Deniz Yetki Alanları: BMDHS’de Hukuki Rejim ve Sınırlandırma

by Avukat Erdal Ersoy
Deniz Yetki Alanları: BMDHS'de Hukuki Rejim ve Sınırlandırma

Uluslararası deniz hukukunun temel çerçevesini 10 Aralık 1982'de kabul edilen ve 16 Kasım 1994'te yürürlüğe giren Birleşmiş Milletler Deniz Hukuku Sözleşmesi (BMDHS) oluşturur. Sözleşme; karasuları, münhasır ekonomik bölge (MEB) ve kıta sahanlığı gibi deniz yetki alanlarının kapsamını, birden fazla devletin taleplerinin çakıştığı durumlarda uygulanacak sınırlandırma ilkelerini ve kıyı devletlerinin bu alanlardaki egemenlik ile egemenlik haklarını düzenler.

Deniz Yetki Alanlarının Hukuki Temeli

Uluslararası hukukta kabul görmüş temel ilkeye göre bir devletin deniz yetki alanı üzerindeki hakkı kıyıya sahip olmasından kaynaklanır; bu ilke kısaca 'kara denize hâkimdir' biçiminde özetlenir. Buna göre yalnızca denizdeki faaliyetlere, tarihsel araştırmalara veya ekonomik beklentilere dayanan talepler tek başına deniz yetki alanı oluşturmaya yeterli değildir.

Bu ilkenin doğal bir sonucu olarak yapay adalar ve deniz tesisleri esas hat noktası oluşturmaz. Söz konusu yapıların varlığı karasularını, MEB'i veya kıta sahanlığını belirleyen sınırlandırmayı etkilemez.

Esas Hatlar ve BMDHS m. 7 Çerçevesi

Karasularının genişliği, deniz yetki alanlarının tamamının başlangıç noktasını oluşturan esas hatlardan ölçülür. BMDHS m. 7, düz esas hat sistemine ilişkin koşulları düzenler. Bu madde kapsamında düz esas hatların kıyının genel yönünden önemli ölçüde sapmaması ve içlerinde kalan deniz alanlarının kara ülkesine yeterince bağlı olması gerekir. Aynı madde uyarınca düz esas hatlar, başka bir devletin karasularını açık denizden veya MEB'den kesecek biçimde çizilemez.

Karasularında Zararsız Geçiş Hakkı ve Sınırları

Zararsız geçiş, yabancı gemilerin kıyı devletinin barışına veya güvenliğine zarar vermeksizin karasularından geçmesine imkân tanıyan bir uluslararası hukuk kurumudur. Geçişin zararsız niteliğini yitirdiği haller kapsamında şu faaliyetler sayılmaktadır: silah kullanması veya silah tatbikatı yapması, istihbarat toplaması, propaganda faaliyetinde bulunması, uçak veya askerî cihaz indirip kaldırması, balıkçılık yapması, ciddi kirlilik yaratması, araştırma ya da ölçüm faaliyetinde bulunması ve geçişle ilgili olmayan başka bir faaliyete girişmesi.

Denizaltılar ve diğer su altı araçları karasularından geçerken su yüzeyinde seyretmek ve bayraklarını göstermek zorundadır.

Kıyı devleti, güvenliğinin korunması için gerekli olduğu takdirde, ayrımcılık yapmamak ve önceden duyurmak koşuluyla karasularının belirli alanlarında zararsız geçişi geçici olarak askıya alabilir.

Münhasır Ekonomik Bölge: Kapsam ve Uygulama Tedbirleri

MEB, esas hatlardan itibaren 200 deniz miline kadar uzanan ve kıyı devletine canlı ile cansız kaynaklar üzerinde egemenlik hakları tanıyan özel bir hukuki bölgedir. Kıta sahanlığındaki haklardan farklı olarak, MEB haklarının kullanılabilmesi için kıyı devletinin bu rejimi açıkça kabul etmesi veya ilan etmesi gerektiği genel olarak kabul görmektedir.

Kıyı devleti, MEB'inde balıkçılık kurallarını ihlal eden yabancı gemilere yönelik olarak gemiye çıkma, denetleme, yakalama ve yargısal işlem başlatma gibi tedbirler alabilir. Bu yetkilerin kullanımı önemli kısıtlamalara tabidir: teminat gösterilmesi hâlinde gemi ve mürettebatın gecikmeksizin serbest bırakılması gerekir; aksine bir anlaşma bulunmadıkça balıkçılık ihlalleri nedeniyle hapis cezası uygulanamaz.

Kıta Sahanlığı Rejimi ve Dış Sınırın Belirlenmesi

Kıta sahanlığı üzerindeki egemenlik hakları, kıyı devletinin herhangi bir ilan veya fiilî işgal koşuluna gerek kalmaksızın kendiliğinden ve başlangıçtan itibaren doğar. Bu haklar münhasır niteliktedir.

BMDHS m. 76, kıta sahanlığının dış sınırını teknik ölçütlerle belirler. Maddenin çizdiği çerçeve kapsamında dış sınır, esas hatlardan itibaren 350 deniz mili veya 2.500 metre derinlik çizgisinden itibaren 100 deniz mili gibi üst limitlerle şekillendirilmektedir. M. 76'nın tüm teknik formülleri ve koşulları için doğrudan madde metnine başvurulması gerekir.

Kıta Sahanlığı Sınırları Komisyonu, kıyı devletlerinin sunduğu teknik verileri değerlendirip dış sınırlar hakkında tavsiyelerde bulunur. Komisyon'un görevi teknik niteliktedir; devletler arasındaki deniz sınırlandırmasını yapmaz, örtüşen egemenlik iddialarını çözmez.

Deniz Sınırlandırmasında Üç Aşamalı Yöntem

Birden fazla devletin deniz yetki alanı taleplerinin çakıştığı durumlarda uluslararası yargı organları üç aşamalı bir sınırlandırma yöntemi uygulamaktadır. Uluslararası Adalet Divanı bu yöntemi 2009 tarihli Romanya–Ukrayna Karadeniz Deniz Sınırlandırması davasından itibaren geliştirmiş; yöntem ardından çeşitli uyuşmazlıklarda da uygulanmıştır. Üç aşamalı yöntemin BMDHS'de açıkça emredilmediği, ancak objektif coğrafi ölçütlere dayanması ve öngörülebilirlik sağlaması nedeniyle mahkeme içtihadıyla şekillendirildiği belirtilmektedir.

Yöntemin birinci aşamasında iki kıyıya geometrik olarak eşit uzaklıkta olan geçici bir eşit uzaklık çizgisi çizilir. İkinci aşamada bu geçici çizginin ilgili koşullar bakımından hakkaniyetsiz bir sonuç doğurup doğurmadığı incelenir ve gerekirse çizgi düzeltilir. Üçüncü aşamada ise düzeltilmiş sınır çizgisinin tarafların ilgili kıyı uzunluklarıyla kendilerine bırakılan deniz alanları arasında açık ve ağır bir orantısızlık yaratıp yaratmadığı kontrol edilir; bu aşamada matematiksel eşitlik aranmaz.

İkinci aşamada gözetilmesi mümkün olan ilgili koşullar arasında kıyının içbükey veya dışbükey yapısı, bir devletin denize açılışının kısıtlanması, adaların coğrafi konumu ve büyüklüğü, kıyı uzunluklarındaki belirgin oransızlık ile üçüncü devletlerin haklarına etki sayılabilir. Ekonomik durum, doğal kaynakların dağılımı, nüfus ve devletlerin gelişmişlik düzeyi kural olarak sınırlandırmayı belirleyen bağımsız bir ölçüt sayılmaz. Bununla birlikte, bir sınırlandırmanın devleti mevcut ve hayati doğal kaynaklarından tamamen mahrum bırakması gibi olağanüstü durumların değerlendirilebileceği belirtilmektedir.

Orantılılık ilkesi, üç aşamalı yöntem içinde bağımsız bir sınırlandırma yöntemi olarak işlev görmez; birinci ve ikinci aşamalarda belirlenen sınırın hakkaniyetini doğrulayan nihai bir kontrol aracıdır.

Bangladeş–Myanmar davasında Uluslararası Deniz Hukuku Mahkemesi (ITLOS), üç aşamalı yöntemi hem 200 deniz mili içindeki hem de belirli koşullarla 200 deniz milinin ötesindeki kıta sahanlığının sınırlandırılmasında uygulamıştır.

Sık Sorulan Sorular

Yapay ada inşa eden devlet bu ada sayesinde ek deniz yetki alanı kazanabilir mi?

Hayır. Yapay adaların kendilerine ait karasuları yoktur ve bunların varlığı karasuları, MEB veya kıta sahanlığı sınırlandırmasını etkilemez. Deniz yetki alanı üzerindeki hakların kaynağı kara kütlesiyle kurulan coğrafi bağlantıdır; yapay yapılar bu bağlantıyı oluşturmaz.

Kıta sahanlığı hakları için özel bir ilan gerekli midir?

Hayır. Kıta sahanlığı üzerindeki egemenlik hakları ilan veya fiilî işgal koşuluna gerek kalmaksızın kendiliğinden ve başlangıçtan itibaren doğar. Bu yönüyle kıta sahanlığı, haklarının kullanılabilmesi için genellikle açık kabul ya da ilan gerektiren MEB'den ayrılır.

Denizaltılar yabancı devletin karasularından geçebilir mi?

Denizaltılar ve diğer su altı araçları karasularından geçerken su yüzeyinde seyretmek ve bayraklarını göstermek zorundadır.

MEB'de balıkçılık ihlali nedeniyle mürettebat hapis cezasıyla yargılanabilir mi?

Aksine bir anlaşma bulunmadıkça balıkçılık ihlalleri nedeniyle hapis cezası uygulanamaz. Kıyı devleti gemiye çıkma, denetleme ve yakalama yetkisine sahip olmakla birlikte teminat gösterilmesi hâlinde gemi ve mürettebatın gecikmeksizin serbest bırakılması gerekir.

Kıta Sahanlığı Sınırları Komisyonu deniz sınırı uyuşmazlıklarını çözer mi?

Hayır. Komisyon yalnızca kıyı devletlerinin sunduğu teknik verileri değerlendirir ve dış sınırlar hakkında tavsiyelerde bulunur. Devletler arasındaki deniz sınırlandırmasını yapmak ve örtüşen egemenlik iddialarını karara bağlamak Komisyon'un görevi dışındadır.

Ekonomik açıdan güçsüz bir devlet sınırlandırma kararını ekonomik durumunu öne sürerek düzelttirme talebinde bulunabilir mi?

Ekonomik durum, doğal kaynakların dağılımı, nüfus ve gelişmişlik düzeyi kural olarak sınırlandırmayı belirleyen bağımsız bir ölçüt sayılmaz. Bununla birlikte, bir sınırlandırmanın devleti mevcut ve hayati doğal kaynaklarından tamamen mahrum bırakması gibi olağanüstü durumların değerlendirilebileceği belirtilmektedir.

Kıyı devleti karasularında zararsız geçişi tamamen yasaklayabilir mi?

Hayır. Kıyı devleti güvenliğinin korunması için gerekli olduğu takdirde, ayrımcılık yapmamak ve önceden duyurmak koşuluyla karasularının belirli alanlarında zararsız geçişi geçici olarak askıya alabilir. Bu yetki coğrafi ve geçici olarak sınırlıdır.

Hukuki uyarı: Bu içerik genel bilgilendirme amacı taşır; somut olay değerlendirmesi için avukata başvurulmalıdır.

Hazırlayan: Av. Erdal Ersoy

Avukat Erdal Ersoyİletişim ve randevu