HMK Madde 300 Uyarınca Hükmün Arşivde Korunması

by Avukat Erdal Ersoy
HMK Madde 300 Uyarınca Hükmün Arşivde Korunması

6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 300. maddesinin birinci fıkrasına göre, hükme katılan hâkimler ile zabıt kâtibinin imzalarını ve mahkeme mührünü taşıyan hüküm arşivde korunur. Hükmün yazılması, imzalanması ve mühürlenmesinden sonra nüshaların verilmesi, tebliği ve dosyada saklanması ise aynı Kanun'un 301. maddesinde düzenlenir.

6100 sayılı HUKUK MUHAKEMELERİ KANUNU m. 300Kaynağı aç
MADDE 300- (1) Hükme katılan hâkimlerle zabıt kâtibinin imzalarını ve mahkeme mührünü taşıyan hüküm arşivde korunur. Hüküm nüshası
6100 sayılı HUKUK MUHAKEMELERİ KANUNU m. 301Kaynağı aç
MADDE 301- (1) Hüküm yazılıp imza edildikten ve mahkeme mührü ile mühürlendikten sonra, nüshaları yazı işleri müdürü tarafından taraflardan her birine makbuz karşılığında verilir ve bir nüshası da gecikmeksizin diğer tarafa tebliğ edilir. Hükmün bir nüshası da dosyasında saklanır. (2) Taraflardan her birine verilen hüküm nüshası ilamdır. (3) Tarafların elinde bulunan hüküm nüshalarının farklı olması hâlinde karar kartonundaki esas alınır. İlamın alınması, kesinleşme kaydı ve harçlar

Arşivde korunacak hükmün unsurları

300. maddenin birinci fıkrası, arşivde korunacak hüküm bakımından iki unsuru birlikte arar: hükme katılan hâkimler ile zabıt kâtibinin imzaları ve mahkeme mührü. Fıkra, bu unsurları taşıyan hükmün arşivde korunacağını belirtir; saklamayı yapacak görevlinin unvanını ayrıca saymaz.

Yürürlükten kalkmış 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu'nun 391. maddesi, kararın aslının mahkemenin evrak mahzeninde başkatip tarafından saklanacağını söyler. Aynı madde, saklama tarihinin kararın altına ve dosyasına işaret edilmesini de düzenler. Bu eski hüküm, 6100 sayılı Kanun'un 300. maddesinin metni değildir. 300. madde imza ve mühür taşıyan hükmün arşivde korunmasını düzenlediğinden, eski maddedeki başkatip, evrak mahzeni ve tarih işaretine ilişkin ölçü 300. maddenin hükmü gibi uygulanamaz.

1086 sayılı HUKUK USULÜ MUHAKEMELERİ KANUNU m. 391Kaynağı aç
Madde 391 – Kararın aslı mahkemenin evrak mahzeninde başkatip tarafından hıfzolunur. Hıfzı tarihi zirine ve dosyasına işaret olunur.

Hüküm nüshasının verilmesi ve ilam

6100 sayılı Kanun'un 301. maddesinin birinci fıkrasına göre hüküm yazılıp imza edildikten ve mahkeme mührüyle mühürlendikten sonra nüshaları yazı işleri müdürü tarafından taraflardan her birine makbuz karşılığında verilir. Bir nüsha gecikmeksizin diğer tarafa tebliğ edilir. Hükmün bir nüshası da dosyasında saklanır.

301. maddenin ikinci fıkrası, taraflardan her birine verilen hüküm nüshasının ilam olduğunu belirtir. Üçüncü fıkraya göre tarafların elindeki hüküm nüshaları farklıysa karar kartonundaki nüsha esas alınır.

Tutanak imzası ile hükmün korunması

6100 sayılı Kanun'un 155. maddesinin birinci fıkrası, tutanağın hâkim ve zabıt kâtibi tarafından derhâl imzalanmasını öngörür. Bu hüküm tutanağa ilişkindir. Arşivde korunacak hükümde aranan unsurlar ise 300. maddede, hükme katılan hâkimler ile zabıt kâtibinin imzaları ve mahkeme mührü olarak gösterilir.

6100 sayılı HUKUK MUHAKEMELERİ KANUNU m. 155Kaynağı aç
MADDE 155- (1) Tutanak, hâkim ve zabıt kâtibi tarafından derhâl imzalanır. (2) Tutanağa imza atamayacak durumda olan kimsenin parmak izi alınır, bunun hangi parmağa ait olduğu belirtilir. Ancak elinde parmak bulunmayanlar, imza yerine mühür veya özel işaret kullanabilirler. Tutanağın ispat gücü

Mühür ve imza eksikliğinin temyiz sonucu

Yargıtay 1. Hukuk Dairesi, E. 2014/789, K. 2014/3451 sayılı kararında, 09.08.2012 tarihli yenileme tensip zaptında zabıt kâtibi imzasının bulunmamasını ve 6100 sayılı Kanun'un 300 ve 301. maddeleri uyarınca bulunması zorunlu gördüğü mahkeme mührünün hükümde bulunmamasını doğru bulmamıştır. Daire, belirtilen eksikliklerin her zaman mahallinde giderilebileceğini kabul ederek bunları bozma nedeni yapmamış ve hükmün onanmasına karar vermiştir. Bu sonuç, kararda belirtilen eksikliklere özgüdür.

Yargıtay 1. Hukuk Dairesi, E. 2014/789, K. 2014/3451Kaynağı aç
1. Hukuk Dairesi         2014/789 E.  ,  2014/3451 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ :ASLİYE HUKUK MAHKEMESİ Taraflar arasında görülen davada; Davacılar, mirasbırakanın kayden maliki olduğu 196 ada 5, 166 ada 9 ve 165 ada 10 parsel sayılı taşınmazları, kız çocuklarından mal kaçırmak amacıyla ve muvazaalı şekilde davalı oğluna temlik ettiğini ileri sürerek, tapu iptali ve tescil, olmadığı takdirde tenkis isteğinde bulunmuşlardır. Davalı, mirasbırakanın kanser hastası olduğunu, tüm bakımının ve ihtiyaçlarının kendisi tarafından karşılandığını belirterek davanın reddini savunmuştur. Mahkemece, davacı … yönünden feragat nedeniyle davanın reddine, davacı … yönünden davanın açılmamış sayılmasına, davacı … yönünden ise dava konusu 166 ada 9 ve 165 ada 10 parsellerin satış işleminin muvazaalı olduğu gerekçesi ile iptal tescil isteğinin kabulüne, diğer taşınmaz bakımından ise muvazaa olgusu bulunmadığı gerekçesi ile iptal tescil isteğinin reddine karar verilmiştir. Karar, davalı vekili tarafından süresinde temyiz edilmiş olmakla; Tetkik Hakimi …’ın raporu okundu, düşüncesi alındı. Dosya incelendi, gereği görüşülüp düşünüldü. -KARAR- Dosya içeriğine, toplanan delillere, hükmün dayandığı yasal ve hukuksal gerekçeye, delillerin takdirinde bir isabetsizlik bulunmamasına ve özellikle, mirasbırakan … tarafından vekil eliyle 08.09.2004 tarihinde 166 ada 9 ve 165 ada 10 parsel sayılı taşınmazlara ilişkin temliklerin mirasçılardan mal kaçırma amaçlı, bedelsiz ve muvazaalı olduğu saptanarak bu parseller yönünden davanın kabul edilmiş olmasında bir isabetsizlik bulunmadığı gibi, 07.06.2012 tarihinde davacılar tarafından takipsiz bırakalan dava, davalının davayı takip etmeyeceğini açıklaması üzerine işlemden kaldırılmış, 09.08.2012 tarihinde davacı … tarafından harçlandırılmak suretiyle yöntemine uygun yenileme dilekçesi verilmiş, ancak diğer davalılar tarafından verilen yenileme dilekçesinin ise harçlandırılmadığı anlaşılmıştır. O halde, davacılar Tasia ve Fatime yönünden 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu (HMK) 150. maddesi uyarınca yenileme dilekçesinin yasal süresi içerisinde harçlandırılmadığından davanın ./.. -2- açılmamış sayılmasına karar verilmesi gerekirken, Tasia yönünden davanın feragat nedeniyle reddine karar verilmiş olması doğru değilse de anılan bu husus temyiz edenin sıfatına göre bozma nedeni yapılmadığı gibi, HMK'nun 155/1 maddesi “ Tutanak, hakim ve zabıt katibi tarafından derhal imzalanır” hükmünü getirmektedir. Ancak 09.08.2012 tarihli yenileme tensip zaptında zabıt katibinin imzasının bulunmaması ve ayrıca HMK 300 ve 301. maddeleri uyarınca bulunması zorunlu olan mahkeme mührünün hükümde bulunmaması doğru değilse de belirtilen eksikliklerin her zaman mahallinde giderilmesi mümkün olduğundan bozma nedeni yapılmayarak hükmün ONANMASINA, aşağıda yazılı 549.10.-TL. bakiye onama harcının temyiz eden davalıdan alınmasına, 18.02.2014 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.

Yargıtay 1. Hukuk Dairesi, E. 2013/22371, K. 2014/2879 sayılı kararında, 300 ve 301. maddelerde belirtildiği üzere mahkeme mührünün hüküm nüshasında da bulunması gerektiğini ifade etmiştir. Yerel mahkeme hükmü, kararda açıklanan nedenlerden ötürü bozulmuştur. Mühür değerlendirmesi bu ifadeyle sınırlıdır; bozma, açıklanan nedenlere bağlanmıştır.

Yargıtay 1. Hukuk Dairesi, E. 2013/22371, K. 2014/2879Kaynağı aç
1. Hukuk Dairesi         2013/22371 E.  ,  2014/2879 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ : KARŞIYAKA 2. ASLİYE HUKUK MAHKEMESİ TARİHİ : 19/04/2011 NUMARASI : 2009/226-2011/58 Taraflar arasında görülen elatmanın önlenmesi, tapu iptali ve tescil davası sonunda, yerel mahkemece davanın, reddine ilişkin olarak verilen karar davacı tarafından yasal süre içerisinde temyiz edilmiş olmakla dosya incelendi, Tetkik Hakimi raporu okundu, açıklamaları dinlendi, gereği görüşülüp düşünüldü; Dava, muris muvazaası hukuksal nedenine dayalı pay oranında iptal ve tescil olmadığı takdirde tazminat ve elatmanın önlenmesine isteklerine ilişkindir. Mahkemece, taşınmazın gerçek satış sonucu davalı Seçer'e devredildiği gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir. Dosya içeriği ve toplanan delillerden mirasbırakan H.. Y..'ın 04.05.1994 tarihinde öldüğü, mirasçı olarak eşi Emine ile çocukları Seval ve Mehmet'in kaldıkları, dava konusu 487 parsel sayılı taşınmazın mirasbırakan tarafından davalı Süleyman'a satış suretiyle temlik edildiği, davalı Süleyman'ın da taşınmazı vekil olan mirasçı Mehmet aracılığıyla diğer davalı Seçer'e satış suretiyle devrettiği anlaşılmaktadır. Uygulamada ve öğretide "muris muvazaası" olarak tanımlanan muvazaa, niteliği itibariyle nisbi (mevsuf-vasıflı) muvazaa türüdür. Söz konusu muvazaada miras bırakan gerçekten sözleşme yapmak ve tapulu taşınmazını devretmek istemektedir. Ancak mirasçısını miras hakkından yoksun bırakmak için esas amacını gizleyerek, gerçekte bağışlamak istediği tapulu taşınmazını, tapuda yaptığı resmi sözleşmede iradesini satış veya ölünceye kadar bakma sözleşmesi doğrultusunda açıklamak suretiyle devretmektedir. Bu durumda, yerleşmiş Yargıtay içtihatlarında ve 01.04.1974 tarihli 1/2 sayılı İçtihadı Birleştirme Kararında açıklandığı üzere görünürdeki sözleşme tarafların gerçek iradelerine uymadığından, gizli bağış sözleşmesi de Türk Medeni Kanunun 706., Türk Borçlar Kanunun 237. (Borçlar Kanunun 213.) ve Tapu Kanunun 26. maddelerinde öngörülen şekil koşullarından yoksun bulunduğundan, saklı pay sahibi olsun veya olmasın miras hakkı çiğnenen tüm mirasçılar dava açarak resmi sözleşmenin muvazaa nedeni ile geçersizliğinin tespitini ve buna dayanılarak oluşturulan tapu kaydının iptalini isteyebilirler. Hemen belirtmek gerekir ki; bu tür uyuşmazlıkların sağlıklı, adil ve doğru bir çözüme ulaştırılabilmesi, davalıya yapılan temlikin gerçek yönünün diğer bir söyleyişle miras bırakanın asıl irade ve amacının duraksamaya yer bırakmayacak biçimde ortaya çıkarılmasına bağlıdır. Bir iç sorun olan ve gizlenen gerçek irade ve amacın tespiti ve aydınlığa kavuşturulması genellikle zor olduğundan bu yöndeki delillerin eksiksiz toplanılması yanında birlikte ve doğru şekilde değerlendirilmesi de büyük önem taşımaktadır. Bunun içinde ülke ve yörenin gelenek ve görenekleri, toplumsal eğilimleri, olayların olağan akışı, miras bırakanın sözleşmeyi yapmakta haklı ve makul bir nedeninin bulunup bulunmadığı, davalı yanın alış gücünün olup olmadığı, satış bedeli ile sözleşme tarihindeki gerçek değer arasındaki fark, taraflar ile miras bırakan arasındaki beşeri ilişki gibi olgulardan yararlanılmasında zorunluluk vardır. Somut olayda, mahkemece yapılan araştırma ve incelemenin hükme yeterli olduğunu söyleyebilme imkanı yoktur. Her ne kadar mahkemece, davalı Seçer'e yapılan temlikin gerçek satış olduğu kabul edilmişse de kabulün dayandığı olgular yeterince açıklanmamış ve delillerle ilişkilendirilmemiştir. Bu nedenle, davalı Süleyman'ın beyanları da dikkate alınarak davalı Seçer'e yapılan devrin gerçek bir satış olup olmadığı yeterince araştırılmadan, dava konusu taşınmazı kim yada kimlerin kullandığı açıklığa kavuşturulmadan sonuca gidilmesi isabetli değildir. Diğer taraftan, HMK (Hukuk Muhakemeleri Kanunu)'nun 300 ve 301. maddelerinde belirtiliği üzere mahkeme mührünün de hüküm nüshasında bulunması gerekmektedir. Hal böyle olunca yukarıda belirtilen ilkeler uyarınca araştırma yapılması, davalı Seçer'e yapılan devrin gerçek satış olup olmadığının açıklığa kavuşturulması, dava konusu taşınmazın temliklerden önce ve sonra kim tarafından kullanıldığının belirlenmesi, ayrıca tarafların gösterdiği ve gösterecekleri delillerin eksiksiz toplanması ve hasıl olacak sonuca göre bir karar verilmesi gerekirken noksan soruşturma ile yetinilerek yazılı şekilde karar verilmesi doğru değildir. Davacı tarafın temyiz itirazları yerindedir. Kabulü ile hükmün açıklanan nedenlerden ötürü (6100 sayılı Yasanın geçici 3.maddesi yollaması ile) 1086 sayılı HUMK'nun 428.maddesi gereğince BOZULMASINA, alınan peşin harcın temyiz edene geri verilmesine, 17.02.2014 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.

Aynı dairenin E. 2015/7459, K. 2015/9260 sayılı kararında, 300 ve 301. maddeler uyarınca mahkeme kararlarının mühürlenmesi gerekli görülmüş ve gerekçeli kararda mühür bulunmaması yanlış bulunmuştur. Yerel mahkeme hükmü bozulmuştur. Mühür bulunmaması kararda yanlış olarak yazılmış, bozma ise kararda gösterilen gerekçeye dayandırılmıştır.

Yargıtay 1. Hukuk Dairesi, E. 2015/7459, K. 2015/9260Kaynağı aç
1. Hukuk Dairesi         2015/7459 E.  ,  2015/9260 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ : MERSİN 3. ASLİYE HUKUK MAHKEMESİ TARİHİ : 30/10/2013 NUMARASI : 2010/672-2013/597 Taraflar arasında görülen tapu kaydında düzeltim davası sonunda, yerel mahkemece, davanın kabulüne ilişkin olarak verilen karar davalı vekilince yasal süresi içinde temyiz edilmiş olmakla dosya incelendi, Tetkik Hakimi . .. raporu okundu. Düşüncesi alındı. Dosya incelendi. Gereği görüşülüp, düşünüldü. -KARAR- Dava, tapu kaydına eksik yazılan kimlik bilgilerinin tamamlanması isteğine ilişkindir. Davacılar mirasbırakanları Esma'nın kayden paydaş olduğu 12 sayılı parselin tapu kaydında soyadının eksik yazıldığını ileri sürerek “Çağlıyor” soyadının eklenmesini istemişlerdir. Davalı, taşınmazın malikinin tanınıp bilinmediği gerekçesiyle taşınmazın idaresi için kayyım atanması talebiyle dava açıldığını davacıların malikle ilgisi olmadığını savunmuştur. Mahkemece, iddianın kanıtlandığı gerekçesiyle davanın kabulüne karar verilmiştir. Bilindiği üzere; taşınmazların, kadastro tespiti ya da tapuya tescili sırasında mülkiyet hakkı sahibinin adı, soyadı, baba adı gibi kimlik bilgilerinin kayda eksik ya da hatalı işlenmesi, kayıt düzeltme taleplerinin kaynağını oluşturur. Bu tür işlerde kimlik bilgileri düzeltilirken, taşınmaz malikinin değişmemesi, diğer bir anlatımla mülkiyet aktarımına neden olunmaması gerekir. Bu tür işlerde mahkemece sağlıklı bir inceleme yapılmalı ve kayıt maliki ile ismi düzeltilecek kişinin aynı kişi olduğu kuşkuya yer vermeyecek şekilde saptanmalıdır. Bu saptama yapılırken de aşağıda açıklanan yöntem izlenmelidir: 1-Kimlik bilgilerinde düzeltme yapılması veya tespiti istenen talep konusu taşınmazların tapu kayıtları (ilk tesis ve tedavülleriyle) ve kadastro tutanakları (tespit ve tescile esas alınan tüm dayanak belgeleriyle) ayrıca taşınmazlar kadastrodan sonra edinilmişse buna ilişkin tüm belgeler ile birlikte getirtilmelidir. 2-Nüfus müdürlüğünden, talep konusu taşınmazların tapu kayıtlarında malik olarak görünen kişi ile aynı kimlik bilgilerine sahip bir başka kişi veya kişilerin nüfus kayıtlarında bulunup bulunmadığı araştırılmalı, mevcut ise bu kişi veya kişiler duruşmaya çağrılarak talep konusu taşınmazlarda mülkiyet hakkı iddiaları bulunup bulunmadığı kendilerinden sorulmalı, kaydı düzeltilecek kişilerin nüfus kayıtları, tapu kayıtları ve dayanakları ile bağlantı kurulacak şekilde incelenmelidir. ./.. 3-Taşınmazın bulunduğu yerleşim yerinde zabıta aracılığı ile kayıt maliki ile aynı ismi taşıyan başka kişi veya kişilerin bulunup bulunmadığı da araştırılmalıdır. 4-İstem konusunda tanıklar dinlenmelidir. 5-Tüm bu araştırmalar sonucu hâlâ kesin bir kanaat oluşmamış ise mahallinde keşif yapılarak; tanıklar ve varsa tespit bilirkişileri taşınmaz başında dinlenmelidir. Açıklanan bu hususlar çerçevesinde yapılacak inceleme ve araştırma sonucu, tapu ve nüfus bilgileri arasında bağlantı ve tutarlılık sağlandığında talebin kabulü yoluna gidilmelidir. Somut olayda; mahkemece yapılan araştırma ve incelemenin hükme elverişli ve yeterli olduğunu söyleyebilme olanağı bulunmamaktadır.Şöyle ki; Dosya içeriği ve toplanan delillerden, dava konusu taşınmazın 02.08.1945 tarihinde tesis kadastrosu ile malikler adına tescil ediliği ancak Tapu Müdürlüğü'nce tapulama tutanağı bulunamamakla beraber gönderilen çap kaydı ve diğer ek belgelerden taşınmazın 1/3'er hisse ile Sait çocukları Esma, Mehlika ve İrfan adına kayıtlı iken Mersin 2. Asliye Hukuk Mahkemesinin 15.07.1965 gün ve 1964/780-478 E.-K sayılı kararına istinaden paydaş Mehlika'nın baba adının Hafız olarak düzeltildiği aynı zamanda Sunay soyadının eklendiği anlaşılmaktadır. Öte yandan dosyaya davacı tarafından ibraz edilen el yazımı 15.04.1993 tarihli nüfus kaydına göre kayıt maliki olduğu iddia edilen Esma'nın baba adının “Sait” olduğu, ancak davalı tarafından ibraz edilen ve kayıt malikine ait olduğu iddia edilen bir başka nüfus kaydına göre ise baba adının Hafız olduğu görülmektedir. Ne var ki mahkemece, tapulama tutanağı bulunamayan davaya konu taşınmazda, kayıt maliki ile birlikte malik olan ve birbirleriyle kardeş olmaları mutemel diğer paydaşlarla ırsi bağı gösterecek şekilde kayıt maliki Esma'ya ilişkin nüfus kayıtları dosyaya getirtilmemiş, dosyada mevcut ve malike ait olduğu iddia edilen iki nüfus kaydı arasındaki baba ismine ilişkin çelişki giderilmediği gibi usulüne uygun bir zabıta araştırması da yapılmamıştır. Diğer taraftan, 6100 sayılı HMK'nin 300 ve 301. maddeleri uyarınca mahkeme kararlarının mühürlenmesi gerekli olup, gerekçeli kararda mühür bulunmaması da yanlıştır. Hâl böyle olunca, yukarıda belirlenen ilkeler çerçevesinde inceleme ve araştırma yapılması, kayıt maliki ile davacıların murisinin aynı kişi olduğunun duraksamaya yer vermeyecek biçimde tespiti için mahkemece, davaya konu taşınmazın tapulama tutanakları ile kayıt maliki ve kardeşlerini gösterir nüfus aile kayıt tablosunun getirtilip, Mersin 2. Asliye Hukuk Mahkemesinin 15.07.1965 gün ve 1964/780-478 E.-K sayılı dosyasının da incelenmesi, usulüne uygun bir zabıta araştırması yaptırılarak gerekirse mahallinde keşif yapılıp mahalli bilirkişi ve tanıkların taşınmaz başında dinlenilmesi ve hasıl olacak sonuca göre bir karar verilmesi gerekirken yazılı olduğu üzere noksan soruşturma ile yetinilerek davanın kabulüne karar verilmiş olması doğru değildir. Davalının bu yöne ilişkin temyiz itirazları yerindedir. Kabulü ile hükmün (6100 sayılı Yasanın geçici 3.maddesi yollaması ile) 1086 sayılı HUMK'un 428.maddesi gereğince BOZULMASINA, 22.06.2015 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.

Bu kararlar birlikte okunduğunda mühür veya imza eksikliği için tek bir temyiz sonucu çıkmaz. Bir kararda belirtilen eksiklikler mahallinde giderilebileceği kabul edilerek bozma nedeni yapılmamış ve hüküm onanmıştır. Diğer kararlarda mühür yokluğu yanlış sayılmış, bozma ise kararda açıklanan nedenlere bağlanmıştır.

Ön inceleme duruşmasına ilişkin ayrı değerlendirme

Yargıtay 23. Hukuk Dairesi, E. 2016/2457, K. 2017/896 sayılı kararında, ön inceleme duruşmasının 300. maddeye uygun yapılmamasını doğru bulmamıştır. Daire, bu hususun sonuca etkisi bulunmadığından bozma sebebi yapmamıştır. Davacı vekilinin temyiz itirazları reddedilmiş ve usul ile kanuna uygun bulunan yerel hükmün onanmasına karar verilmiştir. Bu değerlendirme ön inceleme duruşmasına ilişkindir; mühür eksikliğine değinen kararlarla aynı sonuç kuralı haline getirilemez.

Yargıtay 23. Hukuk Dairesi, E. 2016/2457, K. 2017/896Kaynağı aç
23. Hukuk Dairesi         2016/2457 E.  ,  2017/896 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi Taraflar arasındaki genel kurul kararının iptali davasının yapılan yargılaması sonunda ilamda yazılı nedenlerden dolayı davanın reddine yönelik olarak verilen hükmün süresi içinde davacı vekilince temyiz edilmesi üzerine dosya incelendi, gereği konuşulup düşünüldü. – K A R A R – Davacı vekili; 03.09.2015 günü sırası bulunan müvekkilinin …'dan …'e götürülecek nakliyesi için 13-3:30 sularında kamyon garajında bulunan kamyonunu almaya geldiği esnada " senin sıran iptal edildi." denildiğini, yerine başka bir kooperatif ortağının gönderildiğini, 02.09.2015 tarih ve 2015/542 sayılı yönetim kurulu kararının davacıya 04.09.2015 tarihinde tebliğ edildiğini, 02.09.2015 tarih ve 040 sayılı yönetim kurulu kararının gerçeğe aykırı olduğunu ileri sürerek, yönetim kurulu kararının iptalini ayrıca sırasının iptali nedeniyle uğramış olduğu gelir yoksunluğu karşılığı olarak 650,00 TL'nin 03.09.2015 tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalı kooperatiften alınarak davacıya verilmesini talep ve dava etmiştir. Davalı vekili, davanın reddini istemiştir. Mahkemece iddia, savunma ve tüm dosya kapsamına göre; kooperatif sözleşmesi uyarınca yönetim kurulu ve üyelere yönelik küçük düşürücü eylemlerin yaptırıma bağlandığı, bu kararın tebliğ mahiyetinde olmak üzere kooperatifte asılı olduğu, davacının buna rağmen kooperatif yönetim kurulu üyeleri hakkında hakaret içerir sözler sarfetmesi nedeniyle hakkında 1 ay yük yüklememe cezası verildiği, kararın usul ve yasaya uygun olduğu gerekçesiyle, davanın reddine karar verilmiştir. Kararı, davacı vekili temyiz etmiştir. Ön inceleme duruşmasının HMK'nın 300. maddeye uygun yapılmamış olması doğru değilsede bu hususun sonuca etkisi bulunmadığından bozma sebebi yapılmamıştır. Bu açıklamalara ve dosyadaki yazılara, kararın dayandığı delillerle gerektirici sebeplere, delillerin takdirinde bir isabetsizlik bulunmamasına göre, davacı vekilinin temyiz itirazları yerinde görülmemiştir. SONUÇ: Yukarıda açıklanan nedenlerle, davacı vekilinin tüm temyiz itirazlarının reddiyle usul ve kanuna uygun bulunan hükmün ONANMASINA, aşağıda yazılı onama harcının temyiz edenden alınmasına, kararın tebliğinden itibaren 15 gün içerisinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere, 22.03.2017 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.
Hüküm nerede korunur?

Hükme katılan hâkimler ile zabıt kâtibinin imzalarını ve mahkeme mührünü taşıyan hüküm arşivde korunur.

Taraflara verilen hüküm nüshası nedir?

Taraflardan her birine verilen hüküm nüshası ilamdır. Nüshalar, hüküm yazılıp imza edildikten ve mahkeme mührüyle mühürlendikten sonra yazı işleri müdürü tarafından makbuz karşılığında verilir.

Hüküm nüshaları farklıysa hangisi esas alınır?

Tarafların elindeki hüküm nüshaları farklıysa karar kartonundaki nüsha esas alınır.

Mühür eksikliği her zaman bozma nedeni midir?

Hayır. Bir kararda belirtilen mühür ve imza eksiklikleri mahallinde giderilebileceği için bozma nedeni yapılmamış ve hüküm onanmıştır. Başka kararlarda mühür yokluğu yanlış bulunmuş, bozma ise kararda açıklanan nedenlere bağlanmıştır.

Hukuki uyarı: Bu içerik genel bilgilendirme amacı taşır; somut olay değerlendirmesi için avukata başvurulmalıdır.

Hazırlayan: Av. Erdal Ersoy

Avukat Erdal Ersoyİletişim ve randevu