilk uygulama tarihinden itibaren hesaplanacak görev ve makam tazminatının başvuru tarihinden itibaren hesaplanacak yasal faiziyle birlikte davacıya ödenmesi, fazlaya ilişkin istem yönünden süre aşımı nedeniyle reddi yolundaki … İdare Mahkemesinin … tarih ve E:…, K:… sayılı temyize konu kararının ONANMASINA, 3. Temyiz giderlerinin istemde bulunan üzerinde bırakılmasına, 4. Dosyanın anılan Mahkemeye gönderilmesine, 5. 2577 sayılı Kanun'un (Geçici 8. maddesi uyarınca uygulanmasına devam edilen) 54. maddesinin birinci fıkrası uyarınca bu kararın tebliğ tarihini izleyen günden itibaren 15 (onbeş) gün içinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere, 09/11/2021 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.
Danıştay 12. Daire, E. 2019/3812, K. 2020/3296Kaynağı aç
Danıştay 12. Daire Başkanlığı         2019/3812 E.  ,  2020/3296 K. "İçtihat Metni" T.C. D A N I Ş T A Y ONİKİNCİ DAİRE Esas No : 2019/3812 Karar No : 2020/3296 TEMYİZ EDEN (DAVACI) : … Kurumu VEKİLİ : Av. … KARŞI TARAF (DAVALI) : … İSTEMİN KONUSU : … İdare Mahkemesinin … tarih ve E:… , K:… sayılı kararın, dilekçede yazılı nedenlerle 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 49. maddesi uyarınca temyizen incelenerek bozulması istenilmektedir. YARGILAMA SÜRECİ: Dava konusu istem: Bankacılık Düzenleme ve Denetleme Kurumu'nda bankalar yeminli murakıp yardımcısı olarak görev yapan davacı tarafından, mali ve sosyal haklarının 15/01/2012 tarihinde önce göreve başlayan bankalar yeminli murakıp yardımcıları ile eşitlenmesi talebiyle yapılan başvurunun reddine ilişkin işlemin iptali ile yoksun kalınan mali ve sosyal hak ve yardımların göreve başladığı 28/01/2013 tarihinden itibaren işletilecek yasal faizi ile birlikte ödenmesine karar verilmesi istenilmiştir. İlk Derece Mahkemesi kararının özeti: … İdare Mahkemesince; Danıştay Onbirinci Dairesinin 21/06/2017 tarih ve E: 2017/1081 K: 2017/5140 sayılı bozma kararına uyulmak suretiyle; davalı kurumda 15/01/2012 tarihinden sonra göreve başlayan davacının mali, sosyal hak ve yardımlarına sınırlama getiren 666 sayılı Kanun Hükmünde Kararname ile 375 sayılı Kanun Hükmünde Kararname'ye eklenen Ek 11. maddesinin (b) bendinde yer alan "murakıp" ibaresi Anayasa Mahkemesi kararı ile iptal edildiğinden ve 15/01/2012 tarihinden önce ve sonra göreve başlayan bankalar yeminli murakıp yardımcıları arasındaki mali, sosyal hak ve yardımlarına ilişkin farklılığa yol açan sınırlamanın yasal dayanağı kalmadığından, davacının mali, sosyal hak ve yardımlarının 15/01/2012 tarihinden önce göreve başlayan personelle eşitlenmesi talebiyle yaptığı başvurunun reddine dair işlemde hukuka uygunluk görülmediğinden, dava konusu işlemin iptaline, davacının işe başladığı 28/01/2013 tarihinden itibaren mali ve sosyal hak ve yardımların başvurma tarihinden (02/11/2015) itibaren işletilecek yasal faizi ile birlikte davacıya ödenmesine karar verilmiştir. TEMYİZ EDENİN İDDİALARI :Davalı idare tarafından, davacının mali ve sosyal haklarının, 15/01/2012 tarihinden sonra göreve başlaması nedeniyle 375 sayılı Kanun Hükmünde Kararname'nin Ek 11. maddesi ve bu madde uyarınca yürürlüğe konulan Bakanlar Kurulu Kararındaki hükümlere ve belirlemelere göre tespit edildiği, yapılan işlemlerin, mevzuat hükümleri doğrultusunda gerçekleştirildiği ve hukuka uygun olduğu ileri sürülmektedir. KARŞI TARAFIN SAVUNMASI : Savunma verilmemiştir. DANIŞTAY TETKİK HÂKİMİ : … DÜŞÜNCESİ : İstemin reddi gerektiği düşünülmektedir. TÜRK MİLLETİ ADINA Karar veren Danıştay Onikinci Dairesince, Tetkik Hâkiminin açıklamaları dinlendikten ve dosyadaki belgeler incelendikten sonra gereği görüşüldü: İNCELEME VE GEREKÇE : MADDİ OLAY : 15/01/2012 tarihinden sonra bankalar yeminli murakıp yardımcısı olarak göreve başlayan davacının anılan tarihten önce bankalar yeminli murakıp yardımcısı kadrosuna atananlarla, kadro, görev, unvan ve sorumluluklarının aynı olmasına karşın mali ve sosyal haklarının çok düşük olarak belirlendiğinden bahisle, mali ve sosyal haklarla ilgili eşitliğin sağlanması talebiyle davalı idareye 02/11/2015 tarihinde yaptığı başvurunun reddi üzerine 06/11/2015 tarihinde bakılan dava açılmıştır. İLGİLİ MEVZUAT VE HUKUKİ DEĞERLENDİRME: İdare ve vergi mahkemeleri tarafından verilen kararların temyiz yolu ile incelenerek bozulabilmeleri 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 49. maddesinde belirtilen nedenlerden birinin bulunması halinde mümkün olup, temyize konu Mahkeme kararının dava konusu işlemin iptaline ilişkin kısmında 49. maddede belirtilen bozma nedenlerinden hiçbirisi bulunmadığından, kararın bu kısmına yönelik temyiz istemi yerinde görülmemiştir. Kararın, dava konusu işlem nedeniyle davacının 28/01/2013-15/09/2015 tarihleri arasında yoksun kaldığı parasal haklarının başvuru tarihi olan 02/11/2015 tarihinden itibaren yasal faiziyle birlikte ödenmesine ilişkin kısmına gelince; 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 7. maddesinde, dava açma süresinin, özel kanunlarında ayrı süre gösterilmeyen hallerde Danıştay'da ve idare mahkemelerinde altmış gün olduğu; 12. maddesinde ise, ilgililerin haklarını ihlal eden bir idari işlem dolayısıyla Danıştay'a, idare ve vergi mahkemelerine doğrudan doğruya tam yargı davası veya iptal ve tam yargı davalarını birlikte açabilecekleri gibi ilk önce iptal davası açarak bu davanın karara bağlanması üzerine, bu husustaki kararın veya kanun yollarına başvurulması halinde verilecek kararın tebliği veya bir işlemin icrası sebebiyle doğan zararlardan dolayı icra tarihinden itibaren dava süresi içinde tam yargı davası açabilecekleri, bu halde de ilgililerin 11. madde uyarınca idareye başvurma haklarının saklı olduğu kurala bağlanmıştır. Uyuşmazlık konusu olayda olduğu üzere, mali, sosyal hak ve yardımların 15/01/2012 tarihinden önce kurumda göreve başlayan uzman yardımcıları ile eşitlenmesi gerektiği iddiası gibi süreklilik arzeden parasal ödemeler ile ilgili olarak belli bir uygulama tarihi esas alınarak istekte bulunulan davalarda, İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 7. maddesine göre uygulama tarihinden itibaren 60 gün içinde, uygulama üzerine davacı tarafından idareye başvurulmuş ise, 12. maddenin yollamada bulunduğu 11. maddeye göre, idarenin bu başvuruya cevap vermemiş olduğu hallerde, uygulama tarihinden itibaren en geç 120 gün, idarenin cevap verdiği durumlarda ise, uygulama tarihine kadar geçen süre de hesaba katılmak koşuluyla cevabın davacıya tebliğ edildiği tarihten itibaren 60 gün içinde idari davanın açılmış olması gerekmektedir. Başka bir anlatımla dava, davacının idareye başvurduğu tarihten itibaren 120 gün içinde açılmış ise, ilgiliye, davanın açıldığı tarihten geriye doğru 120 günü geçmemek üzere, başvuru tarihinden geriye doğru 60 günlük süre içindeki ilk uygulama esas alınarak parasal hakların verilmesi, idareye başvuru tarihinden itibaren 120 günlük ya da idarenin cevabının tebliğ tarihinden itibaren 60 günlük süreler geçtikten sonra açılmış olan davalarda ise, ancak dava tarihinden geriye doğru 60 günlük süre içinde kalan ilk uygulamadan doğan parasal hakların ödenmesi mümkündür. Dosyanın incelenmesinden, davalı idarede 28/01/2013 tarihinde göreve başlayan davacı tarafından, mali, sosyal hak ve yardımların 15/01/2012 tarihinden önce kurumda göreve başlayan uzman yardımcıları ile eşitlenmesi talebiyle davalı idareye 02/11/2015 tarihinde yaptığı başvurunun reddi üzerine 06/11/2015 tarihinde temyizen incelenen davanın açıldığı, Mahkeme tarafından yoksun kalınan tutarın davacının işe başladığı 28/01/2013 tarihinden itibaren hesaplanarak idareye başvuru tarihinden itibaren işletilecek yasal faiziyle birlikte ödenmesine karar verildiği anlaşılmıştır. Bu itibarla, davacı tarafından 02/11/2015 tarihinde yapılan başvurunun reddi üzerine başvuru tarihinden itibaren 120 gün içinde bakılan davanın açıldığı anlaşıldığından, mahkemece, dava tarihinden geriye doğru 120 gün, başvuru tarihi olan 02/11/2015 tarihinden geriye doğru 60 günlük süre içindeki ilk uygulama tarihi belirlenerek, anılan tarihten itibaren mali, sosyal hak ve yardımların ödenmesine hükmedilmesi, bu tarihten önceki döneme ait talebe yönelik olarak ise davanın süre aşımı nedeniyle reddedilmesi gerekirken, yoksun kalınan tutarın davacının işe başladığı 28/01/2013 tarihinden itibaren hesaplanarak ödenmesine ilişkin olarak verilen İdare Mahkemesi kararında hukuka uygunluk bulunmamaktadır. KARAR SONUCU: Açıklanan nedenlerle; 1. Davalı idarenin temyiz isteminin kısmen reddi ile İdare Mahkemesi kararının, dava konusu işlemin iptaline ilişkin kısmının ONANMASINA; 2. Kısmen kabulü ile dava konusu işlem nedeniyle davacının 28/01/2013 – 15/09/2015 tarihleri arasında yoksun kaldığı parasal haklarının başvuru tarihi olan 02/11/2015 tarihinden itibaren yasal faiziyle birlikte ödenmesine ilişkin kısmının BOZULMASINA, 3. Dosyanın bozulan kısım hakkında yeniden bir karar verilmek üzere Mahkemeye gönderilmesine, 4. 2577 sayılı Kanun'un (Geçici 8. maddesi uyarınca uygulanmasına devam edilen) 54. maddesinin birinci fıkrası uyarınca bu kararın tebliğ tarihini izleyen günden itibaren onbeş gün içinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere 20/10/2020 tarihinde oyçokluğuyla karar verildi. (X) KARŞI OY : Dava, davalı idarede 15/01/2012 tarihinden sonra yeminli murakıp yardımcısı olarak göreve başlayan davacı tarafından; her türlü mali, sosyal hak ve yardımlarının bu tarihten önce davalı idarede göreve başlayan murakıp yardımcıları ile eşitlenmesi talebiyle yapılan başvurunun reddine ilişkin işlemin iptali ile mahrum kalınan parasal hakların yasal faiziyle ödenmesine karar verilmesi istemiyle açılmıştır. 02/11/2011 tarihli Resmi Gazete'de yayımlanan 666 sayılı KHK'nın 1. maddesiyle 375 sayılı Kanun Hükmünde Kararnameye eklenen Ek 11. maddenin 1. fıkrasının (b) bendiyle, 15/01/2012 tarihinden sonra düzenleyici ve denetleyici kurumların kadro ve pozisyonlarına ilk defa veya yeniden atanan murakıp ve uzman unvanlı meslek personelinin ücretlerinin bir aylık toplam net tutarının; Başbakanlık uzmanlarına ilgili mevzuatı uyarınca yapılan ödemelerin bir aylık toplam net tutarını geçemeyeceği kurala bağlanmış, böylece 15/01/2012 tarihinden sonra düzenleyici ve denetleyici kurumlarda göreve başlayan murakıp ve uzman unvanlı meslek personelinin ücret ile diğer mali haklarına 666 sayılı KHK'yla bir üst sınır getirilmiş. Anılan maddenin (b) bendinde yer alan; ".murakıp ve." ibareleri, 07/11/2015 tarihli ve 29525 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanan 22/10/2015 tarih ve E:2015/1, K:2015/91 sayılı kararıyla, 6223 sayılı Yetki Kanunu kapsamında olmadığı gerekçesiyle iptal edilmiş ise de; Anayasa Mahkemesinin iptal kararından sonra, 26/04/2016 tarihli Resmi Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe giren 6704 sayılı Kanun'un 30. maddesiyle, 375 sayılı Kanun Hükmünde Kararnamenin Ek 11. maddesinin 1. fıkrasının (b) bendi yeniden düzenlenerek, 666 sayılı Kanun Hükmünde Kararnamenin 1. maddesiyle getirilen kuralla aynı mahiyetteki düzenleme tekrar anılan bende derç edilmiş, böylece Anayasa Mahkemesi tarafından usulî gerekçelerle iptal edilen kuralla aynı içerikte düzenleme yeniden yürürlüğe konularak 15/01/2012 tarihinden sonra ilk defa atananlar için, anılan Kanunun gerekçesinden de açıkça anlaşılacağı üzere, belirtilen tarihten geçerli olacak şekilde, daha önce getirilen ücret kısıtlaması korunmuştur. Öte yandan, aynı ünvana sahip personele, belirli bir tarihten sonra göreve başlayanlar yönünden farklı ücret ödenmesini öngören düzenlemenin eşitlik ilkesine aykırı olduğu ileri sürülerek 6704 sayılı Kanun'un 30. maddesiyle değişik 375 sayılı Kanun Hükmünde Kararname'nin Ek 11. maddesinin birinci fıkrasının (b) bendinde yer alan "…15/01/2012" tarihinden sonra…" ibaresinin iptali isteğiyle açılan davada, Anayasa Mahkemesinin 15/11/2017 tarih, E:2016/133, K:2017/155 sayılı kararıyla, düzenlemenin Anayasa'ya aykırı olmadığına ve iptal taleplerinin reddine karar verilmiş, kararda; "375 sayılı KHK'nın ek 11. maddesinin (b) bendinde düzenleyici ve denetleyici kurumlar ile TMSF'de ilk defa veya yeniden atanan kurul başkanı, kurul üyesi ve başkan yardımcısı ile murakıp ve uzman unvanlı meslek personeline malî ve sosyal haklar kapsamında yapılacak ödemelerin, 375 sayılı KHK'nın ek 11. maddesinin (b) bendinde sayılan emsali personele yapılan ödemelerle eşitlenmesi öngörülmüştür. Yapılan düzenleme 26/04/2016 tarihinde yürürlüğe girmekle birlikte dava konusu kuralla uygulamanın başlangıç tarihi olarak 15/01/2012 tarihi esas alınmıştır. Bu kapsamda 15/01/2012 tarihi, daha önce bilinmeyen veya bilinmesi mümkün olmayan bir tarih değil, aynı konuya ilişkin daha önceki düzenlemenin yürürlük tarihinin tekrarından ibarettir. Söz konusu tarih, Anayasa Mahkemesince verilen iptal kararlarının Resmi Gazete'de yayımlandığı tarihe kadar uygulamada esas alınmış ve 15/01/2012 tarihinden sonra Kanun'da öngörülen kadro ve pozisyonlara ilk defa veya yeniden atanan kişilere söz konusu KHK kuralı uyarınca ödeme yapılmıştır. Gerek kuralda yer alan 15/01/2012 tarihinin herkesçe bilinen bir tarih olması ve yaklaşık dört yıl boyunca ülke çapında uygulanmış olması gerekse Anayasa Mahkemesince verilen iptal kararının usul yönünden verilmiş bir karar olması hususları dikkate alındığında kanun koyucu tarafından getirilen ve önceki kuralla aynı içeriğe sahip olan yeni düzenlemede önceki kuralın yürürlük tarihi olan ve bu yönüyle objektif nitelik taşıyan 15/01/2012 tarihinin esas alındığı anlaşılmaktadır. Bu nedenle 15/01/2012 tarihinin ilgililer yönünden öngörülmesi imkansız bir tarih olarak nitelendirilebilmesi mümkün olmadığı gibi ilgili kuralın geçmişte yürürlüğe girdiği tarihin esas alınmış olması nedeniyle gerçek anlamda bir kanunun geriye yürümesinden de söz edilemez. 15/01/2012 tarihinden sonra düzenleyici ve denetleyici kurumlar ile TMSF'de ilk defa veya yeniden göreve başlayanlar 375 sayılı KHK'nın ek 11. maddesinin (b) bendinde sayılan emsali personelle eşit malî ve sosyal haklara sahip olacaklarını bilerek ve bu durumu kabul ederek göreve başlamışlardır. Dolayısıyla bu kişilerin malî ve sosyal hakları bakımından kazanılmış haklarının ihlali söz konusu olmadığı gibi parasal haklarının daha önceki sisteme göre ödenmesi yönünde haklı bir beklentilerinin bulunduğu da söylenemez. Diğer taraftan Anayasa Mahkemesinin yukarıda belirtilen iptal kararlarından sonra kısa bir süre düzenleyici ve denetleyici kurumlar ile TMSF'de ilk defa veya yeniden atanan kurul üyesi murakıp ve uzman unvanlı meslek personeline malî ve sosyal haklar kapsamında önceki sisteme göre adı geçen personele ödeme yapılmış olması; bu konuda yeni bir düzenleme yapılmasına engel oluşturmayacağı gibi bir söz konusu ödemelerin aynı şekilde, süresiz ve mutlak olarak yapılması zorunluluğunu da doğurmayacağı açıktır. Öte yandan Anayasa Mahkemesince usul yönünden verilen iptal kararlarının söz konusu üst kurallarda ve TMSF'de çalışan ve kural kapsamında yer alan tüm çalışanları kapsamaması nedeniyle bu kişiler arasında bir ayrım yapılması sonucuna yol açacak şekilde bu kararların belirli unvanlı görevde bulunanlar yönünden haklı beklentiye yol açtığı, diğer uvanlı görevlerde bulunanlar yönünden ise uygulamanın devamına engel bulunmadığının kabulü mümkün bulunmamaktadır. Konuya ilişkin düzenlemelerin ve Anayasa Mahkemesi kararının niteliği gözetildiğinde geleceğe yönelik olarak ilgililerin hukuken korunması gerekli haklı beklentilerinin varlığından söz edilemeyeceği açıktır. Eşit ücret uygulamasıyla kamu kurum ve kuruluşlarında benzer unvanlarla görev yapan personelin parasal haklarının eşitlenerek uygulamada birliğin sağlanması, her kurumun kendi kuruluş kanununa göre farklı ücret belirlemesinin önlenmesi, böylece kamu personel rejiminde malî ve sosyal haklar bakımından yeknesaklığın sağlanması amaçlanmaktadır. Bu yönüyle kuralın kamu yararına aykırı olduğu söylenemez. Düzenleyici ve denetleyici kurumlar ile TMSF'nin kadro ve pozisyonlarına 15/01/2012 tarihinden sonra ilk defa veya yeniden atanan kurul başkanı, kurul üyesi, başkan yardımcısı murakıp ve uzman unvanlı meslek personeli ile 15/01/2012 tarihinden önce bu kadro ve pozisyonlara atananlar aynı hukukî konumda değillerdir. Kanun koyucu tarafından konuya ilişkin düzenlemelerden önce göreve başlayanların ileriye dönük haklı beklentilerinin korunması amacıyla 15/01/2012 tarihinin esas alındığı anlaşılmaktadır. Anılan kurumlarda 15/01/2012 tarihinden önce göreve başlayanlar ile bu tarihten sonra göreve başlayanlar aynı hukukî konumda bulunmadıklarından farklı kurallara tabi tutulmalarında eşitlik ilkesine aykırılık bulunmamaktadır…" gerekçelerine yer verilmiştir. 6704 sayılı Kanun'la getirilen düzenleme uyarınca, 15/01/2012 tarihinden sonra göreve başlayanlar bakımından farklı ücret belirlenmesinde, kazanılmış haklar ya da eşitlik ilkesi bakımından Anayasaya aykırılık bulunmamaktadır. 666 sayılı KHK ile getirilen düzenlemenin Anayasa Mahkemesince iptali nedeniyle, 6704 sayılı Yasanın yürürlüğe girdiği tarihe kadar davacıya parasal hak ödenip ödenmeyeceği hususuna gelince; Anayasa Mahkemesinin yukarıda aktarılan kararında da açıkça vurgulandığı üzere; 666 sayılı KHK'nın ilgili hükmünün iptaline ilişkin karar, esasa ilişkin olmayıp, yetki kanunu kapsamında bulunmaması nedeniyle (usul yönünden) verilmiş bir iptal kararı olup, 6704 sayılı yasayla yeniden yapılan düzenlemede de, geçmişe etkiler doğurmak üzere 15/01/2012 tarihi belirlenmiştir. Dolayısıyla, halen yürürlükte bulunan ve geçmişe etkiler doğuran hükmünün de Anayasaya aykırı olmadığı Anayasa Mahkemesi kararıyla belirlenen 6704 sayılı yasa hükümleri uyarınca, davacıya geçmişe dönük herhangi bir parasal hak ödenmesine de olanak bulunmamaktadır. Nitekim, benzer uyuşmazlıkta, 6704 sayılı Yasanın Resmi Gazetede yayımlandığı 26/04/2016 tarihine kadar parasal hakların ödenmesi isteğiyle açılan davada, ilk derece Mahkemesince verilen davanın reddine ilişkin ısrar kararı, Danıştay İdari Dava Daireleri Kurulunun 27/11/2019 tarih, E:2019/2215, K:2019/5924 sayılı kararıyla onanmıştır. Açıklanan nedenlerle, davalı idarenin temyiz isteminin kabulü ile temyize konu kararın bozulması gerektiği oyu ile aksi yöndeki çoğunluk kararına katılmıyorum.

İptal davası açılmış olması kural olarak idari işlemin uygulanmasını kendiliğinden durdurmaz. İşlemin icra edilmesi telafisi güç veya imkânsız zararlar doğuracak nitelikte ise yürütmenin durdurulması mahkemeden ayrıca talep edilmelidir.

Dava açma süresi geçirildikten sonra açılan iptal davaları süre aşımı gerekçesiyle reddedilebilir. Mahkemenin süre aşımı sebebiyle ret kararı vermesi, dava konusu idari işlemin hukuka uygun bulunduğu anlamına gelmez; bu hüküm yalnızca davanın kanuni süresi içinde açılmadığı tespitine dayanır.

İdare mahkemelerinde genel dava açma süresi kaç gündür?

2577 sayılı Kanun'un 7. maddesi uyarınca özel kanunlarda ayrı bir süre öngörülmemişse idare mahkemelerinde ve Danıştayda dava açma süresi altmış gün, vergi mahkemelerinde ise otuz gündür.

İdari işlemde başvuru yolu ve süresi gösterilmemişse hangi süre uygulanır?

Anayasa'nın 40. maddesi ve Danıştay İçtihatları Birleştirme Kurulunun E. 2021/2, K. 2022/1 sayılı kararı doğrultusunda idari işlemde dava açma süresi gösterilmemişse özel yasalardaki kısa süreler işletilemez; konusuna göre vergi mahkemelerinde otuz, Danıştay ve idare mahkemelerinde ise altmış günlük genel dava açma süreleri uygulanır.

İdareye yapılan itiraz başvurusu dava açma süresini durdurur mu?

2577 sayılı Kanun'un 11. maddesi kapsamında dava açma süresi içinde üst makama yapılan başvuru süreyi durdurur; idarenin ret cevabı vermesi veya otuz günlük zımni ret süresinin dolmasıyla kalan süre kaldığı yerden işlemeye devam eder.

Dava açma süresinin son günü resmî tatile denk gelirse ne olur?

2577 sayılı Kanun'un 8. maddesi uyarınca dava açma süresinin son günü resmî tatile rastlarsa süre, tatil gününü izleyen ilk çalışma gününün mesai bitimine kadar kendiliğinden uzar.

İvedi yargılama usulünde dava açma süresi ne kadardır?

2577 sayılı Kanun'un 20/A maddesi uyarınca ivedi yargılama usulüne tabi uyuşmazlıklarda dava açma süresi otuz gündür ve bu usulde 11. madde uyarınca idari başvuru yolu uygulanmaz.

Hukuki uyarı: Bu içerik genel bilgilendirme amacı taşır; somut olay değerlendirmesi için avukata başvurulmalıdır.

Hazırlayan: Av. Erdal Ersoy

Avukat Erdal Ersoyİletişim ve randevu