Derdestlik İtirazı ve Dava Şartı Olarak Derdestlik

by Avukat Erdal Ersoy
Derdestlik İtirazı ve Dava Şartı Olarak Derdestlik

Derdestlik, davanın açılmasına engel olmayan; ancak mahkemenin esas hakkında hüküm kurmasını imkânsız hâle getiren olumsuz bir dava şartıdır. 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 114. maddesinin birinci fıkrasının (ı) bendi, aynı davanın daha önce açılmış ve hâlen görülmekte olmamasını dava şartları arasında sayar. Bu nitelik nedeniyle derdestlik, yalnız tarafların bildirmesine bağlı bir itiraz olarak kalmaz; mahkemece kendiliğinden dikkate alınır.

6100 sayılı HUKUK MUHAKEMELERİ KANUNU m. 114Kaynağı aç
MADDE 114- (1) Dava şartları şunlardır: a) Türk mahkemelerinin yargı hakkının bulunması. b) Yargı yolunun caiz olması. c) Mahkemenin görevli olması. ç) Yetkinin kesin olduğu hâllerde, mahkemenin yetkili bulunması. d) Tarafların, taraf ve dava ehliyetine sahip olmaları; kanuni temsilin söz konusu olduğu hâllerde, temsilcinin gerekli niteliğe sahip bulunması. e) Dava takip yetkisine sahip olunması. f) Vekil aracılığıyla takip edilen davalarda, vekilin davaya vekâlet ehliyetine sahip olması ve usulüne uygun düzenlenmiş bir vekâletnamesinin bulunması. g) Davacının yatırması gereken gider avansının yatırılmış olması. ğ) Teminat gösterilmesine ilişkin kararın gereğinin yerine getirilmesi. h) Davacının, dava açmakta hukuki yararının bulunması. ı) Aynı davanın, daha önceden açılmış ve hâlen görülmekte olmaması. i) Aynı davanın, daha önceden kesin hükme bağlanmamış olması. (2) Diğer kanunlarda yer alan dava şartlarına ilişkin hükümler saklıdır. Dava şartlarının incelenmesi

Yasal dayanak ve kesin hükümden ayrılan bent

HMK m. 114/1-(ı), derdestliğe karşılık gelen şartı düzenler. Aynı fıkranın (i) bendi ise aynı davanın daha önce kesin hükme bağlanmamış olmasını ayrı bir dava şartı olarak sayar. İki bent birbirinin yerine geçmez. Maddenin ikinci fıkrası, başka kanunlardaki dava şartı hükümlerini saklı tutar; bu hükümlerin içeriği HMK m. 114 metninden çıkarılamaz.

HMK m. 114’ün gerekçesinde derdestlik, hukuki yarar eksikliğinin somut ve özel planda bir düzenlenişi olarak açıklanır. Gerekçede, bu işlevin sağlanabilmesi için derdestliğin ilk itiraz olmaktan çıkarılıp dava şartına ilişkin usuli bir itiraza dönüştürülmesinin zorunlu görüldüğü belirtilir.

Yargıtay Hukuk Genel Kurulu, E. 2018/1015, K. 2022/146Kaynağı aç
Hukuk Genel Kurulu         2018/1015 E.  ,  2022/146 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi 1. Taraflar arasındaki “alacak” davasından dolayı yapılan yargılama sonunda, Kızıltepe 1. Asliye Hukuk Mahkemesince verilen davanın dava şartı yokluğu nedeniyle usulden reddine ilişkin karar davacı vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine Yargıtay (Kapatılan) 19. Hukuk Dairesince yapılan inceleme sonunda bozulmuş, Mahkemece Özel Daire bozma kararına karşı direnilmiştir. 2. Direnme kararı davacı vekili tarafından temyiz edilmiştir. 3. Hukuk Genel Kurulunca dosyadaki belgeler incelendikten sonra gereği görüşüldü: I. YARGILAMA SÜRECİ Davacı İstemi: 4. Davacı vekili dava dilekçesinde; davalının, Akbank T.A.Ş. ile yaptığı kredi kartı sözleşmesi uyarınca bankaya karşı borçlu olduğunu, gönderilen hesap kat ihtarına rağmen borcun ödenmemesi üzerine banka tarafından icra takibi başlatıldığını, ancak takibe haksız olarak itiraz edildiğini, itiraz üzerine icra takibinin durması nedeniyle banka tarafından Kızıltepe Asliye Hukuk Mahkemesinin 2013/281 E. sayılı dosyası ile itirazın iptali davası açıldığını, ancak davanın taraflarca takip edilmemesi nedeniyle açılmamış sayılmasına karar verildiğini, banka ile yapılan temlik sözleşmesi gereğince alacağın temlik alındığını, bu nedenle müvekkilinin davalıdan alacaklı olduğunu ileri sürerek 68.540,15TL’nin davalıdan tahsilini talep etmiştir. Davalı Cevabı: 5. Davalı, davaya cevap vermemiştir. Mahkeme Kararı: 6. Kızıltepe 1. Asliye Hukuk Mahkemesinin 30.06.2015 tarihli ve 2015/634 E., 2015/546 K. sayılı kararı ile; mahkemenin 2013/281 E. sayılı dosyasının incelenmesinde; alacaklı Akbank T.A.Ş. tarafından borçlu …'a karşı Kızıltepe İcra Müdürlüğünün 2012/3360 E. sayılı icra takip dosyası ile başlatılan takibe borçlunun itiraz etmesi üzerine itirazın iptali davası açıldığı, banka tarafından mahkemeye ibraz edilen 22.04.2014 tarihli dilekçesinden görülmekte olan davaya devir alacaklısı olarak … Varlık Yönetimi A.Ş.'nin katılacağının, davadan çekildiklerinin, bundan sonra yapılacak tebligatların … Varlık Yönetimi A.Ş.'ye yapılmasının ve devir alanın taraf olarak kaydedilmesinin beyan edildiği, mahkemece 31.03.2015 tarihli kararı ile, davanın takip edilmemesi nedeniyle açılmamış sayılmasına karar verildiği ve kararının kesinleşmediği, davalının ve davanın konusunun aynı olması nedeniyle iş bu davanın görülebilmesi için öncelikle mahkemenin 2013/281 E., 2015/315 K. sayılı dava dosyasının kesinleşmesi gerektiği, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun (HMK) 114/1-ı maddesinde düzenlenen "derdestlik" durumunun dava şartı olduğu ve dava şartlarının mahkemelerce davanın her aşamasında re'sen gözetilmesi gerektiği gerekçesiyle davanın dava şartı yokluğundan usulden reddine karar verilmiştir. Özel Daire Bozma Kararı: 7. Mahkemenin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı vekili temyiz isteminde bulunmuştur. 8. Yargıtay (Kapatılan) 19. Hukuk Dairesinin 15.03.2017 tarihli ve 2016/7241 E., 2017/2146 K. sayılı kararı ile; “…Derdestlik halinin gerçekleşmesi için şu üç şartın birlikte bulunması gerekir: (1) Aynı davanın iki kere açılmış olması, (2) Birinci davanın görülmekte (derdest) olması ve (3) Birinci dava ile ikinci davanın aynı dava olması. Somut olayda, birinci dava ile ikinci davanın türleri farklı olsa bile davanın tarafları, konusu ve davanın dayanağı olan vakıalar aynı olduğundan yukarıdaki (1.) ve (3.) koşullar oluşmuş olmakla birlikte (2.) koşul gerçekleşmemiştir. Zira temlik eden Akbank tarafından açılan itirazın iptali davasının 31.03.2015 tarihinde açılmamış sayılmasına karar verilmiş ve temlik alan davacı tarafından işbu alacak davası 20.05.2015 tarihinde açılmıştır. Davanın açılmamış sayılması kararı ile, dava açılması ile meydana gelmiş olan sonuçlar son bulur. Bu bağlamda davanın açılması ile doğmuş bulunan derdestlik durumu davanın açılmamış sayılması ile son bulur. Bu bakımdan mahkemece derdestlik nedeniyle davanın usulden ret etmesi doğru olmamış ve mahkeme kararının bozulması gerekmiştir. Ancak yerel mahkemece birinci mahkemece verilen davanın açılmamış sayılmasına ilişkin kararın kesinleşip kesinleşmediği üzerinde durulup, kesinleşmemişse kesinleşmesinin sağlanması için taraflara süre verilip sonucunun beklenmesi de gereklidir. (Bakınız: Baki Kuru, Hukuk Muhakemeleri Usulü Cilt III. sayfa 3004-3015 ve 2959-2960),…” gerekçesiyle karar oy çokluğu ile bozulmuştur. Direnme Kararı: 9. Kızıltepe 1. Asliye Hukuk Mahkemesinin 20.11.2017 tarihli ve 2017/623 E., 2017/856 K. sayılı kararı ile, mahkemenin 2013/281 E., 2015/315 K. sayılı kararı taraflara tebliğ edilmediğinden henüz kesinleşmediği, hâkimin re'sen harekete geçmediği davalarda, hükmün re’sen tebliğe çıkarılamadığı, taraflardan birinin talebinin gerekli olduğu, HMK’nın 24. maddesinde düzenlenen tasarruf ilkesinin de bunu gerektirdiği, aynı davanın daha önceden açılmamış ve hâlen görülmemekte olmasının olumsuz dava şartı olduğu, bu nitelikte bir davanın mevcudiyeti hâlinde derdestlik hâlinin varlığından söz edilebileceği, her ne kadar HMK’nın 115/2. maddesinde dava şartı noksanlığının giderilebileceği ve bunun tamamlanması için kesin süre verilebileceği yer almış olsa da, bozma kararı doğrultusunda mahkemenin 31.03.2015 tarihli ve 2013/281 E., 2015/315 K. sayılı kararını kesinleştirmek üzere verilebilecek olan sürenin bu kapsamda sayılamayacağı, hâkimin re'sen harekete geçemeyeceği davalarda gerekçeli kararın mahkemece kendiliğinden tebliğinin mümkün olmadığı, bu hususta tasarruf ilkesi gereği taraf iradelerine öncelik tanındığı ve taraflardan birinin talebi ile tebliğin gerçekleşebileceği, mahkemenin 2013/281 E. sayılı dosyasında söz konusu davanın açılmamış sayılmasına ilişkin gerekçeli kararın tebliğe çıkarılması yönünde herhangi bir talebin yer bulunmadığı ve davanın derdest olduğu gerekçesiyle direnme kararı verilmiştir. Direnme Kararının Temyizi: 10. Direnme kararı süresi içinde davacı vekili tarafından temyiz edilmiştir. II. UYUŞMAZLIK 11. Direnme yoluyla Hukuk Genel Kurulu önüne gelen uyuşmazlık, mahkemenin 31.03.2015 tarihli ve 2013/281 E., 2015/315 K. sayılı dosyasında verilen davanın açılmamış sayılmasına ilişkin kararının eldeki davada derdestlik oluşturup oluşturmadığı, mahkemece 2013/281 E., 2015/315 K. sayılı kararının kesinleşmesinin sağlanması için taraflara süre verilip sonucunun beklenmesinin gerekip gerekmediği noktasında toplanmaktadır. III. GEREKÇE 12. Uyuşmazlığın çözümü için öncelikle konu ile ilgili yasal düzenlemelerin incelenmesinde fayda bulunmaktadır. 13. Dava şartları, mahkemece davanın esası hakkında yargılama yapılabilmesi için gerekli olan koşullardır. Diğer bir anlatımla; dava şartları dava açılabilmesi için değil, mahkemenin davanın esasına girebilmesi için aranan “kamu düzeni” ile ilgili zorunlu koşullardır. Mahkeme, hem davanın açıldığı günde hem de yargılamanın her aşamasında dava şartlarının tamam olup olmadığını kendiliğinden araştırıp incelemek durumunda olup; bu konuda tarafların talep ve beyanları ile bağlı değildir. 14. Dava şartları dava açılmasından hüküm verilmesine kadar var olmalıdır. Dava şartlarının davanın açıldığı günde bulunmaması ya da bu şartlardan birinin yargılama aşamasında ortadan kalktığının öğrenilmesi durumunda, mahkemenin davayı dinlenebilir olmadığından reddetmesi gerekir. 15. Mahkemece, dava şartlarının mevcut olup olmadığı, davanın her aşamasında kendiliğinden araştırılır; taraflar da dava şartı noksanlığını her zaman ileri sürebilirler (HMK. m.115/1). 16. Dava şartı noksanlığının tespit edilmesi hâlinde davanın usulden reddine karar verilir, ancak dava şartı noksanlığının giderilmesi mümkün ise bunun tamamlanması için ilgili tarafa kesin süre verilecek olup, bu süre içinde dava şartı noksanlığı giderilmemişse davanın dava şartı yokluğu sebebiyle usulden reddine karar verilecektir (HMK m.115/2). 17. Dava şartlarından bazıları olumlu (davanın açılması sırasında var olması gerekli); bazıları ise olumsuz (davanın açılması sırasında bulunmaması gereken) şartlar olup, derdestlik olumsuz dava şartları arasında yer alır. 18. Derdestlik; mülga 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu’nda (HUMK) ilk itiraz olarak düzenlendiği hâlde, 6100 sayılı HMK’da dava şartı olarak kabul edilmiştir. 19. Açılmış ve görülmekte olan bir davanın davacısı, hukukî korunma sürecini başlatmış olduğundan artık onun aynı davayı yeniden bir başka mahkeme önüne getirmesinde hukuken korunmaya değer güncel bir yararı bulunmamaktadır. Bu nedenle daha önce açılmış ve hâlen görülmekte olan bir davanın, ikinci kez açılması hâlinde, davacının bu ikinci davayı açmasında hukukî yararı olmadığı gerekçesi ile HMK'nın 114. maddesiyle derdestlik dava şartı kabul edilerek maddenin (ı) bendinde “Aynı davanın, daha önceden açılmış ve hâlen görülmekte olmaması” düzenlemesine yer verilmiştir. HMK'nın  114. maddesinin gerekçesinde  derdestlik  itirazının hukukî yarar eksikliğinin somut ve özel planda bir düzenleniş biçimi olduğu, onun da temelinde yatan bu düşünceye uygun işlev görmesinin sağlanabilmesi için ilk itiraz olmaktan çıkartılıp, dava şartına ilişkin usulî itiraza dönüştürülmesinde kaçınılmaz bir zorunluluk olduğu belirtilmiştir. 20. Derdest bir davanın ilk koşulu, tarafları, müddeabihi ve dava sebebi aynı olan bir davanın daha önce açılmış olmasıdır. İkinci koşulu ise daha önce açılmış bulunan davanın hâlen görülmekte olması, kesin hükümle sonuçlanmamış olmasıdır. Bu iki koşulun birlikte bulunması hâlinde derdest bir davanın varlığı kabul edilmelidir. Bir davanın açılması ile şeklî anlamda kesin hükme bağlanması arasında geçen sürede davanın derdest olduğu kabul edilir (Tanrıver, Süha: Medeni Usul Hukukunda Derdestlik İtirazı, Ankara 2007, s. 8 vd.). Davanın derdest olması, taraflar arasında o konuda ortaya çıkan uyuşmazlığın henüz tam olarak çözümlenemediği anlamına gelir. 21. Derdestlik (görülmekte olan dava), yargılamanın başlaması anından hüküm verilmesine ve bu hükmün de kesinleşmesine kadar geçen süreç, görülmekte olan yargılamayı ifade eder. Başka bir ifadeyle, bir davanın görülmekte olması için, verilen kararın şeklî anlamda da kesinleşmemiş olması gerekir (Mazlum, İsmet: Medenî Usûl Hukukunda Aslî Müdahale, Ankara 2019, s. 126; Tanrıver, s. 49). 22. Öte yandan bu noktada davanın açılmamış sayılmasına ilişkin düzenlemenin yer aldığı HMK’nın 150. maddesine değinilmesi gerekmektedir. Bu madde; “(1) Usulüne uygun şekilde davet edilmiş olan taraflar, duruşmaya gelmedikleri veya gelip de davayı takip etmeyeceklerini bildirdikleri takdirde dosyanın işlemden kaldırılmasına karar verilir. (2) Usulüne uygun şekilde davet edilmiş olan taraflardan biri duruşmaya gelir, diğeri gelmezse, gelen tarafın talebi üzerine, yargılamaya gelmeyen tarafın yokluğunda devam edilir veya dosya işlemden kaldırılır. Geçerli bir özrü olmaksızın duruşmaya gelmeyen taraf, yokluğunda yapılan işlemlere itiraz edemez. (3) Duruşma gününün belli edilmesi için tarafların başvurması gereken hâllerde gün tespit ettirilmemişse, son işlem tarihinden başlayarak bir ay geçmekle dosya işlemden kaldırılır. (4) Dosyası işlemden kaldırılmış olan dava, işlemden kaldırıldığı tarihten başlayarak üç ay içinde taraflardan birinin dilekçe ile başvurusu üzerine yenilenebilir. Yenileme dilekçesi, duruşma gün, saat ve yeri ile birlikte taraflara tebliğ edilir. Dosyanın işlemden kaldırıldığı tarihten başlayarak bir ay geçtikten sonra yenileme talebinde bulunulursa, yeniden harç alınır, bu harç yenileyen tarafça ödenir ve karşı tarafa yüklenemez. Bu şekilde harç verilerek yenilenen dava, eski davanın devamı sayılır. (5) İşlemden kaldırıldığı tarihten başlayarak üç ay içinde yenilenmeyen davalar, sürenin dolduğu gün itibarıyla açılmamış sayılır ve mahkemece kendiliğinden karar verilerek kayıt kapatılır. (6) İşlemden kaldırılmasına karar verilmiş ve sonradan yenilenmiş olan dava, ilk yenilenmeden sonra bir defadan fazla takipsiz bırakılamaz. Aksi hâlde dava açılmamış sayılır. (7) Hangi sebeple olursa olsun açılmamış sayılan davadaki talep dahi vaki olmamış sayılır” şeklinde düzenlenmiştir. 23. Usulüne uygun biçimde çağrıldıkları hâlde, davanın taraflarından hiç biri duruşmaya gelmezse veya yalnız bir taraf gelip de takip etmeyeceğini bildirirse, mahkemece dava yenileninceye kadar dosyanın işlemden kaldırılmasına karar verilir. 24. Dosyanın işlemden kaldırılması hâlinde, üç ay içerisinde yenilenmeyen davalar sürenin dolduğu gün itibariyle açılmamış sayılır ve mahkemece kendiliğinden karar verilerek kayıt kapatılır. İşlemden kaldırılmasına karar verilmiş ve sonradan yenilenmiş olan dava en çok iki defa takipsiz bırakılabilir. Aksi hâlde dava açılmamış sayılır [(HMK m. 150/5-6), Budak, Ali Cem/ Karaaslan Varol, Medenî Usul Hukuku, 5. bası, İstanbul 2021, s. 244]. 25. Davanın açılmamış sayılması kararı ile açılmasıyla meydana gelen sonuçlar ortadan kalkar. Davanın açılması ile doğmuş olan derdestlik durumu, açılmamış sayılması kararının kesinleşmesi ile son bulur. 26. Tüm bu açıklamalar ışığında somut olaya gelince; mahkemenin 2013/281 E. sayılı dosyasında, dava dışı Akbank T.A.Ş. tarafından eldeki davada davalı olan …’a karşı kredi kartından kaynaklanan borç nedeniyle başlatılan icra takibine yapılan itirazın iptali istemiyle dava açılmıştır. Yargılama sırasında 09.04.2014 tarihli temlik sözleşmesi ile Akbank T.A.Ş. tarafından eldeki davada davacı olan … Varlık Yönetimi A.Ş.’ye takip konusu alacak temlik edilmiş, mahkemece 12.11.2014 tarihinde davanın takip edilmemesi nedeniyle dosyanın işlemden kaldırılmasına karar verilmiştir. Dosyanın işlemden kaldırılmasından itibaren üç aylık süre içerisinde yenilenmemesi üzerine 31.03.2015 tarihli karar ile davanın açılmamış sayılmasına karar verilmiştir. … Varlık Yönetim A.Ş. tarafından aynı alacakla ilgili aynı davalıya karşı henüz açılmamış sayılma kararı kesinleşmeden 20.05.2015 tarihinde eldeki dava açılmıştır. Bu tarihte henüz derdestlik durumu ortadan kalkmamıştır. 27. Her ne kadar mahkemece, 2013/281 E., 2015/315 K. sayılı davada verilen davanın açılmamış sayılmasına yönelik karar kesinleşmeden eldeki davanın açıldığı gerekçesiyle derdestlik nedeniyle usulden reddine karar verilmiş ise de, derdestliğe konu mahkemenin 2013/281 E., 2015/315 K. sayılı dosyasına ilişkin olarak Hukuk Genel Kuruluna gönderilen 17.06.2020 havale tarihli yazı ile davacı vekilince anılan dosyanın kesinleştirme işleminin yapılmasının talep edildiği, Hukuk Genel Kurulunca dosyanın mahkemesine iadesi üzerine mahkemece, davanın açılmamış sayılmasına yönelik kararın taraf vekillerine 22.04.2019 tarihinde tebliğ edildiği, kararın temyiz edilmeksizin 08.05.2019 tarihinde kesinleştiğine dair kesinleşme şerhi düzenlendikten sonra dosyanın Hukuk Genel Kuruluna gönderildiği anlaşılmaktadır. 28. Bu durumda mahkemenin 2013/281 E., 2015/315 K. sayılı davanın açılmamış sayılmasına dair kararının kesinleştiği ve eldeki davanın derdest olmaktan çıktığı anlaşılmaktadır. Derdestlik dava şartının sonradan tamamlandığı dikkate alındığında mahkemece derdestlik nedeniyle davanın usulden reddine dair verilen karar yerinde değildir. 29. Hukuk Genel Kurulunda yapılan görüşmeler sırasında, eldeki davanın mahkemenin 2013/281 E., 2015/315 K. sayılı açılmamış sayılmasına dair kararının kesinleşmesinden önce açıldığı, açılmamış sayılmasına dair kararın derdestliğe konu olmaması için kesinleşmesi gerektiği, ancak aynı davanın daha önceden açılmış ve hâlen görülmekte (derdest) olmaması yönündeki olumsuz dava şartının sonradan tamamlanabileceği, eldeki dava dosyası Hukuk Genel Kurulunda bulunduğu sırada yapılan kesinleştirme işleminin Hukuk Genel Kurulunca değerlendirilemeyeceği, bu durumda mahkemece davanın açılmamış sayılmasına ilişkin kararın kesinleşip kesinleşmediği üzerinde durulup, kesinleşmemişse kesinleşmesinin sağlanması için taraflara süre verilip sonucunun beklenmesi gerektiği, direnme kararının Özel Daire bozma kararında belirtilen nedenler yanında bu genişletilmiş gerekçe ve nedenlerle bozulması gerektiği görüşü ileri sürülmüş ise de, bu görüş Kurul çoğunluğu tarafından benimsenmemiştir. 30. Hâl böyle olunca; tarafların karşılıklı iddia ve savunmalarına, dosyadaki tutanak ve kanıtlara, bozma kararında açıklanan ve yukarıda gösterilen ilâve nedenlerle, Hukuk Genel Kurulunca da benimsenen Özel Daire bozma kararına uyulmak gerekirken önceki kararda direnilmesi usul ve yasaya aykırıdır. 31. Diğer taraftan; her ne kadar mahkemece direnmeye ilişkin gerekçeli karar başlığında dava tarihi 20.05.2015 yerine 21.09.2017 olarak yazılmış ise de bu yanlışlık mahallinde düzeltilebilir maddi hata niteliğinde olduğundan ayrıca bozma nedeni yapılmamıştır. 32. Bu nedenle direnme kararı yukarıda belirtilen ilave gerekçe ve nedenlerden dolayı bozulmalıdır. IV. SONUÇ: Açıklanan nedenlerle; Davacı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile direnme kararının Özel Daire bozma kararında gösterilen ve yukarıda açıklanan ilâve nedenlerden dolayı 6217 sayılı Kanun’un 30. maddesi ile 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’na eklenen “Geçici Madde 3” atfıyla uygulanmakta olan 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu’nun 429. maddesi gereğince BOZULMASINA, İstek hâlinde temyiz peşin harcının yatırana geri verilmesine, Aynı Kanun’un 440. maddesi uyarınca kararın tebliğinden itibaren on beş gün içerisinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere, 17.02.2022 tarihinde yapılan ikinci görüşmede oy çokluğu ile karar verildi.

Aynı davanın unsurları ve davanın hâlen görülmesi

Hukuk Genel Kurulu, derdestlik için iki koşulun birlikte aranacağını belirtir. Birincisi, tarafları, müddeabihi ve dava sebebi aynı olan bir davanın daha önce açılmış olmasıdır. İkincisi, bu davanın hâlen görülmekte olması, yani kesin hükümle sonuçlanmamış bulunmasıdır. Aynı çerçevede, aynı taraflar, aynı dava konusu ve aynı hukuki sebepten biri eksikse derdestlikten söz edilemez.

Kesin hüküm bakımından HMK m. 303 yönünden tarafların, dava sebeplerinin ve dava konusunun aynı olması aranır. Dava sebebinin aynı olması, davacının talep sonucunu dayandırdığı vakıaların aynı olmasıdır. Dava konusunun aynı olup olmadığı ise iki davanın netice-i talep kısımlarına bakılarak belirlenir. Hükmün, kural olarak davada taraf olmayan üçüncü kişilere etkisi yoktur; taraf olmayan kişiyi kararın bağladığını kabul etmek hukuki dinlenilme hakkına aykırı görülür.

Yargıtay 8. Hukuk Dairesi, E. 2018/10133, K. 2020/226Kaynağı aç
8. Hukuk Dairesi         2018/10133 E.  ,  2020/226 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi DAVA TÜRÜ : Müdahalenin Önlenmesi Taraflar arasında görülen ve yukarıda açıklanan davada yapılan yargılama sonunda Mahkemece, davanın reddine karar verilmiş olup, hükmün davacı tarafından temyiz edilmesi üzerine, Dairece dosya incelendi, gereği düşünüldü. KARAR Davacı, dava konusu maliki olduğu taşınmaza, davalının odun yığarak kendisine yol yaptığını, işgal edilen yere diktiği 10 adet direği ve dikenli teli söktüğünü, köy yoluna da duvar yaparak yolu kapattığını belirterek,müdahalenin önlenmesini ve maddi tazminatın tahsilini talep ve dava etmiştir. Davalı, davanın reddini savunmuştur Mahkemece, kesin hüküm bulunduğundan dava şartı yokluğu nedeniyle davanın reddine karar verilmiştir. Hüküm, davacı tarafından temyiz edilmiştir. Dava; müdahalenin önlenmesi ve maddi tazminat istemine ilişkindir . Doğanşehir Asliye Hukuk Mahkemesinin 2013/11 Esas, 2015/146 Karar sayılı dosyası incelendiğinde, davacının eldeki davanın davacısı …, davalının ise eldeki davanın davalısı …, dava konusunun müdahalenin önlenmesi olduğu, davalının müdahalesi bulunmadığından davanın reddine dair verilen kararın 10.11.2015 tarihinde kesinleştiği anlaşılmıştır. Kesin hüküm, 6100 sayılı HMK'nin 303. maddesinde "Bir davaya ait şeklî anlamda kesinleşmiş olan hükmün, diğer bir davada maddi anlamda kesin hüküm oluşturabilmesi için, her iki davanın taraflarının, dava sebeplerinin ve ilk davanın hüküm fıkrası ile ikinci davaya ait talep sonucunun aynı olması gerekir. Bir hüküm, davada veya karşılık davada ileri sürülen taleplerden, sadece hükme bağlanmış olanlar hakkında kesin hüküm teşkil eder. Kesin hüküm, tarafların küllî halefleri hakkında da geçerlidir…" hükmü bulunmaktadır. Bu hükme göre kesin hükümden bahsedebilmek için; a) davanın taraflarının aynı olması ve b) dava sebeplerinin aynı olması ve c) dava konusunun aynı olması gerekir. Tarafların aynı olmasından anlaşılması gereken; her iki davada da tarafların aynı kişiler olması anlamına gelir. Hükmün davanın tarafları dışında üçüncü kişilere kural olarak herhangi bir etkisi yoktur. Zaten davada taraf olmayan bir kişiyi kararın bağladığının kabulü hukuki dinlenilme hakkına da aykırılık teşkil eder. İkinci olarak dava sebeplerinin aynı olmasından anlaşılması gereken ise; davacının talep sonucunu dayandırdığı vakıaların aynı olmasıdır. Aynı vakıalara dayanılarak dava açılması halinde kesin hükmün varlığından söz edilir. Üçüncü ve son unsur ise; dava konusunun aynı olmasıdır. Dava konusunun aynı olup olmadığının anlaşılması için yapılacak şey, her iki davanın netice-i talep kısmının aynı olup olmadığına bakmaktır. Her iki davanın talep sonucu kısmı aynı ise kesin hükmün varlığından bahsedilebilir. Öte yandan kesin hükmün varlığı HMK'nin 114. maddesinin (i) bendinde olumsuz dava şartı olarak düzenlenmiştir. Öncelikle, elatma haksız eylem olduğundan devam ettiği veya yenilendiği müddetçe her zaman yeni bir davanın konusunu teşkil edebilir. Hemen belirtilmelidir ki, kesin hüküm ancak hüküm anındaki durumu tespit eder. Hükümden sonraki döneme etkili olmaz. Bu nedenle yeni meydana gelen vakıalara dayanılarak açılan ikinci dava için birinci dava kesin hüküm oluşturmaz. O halde, Mahkemece, müdahalenin önlenmesi talep edilen yer ile retle kesinleşen dava dosyasındaki yerin aynı yer olup olmadığının, müdahale şeklinin aynı olup olmadığının, dava tarihinde müdahale olup olmadığının keşif yapılarak ve deliller toplanarak sonucuna göre, davacının talepleri yönünden derdestlik oluşup oluşmayacağı da göz önünde bulundurularak bir karar verilmesi gerekirken, eksik araştırma ile yazılı şekilde karar verilmesi hatalı olmuş, bozmayı gerektirmiştir. SONUÇ: Davacının temyiz itirazları yukarıda açıklanan sebeplerle yerinde görüldüğünden kabulü ile 6100 sayılı HMK'nin Geçici 3. maddesi yollamasıyla 1086 sayılı HUMK'un 428. maddesi uyarınca BOZULMASINA, HUMK'un 440/I. maddeleri gereğince Yargıtay Daire ilamının tebliğinden itibaren ilama karşı 15 gün içinde karar düzeltme isteğinde bulunulabileceğine, peşin alınan temyiz harcının istek halinde temyiz edene iadesine, 16.01.2020 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.

İncelemenin zamanı

HMK m. 115/1 uyarınca mahkeme, dava şartlarının bulunup bulunmadığını davanın her aşamasında kendiliğinden araştırır. Taraflar da noksanlığı her zaman ileri sürebilir. Derdestlik dava şartı olduğundan cevap dilekçesinde belirtilmesi zorunlu değildir; ilk incelemeden hüküm anına kadar dikkate alınabilir.

6100 sayılı HUKUK MUHAKEMELERİ KANUNU m. 115Kaynağı aç
MADDE 115- (1) Mahkeme, dava şartlarının mevcut olup olmadığını, davanın her aşamasında kendiliğinden araştırır. Taraflar da dava şartı noksanlığını her zaman ileri sürebilirler. (2) Mahkeme, dava şartı noksanlığını tespit ederse davanın usulden reddine karar verir. Ancak, dava şartı noksanlığının giderilmesi mümkün ise bunun tamamlanması için kesin süre verir. Bu süre içinde dava şartı noksanlığı giderilmemişse davayı dava şartı yokluğu sebebiyle usulden reddeder. (3) Dava şartı noksanlığı, mahkemece, davanın esasına girilmesinden önce fark edilmemiş, taraflarca ileri sürülmemiş ve fakat hüküm anında bu noksanlık giderilmişse, başlangıçtaki dava şartı noksanlığından ötürü, dava usulden reddedilemez. İKİNCİ AYIRIM İlk İtirazlar Konusu

Noksanlıkta süre ve usulden ret

HMK m. 115/2, dava şartı noksanlığında izlenecek usulü ikiye ayırır. Mahkeme noksanlığı tespit ederse davanın usulden reddine karar verir. Noksanlığın giderilmesi mümkünse önce tamamlanması için kesin süre verir. Bu süre içinde noksanlık giderilmezse davayı dava şartı yokluğu sebebiyle usulden reddeder. Kanun metni, derdestliğin her olayda giderilebilir bir noksanlık olup olmadığını ayrıca belirtmez.

Derdestlik nedeniyle verilen usulden ret kararı, uyuşmazlığın esası hakkında değerlendirme içermez ve uyuşmazlığı kesin olarak çözmez. Derdestliğin ortadan kalkması hâlinde bu karar, aynı davanın yeniden açılmasına engel oluşturmaz.

HMK m. 115/3’e göre dava şartı noksanlığı esasa girilmeden önce fark edilmemiş ve taraflarca ileri sürülmemiş, fakat hüküm anında giderilmişse dava, başlangıçtaki noksanlık nedeniyle usulden reddedilemez. Bu istisnanın derdestlik bakımından nasıl işleyeceği madde metninde ayrıca açıklanmaz.

Açılmamış sayılma ve sonradan tamamlanma

HMK m. 150/5 uyarınca işlemden kaldırıldığı tarihten başlayarak üç ay içinde yenilenmeyen dava, sürenin dolduğu gün itibarıyla açılmamış sayılır. Mahkeme kendiliğinden karar vererek kaydı kapatır. Davanın açılmasıyla doğan derdestlik, açılmamış sayılma kararının kesinleşmesiyle sona erer.

Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun E. 2018/1015, K. 2022/146 sayılı kararında, açılmamış sayılma kararı kesinleşmeden aynı taraflar arasında aynı alacak için açılan ikinci dava bakımından derdestliğin o tarihte sona ermediği kabul edilmiştir. Önceki davaya ilişkin karar yargılama sırasında kesinleşince derdestlik dava şartının sonradan tamamlandığı ve yalnız bu nedenle usulden ret kararının yerinde olmadığı sonucuna varılmıştır.

Diğer dava şartları ve esasa girilmesi

Bir dava şartının eksikliği tespit edildiğinde mahkeme, kural olarak diğer dava şartlarını da inceler. Amaç, davacının yalnız tek bir eksikliği gidererek yeniden dava açmasının önüne geçmektir.

Derdestlik ile kesin hüküm

Derdestlikte aynı dava hâlen sürmekte ve yeni dava usulden engellenmektedir. Kesin hükümde dava sonuçlanmış ve karar bağlayıcı hâle gelmiştir. Kesin hüküm, aynı uyuşmazlığın yeniden görülmesini derdestliğe göre daha güçlü biçimde önler. İki kurum HMK m. 114/1’in ayrı bentlerinde düzenlenir.

Elatma gibi haksız eylem devam ettiği veya yenilendiği sürece yeni bir davanın konusunu oluşturabilir. Kesin hüküm, hüküm anındaki durumu tespit eder ve hükümden sonraki döneme etkili olmaz. Bu nedenle yeni vakıalara dayanılarak açılan ikinci dava için birinci dava kesin hüküm oluşturmaz. Bu değerlendirme müdahalenin önlenmesi davasına ilişkindir.

Yargıtay 8. Hukuk Dairesinin E. 2018/10133, K. 2020/226 sayılı kararında, müdahalenin önlenmesi istenen yer ile retle kesinleşen davadaki yerin ve müdahale şeklinin aynı olup olmadığı ile dava tarihinde müdahale bulunup bulunmadığı araştırılmadan karar verilmesi hatalı görülmüştür. Kararda, keşif ve delil toplama sonucuna göre talepler yönünden derdestliğin oluşup oluşmayacağının da gözetilmesi gerektiği belirtilmiştir.

İcra takibi ile tespit davası

Aynı alacağa ilişkin bir icra takibi varken açılan tespit davası her zaman derdest sayılmaz. Bunun nedeni, dava konusu ile istenen hukuki korumanın farklı olabilmesidir. Bu ihtimal, üç unsurun her olayda kendiliğinden tamamlandığı anlamına gelmez.

Derdestlik itirazı ne zaman ileri sürülebilir?

Cevap dilekçesinde ileri sürülmesi zorunlu değildir. HMK m. 115/1 gereğince mahkeme derdestliği davanın her aşamasında kendiliğinden araştırır; taraflar da noksanlığı her zaman ileri sürebilir.

Derdestlik noksanlığında nasıl karar verilir?

HMK m. 115/2’ye göre noksanlık giderilebiliyorsa önce kesin süre verilir. Süre içinde giderilmezse veya giderilmesi mümkün olmayan noksanlık varsa dava, dava şartı yokluğu nedeniyle usulden reddedilir. Bu karar esası çözmez.

Açılmamış sayılan dava derdestliği ne zaman sona erdirir?

Derdestlik, açılmamış sayılma kararının kesinleşmesiyle sona erer. İşlemden kaldırmadan itibaren üç ay içinde yenilenmeyen dava, sürenin dolduğu gün açılmamış sayılır. Kesinleşmeden önce açılan ikinci davada şart başlangıçta vardır; sonradan tamamlanırsa yalnız bu nedenle ret yerinde değildir.

İcra takibi sürerken açılan tespit davası derdest midir?

Her zaman derdest sayılmaz. Aynı taraflar, aynı dava konusu ve aynı hukuki sebep birlikte bulunmalıdır; icra takibi ile tespit davasının konusu ve hukuki koruma talebi farklı olabilir.

Hukuki uyarı: Bu içerik genel bilgilendirme amacı taşır; somut olay değerlendirmesi için avukata başvurulmalıdır.

Hazırlayan: Av. Erdal Ersoy

Avukat Erdal Ersoyİletişim ve randevu