Fatura Alacağında İtiraz, İcra Takibi ve Zamanaşımı

by Avukat Erdal Ersoy
Fatura Alacağında İtiraz, İcra Takibi ve Zamanaşımı

Faturaya İtiraz Etmemenin Hukuki Sonucu: Sekiz Günlük Süre ve Kabul Karinesi

6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu'nun 21. maddesinin birinci fıkrası; ticari işletmesi bağlamında mal satan, üreten, iş gören veya menfaat sağlayan tacirden, diğer tarafın fatura verilmesini ve bedel ödenmişse bunun faturada gösterilmesini isteyebileceğini düzenlemektedir. Aynı maddenin ikinci fıkrasına göre faturayı alan kişi, aldığı tarihten itibaren sekiz gün içinde içerik hakkında itirazda bulunmazsa fatura içeriğini kabul etmiş sayılır. Bu hüküm, ticaret hayatında belge güvenilirliğini korumaya yönelik bir kabul karinesi niteliği taşımaktadır.

6102 sayılı TÜRK TİCARET KANUNU m. 21Kaynağı aç
MADDE 21- (1) Ticari işletmesi bağlamında bir mal satmış, üretmiş, bir iş görmüş veya bir menfaat sağlamış olan tacirden, diğer taraf, kendisine bir fatura verilmesini ve bedeli ödenmiş ise bunun da faturada gösterilmesini isteyebilir. (2) Bir fatura alan kişi aldığı tarihten itibaren sekiz gün içinde, faturanın içeriği hakkında bir itirazda bulunmamışsa bu içeriği kabul etmiş sayılır. (3) Telefonla, telgrafla, herhangi bir iletişim veya bilişim aracıyla veya diğer bir teknik araçla ya da sözlü olarak kurulan sözleşmelerle yapılan açıklamaların içeriğini doğrulayan bir yazıyı alan kişi, bunu aldığı tarihten itibaren sekiz gün içinde itirazda bulunmamışsa, söz konusu teyit mektubunun yapılan sözleşmeye veya açıklamalara uygun olduğunu kabul etmiş sayılır. 4. Ücret ve sözleşme cezasının indirilmesi

Söz konusu kabul karinesinin uygulanabilmesi için faturanın tacir sıfatıyla ve ticari işletme faaliyeti kapsamında düzenlenmiş olması gerekir; TTK m. 21/1 bu koşulu açıkça ortaya koymaktadır. Yargıtay 23. Hukuk Dairesi, fatura ve dava tarihinde yürürlükte olan 6762 sayılı TTK m. 23/2'yi esas alarak sekiz günlük süre içinde itiraz edilmemesiyle oluşan karinenin aksi ispat edilebilen bir adi karine olduğunu belirlemiştir. Söz konusu karar 6762 sayılı TTK dönemine ilişkin somut bir olayda verilmiş olup bu nitelendirmenin 6102 sayılı TTK m. 21/2 dönemindeki uyuşmazlıklara ne ölçüde uygulanacağı, dönem farkı nedeniyle ayrıca değerlendirilmeyi gerektirmektedir.

Yargıtay 23. Hukuk Dairesi, E. 2015/7613, K. 2016/190Kaynağı aç
23. Hukuk Dairesi         2015/7613 E.  ,  2016/190 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ :Ticaret Mahkemesi Taraflar arasındaki itirazın iptali davasının yapılan yargılaması sonunda ilamda yazılı nedenlerden dolayı davanın kısmen kabulüne yönelik olarak verilen hükmün süresi içinde davacı vekilince temyiz edilmesi üzerine dosya incelendi, gereği konuşulup düşünüldü. – K A R A R – Davacı vekili, müvekkili şirket ile davalı arasında 01.01.2011 tarihli Ticari Şartlar Anlaşmasının düzenlendiğini, davalının sözleşmenin uygulanması sonucu oluşan borcunu ödememesi üzerine hakkında icra takibi başlatıldığını, ancak davalının haksız itirazı nedeniyle takibin durduğunu ileri sürerek, itirazın kısmen iptali ile takibin müvekkilinin defterlerinde kayıtlı 10.176,21 TL asıl alacak, 446,22 TL işlemiş faiz olmak üzere toplam 10.622,43 TL üzerinden devamını ve %20 icra inkar tazminatının tahsilini talep ve dava etmiştir. Davalı vekili, davacı şirketin 01.01.2011 tarihinden sonra müvekkili şirketin ürünlerinin tanıtımına ilişkin insert, mega event veya yüklendiği sair tanıtım taahhütlerini yerine getirmediğini, yerine getirdiği tanıtım hizmetinin 2010 yılına ait olduğunu, sözleşme tarihinden sonra bastırdığı tanıtım materyallerinde müvekkili şirkete ait ürünlerin tanıtımının yapılmadığını savunarak, davanın reddini istemiştir. Mahkemece, iddia, savunma, benimsenen bilirkişi raporu ve tüm dosya kapsamına göre, davacının usulüne uygun ticari defterlerinde davalıdan 10.176,22 TL alacak kaydının bulunduğu, davalının ise davacının sözleşme kapsamında taahhüt ettiği promosyon, aktivite ve ürünlerin tanıtımına ilişkin hizmetin sözleşme döneminde yerine getirilmediğini savunduğu, davacının ticari defterlerinin usulüne uygun, davalının ticari defterlerinin ise usulsüz olduğu, usulüne uygun ticari defterlerin defter sahibi ve karşı taraf lehine delil oluşturacağı, davalı defterlerinde kayıtlı iade faturalarının davacı defterlerinde yer almadığı gibi davalının iade faturalarının içeriğini ve davacıya teslimini ispata yönelik yazılı bir delil bildirmediği, yalnız banka aracılığı ile 25.05.2011 tarihinde 2.580,29 TL ödendiğine ilişkin banka kayıtlarına dayandığı, davacının ticari defterlerinde kayıtlı olmasa da davalının bu miktar ödemeyi ispat ettiği gerekçesiyle, davanın kısmen kabulü ile … İcra Müdürlüğü'nün 2012/11050 Esas sayılı dosyasındaki takibe yönelik itirazın kısmen iptaline, takibin 7.595,92 TL asıl alacağa takip tarihinden itibaren değişen oranlarda avans faizi uygulanmak suretiyle devamına ve % 20 icra inkar tazminatı tutarı 1.519,18 TL'nin davalıdan alınarak davacıya verilmesine, fazlaya ilişkin istemin reddine karar verilmiştir. Kararı, davacı vekili temyiz etmiştir. Dava, itirazın iptali istemine ilişkindir. Davalının ticari defterleri ile ilgili düzenlenen 02.12.2013 havale tarihli raporda; davalının kayıtlarına göre davacıya 6.007,57 TL borcunun olduğu, davacı kayıtlarına göre davacının davalıdan 10.176,21 TL alacaklı olduğu, davalı kayıtlarında olmayan 30.01.2012 tarih 384,70 TL, 29.02.2012 tarih 1.203,66 TL bedelli 2 faturanın davalıya tebliğine ilişkin belge ile, 17.05.2012 tarihli 2.580,29 TL ödemeye ilişkin belgeye rastlanmadığı, bu belgelerin sunulması halinde, davacının davalıdan 10.176,21 TL alacaklı olduğu görüşü bildirilmiştir. Bunun üzerine, davacı tarafın talebi ile, faturaların tebliğine ilişkin olarak Aras Kargo ve Uzman Dağıtıma yazılar yazılmış ancak herhangi bir gönderi bilgisine rastlanmadığı bildirilmiştir. Yine davacı tarafça, davalıya yapılan 2.580,29 TL ödemeye ilişkin banka dekontu sunulmuştur. Yargıtay İçtihadı Birleştirme Büyük Genel Kurulu'nun 27.06.2003 tarih ve 2001/1 E., 2003/1 K. sayılı ilamında da açıklandığı üzere; Bir faturayı alan kişi aldığı tarihten itibaren sekiz gün içinde faturanın içerdiği bilgilere itiraz etme hakkına sahiptir. Aksi taktirde faturanın içeriğini kabul etmiş sayılır. (Fatura ve dava tarihinde yürürlükte olan 6762 sayılı TTK'nın m. 23/2.) Bu hüküm, fatura içeriğinden kabul edilen hususlara ilişkin olarak, faturayı düzenleyenin lehine; adına fatura düzenlenenin aleyhine bir karine getirmektedir. Bu karine, faturanın ispat gücüne yönelik bir düzenlemeyi ortaya koymaktadır. Diğer anlatımla, fatura, düzenleyen aleyhine delil olduğu gibi, kendisi faturayı düzenlemediği halde tebliğinden itibaren sekiz gün içinde itiraz etmeyen aleyhine de delil olabilecektir. Faturanın adına tanzim edilen aleyhine ispat vasıtası olması, yani, faturayı alan kişinin fatura kendinden sadır olmamakla birlikte aleyhine delil teşkil etmesi TTK'nın 23. maddesinin 2. fıkrasında düzenlenen ve yukarıda ayrıntısı açıklanan bu karineden kaynaklanmaktadır. İşin bedeli sözleşme kurulurken kararlaştırılmış olup, fatura ise bu aşama ile ilgili değil, ifa safhası ile ilgili bir belgedir. Fatura öncesinde taraflar arasında borç doğurucu hukuki ilişkinin bulunması, faturanın da bu ilişki nedeniyle düzenlenmiş olması gerekir. Faturayı alan (faturayı defterlerine kaydetmemesi koşulu ile) akdi ilişkiyi inkâr ettiğinde, faturayı gönderenin önce akdi ilişkiyi kanıtlaması gerekir. Fatura, sözleşmenin kurulması safhasıyla ilgili olmayıp ifasına ilişkin olduğundan öncelikle temel bir borç ilişkisinin bulunması gerekir. 6762 sayılı TTK'nın 23. maddesinin 2. fıkrasındaki karine aksi ispat edilebilen adi bir karinedir. 2. fıkra gereği sekiz gün içinde faturaya itiraz edilmesi durumunda fatura içeriğinin doğru olduğunu faturayı düzenleyen tacirin ispat etmesi gerekir. Taraflar arasında bu tür bir sözleşme ilişkisi yoksa, düzenlenen belge fatura değildir. Bu belge belki icap olarak kabul edilebilir ki, buna itiraz edilmemesi, anılan 23/2. madde hükmü anlamında sonuç doğurmaz. Öte yandan, sadece faturanın tebliğ edilmiş olması akdi ilişkinin varlığını ispatlamaz. Karşı tarafın akdi ilişkiyi inkâr etmesi halinde tacir, öncelikle akdi ilişkiyi başkaca delillerle ispatlamalıdır. Akdi ilişkinin ispatlanamaması halinde faturanın anılan fonksiyonundan yararlanma imkânı yoktur. Faturanın ispat aracı olması, ancak niteliği gereği faturaya geçirilmesi gereken bilgiler (olağan içerik) hakkında geçerlidir. Sözleşmenin ifa safhasıyla ilgili olarak düzenlenen faturanın şekli ve kapsamının ne olması gerektiği konusunda, Türk Ticaret Kanunu'nda özel bir hüküm bulunmamakta, anılan Yasa'nın 23. maddesinde neyi ifade ettiği açıklanmaksızın faturanın içeriğinden söz edilmektedir. Faturanın zorunlu içeriği ve şekil şartlarına ilişkin ayrıntılı düzenleme Vergi Usul Kanunu'nda yer almaktadır. Faturanın olağan içeriği, akdin ifası ile ilgili hususlarla sınırlıdır (VUK'nın m. 230). Dolayısıyla, faturanın içeriği, faturanın bu temel niteliğine uygun olmadığı takdirde, sekiz günlük itiraz süresinin geçirilmesi bu hususları yazılı delil haline getirmez. Faturaya itiraz, faturanın teslim alındığı tarihten itibaren sekiz gün içinde yapılmalıdır. İtirazın sekiz gün içinde karşı tarafa varması şart değildir. Sekiz günlük süre, hak düşürücü süre veya zamanaşımı süresi değildir. Sadece ispat yükünün yer değiştirmesi açısından önem taşır. Sekiz günlük süre içinde itiraz edildiği taktirde, fatura içeriğinin sözleşmeye uygun olduğunu ispat külfeti faturayı veren tarafa ait iken, sekiz günlük sürenin geçmesinden sonra itiraz edilmesi halinde, fatura içeriğinin sözleşmeye uygun olmadığını ispat külfeti faturayı alan tarafa ait olur. Faturayı alan her türlü delille bu külfeti yerine getirebilir. (Geniş bilgi için Bkz: Prof. Dr. Sami Karahan, Ticari İşletme Hukuku, 23. Baskı, Eylül 2012, Konya; Sh 111 vd.) Faturanın tebliği şekle bağlı değildir, yazılı veya sözlü herhangi bir şekilde yapılabilir. Muhatap hazır ise kendisine elden verilmesi, değil ise herhangi bir şekilde gönderilmesi mümkündür. Ancak, uyuşmazlık halinde ispat kolaylığı açısından, fatura tebliğinin noter aracılığıyla ya da imza karşılığı elden tebliğ yolu ile ya da telgraf, teleks yolu ile veya … aracılığıyla ya da faks çekilmesi yahut güvenli elektronik imza ile elektronik posta gönderilmesi şeklinde yapılması uygundur. Faturaların borçluya tebliğ edilip edilmediği, itiraza uğrayıp uğramadığı belirlenmeli, faturaların tebliğ edilmiş ve 8 günlük itiraz süresi içerisinde itiraz edilmemiş olduğunun tespiti halinde faturaların içeriğinin sözleşmeye uygun olduğunun alacaklı tarafça kanıtlanmış olduğu ve sadece fatura içeriğinin kesinleştiği, bunun aksinin yani faturaların içeriğinin sözleşmeye uygun olmadığının ve kesinleşmediğinin kanıt yükünün bu kez borçluya geçtiği kabul edilmelidir. Faturaların tebliğ edildiğinin alacaklı tarafça kanıtlanamaması ya da kanıtlanıp da süresinde iade edildiğinin borçlu tarafça kanıtlanması halinde, borçlu taraf alacaklının hizmet vermediğini savunmakta ise, faturaya konu hizmetin verildiğinin alacaklı tarafça kanıtlanması; borçlunun faturaları tebliğ alıp süresinden sonra iade etmesi halinde de faturanın alacaklı tarafça gönderilmesi şeklindeki icabı, borçlunun (faturayı defterine kaydetmemek ve hizmet almadığını savunmak suretiyle), kabul etmemesi ya da borçlunun faturayı kendi defterine kaydetmekle birlikte süresinde itiraz ve iade etmesi halinde hizmetin verildiğini yine alacaklının kanıtlaması gerekeceğinden, bu doğrultuda alacaklının delillerinin toplanıp değerlendirilmesi, şayet borçlunun faturaları kendi defterlerine kaydetmesi (faturaları deftere kayıt öncesinde ya da sonrasında süresi geçtikten sonra itiraz ve iade etmiş olması) halinde alacaklının (hizmet vermiş olsun ya da olmasın) HMK'nın 222. (6762 sayılı TTK'nın 84. ve 85.) maddesi uyarınca alacağını ispatladığının kabul edilmesi gerektiği gözetilmelidir. Mahkemece, davacı tarafça yukarıda açıklanan ilkeler doğrultusunda, 30.01.2012 ve 29.02.2012 tarihli faturaların davalıya tebliğinin ve bu faturalara dayalı olarak hizmet verildiğinin kanıtlanamadığı gerekçesiyle, fatura bedelleri toplamı olan 1.588,36 TL'nin davacı alacağından mahsubu gerekirdi. Ne var ki, davalının bu fatura bedellerinden sorumlu tutulmasına ilişkin karar, davalı tarafça temyiz edilmediğinden, bu husus bozma nedeni yapılmamıştır. 2.580,29 TL'lik ödeme yönünden ise; taraflar arasında akdedilen, davalının satıcı olarak adlandırıldığı, "Ticari Şartlar Anlaşması"nda davalının mal satışı, davacının ise reklam ve tanıtım hizmeti yapmasına yönelik sözleşme ilişkisi bulunduğu anlaşılmaktadır. 2.580,29 TL'lik ödemenin davacı tarafça davalıya yapılan bir ödeme olduğu dosya kapsamından anlaşılmış olup, mahkemenin aksini kabulü hatalı olmuştur. Ne var ki, davacı tarafça bu ödemenin ne sebeple iade edilmesi gerektiği hususunda herhangi bir açıklama yapılmamış, bilirkişi tarafından ödemenin sebebi ile ilgili herhangi bir görüş bildirilmemiştir. Dava tarihi itibariyle yürürlükte bulunan TBK'nın 78/1. maddesi, "Borçlanmadığı edimi kendi isteğiyle yerine getiren kimse, bunu ancak, kendisini borçlu sanarak yerine getirdiğini ispat ederse geri isteyebilir." hükmünü içermektedir. Bu durumda mahkemece, davacıdan bu ödemenin iadesinin istenmesinin sebebi ile ilgili açıklama alınıp, taraflar arasındaki ticari ilişkide mevcut borcun tasfiyesi için yapılmış olan ödemelerin iadesinin istenemeyeceği gözetilerek, iadenin istenmesinin sebebi konusunda TBK'nın 78. maddesi kapsamında bir sebep ileri sürülmemesi durumunda, şimdiki gibi bu miktar ile ilgili istemin reddine karar verilmesi, bu ödemenin davacı tarafından, davalı adına üçüncü kişiye yapılan bir ödeme olup, davalının borcu olduğunun açıklanması durumunda ise, taraflardan bu husustaki delilleri toplanıp gerekirse taraf defterleri üzerinde bilirkişi incelemesi yapılıp, sonucuna göre bir karar verilmesi gerekirken, eksik incelemeye ve yanılgılı gerekçeye dayalı olarak yazılı şekilde hüküm kurulması doğru olmamıştır. Öte yandan, 14.02.2013 olan dava tarihinin, gerekçeli karar başlığında 19.02.2013 olarak yazılmış olması da doğru olmamıştır. SONUÇ: Yukarıda açıklanan nedenlerle, davacı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile hükmün, davacı yararına BOZULMASINA, peşin alınan harcın istek halinde iadesine, karar düzeltme yolu kapalı olmak üzere, 18.01.2016 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.

Sekiz Günlük Sürenin Hukuki Niteliği: Hak Düşürücü Süre mi?

Yargıtay 23. Hukuk Dairesi, E. 2015/7613, K. 2016/190 sayılı kararında bu sürenin hukuki niteliğini açıkça ortaya koymuştur: sekiz günlük süre hak düşürücü süre veya zamanaşımı süresi değildir; yalnızca ispat yükünün yer değiştirmesi bakımından anlam taşır. Buna göre süre içinde itiraz edilirse ispat yükü faturayı düzenleyende kalır; süre geçirildikten sonra itiraz edilirse fatura içeriğinin sözleşmeye uygun olmadığını ispat etmek faturayı alana düşer. Bu çerçevede sekiz günlük sürenin geçirilmesi, alacak zamanaşımını doğrudan etkilemez.

Akdi İlişkinin İnkârında İspat Yükü

Faturaya süresinde itiraz edilmemiş olması, taraflar arasındaki sözleşme ilişkisini tek başına kanıtlamaz. Yargıtay 19. Hukuk Dairesi, E. 2013/17289, K. 2014/619 sayılı kararında akdi ilişkinin inkâr edildiği hâllerde fatura düzenlenmesinin ve tebliğ edilen faturaya süresinde itiraz edilmemesinin tek başına alacağın varlığını göstermeyeceğini; fatura konusu malın teslim edildiğinin ispatının davacıya ait olduğunu belirlemiştir. Bu karar, davalının imzasını taşıdığı iddia edilen bir teslim belgesinin söz konusu olduğu somut bir olayda verilmiş olup mahkeme, önce teslim belgesi ibraz ettirilerek davalı tarafın itirazlarının da dikkate alınması gerekirken eksik incelemeyle hüküm kurulduğu gerekçesiyle ilk derece hükmünü bozmuştur.

Yargıtay 19. Hukuk Dairesi, E. 2013/17289, K. 2014/619Kaynağı aç
19. Hukuk Dairesi         2013/17289 E.  ,  2014/619 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ : Gerede Asliye Hukuk Mahkemesi TARİHİ : 04/06/2013 NUMARASI : 2013/72-2013/288 Taraflar arasındaki itirazın iptali davasının yapılan yargılaması sonunda ilamda yazılı nedenlerden dolayı davanın kısmen kabulüne, kısmen reddine yönelik olarak verilen hükmün süresi içinde davalı tarafından temyiz edilmesi üzerine dosya incelendi, gereği konuşulup düşünüldü. – K A R A R – Davacı vekili, müvekkilinin faturaya dayalı alacağının tahsili amacıyla yapılan icra takibinin davalının haksız itirazı ile durduğunu, faturada alındı kaşesindeki imzanın davalıya ait olduğunu belirterek, davalının itirazının iptali ile takibin devamına ve %40 icra inkar tazminatına karar verilmesini talep ve dava etmiştir. Davalı, dava konusu faturadaki imzanın kendisine ait olmadığını, davacıya borcu bulunmadığını belirterek, davanın reddini savunmuştur. Mahkemece yapılan yargılamada toplanan delillere göre; 6102 Sayılı Türk Ticaret Kanunu'nun 21. maddesinde ''bir fatura alan kişi aldığı tarihten itibaren 8 gün içinde faturanın içeriği hakkında bir itirazda bulunmamış ise bu içeriği kabul etmiş sayılır" hükümlerinin düzenlendiği, 6102 sayılı TTK yürürlüğe girmeden önce 6762 sayılı TTK'nun 23. maddesinde de aynı şekilde 8 günlük itiraz hakkının düzenlendiği, dava konusu faturanın davalı Ş.. Ç.. ile birlikte ikamet eden kızı N. Ç. imzasına 14.01.2013 tarihinde tebliğ edildiği ve davalının faturanın içeriğine herhangi bir itirazı bulunmadığı gerekçesiyle davanın kabulü ile davalının dava konusu icra dosyasındaki itirazının iptali ile takibin devamına karar verilmiş, hüküm davalı tarafından temyiz edilmiştir. Akdi ilişkinin inkar edildiği hallerde, fatura düzenlenmesi ve tebliğ edilen bu faturaya süresinde itiraz edilmemesi tek başına alacağın varlığını göstermez. Fatura muhteviyatı malın teslim edildiğinin ispatı davacıya aittir. Somut olayda davalının imzasını taşıyan teslim belgesinin mevcut olduğu ileri sürüldüğünden bu belge ibraz ettirilerek ve davalı tarafın belgeye yönelik itirazları da dikkate alınarak yapılacak araştırma ve inceleme sonucunda bir karar verilmesi gerekirken eksik inceleme ile yazılı şekilde hüküm kurulması doğru görülmemiştir. SONUÇ: Yukarıda açıklanan nedenlerle hükmün BOZULMASINA, bozma nedenine göre diğer temyiz itirazlarının incelenmesine şimdilik yer olmadığına, peşin harcın istek halinde iadesine, 06.01.2014 gününde oybirliğiyle karar verildi.

Bu bozma kararı, akdi ilişkinin varlığı tartışmalı olduğunda faturayı düzenleyen tarafın hem sözleşme ilişkisini hem de malın teslimine dair delilleri ayrıca ortaya koyması gerektiğini somut biçimde ortaya koymaktadır. Yargıtay 23. Hukuk Dairesi de fatura öncesinde taraflar arasında borç doğurucu hukuki ilişkinin bulunmasını ve faturanın da bu ilişki nedeniyle düzenlenmiş olmasını faturanın hukuki niteliğinin zorunlu ön koşulu olarak değerlendirmiştir.

Faturanın Tebliği ve İtirazın Şekli

Faturanın tebliği herhangi bir şekle bağlı değildir; muhatap hazırsa kendisine elden verilmesi, değilse herhangi bir yolla gönderilmesi mümkündür. Yargıtay 23. Hukuk Dairesi, E. 2015/7613, K. 2016/190 sayılı kararının gerekçesinde; uyuşmazlık hâlinde ispat kolaylığı sağlamak amacıyla fatura tebliğinin noter aracılığıyla, imza karşılığı elden, telgraf veya teleks yoluyla, faks ile ya da güvenli elektronik imzayla e-posta yoluyla yapılmasının uygun olduğu belirtilmiştir. Bu yollar zorunlu şekil koşulu olarak düzenlenmemiş; ispat güçlüğü doğmaması için uygun görülen yöntemler olarak değerlendirilmiştir.

İtirazın kendisi de belirli bir şekle bağlı değildir. İtirazın sekiz gün içinde karşı tarafa ulaşmış olması zorunlu değildir; itirazın o süre içinde yapılmış olması yeterlidir. Borcun yalnızca bir kısmına itiraz eden borçlunun, icra takibine itiraz aşamasında itiraz ettiği kısmın cihet ve miktarını açıkça göstermesi gerektiği; aksi takdirde o kısım için itiraz edilmemiş sayılacağı İİK m. 62'de düzenlenmiştir.

2004 sayılı İCRA VE İFLAS KANUNU m. 62Kaynağı aç
Madde 62 – (Değişik: 18/2/1965-538/33 md.) İtiraz etmek istiyen borçlu, itirazını, ödeme emrinin tebliği tarihinden itibaren yedi gün içinde dilekçe ile veya sözlü olarak icra dairesine bildirmeye mecburdur. (Değişik ikinci cümle: 17/7/2003-4949/13 md.) İtiraz, takibi yapan icra dairesinden başka bir icra dairesine yapıldığı takdirde bu daire gereken masrafı itirazla birlikte alarak itirazı derhal yetkili icra dairesine gönderir; alınmayan masraftan memur şahsen sorumludur. (Değişik fıkra: 17/7/2003-4949/13 md.) Takibe itiraz edildiği, 59 uncu maddeye göre alacaklının yatırdığı avanstan karşılanmak suretiyle üç gün içinde bir muhtıra ile alacaklıya tebliğ edilir. (Ek fıkra: 17/7/2003-4949/13 md.) Borçlu veya vekili, dava ve takip işlemlerine esas olmak üzere borçluya ait yurt içinde bir adresi itirazla birlikte bildirmek zorundadır. Adresini değiştiren borçlu yurt içinde yeni adres bildirmediği ve tebliğ memurunca yurt içinde yeni adresi tespit edilemediği takdirde, takip talebinde gösterilen adrese çıkarılacak tebligat borçlunun kendisine yapılmış sayılır. Borcun bir kısmına itiraz eden borçlunun o kısman cihet ve miktarını açıkca göstermesi lazımdır. Aksi takdirde itiraz edilmemiş sayılır. (Mülga dördüncü fıkra: 17/7/2003-4949/103 md.) Borçlu takibin müstenidi olan senet altındaki imzayı reddediyorsa, bunu itirazında ayrıca ve açıkça beyan etmelidir. Aksi takdirde icra takibi yönünden senetteki imzayı kabul etmiş sayılır. Borçluya, itiraz eylediğine dair bedava ve pulsuz bir belge verilir. 2 – İtiraz sebepleri:

İcra Takibine İtiraz: Usul ve Süreler

Borçlu, ödeme emrine itiraz etmek istiyorsa itirazını ödeme emrinin tebliği tarihinden itibaren yedi gün içinde dilekçe ile veya sözlü olarak icra dairesine bildirmek zorundadır. İtiraz, takibi yapan icra dairesinden başka bir icra dairesine de yapılabilir; bu durumda itirazı alan icra dairesi gerekli masrafı alarak itirazı derhal yetkili icra dairesine göndermek yükümlülüğündedir. Alınmayan masraftan ise memur şahsen sorumlu tutulur.

Borçlu veya vekili, dava ve takip işlemlerine esas olmak üzere yurt içinde bir adresi itirazla birlikte bildirmek zorundadır. Adresini değiştiren borçlu yurt içinde yeni adres bildirmez ve tebliğ memurunca da yeni adresi tespit edilemezse, takip talebinde gösterilen adrese çıkarılacak tebligat borçlunun kendisine yapılmış sayılır. Öte yandan borçlunun borcun yalnızca bir kısmına itiraz etmesi hâlinde itiraz ettiği kısmın cihet ve miktarını açıkça göstermesi zorunludur; aksi hâlde o kısım için itiraz edilmemiş sayılır. Takibin dayandığı senetteki imzayı reddeden borçlunun bunu itirazında ayrıca ve açıkça belirtmesi gerektiği; aksi takdirde icra takibi yönünden senetteki imzayı kabul etmiş sayılacağı da İİK m. 62'de düzenlenmiştir.

İtirazın İptali Davası

Takip talebine itiraz edilen alacaklı, itirazın kendisine tebliği tarihinden itibaren bir yıl içinde mahkemeye başvurarak genel hükümler çerçevesinde alacağının varlığını ispat suretiyle itirazın iptalini dava edebilir. Bu bir yıllık süre içinde itirazın iptali davası açılmazsa alacaklının genel mahkemede alacak davası açma hakkı yine de saklı kalır.

2004 sayılı İCRA VE İFLAS KANUNU m. 67Kaynağı aç
Madde 67 – (Değişik: 18/2/1965-538/37 md.) (Değişik birinci fıkra: 17/7/2003-4949/15 md.) Takip talebine itiraz edilen alacaklı, itirazın tebliği tarihinden itibaren bir sene içinde mahkemeye başvurarak, genel hükümler dairesinde alacağının varlığını ispat suretiyle itirazın iptalini dava edebilir. (Değişik: 9/11/1988-3494/1 md.) Bu davada borçlunun itirazının haksızlığına karar verilirse borçlu; takibinde haksız ve kötü niyetli görülürse alacaklı; diğer tarafın talebi üzerine iki tarafın durumuna, davanın ve hükmolunan şeyin tahammülüne göre, red veya hükmolunan meblağın yüzde yirmisinden aşağı olmamak üzere, uygun bir tazminatla mahkum edilir.[27] İtiraz eden veli, vasi veya mirasçı ise, borçlu hakkında tazminat hükmolunması kötü niyetin sübutuna bağlıdır. (Mülga dördüncü fıkra: 17/7/2003-4949/103 md.) Birinci fıkrada yazılı itirazın iptali süresini geçiren alacaklının umumi hükümler dairesinde alacağını dava etmek hakkı saklıdır. (Ek fıkra: 2/7/2012-6352/11 md.) Bu Kanunda öngörülen icra inkar tazminatı, kötü niyet tazminatı ve benzeri tazminatların tespitinde, takip talebi veya davadaki talep esas alınır. b) İtirazın kesin olarak kaldırılması:[28]

İtirazın iptali davasında borçlunun itirazının haksız olduğuna karar verilirse borçlu; takibinde haksız ve kötü niyetli görülürse alacaklı, diğer tarafın talebi üzerine iki tarafın durumuna, davanın ve hükmolunan şeyin tahammülüne göre, hükmolunan miktarın yüzde yirmisinden az olmamak üzere uygun bir tazminata mahkûm edilebilir. İcra inkâr tazminatı, kötü niyet tazminatı ve benzeri tazminatların tespitinde takip talebindeki veya davadaki talep esas alınır.

İtirazın Kaldırılması Yolu

Alacaklının takibi; imzası ikrar veya noterlikçe tasdik edilen borç ikrarını içeren bir senede ya da resmî dairelerin veya yetkili makamların yetkileri dahilinde ve usulüne göre verdikleri bir makbuz veya belgeye dayanıyorsa, alacaklı itirazın kendisine tebliği tarihinden itibaren altı ay içinde icra mahkemesinden itirazın kaldırılmasını isteyebilir. Bu altı aylık süre içinde talepte bulunulmadığında aynı alacak için yeniden ilâmsız takip yapılamaz.

2004 sayılı İCRA VE İFLAS KANUNU m. 68Kaynağı aç
Madde 68 – (Değişik: 18/2/1965-538/38 md.) (Değişik birinci fıkra: 17/7/2003-4949/16 md.) Talebine itiraz edilen alacaklının takibi, imzası ikrar veya noterlikçe tasdik edilen borç ikrarını içeren bir senede yahut resmî dairelerin veya yetkili makamların yetkileri dahilinde ve usulüne göre verdikleri bir makbuz veya belgeye müstenitse, alacaklı itirazın kendisine tebliği tarihinden itibaren altı ay içinde itirazın kaldırılmasını isteyebilir. Bu süre içerisinde itirazın kaldırılması istenilmediği takdirde yeniden ilâmsız takip yapılamaz. Borçlu itirazını varit gösterecek hiçbir belge ibraz edemezse icra mahkemesi itirazın kaldırılmasına karar verir. İtiraz birinci fıkrada gösterilen senet veya makbuz yahut belgeye müstenit ise itirazın kaldırılması talebi reddolunur. Borçlu murisine ait bir alacak için takibedilmekte olup da, terekenin borca batık olduğunu ileri sürerse bu hususta ilam getirmesi için kendisine münasip bir mühlet verilir. Bunun dışında itirazın kaldırılması talebinin kabul veya reddi için ileri sürülen iddia ve savunmalar bekletici mesele yapılamaz. (Değişik: 9/11/1988-3494/2 md.) Borçlunun gösterdiği belge altındaki imza alacaklı tarafından inkar edilirse hakim, 68/a maddesinde yazılı usule göre yaptığı inceleme neticesinde imzanın alacaklıya ait olduğuna kanaat getirdiği takdirde alacaklının itirazın kaldırılması talebini reddeder ve alacaklıyı sözü edilen belgenin taalluk ettiği değer veya miktarın yüzde onu oranında para cezasına mahkum eder. Alacaklı genel mahkemede dava açarsa bu para cezasının infazı dava sonuna kadar tehir olunur ve alacaklı bu davada alacağını ve imzanın kendisine ait olmadığını ispat ederse bu ceza kalkar. Alacaklı duruşmada bizzat bulunmayıp da imza vekili tarafından reddolunduğu takdirde vekil mütaakıp oturumda müvekkilini imza tatbikatı için hazır bulundurmaya veya masraflarını vererek davetiye tebliğ ettirmeye mecburdur. Kabule değer mazereti olmadan gelmiyen alacaklı borçlunun dayandığı belgede yazılı miktar hakkındaki itirazın kaldırılması talebinden vazgeçmiş sayılır. (Ek fıkra: 6/6/1985-3222/6 md.; Değişik: 9/11/1988-3494/2 md.) (Değişik birinci cümle: 17/7/2003-4949/16 md.) İtirazın kaldırılması talebinin esasa ilişkin nedenlerle kabulü hâlinde borçlu, talebin aynı nedenlerle reddi hâlinde ise alacaklı, diğer tarafın talebi üzerine yüzde yirmiden  aşağı olmamak üzere tazminata mahkûm edilir.   Borçlu, menfi tespit ve istirdat davası açarsa, yahut alacaklı genel mahkemede dava açarsa, hükmolunan tazminatın tahsili dava sonuna kadar tehir olunur ve dava lehine sonuçlanan taraf için, daha önce hükmedilmiş olan tazminat kalkar.[29] c) İtirazın geçici olarak kaldırılması:[30]

İcra mahkemesindeki incelemede borçlu itirazını haklı kılacak hiçbir belge ibraz edemezse mahkeme itirazın kaldırılmasına karar verir. Borçlunun gösterdiği belge itirazın dayanağı niteliğindeyse kaldırma talebi reddolunur. Talebin esasa ilişkin nedenlerle kabulü hâlinde borçlu, aynı nedenlerle reddi hâlinde ise alacaklı, diğer tarafın talebi üzerine yüzde yirmiden az olmamak üzere tazminata mahkûm edilir. Borçlunun menfi tespit veya istirdat davası açması ya da alacaklının genel mahkemede dava açması hâlinde hükmedilen tazminatın tahsili dava sonuna kadar ertelenir; dava lehine sonuçlanan taraf için daha önce hükmedilmiş tazminat kalkar.

Borçlunun ibraz ettiği belgedeki imzayı alacaklı inkâr ederse hâkim gerekli incelemeyi yaptıktan sonra imzanın alacaklıya ait olduğuna kanaat getirirse itirazın kaldırılması talebini reddeder ve alacaklıyı söz konusu belgenin taalluk ettiği değerin yüzde onu oranında para cezasına mahkûm eder. Alacaklı genel mahkemede dava açarsa bu para cezasının infazı dava sonuna kadar tehir edilir; alacaklı bu davada alacağını ve imzanın kendisine ait olmadığını ispat ederse ceza kalkar.

İtirazın İptali ile İtirazın Kaldırılması Arasındaki Temel Fark

İtirazın iptali, İİK m. 67 uyarınca bir yıllık süre içinde genel mahkemede açılan bir davadır ve alacaklının genel hükümler çerçevesinde alacağını ispat etmesini gerektirir. İtirazın kaldırılması ise İİK m. 68 kapsamında yalnızca kanunda sayılan nitelikteki belgelere dayanan takiplerde altı aylık süre içinde icra mahkemesine yapılan bir taleptir. Fatura alacağına dayalı takipte faturanın bu kapsamda hangi nitelikte değerlendirileceği kaynakta açıkça düzenlenmemiş olup bu husus somut uyuşmazlıkta ayrıca ele alınmalıdır.

Yargıtay 12. Hukuk Dairesi, E. 2013/34059, K. 2014/836Kaynağı aç
12. Hukuk Dairesi         2013/34059 E.  ,  2014/836 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ : Kayseri 3. İcra Hukuk Mahkemesi TARİHİ : 10/09/2013 NUMARASI : 2011/456-2013/660 . Yukarıda tarih ve numarası yazılı mahkeme kararının müddeti içinde temyizen tetkiki alacaklı tarafından istenmesi üzerine bu işle ilgili dosya mahallinden daireye gönderilmiş olup, dava dosyası için Tetkik Hakimi .. tarafından düzenlenen rapor dinlendikten ve dosya içerisindeki tüm belgeler okunup incelendikten sonra işin gereği görüşülüp düşünüldü: . Alacaklı Güllüce Belediyesi tarafından faturaya dayalı olarak genel haciz yoluyla ilamsız icra takibine başlandığı, örnek 7 numaralı ödeme emrinin borçlu ..nşaat Nak. Müh.San.ve Tic. Ltd. Şti.ne tebliği üzerine adı geçen borçlunun yasal sürede icra müdürlüğüne verdiği dilekçe ile belediyenin herhangi bir borcu kalmadığını ve borcun ödendiğini bildirerek itiraz ettiği, alacaklının itirazın kaldırılması isteminin ise mahkemece, borcun ödendiği gerekçesiyle reddedildiği anlaşılmıştır. Alacaklının icra takibine dayanak yaptığı faturanın, İİK. nun 68/1. maddesinde yer alan ve mücerret borç ikrarını içeren bir belge niteliğinde olmadığı tartışmasızdır. Ancak borçlunun icra dairesine verdiği itiraz dilekçesinde fatura bedelinin ödendiğini ileri sürdüğü görülmektedir. Borçlu, borç doğuran hukuki ilişkiyi kabul edip, itirazını ödeme olgusuna dayandırdığına göre itirazın kaldırılması isteminin mahkemede incelenmesi sırasında alacaklının artık İİK. nun 68/1 maddesinde belirtilen bir belgesinin mevcut olup olmadığı üzerinde durulmasına gerek ve yer yoktur. Çünkü anılan madde yazılı belgelerle ispatlanacak olan hukuki ilişki ve borçtur. Borçlu hukuki ilişki ve borcu kabul edip ödediğini ileri sürdüğüne göre kabul edilen bir hususun ayrıca İİK. nun 68/l. maddesinde yazılı belgelerle ispatına yer olmadığı kabul edilmelidir(H.G.K. nun 4.12.2985 tarih ve 1984/12–527 E. 984 K.). Bu durumda borçlu tarafından borcun ödendiği İİK. nun 68/l. maddesinde yazılı nitelikte belgelerle ispatlanması gerekir.İcra mahkemesince borçlunun ödemeye dayanak yaptığı belgenin İİK'nun 68/1. maddesinde yazılı belgelerden olup olmadığı incelenmeli, bu nitelikte bir belge ise alacaklının itirazının kaldırılması istemi reddedilmeli aksi halde kabul edilmelidir. Somut olayda, takibe dayanak faturadan kaynaklanan alacağın ödenip ödenmediği hususunda icra mahkemesince yaptırılan bilirkişi incelemesi sonucu bilirkişi Ş. E..tarafından düzenlenen 18.03.2013 tarihli ek rapora esas alınan 25.03.2009 tarihli Güllüce Belediyesi'ne ait ödeme emrinde, 15.045,00 TL'nin ödenmesinin muhasebece uygunluğunun belirtildiği, harcama yetkilisi ve muhasebeci tarafından imzalandığı, ancak alacaklını herhangi bir imzasının bulunmadığı görülmektedir. Bu haliyle ödeme belgesi olarak sunulan 25.03.2009 tarihli belge, İİK'nun 68/1. maddesinde yazılı nitelikteki belgelerden değildir. Buna göre, mahkemece, ek bilirkişi raporunda belirtilen meblağın alacaklı şirkete ödendiğine ilişkin borçlunun elinde İİK' nun 68/1.maddesinde belirtilen belgelerden birinin bulunup bulunmadığı sorularak oluşacak sonuca göre karar verilmesi gerekirken, takip hukuku kuralları ile bağdaşmayacak şekilde genel hükümler doğrultusunda yargılama yapılmak suretiyle yazılı şekilde hüküm tesisi isabetsizdir. SONUÇ :Alacaklının temyiz itirazlarının kabulü ile mahkeme kararının yukarıda yazılı nedenlerle İİK'nun 366 ve HUMK'nun 428. maddeleri uyarınca (BOZULMASINA), peşin alınan harcın istek halinde iadesine, ilamın tebliğinden itibaren 10 gün içinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere, 16.01.2014 gününde oybirliğiyle karar verildi.

Fatura Alacaklarında Zamanaşımı

Sekiz günlük fatura itiraz süresinin geçirilmesi zamanaşımını etkilemez; bu süre hak düşürücü nitelik taşımamaktadır. Fatura alacaklarına uygulanacak genel zamanaşımı süresinin Borçlar Kanunu hükümleriyle belirlendiği belirtilmekle birlikte, hangi maddeye dayandığı ve bu sürenin her tür fatura alacağına aynı biçimde uygulanıp uygulanmadığı mevcut verilerle kesin olarak tespit edilememektedir. Bu konuda, uyuşmazlığın niteliğine göre ilgili Borçlar Kanunu zamanaşımı hükümleri değerlendirilmelidir.

Açık ve Kapalı Fatura Ayrımının Hukuki Durumu

Uygulamada açık ve kapalı fatura ayrımından sıkça söz edilmekle birlikte bu ayrım ne Vergi Usul Kanunu'nda ne de Türk Ticaret Kanunu'nda doğrudan düzenlenmiştir. Bu ayrımın uyuşmazlıklarda delil değeri taşıyıp taşımadığının somut olayın koşullarına göre değerlendirilmesi gerekir.

Faturaya sekiz gün içinde itiraz etmezsem ne olur?

TTK m. 21/2 uyarınca fatura içeriğini kabul etmiş sayılırsınız. Bu durum ispat yükünü değiştirir; artık fatura içeriğinin sözleşmeye uygun olmadığını sizin ispat etmeniz gerekir. Ancak bu karinenin işleyebilmesi için faturanın tacir sıfatıyla ve ticari işletme faaliyeti kapsamında düzenlenmiş olması, taraflar arasında borç doğurucu bir hukuki ilişkinin bulunması ve faturanın da bu ilişki nedeniyle düzenlenmiş olması gerekir. Karşı taraf akdi ilişkiyi inkâr ederse faturayı düzenleyen taraf bu ilişkiyi ve malın teslimini ayrıca kanıtlamak durumundadır.

Sekiz günlük itiraz süresi hak düşürücü süre midir?

Hayır. Yargıtay 23. Hukuk Dairesi, E. 2015/7613, K. 2016/190 sayılı kararında bu sürenin hak düşürücü süre veya zamanaşımı süresi olmadığını, yalnızca ispat yükünün yer değiştirmesi açısından önem taşıdığını belirlemiştir. Söz konusu karar, fatura ve dava tarihinde yürürlükte olan 6762 sayılı TTK m. 23/2'ye dayanmaktadır.

Faturaya itiraz hangi yollarla yapılabilir?

Faturaya itiraz belirli bir şekle bağlı değildir. Yargıtay 23. Hukuk Dairesi, E. 2015/7613, K. 2016/190 sayılı kararının gerekçesinde; uyuşmazlık hâlinde ispat kolaylığı sağlamak amacıyla noter aracılığıyla, imza karşılığı elden tebliğ yoluyla, telgraf veya teleks ile, faks çekilerek ya da güvenli elektronik imzayla e-posta gönderilmesi biçimlerinin uygun olduğu belirtilmiştir. Bu yollar zorunlu şekil koşulu değil, ispat güçlüğü doğmaması için uygun görülen yöntemlerdir. İtirazın sekiz gün içinde karşı tarafa ulaşmış olması şart değildir; itirazın o süre içinde yapılmış olması yeterlidir.

İcra takibine itiraz süresi ne kadardır?

İİK m. 62 uyarınca borçlu itirazını, ödeme emrinin tebliği tarihinden itibaren yedi gün içinde dilekçe ile veya sözlü olarak icra dairesine bildirmek zorundadır. Bu süre içinde itiraz edilmezse takip kesinleşir ve alacaklı haciz talebinde bulunabilir.

Borçlu icra takibine itiraz ederse alacaklı ne yapabilir?

Borçlunun itirazı üzerine icra takibi durur. Alacaklı, itirazın tebliği tarihinden itibaren bir yıl içinde itirazın iptali davası açabilir ya da elindeki belgeler İİK m. 68'de sayılan nitelikteyse altı ay içinde icra mahkemesinden itirazın kaldırılmasını talep edebilir. Bu iki yolun koşulları, süresi ve belge gereksinimleri birbirinden farklıdır; hangi yolun uygulanacağı somut duruma ve eldeki belgelerin niteliğine göre belirlenmelidir.

Akdi ilişki inkâr edilirse fatura tek başına yeterli delil midir?

Hayır. Yargıtay 19. Hukuk Dairesi, E. 2013/17289, K. 2014/619 sayılı kararında akdi ilişkinin inkâr edildiği hâllerde fatura düzenlenmesinin ve faturaya süresinde itiraz edilmemesinin tek başına alacağın varlığını kanıtlamadığını; fatura konusu malın teslim edildiğinin ispatının davacıya ait olduğunu belirlemiştir. Bu nedenle alacaklının sözleşme ilişkisini ve teslimi ayrıca belgelemiş olması büyük önem taşır.

İtirazın iptali davası açma süresi geçerse ne olur?

İİK m. 67 uyarınca bir yıllık itirazın iptali süresini geçiren alacaklı genel mahkemede alacak davası açma hakkını yitirmez; genel hükümler çerçevesinde alacağını dava etme hakkı saklı kalır.

Hukuki uyarı: Bu içerik genel bilgilendirme amacı taşır; somut olay değerlendirmesi için avukata başvurulmalıdır.

Hazırlayan: Av. Erdal Ersoy

Avukat Erdal Ersoyİletişim ve randevu