Deniz Mayınları ve Askerî Faaliyetlerin Hukuki Boyutu

by Avukat Erdal Ersoy
Deniz Mayınları ve Askerî Faaliyetlerin Hukuki Boyutu

Deniz Harekâtında Kuvvet Kullanımı ve Meşru Savunma Rejimi

Uluslararası hukuk düzeninde devletlerin egemenlik hakları ve sınır güvenliği temel koruma altındadır. Birleşmiş Milletler Şartı m. 2/4 uyarınca devletlerin başka bir devletin ülke bütünlüğüne veya siyasi bağımsızlığına karşı kuvvet kullanması veya kuvvet kullanma tehdidinde bulunması yasaktır. Bu genel kuvvet kullanma yasağının istisnası ise Birleşmiş Milletler Şartı m. 51 düzenlemesinde yer bulur; bir silahlı saldırının meydana gelmesi hâlinde devletlerin bireysel veya kolektif meşru savunma hakkı saklı tutulmuştur.

Meşru savunma hakkı çerçevesinde icra edilen bir deniz harekâtı sınırsız bir serbestiye sahip değildir. Denizdeki askerî operasyonların uluslararası insancıl hukuk ilkelerine uygun yürütülmesi zorunludur. Bu kapsamda meşru savunma icra edilirken ayrım gözetme, orantılılık, askerî gereklilik ve gereksiz acıya yol açmama kurallarına uyulmalı; sivil deniz ulaşımına yönelik önlemler alınmalı ve çevresel zararlar sınırlandırılmalıdır.

Deniz Mayınlarının Kullanımına İlişkin Uluslararası Standartlar

Deniz mayınlarına ilişkin temel düzenleme 1907 tarihli VIII Sayılı Lahey Sözleşmesi olup bu metin esas olarak otomatik denizaltı temas mayınlarını kapsamaktadır. Bununla birlikte uluslararası insancıl hukuk düzeninde niteliği gereği ayrım gözetmeyen araçların kullanılması yasaktır. Kontrolsüz biçimde sürüklenen silahlı temas mayınları da bu ayrım gözetmeme yasağı kapsamında değerlendirilen seyrüsefer tehlikeleri arasındadır.

1907 tarihli VIII Sayılı Lahey Sözleşmesi, kontrolsüz seyrüsefer tehlikelerini önlemek amacıyla teknik sınırlar getirmiştir. Buna göre kontrol edilmeyen serbest yüzen otomatik temas mayınlarının, bırakan tarafın kontrolünden çıktıktan sonra en fazla bir saat içinde kendiliğinden zararsız hâle gelmedikleri sürece kullanılması yasaklanmıştır. Ayrıca demirinden kopan sabit temas mayınlarının kopar kopmaz, hedefini kaçıran torpidoların ise yine zararsız hâle gelecek şekilde tasarlanması zorunludur. Düşman kıyıları ve limanları önünde sırf ticari deniz ulaşımını kesmek amacıyla otomatik temas mayınları döşenmesi de sözleşmeyle menedilmiştir.

Demirli otomatik temas mayınlarının kontrol ve gözetim dışına çıkması hâlinde devletlere belirli bildirim yükümlülükleri yüklenmiştir. Bu gibi durumlarda askerî zorunlulukların izin verdiği en kısa sürede tehlikeli bölgelerin gemi sahiplerine bildirilmesi ve diplomatik yollarla diğer devletlere duyurulması zorunludur. Söz konusu güvenlik önlemleri yalnızca çatışan taraflar için geçerli değildir; 1907 tarihli VIII Sayılı Lahey Sözleşmesi uyarınca kendi kıyıları önüne otomatik temas mayını döşeyen tarafsız devletler de aynı güvenlik tedbirlerine uymak, mayın sahalarını önceden gemi sahiplerine ve diplomatik yollarla diğer devletlere bildirmek mecburiyetindedir.

Silahlı çatışmanın sona ermesi, mayın döşeyen devletlerin sorumluluğunu ortadan kaldırmaz. 1907 tarihli VIII Sayılı Lahey Sözleşmesi m. 5 uyarınca, savaşın sona ermesinden sonra taraflar döşedikleri mayınları kaldırmak için ellerinden gelen tüm çabayı göstermekle yükümlüdür. Bu düzenleme gereğince her devlet bizzat döşediği mayınları temizlemeli ve karşı tarafın kıyıları önüne bıraktığı mayınların mevkilerini bildirmelidir.

Karasularında Seyrüsefer Güvenliği ve Kıyı Devletinin Yetkileri

Barış ve çatışma dönemlerinde deniz seyrüseferinin güvenliği, Birleşmiş Milletler Deniz Hukuku Sözleşmesi kuralları ile teminat altına alınmıştır. Sözleşmeye göre bütün devletlerin gemileri karasularından zararsız geçiş hakkından faydalanır. Buna karşılık karasuları üzerindeki hâkimiyetini kullanan kıyı devleti, kendi bildiği seyrüsefer tehlikelerini uygun yollarla ilan etmekle yükümlüdür. Kıyı devletinin bilgisi dâhilindeki deniz alanlarında seyrüsefer güvenliğinin sağlanması bu bildirim şartına bağlıdır.

Zararsız geçiş hakkı mutlak nitelikte olmayıp belirli şartların varlığına bağlanmıştır. Birleşmiş Milletler Deniz Hukuku Sözleşmesi m. 19 uyarınca yabancı bir gemi tarafından silahla tatbikat yapılması, askerî araçların denize bırakılması, kıyı devletinin savunmasına yönelik bilgi toplanması veya geçişle doğrudan ilgisi bulunmayan benzer faaliyetlerin icrası geçişin zararsız olma vasfını ortadan kaldırır. Öte yandan kıyı devleti, kendi güvenliği bakımından zorunlu olan belirli alanlarda zararsız geçişi geçici olarak askıya alma yetkisine sahiptir; ancak askıya almanın ayrımcı olmaması, belirli alanlarla sınırlı kalması ve önceden usulünce ilan edilmesi şarttır.

Yabancı savaş gemilerinin karasularında seyrüsefer kurallarına riayet etmesi temel bir yükümlülüktür. Birleşmiş Milletler Deniz Hukuku Sözleşmesi hükümleri uyarınca, bir savaş gemisinin kıyı devletinin karasularına ilişkin kanun ve düzenlemelerine aykırı davranması neticesinde doğan kayıp ve zararlardan ötürü ilgili bayrak devleti uluslararası sorumluluk taşır.

Çevresel Koruma Yükümlülüğü ve Boğazlar Rejimi

Askerî faaliyetlerin yürütülmesi esnasında deniz çevresinin gözetilmesi uluslararası hukukun emredici gereklerindendir. 1977 tarihli I No.lu Ek Protokol m. 55 düzenlemesi, savaş sırasında doğal çevrenin yaygın, uzun süreli ve ağır zararlara karşı korunması için gerekli özenin gösterilmesini şart koşar. Aynı hüküm gereğince doğal çevreye bu ağırlıkta zarar vermesi beklenen savaş yöntem ve araçlarının kullanılması yasaktır. Deniz mayınlarının yayılması veya infilakı sonucu ortaya çıkabilecek ekolojik zararlar bu koruma çerçevesinde değerlendirilir.

Türk Boğazları açısından genel deniz hukuku transit geçiş kurallarından ayrı bir hukuki rejim geçerlidir. Bu su yollarında 1936 tarihli Montrö Boğazlar Sözleşmesi hükümleri tatbik edilir. Montrö Sözleşmesi uyarınca ticaret gemilerinin geçiş serbestisi temel kural olarak benimsenmişken; savaş gemilerinin geçişi geminin türüne, tonajına, bayrak devletine, Karadeniz'e kıyıdaş olup olmamasına ve bölgedeki savaş durumuna göre özel sınırlamalara tabi tutulmuştur.

Kontrolsüz biçimde serbest yüzen deniz mayınlarının kullanımı hukuka uygun mudur?

Kontrolsüz serbest yüzen otomatik temas mayınları kural olarak hukuka aykırıdır; 1907 tarihli VIII Sayılı Lahey Sözleşmesi gereğince bu mayınların, bırakan tarafın kontrolünden çıktıktan sonra en geç bir saat içinde kendiliğinden zararsız hâle gelecek şekilde tasarlanmış olması zorunludur. Ayrıca niteliği gereği sivil ile askerî hedef arasında ayrım gözetmeyen araçların kullanılması uluslararası insancıl hukuk uyarınca yasaktır.

Kıyı devleti karasularındaki zararsız geçişi askıya alabilir mi?

Kıyı devleti kendi güvenliği bakımından zorunlu olan belirli alanlarda zararsız geçişi geçici olarak askıya alabilir. Ancak bu askıya alma tedbirinin yabancı gemiler arasında ayrım gözetmemesi, yalnızca zorunlu alanlarla sınırlı tutulması ve önceden usulüne uygun biçimde ilan edilmesi şarttır.

Silahlı çatışma bittiğinde döşenen deniz mayınlarının temizlenmesi zorunlu mudur?

Savaşın sona ermesiyle birlikte taraflar döşedikleri mayınları kaldırmak için gereken gayreti göstermekle yükümlüdür. 1907 tarihli VIII Sayılı Lahey Sözleşmesi m. 5 gereğince her devlet bizzat döşediği mayınları temizlemeli ve karşı tarafın kıyıları önüne yerleştirdiği mayınların konumlarını bildirmelidir.

Bir savaş gemisinin kıyı devleti kurallarını ihlal etmesi durumunda sorumluluk kime aittir?

Bir savaş gemisinin kıyı devletinin mevzuatına ve seyrüsefer düzenlemelerine aykırı hareket etmesi sonucunda meydana gelen tüm kayıp ve zararlardan, Birleşmiş Milletler Deniz Hukuku Sözleşmesi uyarınca geminin bayrak devleti uluslararası düzeyde sorumludur.

Hukuki uyarı: Bu içerik genel bilgilendirme amacı taşır; somut olay değerlendirmesi için avukata başvurulmalıdır.

Hazırlayan: Av. Erdal Ersoy

Avukat Erdal Ersoyİletişim ve randevu