HMK Madde 17 Yetki Sözleşmesi: Kapsam, Koşullar ve İtiraz Usulü

by Avukat Erdal Ersoy
HMK Madde 17 Yetki Sözleşmesi: Kapsam, Koşullar ve İtiraz Usulü

HMK m. 17, yetki sözleşmesi yapma imkânını tacirler ile kamu tüzel kişilerine tanımaktadır. Sözleşmeyle bir ya da birden fazla mahkeme yetkili kılınabilir ve taraflarca aksi kararlaştırılmadıkça dava yalnızca bu mahkemelerde açılabilir.

6100 sayılı HUKUK MUHAKEMELERİ KANUNU m. 17Kaynağı aç
MADDE 17- (1) Tacirler veya kamu tüzel kişileri, aralarında doğmuş veya doğabilecek bir uyuşmazlık hakkında, bir veya birden fazla mahkemeyi sözleşmeyle yetkili kılabilirler. Taraflarca aksi kararlaştırılmadıkça dava sadece sözleşmeyle belirlenen bu mahkemelerde açılır. Yetki sözleşmesinin geçerlilik şartları
Yargıtay Hukuk Genel Kurulu, E. 2017/2253, K. 2018/1718Kaynağı aç
Hukuk Genel Kurulu         2017/2253 E.  ,  2018/1718 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ :İcra Hukuk Mahkemesi Taraflar arasındaki “icra takibine itiraz” talebinden dolayı yapılan yargılama sonunda Mersin 3. İcra (Hukuk) Mahkemesince itirazın reddine dair verilen 16.12.2015 tarihli ve 2015/618 E., 2015/773 K. sayılı karar, davacı-borçlu vekili tarafından temyiz edilmekle Yargıtay 12. Hukuk Dairesinin 02.06.2016 tarihli ve 2016/2268 E., 2016/15756 K. sayılı kararı ile; “…Alacaklı tarafından bonoya dayalı olarak kambiyo senetlerine mahsus haciz yoluyla başlatılan takibe karşı, borçlunun, icra mahkemesine başvurusunda; borca itiraz yanında ikametgah adresi olan Büyükçekmece İcra Müdürlüğünün yetkili olduğunu ileri sürerek yetki itirazında bulunduğu, mahkemece takip konusu bonoda Mersin Mahkemelerinin yetkili kılındığı gerekçesi ile yetki itirazı ve diğer itirazın reddine karar verildiği anlaşılmaktadır. İİK.nun 50. maddesi göndermesiyle uygulanması gereken HMK'nun yetkiye ilişkin hükümleri uyarınca; bonoya dayalı olarak, borçlunun ikametgâhının bulunduğu yerdeki genel yetkili icra dairesinde (…6.md.), bonoda öngörülen ödeme yerinde ancak, TTK'nun 689/3. maddesine göre ödeme yeri gösterilmeyen bonoda, tanzim yerinin ödeme yeri olduğunun kabulü gerekeceğinden, bononun tanzim yerinde icra takibi yapılabilir. 6100 Sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu ile yürürlükten kaldırılan 1086 Sayılı HUMK.nun 22. maddesinde, tarafların yetki sözleşmesi yapmak suretiyle yetkili olmayan bir mahkemenin yetkisini kabul edebilecekleri, buna göre, tüzel kişilerin yanında gerçek kişilerin de yetki sözleşmesi yapabilecekleri düzenlenmiş bulunmaktaydı. 6100 Sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun yetki sözleşmesini düzenleyen 17.maddesinde ise; "Tacirler veya kamu tüzel kişileri, aralarında doğmuş veya doğabilecek bir uyuşmazlık hakkında, bir veya birden fazla mahkemeyi sözleşmeyle yetkili kılabilirler. Taraflarca aksi kararlaştırılmadıkça dava sadece sözleşmeyle belirlenen bu mahkemelerde açılır" düzenlemesine yer verilmiştir. Görüldüğü üzere, Hukuk Muhakemeleri Kanunu ile getirilen yeniliklerden bir tanesi de yetki sözleşmelerine ilişkin olup, yetki sözleşmesi düzenleyebilecek şahıslar sadece tacirler veya kamu tüzel kişileri olarak belirlenmiştir. Yetki sözleşmesine ilişkin olarak yapılan bu düzenlemede, tacirler veya kamu tüzel kişileri ile diğer kişiler, yetki sözleşmesi yapmak açısından birbirinden ayırdedilmiştir. Tacirler veya kamu tüzel kişileri, kendi aralarındaki hukuki ilişkilerde hukuken eşit konumda sayılabilirler. Buna karşılık, tacirler veya kamu tüzel kişileri, gerçek kişiye göre, daha güçlü konumda bulunmaktadır. Daha zayıf konumda olan kişilerin daha güçlü olan tacir veya kamu tüzel kişilerine karşı korunma ihtiyacının ortaya çıkması nedeniyle kanun koyucu böyle bir düzenlemeye gitmiştir. Ayrıca belirtmek gerekir ki, yeni düzenlemeye bakıldığında, tacirler veya kamu tüzel kişileri dışındaki diğer kişilerin, kendi aralarında yetki sözleşmesi yapmaları da kabul edilmemiştir. Söz konusu düzenleme ile ilgili olarak belirtilmesi gereken bir başka husus da, yetki sözleşmesi yapılmasında, tarafların tacir veya kamu tüzel kişisi olması aranmıştır. Diğer bir anlatımla, maddedeki tacirden anlatılmak istenen, işin ticari nitelikte olması değil, tarafların kanunlarda tacir olarak tanımlanan kişiler olmasıdır. Sözleşmenin konusunun ticari iş olması gerçek kişilere yetki sözleşmesi yapma imkânı vermemektedir. Yapılan bu açıklamalar ışığında somut olaya bakıldığında; alacaklının bir adet bonoya dayalı olarak 24.07.2015 tarihinde kambiyo senetlerine mahsus haciz yoluyla takibe başladığı, takip dayanağı bonolarda, şikâyetçi borçlunun keşideci, alacaklının ise lehtar konumunda oldukları, şikâyetçinin tacir olduğuna ilişkin dosya içinde bir belgenin bulunmadığı görülmektedir. Yetki sözleşmesi bir usul hukuku sözleşmesi olup, takip tarihi itibariyle yürürlükte olan HMK'nun 448 ve 17. maddeleri ve bu maddeler ışığında yukarıda yapılan açıklamalar uyarınca yetki sözleşmesi geçersizdir. O halde mahkemece, borçlunun yetkiye yönelik itirazının kabulü gerekirken, yazılı gerekçe ile reddi yönünde hüküm tesisi isabetsizdir…” gerekçesi ile bozularak dosya yerine geri çevrilmekle yeniden yapılan yargılama sonunda mahkemece önceki kararda direnilmiştir. HUKUK GENEL KURULU KARARI Hukuk Genel Kurulunca incelenerek direnme kararının süresinde temyiz edildiği anlaşıldıktan ve dosyadaki belgeler okunduktan sonra gereği görüşüldü: İstem kambiyo senetlerine özgü haciz yoluyla takipte borca ve yetkiye itiraza ilişkindir. Davacı-borçlu vekili müvekkilinin ikâmet adresinin Büyükçekmece/İstanbul olup, yetkili icra dairelerinin Büyükçekmece icra daireleri olduğunu, Mersin icra dairesinin yetkisine itiraz ettiğini, takibe konu senetteki yetki şartının alacaklı tarafından tek başına doldurulduğunu, Ticaret Kanunu ve Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 17. maddesine göre yalnızca tacirler ile kamu tüzel kişilerinin yetki sözleşmesi yapabileceğini, bu nedenle senetteki yetki şartının geçersiz olduğunu, yetki itirazının yanında borcun tümüne, tüm ferilerine, faize ve faiz oranına itiraz ettiklerini belirterek icra takibi ile ödeme emrinin iptalini, kötüniyetli yapılan takipten dolayı davalı aleyhine %20’den aşağı olmamak üzere kötü niyet tazminatına hükmedilmesini talep etmiştir. Davalı-alacaklı vekili davacı-borçlunun yetki konusundaki itirazlarının yerinde olmadığını, takibe konu senette Mersin mahkemeleri ve icra dairelerinin yetkili olduğu hususunun açıkça yazılı olduğunu, davacı-borçlunun senetten dolayı müvekkiline borçlu olduğunu belirterek itirazın reddi ile alacağın %20’sinden aşağı olmamak üzere tazminata karar verilmesini istemiştir. Mahkemece takip dayanağı bononun 12.03.2008 tanzim tarihli olduğu, bonoda Mersin’in yetkili kılındığı, 01.10.2011 tarihinden önce yapılmış yetki sözleşmesi ve HUMK. m.22’ye dayanarak 01.10.2011 tarihinden sonra da Mersin İcra Müdürlüğünde takip yapabileceği sebebiyle yetki itirazının reddi, borcun itfa ve imhaline dair İİK 68. maddesi kapsamında herhangi bir yazılı belge ibraz olunmadığından borca itirazın reddi, bono metninde teminata dair şerh ve ibare mevcut olmadığı gibi teminat kapsamında herhangi bir yazılı belge de ibraz olunmadığından teminat senedi kapsamında kambiyo şikâyetinin reddinin gerektiği gerekçesiyle itirazın reddine karar verilmiştir. Davacı-borçlu vekilinin temyiz itirazı üzerine Özel Dairece yukarıda başlık bölümünde gösterilen nedenlerle yerel mahkeme kararı bozulmuştur. Mahkemece dava ve şikâyete konu takipte takip dayanağı bono 12.03.2008 tarihinde tanzim edilmiş olmakla 01.10.2011 tarihinden öncesine ait olduğu, bono kapsamında "İhtilaf vukuunda Mersin" ibaresi ile yetki sözleşmesi yapıldığı, sözleşmelerin yapıldığı günün yasal şartlarına haiz olup, bilahare yapılan yasa değişiklikleri ile sözleşmelerin geçersiz kılınmasının "Hukuka Güven" ilkesine aykırı olduğu, sözleşmenin yapıldığı tarih itibariyle yürürlükte olan HUMK'a göre takip dayanağı bonoda Mersin'in yetkili kılınmasının taraflar için bağlayıcı olup, vade tarihinde de bu bağlayıcılığın devam ettiği gerekçesiyle önceki kararda direnilmiştir. Direnme kararı borçlu vekili tarafından temyize getirilmektedir. Direnme yoluyla Hukuk Genel Kurulu önüne gelen uyuşmazlık; 6100 sayılı HMK’nın yürürlüğe girdiği 01.10.2011 tarihinden önce tanzim edilen bonodaki yetki şartının HMK’nın 17. maddesi hükmü karşısında HMK’nın yürürlük tarihinden sonra yapılan takipte uygulanıp uygulanamayacağı noktasında toplanmaktadır. Öncelikle uyuşmazlığa ilişkin yasal düzenlemelerin ortaya konulmasında yarar bulunmaktadır. Kambiyo senetlerinden doğan alacaklar, aranacak (aldırılacak) alacaklar niteliğinde olduğundan, bu alacaklar için eBK m.73/1 (TBK m.89/1) hükmü uygulanmaz. Yani kambiyo senedi alacaklısı, eBK m.73/1 (TBK m.89/1), kendi yerleşim yerinde kambiyo senetlerine mahsus haciz yolu ile takip yapamaz; borçlunun yerleşim yerinde takip yapabilir. Buna karşılık, bononun tanzim yerinde takip yapılabilir (İİK.m.50/I) (Kuru, B.: İcra ve İflas Hukuku El Kitabı, 2.b., Ankara 2013, s.762). Takip dayanağı bono 12.03.2008 tanzim tarihli olup, bu tarihte henüz 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu yürürlükte değildir. Bononun tanzim edildiği tarihte yürürlükte olan 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu’nun 22. maddesine göre ''Mahkemenin salahiyeti intizamı amme esasına binaen tayin edilmemiş olan hallerde iki taraf bir veya mütaaddit muayyen hususa müteallik ihtilaflarının salahiyettar olmayan mahal mahkemesinde görülmesini tahriren mukavele edebilirler. Bu hâlde işbu mahal mahkemesi o davaya bakmaktan imtina edemez.” 01.10.2011 tarihinde yürürlüğe giren 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 17. maddesine göre; “Tacirler veya kamu tüzel kişileri, aralarında doğmuş veya doğabilecek bir uyuşmazlık hakkında, bir veya birden fazla mahkemeyi sözleşmeyle yetkili kılabilirler. Taraflarca aksi kararlaştırılmadıkça dava sadece sözleşmeyle belirlenen bu mahkemelerde açılır.” hükmü yer almakta olup, HMK’nın 17. maddesinde düzenlenen yetki sözleşmesi İİK’nın 50. maddesi göndermesi ile icra dairesinin yetkisi hakkında yapılan yetki sözleşmelerine ve bu meyanda kambiyo senetlerine dayalı takiplerde senet üzerinde yer alan yetki şartına da uygulanır. 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun “Zaman bakımından uygulanma” başlıklı 448. maddesi ise; “Bu Kanun hükümleri, tamamlanmış işlemleri etkilememek kaydıyla derhâl uygulanır.” şeklindeki ifadesi ile usul hükümlerinin derhal uygulanacağına vurgu yapmaktadır. Yetki sözleşmesi, usul hukukuna ilişkin bir sözleşmedir. Çünkü, yetki sözleşmesi asıl etkisini usul hukuku alanında göstermektedir (Kuru, B.: Hukuk Muhakemeleri Usulü, Altıncı Baskı, Cilt: I, 2001, s.555). Usul hukukuna ilişkin değişiklikler ise "derhal uygulanma" kuralına tabidir. Bu ilkenin benimsenmesinin nedeni ise bu kanun hükümlerinin kamu düzeni ile yakından ilgili olduğu, daima eskisinden daha iyi ve amaca en uygun olduğu fikri ile kanun koyucunun, fertlere ait olan hakların yeni usul hükümleri ile daha önce yürürlükte olan kısımdan daha iyi ve daha adil korunacağına ilişkin inancıdır (HGK. 18.01.2012 tarihli ve 2012/13-701 E., 2012/6 K.). Kural olarak bireylerin usul kurallarının değişmeyeceğine olan güvenleri korunmaz. Buna göre her usul işlemi, işlem tarihinde yürürlükte olan kanuna göre yapılır. Derdest bir davada önceki kanuna göre tamamlanmış işlemlerin yeni kanuna göre tekrarlanmasına gerek yoktur. Yeni usul kanunu, yürürlüğe girmeden önce açılmış olan davalarda tamamlanmamış işlemlere uygulanır. Bu nedenle yargılama esnasındaki her usul işlemi ayrı ayrı değerlendirilmeli, bunların tamamlanmış olanları için yeni usul kanunu uygulanmamalıdır. Derhal uygulama ilkesi, usul kanunlarının geçmişe uygulandığı anlamında yorumlanmamalıdır. Bu nedenle kazanılmış hak ihlalinden de söz edilemez. Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun (HMK) 448. maddesinde öngörülen tamamlanmış işlemlerden kasıt, dava içindeki işlemlerdir. Dava olmadan yetki sözleşmesinin usul hukuku yönünden bir önemi yoktur. Dolayısıyla yetki sözleşmesi HMK’nın 448. maddesi anlamında bir işlem değildir. Yetki sözleşmesi davanın açılma (veya takibe başlama) tarihinde etkisini gösterir. Bir usul hukuku sözleşmesi olan yetki sözleşmesi asli etkilerini gösterdiği usul hukuku kurallarına tabidir. Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nda yetki sözleşmesine ilişkin bir geçiş hükmü bulunmadığından, usul hükümlerinin zaman bakımından uygulanmasına ilişkin genel ilke olan derhal uygulanma ilkesinden sapmayı gerektirecek bir yasal dayanaktan söz edilemeyecektir. Somut uyuşmazlıkta 12.03.2008 tanzim tarihli takip dayanağı bonoda ihtilaf vukuunda Mersin mahkemelerinin yetkili olduğu belirtilmiştir. Hâl böyle olunca eldeki dava yönünden işlemin tamamlanıp tamamlanmadığının tespiti için kambiyo senedinin düzenlendiği (yetki şartının konulduğu) tarihin değil, yargılamanın başladığı (davanın açıldığı veya takibin başladığı) tarihin esas alınması gerektiği, takip tarihi itibariyle yürürlükte olan HMK'nın 448 ve 17. maddeleri ve yukarıda yapılan açıklamalar uyarınca yetki sözleşmesinin geçersiz olduğu kabul edilmekle yerel mahkemece Hukuk Genel Kurulunca da benimsenen Özel Daire bozma kararına uyulması gerekirken, önceki kararda direnilmesi usul ve yasaya aykırıdır. Hukuk Genel Kurulunda yapılan görüşmeler sırasında takip dayanağı bononun tanzim edilip imzalanması anında hukuki işlemin tamamlandığı, aksi hâlde icra takibine konulmayan veya mahkemece hüküm altına alınmayan hiçbir hukuki işlemin tamamlandığından bahsedilemeyeceği, Hukuk Muhakemeleri Kanununun (HMK) Geçici 2. maddesi uyarınca senetlere ilişkin özel düzenleme getirilerek HMK’nın yürürlük tarihinden önce düzenlenen senetlerin geçerli olacağının hüküm altına alındığı, somut olayda Mersin İcra Daireleri yetkili olduğundan direnme kararının onanması gerektiği görüşü ileri sürülmüş ise de, bu görüş yukarıda belirtilen nedenlerle Kurul çoğunluğu tarafından benimsenmemiştir. Bu nedenle direnme kararı bozulmalıdır. SONUÇ: Davacı-borçlu vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile direnme kararının Özel Daire bozma kararında açıklanan nedenlerle BOZULMASINA, istek halinde temyiz peşin harcının yatırana geri verilmesine, 2004 sayılı İcra ve İflas Kanunun 366/III. maddesi uyarınca tebliğden itibaren 10 gün içerisinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere 15.11.2018 tarihinde oy çokluğu ile karar verildi. KARŞI OY Dava, kambiyo senetlerine özgü haciz yolu ile takipte borca ve yetkiye itiraza ilişkindir. Bono alacaklısı, senetteki yetki şartına istinaden Mersin icra dairesinde icra takibine girişmiştir. Borçlu ise, HMK 17. maddesi gereğince yetki sözleşmesinin geçerli olmadığını belirterek icra dairesinin yetkisine itiraz etmiştir. Yerel Mahkemece, 12.03.2008 tanzim tarihli bonoda Mersin mahkemelerinin yetkili kılındığı, HMK nın yürürlüğe girmesinden önce yapılan yetki sözleşmesinin geçerli olduğu gerekçesiyle yetki itirazının reddine karar verilmiş, Özel Dairece; Yetki sözleşmesinin bir usul hukuku işlemi olup takip tarihinde yürürlükte bulunan HMK nın 448 ve 17. maddeleri gereğince yetki sözleşmesinin geçersiz olduğu belirtilerek kararın bozulması üzerine, Mahkemece önceki gerekçelerle direnilmiştir. Sayın çoğunluk ile aramızda çıkan uyuşmazlık, 6100 sayılı HMK'nın yürürlüğünden önce yapılan yetki sözleşmelerinin geçerli olup olmadığı noktasında toplanmaktadır. HMK 448. maddesi usul hükümlerinin zaman bakımından uygulanmasına düzenlemiş, bu kanun hükümlerinin tamamlanmış işlemleri etkilememek kaydıyla derhal uygulanacağını belirtmiştir. Aynı Yasanın geçici 2. maddesi ise,HUMK' nun yürürlükte olduğu dönemde usulüne uygun olarak düzenlenmiş bulunan senetlerin HMK zamanında da geçerliliklerini koruyacağını düzenlemiştir. 17. madde ise HUMK dan farklı olarak tacirler veya kamu tüzel kişilerinin yetki sözleşmesi yapabileceğini hüküm altına almıştır. Bu yasal düzenlemeleri belirledikten sonra, öncelikle bono senedi düzenleme işleminin bir usul işlemi olup olmadığı belirlenmelidir. Bono senedi taraflar arasındaki alacak- borç ilişkisinin ispat şartı olduğuna göre şüphesiz bir hukuki işlemdir. Bu hukuki işlem ne zaman tamamlanmıştır? Hiç şüphesiz tanzim edilip imzalanınca tamamlanmıştır. Nasıl ki adi nitelikte bir sözleşme veya noter huzurunda düzenlenen bir sözleşme taraflarca imzalanmakla tamamlanmışsa, bono senedi de imzalanmakla tamamlanmıştır. Bir hukuki işlem nedeniyle icra takibine girişilmesi veya mahkemeye müracaat edilmesi o işlemin önceden eksik tamamlandığı anlamına gelmez. Aksi halde icra takibine konulmayan veya mahkemece hüküm altına alınmayan hiç bir hukuki işlemin tamamlandığından bahsedemeyiz ki böyle bir durumun hiç bir hukuk düzenince kabulü mümkün değildir. Sözleşmenin taraflarınca veya bono senedinin borçlusu tarafından imzalanmasıyla tamamlanan hukuki işlemin HMK'nın 448.maddesinin kapsamı dışında tutulmasının hiç bir yasal dayanağı yoktur. Bahse konu yetki sözleşmesi, senet imzalanmakla tamamlanmış ve bu nedenle yasa koyucu tarafından 448. madde ile koruma altına alınmıştır. Yasa koyucu bununla da yetinmemiş, geçici 2. madde ile senetlere ilişkin özel düzenleme getirerek önce düzenlenen senetlerin geçerli olacağını hüküm altına almıştır. Kambiyo senedinin bir kısmının geçerli, bir kısmının geçersiz olduğunun kabulü şeklinde bir uygulama hukuki olmayacaktır. Aksi durum özel hukuk sözleşmelerinde kişilerin hukuka olan güvenini sarsacaktır. Zira tarafların özgür iradeleriyle zamanın kanununa uygun olarak yapılan sözleşmenin yasa koyucunun iradesiyle ne zaman geçersiz hale getirileceği bilinemeyeceğinden kamu oyunda hukuka ve kanuna olan güven sarsılacak, hukuki istikrarsızlık sonucu doğacaktır. Açıklanan nedenlerle somut olayda Mersin icra daireleri yetkili olduğundan yerel mahkemenin usul ve yasaya uygun kararının onanması gerektiği düşüncesiyle sayın çoğunluğun aksi yöndeki görüşüne katılmıyorum.

Kimler Yetki Sözleşmesi Yapabilir

HMK m. 17'nin öngördüğü kişi şartı sınırlıdır: her iki tarafın da tacir veya kamu tüzel kişisi sıfatını taşıması gerekir. Kanun metnindeki 'aralarında' ifadesi, bu sıfatın yalnızca bir tarafta bulunmasının yeterli olmadığını ortaya koymaktadır. Yargıtay Hukuk Genel Kurulu, E. 2017/2253, K. 2018/1718 sayılı kararında maddedeki tacir kavramının işin ticari niteliğine değil tarafların kanunlarda tacir olarak tanımlanan kişiler olup olmadığına baktığını vurgulamıştır; dolayısıyla sözleşmenin konusu ticari nitelikte olsa bile taraf gerçek kişiyse yetki sözleşmesi yapma imkânı doğmaz.

HMK öncesinde yürürlükte bulunan HUMK m. 22, tüzel kişilerin yanı sıra gerçek kişilerin de yetki sözleşmesi yapabilmesine olanak tanımaktaydı. HMK ile bu düzenleme yürürlükten kaldırılmış ve kapsam tacirler ile kamu tüzel kişileriyle sınırlandırılmıştır. Yargıtay HGK, E. 2017/2253, K. 2018/1718 sayılı kararında bu daraltmanın amacını daha zayıf konumdaki kişileri güçlü taraf karşısında korumak olarak değerlendirmiştir.

Geçerlilik Koşulları

Taraf sıfatının yanı sıra HMK m. 18/2, yetki sözleşmesinin geçerliliği için üç koşul öngörmektedir: sözleşmenin yazılı biçimde yapılmış olması, uyuşmazlığın kaynaklandığı hukuki ilişkinin belirli veya belirlenebilir nitelikte olması ve yetkili kılınan mahkeme ya da mahkemelerin açıkça gösterilmiş olması. Bu koşullardan herhangi birinin eksikliği sözleşmeyi geçersiz kılar.

6100 sayılı HUKUK MUHAKEMELERİ KANUNU m. 18Kaynağı aç
MADDE 18- (1) Tarafların üzerinde serbestçe tasarruf edemeyecekleri konular ile kesin yetki hâllerinde, yetki sözleşmesi yapılamaz. (2) Yetki sözleşmesinin geçerli olabilmesi için yazılı olarak yapılması, uyuşmazlığın kaynaklandığı hukuki ilişkinin belirli veya belirlenebilir olması ve yetkili kılınan mahkeme veya mahkemelerin gösterilmesi şarttır. Yetki itirazının ileri sürülmesi

HMK m. 18/1, yetki sözleşmesinin yapılamayacağı iki durumu ayrıca düzenlemektedir: tarafların üzerinde serbestçe tasarruf edemeyeceği konular ile kesin yetki halleri. Bu iki durumda taraf sıfatı ve diğer koşullar karşılansa dahi yetki sözleşmesi kurulamaz.

Yargıtay 23. Hukuk Dairesi, E. 2015/2461, K. 2015/8326Kaynağı aç
23. Hukuk Dairesi         2015/2461 E.  ,  2015/8326 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ :Ticaret Mahkemesi Taraflar arasındaki tazminat davasının yapılan yargılaması sonunda ilamda yazılı nedenlerden dolayı mahkemenin yetkisizliğine yönelik olarak verilen hükmün süresi içinde davacı vekilince temyiz edilmesi üzerine dosya incelendi, gereği konuşulup düşünüldü. – K A R A R – Davacı vekili, müvekkili ile davalı arasında imzalanan sözleşme gereği müvekkili şirketteki bazı işlerin davalı tarafça üstlenildiğini, müvekkilinin edimini yerine getirerek sözleşmede belirtilen ödemeyi davalıya yaptığını, ancak davalının ödemeye rağmen yapması gereken hizmeti yapmadığını, bu durumun müvekkilini zor duruma düşürdüğünü ileri sürerek, 100.996,00 TL'nin dava tarihinden itibaren işleyecek faiz ile birlikte davalıdan tahsilini talep ve dava etmiştir. Davalı vekili, müvekkilinin ikametgah adresinin … sınırları içerisinde bulunduğunu, davaya bakmakla yetkili mahkemelerin … Mahkemeleri olduğunu belirterek, süresi içerisinde yetki itirazında bulunmuştur. Mahkemece, iddia, savunma ve tüm dosya kapsamına göre; davanın sözleşmeden kaynaklı olarak açılan tazminat davası olduğu, davalının ikametgah adresinin … sınırları içerisinde bulunduğu, HMK'nın 6. maddesi gereğince genel yetkili mahkemenin davalının ikametgahı mahkemesi olduğu gerekçesiyle, davanın yetki yönünden reddi ile mahkemenin yetkisizliğine karar verilmiştir. Kararı, davacı vekili temyiz etmiştir. Dava, taraflar arasındaki 14.01.2013 tarihli sözleşmeye dayalı alacağın, maddi ve manevi tazminatın tahsili istemine ilişkindir. Taraflar arasındaki 14.01.2013 tarihli sözleşmenin ''İHTİLAF MERCİİ'' başlıklı 8. maddesi, '' Herhangi bir ihtilaf vukuunda Gaziantep Mahkemeleri ve İcra Daireleri yetkilidir'' hükmünü içermektedir. Sözleşme, 6100 sayılı HMK'nın yürürlüğe girdiği 01.10.2011 tarihinden sonra yapılmış, dava da yine HMK'nın yürürlüğe girdiği tarihten sonra açılmıştır. 6100 sayılı HMK'nın "yetki sözleşmesi" başlıklı 17. maddesinde, “Tacirler veya kamu tüzel kişileri, aralarında doğmuş veya doğabilecek bir uyuşmazlık hakkında, bir veya birden fazla mahkemeyi sözleşmeyle yetkili kılabilirler. Taraflarca aksi kararlaştırılmadıkça dava sadece sözleşmeyle belirlenen bu mahkemelerde açılır.” hükmü düzenlenmiştir. 01.10.2011 tarihinde yürürlüğe giren HMK'nın "zaman bakımından uygulanma" başlıklı 448/1. maddesiyle HMK hükümlerinin, tamamlanmış işlemleri etkilememek kaydıyla derhal uygulanacağı kabul edilmiştir. Eski Kanun zamanında yapılan yetki sözleşmelerinin düzenlendikleri tarihte yürürlükte bulunan Kanuna göre geçerli olmaları halinde sonraki Kanun döneminde dahi geçerliliklerini muhafaza ettikleri kabul edilmelidir. Çünkü usul sözleşmelerinin kurulmaları ve geçerlilikleri bakımından maddi hukuk hükümlerine tâbi oldukları genel kabul gören bir ilkedir (Prof. Dr. Sabri Şakir Ansay – Hukuk Yargılama Usulleri, 7. basım, 1960, s. 152; Prof. Dr. Saim Üstündağ, Medeni Yargılama Hukuku, 7. bası, İstanbul, 2000, s.420;Prof Dr. Abdurrahim Karslı, Medeni Usul Hukukunda Usuli İşlemler İstanbul, 2001, s.239; Prof. Dr. Ali Cem Budak, Bankacılar Dergisi, Ocak 2013, s.54-55). Gerek müktesep hak müessesesi, gerek yetki sözleşmelerinin, usul hukuku bakımından sonuç doğurmakla birlikte kurulmaları ve geçerlilikleri maddi hukuk ilkelerine tâbi oldukları dikkate alındığında, HMK'nın yürürlüğe girmesinden önceki yetki sözleşmelerinin geçerliliklerini sürdürdükleri kanısındayız. Kanun koyucu bu kadar önemli bir konuda bunun aksini düşünmüş olsa idi, bu konuda açık düzenleme getirirdi. Nitekim, yetki sözleşmeleri bakımından benzeri değişikliklerin yapıldığı Alman ve İsviçre hukuklarında da açık düzenleme yapılmıştır. (Prof. Dr. Baki Kuru, Prof. Dr. Ramazan Arslan, Prof. Dr. Ejder Yılmaz-Medeni Usul Hukuku, 25. basım, Ankara 2014, s. 156). Örneğin, sözleşme ile belirlenen faiz oranlarına TBK'nın 88/2. ve 120/2. madde hükümleri uyarınca yapılan müdahaleye benzer bir müdahalenin yetki sözleşmeleri bakımından da açıkça yapılması gerekirdi. Dairemizin, 14.05.2014 tarih ve 1134 E., 3775 K; 19.11.2014 tarih ve 2972 E., 7374 K; 09.11.2014 tarih ve 2014/9422 E., 7138 K. sayılı ilamlarında açıklandığı üzere; bir yetki sözleşmesinin 01.10.2011 tarihinden önce imzalanması ve davanın bu tarihten sonra açılmış olması halinde, sözleşme tarihinde 6100 sayılı HMK yürürlükte bulunmadığından, sözleşmede kararlaştırılan yer mahkemesinin münhasır yetkili olduğunun kabulü mümkün değildir. Böyle bir kabul, sözleşmenin imzalandığı tarihte değişik yer mahkemesinde dava açma imkânı bulunan tarafların seçimlik haklarını ortadan kaldıracaktır ve hak kaybına yol açacaktır. Tarafların sözleşmenin düzenlendiği tarihte yürürlükte olmayan bir kanun hükmünü öngörmeleri mümkün değildir. Sözleşmenin düzenlendiği tarihte yürürlükte olmayan bir kanun hükmünün, daha önce düzenlenen bir sözleşmeden doğan uyuşmazlığa uygulanması çağdaş hukuk sistemlerinde kabul edilen “Hukuk Güvenliği İlkesi'ne” açıkça aykırı olacaktır. Tarafların öngöremedikleri ve öngörmeleri mümkün olmayan bir sonuçla karşılaşmaları, “Taraflara Sürpriz Yapma Yasağı” olarak adlandırılmakta ve bir çok çağdaş hukuk sisteminde kabul görmemektedir. Bu bakımdan sözleşmeyle kararlaştırılan münhasır yetkinin 6100 sayılı Yasa'nın yürürlüğe girdiği 01.10.2011 tarihinden sonra imzalanan yetki sözleşmelerinde tatbiki uygun olacaktır. Aksinin kabulü, tarafların sözleşmeyle kazandıkları ve o tarih itibariyle Yasayla yetkili kılınan mahkemelerde dava açma imkânını ortadan kaldıracağından, tarafların böyle bir sözleşme tarihi itibariyle yürürlükte bulunan 818 sayılı BK'nın 19 ve 20. (6098 sayılı TBK'nın 26 ve 27.) madde hükümlerine uygun olan sözleşmedeki iradelerine, diğer anlatımla sözleşme hukukuna aykırı olacaktır. Bu husus aynı zamanda T.C. Anayasası'nın 48. maddesinde düzenlenen sözleşme hürriyetini de ihlal niteliği taşır. O halde, maddi hukuk alanında yapılan yeni kanunlar eski kanuna göre geçerli olarak yapılmış olan sözleşmeleri hükümsüz hale getirmedikleri gibi, usul sözleşmelerine ilişkin yeni kanun hükümlerinin dahi eski kanun zamanında yapılmış usul sözleşmelerinin geçerliliğini etkileyemeyeceğini kabul etmek gerekir. 01.10.2011 tarihinden önce imzalanmış bir sözleşmenin yapıldığı tarihte yürürlükte bulunan 1086 sayılı HUMK'nın 22. maddesine göre, sözleşme ile yetkili kılınan mahkemelerin yanında genel ve özel yetkili mahkemeler de yetkili olmaya devam eder. Davacı, 01.10.2011 tarihinden önce imzalanmış bir yetki sözleşmesi ile kararlaştırılan yer dışında genel veya özel yetkili bir mahkemede dava açmışsa, artık açılan dava ile işlem tamamlanmış olup, 6100 sayılı HMK'nun 17. maddesindeki münhasır yetki sözleşmesine ilişkin hüküm olayda uygulanmaz. Sonuç olarak 01.10.2011 tarihinden önce HMK'nın 17. maddesine uygun yapılan yetki sözleşmeleri, 01.10.2011 tarihinden sonra da geçerliliklerini muhafaza etmektedirler. Böyle bir sözleşmede kararlaştırılan yetki şartı, sözleşme tarihi itibariyle yürürlükte bulunan HUMK’da belirtilen genel yetki kurallarını ortadan kaldırmayıp, genel yetkili mahkemelerin yanında, aslında yetkili olmayan bir mahkemenin dahi taraflarca yetkili kılınmasıdır. Yetki şartının, sözleşmenin tarafı olan kişileri bağlayacağı da kuşkusuzdur. Ayrıca, bir dava için birden fazla yetkili mahkeme var ise, davacı bu mahkemelerin birinde dava açmak hususunda bir seçim hakkına sahiptir. Davacı, bu mahkemelerin hiç birinde dava açmazsa, seçim hakkı davalıya geçer. Davacı yan, seçimlik hakkını doğru kullanmış ise, mahkemece, seçim hakkı kendisine geçmeyen davalı yanın yetki itirazının reddi ile esasa girilmesi gerekir. Diğer yandan, Yargıtay Hukuk Genel Kurulu'nun 12.06.2013 tarih ve 8-1013 E, 816 K, 25.12.2013 tarih ve 10-436 E, 1748 K sayılı ilamlarında açıklandığı üzere; Usul hukuku alanında geçerli temel ilke; yargılamaya ilişkin kanun hükümlerinin derhal yürürlüğe girmesidir. Bu ilkenin benimsenmesinin nedeni ise, usul kanunu hükümlerinin kamu düzeni ile yakından ilgili olması, yeni hükümlerin daima eskisinden daha iyi ve amaca en uygun olduğu fikri ile kanun koyucunun, fertlere ait olan hakların yeni usul hükümleri ile daha önce yürürlükte olan kanundan daha iyi ve daha adil bir şekilde korunacağına ilişkin inancıdır. Yetki sözleşmesine, HMK'nın müdahalesini kabul etmek, derhal uygulama ilkesinin özü ile de çelişmektedir. Nitekim, sözleşme ile daha fazla yetkili mahkemede dava açma hakkı olan tarafların tek bir mahkemede dava açma hakkının kabulü, tarafların lehine değil, aleyhine sonuç doğurmaktadır. Öte yandan, HMK'nın yetkiyi düzenleyen maddelerinde kesin yetki halleri açıkça belirtilmiştir. HMK'nın 18/1. maddesi uyarınca, yetki sözleşmesi de ancak kesin yetki bulunmayan hallerde yapılabilir. Ancak, HMK'nın 17. maddesindeki, taraflarca aksi kararlaştırılmadıkça davanın sadece sözleşmeyle belirlenen mahkemelerde açılabileceğine ilişkin yetki kuralı, aksi de kararlaştırılabildiğinden münhasır yetkiyi düzenlemekte olup, kesin yetki kuralı değildir. HMK'nın 19/2. ve 116/a maddesi uyarınca mahkemenin yetkisinin kesin yetki esasına göre belirlenmediği hallerde ise, yetki itirazı bir ilk itiraz olduğundan ve 19/2 ile 17/1. maddesi uyarınca cevap dilekçesinde süresinde ileri sürülmesi gerektiğinden, aynı Kanun'un 19/4. maddesi uyarınca da yetki itirazı süresinde ve usulüne uygun olarak ileri sürülmezse, yetkisiz mahkeme yetkili hale gelir. Kesin yetki bulunmayan hallerde davalı tarafından süresinde ileri sürülmeyen yetki itirazının daha sonra ileri sürülmesi mümkün olmadığı gibi mahkemece de kendiliğinden dikkate alınamaz. Davalının süresinde yetki itirazında bulunmaması halinde dava sırasında taraflar arasında aksi yönde zımnen oluşan ve geçerli olan bir yetki sözleşmesi kurulduğunun kabulü de gerekir. (Bkz. Prof. Dr. B. Kuru, Hukuk Muhamekeleri Usulü, El Kitabı, İstanbul 1995, Sh. 174 vd.) HMK'nın 17. maddesindeki, ''taraflarca aksi kararlaştırılmadıkça” hükmünün bu anlama geldiği kabul edildiği taktirde bu madde anlam kazanacaktır. Somut olayda, davalı yan süresinde yetki itirazında bulunmuştur. Bu durumda mahkemece, sözleşmede kararlaştırılan yetki şartı, münhasır yetkiyi düzenlemekte olup, aksinin kararlaştırıldığı yönünde herhangi bir savunma ya da delil ileri sürülmediği, davanın sözleşmede kararlaştırılan münhasır yetkili yer mahkemesinde açıldığı gözetilerek, davalının yetki itirazının reddi ile uyuşmazlığın esasının incelenmesi ve sonucuna göre bir karar verilmesi gerekirken, 01.10.2011 tarihinden önce yapılmış yetki sözleşmeleri için geçerli olan yazılı gerekçeye dayalı olarak hüküm kurulması doğru olmamıştır. SONUÇ: Yukarıda açıklanan nedenlerle, davacı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile hükmün, davacı yararına BOZULMASINA, peşin alınan harcın istek halinde iadesine, karar düzeltme yolu kapalı olmak üzere, 21.12.2015 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.

Yetki sözleşmesi bağımsız bir belge olarak düzenlenebileceği gibi asıl sözleşmenin içine konan bir yetki şartı biçiminde de kararlaştırılabilir.

Yargıtay 5. Hukuk Dairesi, E. 2021/11790, K. 2021/12688Kaynağı aç
5. Hukuk Dairesi         2021/11790 E.  ,  2021/12688 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ :Sulh Hukuk Mahkemesi Taraflar arasındaki davada … 3. Sulh Hukuk ile … 12. Sulh Hukuk Mahkemelerince ayrı ayrı yetkisizlik kararı verilmesi nedeni ile dosyada son karar bölge adliye mahkemelerinin faaliyete geçmesinden sonra verilmiş ise de iki farklı bölge adliye mahkemesinin yargı çevresinde kalan mahkemelerce karşılıklı olarak yetkisizlik kararı verilmiş olması ve 5235 sayılı Kanunun 36/3. maddesi gereğince bölge adliye mahkemeleri hukuk dairelerinin görevinin yargı çevresi içerisinde bulunan adlî yargı ilk derece hukuk mahkemeleri arasındaki yetki ve görev uyuşmazlıklarını çözmek olduğundan yargı yerinin belirlenmesi için gönderilen dosya içindeki tüm belgeler incelendi, gereği düşünüldü: – K A R A R – Dava, araç kira sözleşmesinin feshi nedeniyle araçların aynen teslimi istemine ilişkindir. … 3. Sulh Hukuk Mahkemesince, taraflar arasında imzalanan 01/11/2018 tarihli kira sözleşmesinin 14. Bendi uyarınca taraflar arasında yetki sözleşmesi yapılmış olduğu ve buna göre … (…) Adliyesinin yetkili mahkeme olarak belirlendiği, tarafların yetki sözleşmesini yapmaya ehil olduğu ve yapılan yetki sözleşmesinin geçerlilik şartlarını taşıdığı gerekçesiyle yetkisizlik kararı verilmiştir. … 12. Sulh Hukuk Mahkemesince ise, davalının cevap dilekçesi vermesi beklenmeden … 3. Sulh Hukuk Mahkemesince yetkisizlik kararı verildiği, ilk itiraz olarak yetki itirazında bulunulmadığı, yetkinin kesin olmadığı davalarda, davalı süresi içinde ve usulüne uygun olarak yetki itirazında bulunmazsa, davanın açıldığı mahkemenin yetkili hale geleceği gerekçesiyle yetkisizlik kararı verilmiştir. Somut olayda; davacı vekili dava dilekçesi ile birlikte, kira sözleşmeleri feshedilen ve mülkiyeti davacı şirkete ait dava konusu …Plaka sayılı ve … plaka sayılı araçların maddi değerleri de göz önüne alınarak kullanımlarının ./.. tedbiren engellenmesi amacıyla yediemin garajına çekilmesine, 2013 model, …plaka sayılı, … Benz marka, beyaz renkli, 943.31 Tip, …. motor numaralı, … şase numaralı ruhsatında kamyon (beton pompalı) olarak belirtilmiş olan mobil pompanın ve 2014 Model … Plaka sayılı, … benz marka, beyaz renkli, 4140b tip, … motor numaralı, … şasi numaralı, ruhsatında kamyon (transmikser) yazılı bulunan trans mikserin, tüm aksamı eksiksiz, çalışır ve tam bir şekilde anahtarları ile birlikte müvekkil şirkete aynen teslimine karar verilmesini talep ve dava etmiştir. Taraflar arasında 01/11/2018 tarihli yapım işlerine ait tip sözleşmenin uyuşmazlıkların çözümü başlıklı 14. maddesinde “İş bu sözlemenin veya tadillerinden, değişikliklerinden veya eklentilerinden kaynaklanan sözleşmenin varlığı, geçerliliği, ifa edilmesi, ihlal edilmesi veya feshedilmesi ile ilgili tüm ihtilafları, uyuşmazlıklar veya talepler … … Mahkemeleri ve İcra Daireleri’nde görülecek ve çözümlenecektir.” hükmü kararlaştırılmıştır. Taraflar kira sözleşmesine koyacakları bir yetki şartı ve ayrı bir yetki sözleşmesi (bkz. m. 17) ile başka bir yer mahkemesinin yetkili olduğunu kararlaştırabilirler. Ancak dikkat edilmesi gereken husus, 6100 sayılı Kanun ile getirilen bu yeni düzenlemede yetki sözleşmesinin sadece tacirler veya kamu tüzel kişileri arasında yapılabilecek olmasıdır. Zira, 1086 sayılı Hukuk Usûlü Muhakemeleri Kanununda yetki sözleşmesinin kimler arasında yapılacağı belirtilmediği için yetkinin kamu düzenine ilişkin olmadığı hallerde taraflar istedikleri mahkemeyi yetki sözleşmesi ile yetkili kılabilmektedirler. Olayda, … 3. Sulh Hukuk Mahkemesi; tarafların yetki ilk itirazı ileri sürmemelerine karşın resen yetkisizlik kararı vermiştir. Taşınır kira sözleşmesinden kaynaklanan davalarda, sözleşmede yetkili mahkeme belirlenmiş olsa dahi yetki itirazı, bir ilk itiraz olarak ileri sürülebilir; mahkeme yetkisizliğini kendiliğinden (resen) nazara alamaz. Bu durumda uyuşmazlığın, … 3. Sulh Hukuk Mahkemesinde görülüp sonuçlandırılması gerekmektedir. Yukarıda açıklanan nedenlerle; 6100 sayılı HMK’nın 21 ve 22. maddeleri gereğince … 3. Sulh Hukuk Mahkemesinin YARGI YERİ OLARAK BELİRLENMESİNE, 08/11/2021 gününde oybirliğiyle karar verildi.

Münhasır Yetki ve Aksinin Kararlaştırılması

HMK m. 17, yetki sözleşmesiyle belirlenen mahkemelere kural olarak münhasır yetki tanır: taraflarca aksi kararlaştırılmadıkça dava yalnızca sözleşmede gösterilen mahkemelerde açılabilir. Bu münhasırlık kesin yetki niteliği taşımaz; taraflar sözleşmede aksini kararlaştırabilir.

Yargıtay 23. HD, E. 2015/2461, K. 2015/8326 sayılı kararında, sözleşmede münhasır yetki kararlaştırıldığında ve aksinin kararlaştırıldığına dair herhangi bir savunma ya da delil ileri sürülmeksizin davanın sözleşmede belirlenen mahkemede açıldığı hâllerde yetki itirazının reddedilerek esasa girilmesi gerektiğini ortaya koymuştur.

Sözleşmede Birden Fazla Mahkeme Belirlenmesi

Yetki sözleşmesiyle birden fazla mahkeme yetkili kılınabilir. Bu durumda davacı, yetkili kılınan mahkemelerden birini seçme hakkına sahiptir. Davacı bu mahkemelerin hiçbirinde dava açmazsa seçim hakkı davalıya geçer.

Yetki İtirazı: Usul ve Süre

Yetki sözleşmesiyle kurulan yetki kesin yetki niteliği taşımadığından mahkeme bunu kendiliğinden dikkate alamaz. HMK m. 19/2 uyarınca yetki itirazının cevap dilekçesinde ileri sürülmesi zorunludur; itirazda yetkili mahkemenin de bildirilmesi gerekmekte olup bu koşul yerine getirilmezse itiraz dikkate alınmaz. Süresinde ve usulüne uygun biçimde ileri sürülmeyen yetki itirazı dinlenilemez; bu durumda yetkisiz mahkeme yetkili hâle gelir (HMK m. 19/4).

Sulh hukuk mahkemelerinde görülen davalarda yetki itirazı, HMK m. 116/1-a uyarınca bir ilk itiraz niteliğinde olup ilk duruşma gününe kadar, o gün dahil, ileri sürülebilir. Bu belirleme sulh hukuk mahkemesine özgü somut olay bağlamında yapılmıştır.

Yargıtay 3. Hukuk Dairesi, E. 2017/1853, K. 2017/3898Kaynağı aç
3. Hukuk Dairesi         2017/1853 E.  ,  2017/3898 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ :SULH HUKUK MAHKEMESİ Taraflar arasındaki kira bedelinin tespiti davasının mahkemece yapılan yargılaması sonucunda, davanın kısmen kabulü yönelik olarak verilen hükmün, süresi içinde taraf vekillerince temyiz edilmesi üzerine; temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra, dosya içerisindeki kağıtlar okunup gereği düşünüldü: Y A R G I T A Y K A R A R I Dava, kira bedelinin tespiti istemine ilişkindir. Mahkemece davanın kısmen kabulü ile kira bedelinin 15.01.2012 tarihinden itibaren 9.000.-TL + KDV olarak tespitine karar verilmiş, hüküm taraf vekillerince temyiz edilmiştir. Davacılar vekili dilekçesinde; … Türk A.Ş. ile aralarında 15.1.2002 başlangıç tarihli ve 10 yıl süreli kira akdinin imzalandığını, 08.08.2011 tarihinde … Türk A.Ş.nin kiracılık hakkını Şok Marketler Tic.A.Ş. ye devrettiğini, mevcut şartlar ile kira sözleşmesinin yenilenmeyeceğinin davalı tarafa ihtarname ile bildirildiğini, davalının ise cevap vermediğini belirterek bu nedenle aylık kira bedelinin 15.01.2012 tarihinden itibaren aylık 14.750 TL+ KDV olarak tespitini talep etmiştir. Davalı vekili dilekçesinde; kira sözleşmesinin 19. Maddesinde " Sözleşmeden doğacak uyuşmazlıkların çözümünde Kadıköy Mahkemelerinin yetkili olduğu" şartının kararlaştırıldığını, davanın yetkisizlik nedeni ile reddedilmesi gerektiğini, talebin fahiş olduğunu davanın reddini savunmuştur. 6100 Sayılı …nun 17.maddesi "tacirler ve kamu tüzel kişileri, aralarında doğmuş veya doğabilecek bir uyuşmazlık hakkında, bir veya birden fazla mahkemeyi sözleşmeyle yetkili kılabilirler. Taraflarca aksi kararlaştırılmadıkça dava sadece sözleşmeyle belirlenen bu mahkemelerde açılır.” hükmü getirilmiştir. ( 1086 Sayılı HUMK'nun 22.maddesi) Ancak, yetki itirazında bulunmak için HMK'nun 19/2.maddesi gereğince "Yetkinin kesin olmadığı davalarda, yetki itirazının, cevap dilekçesinde ileri sürülmesi gerekir. Yetki itirazında bulunan taraf, yetkili mahkemeyi, birden fazla yetkili mahkeme varsa seçtiği mahkemeyi bildirir. Aksi takdirde yetki itirazı dikkate alınmaz." …nun 19/4.maddesinde; "Yetkinin kesin olmadığı davalarda, davalı, süresi içinde ve usulüne uygun olarak yetki itirazında bulunmazsa, davanın açıldığı mahkeme yetkili hale gelir" hükmü getirilmiştir. Yetki itirazı HMK nun 116/1-a maddesi uyarınca ilk itirazlardan olup davanın görüldüğü Sulh Hukuk Mahkemesine göre ilk duruşma gününe kadar (ilk duruşma günü dahil) ileri sürülebilir. Somut olayda; Davaya konu 15.01.2002 başlangıç tarihli kira sözleşmenin 19. maddesinde “İş bu sözleşmeden doğacak ihtilafların hallinde Kadıköy Mahkeme ve İcra Dairelerinin yetkili olduğu" hükmü yer almaktadır. 6100 Sayılı …nun 17.maddesi "tacirler ve kamu tüzel kişileri, aralarında doğmuş veya doğabilecek bir uyuşmazlık hakkında, bir veya birden fazla mahkemeyi sözleşmeyle yetkili kılabilirler. Taraflarca aksi kararlaştırılmadıkça dava sadece sözleşmeyle belirlenen bu mahkemelerde açılır.” hükmü getirilmiştir. Taraflar tacir olup sözleşmedeki yetki şartı geçerlidir. Bu nedenle, davalı vekili tarafından süresi içinde yapılan yetki itirazının Mahkemece kabul edilerek yetkisizlik kararı verilmesi gerekirken, davalının yetki itirazı reddedilip işin esasının incelenerek karar verilmesi doğru değildir. Hüküm bu nedenle bozulmalıdır. 2-) Bozma nedenine göre sair temyiz itirazlarının incelenmesine şimdilik gerek görülmemiştir. SONUÇ: Yukarıda birinci bentte açıklanan nedenlerle hükmün HUMK.nun 428. maddesi gereğince davalı yararına BOZULMASINA, ikinci bentte açıklanan nedenle taraf vekillerinin diğer temyiz itirazlarının incelenmesine şimdilik yer olmadığına, ve peşin alınan temyiz harcının istek halinde temyiz edene iadesine, 6100 sayılı HMK'nun geçici madde 3 atfıyla 1086 sayılı HUMK'nun 440.maddesi gereğince karar düzeltme yolu kapalı olmak üzere, 27/03/2017 gününde oybirliğiyle karar verildi.

Kesin yetki bulunmayan bir davada davalı tarafından süresinde ileri sürülmemiş yetki itirazını mahkeme kendiliğinden gözetemez. HMK m. 19/4 bu kuralı açıkça düzenlemektedir. Yargıtay 20. HD, E. 2017/5506, K. 2017/3030 sayılı kararında, kesin yetki durumu bulunmayan ve taraflarca yetki itirazı ileri sürülmeyen davada, geçerli bir yetki sözleşmesi mevcut olsa dahi davanın ilk açıldığı mahkemenin yetkili hâle geldiğine hükmetmiştir.

Yargıtay 20. Hukuk Dairesi, E. 2017/5506, K. 2017/3030Kaynağı aç
20. Hukuk Dairesi         2017/5506 E.  ,  2017/3030 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ :Ticaret Mahkemesi Taraflar arasındaki davada ….. 4. Asliye Ticaret ve …Asliye Ticaret Mahkemelerince ayrı ayrı yetkisizlik kararı verilmesi nedeni ile dosyada son karar Bölge Adliye Mahkemelerinin faaliyete geçmesinden sonra verilmiş ise de iki farklı Bölge Adliye Mahkemesinin yargı çevresinde kalan mahkemelerce karşılıklı olarak yetkisizlik kararı verilmiş olması ve 5235 sayılı Kanunun 36/3. maddesi gereğince Bölge Adliye Mahkemeleri hukuk dairelerinin görevinin yargı çevresi içerisinde bulunan adlî yargı ilk derece hukuk mahkemeleri arasındaki yetki ve görev uyuşmazlıklarını çözmek olduğundan yargı yerinin belirlenmesi için gönderilen dosya içindeki tüm belgeler incelendi, gereği düşünüldü: K A R A R Dava, hizmet sözleşmesi nedeniyle, ödenmeyen bedelin tahsili amacıyla yapılan takibe itirazın iptali istemine ilişkindir. … 4. Asliye Ticaret Mahkemesince; davanın, taraflar arasındaki yetki sözleşmesi ile yetkili kılınan …Mahkemelerinde görülmesi gerektiği gerekçesiyle yetkisizlik kararı verilmiştir. ….Asliye Ticaret Mahkemesince ise taraflarca doğacak anlaşmazlıklarda yetkili mahkeme …Mahkemeleri olarak kararlaştırılmışsa da; davalı tarafça yetki itirazında bulunulmadığı, kesin yetki de sözkonusu olmadığından mahkemece re'sen yetkisizlik kararı verilemeyeceği gerekçesiyle yetkisizlik kararı verilmiştir. 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanununun (HMK) 17. maddesinde "Tacirler veya kamu tüzel kişileri, aralarında doğmuş veya doğabilecek bir uyuşmazlık hakkında, bir veya birden fazla mahkemeyi sözleşmeyle yetkili kılabilirler. Taraflarca aksi kararlaştırılmadıkça dava sadece sözleşmeyle belirlenen bu mahkemelerde açılır." düzenlemesi yer almaktadır. Yetki sözleşmesi tacirler veya kamu tüzel kişileri arasında yapıldığı takdirde HMK'nın 17. maddesi uyarınca geçerlidir. Yalnızca tacirler ve kamu tüzel kişileri, aralarında doğmuş veya doğabilecek uyuşmazlık hakkında bir veya birden fazla mahkemeyi yetkili kılabilir. Bu yeni düzenleme, 01.10.2011 tarihinden sonra açılacak davalar bakımından uygulanmakla birlikte, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanununun (HMK) 19. maddesinin 2. bendi “Yetkinin kesin olmadığı davalarda, yetki itirazının, cevap dilekçesinde ileri sürülmesi gerekir. Yetki itirazında bulunan taraf, yetkili mahkemeyi; birden fazla yetkili mahkeme varsa seçtiği mahkemeyi bildirir. Aksi takdirde yetki itirazı dikkate alınmaz.” hükmünü içermektedir. Mahkemece re'sen yetkisizlik kararı verilebilecek haller, dava şartı olan, kesin yetki halleridir. HMK'nın 18. maddesi kesin yetkinin olduğu hallerde tarafların yetki sözleşmesi yapamayacaklarını açıkca düzenlemiştir. Bu nedenle yetki sözleşmesi kesin yetkinin olduğu hallerde yapılamaz. Yetki sözleşmesinin yapılmış olması da resen yetkisizlik kararı verilebilecek hallerden değildir. (11. HD 2016/15056 -2017/319 vb). Somut olayda, kesin yetki durumu bulunmadığından ve taraflar yetki itirazı ileri sürmediğinden, davanın ilk açıldığı … 4. Asliye Ticaret Mahkemesi yetkili hale gelmiştir. Bu durumda uyuşmazlığın, davanın ilk açıldığı … 4. Asliye Ticaret Mahkemesince görülüp çözümlenmesi gerekmektedir. SONUÇ: Yukarıda açıklanan nedenlerle; 6100 sayılı HMK’nın 21 ve 22. Maddeleri ile 5235 sayılı Kanunun 36/3.maddesi gereğince … 4. Asliye Ticaret Mahkemesinin YARGI YERİ OLARAK BELİRLENMESİNE 10/04/2017 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.

Her iki tarafın tacir olduğu ve sözleşmede yetki şartının yer aldığı davalarda süresinde yapılan yetki itirazının reddedilip işin esasına girilmesi bozma gerekçesi oluşturabilir. Yargıtay 3. HD, E. 2017/1853, K. 2017/3898 sayılı kararında, tarafların tacir olduğu ve sözleşmedeki yetki şartının geçerli olduğu bir davada süresinde yapılan yetki itirazının kabulüyle yetkisizlik kararı verilmesi gerekirken esasa girilmesinin doğru olmadığını hükme bağlamıştır.

Yargıtay 15. HD, E. 2016/2640, K. 2017/1245 sayılı kararında, geçerli yetki şartının bulunduğu davada mahkemece süresinde yapılan yetki itirazının kabulüne ve yetkisizlik nedeniyle davanın usulden reddine karar verilmesi gerekirken işin esası hakkında hüküm kurulmasını doğru bulmamıştır.

Yargıtay 15. Hukuk Dairesi, E. 2016/2640, K. 2017/1245Kaynağı aç
15. Hukuk Dairesi         2016/2640 E.  ,  2017/1245 K. "İçtihat Metni" Mahkemesi :Ticaret Mahkemesi Yukarıda tarih ve numarası yazılı hükmün temyizen tetkiki davalı vekili tarafından istenmiş ve temyiz dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşılmış, eksiklik nedeniyle mahalline iade edilen dosya ikmâl edilerek gelmiş olmakla dosyadaki kağıtlar okundu gereği konuşulup düşünüldü: – K A R A R – Dava, eser sözleşmesinin feshi nedeniyle, davalıya peşin ve senet karşılığı ödenmiş bulunan iş bedelinin istirdadı istemine ilişkin olup, yerel mahkemece davanın kabulüne dair verilen karar, davalı taraf vekilince temyiz edilmiştir. Davacı iş sahibi davalı yüklenici ile Workcube E-Business Portal Yazılımı ile yazılımın kurulumu, analiz, uyarlama, danışmanlık, eğitim ve yerinde ve uzaktan destek hizmetleri konusunda sözleşme yapıldığını bu amaçla 63.313,00 TL çekle ödeme yapıldığını ancak davalının sözleşmeden kaynaklanan yükümlülüklerini hiçbir surette yerine getirmediğini, Gaziantep 1. Noterliği'nin 08.01.2015 tarih 00580 Yevmiye nolu ihtarnamesiyle sözleşmenin feshedildiğini belirterek, bedelsiz kalan 68.313,00 TL'lik ödemenin davalıdan tahsilini istemiştir. Davalı vekili cevap dilekçesinde öncelikle yetki itirazında bulunup, sözleşmede belirlenen yetkili mahkemenin İstanbul Mahkemeleri olduğunu, yerleşim yerine göre davanın Asliye Ticaret Mahkemesi'nde açılması gerektiğini belirterek yetkisizlik kararı verilmesini istemiştir. Tacir olan taraflar arasında mevcudiyeti çekişme konusu olmayan 01.08.2014 Tarihli yazıl eser sözleşmesinin 11-e maddesinde anlaşmazlık halinde İstanbul Mahkemeleri ve İcra Dairelerinin yetkili olacağı hükme bağlanmıştır. 6100 sayılı HMK'nın 17. maddesine göre; “Tacirler veya kamu tüzel kişileri, aralarında doğmuş veya doğabilecek bir uyuşmazlık hakkında, bir veya birden fazla mahkemeyi sözleşmeyle yetkili kılabilirler. Taraflarca aksi kararlaştırılmadıkça dava sadece sözleşmeyle belirlenen bu mahkemelerde açılır.” ./.. s.2 15.H.D. 2016/2640 2017/1245 Yetki sözleşmesinin geçerli olabilmesi için gerekli koşulların mevcut olduğu, geçerli yetki şartının bulunduğu davada, mahkemece süresinde yapılan yetki itirazının kabulüne yetkisizlik nedeniyle davanın usulden reddine karar verilmesi gerekirken işin esası hakkında hüküm kurulması doğru olmamış, hükmün bozma nedenine göre sair temyiz itirazları incelenmeksizin davalı yararına bozulmasına karar vermek gerekmiştir. SONUÇ: Yukarıda açıklanan nedenlerle davalı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile kararın davalı yararına BOZULMASINA, ödediği temyiz peşin harcının istek halinde temyiz eden davalıya geri verilmesine, karara karşı tebliğ tarihinden itibaren 15 gün içinde karar düzeltme isteminde bulunulabileceğine 22.03.2017 gününde oybirliğiyle karar verildi.

Kambiyo Senetlerindeki Yetki Kaydı

Bonoya yazılan yetki kaydı HMK m. 17 anlamında yetki sözleşmesi niteliği taşır. Yargıtay 12. HD, E. 2014/12885, K. 2014/15819 sayılı kararında, takibe konu bonodaki yetki kaydının yetki sözleşmesi niteliğinde olduğunu ve borçlunun tacir olmadığının anlaşılması hâlinde HMK m. 17 gereği bu kaydın geçersiz sayılacağını; tacir olmayan borçlu yönünden yetki itirazının kabulü gerekirken reddedilmesinin isabetsiz olduğunu hükme bağlamıştır.

Yargıtay 12. Hukuk Dairesi, E. 2014/12885, K. 2014/15819Kaynağı aç
12. Hukuk Dairesi         2014/12885 E.  ,  2014/15819 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ : Ankara 4. İcra Hukuk Mahkemesi TARİHİ : 25/02/2014 NUMARASI : 2013/1141-2014/274 Yukarıda tarih ve numarası yazılı mahkeme kararının müddeti içinde temyizen tetkiki borçlu tarafından istenmesi üzerine bu işle ilgili dosya mahallinden daireye gönderilmiş olup, dava dosyası için Tetkik Hakimi . .. tarafından düzenlenen rapor dinlendikten ve dosya içerisindeki tüm belgeler okunup incelendikten sonra işin gereği görüşülüp düşünüldü : Alacaklı tarafından bonoya dayalı olarak kambiyo senetlerine mahsus haciz yoluyla başlatılan takibe karşı borçlunun, sair itiraz nedenleri ile birlikte Bolu İcra Müdürlüğü'nün yetkili olduğunu ileri sürerek yetki itirazı ile de icra mahkemesine başvurduğu, mahkemece, dayanak bonoda Ankara İcra Dairelerinin yetkili kılındığı gerekçesi ile yetki itirazının reddine karar verildiği görülmektedir. İİK.nun 50. maddesinin göndermesiyle takip tarihi itibariyle uygulanması gereken 6100 Sayılı HMK'nun yetkiye ilişkin hükümleri gereğince; bonoya dayalı olarak borçlunun ikametgahının bulunduğu yerdeki genel yetkili icra dairesinde (HMK 6.md.), bonoda öngörülen ödeme yerinde ve fakat 6102 Sayılı TTK'nun 777/3. (6762 Sayılı TTK'nun 689/3.) maddesine göre ödeme yeri gösterilmeyen bonoda düzenleme yerinin ödeme yeri olduğunun kabulü gerekeceğinden, bononun düzenleme yerinde icra takibi yapılabilir. 6100 Sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu ile yürürlükten kaldırılan 1086 Sayılı HUMK'nun 22. maddesinde; tarafların yetki sözleşmesi yapmak suretiyle yetkili olmayan bir mahkemenin yetkisini kabul edebilecekleri, buna göre tüzel kişilerin yanında gerçek kişilerin de yetki sözleşmesi yapabilecekleri düzenlenmiş bulunmakta idi. 6100 Sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun yetki sözleşmesini düzenleyen 17. maddesinde ise; "Tacirler veya kamu tüzel kişileri, aralarında doğmuş veya doğabilecek bir uyuşmazlık hakkında, bir veya birden fazla mahkemeyi sözleşmeyle yetkili kılabilirler. Taraflarca aksi kararlaştırılmadıkça dava sadece sözleşmeyle belirlenen bu mahkemelerde açılır" düzenlemesine yer verilmiştir. Görüldüğü üzere Hukuk Muhakemeleri Kanunu ile getirilen yeniliklerden bir tanesi de yetki sözleşmelerine ilişkin olup, yetki sözleşmesi düzenleyebilecek şahıslar sadece tacirler veya kamu tüzel kişileri olarak belirlenmiştir. Yetki sözleşmesine ilişkin olarak yapılan bu düzenlemede, tacirler veya kamu tüzel kişileri ile diğer kişiler yetki sözleşmesi yapmak açısından birbirinden ayırdedilmiştir. Tacirler veya kamu tüzel kişileri kendi aralarındaki hukuki ilişkilerde hukuken eşit konumda sayılabilirler. Buna karşılık tacirler veya kamu tüzel kişileri, gerçek kişiye göre daha güçlü konumda bulunmaktadır. Daha zayıf konumda olan kişilerin daha güçlü olan tacir veya kamu tüzel kişilerine karşı korunma ihtiyacının ortaya çıkması nedeniyle kanun koyucu böyle bir düzenlemeye gitmiştir. Ayrıca belirtmek gerekir ki, yeni düzenlemeye bakıldığında, tacirler veya kamu tüzel kişileri dışındaki diğer kişilerin, kendi aralarında yetki sözleşmesi yapmaları da kabul edilmemiştir. Söz konusu düzenleme ile ilgili olarak belirtilmesi gereken bir başka husus da yetki sözleşmesi yapılmasında tarafların tacir veya kamu tüzel kişisi olması aranmıştır. Diğer bir anlatımla, maddedeki tacirden anlatılmak istenen işin ticari nitelikte olması değil, tarafların kanunlarda tacir olarak tanımlanan kişilerden olmasıdır. Sözleşmenin konusunun ticari iş olması, gerçek kişilere yetki sözleşmesi yapma imkanı vermemektedir. HMK.nun 448. maddesi gereğince bu kanun hükümlerinin tamamlanmış işleri etkilememek kaydıyla (olayımızda tamamlanmış bir iş bulunmadığından) derhal uygulanacağı ilkesi de dikkate alındığında, itirazın, takip tarihi itibariyle yürürlükte olan HMK'nun 17. maddesi kapsamında değerlendirilmesi gerekmektedir. Somut olayda, takip dayanağı bonoda düzenleme yerinin ve muteriz borçlunun adresinin Bolu olduğu, ödeme emrinin de bu adreste borçluya tebliğ edildiği görülmektedir. Takibe konu bonoda Ankara Mahkemelerinin (İcra Dairelerinin) yetkili olduğunun yazılması, yetki sözleşmesi niteliğinde olup, borçlunun tacir olmadığı anlaşıldığından takip tarihi itibari ile yürürlükte olan 6100 Sayılı HMK'nun 17. maddesi gereğince yetki sözleşmesi geçersizdir. Öte yandan takibin Ankara’da yapılmasını gerektiren başkaca bir durum da söz konusu değildir. O halde mahkemece, muteriz borçlu yönünden yetki itirazının kabulüne karar verilmesi gerekirken yazılı gerekçe ile yetki itirazının reddi yönünde hüküm tesisi isabetsizdir. SONUÇ : Borçlunun temyiz itirazlarının kısmen kabulü ile mahkeme kararının yukarıda yazılı nedenlerle İİK'nun 366 ve HUMK’nun 428. maddeleri uyarınca (BOZULMASINA), bozma nedenine göre bu aşamada sair temyiz itirazlarının incelenmesine yer olmadığına, peşin alınan harcın istek halinde iadesine, ilamın tebliğinden itibaren 10 gün içinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere, 02/06/2014 gününde oybirliğiyle karar verildi.

Yargıtay 12. HD, E. 2016/11239, K. 2016/13194 sayılı kararında ise bonodaki yetki şartının tacir olan keşideci ve lehtar yönünden geçerli olduğunu, buna karşın tacir sıfatı taşımayan avalistlerin bu şartla bağlı olmadığını ve bu kişiler yönünden yetki itirazının kabulü gerekirken reddedilmesinin isabetsiz olduğunu vurgulamıştır.

Yargıtay 12. Hukuk Dairesi, E. 2016/11239, K. 2016/13194Kaynağı aç
12. Hukuk Dairesi         2016/11239 E.  ,  2016/13194 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ :İcra Hukuk Mahkemesi Yukarıda tarih ve numarası yazılı mahkeme kararının müddeti içinde temyizen tetkiki borçlular tarafından istenmesi üzerine bu işle ilgili dosya mahallinden daireye gönderilmiş olup, dava dosyası için Tetkik Hakimi … tarafından düzenlenen rapor dinlendikten ve dosya içerisindeki tüm belgeler okunup incelendikten sonra işin gereği görüşülüp düşünüldü : 1-Borçlu ….'nin temyiz itirazlarının incelenmesinde; Tarafların iddia ve savunmalarına, dosya içeriğindeki bilgi ve belgelere ve kararın gerekçesine göre borçlu ….'nin temyiz itirazlarının (REDDİNE); 2-Borçlular … ve …'ın temyiz itirazlarının incelenmesinde; Alacaklı tarafından keşidecisi …, avalisti … ve …'ın olduğu bonoya dayalı olarak başlatılan kambiyo senetlerine mahsus haciz yolu ile takipte, borçluların yetkiye itiraz ettiği, mahkemece yetki anlaşmasının geçerli olduğundan bahisle itirazın reddine karar verildiği görülmektedir. İİK'nun 50. maddesi göndermesiyle uygulanması gereken HMK'nun yetkiye ilişkin hükümleri uyarınca; bonoya dayalı olarak, borçlunun ikametgahının bulunduğu yerdeki genel yetkili icra dairesinde (HMK 6. md.), bonoda öngörülen ödeme yerinde ancak, TTK'nun 689/3. maddesine göre ödeme yeri gösterilmeyen bonoda, tanzim yerinin ödeme yeri olduğunun kabulü gerekeceğinden, bononun tanzim yerinde icra takibi yapılabilir. HMK'nun 17. maddesinde; "Tacirler veya kamu tüzel kişileri, aralarında doğmuş veya doğabilecek bir uyuşmazlık hakkında, bir veya birden fazla mahkemeyi sözleşmeyle yetkili kılabilirler. Taraflarca aksi kararlaştırılmadıkça dava sadece sözleşmeyle belirlenen bu mahkemelerde açılır" düzenlemesine yer verilmiş olmakla yetki sözleşmesini düzenleyebilecek şahıslar sadece tacirler veya kamu tüzel kişileri olarak belirlenmiştir. Somut olayda takip dayanağı bonoda tanzim yeri ile avalistlerin adreslerinin Kadıköy/İstanbul olduğu, bonoda yer alan İstanbul/Merkeze ilişkin yetki şartı tacir olan keşideci ve lehtar yönünden geçerli ise de; itiraz eden avalistler tacir sıfatına sahip olmadıklarından yetki şartı gerçek kişi avalistleri bağlamaz. O halde mahkemece, borçlu avalistler … ve … yönünden yetki itirazının kabulü gerekirken reddi yönünde hüküm tesisi isabetsizdir. SONUÇ : Borçlular … ve …'ın temyiz itirazlarının kabulü ile mahkeme kararının yukarıda (2) nolu bentte yazılı nedenlerle İİK'nun 366. ve HUMK’nun 428. maddeleri uyarınca (BOZULMASINA), peşin alınan harcın istek halinde iadesine, ilamın tebliğinden itibaren 10 gün içinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere, 04/05/2016 gününde oybirliğiyle karar verildi.

İcra Takibinde Yetki

Para veya teminat borcu için başlatılan icra takiplerinde yetkili icra dairesi, İİK m. 50 uyarınca HMK'nın yetkiye ilişkin hükümleri kıyas yoluyla belirlenir; buna ek olarak takibe esas olan sözleşmenin yapıldığı yerdeki icra dairesi de yetkilidir. İcra takibinde yetki itirazı, esas hakkındaki itirazla birlikte yapılır ve icra mahkemesi yetki meselesini öncelikle inceleyerek kesin biçimde karara bağlar.

2004 sayılı İCRA VE İFLAS KANUNU m. 50Kaynağı aç
Madde 50 – (Değişik: 3/7/1940-3890/1 md.) Para veya teminat borcu için takip hususunda Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanununun yetkiye dair hükümleri kıyas yolu ile tatbik olunur. Şu kadar ki, takibe esas olan akdin yapıldığı icra dairesi de takibe yetkilidir. Yetki itirazı esas hakkındaki itirazla birlikte yapılır. İcra mahkemesi tarafından önce yetki meselesi tetkik ve kati surette karara raptolunur. İki icra mahkemesi arasında yetki noktasından ihtilaf çıkarsa Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanununun 25 inci maddesi hükmü tatbik olunur. III. TATİLLER VE TALİKLER Tatiller: 1 – Bütün borçlular hakkında:

HMK Öncesi Tarihli Yetki Sözleşmelerinin Durumu

HMK 1 Ekim 2011 tarihinde yürürlüğe girmiştir. Bu tarihten önce imzalanan yetki sözleşmelerine hangi hukukun uygulanacağı konusunda Yargıtay içtihadında farklı yaklaşımlar bulunmaktadır. Yargıtay HGK, E. 2017/2253, K. 2018/1718 sayılı çoğunluk görüşünde belirleyici tarihin takip veya dava tarihi olduğu benimsenmiş; bu tarih itibarıyla HMK yürürlükte olduğundan tacir olmayan tarafı kapsayan yetki şartının geçersiz sayılması gerektiğine hükmedilmiştir. Bu karara karşı azınlık görüşü ise HMK'nın yürürlüğünden önce imzalanan senetlerdeki yetki şartının geçerli olduğu yönündedir. Öte yandan Yargıtay 23. HD, E. 2015/2461, K. 2015/8326 sayılı kararında, 1 Ekim 2011 öncesinde imzalanan sözleşmeler bakımından HUMK m. 22'nin esas alınması gerektiği ve sözleşmeyle yetkili kılınan mahkemelerin yanında genel ve özel yetkili mahkemelerin de yetkili olmayı sürdürdüğü yaklaşımını benimsemiştir. Bu iki yaklaşım arasındaki içtihat farkı, belirleyici tarihin sözleşme tarihi mi yoksa dava/takip tarihi mi olduğu noktasında düğümlenmektedir; HMK m. 448/1 ise HMK hükümlerinin tamamlanmış işlemleri etkilememek kaydıyla derhal uygulanacağını öngörmektedir.

Sözleşmeden Doğan Davalarda Yetki Sözleşmesi Yoksa

Sözleşmeden doğan uyuşmazlıklarda HMK m. 10/1 uyarınca sözleşmenin ifa edileceği yer mahkemesinde de dava açılabilir; bu kural genel yetki kurallarına ek bir seçenek sunar.

6100 sayılı HUKUK MUHAKEMELERİ KANUNU m. 10Kaynağı aç
MADDE 10- (1) Sözleşmeden doğan davalar, sözleşmenin ifa edileceği yer mahkemesinde de açılabilir. Mirastan doğan davalarda yetki

Yargı Yeri Belirlenmesi

Kesin yetki hâllerinde iki mahkemenin de yetkisizlik kararı verip bu kararların kanun yoluna başvurulmaksızın kesinleşmesi durumunda HMK m. 21/1-ç uyarınca yargı yeri belirlenmesi yoluna başvurulabilir.

6100 sayılı HUKUK MUHAKEMELERİ KANUNU m. 21Kaynağı aç
MADDE 21- (1) Aşağıdaki hâllerde, davaya bakacak mahkemenin tayini için yargı yeri belirlenmesi yoluna başvurulur: a) Davaya bakmakla görevli ve yetkili mahkemenin davaya bakmasına herhangi bir engel çıkarsa. b) İki mahkeme arasında yargı çevrelerinin sınırlarının belirlenmesi konusunda bir tereddüt ortaya çıkarsa. c) İki mahkeme de görevsizlik kararı verir ve bu kararlar kanun yoluna başvurulmaksızın kesinleşirse. ç) Kesin yetki hâllerinde, iki mahkeme de yetkisizlik kararı verir ve bu kararlar kanun yoluna başvurulmaksızın kesinleşirse. İnceleme yeri

Sıkça Sorulan Sorular

Yetki sözleşmesi hangi koşulların bir arada bulunması hâlinde geçerlidir?

Geçerli bir yetki sözleşmesi için her iki tarafın da tacir veya kamu tüzel kişisi olması, sözleşmenin yazılı biçimde yapılması, uyuşmazlığın kaynaklandığı hukuki ilişkinin belirli ya da belirlenebilir olması ve yetkili kılınan mahkeme veya mahkemelerin gösterilmesi gerekmektedir. Bunlara ek olarak kesin yetki hâllerinde ve tarafların serbestçe tasarruf edemeyeceği konularda yetki sözleşmesi yapılamaz.

Taraflardan yalnızca biri tacirse yetki sözleşmesi geçerli olur mu?

Hayır. HMK m. 17 kapsamında yetki sözleşmesinin geçerli sayılabilmesi için her iki tarafın da tacir veya kamu tüzel kişisi olması zorunludur. Yargıtay HGK bu çerçevede, maddedeki tacir kavramının işin ticari niteliğine değil tarafların kanuni statüsüne baktığını vurgulamıştır; ticari nitelikte bir sözleşmenin tarafı olunması gerçek kişiye bu imkânı tanımamaktadır.

Yetki itirazı hangi aşamada ve nasıl ileri sürülmelidir?

Kesin yetki hâllerinin dışında yetki itirazı cevap dilekçesinde ileri sürülmelidir. İtirazda yetkili mahkemenin bildirilmesi de zorunludur; bu koşul yerine getirilmezse itiraz dikkate alınmaz. Süresinde ve usulüne uygun yapılmayan yetki itirazı sonradan ileri sürülemeyeceği gibi mahkemece de kendiliğinden gözetilemez.

Mahkeme, taraflar yetki itirazı ileri sürmese de resen yetkisizlik kararı verebilir mi?

Kesin yetki hâlleri dışında mahkeme resen yetkisizlik kararı veremez. Yetki sözleşmesiyle kurulan yetki kesin yetki niteliği taşımadığından, davalı yetki itirazında bulunmamışsa dava başlangıçta açıldığı mahkemede görülmeye devam eder.

Bonodaki yetki kaydı geçerli bir yetki sözleşmesi sayılır mı?

Bonoya yazılan yetki kaydı HMK m. 17 anlamında yetki sözleşmesi niteliği taşır. Ancak geçerliliği taraf sıfatına göre belirlenir: keşideci tacir değilse bonodaki yetki kaydı HMK m. 17 gereği geçersizdir. Tacir olan keşideci ve lehtar açısından geçerli sayılan yetki şartı ise tacir sıfatı bulunmayan aval verenler bakımından bağlayıcı olmaz.

Sözleşmeden doğan bir davada yetki sözleşmesi yoksa hangi mahkemede dava açılabilir?

Sözleşmeden doğan uyuşmazlıklarda HMK m. 10/1 uyarınca sözleşmenin ifa edileceği yer mahkemesinde de dava açılabilir.

İki mahkemenin de yetkisizlik kararı vermesi hâlinde ne yapılabilir?

Kesin yetki hâllerinde iki mahkemenin de yetkisizlik kararı verip bu kararların kanun yoluna başvurulmaksızın kesinleşmesi durumunda HMK m. 21/1-ç uyarınca yargı yeri belirlenmesi yoluna başvurulabilir.

Hukuki uyarı: Bu içerik genel bilgilendirme amacı taşır; somut olay değerlendirmesi için avukata başvurulmalıdır.

Hazırlayan: Av. Erdal Ersoy

Avukat Erdal Ersoyİletişim ve randevu