İrtikap suçu, kamu görevlisinin görevinin sağladığı nüfuz ya da güveni kötüye kullanarak bir kimseyi menfaat sağlamaya yönlendirmesiyle oluşan bir suçtur. Türk Ceza Kanunu'nun 250. maddesi bu suçu üç biçimde düzenlemektedir: icbar (zorlama) suretiyle irtikap, ikna suretiyle irtikap ve kişinin hatasından yararlanma suretiyle irtikap. Her üç biçimde de fail kamu görevlisi olmak zorundadır.
5237 sayılı TÜRK CEZA KANUNU m. 250Kaynağı aç
sağladığı nüfuzu kötüye kullanmak suretiyle kendisine veya başkasına yarar
sağlanmasına veya bu yolda vaatte bulunulmasına bir kimseyi icbar eden kamu
görevlisi, beş yıldan on yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır. Kamu
görevlisinin haksız tutum ve davranışları karşısında, kişinin haklı bir işinin
gereği gibi, hiç veya en azından vaktinde görülmeyeceği endişesiyle, kendisini
mecbur hissederek, kamu görevlisine veya yönlendireceği kişiye menfaat temin
etmiş olması halinde, icbarın varlığı kabul edilir.
(2) Görevinin sağladığı güveni kötüye
kullanmak suretiyle gerçekleştirdiği hileli davranışlarla, kendisine veya
başkasına yarar sağlanmasına veya bu yolda vaatte bulunulmasına bir kimseyi
ikna eden kamu görevlisi, üç yıldan beş yıla kadar hapis cezası ile
cezalandırılır.
(3) İkinci fıkrada tanımlanan suçun kişinin hatasından yararlanarak
işlenmiş olması halinde, bir yıldan üç yıla kadar hapis cezasına hükmolunur.
(4) (Ek: 2/7/2012-6352/86 md.) İrtikap edilen menfaatin değeri ve
mağdurun ekonomik durumu göz önünde bulundurularak, yukarıdaki fıkralara göre
verilecek ceza yarısına kadar indirilebilir.
Denetim görevinin ihmali
İrtikap Suçunun Üç Biçimi ve Ceza Sınırları
TCK m. 250/1 kapsamındaki icbar suretiyle irtikap; kamu görevlisinin görevinin sağladığı nüfuzu kötüye kullanarak bir kimseyi kendisine ya da başkasına yarar sağlamaya veya bu yolda vaatte bulunmaya zorlamasıyla oluşur. Bu fıkradaki ceza beş yıldan on yıla kadar hapistir. Aynı maddenin ikinci fıkrasında düzenlenen ikna suretiyle irtikap ise kamu görevlisinin görevinin sağladığı güveni kötüye kullanarak hileli davranışlarla menfaat sağlaması ya da vaat ettirmesi biçiminde gerçekleşir; cezası üç yıldan beş yıla kadar hapistir. TCK m. 250/3, 250/2'deki suçun kişinin hatasından yararlanılarak işlenmesi halini ayrıca düzenler ve bu durumda bir yıldan üç yıla kadar hapis cezası uygulanır.
Üç biçim arasındaki temel ayrım, kamu görevlisinin karşı taraf üzerinde hangi yolla etki kurduğuyla ilgilidir. İcbar biçiminde mağdur, kamu görevlisinin haksız baskısı karşısında zorlanmaktadır; ikna biçiminde hileli davranışlarla yanıltılarak menfaat temine yönlendirilmektedir; hata halinde ise kişinin zaten içinde bulunduğu yanılgıdan yararlanılmaktadır. Bu ayrım uygulanacak ceza sınırlarını doğrudan etkilediğinden fiil nitelendirmesi kritik önem taşır.
İcbarda Manevi Cebrin Koşulları
TCK m. 250/1, kamu görevlisinin haksız tutum ve davranışları karşısında kişinin haklı bir işinin gereği gibi, hiç ya da en azından vaktinde görülmeyeceği endişesiyle kendisini mecbur hissederek kamu görevlisine veya onun yönlendireceği kişiye menfaat temin etmesi halinde icbarın varlığının kabul edileceğini açıkça öngörmektedir.
Yargıtay kararlarında, icbar suretiyle irtikap suçunda mağdurun iradesini baskı altında tutmaya elverişli olmak koşuluyla doğrudan ya da dolaylı biçimde yapılan her türlü zorlayıcı hareketin icbar kavramına dahil olduğu belirtilmektedir. Buna ek olarak manevi cebrin belirli bir şiddete ulaşmış bulunması, ciddi olması ve mağdurun baskının etkisinden kolaylıkla kurtulma olanağına sahip bulunmaması bu suçun oluşumu bakımından aranmaktadır.
Yargıtay 5. Ceza Dairesi, E. 2020/6729, K. 2021/4068Kaynağı aç
"İçtihat Metni"
MAHKEMESİ :Ağır Ceza Mahkemesi
SUÇ : Rüşvet alma ve rüşvet verme
…
Mahalli mahkemece verilen hükümler temyiz edilmekle dosya incelenerek gereği düşünüldü:
Sanıklar … ve …'nün S.S. … İşletme Kooperatifinin yöneticisi, sanık …'nun ise bu kooperatifin bir kısım arazilerini satın alan müteahhit oldukları, yapılan bu alışveriş nedeniyle sanıklar arasında bir ödeme takvimi düzenlenerek, sanık …´nın, kooperatife borç senetleri verdiği, ancak sanık …’nın ödeme güçlüğü çekmesi üzerine kooperatif yöneticilerine müracaat ederek senetlerinin bir süre icraya koyulmayıp tahsilinin bekletilmesi karşılığında düşük ücretle kendisine ait daireleri satmayı teklif ettiği, kooperatif yöneticisi sanıkların bu teklifi kabul ettikleri ve yapılan anlaşma gereğince; gerçek değeri 40.000 TL civarında olan ve … ilçesi … ,… 793 ada, 1 no.lu parsel üzerinde bulunan binadaki dairelerden 4. kattaki 34 no.lu bağımsız bölümü sanık …'ın, oğlu … adına olmak üzere 20.000 TL'den, 9. kattaki 70 no.lu bağımsız bölümü ise sanık …'in 30.000 TL'den satın aldıkları ve ardından yaklaşık 4 aydan 10 aya kadar değişen süreler boyunca 5 ayrı borç senedi için icra takibi yaptırmadıkları ancak sanık …'nın borçlarını yine ödeyememesi üzerine icra takibine başvurdukları, sanık …'nın bu durumdan rahatsız olarak düşük bedelli verdiği daireleri geri almak için hukuk davası açması sonrası olayın ortaya çıktığı, bu suretle sanık …'nın rüşvet verme suçunu, diğer sanıkların ise rüşvet alma suçunu işledikleri iddia ve kabul edilmiş ise de; olayın sanık …'nın … 2. Asliye Hukuk Mahkemesine gabine dayalı tapu iptali ve tescil davası açmasıyla ortaya çıkması, … 2. Asliye Hukuk mahkemesince gabinin şartları bulunmadığından davanın reddine karar verilmesi, sanıklar … ve …'in; …'nın ödeme güçlüğü çektiğinden borcun ertelenmesi talebiyle kendilerine başvurması üzerine borcu erteledikleri, daire satın almaları ile icra takibi yapılmamasının bir ilgisinin olmadığı, …'in ayrıca ekonomik durgunluk nedeniyle teklif edilen düşük fiyatlı daireyi satın aldığı, sanık
…'nın borcunun ertelenmesi talebinde bulunduğu, bir süre ertelendiği, bu durum resmiyete bağlanmadığı için hakkında icra takibi yapabilecekleri düşüncesiyle sıkışmamak için rayiç bedelin altında kooperatif yöneticilerine daire sattığı, hakkında ceza verilmesine yer olmadığına dair verilen karar kesinleşen sanık …'nun da …'dan 30.000 TL karşılığında daire satın aldığı, bunun için bankadan kredi çektiği, faiz parasını benden almayın diye talepte bulununca ben bu işe gelemem dediği ve dairesini kendisine devrettiği şeklindeki savunmaları karşısında; icra takibi yapılmaması karşılığında dairelerin rayiç bedellerinin altında satılması hususunda satıştan önce taraflar arasında rüşvet anlaşması yapıldığına dair her türlü şüpheden uzak, kesin ve inandırıcı delil bulunmadığı, Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 30/03/2010 tarihli ve 2009/5-167-2010/70 sayılı Kararında da açıklandığı üzere, icbar suretiyle irtikap suçunda mağdurun iradesini baskı altında tutmaya elverişli olmak koşuluyla, doğrudan doğruya veya dolaylı biçimde yapılan her türlü zorlayıcı hareketin icbar kavramına dahil olduğu, manevi cebirin belli bir şiddete ulaşması, ciddi olması, mağdurun baskının etkisinden kolaylıkla kurtulma olanağının bulunmaması gerektiği, somut olayda sanıkların öğreti ve uygulamada kabul edildiği üzere yasanın öngördüğü anlamda icbar veya ikna boyutuna varan bir davranışlarının bulunmadığı, bu itibarla irtikap suçunun yasal unsurlarının da oluşmadığı gözetilerek sanıkların atılı suçtan beraatleri yerine, yanılgılı değerlendirme sonucunda yazılı şekilde mahkumiyetlerine karar verilmesi,
Sanık …'in hükümden sonra 30/07/2017 tarihinde öldüğü UYAP sisteminden temin edilen nüfus kaydından anlaşıldığından, bu husus mahallinde araştırılarak sonucuna göre 5237 sayılı TCK'nin 64 ve 5271 sayılı CMK'nin 223/8. maddeleri uyarınca bir karar verilmesi lüzumu,
Kabule göre de;
Anayasa Mahkemesinin TCK'nin 53. maddesinin bazı bölümlerinin iptaline ilişkin 24/11/2015 tarihinde yürürlüğe giren 08/10/2015 tarihli ve 2014/140 Esas, 2015/85 sayılı Kararının değerlendirilmesi lüzumu,
Suçun işlenmesi için sağlanan maddi menfaatin dairelerin rayiç bedellerine göre eksik ödendiği belirlenen miktarlar olduğu gözetilmeden dairelerin TCK'nin 55/1. maddesine göre müsaderesine karar verilmesi,
Kanuna aykırı, sanıklar müdafilerin temyiz itirazları bu itibarla yerinde görüldüğünden sanık … yönünden sair yönleri incelenmeyen hükümlerin 5320 sayılı Kanun'un 8/1. maddesi de gözetilerek CMUK'un 321. maddesi uyarınca BOZULMASINA 28/09/2021 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.
…
…
…
…
Yz İşl. Md.
…
Yargıtay 5. Ceza Dairesi, 2020/6729 E., 2021/4068 K. sayılı kararında sanıkların eylemlerinin öğreti ve uygulamada kabul edildiği anlamda yasanın öngördüğü icbar veya ikna boyutuna varmadığını tespit etmiş ve irtikap suçunun yasal unsurlarının oluşmadığını saptayarak mahkûmiyet kararını bozmuştur.
İcbar Suretiyle İrtikap ile Rüşvet Arasındaki Sınır
İrtikap suçu ile rüşvet suçu arasındaki temel ayrım, mağdurun bulunduğu zemine göre belirlenir. Yargıtay 5. Ceza Dairesi, 2018/3550 E., 2021/6023 K. sayılı kararında icbar suretiyle irtikap suçunda mağdurun meşru zeminde bulunduğunu; haklı işinin yapılmayacağı, geciktirileceği ya da haksız bir muameleye maruz kalacağı endişesine kapılan mağdurun belirli bir şiddete ulaşmış manevi cebrin etkisiyle ve hakkını elde etmek zorunluluğu karşısında menfaat sağladığını ortaya koymuştur. Rüşvet suçunda ise her iki tarafın da gayrimeşru zemin içinde bulunması ve taraflar arasında serbest iradeyle yapılan bir anlaşmanın varlığı aranmaktadır. Bu temel ayrımın belirlenmesi yapılmadan kurulan hüküm eksik inceleme oluşturur.
Yargıtay 5. Ceza Dairesi, E. 2018/3550, K. 2021/6023Kaynağı aç
"İçtihat Metni"
MAHKEMESİ :Ağır Ceza Mahkemesi
Mahalli mahkemece verilen hüküm temyiz edilmekle dosya incelenerek gereği düşünüldü:
Cebri irtikap suçu, kamu görevlisinin sıfat ve görevini kötüye kullanarak kişiyi tazyik etmesi ile başlayıp, bu sıkıştırma karşısında ferdin de memurun haksız işlemlerini önlemek zorunluluğunu duyarak ona menfaat temin ve vaat etmesi ile oluşur. Kamu görevlisi açıkladığı istekler yerine getirilmezse mağdurun işini yapmayacağını söylemek suretiyle onu manevi cebir altında bulundurmaktadır. Böyle haksız bir durumla karşılaşan ve haklı işinin kamu görevlisi tarafından yapılmayacağı veya geciktirileceği ya da haksız bir muameleye maruz kalacağı endişesine kapılan mağdur belli bir şiddete ulaşmış olan bu manevi cebrin etkisiyle ve hakkını elde etmek zorunluluğu karşısında haksız olarak istendiğini bildiği parayı ve sair menfaatleri kamu görevlisine vermekte ya da vaat etmektedir. Burada fert meşru zeminde bulunmaktadır.
Rüşvet suçu ise; (6352 sayılı Kanun ile yapılan değişiklikten sonraki hukuki düzenlemelere göre) bir kamu görevlisinin görevinin ifasıyla ilgili bir işi yapması veya yapmaması için, doğrudan veya aracılar vasıtasıyla, kendisine veya göstereceği bir başka kişiye menfaat sağlamasıyla oluşacak ve ayrıca nitelikli rüşvet suçunda her iki tarafın da gayrimeşru zemin içinde bulunmaları gerekecek, taraflar arasında serbest irade ile yapılan anlaşmanın vuku bulduğu anda rüşvet suçu meydana gelecektir.
Suç tarihinde … İlçe Tarım ve Orman Müdürlüğünde ziraat mühendisi olarak çalışan sanığın, … Gıda isimli iş yerinde denetim yaptığı, gıda maddeleri üzerinde etiket ve izlenebilirliğinin sağlanması için faturaların olmadığını gördüğü,
akabinde katılan …'nun şirket merkezinden eksik olan evrakları temin ederek sanığın iş yerine götürdüğü, iş yerinden sanıkla beraber ayrıldıkları ve aracında görüştükleri sırada denetim tutanağını istemesi ve sanığın katılana ceza kesebileceğini söylemesi üzerine ceza kesemeyeceğini söyleyerek tutanağı istemesi üzerine sanığın "şimdi yazmasam bile başka gün gelir bu cezayı yine yazarım" dedikten sonra katılana üzerinde ne kadar para olduğunu sorduğu ve "ceza yazmama karşılığında bu parayı vermezse başka bir denetimde ceza yazacağını" söylemesine müteakip 700 TL'yi aldığı iddia ve kabul edilmiş ise de; Anayasa'nın 141/3, CMK'nin 34/1 ve 289/1-g maddeleri gereğince hakimlerin ve mahkemelerin her türlü kararının gerekçeli olarak yazılmasının zorunlu olduğu, CMK'nin 230/1. maddesine göre de gerekçede delillerin tartışılması ve değerlendirilmesi, hükme esas alınan ve reddedilen delillerin belirtilmesi, ulaşılan kanaat, sanıkların suç oluşturduğu sabit görülen fiilleri ve bunun nitelendirilmesi gibi hususların bulunması gerektiği halde, suça konu eylemin neden ibaret olduğu somut gerekçelerle karar yerinde ortaya konulmadan, ayrıca dosya kapsamında bulunan tanık, sanık … katılan beyanları dikkate alındığında suç tarihinde yapılan denetime ilişkin denetim tutanağı tutulduğunun anlaşıldığı fakat dosya kapsamında yapılan denetime dair tutanak bulunmadığı, katılanın da meşru zeminde olup olmadığı ve buna göre suç vasfının belirlenebilmesi açısından, varsa bahse konu denetim tutanağının temini ile tespit edilen eksikliklere dair ilgili firmaya idari yaptırım uygulanıp uygulanmadığı hususları araştırılarak varılacak sonuca göre yukarıdaki açıklamalar da nazara alınmak suretiyle eylemin icbar suretiyle irtikap mı yoksa rüşvet alma mı olduğunun tespit edilmesinden sonra hukuki durumunun takdir ve tayini gerekirken eksik incelemeyle gerekçesiz olarak yazılı şekilde hüküm kurulması,
Kabule göre de;
Anayasa Mahkemesinin TCK'nin 53. maddesinin bazı bölümlerinin iptaline ilişkin 24/11/2015 tarihinde yürürlüğe giren 08/10/2015 tarihli ve 2014/140 Esas, 2015/85 sayılı Kararının değerlendirilmesi lüzumu,
TCK'nin 53/1-a maddesindeki hak ve yetkileri kötüye kullanmak suretiyle atılı suçu işlediği kabul edilen sanık hakkında aynı Kanun'un 53/5. maddesi gereğince, ayrıca, cezasının infazından sonra başlamak üzere, hükmolunan cezanın yarısından bir katına kadar bu hak ve yetkinin kullanılmasının yasaklanmasına karar verilmesi gerektiğinin gözetilmemesi,
Kanuna aykırı, sanık müdafin temyiz itirazları bu itibarla yerinde görüldüğünden 5320 sayılı Kanun'un 8/1. maddesi de gözetilerek CMUK'un 321 ve 326/son maddeleri uyarınca hükmün BOZULMASINA 30/11/2021 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.
CMK m. 230/1 uyarınca gerekçede delillerin tartışılması ve değerlendirilmesi, hükme esas alınan ve reddedilen delillerin belirtilmesi, ulaşılan kanaat ve suç oluşturduğu sabit görülen fiilin nitelendirilmesi yer almalıdır. Anayasa'nın 141/3 ile CMK'nin 34/1 ve 289/1-g maddeleri uyarınca da hakimlerin ve mahkemelerin her türlü kararını gerekçeli yazması zorunludur. Yargıtay 5. Ceza Dairesi, 2018/3550 E., 2021/6023 K. sayılı kararında bu zorunluluğa uyulmaksızın kurulan hükmü bozmuştur.
Suçun Mağduru ve Zincirleme Suç Uygulaması
İrtikap suçu, TCK'de millete ve devlete karşı suçlar bölümünde yer almaktadır. Yargıtay Ceza Genel Kurulu, 2014/118 E., 2016/208 K. sayılı kararında bu suçla korunan hukuki yararın kamu olduğunu belirlemiştir: suçun mağduru toplumu oluşturan bireylerin tamamı, diğer bir ifadeyle kamuyu oluşturan toplumdur. Eylemin belirli bir kişinin zararına olarak işlenmesi halinde o kişi mağdur değil suçtan zarar gören statüsüne girer.
Bu nitelendirmenin yargılama üzerindeki en önemli sonucu, ceza tayini biçimidir. Yargıtay 5. Ceza Dairesi, 2018/1590 E., 2021/3706 K. sayılı kararında, mağdur sayısınca ayrı ceza tayini yerine tek suçtan hüküm kurularak TCK'nın 3 ve 61. maddeleri de gözetilmek suretiyle zincirleme suç artırımı yapılması gerektiğini, aksi uygulamanın fazla ceza tayini oluşturacağını karara bağlamıştır. Yargıtay 5. Ceza Dairesi, 2019/9403 E., 2021/446 K. sayılı kararında ve Yargıtay 11. Ceza Dairesi, 2022/10324 E., 2023/3444 K. sayılı kararında da suçtan zarar gören ya da mağdur sayısınca mahkûmiyet kurulması aynı gerekçeyle bozma nedeni sayılmıştır.
5237 sayılı TÜRK CEZA KANUNU m. 3Kaynağı aç
orantılı ceza ve güvenlik tedbirine hükmolunur.
(2) Ceza Kanununun uygulamasında kişiler arasında ırk, dil, din, mezhep,
milliyet, renk, cinsiyet, siyasal veya diğer fikir yahut düşünceleri, felsefi
inanç, milli veya sosyal köken, doğum, ekonomik ve diğer toplumsal konumları
yönünden ayrım yapılamaz ve hiçbir kimseye ayrıcalık tanınamaz.
Kanunun bağlayıcılığı
Yargıtay 5. Ceza Dairesi, E. 2019/9403, K. 2021/446Kaynağı aç
"İçtihat Metni"
MAHKEMESİ :Ağır Ceza Mahkemesi
SUÇ : Suç işlemek amacıyla örgüt kurma (tüm sanıklar hak.), icbar suretiyle irtikap (sanık … hak.), rüşvet alma ve rüşvet verme (tüm sanıklar hak.)
HÜKÜM : Tüm sanıklar hakkında suç işlemek amacıyla örgüt kurma ile rüşvet alma ve rüşvet verme suçlarından beraat, sanık … hakkında sanıklardan …, …, … ve …'na yönelik eylemleri nedeniyle dört kez, sanık … hakkında sanık …'ın irtikap eylemlerine yardım eden olarak iştirak etmek suretiyle bir kez icbar suretiyle irtikap suçundan mahkumiyet
Mahalli mahkemece verilen hükümler temyiz edilmekle dosya incelendi; CMK'nın 260/1. maddesine göre rüşvet alma ve rüşvet verme ile icbar suretiyle irtikap suçlarından katılan sıfatını alabilecek surette zarar görmüş olan Hazinenin kanun yoluna başvurma hakkının bulunması ve hükümlerin vekili tarafından temyiz edilmesi karşısında, 3628 sayılı Yasanın 18. maddesinin verdiği yetkiye dayanılarak
CMK'nın 237/2. maddesi hükmü uyarınca katılma talebinin KABULÜNE, suç işlemek amacıyla örgüt kurma suçundan doğrudan zarar görmesi söz konusu olmayan, bu nedenle bahse konu suçtan tüm sanıklar hakkında verilen beraat hükümlerini temyiz etme hakkı bulunmadığı anlaşılan Hazinenin bu suça yönelik katılma ve temyiz istemleri ile tüm sanıklara atılı suç işlemek amacıyla örgüt kurma, sanıklar …,
ve …'e yüklenen rüşvet verme suçlarından doğrudan zarar görmesi söz konusu olmayan, bu nedenle bahse konu suçlardan verilen hükümleri temyiz etme hakkı bulunmadığı anlaşılan Ordu İl Milli Eğitim Müdürlüğünün usulsüz olarak bu suçlar yönünden de davaya katılmasına karar verilmesi hükümleri temyiz hakkı vermeyeceğinden vekilinin temyiz talebinin 5320 sayılı Yasanın 8/1. maddesi de gözetilerek 1412 sayılı CMUK'nın 317. maddesi uyarınca ayrı ayrı REDDİYLE, incelemenin katılan Hazine vekilinin irtikap, rüşvet alma ve rüşvet verme suçlarından kurulan tüm beraat ve mahkumiyet, katılan … vekilinin sanıklar … ve … hakkında rüşvet alma suçundan verilen beraat, sanıklar … ve … müdafilerin ise sanıklar hakkında kurulan mahkumiyet hükümlerine yönelik temyiz itirazlarıyla SINIRLI OLARAK YAPILMASINA karar verildikten sonra gereği düşünüldü:
Tüm sanıklar hakkında rüşvet alma ve rüşvet verme suçlarından kurulan beraat hükümlerine yönelik temyiz itirazlarının incelenmesinde;
Delilleri takdir ve gerekçesi gösterilmek suretiyle verilen beraat hükümleri usul ve kanuna uygun olduğundan yerinde görülmeyen katılanlar vekillerinin temyiz itirazlarının reddiyle hükümlerin ONANMASINA,
Sanıklar … ve … hakkında icbar suretiyle irtikap suçlarından kurulan mahkumiyet hükümlerine yönelik temyiz itirazlarının incelenmesinde ise;
Anayasanın 38/2. maddesi hükmü gereğince, kanuna aykırı olarak elde edilmiş bulguların delil olarak kabul edilemeyeceği, 5271 sayılı CMK'nın 217/2. maddesi uyarınca yüklenen suçun, hukuka uygun bir şekilde elde edilmiş her türlü delille ispat edilebileceği, 206/2-a maddesince ortaya konulması istenilen bir delil kanuna aykırı olarak elde edilmişse reddolunacağı, 230/1-b maddesi hükmü gereğince mahkumiyet hükmünün gerekçesinde delillerin tartışılması ve değerlendirilmesi, hükme esas alınan ve reddedilen delillerin belirtilmesi; bu kapsamda dosya içerisinde bulunan ve hukuka aykırı yöntemlerle elde edilen delillerin ayrıca ve açıkça gösterilmesi gerektiği cihetle, dosya kapsamına göre; Ünye Sulh Ceza Mahkemesinin 04/04/2013 tarihli ve 2013/217 Değişik iş sayılı Kararı ile sanıklardan …, …, …, … ve …'nın kullandıkları GSM hatları hakkında suç işlemek amacıyla örgüt kurmak, örgüt faaliyeti kapsamında görevi kötüye kullanma, rüşvet ve irtikap suçlarından iletişimin tespiti, dinlenmesi, kayda alınması, izlenmesi ve sinyal bilgilerinin değerlendirilmesine karar verildiği, sanıklar
hakkında uygulanan iletişimin tespiti, dinlenmesi ve kayda alınması tedbiri sırasında elde edilen görüşme kayıtlarının CMK'nın 135. maddesinin 8. fıkrasında sayılan katalog suçlar arasında irtikap suçunun olmaması nedeniyle yasal delil olarak kabul edilemeyeceği anlaşılmakla, hukuka aykırı deliller dışlandığında dosya kapsamında sanıkların mahkumiyetlerine yeterli, her türlü kuşkudan uzak, kesin ve inandırıcı delil bulunmadığından, şüpheden sanık yararlanır ilkesi gereğince yüklenen suçtan beraatleri yerine yanılgılı değerlendirme sonucu yazılı şekilde mahkumiyetlerine karar verilmesi,
Kabule göre de;
TCK'nın 250/1, 250/4. maddeleri gereğince tayin olunan 2 yıl 6 ay hapis cezasından anılan Kanunun 62/1. maddesine göre 1/6 oranında indirim yapıldığında dört kez 2 yıl 1 ay yerine dört kez 1 yıl 13 ay hapis cezası belirlenmesi suretiyle sanık … hakkında eksik cezaya hükmedilmesi,
Dairemizce de benimsenen Ceza Genel Kurulunun 26/04/2016 tarihli ve 2014/118-2016/208 E.-K. sayılı Kararında da benzer şekilde belirtildiği üzere, irtikap suçu ile korunan hukuki yarar ve bu bağlamda suçun millete ve devlete karşı suçlar bölümünde düzenlenmesi karşısında, bu suçun mağdurunun toplumu oluşturan bireylerin tamamı, diğer bir ifadeyle kamu olduğu, eylemin belirli bir kişinin zararına olarak işlenmesi halinde bu kişinin mağdur değil, suçtan zarar gören olacağı nazara alınarak, fiilin zincirleme suç olarak kabulüyle tek suçtan hüküm kurulup, TCK'nın 3 ve 61. maddeleri de gözetilerek, ilgili kanun maddesinde öngörülen temel cezanın tayini ve zincirleme suç nedeniyle yapılacak artırımda alt ve üst sınırlar arasında takdir hakkının kullanılması suretiyle sonuç cezanın saptanması, yine TCK'nın 250/4. maddesinin uygulanıp uygulanmayacağı hususunun da irtikap edildiği kabul edilen tüm menfaat miktarına göre değerlendirilmesi gerektiği gözetilmeden, sanıklardan Nedim hakkında icbar suretiyle irtikap suçundan yazılı şekilde mağdur sayısınca olmak üzere dört kez cezalandırılmasına karar verilerek fazla ceza tayini,
Yüklenen suçu TCK'nın 53/1-a maddesindeki hak ve yetkileri kötüye kullanmak suretiyle işlediği kabul edilen sanık … hakkında aynı Yasanın 53/5. maddesi uyarınca "cezasının infazından sonra işlemek üzere hükmolunan cezanın yarısından bir katına kadar 53/1-a maddesindeki hak ve yetkileri kullanmasının yasaklanmasına" karar verilmesi yerine, sadece "memuriyet görevinden yasaklanmasına" şeklinde sınırlı uygulama yapılması,
Kanuna aykırı, katılan Hazine vekili ile sanıklar müdafilerin temyiz itirazları bu itibarla yerinde görülmüş olduğundan 5320 sayılı Kanunun 8/1. maddesi de gözetilerek CMUK'nın 321. maddesi uyarınca hükümlerin BOZULMASINA 08/02/2021 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.
Yargıtay 11. Ceza Dairesi, E. 2022/10324, K. 2023/3444Kaynağı aç
"İçtihat Metni"
MAHKEMESİ :Ağır Ceza Mahkemesi
SUÇLAR : Hizmet nedeniyle güveni kötüye kullanma, ikna suretiyle irtikâp
HÜKÜMLER : Mahkûmiyet
Sanık hakkında kurulan hükümlerin; karar tarihi itibarıyla 6723 sayılı Kanun’un 33 üncü maddesiyle değişik 5320 sayılı Kanun’un 8 inci maddesi gereği yürürlükte bulunan 1412 sayılı Ceza Muhakemeleri Usulü Kanunu’nun (1412 sayılı Kanun) 305 inci maddesi gereği temyiz edilebilir oldukları, karar tarihinde yürürlükte bulunan 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun (5271 sayılı Kanun) 260 ıncı maddesinin birinci fıkrası gereği temyiz edenin hükümleri temyize hak ve yetkisinin bulunduğu, 1412 sayılı Kanun’un 310 uncu maddesi gereği temyiz isteğinin süresinde olduğu, aynı Kanun’un 317 nci maddesi gereği temyiz isteğinin reddini gerektirir bir durumun bulunmadığı yapılan ön inceleme neticesinde tespit edilmekle, gereği düşünüldü:
I. HUKUKÎ SÜREÇ
Şebinkarahisar Ağır Ceza Mahkemesinin 02.03.2016 Tarihli ve 2015/70 Esas, 2016/15 Karar Sayılı Kararı ile Sanık Hakkında
1. Hizmet nedeniyle güveni kötüye kullanma suçundan, 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun (5237 sayılı Kanun) 155 inci maddesinin ikinci fıkrası, 168 inci maddesi, 52 nci maddesinin birinci ve ikinci fıkraları, 53 üncü maddesinin birinci ve beşinci fıkraları uyarınca 6 ay hapis ve 40,00 TL adli para cezası ile cezalandırılmasına, hak yoksunluklarına,
2. İkna suretiyle irtikâp suçundan, 5237 sayılı Kanun’un 250 nci maddesinin ikinci fıkrası, 53 üncü maddesinin birinci ve beşinci fıkraları uyarınca 3 yıl hapis cezası ile cezalandırılmasına ve hak yoksunluklarına,
Karar verilmiştir.
II. TEMYİZ SEBEPLERİ
Sanık müdafiinin temyizi, hükümlerin usul ve yasaya aykırı olduğuna, soyut gerekçe ile takdiri indirim nedenlerinin uygulanmadığına, hizmet nedeniyle güveni kötüye kullanma ve ikna suretiyle irtikâp suçlarının unsurları itibarıyla oluşmadığına, kabul etmemekle beraber sanığa isnat edilen eylemlerin zincirleme biçimde icrai davranışla görevi kötüye kullanma suçu kapsamında değerlendirilebileceğine, ilişkindir.
III. OLAY VE OLGULAR
1. Mahkemece; sanığın suç tarihlerinde Alucra Sulh Hukuk, Asliye Hukuk ve Sulh Ceza Mahkemelerinde zabıt katibi olarak görev yaptığı, tanık G.D.nin miras nedeniyle kendisine intikal eden malvarlıklarının tespiti amacıyla hukuk mahkemesine başvurmak istediği, ilerlemiş yaşı ve uzun süre İstanbul ilinde ikamet etmesinden dolayı konu hakkında suçtan zarar gören …'dan yardım istediği, 29.09.2014 tarihinde suçtan zarar gören …'ın tanık G.D. ile Alucra Adliyesine giderek G.D. adına veraset ilamı talepli dava açtığı ve neticesinde Alucra Sulh Hukuk Mahkemesi'nin 08.10.2014 tarihli ve 2014/134 Esas, 2014/145 Karar sayılı kararı ile 57.600 payın 3.200'ünün G.D.ye aidiyetine karar verildiği, karardan sonra bu kişilerin söz konusu paylarının miras bırakılan üzerindeki tespiti için ne gibi işlemler yapılması gerektiğini ve dava açılması durumunda masraf miktarını ne kadar olacağını sanığa sordukları, sanığın da dilekçe ile başvuru yapmaları ve 2.000 TL civarında masraf ödemeleri gerektiğini söylediği, akabinde dilekçe ile sanığın yanına tekrar gittikleri ve geri kalan miktarı daha sonra getirmek üzere sanığa 601,00 TL para verdikleri, sanığın da 08.10.2014 tarih ve 09:00 saat ibareli, MSR2014 seri 10 sıra 10 özel numaralı, Alucra Asliye Hukuk Mahkemesinin 2014/134 Dava dosyası yazılı üzerinde mühür olan makbuzu verdiği, 15.10.2014 tarihinde …'ın sanığın talep ettiği masraf adı altındaki paranın kalan kısmını ödemek amacıyla tekrar adliyeye gidip 1.119,00 TL parayı sanığa verdiği, yine sanığın ödeme karşılığında 15.10.2014 tarihli ve 10:38 saat ibareli MSR 2014 Seri 197 sıra 199 Özel numaralı Alucra Asliye Hukuk Mahkemesinin 2014/134 Dava dosyası yazılı makbuzu verdiği, sanığın söz konusu makbuzları döküman editörü marifetiyle usulsüz olarak tanzim ettiği, verilen masraf ile dava açılmasına yönelik işlem yapmayıp parayı uhdesine geçirdiği; savunmasında, suçtan zarar gören ile tanığın birlikte Sulh Hukuk Mahkemesinde sonuçlanan dava sonrasındaki işlemleri hakkında bilgi almak için yanına geldiklerini, kendilerine dilekçe ile müracaat etmelerini söyleyip detaylı bilgi için yazı işleri müdürüne gitmeleri gerektiğini bildirdiğini bir süre sonra …'ın tekrar yanına gelerek birtakım sorular sorduğunu, kendisinin de dosyaya konu makbuzları döküman editörü yardımıyla oluşturarak işlemleri tamamladığını, bu belgeye benzer bir evrakın kendilerine verileceğini söylediğini, bu konuşmasında dava masrafının 1.500,00-2.000,00 TL tutarında olacağını söylediğini, ilerleyen günlerde …'ın yanına gelerek 2.000,00 TL'yi dava açılacağı zaman tanık G.D.ye vermek üzere kendisine emanet ettiğini, dava açılmayıp tutuklandığı için, aldığı parayı hiç dokunmadan, salıverilmesi sonrasında teslim ettiğini savunmuş ise de; tarafların beyanları ve dosya kapsamı dikkate alındığında, sanığa bu paranın dava açılması amacıyla verildiği, sanığın bu durumun inandırıcılığını sağlamak amacıyla taraflara 08.10.2014 ve 15.10.2014 tarihli makbuzları lokale döküman kaydetme işlemi yaparak düzenleyip verdiği, farklı tarihlerde verilen iki ayrı makbuzun örnek olarak taraflara verilmediğinin açık olduğu, sanığın savunmasının tamamen suçtan kurtulmaya yönelik değerlendirildiği suçtan zarar görenin herhangi bir dava açılmadığı için ücret ödemesi gerekmediği halde sanığın harici makbuz düzenleyerek hileli davranışlar ile kendisine menfaat temin ettiği ve eyleminin 5237 sayılı Kanun'un 250 nci maddesinin ikinci fıkrasında düzenlenen irtikap suçunu oluşturduğundan bu suçtan cezalandırılmasına;
Tanık G.Ç.nin 29.09.2014 tarihinde Alucra Asliye Hukuk mahkemesine gönderilmek üzere İzmir Asliye Hukuk mahkemesine muhesat şerhinin konulması talepli dava dilekçesi sunduğu, ilerleyen günlerde tanığın eşinin ağabeyi olan mağdur …'nun sanığın görev yaptığı mahkeme kalemine giderek söz konusu dava dilekçesinin kendisine ulaşıp ulaşmadığını sorduğu, sanığın söz konusu evrakın ulaşmış olduğunu söylemesi üzerine masrafların ne kadar tutacağını sorduğu, sanığın da gider avansı adı altında mağdurdan 1.100,00 TL para aldığı, sanığın aldığı parayı gerekli işlemin yapılması amacıyla mahkeme yazı işleri müdürlüğüne göndermediği gibi gider avansı alındığına ilişkin sisteme de herhangi bir giriş yapmadığı, neticede davayı açmadığının 26.03.2015 tarihinde mağdurun dosyanın akıbetini sormak amacıyla mahkeme kalemine gitmesi üzerine bu şekilde herhangi bir davanın mahkeme esasına girilmediğinin tespit edildiği, konu hakkında mahkeme hakimi, zabıt katibi ve mağdurun imzasını taşıyan 26.03.2015 tarihli tutanağın tanzim edildiği, 1.700,00 TL tutarındaki gider avansının belirtilen tarihte mahkeme veznesine yatırıldığı, davanın Alucra Asliye Hukuk Mahkemesinin 2015/12 Esas sırasına kayıt edildiği, bu şekilde gelişen olayda sanığın mağdurdan parayı almasına rağmen yazı işleri müdürüne başvurmayıp davayı açmadığı, eyleminde herhangi bir hilesinin veya irtikap suçunu oluşturacak başka bir davranışının bulunmadığı, eylem sonrasında söz konusu dava dilekçesine istinaden açılan davada 1.700,00 TL gider avansı alınmış olduğu ve bu itibarla sanığın alınması gerekenden fazla bir ücret almadığı, kendisine dava açma sırasında gider avansı olarak kullanılmak üzere tevdi edilen parayı tevdi amacı dışında kullanarak uhdesine geçirdiği, eyleminin 5237 sayılı Kanun'un 155 inci maddesinin ikinci fıkrasında tanımlanan hizmet nedeniyle güveni kötüye kullanma suçunu oluşturduğundan bu suçtan cezalandırılmasına,
Karar verilmiştir.
2. Sanığın, üzerine atılı suçlamaları kısmen kaçamaklı kabul ettiği anlaşılmıştır.
3.Hakim, yazı işleri müdürü ve zabıt katibi tarafından tanzim olunan tutanaklar, kolluk güçlerince tanzim olunan tutanaklar, 08.10.2014 ve 15.10.2014 tarihli tahsilat makbuzu örnekleri, suçtan zarar gören ve tanıklar A.A., A.Y.D., G.D., G.Ç.nin beyanları, sanığın güncel adlî sicil kaydı dava dosyasında mevcuttur.
IV. GEREKÇE
Mahkemece, takdiri indirim nedenlerinin uygulanmama gerekçesi olarak bir kısım hukuki olmayan değerlendirmeler yapılmış olmakla birlikte, "… suç kastında ısrar ve yoğunluk, duruşma sırasında hal ve tavrının suçtan dolayı pişmanlık duymadığı izlenimini tarafımızda oluşturması nedenleriyle…" şeklindeki yerinde, yasal ve yeterli gerekçe ile sanık hakkında takdiri indirim nedenlerinin uygulanmamasına karar verilmesinde bir isabetsizlik görülmediğinden, bu konuda tebliğnamedeki bozma talep eden düşünceye iştirak edilmemiştir.
A. Hizmet Nedeniyle Güveni Kötüye Kullanma Suçundan Kurulan Hüküm Yönünden
Yapılan yargılamaya, toplanıp gerekçeli kararda gösterilerek tartışılan delillere, Mahkemenin oluşa uygun şekilde oluşan inanç ve takdirine, incelenen dosya içeriğine göre, sanık müdafiinin diğer temyiz nedenleri yerinde görülmemiştir, ancak;
1. Sanık hakkında aynı Mahkemenin 06.05.2015 tarihli ve 2014/69 Esas, 2015/23 Karar sayılı kararı ile verilen ve incelemeye konu dosyayla aynı gün ele alınan Dairemizin 2021/27596 Esas sayılı dosyasına konu davanın, aralarındaki hukuki ve fiili irtibat nedeniyle incelemeye konu dava ile birleştirilmesinden sonra, zimmet suçu ile korunan hukuki yarar ve bu bağlamda suçun millete ve devlete karşı suçlar bölümünde düzenlenmesi karşısında, bu suçun mağdurunun toplumu oluşturan bireylerin tamamı, diğer bir ifadeyle kamu olduğu, eylemin belirli bir kişinin zararına olarak işlenmesi halinde bu kişinin mağdur değil suçtan zarar gören olacağı nazara alınarak sanığın sübut bulan ve Mahkemece hizmet nedeniyle güveni kötüye kullanma suçunu oluşturduğu kabul edilen eyleminin bir bütün halinde 5237 sayılı Kanun'un 247 nci maddesinin birinci fıkrasında düzenlenen zimmet suçunun zincirleme biçimde işlenmesine ilişkin olduğu gözetilerek, fiillerin zincirleme suç olarak kabulüyle tek suçtan hüküm kurulup 5237 sayılı Kanun'un 3 ve 61 inci maddeleri de değerlendirilerek, ilgili kanun maddesinde öngörülen temel cezanın tayini ve zincirleme suç nedeniyle yapılacak artırımda alt ve üst sınırlar arasında takdir hakkının kullanılması suretiyle sonuç cezanın saptanması gerektiği gözetilmeden, suç vasfında yanılgıya düşülerek yazılı şekilde hüküm kurulması,
2. Kabule göre de; 5237 sayılı Kanun'un 53 üncü maddesinin beşinci fıkrasının uygulamasında, hak yoksunluğu süresinin hapis cezasından fazla olamayacağının gözetilmemesi,
Hukuka aykırı bulunmuştur.
B. İkna Suretiyle İrtikâp Suçundan Kurulan Hüküm Yönünden
Yapılan yargılamaya, toplanıp gerekçeli kararda gösterilerek tartışılan delillere, Mahkemenin oluşa uygun şekilde oluşan inanç ve takdirine, incelenen dosya içeriğine göre, sanık müdafiinin diğer temyiz nedenleri yerinde görülmemiştir, ancak;
1. Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 26.04.2016 tarihli ve 2014/118 Esas, 2016/208 Karar sayılı kararında da benzer şekilde belirtildiği üzere, irtikâp suçu ile korunan hukuki yarar ve bu bağlamda suçun millete ve devlete karşı suçlar bölümünde düzenlenmesi karşısında, bu suçun mağdurunun toplumu oluşturan bireylerin tamamı, diğer bir ifadeyle kamu olduğu, eylemin belirli bir kişinin zararına olarak işlenmesi halinde bu kişinin mağdur değil suçtan zarar gören olacağı nazara alındığında, sanık hakkında aynı Mahkemenin 06.05.2015 tarihli ve 2014/69 Esas, 2015/23 Karar sayılı kararı ile verilen ve incelemeye konu dosyayla aynı gün ele alınan Dairemizin 2021/27596 Esas sayılı dosyasına konu olayda, suçtan zarar gören … Akıllı'ya yönelik eylem ve incelemeye konu davadaki eylemin zincirleme suç kapsamında kaldığının anlaşılması karşısında; anılan dava dosyası ile incelemeye konu davanın birleştirilmesi, fiilin zincirleme suç olarak kabulüyle tek suçtan hüküm kurulup 5237 sayılı Kanun'un 3 ve 61 inci maddeleri de gözetilerek, ilgili kanun maddesinde öngörülen temel cezanın tayini ve zincirleme suç nedeniyle yapılacak artırımda alt ve üst sınırlar arasında takdir hakkının kullanılması suretiyle sonuç cezanın saptanması gerektiği gözetilmeden, suçtan zarar gören sayısınca olmak üzere mahkûmiyet hükmü kurularak fazla ceza tayini,
2. Kabule göre de; 5237 sayılı Kanun'un 53 üncü maddesinin beşinci fıkrasının uygulamasında, hak yoksunluğu süresinin hapis cezasının yarısından az olamayacağının gözetilmemesi,
Hukuka aykırı bulunmuştur.
V. KARAR
Gerekçe bölümünün (A) ve (B) bentlerinde açıklanan nedenlerle Şebinkarahisar Ağır Ceza Mahkemesinin, 02.03.2016 tarihli ve 2015/70 Esas, 2016/15 Karar sayılı kararına yönelik sanık müdafiinin temyiz isteği yerinde görüldüğünden hükümlerin, 1412 sayılı Kanun’un 321 inci maddesi gereği, kısmen değişik gerekçeyle Tebliğname’ye uygun olarak, oy birliğiyle BOZULMASINA, aynı Kanun'un 326 ncı maddesinin son fıkrası gereğince sanığın kazanılmış hakkının DİKKATE ALINMASINA,
Dava dosyasının, Mahkemesine gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİİNE,
02.05.2023 tarihinde karar verildi.
Teşebbüs: Menfaatin Hakimiyete Alınamaması
İrtikap suçunda tamamlanma anı, menfaatin fiilen temin edilmesiyle gerçekleşir. Yargıtay 5. Ceza Dairesi, 2021/10731 E., 2021/4813 K. sayılı kararında öncelikle sanığın hareketinin elverişli bir hareket niteliği taşıyıp taşımadığını incelemiştir. Kararda, sanığın eylemi bakımından irtikap ve rüşvet suçları açısından işlenemez suçun söz konusu olduğu sonucuna varılmıştır. Aynı kararda, suçüstü amacıyla seri numaraları önceden alınan paraların sanığa teslim edilmesine rağmen sanığın bu paraları hakimiyetine alamadan yakalanması durumunda menfaat temininin gerçekleşmediği ve eylemin teşebbüs aşamasında kaldığı da belirtilmiş; bu gerekçeyle tamamlanmış suçtan kurulan mahkûmiyet kararı bozulmuştur. Suçun oluşması için elverişli hareketin bulunmadığı hallerde teşebbüs hükümlerinin de uygulanamayacağı, bu durumda fiilin işlenemez suç kapsamında değerlendirilebileceği söz konusu kararda somut olaya özgü olarak tespit edilmiştir.
Yargıtay 5. Ceza Dairesi, E. 2021/10731, K. 2021/4813Kaynağı aç
"İçtihat Metni"
MAHKEMESİ :Ağır Ceza Mahkemesi
SUÇ : İcbar suretiyle irtikap
…
Mahalli mahkemece verilen hüküm temyiz edilmekle dosya incelenerek gereği düşünüldü:
Yapılan yargılamaya, toplanıp karar yerinde gösterilen delillere, mahkemenin soruşturma sonuçlarına uygun olarak oluşan kanaat ve takdirine, incelenen dosya içeriğine göre yerinde görülmeyen sair temyiz itirazlarının reddine,
Ancak;
Suç tarihinde Vergi Denetim Kurulu Samsun Küçük ve Orta Ölçekli Mükellefler Grup Başkanlığında vergi müfettişi olarak görev yapan sanığın, müştekiyi arayarak iş yerine davet edip hakkında vergi incelemesi olduğunu, kendisine 300.000-400.000 TL ceza yazılabileceğini, 15.000 TL verdiği takdirde incelemenin kapatılabileceğini söylediği, müştekinin sanığın bu talebi üzerine haricen yaptığı araştırma neticesinde kendisi hakkında bir vergi incelemesi ve sanığın böyle bir yetkisi olmadığını öğrendiği, şikayeti üzerine kendisinden 15.000 TL parayı alırken kolluk görevlilerince suçüstü yakalandığı anlaşılan somut olayda; müşteki hakkında suç tarihinde bir vergi incelemesi ve sanığın müştekinin satışını yaptığı gayrimenkullerle ilgili resen araştırma yapma yetkisi bulunmaması karşısında, sanığın bir görevi olmadığı nazara alınarak, müşteki tarafından kendisine böyle bir vergi cezası kesilemeyeceğinin haricen yapılan araştırma neticesinde öğrenilmesi sebebiyle, irtikap ve özellikle rüşvet suçunun maddi konusunun somut olayda bulunmadığı, günlük hayat tecrübelerine göre de, sanığın hareketinin sonuçsuz kalmasının büyük bir ihtimal dahilinde bulunduğu ve ortada elverişli hareketin bulunmadığı anlaşıldığından, sanık tarafından rüşvet ve irtikap suçları açısından işlenemez suçun mevzubahis olduğu ve sanığın bu suçlardan ve bu suçlara teşebbüsten dolayı cezalandırılamayacağı, diğer yandan görevi kötüye kullanma suçunun oluşumu için norma aykırı davranışın yeterli
olmadığı, objektif cezalandırma şartlarından birinin gerçekleşmesi gerektiği ve objektif cezalandırma şartı öngörülen suçlarda teşebbüs hükümlerinin uygulanamayacağı ile olayımızda sanığın müştekiden parayı alırken suçüstü yakalandığı hususları da gözetildiğinde, sanığın norma aykırı eyleminin görevi kötüye kullanma suçunu da oluşturmayacağı, sübut bulan eyleminin basit dolandırıcılığa teşebbüs suçunu oluşturacağı ve hükümden sonra 24/10/2019 tarihinde 30928 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe giren 7188 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun'un 26. maddesi ile değişik 5271 sayılı CMK'nin 253. maddesinin 1. fıkrasının (b) bendine eklenen alt bentler arasında yer alan ve 5237 sayılı TCK'nin 157/1. maddesinde tanımı yapılan dolandırıcılık suçunun da uzlaşma kapsamına alındığının anlaşılması karşısında; 5237 sayılı TCK'nin 7/2. maddesinin ''Suçun işlendiği zaman yürürlükte bulunan kanun ile sonradan yürürlüğe giren kanunların hükümleri farklı ise, failin lehine olan kanun uygulanır ve infaz olunur'' hükmü de gözetilerek, 6763 sayılı Kanun'un 35. maddesi ile değişik CMK'nin 254. maddesi uyarınca aynı Kanun'un 253. maddesinde belirtilen esas ve usule göre uzlaştırma işlemleri yerine getirildikten sonra sonucuna göre sanığın hukuki durumunun yeniden değerlendirilmesinde zorunluluk bulunması,
Kabule göre de;
Suçüstü yapılmak üzere seri numaraları alınmış paraların teslimi sonrasında bu paraları hakimiyetine alamadan yakalanması nedeniyle menfaat temininin gerçekleşmediği ve eyleminin teşebbüs aşamasında kaldığı gözetilmeden, yanılgılı değerlendirmeyle sanığın tamamlanmış suçtan mahkumiyetine karar verilmesi,
Anayasa Mahkemesinin 24/11/2015 tarihli Resmi Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe giren 2014/140 Esas, 2015/85 sayılı TCK'nin 53. maddesinde yer alan bazı ibarelerin iptaline ilişkin Kararının değerlendirilmesi lüzumu,
Yüklenen suçu 5237 sayılı Yasa'nın 53/1-a maddesindeki hak ve yetkileri kötüye kullanmak suretiyle işlediği kabul edilen sanık hakkında 53/5. madde ve fıkra hükmü gereğince, ayrıca, cezasının infazından sonra işlemek üzere, hükmolunan cezanın yarısından bir katına kadar bu hak ve yetkinin kullanılmasının yasaklanmasına karar verilmesi gerektiğinin nazara alınmaması,
Kanuna aykırı, sanık müdafin temyiz itirazları bu itibarla yerinde görülmüş olduğundan 5320 sayılı Kanun'un 8/1. maddesi de gözetilerek CMUK'un 321 ve 326/son maddeleri uyarınca hükmün BOZULMASINA
20/10/2021 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.
Yzl. İşl. Md.
…
TCK m. 7/2 uyarınca suçun işlendiği zaman yürürlükte bulunan kanun ile sonradan yürürlüğe giren kanunların hükümleri farklı ise failin lehine olan kanun uygulanır ve infaz olunur. Bu kural, irtikap eyleminin farklı mevzuat dönemlerine yayıldığı ya da kanun değişikliği yapıldığı hallerde lehe kanun değerlendirmesi zorunluluğunu gündeme getirir.
Hukuka Aykırı Delil Yasağı ve İrtikap Soruşturması
CMK m. 135/8, telekomünikasyon yoluyla iletişimin dinlenmesi ve kayda alınmasına ilişkin hükümlerin yalnızca maddede sayılan belirli suçlara uygulanabileceğini öngörmektedir. Bu katalog listesinde irtikap suçu yer almamaktadır. Yargıtay 5. Ceza Dairesi, 2018/1590 E., 2021/3706 K. sayılı kararında, rüşvet soruşturması kapsamında alınan iletişimin tespiti, dinlenmesi ve kayda alınması kararlarına dayanan delillerin irtikap suçundan açılan davada hükme esas alınamayacağını karara bağlamıştır.
5271 sayılı CEZA MUHAKEMESİ KANUNU m. 135Kaynağı aç
dolayısıyla yapılan soruşturma ve kovuşturmada, suç işlendiğine ilişkin somut
delillere dayanan kuvvetli şüphe sebeplerinin varlığı ve başka suretle delil
elde edilmesi imkânının bulunmaması durumunda, hâkim
veya gecikmesinde sakınca bulunan hâllerde Cumhuriyet savcısının kararıyla
şüpheli veya sanığın telekomünikasyon yoluyla iletişimi dinlenebilir, kayda
alınabilir ve sinyal bilgileri değerlendirilebilir. Cumhuriyet savcısı kararını
derhâl hâkimin onayına sunar ve hâkim, kararını en geç yirmi dört saat içinde verir.
Sürenin dolması veya hâkim tarafından aksine
karar verilmesi hâlinde tedbir Cumhuriyet savcısı tarafından derhâl kaldırılır.[38]
(Mülga son iki cümle: 24/11/2016-6763/26 md.)
(2) (Ek: 21/2/2014–6526/12 md.) Talepte bulunulurken hakkında bu
madde uyarınca tedbir kararı verilecek hattın veya iletişim aracının sahibini
ve biliniyorsa kullanıcısını gösterir belge veya rapor eklenir.
(3) Şüpheli veya sanığın tanıklıktan çekinebilecek kişilerle arasındaki
iletişimi kayda alınamaz. Kayda alma gerçekleştikten sonra bu durumun
anlaşılması hâlinde, alınan kayıtlar derhâl yok edilir.[39]
(4) Birinci fıkra hükmüne göre verilen kararda, yüklenen suçun türü,
hakkında tedbir uygulanacak kişinin kimliği, iletişim aracının türü, telefon
numarası veya iletişim bağlantısını tespite imkân veren kodu, tedbirin türü,
kapsamı ve süresi belirtilir. Tedbir kararı en çok iki ay için verilebilir; bu
süre, bir ay daha uzatılabilir. (Ek cümle: 25/5/2005 – 5353/17 md.) Ancak,
örgütün faaliyeti çerçevesinde işlenen suçlarla ilgili olarak gerekli görülmesi
halinde, hâkim yukarıdaki sürelere ek olarak
her defasında bir aydan fazla olmamak ve toplam üç ayı geçmemek üzere
uzatılmasına karar verebilir.
(5) Şüpheli veya sanığın
yakalanabilmesi için, mobil telefonun yeri, hâkim veya gecikmesinde sakınca
bulunan hallerde Cumhuriyet savcısının kararına istinaden tespit edilebilir. Bu
hususa ilişkin olarak verilen kararda, mobil telefon numarası ve tespit
işleminin süresi belirtilir. Tespit işlemi en çok iki ay için yapılabilir; bu
süre, bir ay daha uzatılabilir.[40]
(6) (Ek: 2/12/2014-6572/42 md.) Şüpheli ve sanığın
telekomünikasyon yoluyla iletişiminin tespiti, soruşturma aşamasında hâkim veya gecikmesinde sakınca bulunan hâllerde Cumhuriyet
savcısı, kovuşturma aşamasında mahkeme kararına istinaden yapılır.
Kararda, yüklenen suçun türü, hakkında tedbir uygulanacak kişinin kimliği,
iletişim aracının türü, telefon numarası veya iletişim bağlantısını tespite
imkân veren kodu ve tedbirin süresi belirtilir. (Ek cümleler:
24/11/2016-6763/26 md.) Cumhuriyet savcısı
kararını yirmi dört saat içinde hâkimin onayına sunar ve hâkim, kararını en geç
yirmi dört saat içinde verir. Sürenin dolması veya hâkim tarafından aksine
karar verilmesi hâlinde kayıtlar derhâl imha edilir.
(7) Bu madde hükümlerine göre alınan karar ve yapılan işlemler, tedbir
süresince gizli tutulur.
(8) Bu madde kapsamında dinleme, kayda
alma ve sinyal bilgilerinin değerlendirilmesine ilişkin hükümler ancak aşağıda
sayılan suçlarla ilgili olarak uygulanabilir:
a) Türk Ceza Kanununda yer alan;
1. Göçmen kaçakçılığı ve insan ticareti (madde 79, 80) ile organ veya doku ticareti (madde 91),
2. Kasten öldürme (madde 81, 82, 83),
3. İşkence (madde 94, 95),
4. Cinsel saldırı (birinci fıkra hariç, madde 102),
5. Çocukların cinsel istismarı (madde 103),
6. (Ek: 21/2/2014 – 6526/12 md.) Nitelikli hırsızlık (madde 142)
ve yağma (madde 148, 149) ile nitelikli
dolandırıcılık (madde 158),
7. Uyuşturucu veya uyarıcı madde imal ve ticareti (madde 188),
8. Parada sahtecilik (madde 197),
9. (Mülga: 21/2/2014 – 6526/12 md.; Yeniden düzenleme:
24/11/2016-6763/26 md.) Suç işlemek amacıyla
örgüt kurma (madde 220, fıkra üç),
10. (Ek: 25/5/2005 – 5353/17 md.) Fuhuş (madde 227),
11. İhaleye fesat karıştırma (madde 235),
12. (Ek: 24/11/2016-6763/26 md.) Tefecilik
(madde 241),
13. Rüşvet (madde 252),
14. Suçtan kaynaklanan malvarlığı değerlerini aklama (madde 282),
15. (Değişik: 2/12/2014-6572/42 md.) Devletin
birliğini ve ülke bütünlüğünü bozmak (madde 302) ,
16. (Ek: 2/12/2014-6572/42 md.) Anayasal Düzene ve Bu Düzenin
İşleyişine Karşı Suçlar (madde 309, 311, 312, 313, 314, 315, 316),
17. Devlet Sırlarına Karşı Suçlar ve Casusluk (madde 328, 329, 330, 331,
333, 334, 335, 336, 337) suçları.
b) Ateşli Silahlar ve Bıçaklar ile Diğer Aletler Hakkında Kanunda
tanımlanan silah kaçakçılığı (madde 12) suçları.
c) (Ek: 25/5/2005 – 5353/17 md.) Bankalar Kanununun 22 nci
maddesinin (3) ve (4) numaralı fıkralarında tanımlanan zimmet suçu,[41]
d) Kaçakçılıkla Mücadele Kanununda
tanımlanan ve hapis cezasını gerektiren suçlar.
e) Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Kanununun 68 ve 74 üncü
maddelerinde tanımlanan suçlar.
(9) Bu maddede belirlenen esas ve usuller dışında hiç kimse, bir
başkasının telekomünikasyon yoluyla iletişimini dinleyemez ve kayda alamaz.
Müdafiin bürosu ve yerleşim yeri
Hukuka aykırı yollarla elde edilen delillerin dışlandığı durumlarda dosyada mahkûmiyete yeterli, her türlü kuşkudan uzak, kesin ve inandırıcı delil kalmaması halinde şüpheden sanık yararlanır ilkesi devreye girer. Yargıtay 5. Ceza Dairesi, 2019/9403 E., 2021/446 K. sayılı kararında bu ilkeyi uygulayarak hukuka aykırı delillerin dışlanması sonucunda yeterli delil kalmayan sanıklar hakkında beraat kararı verilmesi gerekirken mahkûmiyet kurulmasını bozma nedeni saymıştır.
Bağlantılı Suçlar ve Suç Nitelendirmesi
Kamu görevlisinin, irtikap suçunun yasal tanımı dışında kalan davranışları farklı maddeler kapsamında değerlendirilebilir. TCK m. 257/1, kanunda ayrıca suç olarak tanımlanan haller dışında görevinin gereklerine aykırı hareket etmek suretiyle kişilerin mağduriyetine veya kamunun zararına neden olan ya da kişilere haksız menfaat sağlayan kamu görevlisini altı aydan iki yıla kadar hapis cezasıyla cezalandırmaktadır. TCK m. 257/3 ise 6352 sayılı Kanun'un 105. maddesiyle 2 Temmuz 2012 tarihinde yürürlükten kaldırılmıştır.
5237 sayılı TÜRK CEZA KANUNU m. 257Kaynağı aç
dışında, görevinin gereklerine aykırı hareket etmek suretiyle, kişilerin
mağduriyetine veya kamunun zararına neden olan ya da kişilere haksız bir
menfaat sağlayan kamu görevlisi, altı aydan iki yıla kadar hapis cezası ile
cezalandırılır.
(2) Kanunda ayrıca suç olarak tanımlanan haller dışında, görevinin
gereklerini yapmakta ihmal veya gecikme göstererek, kişilerin mağduriyetine
veya kamunun zararına neden olan ya da kişilere haksız bir menfaat sağlayan
kamu görevlisi, üç aydan bir yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır.
(3) (Mülga: 2/7/2012-6352/105 md.)
Göreve ilişkin sırrın açıklanması
Yargıtay 11. Ceza Dairesi, 2022/10324 E., 2023/3444 K. sayılı kararında suç nitelendirmesi bakımından önemli bir ayrıma yer vermiştir. Kararda, harici makbuz düzenlenerek hileli davranışlarla menfaat sağlanması eyleminin ikna suretiyle irtikap suçunu oluşturduğuna ilişkin ilk derece mahkemesi tespiti yer almakla birlikte Yargıtay bozmasının esas gerekçesi zincirleme suç uygulamasına ilişkindir. Öte yandan aynı kararda, ilk derece mahkemesince hizmet nedeniyle güveni kötüye kullanma (TCK m. 155/2) olarak nitelendirilen gider avansı eylemi, Yargıtay tarafından TCK m. 247/1 kapsamında zimmet suçunun zincirleme biçimde işlenmesi olarak değerlendirilerek hüküm bozulmuştur.
Hak Yoksunlukları ve Cezanın İndirilmesi
TCK m. 53/5 uyarınca, bu maddede sayılan hak ve yetkilerden birinin kötüye kullanılmasıyla işlenen suçlar nedeniyle hapis cezasına mahkûmiyet halinde, cezanın infazından sonra işlemek üzere hükmolunan cezanın yarısından bir katına kadar o hak veya yetkinin kullanımının yasaklanmasına ayrıca karar verilir. Yargıtay 5. Ceza Dairesi, 2021/10731 E., 2021/4813 K. sayılı kararında TCK m. 53/1-a'daki hak ve yetkilerin kötüye kullanılması suretiyle suçun işlendiğinin kabul edildiği hallerde TCK m. 53/5 gereğince ayrıca yasak kararı verilmesi gerektiğini, bunun gözetilmemesini bozma nedeni saymıştır. Anayasa Mahkemesi'nin 8 Ekim 2015 tarihli, 2014/140 E., 2015/85 K. sayılı kısmi iptal kararı da TCK m. 53 uygulamasında gözetilmesi gereken bir unsur olarak Yargıtay kararlarında yer almaktadır.
5237 sayılı TÜRK CEZA KANUNU m. 53Kaynağı aç
cezasına mahkûmiyetin kanuni sonucu olarak;[13]
a) Sürekli, süreli veya geçici bir kamu görevinin üstlenilmesinden; bu
kapsamda, Türkiye Büyük Millet Meclisi üyeliğinden veya Devlet, il, belediye,
köy veya bunların denetim ve gözetimi altında bulunan kurum ve kuruluşlarca
verilen, atamaya veya seçime tabi bütün memuriyet ve hizmetlerde istihdam edilmekten,
b) Seçme ve seçilme ehliyetinden (…)13,
c) Velayet hakkından; vesayet veya kayyımlığa ait bir hizmette
bulunmaktan,
d) Vakıf, dernek, sendika, şirket,
kooperatif ve siyasi parti tüzel kişiliklerinin yöneticisi veya denetçisi
olmaktan,
e) Bir kamu kurumunun veya kamu kurumu niteliğindeki meslek kuruluşunun
iznine tabi bir meslek veya sanatı, kendi sorumluluğu altında serbest meslek
erbabı veya tacir olarak icra etmekten,
yoksun bırakılır.
(2) Kişi, işlemiş bulunduğu suç dolayısıyla mahkûm olduğu hapis cezasının
infazı tamamlanıncaya kadar bu hakları kullanamaz.
(3) Mahkûm olduğu hapis cezası
ertelenen veya denetimli serbestlik tedbiri uygulanarak cezası infaz edilen ya
da koşullu salıverilen hükümlünün kendi altsoyu üzerindeki velayet, vesayet ve
kayyımlık yetkileri açısından yukarıdaki fıkralar hükümleri uygulanmaz. Mahkûm
olduğu hapis cezası ertelenen veya denetimli serbestlik tedbiri uygulanarak
cezası infaz edilen ya da koşullu salıverilen hükümlü hakkında birinci fıkranın
(e) bendinde söz konusu edilen hak yoksunluğunun uygulanmamasına karar
verilebilir.[14]
(4) Kısa süreli hapis cezası ertelenmiş veya fiili işlediği sırada
onsekiz yaşını doldurmamış olan kişiler hakkında birinci fıkra hükmü
uygulanmaz.[15]
(5) Birinci fıkrada sayılan hak ve yetkilerden birinin kötüye
kullanılması suretiyle işlenen suçlar dolayısıyla hapis cezasına mahkûmiyet
halinde, ayrıca, cezanın infazından sonra işlemek üzere, hükmolunan cezanın
yarısından bir katına kadar bu hak ve yetkinin kullanılmasının yasaklanmasına
karar verilir. Bu hak ve yetkilerden birinin kötüye kullanılması suretiyle
işlenen suçlar dolayısıyla sadece adlî para cezasına mahkûmiyet halinde,
hükümde belirtilen gün sayısının yarısından bir katına kadar bu hak ve yetkinin
kullanılmasının yasaklanmasına karar verilir. Hükmün kesinleşmesiyle icraya
konan yasaklama ile ilgili süre, adlî para cezasının tamamen infazından
itibaren işlemeye başlar.
(6) Belli bir meslek veya sanatın ya
da trafik düzeninin gerektirdiği dikkat ve özen yükümlülüğüne aykırılık
dolayısıyla işlenen taksirli suçtan mahkûmiyet halinde, üç aydan az ve üç
yıldan fazla olmamak üzere, bu meslek veya sanatın icrasının yasaklanmasına ya
da sürücü belgesinin geri alınmasına karar verilebilir. Yasaklama ve geri alma
hükmün kesinleşmesiyle yürürlüğe girer ve süre, cezanın tümüyle infazından
itibaren işlemeye başlar.
Eşya müsaderesi
TCK m. 250/4, irtikap edilen menfaatin değeri ve mağdurun ekonomik durumu göz önünde bulundurularak, yukarıdaki fıkralara göre verilecek cezanın yarısına kadar indirilebileceğini öngörmektedir. Bu indirim hâkim takdirine bırakılmış olup zorunlu bir indirim değildir. Söz konusu fıkra, 6352 sayılı Kanun'un 86. maddesiyle 2 Temmuz 2012 tarihinde eklenmiştir.
İhbar ve Soruşturma Usulü
İrtikap suçuna ilişkin ihbarlar, 3628 sayılı Mal Bildiriminde Bulunulması, Rüşvet ve Yolsuzluklarla Mücadele Kanunu m. 18/1 uyarınca doğrudan Cumhuriyet Başsavcılığına yapılır; başsavcılık ihbar üzerine derhal bir tutanak düzenler ve bir örneğini ihbarcıya verir. 3628 sayılı Kanun m. 18/5 uyarınca ise ihbar konusu suç hakkında dava açılıncaya kadar bilgi vermek ve yayın yapmak yasaktır.
3628 sayılı MAL BİLDİRİMİNDE BULUNULMASI, RÜŞVET VE YOLSUZLUKLARLA MÜCADELE KANUNU m. 18Kaynağı aç
18 – Yukarıdaki maddede yazılı suçlara ilişkin ihbarlar
doğrudan Cumhuriyet Başsavcılıklarına yapılır. İhbar üzerine derhal bir ihbar
tutanağı düzenlenir ve bir örneği muhbire verilir. Acele ve gecikmesinde
sakınca umulan hallerde tutanak düzenlenmesi sonraya bırakılabilir. Muhbirlerin
kimlikleri, rızaları olmadıkça açıklanmaz. İhbar asılsız çıktığında aleyhine
takibat yapılanın istemi üzerine muhbirin kimliği açıklanır.
(Ek fıkra:
12/12/2003-5020/13 md.) Yukarıdaki fıkraya göre yapılan ihbar veya takipsizlik kararı ve
iddianame Cumhuriyet başsavcılığınca, ilgili kamu kurum veya kuruluşlarına
bildirilir. (Değişik cümle: 1/7/2022-7417/40 md.) İlgili kamu kurum veya
kuruluşları tarafından yazılı başvuruda bulunulması halinde bu kurum veya
kuruluşlar, başvuru tarihinde müdahil sıfatını kazanır.[4]
Bu
suçlardan dolayı müfettiş ve muhakkikler de soruşturma neticesinde delil veya
emare elde ettikleri takdirde, işi yetkili ve görevli Cumhuriyet Başsavcılığına
ihbar ve evrakı tevdi ederler. Cumhuriyet Başsavcılığı müfettiş ve muhakkikler
tarafından kendisine tevdiine lüzum görülmediği halde dahi evrakın taalluk
ettiği iş hakkında soruşturma yapmak üzere gerekçe göstererek evrakı ait olduğu
merciden isteyebilir.
17
nci maddede yazılı suçlardan dolayı delil veya emare elde eden müfettiş ve
muhakkikler durumu yetkili ve görevli Cumhuriyet Başsavcılığına ihbar ve evrakı
tevdi etmedikleri takdirde bunlar hakkında da yapılacak takibattan dolayı
Memurin Muhakematı Hakkında Kanunu Muvakkat Hükümleri uygulanmaz.
İhbar
konusu müsnet suç hakkında dava açılıncaya kadar bilgi vermek ve yayın yapmak
yasaktır.
Soruşturma usulü
Müfettiş ve muhakkikler, irtikap suçuna ilişkin delil ya da emare elde ettiklerinde 3628 sayılı Kanun m. 18/4 uyarınca durumu yetkili Cumhuriyet Başsavcılığına ihbar etmek ve evrakı tevdi etmekle yükümlüdür; bu yükümlülüğü yerine getirmeyenler hakkında yapılacak takibatlarda ilgili memurin muhakematı hükümleri uygulanmaz. Aynı kanunun 17/2. maddesi uyarınca müsteşarlar, valiler ve kaymakamlar hakkında 17/1. fıkra hükmü uygulanmaz.
3628 sayılı MAL BİLDİRİMİNDE BULUNULMASI, RÜŞVET VE YOLSUZLUKLARLA MÜCADELE KANUNU m. 17Kaynağı aç
17 – (Değişik birinci fıkra: 12/12/2003-5020/12 md.)
Bu Kanunda ve 18.6.1999 tarihli ve 4389 sayılı Bankalar Kanununda yazılı
suçlarla, irtikâp, rüşvet, basit ve nitelikli zimmet, görev sırasında veya
görevinden dolayı kaçakçılık, resmî ihale ve alım ve satımlara fesat karıştırma,
Devlet sırlarının açıklanması veya açıklanmasına sebebiyet verme suçlarından
veya bu suçlara iştirak etmekten sanık olanlar hakkında 2.12.1999 tarihli ve
4483 sayılı Memurlar ve Diğer Kamu Görevlilerinin Yargılanması Hakkında Kanun
hükümleri uygulanmaz.
Yukarıdaki
fıkra hükmü müsteşarlar, valiler ve kaymakamlar hakkında uygulanamaz.
Görevleri
veya sıfatları sebebi ile özel soruşturma ve kovuşturma usulüne tabi olan sanıklarla
ilgili kanun hükümleri saklıdır.
Suçun ihbarı
Hazine, irtikap suçundan katılan sıfatını alabilecek surette zarar görmüş sayılmaktadır. Yargıtay 5. Ceza Dairesi, 2018/1590 E., 2021/3706 K. sayılı kararında Hazine'nin CMK m. 260/1 uyarınca kanun yoluna başvurma hakkının bulunduğunu açıkça belirtmiştir.
Yargıtay 5. Ceza Dairesi, E. 2018/1590, K. 2021/3706Kaynağı aç
"İçtihat Metni"
MAHKEMESİ :Ağır Ceza Mahkemesi
SUÇTAN ZARAR GÖREN : Hazine
SUÇ : İcbar suretiyle irtikap (beş kez), icbar suretiyle irtikaba teşebbüs (bir kez)
HÜKÜM : Mağdur …’a yönelik icbar suretiyle irtikap suçundan beraat, atılı diğer suçlardan mahkumiyet
EK TEBLİĞNAMEDEKİ DÜŞÜNCE : Onama
Mahalli mahkemece verilen hükümler temyiz edilmekle dosya incelendi;
CMK'nin 260/1. maddesine göre irtikap suçundan katılan sıfatını alabilecek surette zarar görmüş olan Hazinenin kanun yoluna başvurma hakkının bulunması ve hükümlerin vekili tarafından süresinde temyiz edilmesi karşısında, 3628 sayılı Kanun'un 18. maddesindeki "…Hazine avukatının yazılı başvuruda bulunması halinde Maliye Bakanlığı, başvuru tarihinde müdahil sıfatını kazanır" düzenlemesinin verdiği yetkiye ve CMK'nin 237/2. maddesine dayanılarak Hazinenin katılma talebinin KABULÜNE, incelemenin sanık … müdafin mahkumiyet, katılan Hazine vekilinin ise beraat ve mahkumiyet hükümlerine yönelik temyiz itirazlarıyla sınırlı olarak yapılmasına karar verildikten sonra gereği düşünüldü:
Sanık hakkında mağdur …'a yönelik eylemi nedeniyle irtikap suçundan kurulan beraat hükmüne yönelik temyiz itirazlarının incelenmesinde;
Delilleri takdir ve gerekçesi gösterilmek suretiyle verilen beraat hükmü usul ve kanuna uygun olduğundan yerinde görülmeyen katılan Hazine vekilinin temyiz itirazlarının reddiyle hükmün ONANMASINA,
Sanık hakkında irtikap ve irtikaba teşebbüs suçlarından kurulan mahkumiyet hükümlerine ilişkin temyiz itirazlarının incelenmesinde ise;
Yapılan yargılamaya, toplanıp karar yerinde gösterilen delillere, mahkemenin soruşturma sonuçlarına uygun olarak oluşan kanaat ve takdirine, incelenen dosya içeriğine göre yerinde görülmeyen sair temyiz itirazlarının reddine,
Ancak;
Cebri irtikap suçu, kamu görevlisinin sıfat ve görevini kötüye kullanarak kişiyi tazyik etmesi ile başlayıp, bu sıkıştırma karşısında ferdin de memurun haksız işlemlerini önlemek zorunluluğunu duyarak ona menfaat temin ve vaat etmesi ile oluşur. Kamu görevlisi açıkladığı istekler yerine getirilmezse mağdurun işini yapmayacağını söylemek suretiyle onu manevi cebir altında bulundurmaktadır. Böyle haksız bir durumla karşılaşan ve haklı işinin kamu görevlisi tarafından yapılmayacağı veya geciktirileceği ya da haksız bir muameleye maruz kalacağı endişesine kapılan mağdur belli bir şiddete ulaşmış olan bu manevi cebrin etkisiyle ve hakkını elde etmek zorunluluğu karşısında haksız olarak istendiğini bildiği parayı ve sair menfaatleri kamu görevlisine vermekte ya da vaat etmektedir. Burada fert meşru zeminde bulunmaktadır.
Rüşvet suçu ise; (6352 sayılı Kanun ile yapılan değişiklikten sonraki hukuki düzenlemelere göre) bir kamu görevlisinin görevinin ifasıyla ilgili bir işi yapması veya yapmaması için, doğrudan veya aracılar vasıtasıyla, kendisine veya göstereceği bir başka kişiye menfaat sağlamasıyla oluşacak ve ayrıca bu suçta her iki tarafın da gayrimeşru zemin içinde bulunmaları gerekecek, taraflar arasında serbest irade ile yapılan anlaşmanın vuku bulduğu anda rüşvet suçu meydana gelecektir.
Belirtilen açıklamalar ışığında somut olay değerlendirildiğinde; suç tarihinde önleyici hizmetler büro amirliğinde polis memuru olarak görev yapan, durdurduğu şahısların kimlik ve pasaportunu sorma, GBT uygulamasını yapma, yine durdurduğu araçlara ilişkin her türlü evrakı kontrol ederek eksikliklerini tespit etme yetkisi olan, aranan şahıs, suç unsuru ya da araçlarla ilgili eksiklik tespiti durumunda bunlar hakkında ilgili birime bilgi verme yükümlülüğü bulunan sanığın 07/10/2012 tarihinde … plaka sayılı araçta … ile birlikte bulunan Özbekistan uyruklu mağdur …'dan menfaat temin etmesi olayında eyleminin icbar suretiyle irtikap suçunu oluşturduğu kabulünde bir isabetsizlik bulunmamakla birlikte sanığın 02/09/2012 tarihinde durdurduğu … plaka sayılı aracın sürücüsü … ’ın sürücü belgesi olmaması nedeniyle araç ruhsatı ile birlikte araçta bulunan …’nın sürücü belgesinin ibraz edilmesi sonrasında şahıslara belge olmaksızın araç kullanmanın cezası olduğunu söylediği, akabinde …’in cebini kontrol ettiği sırada şahsın sanığa 5 Euro parayı gösterdiği, “bu değersiz, para etmez, aranızda para toplayın, mazot paramız yok” diyen sanığa …’ün yaptığının kanunsuz olduğunu söylemesi üzerine herhangi bir işlem yapmadan adı geçenleri gönderdiği olayda eyleminin rüşvet almaya teşebbüs suçunu oluşturduğu,
Sanığın, 28/08/2012 tarihinde mağdur …’in, 29/08/2012 tarihinde ise …’nın kullandığı 34 plakalı servis araçlarını durdurarak evraklarını kontrol ettikten sonra güzergah izin belgesi bulunmadığı, güzergah dışı taşıma yaptıkları gerekçeleriyle araç belgelerini alıp mağdurları bekletmek ve cezalarının ağır olduğunu, emniyete götürmesi gerektiğini söylemek suretiyle mağdurlardan menfaat temin ettiği, ayrıca 06/11/2012 tarihinde durdurduğu
… plaka sayılı aracın camlarının filmli olması üzerine cezai işlem uygulayacağını söyledikten sonra mağdur …’dan para alarak aracın gitmesine izin verdiği olaylarda ise; mağdur beyanları ve araçların güzergahları da göz önünde tutularak bahse konu araçların tüm ilgili evraklarının temin edilip servis araçlarının gerekli izin ve belgelere sahip olup olmadıkları, güzergah izin belgesi bulundurmalarının zorunlu olup olmadığı, zorunlu ise güzergah dışına çıkıp çıkmadıkları, ayrıca suç tarihi dikkate alınarak … plaka sayılı aracın camlarının filmli olmasının mevzuata aykırılık teşkil edip etmediği hususlarının tespitinden sonra CMK'nin 135. maddesindeki katalog suçlar arasında irtikap suçunun bulunmaması nedeniyle rüşvet suçundan alınan iletişimin tespiti, dinlenmesi ve kayda alınması ile teknik araçlarla izleme kararlarına dayanılarak elde edilen delillerin irtikap suçundan açılan davada bu suçtan mahkumiyet kararı verilmesi durumunda hükme esas alınamayacağı da gözetilerek dosyadaki diğer delillerle birlikte değerlendirme yapılarak her bir olay yönünden suç vasfının belirlenip aynı vasıftaki suçlar yönünden temel cezanın ve zincirleme suç hükümlerinin buna göre takdir ve tayini gerektiği nazara alınmadan, eksik incelemeyle yazılı şekilde hükümler kurulması,
Kabule göre de;
Dairemizce de benimsenen Ceza Genel Kurulunun 26/04/2016 tarihli ve 2014/118-2016/208 E.-K. sayılı Kararında da benzer şekilde belirtildiği üzere, irtikap suçu ile korunan hukuki yarar ve bu bağlamda suçun millete ve devlete karşı suçlar bölümünde düzenlenmesi karşısında, bu suçun mağdurunun toplumu oluşturan bireylerin tamamı, diğer bir ifadeyle kamu olduğu, eylemin belirli bir kişinin zararına olarak işlenmesi halinde bu kişinin mağdur değil, suçtan zarar gören olacağı nazara alınarak, fiilin zincirleme suç olarak kabulüyle tek suçtan hüküm kurulup, TCK'nin 3 ve 61. maddeleri de gözetilerek, ilgili kanun maddesinde öngörülen temel cezanın tayini ve zincirleme suç nedeniyle yapılacak artırımda alt ve üst sınırlar arasında takdir hakkının kullanılması suretiyle sonuç cezanın saptanması gerektiği gözetilmeden, sanığın icbar suretiyle irtikap suçuna teşebbüsten bir kez ve icbar suretiyle irtikap suçundan yazılı şekilde mağdur sayısınca olmak üzere dört kez cezalandırılmasına karar verilmek suretiyle fazla ceza tayini,
Kanuna aykırı, katılan Hazine vekili ile sanık müdafin temyiz itirazları bu itibarla yerinde görülmüş olduğundan hükümlerin 5320 sayılı Kanun’un 8/1. maddesi de gözetilerek CMUK'un 321. maddesi uyarınca BOZULMASINA 15/09/2021 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.
…
…
…
…
Sık Sorulan Sorular
İrtikap suçunun faili kim olabilir?
TCK m. 250'nin her üç fıkrasında da fail açıkça kamu görevlisi olarak belirlenmiştir. Bu nedenle irtikap, yalnızca kamu görevlisi sıfatını taşıyan kişiler tarafından işlenebilir.
İcbar ile ikna suretiyle irtikap arasındaki fark nedir?
İcbar suretiyle irtikap (TCK m. 250/1), kamu görevlisinin görevinin sağladığı nüfuzu kötüye kullanarak bir kimseyi menfaat sağlamaya zorlamasıyla oluşur ve beş yıldan on yıla kadar hapis cezası öngörür. İkna suretiyle irtikap (TCK m. 250/2) ise kamu görevlisinin görevin sağladığı güveni kötüye kullanarak hileli davranışlarla kişiyi menfaat sağlamaya yönlendirmesiyle gerçekleşir; cezası üç yıldan beş yıla kadar hapistir. Temel ayrım, etkinin zorlama yoluyla mı yoksa hile yoluyla mı kurulduğuyla ilgilidir.
Farklı kişilere yönelik birden fazla irtikap eylemi için ayrı ayrı ceza verilir mi?
Hayır. İrtikap suçuyla korunan hukuki yarar kamuyu oluşturan toplumdur; bu nedenle belirli bir kişiye yönelik eylemde o kişi suçtan zarar gören statüsünde kalır ve mağdur sayısınca ayrı ceza tayini fazla ceza oluşturur. Tek suçtan hüküm kurularak TCK'nın 3 ve 61. maddeleri gözetilmek suretiyle zincirleme suç artırımı yapılmalı, alt ve üst sınırlar arasında takdir hakkı kullanılmalıdır.
İrtikap soruşturmasında telefon dinleme kararı alınabilir mi?
CMK m. 135/8'de iletişimin dinlenmesi ve kayda alınmasına izin verilen katalog listesinde irtikap suçu yer almamaktadır. Bu nedenle irtikap soruşturmasında bu tedbire başvurulamamaktadır. Rüşvet soruşturması kapsamında alınan dinleme kararlarına dayanan delillerin, aynı eylem nedeniyle yürütülen irtikap davasında hükme esas alınması hukuka aykırı kabul edilmektedir.
Para teslim edildiği hâlde sanık yakalanırsa suç tamamlanmış mı sayılır?
Yargıtay 5. Ceza Dairesi, 2021/10731 E., 2021/4813 K. sayılı kararında bu soruyu somut olayın koşulları çerçevesinde değerlendirmiştir. Söz konusu kararda suçüstü amacıyla seri numaraları alınan paraların sanığa teslim edilmesine rağmen sanığın bu paraları hakimiyetine alamadan yakalanması nedeniyle menfaat temininin gerçekleşmediği ve eylemin teşebbüs aşamasında kaldığı belirtilmiştir. Kararın esas bozma gerekçesi ise eylemin irtikap bakımından işlenemez suç niteliği taşıdığına ilişkindir.
İrtikap suçu nedeniyle mahkûm olan kamu görevlisinin hakları yasaklanabilir mi?
TCK m. 53/5 uyarınca, birinci fıkrada sayılan hak ve yetkilerden birinin kötüye kullanılmasıyla işlenen suçlarda hapis cezasına mahkûmiyet halinde, cezanın infazından sonra işlemek üzere hükmolunan cezanın yarısından bir katına kadar ilgili hak ve yetkinin kullanımının yasaklanmasına ayrıca karar verilmesi gerekmektedir. Yargıtay, TCK m. 53/1-a'daki yetkilerin kötüye kullanılarak suçun işlendiğinin kabul edildiği hallerde bu hükmün uygulanmamasını bozma nedeni saymıştır.
Ceza belirlenirken irtikap edilen menfaatin değeri dikkate alınır mı?
Evet. TCK m. 250/4 uyarınca irtikap edilen menfaatin değeri ve mağdurun ekonomik durumu göz önünde bulundurularak verilecek ceza yarısına kadar indirilebilir. Bu indirim hâkimin takdir yetkisindedir; otomatik olarak uygulanmaz.
Hukuki uyarı: Bu içerik genel bilgilendirme amacı taşır; somut olay değerlendirmesi için avukata başvurulmalıdır.
Hazırlayan: Av. Erdal Ersoy

