5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun 128. maddesi uyarınca, idari makamlara ya da adli mercilere sunulan dilekçelerde veya yapılan sözlü beyanlarda, iddia ve savunma hakkı çerçevesinde muhataplara somut olgular isnat edilmesi yahut aleyhte nitelemelerde bulunulması cezalandırılmaz. Bununla birlikte söz konusu muafiyetten yararlanabilmek için yöneltilen isnat ve değerlendirmelerin uyuşmazlık konusuyla doğrudan bağlantılı bulunması ve somut gerçekliğe dayanması zorunludur.
5237 sayılı TÜRK CEZA KANUNU m. 128Kaynağı aç
yapılan yazılı veya sözlü başvuru, iddia ve savunmalar kapsamında, kişilerle
ilgili olarak somut isnadlarda ya da olumsuz değerlendirmelerde bulunulması
halinde, ceza verilmez. Ancak, bunun için isnat ve değerlendirmelerin, gerçek
ve somut vakıalara dayanması ve uyuşmazlıkla bağlantılı olması gerekir.
Haksız fiil nedeniyle veya karşılıklı hakaret
Dokunulmazlığın Hukuki Niteliği ve Beraat Kararı
5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun 128. maddesinde düzenlenen iddia ve savunma dokunulmazlığı, hakaret suçunda hukuka uygunluk sebebi niteliği taşır. Bu kapsamda kalan eylemler sebebiyle sanık hakkında ceza verilmesine yer olmadığı kararı verilmesi hukuka aykırılık oluşturur. 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu'nun 223. maddesinin 2. fıkrasının (d) bendi gereğince sanık hakkında beraat kararı verilmesi zorunludur.
Dokunulmazlığın Koşulları: Şekil, Yer ve Ölçülülük
Hukuki değerlendirmelerde iddia ve savunma dokunulmazlığı; şekil, yer ve ölçülülük kriterleri çerçevesinde ele alınır. Şekil koşulu uyarınca söz konusu fiilin iddia ya da savunma niteliği taşıyan evrakla yazılı veya bu kapsamdaki açıklamalar sırasında sözlü gerçekleştirilmesi gerekir. Yer şartı bakımından, kanunun idari mercileri de içeren genel çerçevesine karşılık, yargı organlarına sunulan dilekçelerde yahut bu merciler huzurunda bulunulması aranır. Ölçülülük kriterinde ise hakkın sınırlarının aşılmaması, fiilin uyuşmazlığın esasıyla irtibatlı olması ve savunma veya iddia ile eylem arasında mantıksal bir bağ kurulması beklenir.
Uyuşmazlıkla Bağlantı Ölçütü ve Dokunulmazlığın Sınırları
İddia ve savunma kapsamında kişilerle ilgili ileri sürülen somut isnatların ve yapılan olumsuz değerlendirmelerin uyuşmazlıkla ilişkili olması lazımdır. Buna karşılık, isnat veya değerlendirmelerin uyuşmazlığın çözümü açısından faydalı olması aranmaz.
Öne sürülen vakıalar doğru olsa dahi, görülen uyuşmazlıkla bağı bulunmayan isnatlar dokunulmazlık zırhından yararlanamaz. Aynı biçimde, somut olaylara dayandırılsa bile dava konusu çekişmeyle ilgisi kurulmayan aleyhte nitelemeler bakımından da iddia ve savunma hakkının meşru kullanımından söz edilemez.
Yargıya taşınan somut bir olayda, dosyaya giren delilin hırsızlık ve tecavüz yoluyla elde edildiği iddiasının somut bilgi veya belgeye dayandırılmadan, aşağılayıcı ve soyut bir üslupla karşı tarafı hırsız ve mütecaviz göstermek amacıyla ileri sürülmesi, savunma sınırlarının aşıldığı ve ölçülülük koşulunun çiğnendiği yönünde değerlendirilmiştir.
Yargı Kararlarına Konu Olan İfadeler
Yargıtay 4. Ceza Dairesinin 2022/12629 Esas ve 2025/4994 Karar sayılı kararında; avukat olan sanığın müvekkillerinin Cumhurbaşkanına hakaret suçundan yargılandığı davada sunduğu temyiz dilekçesindeki sözlerin 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun 128. maddesi uyarınca iddia ve savunma dokunulmazlığı kapsamında kaldığı ve hakaret suçunun unsurları itibarıyla oluşmadığı belirtilerek sanığın beraati yerine mahkûmiyetine karar verilmesi oy çokluğuyla bozulmuştur. Karardaki karşı oyda ise atılı suçun yasal unsurlarının oluştuğu kanaati açıklanmıştır.
Yargıtay 4. Ceza Dairesi, E. 2022/12629, K. 2025/4994Kaynağı aç
"İçtihat Metni"
MAHKEMESİ :Ceza Dairesi
SAYISI : 2020/932 E., 2021/445 K.
SUÇ : Cumhurbaşkanına hakaret
HÜKÜM : İstinaf başvurusunun esastan reddi
TEBLİĞNAME GÖRÜŞÜ : Onama
Yapılan ön inceleme neticesinde, sanık hakkında kurulan hükmün temyiz edilebilir olduğu, temyiz edenlerin hükmü temyize hak ve yetkilerinin bulunduğu, temyiz istemlerinin süresinde olduğu, temyiz dilekçesinde temyiz sebeplerine yer verildiği, temyiz istemlerinin reddini gerektirir sebeplerin bulunmadığı tespit edilmekle gereği düşünüldü:
I. HUKUKÎ SÜREÇ
1.İstanbul 4. Ağır Ceza Mahkemesinin kararı ile sanık hakkında Cumhurbaşkanına hakaret suçundan mahkumiyet kararı verilmiştir.
2.Yukarıda tarih ve sayısı belirtilen incelemeye konu İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 3. Ceza Dairesinin kararı ile sanık hakkında İlk Derece Mahkemesince kurulan hükme yönelik sanık müdafilerinin istinaf başvurusunun 5271 sayılı Kanun'un 280 inci maddesinin birinci fıkrasının (a) bendi uyarınca esastan reddine karar verilmiştir.
II. TEMYİZ SEBEPLERİ
Sanık müdafiilerinin temyiz istekleri, İlk Derece Mahkemesinin gerekçesiz karar verdiğine, yargılama koşulu olan idari iznin kıyasen uygulanarak 5237 sayılı Kanun'un 73 üncü maddesinin birinci fıkrasında düzenlenen 6 aylık sürede tamamlanmaması nedeniyle düşme kararı verilmesi gerektiğine, savunma dokunulmazlığının ihlal edildiğine, Anayasa'nın 26 ncı maddesi ile teminat altına alınan ifade özgürlüğüne aykırı şekilde sanığın cezalandırıldığına, hakimlerin güvencesiz olmalarından dolayı tarafsız olamayacağına, kararın bozulması gerektiğine ilişkindir.
III. GEREKÇE
Avukat olan sanığın müvekkillerinin Cumhurbaşkanına hakaret suçundan yargılandığı davada sunduğu temyiz dilekçesinde yer alan iddianameye konu sözlerinin 5237 sayılı Kanun'un 128 inci maddesi uyarınca iddia ve savunma dokunulmazlığı kapsamında kaldığı dolayısıyla hakaret suçunun unsurları itibariyle oluşmadığı gözetilmeden, sanığın beraatı yerine mahkûmiyetine karar verilmesi hukuka aykırı görülmüştür. Tebliğname'de yer alan görüşe bu sebeple iştirak edilmemiştir.
IV. KARAR
Gerekçe bölümünde açıklanan nedenle sanık müdafilerinin temyiz istemleri yerinde görüldüğünden Bölge Adliye Mahkemesi Ceza Dairesi kararının 5271 sayılı Kanun'un 302 nci maddesinin ikinci fıkrası gereği, Tebliğname'ye aykırı olarak, oy çokluğuyla BOZULMASINA,
Dava dosyasının, 5271 sayılı Kanun'un 304. maddesi uyarınca İstanbul 4. Ağır Ceza Mahkemesine, Yargıtay ilâmının bir örneğinin ise İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 3. Ceza Dairesine gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİİNE,17.03.2025 tarihinde karar verildi.
KARŞI OY
Sanık …, Cumhurbaşkanı hakkında "Yaşanan bütün hukuksuzlukların ve yolsuzlukların sorumlusu konumunda olan AKP Genel Başkanı ve Başbakan …'ın yolsuzluk operasyonunda ortaya çıkan ses kayıtlarında milyonlarca TL'yi nasıl sıfırladığı, kirli para ilişkileri ve bir çok yolsuzluk ilişkisi içinde olduğu ortaya çıkmıstır. Sanıklar yaşanan bu yolsuzluklara karşı demokratik tepkilerini göstermişlerdir. Eylemlerde kullanılan dövizlerin, içerisinde hırsızlık temasının olması hayatın olağan akışına uygun ve anlık tepkisel reflekstir." şeklindeki sözlerin hakaret suçunu oluşturup oluşturmadığına ilişkindir.
Hakaret suçu TCK'nın 125. maddesinde tanımlanmıştır. Bu düzenlemeye göre hakaret; bir kimseye onur, şeref ve saygınlığını rencide edebilecek nitelikte somut fiil veya olgu isnat etmek veya sövmek suretiyle bir kimsenin onur, şeref ve saygınlığını saldırmak olarak tanımlanmıştır. Yargıtay uygulamalarına göre bir eylemin tahkir edici olup olmadığı, zamana, yere ve duruma göre değişmektedir. Kişilere yönelik yönelik ağır eleştiri ve veya rahatsız edici sözlerin hakret suçu olarak değerlendirilmemesi gerekmektedir. Söz ve diğer davranışların hakaret suçunu oluşturabilmesi için açıkça, onur, şeref ve saygınlığı rencide edebilecek ağırlıkta somut bir fiil veya olgu isnadını veya sövme fiilini oluşturması gerekmektedir.
Anayasa’nın Düşünceyi açıklama ve yayma hürriyeti" kenar başlıklı 26. maddesi;
"Herkes, düşünce ve kanaatlerini söz, yazı, resim veya başka yollarla tek başına veya toplu olarak açıklama ve yayma hakkına sahiptir. Bu hürriyet resmi makamların müdahalesi olmaksızın haber veya fikir almak ya da vermek serbestliğini de kapsar…
Bu hürriyetlerin kullanılması,… başkalarının şöhret veya haklarının,… korunması … amaçlarıyla sınırlanabilir…
Düşünceyi açıklama ve yayma hürriyetinin kullanılmasında uygulanacak şekil, şart ve usuller kanunla düzenlenir." hükmünü,
Anayasa’nın 13. maddesi ise;
"Temel hak ve hürriyetler, … yalnızca Anayasanın ilgili maddelerinde belirtilen sebeplere bağlı olarak ve ancak kanunla sınırlanabilir. Bu sınırlamalar, … demokratik toplum düzeninin … gereklerine ve ölçülülük ilkesine aykırı olamaz.” hükmünü içermektedir.
Anılan düzenlemelere, öğreti ve yargı uygulamalara göre ifade özgürlüğü sadece toplum tarafından kabul gören veya zararsız veya ilgisiz kabul edilen bilgi ve fikirler için değil, incitici, şoke edici yada endişelendirici bilgi ve düşünceler için de geçerlidir. Anayasa Mahkemesi pek çok kararında ifade özgürlüğünün bir dereceye kadar abartıya ve hatta kışkırtmaya izin verecek şekilde geniş yorumlanması gerektiğini kabul etmiştir. Bu özgürlük, kişinin haber ve bilgilere, başkalarının fikirlerine serbestçe ulaşabilmesi, düşünce ve kanaatlerinden dolayı kınanamaması ve bunları tek başına veya başkalarıyla birlikte çeşitli yollarla serbestçe ifade edebilmesi, anlatabilmesi, savunabilmesi, başkalarına aktarabilmesi ve yayabilmesi anlamına gelir. Çoğunluğa muhalif olanlar da dâhil olmak üzere düşüncelerin her türlü araçla açıklanması, açıklanan düşünceye paydaş sağlanması, düşünceyi gerçekleştirme ve gerçekleştirme konusunda başkalarını ikna etme çabaları ve bu çabaların hoşgörüyle karşılanması çoğulcu demokratik düzenin gereklerindendir. Toplumsal ve siyasal çoğulculuğu sağlamak, her türlü düşüncenin barışçıl bir şekilde ve serbestçe ifadesiyle mümkündür, demokrasinin işleyişi içinde gereklidir. Bu düzenlemelere nazaran Devletin düşünce açıklamasını yaptırıma tabi tutmama gibi negatif, etkili şekilde korum gibi de pozitif yükümlülüğü bulunmaktadır. Bu hak, çoğulcu demokrasilerde, vazgeçilemez ve devredilemez bir niteliğe sahiptir. Toplumun ilerlemesi ve her insanın gelişimi için ana temeli oluşturmaktadır. İfade özgürlüğünü sınırlamanın demokratik toplum düzeninin gereklerine uygun kabul edilebilmesi için zorunlu bir toplumsal ihtiyacı karşılaması ve orantılı bir müdahale olması gerekir.
Müdahaleyi oluşturan tedbirin zorunlu bir toplumsal ihtiyacı karşıladığının kabul edilebilmesi için ise amaca ulaşmaya elverişli olması, başvurulabilecek en son çare ve alınabilecek en hafif önlem olarak kendisini göstermesi gerekmektedir. Ancak her hak gibi bu hak da sınırsız değildir. Bireylerin şeref ve itibarı, özel ve aile hayatı Anayasanın 17. maddesiyle korunan manevi varlık kapsamındadır. Devlet, bireyin manevi varlığının bir parçası olan şeref ve itibara keyfi olarak müdahale etmemek ve üçüncü kişilerin saldırılarını önlemek zorundadır. Yasalarımıza göre bu eylemler ceza hukukunda hakaret suçu olarak düzenlenmiş, özel hukukta ise tazminatı gerektiren haksız fiil sayılmıştır Yasal düzenlemelere ve Ceza Genel Kurulunun karalarına göre, iftira, küfür, onur, şeref ve saygınlığı zedeleyici söz ve beyanlar, müstehcen içerikli söz, yazı, resim ve açıklamalar, savaş kışkırtıcılığı, hukuk düzenini cebir yoluyla değiştirmeye yönelen, nefret, ayrımcılık, düşmanlık ve şiddet yaratmaya yönelik bulunan ifadeler ise düşünce özgürlüğü bağlamında hukuki koruma görmemekte, suç sayılmak suretiyle cezai yaptırımlara bağlanmaktadır.
Bu açıklamalar ışığında somut olay değerlendirildiğinde; eylemin katılanın şeref, onur ve saygınlığını zedelemek ve halk nezdinde saygınlığı ortadan kaldırmak olduğu bu nedenle sanığın üzerine atılı bulunan suçun yasal unsurlarının oluştuğu kanaati ile sayın çoğunluğun mahkumiyet kararının bozulması yönündeki görüşüne iştirak etmiyorum.
Sanığın savunma yaptıktan sonra iddia makamının delil ileri sürmesi işlemine ilişkin eleştiri ve savunma amaçlı söylediği 'küstahca ifadelerle' sözü, 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun 128. maddesi kapsamındaki iddia ve savunma dokunulmazlığı içinde kabul edilmiştir.
Temyiz dilekçesinde geçen hakimin dosyayı beş dakikada okuduğu, bilirkişi tetkikatı yapılmadan ve dosya hakkındaki bilgiler toplanmadan bir saat içinde karar verilerek mağduriyet yaratıldığı biçimindeki sözler, uyuşmazlıkla bağlantılı ve hakimin tarafsız olmadığına dair düşünceyi ifade etme amaçlı görülerek 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun 128. maddesi çerçevesinde değerlendirilmiştir.
Miras arazilerinin kadastro memurları yanıltılarak devralındığı iddiasıyla açılan davanın duruşmasında söylenen 'sahtekarlık yapıyor, devleti dolandırıyor, işi gücü yalan dolan' şeklindeki sözler, uyuşmazlıkla bağlantılı bulunarak 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun 128. maddesinde düzenlenen dokunulmazlık kapsamında sayılmıştır.
Duruşma sırasında vekilin beyanlarına cevaben ifade edilen 'peh bu kadar da olmaz, eğer böyle bir şey doğruysa namusuma ve şerefime ben bu mesleği bırakırım, sen yalan söylüyorsun, sen yalan söylüyorsun' şeklindeki tepki, uyuşmazlık kapsamında görülerek 5237 sayılı Kanun'un 128. maddesindeki dokunulmazlık dahilinde değerlendirilmiştir.
İddia ve savunma dokunulmazlığı hakaret suçunda hangi kararın verilmesini gerektirir?
İddia ve savunma dokunulmazlığı Türk Ceza Kanunu'nun 128. maddesinde bir hukuka uygunluk sebebi olarak yer aldığından, bu kapsamda kalan fiiller sebebiyle Ceza Muhakemesi Kanunu'nun 223/2-d maddesi uyarınca beraat kararı verilmelidir.
Savunmada ileri sürülen isnatların uyuşmazlığın çözümüne fayda sağlaması şart mıdır?
İddia ve savunma kapsamındaki somut isnat ve olumsuz değerlendirmelerin uyuşmazlıkla ilişkili olması zorunludur; ancak uyuşmazlığın çözümü açısından faydalı olması aranmaz.
Gerçek bir vakıaya dayanılması dokunulmazlıktan yararlanmak için tek başına yeterli midir?
Somut uyuşmazlıkla bağlantılı olmayan isnatlar gerçek olsa bile veya somut vakıalara dayansa dahi uyuşmazlıkla alakası bulunmayan olumsuz değerlendirmeler yönünden iddia ve savunma dokunulmazlığından yararlanılamaz.
Delillerin gayrimeşru elde edildiğini soyut iddialarla ileri sürmek sınırı aşar mı?
Herhangi bir bilgi veya belgeye dayanmaksızın soyut ve aşağılayıcı bir dille yeni delilin tecavüz ve hırsızlık sonucu elde edildiğinin savunulması ve davacının hırsız ve mütecaviz ilan edilmesi ölçülülük koşulunu ihlal ederek dokunulmazlık sınırını aşar.
Hukuki uyarı: Bu içerik genel bilgilendirme amacı taşır; somut olay değerlendirmesi için avukata başvurulmalıdır.
Hazırlayan: Av. Erdal Ersoy

