Hukuk Felsefesi ve Hukuk Sosyolojisinin Temel Kavramları

by Avukat Erdal Ersoy
Hukuk Felsefesi ve Hukuk Sosyolojisinin Temel Kavramları

Hukukun Üç Boyutu ve Hukuk Kurallarının Yaptırım Niteliği

Hukuk olgusu etik, normatif ve toplumsal olmak üzere üç temel boyutta ele alınır. Etik boyut hak, adalet, özgürlük, eşitlik ve toplumsal anlaşma gibi değerleri konu edinir ve doğal hukuk yaklaşımının inceleme alanına girer. Normatif boyut yaptırım, mahkemeler teşkilatı, özgürlüklerin kısıtlanması, norm, yasa, erkler, ceza, infaz ve kural kavramlarını kapsar ve pozitivistlerce incelenir. Toplumsal boyut ise hukukun toplum için olduğu gerçeğini ifade eder.

Bir davranış kodunu kural haline getiren temel unsur yaptırımdır ve yaptırımsız kural bulunmaz. Hukuk kurallarının yaptırımı belirli, öngörülebilir, açık ve genel nitelik taşır. Bu özellikleri sebebiyle hukuk kurallarının yaptırımları örgütlü yaptırım olarak adlandırılır. Hukuk dışındaki diğer toplumsal kuralların yaptırımları ise yayılmış yaptırım niteliğindedir.

Doğal Hukuk ile Pozitif Hukuk Arasındaki Temel Ayrım

Doğal hukuk, hukukun içeriği ve olması gereken hukuk ile ilgilenir. Zaman ve mekân sınırlaması bulunmadığından pozitif hukuktan üstün görülür, ideal hukuk olarak da adlandırılır ve a priori kabul edilir. Belirli bir zamanda ve belirli bir yerde yürütülen pozitif hukuk ise doğal hukuka karşıt biçimde ortaya çıkmıştır. Pozitif hukuk içerikle ilgilenmeksizin kural koyucunun kuralı usulüne uygun koyup koymadığına odaklanır ve ilkeleri a posteriori niteliktedir.

Hukuk akımları arasındaki temel teorik ayrımda doğal hukuk, olan hukuk ile olması gereken hukuk ayrımını barındıran düalist bir yapıya sahiptir. Pozitif hukuk ve diğer akımlar ise tek bir yürürlük düzenini esas alan monist bir anlayışı temsil eder.

Felsefi Düşüncede Adalet ve Yasa Sınıflandırmaları

Adalet kavramı çerçevesinde Aristoteles iki temel kategori öngörmüştür. Dağıtıcı adalet, şeref ve malların paylaştırılmasında herkesin yeteneğine göre kendi payına düşeni almasını hedefler. Denkleştirici adalet ise hukuki ilişkide taraf olan kişilerin eşit muamele görmesini ifade eder.

Thomas Aquinas yasaları dörde ayırır. Bu tasnife göre ebedi yasa yaradılış yasasını ve aklı, ilahi yasa kutsal kitap metinlerini ve inancı, doğal yasa ebedi yasanın insanları kapsayan kısmını, insani yasa ise pozitif hukuku ifade eder.

Hugo Grotius'un yaklaşımında en önemli ilke söze bağlılık anlamına gelen ahde vefadır. Grotius'un sistematiğinde yer alan diğer temel ilkeler ise her insanın sahip olduğu şeyler üzerindeki hakkına saygı gösterilmesi, bir kimsenin kendi kusuruyla verdiği zararın tazmin edilmesi, başkasına ait olanın geri verilmesi ve herkese hak ettiği cezanın verilmesidir.

Immanuel Kant'a göre tek doğal hak özgürlüktür. Mülkiyet bu özgürlükten türemiştir ve kendi başına bir doğal hak niteliği taşımaz; zira devlet zorlaması bulunmadığı sürece hak varlık kazanamaz. Kant bu bağlamda üç ana ödev belirler: Onurlu ve şerefli yaşamak, haksızlık etmemek ve herkese hakkını vermek.

Pozitivist Buyruk Kuramı ve Hukukta Ahlaki Geçerlilik Ölçütleri

John Austin hukuku, egemenin tehditle beslenen buyrukları biçiminde tanımlar. Bu tanım üç kurucu unsura dayanır: Hiçbir şeye itaat etmeyen üstün otoriteyi temsil eden egemen; tek taraflı, seslendirilmiş ve emir kipiyle ifade edilen buyruk; ve gerçekçi, anlaşılabilir, ilan edilmiş, genel nitelik taşıyan tehdit.

Radbruch formülü, yasanın yürürlüğü ile adaletsizlik arasındaki çatışmayı iki aşamada değerlendirir. İlk ilkeye göre bir yasa hukuka uygun biçimde yürürlüğe girmişse kural olarak geçerlidir; ancak yasanın uygulanması çok açık biçimde adaletsizse ve bu adaletsizlik tahammül edilemez düzeydeyse yasa geçerli sayılamaz. İkinci ilkeye göre ise bir yasa açıkça eşitlik değerini yok sayıyorsa, adalete aykırılığı nedeniyle en baştan itibaren geçersiz kabul edilir.

Lon Fuller şekle dair bir doğal hukuk kuramı geliştirerek gerçek bir hukuki düzen için sekiz biçimsel unsur belirlemiştir. Bu unsurlar; kuralların herkesi kapsayacak şekilde genel olması, ilan edilerek aleni kılınması, dilbilgisi yönünden açık bulunması, geriye yürümez nitelik taşıması, kuralların birbiriyle çelişmemesi, muhataplardan gerçekleştiremeyeceği imkânsız şeyleri istememesi, süreklilik göstermesi ve mevzuat ile çelişmemesidir.

Hukuk Sosyolojisi: Yaşayan Hukuk, Toplumsal Dayanışma ve Suç

Eugen Ehrlich hukuki düzeni üç kategoride inceler: İnsan topluluklarının organize biçimde yaşamasını sağlayan, değişebilen ve dinamik nitelikteki toplumsal hukuk yani yaşayan hukuk; mahkemelerden çıkan kararlar doğrultusunda hukukçuların ilgilendiği hükmi hukuk (hukukçular hukuku); ve devletin yaptırımlarından oluşan devlet hukuku. Ehrlich'e göre bu üç kategori arasında en önemli olan yaşayan hukuktur.

Émile Durkheim ampirik ve deneyci bir yaklaşımla ahlaki olguları bilimin konusu dışında tutar; ancak ahlaki olguların somut hale dönüşmüş halini hukuk olarak kabul eder ve ahlaki değerlendirmesini hukuk kuralları üzerinden yapar. Durkheim toplumsal dayanışmayı iş bölümü ekseninde mekanik ve organik dayanışma olarak ikiye ayırır. Bireylerin birbirine benzediği, iş bölümünün sınırlı olduğu, farklılaşmanın bulunmadığı ve ortak ahlaki ile dinsel görüşlere dayalı kolektif bilincin hâkim olduğu ilkel toplumlarda mekanik dayanışma görülür. Toplumun gelişip karmaşıklaştığı, iş bölümünün ve farklılaşmanın arttığı, bireylerin karşılıklı bağımlılıktan ötürü bir arada durduğu modern toplumlarda ise organik dayanışma vardır; bu topluluklarda ceza hukukundan çok medeni hukuk gelişmiştir.

Durkheim suç tiplerini ikiye ayırır. Kolektif unsurlara karşı işlenen dinsel nitelikteki fiiller dinsel suçluluk oluştururken, dini olmayan ve bireye karşı işlenen fiiller insani suçluluk kapsamında yer alır.

Marksist Kuram, Amerikan Realizmi ve Feminist Yaklaşımlar

Marksist diyalektik kurallara göre her şey her zaman değişir; değişim sırasında bütün varlık ve ögeler zıtları dahil olmak üzere birbirini etkiler; her şey kendi zıttını yaratır ve nicel alanda ortaya çıkan değişim nitel alana yansır. Bu kuramda üretim tarzı, üretim araçları ve araçların sahipliğini kapsayan iktisadi alt yapı; din, siyaset, ahlak, sanat, örf-âdet, hukuk ve devleti içeren üst yapıyı belirler. Marx'a göre devleti koşullandırıp düzenleyen maddi ve ekonomik koşullardır; komünizmin gelmesiyle birlikte sınıfsal zemin ortadan kalkacağından devlet ve hukuk gereksiz hale gelecektir.

Kapitalist düzende insan kendi bilincinden ve insanlığından uzaklaşarak yabancılaşmaya maruz kalır. Bu yabancılaşma üç boyutta yaşanır: Emeğin kapitaliste devredilmesi ve emeğin karşılığının verilmeyip artı değere el konulmasıyla ortaya çıkan ekonomik yabancılaşma; insanı yaşadığı zor koşullara razı etmek için sömürü aracı olarak kullanılan dinsel yabancılaşma; ve tarihte üretici güçlerin hiçbir zaman egemen olamaması sebebiyle ancak proletarya diktatörlüğü ve sonraki dönemlere geçişle aşılabileceği savunulan siyasi-politik yabancılaşma.

Amerikan realizmi, sürekli yasa çıkararak toplumsal değişimi yakalama amacı güden formalizme karşı çıkar. Realist akıma göre hukuk sadece toplumsal bir amaca hizmet eden araçtır ve gerçekte yargıcın verdiği karardan ibarettir. Hukukun çoğu zaman toplumdaki değişimi yakalayamadığını savunan bu akım, yargıcın rolünün ve takdir yetkisinin artırılmasını savunur.

Realist yaklaşımda kuşkuculuk iki türe ayrılır. Kural kuşkuculuğu, kuralların ne kadar ayrıntılı yazılırlarsa yazılsınlar belirsiz olduğunu ve bünyelerinde mutlaka boşluk barındırdığını, bu boşluğun karşı tarafça doldurulacağını ileri sürer. Olay kuşkuculuğu ise yargıcın karar verirken kurallardan ve somut olaydan ziyade kendi siyasi görüşü, kişisel yargıları ya da hadise dışındaki etkenlerin tesirinde kaldığını savunur.

Hukuk kuramındaki feminist yaklaşımlar liberal ve radikal feminizm olarak iki ana eğilimde somutlaşır. Liberal feminizm mevcut sistemin erkeklere tanımış olduğu hakların kadınlara doğru esnetilmesini ve bu çerçevedeki hak mücadelesini esas alır. Radikal feminizm ise kadın ve erkeklerin eşit haklara kavuşması hedefiyle yetinmeyip, erkek egemen sistemin ve kültürel ögelerin külliyen değiştirilmesini savunur.

Hukuk kurallarının yaptırımı ile diğer toplumsal kuralların yaptırımı arasındaki fark nedir?

Hukuk kurallarının yaptırımları belirli, öngörülebilir, açık ve genel olduğu için örgütlü yaptırım olarak tanımlanır; diğer toplumsal kuralların yaptırımları ise yayılmış yaptırım niteliğindedir.

Aristoteles'e göre dağıtıcı ve denkleştirici adalet ne anlama gelir?

Dağıtıcı adalet malların ve şerefin kişilerin yeteneklerine göre paylaştırılmasını ifade ederken, denkleştirici adalet hukuki ilişkide taraf olan kişilerin eşit muamele görmesini hedefler.

Radbruch formülüne göre kanun hangi hallerde geçersiz sayılır?

Yasa usulünce yürürlüğe girse dahi uygulanması katlanılamaz derecede adaletsiz sonuçlar veriyorsa veya yasa eşitlik değerini açıkça yok sayıyorsa geçerli sayılamaz.

Eugen Ehrlich'in tasnifinde yaşayan hukuk neyi ifade eder?

Yaşayan hukuk (toplumsal hukuk), insan topluluklarının organize biçimde yaşamasını sağlayan, değişebilen ve dinamik nitelikteki hukuk düzenidir.

Amerikan realizminde kural kuşkuculuğu ile olay kuşkuculuğu nasıl ayrılır?

Kural kuşkuculuğu kuralların belirsiz olduğunu ve ayrıntılı düzenlense bile daima boşluk barındırdığını savunurken; olay kuşkuculuğu yargıçların karar verirken kurallardan ve somut olaydan çok siyasi görüşlerinin, kişisel yargılarının veya hadise dışındaki olayların etkisinde kaldığını öne sürer.

Hukuki uyarı: Bu içerik genel bilgilendirme amacı taşır; somut olay değerlendirmesi için avukata başvurulmalıdır.

Hazırlayan: Av. Erdal Ersoy

Avukat Erdal Ersoyİletişim ve randevu