HMK Madde 167 Davaların Ayrılması ve Şartları

by Avukat Erdal Ersoy
HMK Madde 167 Davaların Ayrılması ve Şartları

6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu m. 167 uyarınca mahkeme, yargılamanın iyi bir şekilde yürütülmesini sağlamak amacıyla, birlikte açılmış veya sonradan birleştirilmiş davaların ayrılmasına davanın her aşamasında karar verebilir. Ayrılma kararı taraflardan birinin talebi üzerine verilebileceği gibi mahkemece kendiliğinden de alınabilir ve mahkeme ayrılmasına karar verilen davalara bakmaya devam eder.

Yargıtay 9. Hukuk Dairesi, E. 2024/8763, K. 2024/10645Kaynağı aç
9. Hukuk Dairesi         2024/8763 E.  ,  2024/10645 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ : Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 34. Hukuk Dairesi SAYISI : 2024/237 E., 2024/779 K. KARAR : İstinaf başvurusunun esastan reddi İLK DERECE MAHKEMESİ : Ankara 31. İş Mahkemesi SAYISI : 2022/683 E., 2023/519 K. MAHKEMESİ : Ankara 12. İş Mahkemesi SAYISI : 2023/10 E., 2023/21 K. Taraflar arasındaki arabuluculuk tutanağının iptali ve işe iade davasından dolayı yapılan yargılama sonunda, İlk Derece Mahkemesince asıl ve birleşen davaların reddine karar verilmiştir. Kararın davacı vekili tarafından istinaf edilmesi üzerine, Bölge Adliye Mahkemesince davacı vekilinin istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiştir. Bölge Adliye Mahkemesi kararı davacı vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü: I. DAVA 1. Davacı vekili asıl dava dilekçesinde; davacının, davalı işyerinde resepsiyon görevlisi olarak 02.01.2018 tarihinden iş sözleşmesinin haksız olarak feshedildiği 19.12.2022 tarihine kadar çalıştığını, müvekkilin iş sözleşmesinin oldu bittiye getirilmek suretiyle ve planlı bir şekilde otele davet edilen bir arabulucu aracı kılınarak işverenin talepleri doğrultusunda düzenlenen arabuluculuk tutanağı ile feshedildiğini, iş sözleşmesini sonlandırma işleminin müvekkilinin gerçek iradesini yansıtmadığını ileri sürerek iş sözleşmesinin feshini içeren ihtiyari arabuluculuk anlaşma tutanağının iptaline karar verilmesini talep etmiştir. 2. Davacı vekili birleşen dava dilekçesinde; davacının iş sözleşmesinin 19.12.2022 tarihinde haksız ve usulsüz olarak feshedildiğini, daha önceden ayarlanan bir arabulucu ile sanki gerçek anlamda ortada taraflar arasında uzlaşarak yapılan iradi bir iş sözleşmesi feshi söz konusuymuş gibi tutanak hazırlatılıp davacıya imzalattırıldığını, iş sözleşmesi sonlandırma işleminin hem müvekkilinin gerçek iradesini yansıtmadığını hem de sözleşmesinin feshinde müvekkilinin herhangi bir kusurunun bulunmadığını ileri sürerek iş sözleşmesinin feshinin geçersizliğinin tespiti ile işe iadesine, somut davanın, bağlantılı olan Ankara 31. İş Mahkemesinin 2022/683 Esas sayılı dosyası ile birleştirilmesine karar verilmesini talep etmiştir. II. CEVAP 1.Davalı vekili asıl davaya cevap dilekçesinde; davacının, arabuluculuk sürecini iyiniyet kurallarına aykırı şekilde reddetmesini makul bulmanın mümkün olmadığını, bütün hesapları bizzat onaylayan ve haklarını bilen davacının arabuluculuk sürecine ilişkin iddialarını kabul etmediklerini, usulüne uygun olarak yapılan arabuluculuk süreci neticesinde tarafların … iradeleriyle anlaşmaya vardıklarını savunarak davanın reddini istemiştir. 2. Davalı vekili birleşen davaya cevap dilekçesinde; ihtiyari arabuluculuk yoluyla aralarındaki iş ilişkisini anlaşma ile sona erdirdiklerini, söz konusu arabuluculuk dosyasının davacının işe iade davasından doğabilecek haklarını da kapsadığını, taraflar arasında geçerli ve ilâm hükmündeki anlaşma belgesine rağmen açılan davanın başkaca bir hususun araştırılmasına dahi gerek olmadan reddine karar verilmesi gerektiğini belirterek davanın reddini istemiştir. III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile; taraflar arasında yapılan ihtiyari arabuluculuk görüşmeleri sonucunda imzalanan arabuluculuk tutanağının hata, hile ve ikrah gibi irade fesadına maruz kalınması nedeniyle imzalandığı hususunun dosya kapsamındaki delillerle ispatlanamadığı, davacının haklarını ve arabuluculuk tutanağını imzaladığında sonuçlarını bilebilecek durumda olduğu, ihtiyari arabuluculuk anlaşma belgesinin iptali talebinin reddi gerektiği, davacının ihtiyari arabuluculuk sürecinde iradesinin sakatlandığı hususunda ispat gerçekleşmediğinden arabuluculuk müzakeresi sonucu anlaşma sağlanan işe iade talebi yönünden de davanın dava şartı yokluğu nedeniyle reddine karar verilmesi gerektiği gerekçesiyle asıl ve birleşen davaların reddine karar verilmiştir. IV. İSTİNAF A. İstinaf Yoluna Başvuranlar İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı vekili istinaf başvurusunda bulunmuştur. B. İstinaf Sebepleri Davacı vekili istinafa başvuru dilekçesinde; davacının 02.01.2018 tarihinden iş sözleşmesinin davalı tarafından haksız olarak feshedildiği 19.12.2022 tarihine kadar görevini layıkıyla yerine getirdiğini, davalının, iş sözleşmesini haksız ve usulsüz olarak feshettiğini, davalı Şirketin sözde haksız olarak iş sözleşmesini feshettiği müvekkiline kıdem tazminatı ödediğini, davalı tarafından planlanan iş sözleşmesini sonlandırma işleminin davacının gerçek iradesini yansıtmadığını ve sözleşmenin feshinde müvekkilinin herhangi bir kusurunun söz konusu olmadığından, arabuluculuk tutanağının iptali ile müvekkilinin işine iade edilmesi gerektiğini, usulüne uygun bir arabuluculuk müzakeresinin/görüşmesinin dahi yapılmadığını, başvurucu işverenin işçi işveren uyuşmazlıkları için kanunen getirilen arabuluculuk uygulamasını kanuna karşı hile yapmak suretiyle uygulattığının görüldüğünü, arabuluculuk tutanağının 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun (6098 sayılı Kanun) 30 vd. maddelerinde yer alan hükümler nedeniyle (arabuluculuk tutanağı korku yaratmak suretiyle imzalatıldığından) iptali gerektiğini; dolayısıyla müvekkilinin de işe iadesinin gerektiğini belirterek istinaf yoluna başvurmuştur. C. Gerekçe ve Sonuç Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararıyla; ihtiyari arabuluculuk anlaşma tutanağına göre işçilik alacakları ile işe iade konusunda taraflarca anlaşma sağlandığı, işçinin işveren nezdinde hizmet dönemine ilişkin olarak anlaşılan kalemler hariç geçmiş dönem ücret, hafta tatili, yol ve yemek, ulusal … ve genel tatil, prim ve ikramiye, sosyal yardım, yıllık izin, fazla çalışma, asgari geçim indirimi, kötüniyet tazminatı, haksız fesih tazminatı, ayrımcılık tazminatı, maddi ve manevi tazminat alacağı bulunmadığının belirtildiği, toplam 51.772,30 TL ödeme konusunda mutabakat sağlandığı, işçinin işe iade talebinin bulunmadığı, buna bağlı parasal haklar ile işe iade sonrası boşta geçen süre ücreti ve işe başlatmama tazminatı taleplerinin olmadığı konusunda tutanağın düzenlendiği, ihtiyari arabulucunun tutanakta belirtilen adresi ile davalı işyeri adresinin aynı olmadığı, tutanak tarihi olan 20.12.2022 tarihli işyeri kamera kayıtlarının Mahkemece incelemeye alındığı, ses detayı olmayan kayıtlarda davacı ile muhasebeci olduğu belirtilen kişinin konuştukları ve el sıkışarak işçinin ayrıldığının görüldüğü, beyanlarına başvurulan tek tanığın da arabulucu görüşmesi konusunda görgüye dayalı bilgisi bulunmadığı gözetilerek ve imzaların geçerliliği konusunda da herhangi bir iddia olmadığından davacının iradesinin fesada uğratıldığının davacı tarafça ispat edilemediği, işe iade davası yönünden de ihtiyari arabuluculukta anlaşma sağlandığı göz önüne alınarak istinaf sebeplerine itibar edilmediği gerekçesiyle davacı vekilinin istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiştir. V. TEMYİZ A. Temyiz Yoluna Başvuranlar Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı vekili temyiz isteminde bulunmuştur. B. Temyiz Sebepleri Davacı vekili, istinaf dilekçesinde ileri sürdüğü sebepleri belirterek kararı temyiz etmiştir. C. Gerekçe 1. Uyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme Uyuşmazlık, ihtiyari arabuluculuk anlaşma belgesinin iptali davası ile birleşen işe iade davasının birlikte görülüp görülemeyeceği noktasında toplanmaktadır. 2. İlgili Hukuk 1.6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun (6100 sayılı Kanun) 369 uncu maddesinin birinci fıkrası ile 371 inci maddesi. 2. 6100 sayılı Kanun'un "Davaların ayrılması" kenar başlıklı 167 nci maddesi şu şekildedir: " (1) Mahkeme, yargılamanın iyi bir şekilde yürütülmesini sağlamak için, birlikte açılmış veya sonradan birleştirilmiş davaların ayrılmasına, davanın her aşamasında, talep üzerine veya kendiliğinden karar verebilir. Bu durumda mahkeme, ayrılmasına karar verilen davalara bakmaya devam eder. " 3. 6100 sayılı Kanun'un "Bekletici sorun" kenar başlıklı 165 inci maddesi ise şöyledir: "(1) Bir davada hüküm verilebilmesi, başka bir davaya, idari makamın tespitine yahut dava konusuyla ilgili bir hukuki ilişkinin mevcut olup olmadığına kısmen veya tamamen bağlı ise mahkemece o davanın sonuçlanmasına veya idari makamın kararına kadar yargılama bekletilebilir." 4. 7036 sayılı İş Mahkemeleri Kanunu'nun (7036 sayılı Kanun) 3 üncü maddesinin birinci ve ikinci fıkraları şu şekildedir: " (1) Kanuna, bireysel veya toplu iş sözleşmesine dayanan işçi veya işveren alacağı ve tazminatı ile işe iade talebiyle açılan davalarda, arabulucuya başvurulmuş olması dava şartıdır. (2) Davacı, arabuluculuk faaliyeti sonunda anlaşmaya varılamadığına ilişkin son tutanağın aslını veya arabulucu tarafından onaylanmış bir örneğini dava dilekçesine eklemek zorundadır. Bu zorunluluğa uyulmaması hâlinde mahkemece davacıya, son tutanağın bir haftalık kesin süre içinde mahkemeye sunulması gerektiği, aksi takdirde davanın usulden reddedileceği ihtarını içeren davetiye gönderilir. İhtarın gereği yerine getirilmez ise dava dilekçesi karşı tarafa tebliğe çıkarılmaksızın davanın usulden reddine karar verilir. Arabulucuya başvurulmadan dava açıldığının anlaşılması hâlinde herhangi bir işlem yapılmaksızın davanın, dava şartı yokluğu sebebiyle usulden reddine karar verilir." 5. 6325 sayılı Hukuk Uyuşmazlıklarında Arabuluculuk Kanunu'nun (6325 sayılı Kanun) 18 inci maddesinin beşinci fıkrası şöyledir: "(5) (Ek: 12/10/2017-7036/24 md.) Arabuluculuk faaliyeti sonunda anlaşmaya varılması hâlinde, üzerinde anlaşılan hususlar hakkında taraflarca dava açılamaz." 6. 6098 sayılı Kanun’un 27, 30, 39 ve 420 nci maddeleri. 7. 7036 sayılı Kanun'un 8 inci maddesinin birinci fıkrasının (a) bendi. 3. Değerlendirme 1.Somut uyuşmazlıkta davacı vekili, asıl dava dilekçesi ile davacının iradesinin sakatlandığını ileri sürerek iş sözleşmesinin feshini içeren ihtiyari arabuluculuk anlaşma tutanağının iptalini talep etmiş; birleşen dava ile iş sözleşmesini sonlandırma işleminin hem müvekkilinin gerçek iradesini yansıtmadığını hem de sözleşmenin feshinde müvekkilinin herhangi bir kusurunun söz konusu olmadığını belirterek iş sözleşmesinin feshinin geçersizliğinin tespiti ile işe iadesine, dava dosyasının, Ankara 31. İş Mahkemesinin 2022/683 Esas sayılı dava dosyası ile birleştirilmesine karar verilmesini talep etmiştir. Ankara 12. İş Mahkemesinin 10.01.2023 tarihli ve 2023/10 Esas, 2023/21 Karar sayılı kararı ile aralarında fiilî ve hukuki bağlantı bulunduğu gerekçesiyle işe iade davasının, Ankara 31. İş Mahkemesinin 2022/683 Esas sayılı davası ile birleştirilmesine karar vermiştir. 2. İlk Derece Mahkemesince davacının ihtiyari arabuluculuk sürecinde iradesinin sakatlandığı hususunda ispat gerçekleşmediği gerekçesiyle asıl davanın reddine ve arabuluculuk müzakeresi sonucu anlaşma sağlanan işe iade talebine ilişkin birleşen davanın da dava şartı yokluğu nedeniyle reddine karar verilmiştir. 3. Bölge Adliye Mahkemesince ise davacının iradesinin fesada uğratıldığının davacı tarafça ispat edilemediği, bu yönden somut delil ibraz edilemediği, işe iade davası yönünden de ihtiyari arabuluculukta anlaşma sağlandığı gerekçesiyle davacı vekilinin istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiştir. 4. Bilindiği gibi 6325 sayılı Kanun'un 18 inci maddesinin beşinci fıkrasına göre arabuluculuk faaliyeti sonucunda anlaşmaya varılması hâlinde anlaşılan hususlarda dava açılamaz. 5. Dairemizce yapılan değerlendirmede, anlaşma belgesinin veya anlaşmaya dair son tutanağın, anlaşılan hususlarda dava açılmasının önünde hukuki bir engel oluşturduğu sonucuna varılmıştır. 6325 sayılı Kanun'un 18 inci maddesinde açıkça ve emredici şekilde, anlaşılan hususlarda dava açılamayacağı öngörüldüğünden öncelikle bu engelin ortadan kaldırılması gerekmektedir. Kanun, anlaşma belgesinin varlığı karşısında bu belgede anlaşıldığı belirtilen hususlarda dava açılmasına imkân tanımamaktadır. Bu bakımdan anlaşma belgesinin iptaline karar verilmedikçe alacak yahut işe iade talebi ile açılan davaların esasına yönelik inceleme yapılması mümkün değildir. Anlaşma belgesinin geçersizliğini ileri süren taraf, bu belgenin iptalini ayrı bir dava ile talep edebileceği gibi anlaşma belgesinin iptali talebini, alacak veya işe iade talebi ile aynı davada da ileri sürebilir. 6. Davacının dava dilekçesinde anlaşma belgesinin geçersiz olduğunu ileri sürerek netice-i talep bölümünde alacak veya işe iade talep etmesi veya dava dilekçesinde anlaşma belgesinin geçersiz olduğunu ileri sürerek netice-i talep bölümünde anlaşma belgesinin iptali ile alacak veya işe iade talep etmesi durumunda tek bir dava vardır. Anlaşma belgesinin geçersizliği iddiası, açılan davada ön sorun olarak incelenir. Mahkemece, alacak veya işe iade davası ile ilgili hükümden ayrı olarak anlaşma belgesinin iptaline ilişkin bir hüküm kurulması sonucu değiştirmez. Alacak ya da işe iade davasında, cevap dilekçesinde geçerli bir anlaşma belgesi olduğunun savunulması durumunda da bu husus, davada ön sorun olarak ele alınır. Diğer bir ifade ile davacıya anlaşma belgesinin iptaline yönelik ayrı bir dava açılması için süre verilmesine gerek bulunmamaktadır. Kesinlik hususu ön soruna göre belirlenemeyeceğinden, temyiz incelemesi sırasında işe iade davası mahiyeti itibarıyla kesin kabul edilir, alacak davasında ise miktara göre kesinlik belirlenir. 7. Davacı tarafından anlaşma belgesinin geçersizliğinin tespiti ile alacak veya işe iade davası birlikte talep edilmediği veya açılan davada davalı tarafça geçerli bir anlaşma belgesinin varlığı ileri sürülmediği sürece, anlaşma belgesinin iptali hususunun, 6100 sayılı Kanun'un 163 üncü maddesi bağlamında ön sorun olarak ele alınması mümkün değildir. 8. Öte yandan; 25.10.2017 tarihli Resmî Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe giren 7036 sayılı Kanun'un 8 inci maddesinin birinci fıkrasının (a) bendi gereğince 4857 sayılı İş Kanunu'nun (4857 sayılı Kanun) 20 nci maddesi uyarınca açılan fesih bildirimine itiraz davalarında verilen kararlar hakkında temyiz yoluna başvurulamaz. 4857 sayılı Kanun'un geçici 1 inci maddesinin dördüncü fıkrasında da İlk Derece Mahkemeleri tarafından bu Kanun'un yürürlüğe girdiği tarihten önce verilen kararların karar tarihindeki kanun yoluna ilişkin hükümlere tâbi olduğu hususu düzenlenmiştir. Belirtilen düzenlemeler uyarınca ilk derece mahkemelerinden 25.10.2017 tarihinden sonra verilen işe iade davalarındaki kararlar hakkında bölge adliye mahkemesi kararları kesindir, bu kararlara karşı temyiz yoluna başvurulamaz. Tek başına anlaşma belgesinin iptali talebine ilişkin davalarda verilen kararlar ise Yargıtay denetimine tâbidir. Bu şekilde 25.10.2017 tarihinden sonra her iki davanın kanun yolu da birbirinden farklı hâle gelmiştir. 9. Her iki dava için kanunlarda yer alan düzenleme ve kanun yolları farklı olduğundan, arabuluculuk anlaşma belgesinin iptali davası ile işe iade davası ayrı ayrı açıldığında, bu davaların ayrı görülmesi ve arabulucuğun iptali davası bekletici mesele yapılarak sonucuna göre karar verilmesi gerekmektedir. 10. Somut uyuşmazlıkta; davacı tarafından işe iade davası ve arabuluculuk tutanağının iptali davaları ayrı ayrı açılmış olup işe iade davasında, arabuluculuk tutanağının iptali davasının sonucunun bekletici mesele yapılması gerkirken davaların birleştirilerek görülmeleri isabetsizdir. 11. 6100 sayılı Kanun'un 167 nci maddesi uyarınca yargılamanın iyi bir şekilde yürütülmesini sağlamak için aralarında bağlantı bulunsa bile davaların ayrılmasına, davanın her safhasında karar verilebilir. 12. Hâl böyle olunca Mahkemece, birleştirilen Ankara 12. İş Mahkemesinin 2023/10 Esas sayılı işe iade dava dosyası asıl davadan tefrik edilerek yeni bir esasa kaydedilmeli ve tefrik edilen davada, arabuluculuk anlaşma belgesinin iptali davası bekletici mesele yapılmalıdır. Davaların birlikte görülmesi usul ve kanuna aykırı olup bozmayı gerektirmiştir. VI. KARAR Açıklanan sebeplerle; 1. Temyiz olunan, İlk Derece Mahkemesi kararına karşı istinaf başvurusunun esastan reddine ilişkin Bölge Adliye Mahkemesi kararının ORTADAN KALDIRILMASINA, 2. İlk Derece Mahkemesi kararının BOZULMASINA, Peşin alınan temyiz karar harcının talep hâlinde davacıya iadesine, Dosyanın kararı veren İlk Derece Mahkemesine, bozma kararının bir örneğinin kararı veren Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine, 04.07.2024 tarihinde oy çokluğuyla karar verildi. K A R Ş I O Y Davacı işçi, asıl dava dilekçesi ile işveren tarafından süreci başlatılan ihtiyari arabuluculuk sonunda düzenlenen anlaşma tutanağının gerçek iradesini yansıtmaması nedeniyle iptalini istemiş, daha sonra birleşen dava ile işveren tarafından yapılan feshin geçersizliğinin tespitine ve işe iadesine karar verilmesini talep etmiştir. Mahkemece yapılan yargılama sonucunda asıl dava ile birleşen davanın reddine karar verilmiş, kararın davacı tarafından istinafı üzerine Bölge Adliye Mahkemesince istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiştir. Karar davacı tarafından temyiz edilmiştir. 7036 sayılı Kanun’un 11 inci maddesi ile 4857 sayılı Kanun’un 20 nci maddesinin üçüncü fıkrasında yapılan değişiklikle bölge adliye mahkemelerinin işe iade davalarına ilişkin verdiği kararlar kesin olup temyiz edilemez. Hangi gerekçe ile olursa olsun işe iade davası sonucu verilen karar kesin olduğuna göre, işe iadeye ilişkin anlaşma tutanağının geçersizliğinin tespitine ilişkin Bölge Adliye Mahkemesince verilen kararın da kesin olduğu kabul edilmelidir. Öncelikle temyiz isteğinin kesinlik nedeniyle reddi gerekirdi. Diğer yandan, 6100 sayılı Kanun’un 106 ncı maddesinin ikinci fıkrasına göre kanunda belirtilen durumlar dışında tespit davası açan davacı, dava açmakta hukuken korunmaya değer güncel bir yararının bulunduğunu açıkça ortaya koymak zorundadır. Bu nedenle diğer davalarda aranan hukuki yarar yanında tespit davası açan davacının, kendisi için söz konusu olan tehlike veya tereddütlü durumun ortaya çıkaracağı zararın ancak tespit davası ile giderilebileceğini ispat etmesi gerekir. Şayet davacı, kendisini tehdit eden tehlikenin tespit davası ile giderilebileceğini ispat ederse hukuki yararının varlığından söz edilebilir. Tespit davası ile elde edilecek hukuki koruma başka bir yolla veya başka bir davayla sağlanabiliyorsa bu konuda tespit davası açmakta hukuki yarar bulunmamaktadır. Bir dava içerisinde iddia veya savunma olarak ileri sürülebilecek hususlar da tespit davasının konusu olamaz (… Pekcanıtez, Pekcanıtez Usûl, İstanbul, On Beşinci Baskı, 2018, s. 976-977). Arabuluculuk anlaşma belgesinin iptaline yönelik dava niteliği itibarıyla bir tespit davasıdır. Bu dava ile borçlar hukuku sözleşmesi niteliğindeki anlaşmanın geçersizliğinin tespiti istenmektedir. Her tespit davasında olduğu gibi burada da davacı söz konusu davayı açmakta güncel hukuki yararının varlığını ortaya koymak durumundadır. Anlaşma belgesinin geçersizliğinin tespiti işe iade davasında ön sorun olarak incelenebildiğine göre tespit davası ile elde edilecek hukuki korumanın başka bir yol veya dava ile sağlanabildiği açıktır. Bu durumda davacının anlaşma belgesinin iptali istemiyle ayrı bir dava açmasında güncel hukuki yararının varlığından söz edilemez. Bir an güncel hukuki yararının bulunduğu kabul edilse bile birleşen işe iade davasında da arabuluculuk anlaşma belgesinin geçersizliği ileri sürüldüğüne göre artık arabuluculuk anlaşma belgesinin geçersizliğinin tespitinde güncel hukuki yarar kalmadığı gibi derdestlik dava şartı sorunu da ortaya çıkacaktır. Bu nedenle arabuluculuk anlaşma belgesinin iptaline ilişkin açılan davanın hukuki yarar yokluğu nedeniyle usulden reddedilmesi gerekir. Son olarak 6100 sayılı Kanun’un 168 inci maddesinin son fıkrası uyarınca birleştirme ve ayırma hususundaki kararlar tek başına bozma sebebi teşkil etmez. Yukarıda açıklanan sebeplerle sayın çoğunluğun kararın kesin olmadığı yönündeki görüşüne ve bozma gerekçesine katılamıyorum.

Davaların Ayrılmasının Hukuki Niteliği ve Mahkemenin Görevi

Davaların ayrılması kararı verildiğinde, usul ekonomisi gereğince mahkeme davaları başka bir mahkemeye göndermeyip davalara bizzat kendisi bakmayı sürdürür. Bu düzenleme ile yargılamanın daha sağlıklı yürütülmesi hedeflenir.

Davalar arasında hukuki veya fiilî bağlantı bulunsa dahi, yargılamanın iyi bir şekilde yürütülmesini sağlamak amacıyla davanın her safhasında davaların ayrılmasına karar verilebilir.

Davaların Ayrılmasını Gerektiren Haller

Mahkemelerin görev alanına ilişkin kurallar kamu düzenindendir. Bu kapsamda genel mahkemenin görevine giren elatmanın önlenmesi ve ecrimisil davası ile tüketici mahkemesinin görev alanına giren birleştirilmiş davaların kamu düzenine ilişkin görev kuralı gözetilerek ayrılması ve yargılamanın bundan sonra sürdürülmesi gerekir.

Farklı yargılama usullerine tabi olan ve hüküm sonuçları birbirinden farklılaşan taleplerin birlikte görülmesi usule aykırıdır. Nitekim İcra ve İflas Kanunu m. 235/3 uyarınca basit yargılama usulüne tabi kayıt kabul istemi ile yazılı yargılama usulüne tabi itirazın iptali istemli davaların tefrik edilerek tabi oldukları yargılama usulüne göre ayrı yürütülmesi zorunludur.

Yargıtay 6. Hukuk Dairesi, E. 2023/210, K. 2024/577Kaynağı aç
6. Hukuk Dairesi         2023/210 E.  ,  2024/577 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ : … Bölge Adliye Mahkemesi 9. Hukuk Dairesi Taraflar arasındaki itirazın iptali ve kayıt kabul davasından dolayı yapılan yargılama sonunda, İlk Derece Mahkemesince davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir. Kararın davacı vekili ve müflis adına davalı iflas idaresi vekili tarafından istinaf edilmesi üzerine, Bölge Adliye Mahkemesince başvurunun esastan reddine karar verilmiştir. Bölge Adliye Mahkemesi kararı davacı vekili ve müflis adına davalı iflas idaresi vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü: I. DAVA Davacı vekili dava dilekçesinde; davacı müvekkilinin davalı şirketle imzalanan kredi sözleşmesi gereği alacaklı olduğunu, davalı gerçek kişinin ise kredi sözleşmesinde müşterek borçlu, müteselsil kefil olduğunu, kullandırılan kredilerin yapılan ihtara rağmen geri ödenmemesi üzerine asıl borçlu ve müşterek borçlu müteselsil kefil aleyhine icra takibi başlatıldığını, davalıların takip konusu faiz alacağına ve faiz oranına itirazı üzerine takibin durduğunu, yapılan bu itirazın hukuki dayanaktan yoksun olduğunu öne sürerek itirazın iptali ile icra inkar tazminatına hükmedilmesini talep etmiş; yargılama sırasında davalı şirketin iflas etmesi üzerine bu şirket yönünden davaya kayıt kabul davası olarak devam edilmiştir. II. CEVAP Davalılar davaya cevap vermemiştir. III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile asıl alacağa takip tarihinden itibaren %39 temerrüt faizi uygulanmak kaydıyla tahsilde tekerrür olmamak kaydıyla davalı gerçek kişi yönünden davanın kısmen kabulü ile itirazın iptaline ve davalı aleyhine icra inkar tazminatına hükmedilmesine; davalı müflis şirket yönünden davanın kısmen kabulü ile alacağın iflas masasına kayıt ve kabulüne karar verilmiştir. IV.İSTİNAF A. İstinaf Yoluna Başvuranlar İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı vekili ve davalı müflis adına iflas idaresi vekili istinaf başvurusunda bulunmuştur. B. İstinaf Sebepleri 1. Davacı vekili istinaf dilekçesinde; hükme esas alınan bilirkişi raporunda banka hesabından farklı ve hatalı faiz hesabı yapıldığını, ihtarname olmadan alacağın muaccel olduğunu ve muacceliyetten itibaren ödemeye kadar temerrüt faizi uygulanacağını, müvekkili bankanın ise anapara ve işleyen faizi ayrı ayrı belirttiğini, ileri sürerek kararın kaldırılmasını istemiştir. 2. Davalı iflas idaresi vekili istinaf dilekçesinde; ihtarname tebliğinin usulsüz olduğunu, rapordaki faiz oranı ve uygulaması ile yapılan hesaplamanın hatalı olduğunu, teminat husususun araştırılmadığını ileri sürerek kararın kaldırılmasını istemiştir. C. Gerekçe ve Sonuç Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile ilk derece mahkemesi kararının usul ve yasaya uygun olduğu gerekçesiyle istinaf başvurularının ayrı ayrı esastan reddine karar verilmiştir. V. TEMYİZ A. Temyiz Yoluna Başvuranlar Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı vekili ve davalı iflas idaresi vekili temyiz isteminde bulunmuştur. B. Temyiz Sebepleri Taraf vekilleri temyiz dilekçesinde; istinaf dilekçesinde ileri sürdüğü sebepleri temyiz nedeni olarak ileri sürmüştür. C. Gerekçe 1. Uyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme Uyuşmazlık, itirazın iptali davasında davalılardan biri olan şirketin iflası nedeniyle kayıt kabul davası ile itirazın iptali davasının birlikte görülüp sonuçlandırılmasına ilişkindir. 2. İlgili Hukuk 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanununun 369 ncu maddesinin birinci fıkrası ile 370 ve 371 nci maddeleri, 2004 sayılı İcra ve İflas Kanununun 195 nci, 223 ncü ve 235 nci maddeleri. 3-Değerlendirme 3.1. Dava, alacağın tahsili için başlatılan icra takibinde davalıların itirazlarının iptali istemine ilişkin olup, davalılardan … Yağ Yem San. Ve Tic. Ltd. Şti.'nin eldeki davanın devamı esnasında … 1. Asliye Ticaret Mahkemesinin 2014/3024 Esas sayılı dosyası üzerinden 23.11.2016 tarihinde iflasına karar verilmesi ile bu davalı açısından İİK'nın 235. maddesi uyarınca kayıt kabul istemine dönüşmüştür. 3.2.Kayıt kabul istemini içeren davalar, İİK'nın 235/3. madde hükmü uyarınca basit yargılama usulüne tabi olup, itirazın iptali istemli dava ise, yazılı yargılama usulüne tabidir. Ayrıca her iki davada verilecek hüküm sonuçları birbirinden farklıdır. 3.3. Bu nedenle HMK'nın 167. maddesi gereğince; mahkeme, yargılamanın iyi bir şekilde yürütülmesini sağlamak için, birlikte açılmış veya sonradan birleştirilmiş davaların ayrılmasına, davanın her aşamasında, talep üzerine veya kendiliğinden karar verebilir. 3.4.Bu durumda, mahkemece davalı müflis şirket ile diğer davalı hakkındaki davanın farklı yargılama usulüne tâbi olduğu gözetilerek davalı müflis ile ilgili davanın tefriki ile ayrı bir esasa kaydı ve tâbi olduğu usule göre yargılamanın yürütülmesi gerekirken, davaların birlikte görülerek yazılı şekilde hüküm kurulması doğru olmamıştır. 4-Bozma nedenine göre, taraf vekillerinin temyiz itirazlarının şimdilik incelenmesine gerek görülmemiştir. VI. KARAR Açıklanan sebeplerle; 1. Temyiz olunan, İlk Derece Mahkemesi kararına karşı istinaf başvurusunun esastan reddine ilişkin Bölge Adliye Mahkemesi kararının ORTADAN KALDIRILMASINA, 2. İlk Derece Mahkemesi kararının BOZULMASINA, 3.Bozma nedenine göre taraf vekillerinin temyiz itirazlarının şimdilik incelenmesine yer olmadığına, Peşin alınan harcın istek halinde temyiz eden davalıya iadesine, Dosyanın kararı veren İlk Derece Mahkemesine, bozma kararının bir örneğinin kararı veren Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine, 12.02.2024 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.

Tabi oldukları kanun yolu ve denetim rejimleri farklı olan davaların birlikte görülmesi usule aykırıdır. Arabuluculuk anlaşma belgesinin iptali davasının temyiz kanun yoluna tabi olması, 7036 sayılı İş Mahkemeleri Kanunu m. 8/1-a uyarınca işe iade davasının ise bölge adliye mahkemesi aşamasında kesinleşmesi nedeniyle bu davalar ayrı açılmışsa birleştirilmemeli; tefrik edilerek arabuluculuğun iptali davası 6100 sayılı Kanun m. 165 uyarınca bekletici mesele yapılmalıdır.

İş kazası sonucu manevi tazminat istemi ile işçilik alacağı isteminin tabi olduğu inceleme yöntemleri ve esas alınacak değerlendirme kıstasları birbirinden tamamen farklıdır. Yargılamanın sağlıklı yürütülmesi için bu taleplerin ayrılarak görülmesi gerekir.

Farklı işyerlerine sahip işverenlere karşı açılan hizmet tespiti davasında davalılar arasında mecburi dava arkadaşlığı bulunmadığından, yargılamanın sağlıklı yürütülmesi amacıyla davanın her bir işveren yönünden tefrik edilmesi gerekir.

Tasarrufun iptali davalarında tasarrufların bağımsız olması, taraf ve taşınmaz sayısının çokluğu halinde, yargılamanın sağlıklı yürütülmesi amacıyla davalıların veya taşınmazların belirli gruplar halinde ayrılmasına karar verilmesi gerekir.

Mal rejiminin tasfiyesi davasında, eşten kazandırma veya devralan üçüncü kişi aleyhindeki alacak talebi hakkında 6100 sayılı Kanun m. 167 uyarınca ayırma kararı verilerek davanın ayrı bir esasa kaydedilmesi ve borçlu eski eşten katılma alacağının tahsil edilebilme durumunun m. 165/1 gereğince bekletici sorun yapılması gerekir.

Davaların Ayrılmasının Mümkün Olmadığı Haller

Aralarında fiili ve hukuki irtibat bulunan ve birlikte çözümlenmesi gereken istemlerde yasal koşullar oluşmadan tefrik kararı verilemez.

Dönemsel hizmet tespiti davası kapsamında yer alan tek bir çalışma gününün tespiti talebi asıl istemin içerisinde zaten yer aldığından, bu talebin tefrik edilmesinde 6100 sayılı Kanun m. 167 ile elde edilmek istenen amaç gerçekleşmez; benzer olgulara dayalı bu istemler ayrılamaz.

Davaların Ayrılması Kararına Karşı Kanun Yolu

Bölge Adliye Mahkemesince verilen davaların ayrılması kararları, 6100 sayılı Kanun m. 353/1-a-5 bendi kapsamında kesin niteliktedir. Bu kararlara karşı temyiz yoluna başvurulamaz ve yapılan temyiz istemleri reddedilir.

Yargıtay 2. Hukuk Dairesi, E. 2023/7878, K. 2024/4388Kaynağı aç
2. Hukuk Dairesi         2023/7878 E.  ,  2024/4388 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ : Van Bölge Adliye Mahkemesi 4. Hukuk Dairesi SAYISI : 2022/1128 E., 2023/807 K. KARAR : Başvurunun esastan reddi İLK DERECE MAHKEMESİ : Erciş 2. Asliye Hukuk (Aile) Mahkemesi SAYISI : 2020/82 E., 2022/149 K. Taraflar arasındaki boşanma, ziynet ve çeyiz eşyası alacağı davasından dolayı yapılan yargılama sonunda İlk Derece Mahkemesince davanın kabulüyle tarafların boşanmalarına, boşanmanın fer'îlerine ve kadının ziynet ve çeyiz eşyası alacağının ise kısmen kabulüne karar verilmiştir. Kararın davalı erkek vekili tarafından istinaf edilmesi üzerine, Bölge Adliye Mahkemesince boşanma ve fer'îlerine yönelik yapılan istinaf başvurusunun esastan reddine, erkeğin ziynet ve çeyiz eşyasına yönelik istinaf talebinin ise dosyadan tefrikine karar verilmiştir. Bölge Adliye Mahkemesi kararı davalı erkek vekili tarafından temyiz edilmekle yapılan ön inceleme sonucunda; Bölge Adliye Mahkemesince verilen tefrik kararı 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun (6100 sayılı Kanun) 353 üncü maddesinin birinci fıkrasının (a) bendinin, 5 inci alt bendi kapsamında olup bu maddede davaların ayrılmasına yönelik kararların kesin nitelikte olduğu açıkça belirtilmiştir. Davalı erkek vekili tarafından temyiz isteminde bulunulan Bölge Adliye Mahkemesi kararı 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 353 üncü maddesinin birinci fıkrasının (a) bendinin 5 inci alt bendine göre kesin nitelikte olduğundan, Davalı erkeğin ziynet ve çeyiz alacağı davasına yönelik tefrik kararına ilişkin temyiz dilekçesinin reddine karar vermek gerekmiştir. Davalı erkek vekilinin reddedilen yön dışında gerekli şartları taşıdığı anlaşılan temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü: I. DAVA Davacı kadın vekili dava dilekçesinde özetle; erkeğin kök ailesinin etkisinde alarak kadını ikinci plana attığını, erkeğin annesinin psikolojik şiddetine engel olmadığını, hakaretlerine ses çıkarmadığını, kadına fiziksel şiddet uyguladığını, küçük sebeplerden dolayı kafva çıkardığını, kadının bu baskılara dayanamayarak baba evine dönmek zorunda kaldığını ileri sürerek 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu'nun (4721 sayılı Kanun) 166 ncı maddesinin birinci fıkrası uyarınca tarafların boşanmalarına, kadın yararına dava sonunda yoksulluk nafakasına dönüştürülmek üzere dava tarihinden itibaren tedbiren aylık 1.000,00 TL tedbir nafakası ödenmesine, nafakalara ÜFE oranında artırım uygulanmasına, ev ve kişisel eşyalarının kadına iadesine, düğünde takılan ziynet eşyalarının da kadına aynen iadesine bu mümkün değilse 50.000,00 TL ziynet eşyalarının bedelinin kadına ödenmesine, kadın yararına yasal faizi ile birlikte 100.000,00 TL maddî ve 100.000,00 TL manevî tazminata hükmedilmesine karar verilmesi mahkememizden talep ve dava olunmuştur. II. CEVAP Usulüne uygun tebligata rağmen davalı erkek davaya süresinde cevap dilekçesi sunmamıştır. III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile; erkeğin kadına birden fazla defa fiziksel şiddet uyguladığı ve şerefsiz diyerek hakaret ettiği, erkeğin süresinde cevap dilekçesi sunmaması nedeniyle kadına yüklenebilecek bir kusur olmadığı, böylece boşanmaya neden olan olaylarda erkeğin tam kusurlu olduğu gerekçesiyle davanın kabulüne, 4721 sayılı Kanun'un 166 ncı maddesinin birinci fıkrası uyarınca tarafların boşanmalarına, yasal şartları oluştuğu gerekçesiyle kadın yararına 25.000,00 TL maddî, 20.000,00 TL manevî tazminat ödenmesine, kadın yararına aylık 250,00 TL tedbir nafakası ile kadının boşanmakla yoksulluğa düşecek olması nedeniyle kararın kesinleşmesinden sonra aylık 700,00 TL yoksulluk nafakası ödenmesine, kadının ziynet ve çeyiz eşyası alacağı taleplerinin ise kısmen kabulüne karar verilmiştir. IV. İSTİNAF A. İstinaf Yoluna Başvuranlar İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davalı erkek vekili istinaf başvurusunda bulunmuştur. B. İstinaf Sebepleri Davalı erkek vekili istinaf dilekçesiyle; İlk Derece Mahkemesi kararının kusur belirlemesi, nafaka ve tazminatlar ile kadının kısmen kabul edilen ziynet ve çeyiz eşyası talepleri yönünden kaldırılmasına karar verilmesini talep etmiştir. C. Gerekçe ve Sonuç Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile; erkeğin kadına birden fazla defa şiddet uyguladığı, hakaret ettiği ve eve gelmediği, böylece İlk Derece Mahkemesince erkeğin tam kusurlu olduğu yönünden yapılan belirlemenin doğru olduğu, kadına verilen tazminatların az olduğu ancak kadının istinaf yoluna başvurmadığı, erkeğin maddî ve manevî tazminatlar ile nafakalara yönelik istinaf itirazlarının yerinde olmadığı gerekçesiyle erkeğin kusur belirlemesi ile nafaka ve tazminatlara yönelik istinaf itirazlarının esastan reddine, ziynet ve çeyiz eşyalarına yönelik istinaf itirazlarının ise dosyadan tefrikine karar verilmiştir. V. TEMYİZ A. Temyiz Yoluna Başvuranlar Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davalı erkek vekili temyiz isteminde bulunmuştur. B. Temyiz Sebepleri Davalı erkek vekili temyiz dilekçesinde özetle; boşanmaya neden olan olaylarda kadının kusurlu olduğunu, kadının somut delilleri olmadığını, buna rağmen erkeğe kusur yüklenmesinin hatalı olduğunu, yüksek miktarda nafaka ve tazminata karar verilmesinin hatalı olduğunu, erkeğin miktarları ödeyecek gücü olmadığını, yakın zamanda işten çıkarıldığını, kadının ziynet ve çeyiz eşyası taleplerinin kabulüne ilişkin şartların gerçekleşmediğini ileri sürerek, kararın kusur belirlemesi, kadın yararına hükmedilen nafaka ve tazminatlar ile bunların miktarı ile kadının kısmen kabul edilen çeyiz ve ziynet eşyası davası yönünden bozulmasına karar verilmesini talep etmiştir. C. Gerekçe 1. Uyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme Uyuşmazlık, davacı kadın tarafından açılan boşanma davasında taraflar arasında ortak hayatı temelinden sarsacak derecede ve birliğin devamına imkan vermeyecek nitelikte erkekten kaynaklı bir geçimsizlik bulunup bulunmadığı, kadın yararına tazminat ve nafaka verilmesine ilişkin şartlarının gerçekleşip gerçekleşmediği, gerçekleşmiş ise nafaka ve tazminat miktarının yüksek olup olmadığı noktasında toplanmaktadır. 2. İlgili Hukuk 4721 sayılı Kanun'un 4 üncü maddesi, 166 ncı maddesinin birinci ve ikinci fıkrası, 169 uncu maddesi, 174 üncü maddesinin birinci ve ikinci fıkrası, 175 inci maddesi, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun (6100 sayılı Kanun) 369 uncu maddesinin birinci fıkrası ile 370 ve 371 inci maddesi, 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun 50 nci ve 51 inci maddeleri. 3. Değerlendirme 1.Bölge Adliye Mahkemelerinin nihai kararlarının bozulması 6100 sayılı Kanun'un 371 inci maddesinde yer alan sebeplerden birinin varlığı hâlinde mümkündür. 2.Temyizen incelenen karar, tarafların karşılıklı iddia ve savunmalarına, dayandıkları belgelere, uyuşmazlığa uygulanması gereken hukuk kuralları ile hukuki ilişkinin nitelendirilmesine, dava şartlarına, yargılama ve ispat kuralları ile kararda belirtilen gerekçelere göre usul ve kanuna uygun olup davalı erkek vekilince temyiz dilekçelerinde ileri sürülen nedenler kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte görülmemiştir. VI. KARAR Açıklanan sebeple; 1.Davalı erkek vekilinin ziynet ve çeyiz alacağı davasının tefrikine yönelik temyiz dilekçesinin REDDİNE, 2. Davalı erkek vekilinin diğer hususlara yönelik temyiz itirazlarının incelenmesine gelince; Temyiz olunan Bölge Adliye Mahkemesi kararının 6100 sayılı Kanun'un 370 inci maddesinin birinci fıkrası uyarınca ONANMASINA, Aşağıda yazılı temyiz giderinin temyiz edene yükletilmesine, Dosyanın İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine,10.06.2024 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.

Aynı yargı çevresinde yer alan aynı düzey ve sıfattaki hukuk mahkemelerinde görülmekte olan davalar yönünden verilen birleştirme ve ayırma hususundaki ilk derece mahkemesi kararlarına karşı istinaf yoluna, bölge adliye mahkemesi kararları hakkında ise temyiz yoluna ancak asıl hükümle birlikte gidilebilir. Bu husus tek başına, bölge adliye mahkemesinde hükmün kaldırılarak esastan incelenmesi ya da Yargıtayda bozma sebebi teşkil etmez.

6100 sayılı HUKUK MUHAKEMELERİ KANUNU m. 168Kaynağı aç
MADDE 168- (1) Aynı yargı çevresinde yer alan aynı düzey ve sıfattaki hukuk mahkemelerinde görülmekte olan davalar yönünden verilen birleştirme ve ayırma hususundaki ilk derece mahkemesi kararlarına karşı istinaf yoluna; bölge adliye mahkemesi kararları hakkında ise temyiz yoluna, ancak hükümle birlikte gidilebilir. Şu kadar ki, bu husus tek başına, bölge adliye mahkemesinde hükmün kaldırılarak esastan incelenme; Yargıtayda ise bozma sebebi teşkil etmez. BEŞİNCİ AYIRIM İsticvap Konusu

Sıkça Sorulan Sorular

Davaların ayrılması davanın hangi aşamasında kararlaştırılabilir?

6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu m. 167 uyarınca mahkeme, yargılamanın iyi bir şekilde yürütülmesini sağlamak amacıyla birlikte açılmış veya sonradan birleştirilmiş davaların ayrılmasına davanın her aşamasında talep üzerine veya kendiliğinden karar verebilir.

Davaların ayrılması halinde dava dosyası başka bir mahkemeye gönderilir mi?

Hayır, ayrılmasına karar verilen davalar başka bir mahkemeye gönderilmez; usul ekonomisi gereğince ayırma kararını veren mahkeme ayrılan davalara bizzat bakmayı sürdürür.

Aralarında bağlantı bulunan davalar ayrılabilir mi?

Evet, aralarında hukuki veya fiilî bağlantı bulunsa dahi yargılamanın iyi bir şekilde yürütülmesini temin etmek amacıyla davanın her safhasında davaların ayrılmasına karar verilebilir.

Bölge Adliye Mahkemesince verilen tefrik kararına karşı temyize başvurulabilir mi?

Hayır, Bölge Adliye Mahkemesince verilen davaların ayrılması kararları 6100 sayılı Kanun m. 353/1-a-5 uyarınca kesin nitelikte olduğundan bu kararlara karşı temyiz kanun yoluna başvurulamaz.

İş kazası tazminatı ile işçilik alacağı aynı davada birlikte görülebilir mi?

Hayır, iş kazası sonucu manevi tazminat istemi ile işçilik alacağı isteminin tabi olduğu inceleme yöntemleri ve esas alınacak değerlendirme kıstasları birbirinden tamamen farklı olduğundan bu davaların ayrılarak görülmesi gerekir.

Farklı yargılama usullerine tabi talepler birlikte açılabilir mi?

Basit yargılama usulüne tabi bir talep ile yazılı yargılama usulüne tabi bir istemin birlikte görülmesi usule aykırı olduğundan, mahkemece davaların tefrik edilerek her birinin tabi olduğu usule göre ayrı yürütülmesi gerekir.

Hukuki uyarı: Bu içerik genel bilgilendirme amacı taşır; somut olay değerlendirmesi için avukata başvurulmalıdır.

Hazırlayan: Av. Erdal Ersoy

Avukat Erdal Ersoyİletişim ve randevu