Esas hakkında mütalaa, Cumhuriyet savcısının delillerin tartışılması tamamlandıktan sonra davanın esasına ilişkin görüşünü mahkemeye bildirdiği usul işlemidir. Bu işlem, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nin 6. maddesinde güvence altına alınan adil yargılanma hakkının bir gereği olan çelişmeli yargılama ilkesiyle doğrudan bağlantılıdır. Cumhuriyet savcısının esasa ilişkin görüşü alınmaksızın ve hazır bulunan sanığa esas hakkında savunma yapma imkânı tanınmaksızın hüküm kurulması, sanığın savunma hakkını kısıtlar.
Yargıtay Ceza Genel Kurulu, E. 2019/266, K. 2021/411Kaynağı aç
"İçtihat Metni"
Kararı Veren
Yargıtay Dairesi : (Kapatılan) 14. Ceza Dairesi
Mahkemesi :Ceza Dairesi
Sayısı : 737-795
Katılan mağdure : …
Çocuğun basit cinsel istismarı ve sarkıntılık suretiyle çocuğun cinsel istismarı suçlarından sanık …'nun beraatine ilişkin Alaşehir Ağır Ceza Mahkemesince verilen 06.10.2016 tarihli ve 154-178 sayılı hükmün katılan Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı vekili tarafından istinaf edilmesi üzerine, … Bölge Adliye Mahkemesi 15. Ceza Dairesince 26.01.2017 tarih ve 116-162 sayı ile istinaf isteminin kabulüyle İlk Derece Mahkemesince kurulan hükmün kaldırılmasına, sanığın çocuğun basit cinsel istismarı suçundan TCK'nın 103/1, 103/3, 103/4, 53 ve 63. maddeleri uyarınca 13 yıl 6 ay hapis; cinsel taciz suçundan aynı Kanun'un 105/1-2. cümle, 105/2-a-son, 53 ve 63. maddeleri uyarınca 1 yıl 15 ay hapis cezası ile cezalandırılmasına, hak yoksunluğuna ve mahsuba karar verilmiştir.
Bu kararın Cumhuriyet savcısı, sanık müdafisi ve katılan Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine dosyayı inceleyen Yargıtay (Kapatılan) 14. Ceza Dairesince 05.02.2018 tarih ve 7766-683 sayı ile
"… 5271 sayılı CMK'nın 210. maddesinin birinci fıkrasında 'Olayın delili, bir tanığın açıklamalarından ibaret ise, bu tanık duruşmada mutlaka dinlenir. Daha önce yapılan dinleme sırasında düzenlenmiş tutanağın veya yazılı bir açıklamanın okunması dinleme yerine geçemez',
Aynı Kanunun 217. maddesinin birinci fıkrasında 'Hâkim, kararını ancak duruşmaya getirilmiş ve huzurunda tartışılmış delillere dayandırabilir. Bu deliller hâkimin vicdanî kanaatiyle serbestçe takdir edilir' hükümlerine yer verilmiş olup bu kapsamda,
5271 CMK’nın 280/2. maddesi gereğince sanık hakkında ilk derece mahkemesince verilen beraat kararları kaldırıldıktan sonra yapılan 26.01.2017 tarihli duruşmada, olayın tek görgü tanığı konumundaki mağdurenin dava konusu olayın meydana geliş biçimine ilişkin ayrıntılı beyanının alınıp önceki ifadeleri ile arada çelişki bulunması hâlinde bu hususun sorulması suretiyle toplanacak delillerin hükümde tartışılarak sonucuna göre karar verilmesi gerektiği gözetilmeden, duruşmada hazır bulunan mağdurenin 'emniyette verdiğim ifadeler ile talimatta verdiğim ifadeyi tekrar ederim, sanıktan şikâyetçiyim, cezalandırılmasını istiyorum, bu olayların her ikisi de gerçektir, bu olaylardan sonra ruh sağlığım bile bozuldu' şeklindeki beyanları ve önceki ifadelerine atıfta bulunularak eksik inceleme ile yazılı şekilde hükümler kurulması suretiyle CMK'nın 289/1-i. maddesine muhalefet edilmesi," isabetsizliğinden bozulmasına karar verilmiştir.
… Bölge Adliye Mahkemesi 15. Ceza Dairesi 19.04.2018 tarih ve 737-795 sayı ile;
"…Katılan mağdura CMK'nın 236/2. maddesi gereğince 'işlenen suçun etkisiyle psikolojisi bozulmuş çocuk veya mağdur, bu suça ilişkin soruşturma veya kovuşturmada tanık olarak bir defa dinlenebilir. Maddi gerçeğin ortaya çıkarılması açısından zorunluluk arz eden haller saklıdır' hükmü yer almakta olup, bu hükme göre psikolojisi bozulmuş olan çocuklar veya kovuşturmada bir defa dinlenmesi kuralı olmasına ve bunun istisnasının ise maddi gerçeğin ortaya çıkarılması açısından zorunluluk arz eden hallerin saklı olduğunun belirtilmesine göre, dosyamız mağduru açısından değerlendirme yapıldığında mağdurun 27.05.2016 tarihinde soruşturma aşamasında vekili huzurunda, rehber öğretmen eşliğinde ve kamera kaydı da yapılmak suretiyle olayla ilgili olarak ayrıntılı şikayet ve delillerinin tespit olunduğu, usulüne uygun alınan bu ifadesine rağmen kovuşturma aşamasında talimat mahkemesince 05.10.2016 tarihinde yine vekili hususunda ayrıntılı olarak ifadesinin alındığı, olayları benzer şekilde bu ifadesinde de aynen tekrar ettiği, ancak dava konusu olan ikinci eylemle ilgili olarak bu ifadesinde bir açıklık olmaması nedeniyle istinaf mahkemesinde mağdure duruşmaya yeniden çağrılıp şikayet ve delilleri sorulduğunda eski ifadeler de okunduğu için talimat ve emniyette verdiği ifadelerini aynen tekrar ettiğini, sanıktan şikayetçi olup cezalandırılmasını istediğini beyan edip, iddia makamının mütalaasından sonra da 'bu olayların her ikisi de gerçektir, bu olaylardan dolayı ruh sağlığım bile bozuldu, ben şikayetçiyim her iki eylemden de cezalandırılmasını istiyorum' şeklinde beyanda bulunduğu anlaşılmıştır.
Yargıtay 14. Ceza Dairesinin bozma ilamında belirtildiği gibi öncelikle dairemizce sadece mağdurenin ifadelerine tek delil olarak dayanılmamış olup olayda mağdurenin beyanları yanında sanığın hazırlıkta inkar da etmediği olayı tevil yollu kabul eden savunması, mağdurun olayları anlattığını söylediği tanıkların gerek ilk derece mahkemesinde gerekse de dairemizce talimatla ayrıntılı olarak alınan ifadelerine, mağdure ile ilgili olarak gerek ilk derece mahkemesinde alınan rapor içerikleri ile Pamukkale Üniversitesi Sağlık Araştırma ve Uygulama Merkezince verilen 06.05.2009 tarihli raporlar nazara alınmış;
Dairemizce CMK'nın 236/2. maddesi nazara alınarak ilk derece mahkemesince mağdurenin ifadesi alınmasına ve keza soruşturma aşamasında görüntülü olarak vekili huzurunda ve rehber öğretmen eşliğinde ifadesi olmasına rağmen mağdurenin dava konusu edilen ikinci eylemin talimat mahkemesindeki ifadesinde yer almaması nedeniyle aynı kanunda maddi gerçeğin ortaya çıkarılması adına istinaf duruşmasına çağrılıp bu hususta beyanı alınmış mağdurenin okunan önceki ifadelerini tekrar edip doğru olduğunu ifade etmesi, ifadeleri arasında bir aykırılık olmayıp bunun giderilme ihtiyacı duyulmaması ve mağdurun alınan üniversite raporuna göre olaylar nedeniyle ruh sağlığının bozulmuş olduğunun tespit edilmiş olup, mağdurenin de duruşmada özellikle olaylar nedeniyle psikolojisinin bozulduğunu ifade etmesi karşısında, kanuna uygun olarak mağdura dairenin bozma konusu yaptığı hususlarda ayrıntılı beyanının alınmasına gerek görülmemiştir.
Mağdurun kanun gereği bir defa ifadesinin alınması hükmünün düzenlendiği bir yerde psikolojisinin bozulduğu raporla tespit edilmiş olan mağdureye beyanlarında ve maddi gerçeğin ortaya çıktığı bir ortamda olayları yeniden ayrıntısıyla açıklattırmanın olayın aydınlanmasına bir fayda sağlamayacağı gibi mağdurun var olan psikolojik rahatsızlığın ve ruh sağlığındaki bozulmanın daha da artmasına neden olacağı da aşikardır.
Dairece CMK'nın 217. maddesine dayanılarak hakimin kararını ancak duruşmaya getirilmiş ve huzurunda tartışılmış delillere dayandırabilir. Bu deliller hakimin vicdani kanaatiyle serbestçe takdir edilir hükmüne dayanılarak da dairemiz kararı bozulmuş ise de bu hükmün istinaf yargılaması açısından dairenin kabulünde olduğu gibi uygulanabilirliği mümkün değildir. Söz konusu bu hükmün ilk derece mahkemesi açısından uygulama yeri olduğu halde istinaf yargılamasında duruşma açıldığında CMK'nın 282. maddesinde belirtilen şekilde toplanan delil ve belgeler, yapılmışsa keşif ve bilirkişi açıklamalarına ilişkin tutanak ve raporlar anlatılır, duruşmada dinlenmeleri gerekli görülen tanık ve bilirkişiler çağrılıp, gerekli görülmüyorsa da bunlar çağrılmadan eski ifadelerin okunup anlatılması ile yetinilir. Dolayısıyla bozma kararında belirtildiği şekilde CMK'nın 217. maddesinin dosyada uygulama şartları gerçekleşmemiştir.
Tüm bu açıklamalara göre dairece sonuç olarak eksik inceleme ve hukuka aykırı delillerle karar verildiğine dayanılarak dairemizce verilen hüküm bozulmuşsa da dairece kabul edildiği şekilde dosyada hukuka aykırı delillere dayanılmış bir delil ve eksik inceleme bulunmadığı," gerekçesiyle bozmaya direnerek önceki hükümler gibi sanığın çocuğun basit cinsel istismarı ve cinsel taciz suçlarından mahkûmiyetine karar vermiştir.
Direnme kararına konu bu hükümlerin de Cumhuriyet savcısı, katılan Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı vekili ile sanık ve müdafisi tarafından temyiz edilmesi üzerine, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının 11.10.2018 tarihli ve 77588 sayılı "bozma" istekli tebliğnamesiyle dosya, kararına direnilen Daireye gönderilmiş, inceleme yapan Yargıtay (Kapatılan) 14. Ceza Dairesince 15.04.2019 tarih ve 8783-9112 sayı ile, direnme kararının yerinde görülmemesi üzerine Yargıtay Birinci Başkanlığına iade edilen dosya, Ceza Genel Kurulunca değerlendirilmiş ve açıklanan gerekçelerle karara bağlanmıştır.
TÜRK MİLLETİ ADINA
CEZA GENEL KURULU KARARI
Özel Daire ile Bölge Adliye Mahkemesi arasında oluşan ve Ceza Genel Kurulunca çözümlenmesi gereken uyuşmazlık; mevcut dosya itibarıyla ilk derece mahkemesince verilen beraat kararlarını kaldırarak sanığın mahkûmiyetine dair hükümler kuran bölge adliye mahkemesince, önceki ifadelerine atıfta bulunan katılan mağdurenin ayrıntılı olarak beyanının alınmaması yönünde eksik araştırmayla hükümler kurulup kurulmadığının belirlenmesine ilişkin ise de Yargıtay İç Yönetmeliği’nin 27. maddesi uyarınca öncelikle; hükümler kurulmadan önce usulüne uygun olarak Cumhuriyet savcısının esas hakkındaki görüşünün alınıp alınmadığının değerlendirilmesi gerekmektedir.
İncelenen dosya kapsamından;
Bölge Adliye Mahkemesince sanık hakkında verilen mahkûmiyet hükümlerinin, olayın tek görgü tanığı konumundaki mağdurenin ayrıntılı beyanları alınmadan eski ifadelerine atıf yapan anlatımı ile yetinilmesine ilişkin eksiklik yönünden bozulmasından sonra 19.04.2018 tarihli oturumda bozma ilamı okunarak sırasıyla hazır bulunan katılan mağdure, katılan …, sanık ve müdafisi ile Cumhuriyet savcısına bozmaya karşı diyeceklerinin sorulduğu, Cumhuriyet savcısından esas hakkındaki görüşü sorulmadan ve hazır bulunan sanığa esasa ilişkin savunma yapma imkânı tanınmadan duruşmaya son verilip direnme kararına konu hükümlerin kurulduğu anlaşılmaktadır.
Ceza muhakemesinin amacı olan somut gerçeğin ortaya çıkarılması için delillerin duruşmada ortaya konulmasından sonra, bu delillerden sonuç çıkarma, yani tartışma safhası başlamaktadır. Böylece ortaya konulan delillerle ilgili taraflara 5271 sayılı CMK'nın 216/1. maddesinde belirtilen sıraya göre söz hakkı verilecek ve tartışma imkânı sağlanacaktır.
Delillerin tartışılmasında hazır bulunan taraflardan kimin hangi sıra ile söz alacağı, cevap haklarını nasıl kullanacakları ve duruşmanın en son kimin sözü ile bitirileceğine ilişkin CMK'nın "Delillerin tartışılması" başlıklı 216. maddesi;
"1) Ortaya konulan delillerle ilgili tartışmada söz, sırasıyla katılana veya vekiline, Cumhuriyet savcısına, sanığa ve müdafiine veya kanunî temsilcisine verilir.
2) Cumhuriyet savcısı, katılan veya vekili, sanığın, müdafiinin veya kanunî temsilcisinin açıklamalarına; sanık ve müdafii ya da kanunî temsilcisi de Cumhuriyet savcısının ve katılanın veya vekilinin açıklamalarına cevap verebilir.
3) Hükümden önce son söz, hazır bulunan sanığa verilir." şeklinde düzenlenmiş iken, 25.08.2017 tarihli ve 30165 sayılı Resmî Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe giren 694 sayılı Olağanüstü Hal Kapsamında Bazı Düzenlemeler Yapılması Hakkında Kanun Hükmündeki Kararname'nin 148. maddesi ile üçüncü fıkraya "Bu aşamada zorunlu müdafiin hazır bulunmaması hükmün açıklanmasına engel teşkil etmez." cümlesi eklenmiştir.
Buna göre; delillerin tartışılmasında ilk önce söz katılana veya vekiline, daha sonra Cumhuriyet savcısına ve en son olarak da sanığa ve müdafisine veya kanunî temsilcisine verilir. Görüldüğü üzere kanun koyucu, önce iddia, daha sonra da savunma makamında bulunan kişilerin söz alıp görüşlerini açıklaması gerektiğini kabul etmiştir. Cumhuriyet savcısı, katılan veya vekili, sanığın, müdafisinin veya kanuni temsilcisinin açıklamalarına; sanık ve müdafisi ya da kanuni temsilcisi de Cumhuriyet savcısının ve katılanın veya vekilinin açıklamalarına cevap verebilir. Bu kurallar tez (iddia) ile antitezin (savunmanın) çatışmasıyla sonuca (karara) ulaşılan bir sürecin karşılığı olan muhakeme sonunda sağlıklı bir karara ulaşabilmenin gerekli ve zorunlu şartıdır.
Esasen inceleme konumuza ilişkin 1412 sayılı CMUK’nın 251 ve 5271 sayılı CMK’nın 216. maddeleri benzer şekilde düzenlenmiş olmalarına rağmen her iki Kanun'da da, Cumhuriyet savcısının esas hakkındaki mütalaasının ne şekilde olacağına ilişkin bir düzenleme bulunmamaktadır. Ancak ceza yargılaması kurallarının her konuyu ayrıntısıyla düzenlemesi beklenmemelidir. Bu nedenle usul yasalarının düzenlemediği alanlar kişi hak ve özgürlüklerine aykırı olmamak ve yasanın ruhuna uygun olmak koşuluyla yorum ve kıyasla doldurulmakta ve bu uygulamalar benimsendikçe teamüle dönüşmektedir. Uygulamada esas hakkındaki görüşün mahkûmiyet yönünde olması durumunda, uygulanması talep edilen yasa ve maddelerinin açıkça belirtilmesi yerleşik ve benimsenmiş bir yöntemdir.
Öte yandan, iddia makamının esasa ilişkin görüşünü anlaşılır ve açık bir biçimde sunmasının savunma hakkının kullanılmasıyla da ilintili olduğunda kuşku yoktur. Zira sağlıklı bir savunma ancak sağlıklı bir iddia üzerine oturtulabilir.
Kamusal iddia makamını temsil eden Cumhuriyet savcısı, karar verilmeden önce, toplanan kanıtlara göre esasa ilişkin görüşünü açık ve anlaşılır bir biçimde ve eğer görüşü mahkûmiyete ilişkin ise mevzuatta yer alan yasa ve maddelerini de göstermek suretiyle açıklamak zorundadır.
Bu konuda öğretide; "İddia makamı, muhakeme boyunca, mütalaa mahiyetindeki hükümleri ile hâkime ışık tutacak, muhakemede tez ileri sürüp sentez elde edilmesine çalışacaktır… Savcılık son kararın nasıl olması gerektiği hakkındaki görüşünü esas hakkındaki mütalaası ile açıklayacak ve artık şüphesi kalmayıp mahkûmiyet kararı verilmesini düşünüyorsa o zaman, sanığın cezalandırılmasını isteyecektir… Tartışma sadece maddi meseleye taalluk etmez; muhakeme hukuki meseleyi de çözeceğinden, bu mesele hakkındaki görüşler de iddiada yer alacaktır." (Prof. Dr. Nurullah Kunter, Ceza Muhakemesi Hukuku, Beta Yayınları, 9. bası, …, s.193, 936-937.); "Ceza muhakemesi hükmünün kollektif olması gerekmesi sebebiyle, savcının son soruşturma safhasının sonuç çıkarma devresinde düşüncelerini bildirmesi yani esas hakkındaki mütalâasının serd etmesi, vazgeçilmez bir zarurettir. Diğer ilgililerin bir şey söylemeksizin işi mahkemenin kararına terk etmeleri mümkün görülebilmekle beraber, savcı bakımından böyle bir şey söz konusu olamaz; savcı her halde en son iddialarını söylemelidir. Bu itibarla, savcılık talep veya iddia durumunda olduğu konularda keyfiyeti hâkime (veya hâkimin takdirine) bıraktığını beyan ile yetinemez… Savcının esas hakkındaki mütalâasının alınması mecburî olmakla beraber, yargıcın bu ödevini yerine getirmekten kaçınan savcıyı zorlamak yetkisi bulunmadığından, bu gibi hallerde son kararın esas hakkındaki mütalâa alınmadan verilebilmesi de kabul edilmektedir. Ancak böyle bir durum ceza muhakemesi hükmünün kollektif olmasına engel teşkil edeceğinden, yargıç veya mahkeme başkanı hiç olmazsa makamın başı olan savcıya müracaat edebilmeli ve esas hakkındaki mütalâasını vermeyi red eden yardımcı yerine bir başkasının duruşmaya çıkarılmasını talep edebilmelidir… Esas hakkındaki mütalaanın sadece sübuta yani maddi meseleye değil, hukuki meseleye de taalluk etmesi gerekir. Muhakemenin aynı zamanda hukuki meseleyi de halletmek zorunda olması, savcının bu konudaki düşüncelerini de bildirmesini gerektirmektedir." (Dr.Selahattin Keyman, Ceza Muhakemesinde Savcılık, Sevinç Matbaası, …, 1970, s.258-262) şeklinde görüşler bulunmaktadır.
Cumhuriyet savcısının esas hakkındaki mütalaasının alınmasından sonra yine 5271 sayılı CMK’nın 216. maddesinde yer alan sıralama gözetilerek taraflara söz hakkı tanınacağından, Cumhuriyet savcısının, davanın esasına ilişkin görüşü alınmaksızın ve hazır bulunan sanığa esas hakkında savunma yapma imkânı tanınmaksızın hüküm kurulması, ceza muhakemesinde sanığın en önemli haklarından biri olan savunma hakkının kısıtlanması sonucunu doğuracaktır.
Bu açıklamalar ışığında uyuşmazlık konusu değerlendirildiğinde;
Kamusal iddia makamını temsil eden Cumhuriyet savcısı, esas hakkındaki görüşünü açık ve anlaşılır bir biçimde ve uygulanması talep edilen yasa ve maddelerini de göstermek suretiyle açıklamak zorunda olduğundan, somut olayda 19.04.2018 tarihli oturumda Cumhuriyet savcısı tarafından beyan edilen ve CMK’nın 216. maddesinin 1. fıkrası uyarınca duruşmada ortaya konulan delile yönelik olan "Bozma ilamına uyulmasını talep ediyoruz" şeklindeki sözlerin esas hakkında mütalaa olarak geçerli ve yeterli kabul edilmesi olanağı bulunmamaktadır. Dolayısıyla Bölge Adliye Mahkemesince Cumhuriyet savcısının esasa ilişkin görüşü alınmadan direnme kararına konu mahkûmiyet hükümlerinin kurulduğu kabul edilmelidir.
Yukarıda açıklanan bu usule aykırılık nedeniyle Bölge Adliye Mahkemesinin sanık hakkında kurduğu direnme kararına konu hükümlerinin, Cumhuriyet savcısından esas hakkındaki görüşü sorulmadan ve hazır bulunan sanığa esasa ilişkin savunma yapma imkânı tanınmadan yargılamaya son verilip hüküm tesis ve tefhim edilmesi isabetsizliğinden, diğer yönleri incelenmeksizin bozulmasına karar verilmelidir.
SONUÇ:
Açıklanan nedenlerle;
1-… Bölge Adliye Mahkemesi 15. Ceza Dairesinin 19.04.2018 tarihli ve 737-795 sayılı direnme kararına konu hükümlerin, Cumhuriyet savcısından esas hakkındaki görüşü sorulmadan ve hazır bulunan sanığın esasa ilişkin savunmaları tespit edilmeden yargılamanın bitirilmesi isabetsizliğinden diğer yönleri incelenmeksizin BOZULMASINA,
2- Dosyanın mahalline gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİ EDİLMESİNE, 21.09.2021 tarihinde yapılan müzakerede oy birliğiyle karar verildi.
Duruşmada Söz Sırası ve Mütalaanın Yeri
Ceza Muhakemesi Kanunu'nun 215. maddesi uyarınca suç ortağının, tanığın veya bilirkişinin dinlenmesinden ve herhangi bir belgenin okunmasından sonra bunlara karşı diyecekleri olup olmadığı katılana veya vekiline, Cumhuriyet savcısına, sanığa ve müdafiine sorulur. Bu delil tartışması tamamlandıktan sonra CMK m. 216/1 gereğince söz sırasıyla katılana veya vekiline, ardından Cumhuriyet savcısına, en son sanığa ve müdafiine ya da kanuni temsilcisine verilir. Delillerin ortaya konulmasından sonra başlayan bu tartışma safhasında taraflara söz hakkı verilerek delillerden sonuç çıkarılmasına imkân tanınır.
5271 sayılı CEZA MUHAKEMESİ KANUNU m. 215Kaynağı aç
dinlenmesinden ve herhangi bir belgenin okunmasından sonra bunlara karşı bir
diyecekleri olup olmadığı katılana veya vekiline, Cumhuriyet savcısına, sanığa
ve müdafiine sorulur.
Delillerin tartışılması
5271 sayılı CEZA MUHAKEMESİ KANUNU m. 216Kaynağı aç
sırasıyla katılana veya vekiline, Cumhuriyet savcısına, sanığa ve müdafiine
veya kanunî temsilcisine verilir.
(2) Cumhuriyet savcısı, katılan veya
vekili, sanığın, müdafiinin veya kanunî temsilcisinin açıklamalarına; sanık ve
müdafii ya da kanunî temsilcisi de Cumhuriyet savcısının ve katılanın veya
vekilinin açıklamalarına cevap verebilir.
(3) Hükümden önce son söz, hazır bulunan sanığa verilir. (Ek cümle:
15/8/2017-KHK-694/148 md.; Aynen kabul: 1/2/2018-7078/143 md.) Bu aşamada
zorunlu müdafiin hazır bulunmaması hükmün açıklanmasına engel teşkil etmez.
Delilleri takdir yetkisi
CMK m. 216/2'ye göre Cumhuriyet savcısı ve katılan ya da vekili, sanığın, müdafiinin veya kanuni temsilcisinin açıklamalarına; sanık ve müdafii ya da kanuni temsilcisi de Cumhuriyet savcısının ve katılanın veya vekilinin açıklamalarına cevap verebilir. Tüm bu aşama tamamlandıktan sonra CMK m. 216/3 uyarınca hükümden önce son söz, hazır bulunan sanığa verilir.
Yargıtay Ceza Genel Kurulu, E. 2020/190, K. 2022/525Kaynağı aç
"İçtihat Metni"
Mahkemesi:Ağır Ceza
Suça sürüklenen çocuk …’un TCK’nın 103/2, 43/1, 31/3, 62 ve 63. maddeleri uyarınca 5 yıl 6 ay 20 gün hapis cezası ile cezalandırılmasına ve mahsuba ilişkin … 3. Ağır Ceza Mahkemesince verilen 18.11.2009 tarihli ve 332-346 sayılı hükmün suça sürüklenen çocuk müdafisi tarafından temyiz edilmesi üzerine dosyayı inceleyen Yargıtay (Kapatılan) 14. Ceza Dairesince 08.11.2013 tarih ve 22573-11223 sayı ile;
"Dosyada bulunan onaylı nüfus kayıt örneğine göre, 13 yaşı içerisinde bulunan ve anne babasının ayrılmaları nedeniyle annesi ile birlikte yaşayan mağdurenin 30.06.2008 günü sokakta erkekler ile gezdiğini gören babasının yanına giderek ne olduğunu sorması üzerine 2007 yılının Aralık ayında sanık tarafından tecavüze uğradığını sanığın kendisini zorla evine götürürek ilişkiye girdiklerini, sonrasında sanığın zorlamasıyla sanığın arkadaşlarıyla da ilişkiye girmek zorunda kaldığını söylediği, yapılan araştırma sonucunda sanığın arkadaşlarının tespit edilerek bu kişiler hakkında mağdurenin iddialarının soyut olduğundan bahisle kovuşturma yapılmasına yer olmadığına ilişkin karar verildiği, sanığın alınan beyanında ise mağdure ile bir süre çıktığı ve aralarında herhangi bir ilişkinin yaşanmadığını beyan ettiği, tanıklar; . ve .'ın alınan beyanlarında sanık ile mağdurenin arkadaş oldukları ve ayrılmalarından sonra mağdurenin yanlarına gelerek 'Sanığın başına öyle bir … açtım ki' diye söylediğinin sübut bulması karşısında, durumunu çevreye mazur göstermek düşüncesinin sonucu olduğu kanaatine varılan mağdurenin soyut iddiasından başka sanığın atılı suçu işlediğine dair şüpheden uzak, kesin ve inandırıcı delil bulunmadığı gözetilerek beraatine karar verilmesi gerekirken, delillerin takdirinde yanılgıya düşülerek yazılı şekilde mahkûmiyetine hükmedilmesi," isabetsizliğinden bozulmasına karar verilmiştir.Yerel Mahkeme ise 11.06.2014 tarih ve 43-277 sayı ile bozmaya direnerek suça sürüklenen çocuğun ilk hüküm gibi cezalandırılmasına karar vermiştir.Direnme kararına konu bu hükmün de suça sürüklenen çocuk müdafisi ve Cumhuriyet savcısı tarafından temyiz edilmesi üzerine, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının 15.06.2017 tarihli ve 330840 sayılı "bozma" istekli tebliğnamesiyle dosya, kararına direnilen Daireye gönderilmiş, aynı madde uyarınca inceleme yapan Yargıtay (Kapatılan) 14. Ceza Dairesince 30.05.2018 tarih ve 3682-4128 sayı ile, direnme kararının yerinde görülmemesi üzerine Yargıtay Birinci Başkanlığına iade edilen dosya, Ceza Genel Kurulunca 02.04.2019 tarih ve 315-279 sayı ile; Yargıtay (Kapatılan) 14. Ceza Dairesinin 30.05.2018 tarih ve 3682-4128 sayılı direnme hükmünün yerinde görülmediğine dair kararı kaldırılarak Cumhuriyet savcısının temyiz talebiyle ilgili ek tebliğname düzenlenmesinin ve 11.06.2014 tarihli gerekçeli kararın Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığına tebliğinin sağlanması için Yerel Mahkemeye gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına tevdi edilmiş ve … vekili tarafından kararın temyiz edilmesi üzerine, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının 16.12.2019 tarihli ve 123466 sayılı "bozma" istekli tebliğnamesiyle kararına direnilen Daireye gönderilmiş, inceleme yapan Yargıtay (Kapatılan) 14. Ceza Dairesince 20.02.2020 tarih ve 7337-1383 sayı ile; 5271 sayılı CMK'nın 237/2. maddesine göre Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığının kanun yolu muhakemesinde davaya katılma talebinde bulunulamayacağından temyiz istemi reddedilmiş, Yargıtay Birinci Başkanlığına gönderilen dosya, Ceza Genel Kurulunca değerlendirilmiş ve açıklanan gerekçelerle karara bağlanmıştır.
. TÜRK MİLLETİ ADINA
.CEZA GENEL KURULU KARARI
Özel Daire ile Yerel Mahkeme arasında oluşan ve Ceza Genel Kurulunca çözümlenmesi gereken uyuşmazlık; suça sürüklenen çocuğa atılı çocuğun nitelikli cinsel istismarı suçunun sabit olup olmadığının belirlenmesine ilişkin ise de Yargıtay İç Yönetmeliği'nin 27. maddesi uyarınca öncelikle; hüküm kurulmadan önce usulüne uygun olarak Cumhuriyet savcısının esas hakkındaki görüşünün alınıp alınmadığının değerlendirilmesi gerekmektedir.İncelenen dosya kapsamından;
Yerel Mahkemece suça sürüklenen çocuk hakkında verilen mahkûmiyet hükmünün, mağdurenin soyut iddiaları dışında suça sürüklenen çocuğun atılı suçu işlediğini gösteren delil bulunmadığı gözetilerek beraatine karar verilmesi gerektiğinden bahisle bozulmasından sonra 11.06.2014 tarihli oturumda bozma ilamı okunarak sırasıyla hazır bulunan suça sürüklenen çocuk … müdafisi ile Cumhuriyet savcısına bozmaya karşı diyeceklerinin sorulduğu, Cumhuriyet savcısından esas hakkındaki görüşü sorulmadan ve hazır bulunan suça sürüklenen çocuğa esasa ilişkin savunma yapma imkânı tanınmadan duruşmaya son verilip direnme kararına konu hükmün kurulduğu anlaşılmaktadır.Ceza muhakemesinin amacı olan somut gerçeğin ortaya çıkarılması için delillerin duruşmada ortaya konulmasından sonra, bu delillerden sonuç çıkarma, yani tartışma safhası başlamaktadır. Böylece ortaya konulan delillerle ilgili taraflara 5271 sayılı CMK'nın 216/1. maddesinde belirtilen sıraya göre söz hakkı verilecek ve tartışma imkânı sağlanacaktır Delillerin tartışılmasında hazır bulunan taraflardan kimin hangi sıra ile söz alacağı, cevap haklarını nasıl kullanacakları ve duruşmanın en son kimin sözü ile bitirileceğine ilişkin CMK'nın "Delillerin tartışılması" başlıklı 216. maddesi;"1) Ortaya konulan delillerle ilgili tartışmada söz, sırasıyla katılana veya vekiline, Cumhuriyet savcısına, sanığa ve müdafiine veya kanunî temsilcisine verilir.2) Cumhuriyet savcısı, katılan veya vekili, sanığın, müdafiinin veya kanunî temsilcisinin açıklamalarına; sanık … müdafii ya da kanunî temsilcisi de Cumhuriyet savcısının ve katılanın veya vekilinin açıklamalarına cevap verebilir.
3) Hükümden önce son söz, hazır bulunan sanığa verilir." şeklinde düzenlenmiş iken, 25.08.2017 tarihli ve 30165 sayılı Resmî Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe giren 694 sayılı Olağanüstü Hal Kapsamında Bazı Düzenlemeler Yapılması Hakkında Kanun Hükmündeki Kararname'nin 148. maddesi ile üçüncü fıkraya "Bu aşamada zorunlu müdafiin hazır bulunmaması hükmün açıklanmasına engel teşkil etmez." cümlesi eklenmiştir.Buna göre; delillerin tartışılmasında ilk önce söz katılana veya vekiline, daha sonra Cumhuriyet savcısına ve en son olarak da sanığa ve müdafisine veya kanunî temsilcisine verilir. Görüldüğü üzere kanun koyucu, önce iddia, daha sonra da savunma makamında bulunan kişilerin söz alıp görüşlerini açıklaması gerektiğini kabul etmiştir. Cumhuriyet savcısı, katılan veya vekili, sanığın, müdafisinin veya kanuni temsilcisinin açıklamalarına; sanık … müdafisi ya da kanuni temsilcisi de Cumhuriyet savcısının ve katılanın veya vekilinin açıklamalarına cevap verebilir. Bu kurallar tez (iddia) ile antitezin (savunmanın) çatışmasıyla sonuca (karara) ulaşılan bir sürecin karşılığı olan muhakeme sonunda sağlıklı bir karara ulaşabilmenin gerekli ve zorunlu şartıdır.Esasen inceleme konumuza ilişkin 1412 sayılı CMUK’nın 251 ve 5271 sayılı CMK’nın 216. maddeleri benzer şekilde düzenlenmiş olmalarına rağmen her iki Kanun'da da, Cumhuriyet savcısının esas hakkındaki mütalaasının ne şekilde olacağına ilişkin bir düzenleme bulunmamaktadır. Ancak ceza yargılaması kurallarının her konuyu ayrıntısıyla düzenlemesi beklenmemelidir. Bu nedenle usul yasalarının düzenlemediği alanlar kişi hak ve özgürlüklerine aykırı olmamak ve yasanın ruhuna uygun olmak koşuluyla yorum ve kıyasla doldurulmakta ve bu uygulamalar benimsendikçe teamüle dönüşmektedir. Uygulamada esas hakkındaki görüşün mahkûmiyet yönünde olması durumunda, uygulanması talep edilen yasa ve maddelerinin açıkça belirtilmesi yerleşik ve benimsenmiş bir yöntemdir.
Öte yandan, iddia makamının esasa ilişkin görüşünü anlaşılır ve açık bir biçimde sunmasının savunma hakkının kullanılmasıyla da ilintili olduğunda kuşku yoktur. Zira sağlıklı bir savunma ancak sağlıklı bir iddia üzerine oturtulabilir.Kamusal iddia makamını temsil eden Cumhuriyet savcısı, karar verilmeden önce, toplanan kanıtlara göre esasa ilişkin görüşünü açık ve anlaşılır bir biçimde ve eğer görüşü mahkûmiyete ilişkin ise mevzuatta yer alan yasa ve maddelerini de göstermek suretiyle açıklamak zorundadır.Bu konuda öğretide; "İddia makamı, muhakeme boyunca, mütalaa mahiyetindeki hükümleri ile hâkime ışık tutacak, muhakemede tez ileri sürüp sentez elde edilmesine çalışacaktır… Savcılık son kararın nasıl olması gerektiği hakkındaki görüşünü esas hakkındaki mütalaası ile açıklayacak ve artık şüphesi kalmayıp mahkûmiyet kararı verilmesini düşünüyorsa o zaman, sanığın cezalandırılmasını isteyecektir… Tartışma sadece maddi meseleye taalluk etmez; muhakeme hukuki meseleyi de çözeceğinden, bu mesele hakkındaki görüşler de iddiada yer alacaktır." (Prof. Dr. Nurullah Kunter, Ceza Muhakemesi Hukuku, Beta Yayınları, 9. bası, …, ….193, 936-937.); "Ceza muhakemesi hükmünün kollektif olması gerekmesi sebebiyle, savcının son soruşturma safhasının sonuç çıkarma devresinde düşüncelerini bildirmesi yani esas hakkındaki mütalâasının serd etmesi, vazgeçilmez bir zarurettir. Diğer ilgililerin bir şey söylemeksizin işi mahkemenin kararına terk etmeleri mümkün görülebilmekle beraber, savcı bakımından böyle bir şey söz konusu olamaz; savcı her halde en son iddialarını söylemelidir. Bu itibarla, savcılık talep veya iddia durumunda olduğu konularda keyfiyeti hâkime (veya hâkimin takdirine) bıraktığını beyan ile yetinemez… Savcının esas hakkındaki mütalâasının alınması mecburî olmakla beraber, yargıcın bu ödevini yerine getirmekten kaçınan savcıyı zorlamak yetkisi bulunmadığından, bu gibi hallerde son kararın esas hakkındaki mütalâa alınmadan verilebilmesi de kabul edilmektedir. Ancak böyle bir durum ceza muhakemesi hükmünün kollektif olmasına engel teşkil edeceğinden, yargıç veya mahkeme başkanı hiç olmazsa makamın başı olan savcıya müracaat edebilmeli ve esas hakkındaki mütalâasını vermeyi red eden yardımcı yerine bir başkasının duruşmaya çıkarılmasını talep edebilmelidir… Esas hakkındaki mütalaanın sadece sübuta yani maddi meseleye değil, hukuki meseleye de taalluk etmesi gerekir. Muhakemenin aynı zamanda hukuki meseleyi de halletmek zorunda olması, savcının bu konudaki düşüncelerini de bildirmesini gerektirmektedir." (Dr.Selahattin Keyman, Ceza Muhakemesinde Savcılık, Sevinç Matbaası, …, 1970, ….258-262) şeklinde görüşler bulunmaktadır.Cumhuriyet savcısının esas hakkındaki mütalaasının alınmasından sonra yine 5271 sayılı CMK’nın 216. maddesinde yer alan sıralama gözetilerek taraflara söz hakkı tanınacağından, Cumhuriyet savcısının, davanın esasına ilişkin görüşü alınmaksızın ve hazır bulunan sanığa esas hakkında savunma yapma imkânı tanınmaksızın hüküm kurulması, ceza muhakemesinde sanığın en önemli haklarından biri olan savunma hakkının kısıtlanması sonucunu doğuracaktır.Bu açıklamalar ışığında ön soruna ilişkin uyuşmazlık konusu değerlendirildiğinde;
Kamusal iddia makamını temsil eden Cumhuriyet savcısı, esas hakkındaki görüşünü açık ve anlaşılır bir biçimde ve uygulanması talep edilen yasa ve maddelerini de göstermek suretiyle açıklamak zorunda olduğundan, somut olayda 11.06.2014 tarihli oturumda Cumhuriyet savcısı tarafından beyan edilen ve CMK’nın 216. maddesinin 1. fıkrası uyarınca duruşmada ortaya konulan delile yönelik olan "Usul ve yasaya uygun Yargıtay bozma ilamına kısmen uyulmasına, beraat hususu ile ilgili olarak uyulmamasına karar verilmesi talep ve mütalaa olunur." şeklindeki sözlerin esas hakkında mütalaa olarak geçerli ve yeterli kabul edilmesi olanağı bulunmamaktadır. Dolayısıyla Yerel Mahkemece Cumhuriyet savcısının esasa ilişkin görüşü alınmadan direnme kararına konu mahkûmiyet hükmünün kurulduğu kabul edilmelidir.Yukarıda açıklanan bu usule aykırılık nedeniyle Yerel Mahkemenin suça sürüklenen çocuk hakkında kurduğu direnme kararına konu hükmünün, Cumhuriyet savcısından esas hakkındaki görüşü sorulmadan ve hazır bulunan suça sürüklenen çocuğa esasa ilişkin savunma yapma imkânı tanınmadan yargılamaya son verilip hüküm tesis ve tefhim edilmesi isabetsizliğinden, diğer yönleri incelenmeksizin bozulmasına karar verilmesi gerekmektedir.
SONUÇ:
Açıklanan nedenlerle;
1- … 3. Ağır Ceza Mahkemesinin 11.06.2014 tarihli ve 43-277 sayılı direnme kararına konu hükmünün, Cumhuriyet savcısından esas hakkındaki görüşü sorulmadan ve hazır bulunan suça sürüklenen çocuğun esasa ilişkin savunması tespit edilmeden yargılamanın bitirilmesi isabetsizliğinden diğer yönleri incelenmeksizin BOZULMASINA,
2- Dosyanın mahalline gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİ EDİLMESİNE, 05.07.2022 tarihinde yapılan müzakerede oy birliğiyle karar verildi.
…
Mahkûmiyet Mütalaasının İçeriği
CMK m. 216, mütalaanın içeriğine ilişkin ayrıntılı bir düzenleme içermemektedir; bu yükümlülük yorum ve yerleşik uygulama yoluyla kabul görmüştür. Bununla birlikte, görüşü mahkûmiyet yönünde olan Cumhuriyet savcısının esasa ilişkin görüşünü açık ve anlaşılır biçimde, uygulanması talep edilen kanun ve maddelerini de göstererek açıklaması zorunlu kabul edilmektedir. İddia makamının esasa ilişkin görüşünü açık biçimde sunması savunma hakkının kullanılmasıyla da bağlantılıdır; sağlıklı bir savunma ancak sağlıklı bir iddia üzerine kurulabilir.
Yerleşik yargısal uygulamaya göre mahkûmiyet yönündeki mütalaanın olayı anlatması, suç vasfını açıklaması ve uygulanması istenen kanun maddesini göstermesi gerekmektedir. Olay anlatımı özellikle karmaşık davalarda savunma yapabilmeye elverecek düzeyde açık olmalıdır. Savcının mütalaada hangi suçla cezalandırılma istendiğini ismen belirtmesi ve somut kanun maddesi numarasını açıkça bildirmesi de bu çerçevede zorunlu kabul edilmektedir. Öğretide mütalaanın yalnızca maddi meseleyle sınırlı kalmayıp hukuki meseleyi de kapsaması gerektiği savunulmaktadır.
Yargıtay 16. Ceza Dairesi, E. 2017/2491, K. 2017/5658 sayılı kararında suç isimleri ve uygulanması istenen kanun maddelerini içermeyen bir mütalaaya dayanılarak sanığın son savunması alınmak suretiyle mahkûmiyet hükmü kurulmasının savunma hakkını kısıtladığını ve bozma nedeni oluşturduğunu hükme bağlamıştır.
Yargıtay 16. Ceza Dairesi, E. 2017/2491, K. 2017/5658Kaynağı aç
"İçtihat Metni"
Mahkemesi :Ağır Ceza Mahkemesi
Suç : Silahlı terör örgütüne üye olmamakla birlikte örgüt adına suç işlemek, Kamu malına zarar verme
Hüküm : TCK’nın 314/3. maddesi yollamasıyla 220/6, TCK’nın 314/2, 220/6, 3713 sayılı Kanunun 5, TCK'nın 62, 53, 58/9 ve TCK’nın 152/2-a, 3713 sayılı Kanunun 5, TCK'nın 62, 58/9, TCK'nın 51/3, 6. maddeleri gereğince mahkumiyet
Dosya incelenerek gereği düşünüldü:
1-Yargıtay Ceza Genel Kurulunun Dairemizce de benimsenen 27.05.2014 tarih, 2013/1-76 esas, 2014/282 sayılı kararında;
‘’Ceza muhakemesinin amacı olan somut gerçeğin ortaya çıkarılması için delillerin duruşmada ortaya konulmasından sonra, bu delillerden sonuç çıkarma, yani tartışma safhası başlamaktadır. Böylece ortaya konulan delillerle ilgili taraflara 5271 sayılı CMK'nun 216/1. maddesinde belirtilen sıraya göre söz hakkı verilecek ve tartışma imkanı sağlanacaktır. Tartışma safhası tamamlandıktan sonra, önce bireysel iddia makamını temsil eden katılan ve vekili, sonra da kamusal iddia makamını temsil eden Cumhuriyet savcısı esas hakkındaki görüşünü beyan edecektir. Soruşturma aşamasında elde ettiği delillerden ulaştığı sonuca göre iddianameyi hazırlamakla görevli iddia makamı, bu suretle CMK'nun 225/1. maddesi uyarınca kovuşturma aşamasının sınırlarını belirlemektedir. Kovuşturma safhası sonunda da iddia makamı, duruşmaya getirilip tartışılan delilleri değerlendirerek esasa ilişkin iddialarını mütalaası ile ortaya koyacak, sanık veya müdafii de buna ilişkin savunmasını yapabilecektir. Bu, tez (yani iddia) ile antitezin (yani savunmanın) çatışmasıyla, sonuca (yani karara) ulaşılan bir süreç olan muhakeme sonucunda sağlıklı bir karara ulaşabilmenin gerekli ve zorunlu şartıdır.
Uyuşmazlık konusuna ilişkin olan 1412 sayılı CMUK'nun 251. ve 5271 sayılı CMK'nun 216. maddeleri benzer şekilde düzenlenmiş olmalarına rağmen her iki kanunda da, Cumhuriyet savcısının esas hakkındaki mütalaasının ne şekilde olacağına ilişkin bir açıklık bulunmamaktadır. Ancak ceza muhakemesi kanunlarının her konuyu ayrıntısıyla düzenlemesi beklenmemelidir. Bu nedenle usûl kanunlarının düzenlemediği alanlar kişi hak ve özgürlüklerine aykırı olmamak ve kanunun ruhuna uygun olmak şartıyla yorum ve kıyasla doldurulmakta ve bu uygulamalar benimsendikçe teamüle dönüşmektedir. Uygulamada yargılamaya konu olan her suç için Cumhuriyet savcısı tarafından esas hakkında görüş açıklanması ve bu mütalaanın mahkûmiyet yönünde olması durumunda, uygulanması talep edilen kanun ve maddelerinin açıkça belirtilmesi yerleşik ve benimsenmiş bir yöntemdir.
Öte yandan, iddia makamının esasa ilişkin görüşünü anlaşılır ve açık bir biçimde sunmasının savunma hakkının kullanılmasıyla da bağlantılı olduğunda şüphe yoktur. Zira sağlıklı bir savunma ancak sağlıklı bir iddia üzerine oturtulabilir. Bu nedenle kamusal iddia makamını temsil eden Cumhuriyet savcısı, karar verilmeden önce, toplanan delillere göre yargılama konusu olan her bir suç açısından esasa ilişkin mütalaasını açık ve anlaşılır bir biçimde ve eğer görüşü mahkûmiyete ilişkin ise mevzuatta yer alan kanun ve maddelerini de göstermek suretiyle açıklamak zorundadır.
Bu konuda öğretide de; “İddia makamı, muhakeme boyunca, mütalaa mahiyetindeki hükümleri ile hâkime ışık tutacak, muhakemede tez ileri sürüp sentez elde edilmesine çalışacaktır… Savcılık son kararın nasıl olması gerektiği hakkındaki görüşünü esas hakkındaki mütalaası ile açıklayacak ve artık şüphesi kalmayıp mahkûmiyet kararı verilmesini düşünüyorsa o zaman, sanığın cezalandırılmasını isteyecektir… Tartışma sadece maddi meseleye taalluk etmez; muhakeme hukuki meseleyi de çözeceğinden, bu mesele hakkındaki görüşler de iddiada yer alacaktır.” (Nurullah Kunter, Ceza Muhakemesi Hukuku, Beta Yayınları, 9. bası, İstanbul 1989, s.193, 936-937); “Ceza muhakemesi hükmünün kollektif olması gerekmesi sebebiyle, savcının son soruşturma safhasının sonuç çıkarma devresinde düşüncelerini bildirmesi yani esas hakkındaki mütalâasının serd etmesi, vazgeçilmez bir zarurettir. Diğer ilgililerin bir şey söylemeksizin işi mahkemenin kararına terk etmeleri mümkün görülebilmekle beraber, savcı bakımından böyle bir şey söz konusu olamaz; savcı her halde en son iddialarını söylemelidir. Bu itibarla, savcılık talep veya iddia durumunda olduğu konularda keyfiyeti hâkime (veya hâkimin takdirine) bıraktığını beyan ile yetinemez… Savcının esas hakkındaki mütalâasının alınması mecburî olmakla beraber, yargıcın bu ödevini yerine getirmekten kaçınan savcıyı zorlamak yetkisi bulunmadığından, bu gibi hallerde son kararın esas hakkındaki mütalâa alınmadan verilebilmesi de kabul edilmektedir. Ancak böyle bir durum ceza muhakemesi hükmünün kollektif olmasına engel teşkil edeceğinden, yargıç veya mahkeme başkanı hiç olmazsa makamın başı olan savcıya müracaat edebilmeli ve esas hakkındaki mütalâasını vermeyi red eden yardımcı yerine bir başkasının duruşmaya çıkarılmasını talep edebilmelidir… Esas hakkındaki mütalaanın sadece sübuta yani maddi meseleye değil, hukuki meseleye de taalluk etmesi gerekir. Muhakemenin aynı zamanda hukuki meseleyi de halletmek zorunda olması, savcının bu konudaki düşüncelerini de bildirmesini gerektirmektedir” (… Keyman, Ceza Muhakemesinde Savcılık, … Matbaası, Ankara, 1970, s.258-262) şeklinde görüşler bulunmaktadır.
Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi Ozerov/Rusya (18.05.2010-64962/01) kararında; yargılamadan önce hazırlanan iddianamenin önemini vurgulamakla birlikte, ceza yargılamasına savcının katılmamasını AİHS'nin 6. maddesi kapsamında "adil yargılanma hakkının" ihlali olarak kabul etmiştir’’ şeklinde düşüncelere yer verilmiştir.
Yukarıda yapılan açıklamalar çerçevesinde somut olaya gelindiğinde;
Cumhuriyet savcısının esas hakkındaki mütalaasını yargılama konusu olan tüm suçlar yönünden açıklaması ve bu mütalaanın mahkûmiyet yönünde olması durumunda uygulanması talep edilen kanun ve maddelerini de kapsaması zorunlu kabul edildiğinden, Cumhuriyet savcısının sanığın da bulunduğu 28.05.2015 tarihli celsede esas hakkında mütalaa olarak açıkladığı ancak yukarıda izah edildiği şekilde suç isimleri ve uygulanması istenen kanun maddelerini içermeyen mütalaasıyla birlikte sanığın son savunması alınarak mahkumiyet hükmü kurulması suretiyle savunma hakkının kısıtlanması,
2-Kabul ve uygulamaya göre de;
a-Anayasa Mahkemesinin 24.11.2015 tarih ve 29542 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe giren 08.10.2015 tarih, 2014/140 E. 2015/85 K. sayılı iptal kararı ile TCK'nın 53. maddesindeki bazı düzenlemelerin iptal edilmiş olması nedeniyle bu karar doğrultusunda hüküm kurulmasında zorunluluk bulunması,
b-Gerekçeli karar başlığında suç adının silahlı terör örgütüne üye olmamakla birlikte örgüt adına suç işlemek yerine suç işlemek amacıyla kurulan örgüte üye olmak olarak yazılması,
Kanuna aykırı, sanığın temyiz itirazları bu itibarla yerinde görüldüğünden, sair yönleri incelenmeyen hükümlerin bu sebeplerden dolayı BOZULMASINA, 20.12.2017 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.
Geçersiz Mütalaa Örnekleri ve Savunma Hakkı
Yargıtay Ceza Genel Kurulu'nun E. 2019/266, K. 2021/411 ve E. 2020/469, K. 2022/35 sayılı kararlarında, salt bozma ilamına yönelik atıf içeren beyanların geçerli esas hakkında mütalaa sayılamayacağı hükme bağlanmıştır. Her iki kararda da, Cumhuriyet savcısından esas hakkındaki görüşü sorulmadan ve hazır bulunan sanığa esasa ilişkin savunma yapma imkânı tanınmadan yargılamanın bitirilmesi isabetsizliğinden hükmün diğer yönleri incelenmeksizin bozulmasına karar verilmiştir.
Yargıtay Ceza Genel Kurulu, E. 2020/469, K. 2022/35Kaynağı aç
"İçtihat Metni"
Yargıtay Dairesi : (Kapatılan) 14. Ceza Dairesi
Çocuğun basit cinsel istismarı suçundan sanık …'un CMK'nın 223/2-e maddesi uyarınca beraatine, sanık …'un TCK’nın 103/1-1. cümlesi, 103/3-c, 43/1, 53 ve 63. maddeleri uyarınca 16 yıl 10 ay 15 gün hapis cezası ile cezalandırılmasına, hak yoksunluğuna ve mahsuba ilişkin … Ağır Ceza Mahkemesince verilen 29.11.2017 tarihli ve 47-80 sayılı kısmen resen istinafa tabi hükümlerin katılan mağdure vekili ile sanık … müdafisi tarafından istinaf edilmesi üzerine, … Bölge Adliye Mahkemesi 7. Ceza Dairesince 03.10.2018 tarih ve 1105-1804 sayı ile duruşma açılarak yapılan yargılama sonucunda, Yerel Mahkemece sanık … hakkında verilen beraat hükmü kaldırılarak sanığın çocuğun basit cinsel istismarı suçundan TCK’nın 103/1-1. cümlesi, 103/3-c, 43/1 ve 53. maddeleri uyarınca 15 yıl hapis cezası ile cezalandırılmasına ve hak yoksunluğuna, sanık … hakkında verilen mahkûmiyet hükmü kaldırılarak sanığın çocuğun basit cinsel istismarı suçundan TCK’nın 103/1-1. cümlesi, 103/1-3. cümlesi, 103/3-c, 103/4, 43/1, 53 ve 63. maddeleri uyarınca 27 yıl 13 ay 15 gün hapis cezası ile cezalandırılmasına, hak yoksunluğuna ve mahsuba hükmedilmiştir.
Bu hükümlerin Cumhuriyet Savcısı ve sanıklar müdafileri tarafından temyiz edilmesi üzerine dosyayı inceleyen Yargıtay (Kapatılan) 14. Ceza Dairesince 23.10.2019 tarih ve 367-11927 sayı ile
"…Sanık … hakkında kurulan hükmün incelenmesinde;
Olayın intikal şekli ve zamanı, mağdurenin aşamalardaki çelişkili beyanları, savunma, sanığın tanık Kader'e yönelik cinsel istismar eylemlerinin öğrenilmesinden sonra, abisi olan tanık …'nin durumu sorduğu mağdurenin abisine sanığın kendisine yönelik eyleminin olmadığını beyan etmesi ve tüm dosya kapsamı nazara alındığında, Bölge Adliye Mahkemesinin kabulünde yer alan sübuta ilişkin delillerin dosya içeriğiyle çelişmesi karşısında mahkumiyet hükmünün yerinde olmadığı anlaşıldığından, anılan hükme yönelik istinaf başvurusunun esastan reddi yerine yazılı şekilde kabulüyle hükmün kaldırılarak sanığın müsnet suçtan mahkumiyetine karar verilmesi,
Sanık … hakkında kurulan hükmün temyiz incelemesine gelince;
…sair temyiz itirazlarının reddine,
Ancak;
Olayın intikal şekli ve zamanı, savunma, mağdurenin beyanları ve tüm dosya kapsamına göre ilk derece mahkemesince sanığın atılı suç nedeniyle 5237 sayılı TCK'nın 103/1, 103/3. maddeleleri gereğince mahkumiyetine dair kurulan hükme yönelik istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmesi yerine sanığın eylemi cebirle gerçekleştirdiği gerekçesiyle istinaf başvurusunun kabulü ile hükmün kaldırılarak aynı Kanunun 103/1, 103/3, 103/4 maddeleri uyarınca mahkumiyet hükmü kurulması," isabetsizliklerinden bozulmasına karar verilmiştir.
… Bölge Adliye Mahkemesi 7. Ceza Dairesi 08.01.2020 tarih ve 3274-69 sayı ile;
"…Mağdur … 05/10/2005 doğumludur. Sanık … diğer kardeşi … (Saka) karşı cinsel istismar fiilinden dolayı ceza infaz kurumuna girdiği 13/04/2013 tarihi itibariyle 8 yaşındadır. Sanık … mağdur …'e karşı cinsel istismar fiilini ceza infaz kurumuna girmeden 1 yıl öncesi gerçekleştirmiştir. Suçun işlendiği tarihte mağdur 7 yaşındadır. Mağdur ağabeyleri … ve … tarafından uğramış olduğu cinsel istismar olayını 03/03/2017 tarihinde öğrenim gördüğü …. Ortaokulundaki rehber öğretmenine ve bilgisayar öğretmenine anlatması üzerine soruşturmaya başlanmıştır. Mağdur uğramış olduğu cinsel istismar fiillerini ilk olarak 03/03/2017 tarihinde öğretmenlerine anlatmasından itibaren beyanının alındığı bütün aşamalarda değişkenlik göstermeyen şekilde her iki sanığa ait cinsel istismar fiillerini anlatmıştır. Mağdur her iki sanık hakkındaki şikayetini dile getirdiği tarihte 11 yaşındadır. 7 yaşında olan bir çocuğun 13/04/2013 tarihinden 1 yıl önce sanık ağabeyi … tarafından uğramış olduğu cinsel istismar fiilini şikayet etmesi beklenemeyecektir. Zira kendisine karşı gerçekleşirilen eylemlerin kötülüğünü idrak edebilecektir. Ancak bunu anlattığında neler yaşanacağı konusundaki kaygıları ve korkuları sebebiyle anlatması ve şikayet etmesi beklenemekeyecektir. Sanık …'un ablası Kader'e karşı olan cinsel istismarı açığa çıkınca … ağabeyinin kendisine yapıp yapmadığını sorduğunda korktuğu için söyleyemediğini beyan etmektedir ki bu da mağdurun yaşına uygun bir davranıştır. Mağdur 11 yaşına geldiğinde daha önce yaşamış olduğu cinsel istismar fiillerini daha iyi anlamlandırmış, kendisine karşı gerçekleştirilen fiilleri artık daha iyi tanımlamış ve bu çerçevede 03/03/2017 tarihinde okulundaki öğretmenlerine anlatmıştır. Kaldı ki mağdur, sanık … 13/04/2013 tarihinde ceza infaz kurumuna girdikten sonra diğer sanık …'un cinsel istismar fiilleri başlamıştır. 03/03/2017 tarihine kadar diğer sanık …'un cinsel istismar fiillerini de şikayet edememiştir. Bu husus ancak sanığın yaşının küçüklüğü, cinsel istismar fiillerinin aile içinde gerçekleşmesi ile birlikte değerlendirildiğinde mağdurun korku ve endişe içerisinde olması sebepleri ile açıklanabilecektir. Anlatılan sebeplerle, Yargıtay 14. Ceza Dairesinin sanık … hakkındaki bozma ilamındaki olayın intikal şekli ve zamanı şeklindeki gerekçe dairemizce yerinde bulunmamıştır.
Mağdur … 03/03/2017 tarihinde … Cumhuriyet Başsavcılığında alınan beyanında, sanık ağabeyi …'un kendisine karşı gerçekleştirdiği cinsel istismar fiilinin sayısını hatırlamadığını beyan etmiştir. … Ağır Ceza Mahkemesinde yapılan yargılama sırasında ise beyanının bir bölümünde 3 kere olduğunu söylemiş ve daha sonra düzelterek 2 kere olduğunu söylemiştir. 7 yaşındaki bir çocuğun uğramış olduğu cinsel istismarın sayısını ve şeklini olayın üzerinden yaklaşık 5 yıl geçtikten sonra çok net bir şekilde, çelişkiye ve hataya düşmeden anlatmasının beklenmesi hayatın olağan akışına uygun değildir. Mağdur 7 yaşındayken ağabeyi sanık … tarafından kendisine cinsel eylemlerde bulunulduğunu, bunun birden fazla defa olduğunu hatırlamakta ve anlatmaktadır. Anlatımları samimi olup ağabeyine suç atmasını gerektirir hiç bir neden bulunmamaktadır. İddiaları tanık Kader doğrulamaktadır. Tanık Kader sanık …'e suç atma kastı ve amacında olsa birden fazla defa gördüğünü, zorla yaptığını söylerdi. Oysa bir defa gördüğünü ve zorla olmadığını söylemiştir. Anlatılan sebeplerle, Yargıtay 14. Ceza Dairesinin sanık … hakkındaki bozma ilamındaki mağdurun aşamalardaki çelişkili beyanları şeklindeki gerekçe dairemizce yerinde bulunmamıştır.
Mağdur, ağabeyi sanık …'un ablası Kader'e karşı cinsel istismarının açığa çıkmasından sonra ağabeyi …'nin durumu kendisine sorduğunu ancak korktuğu için anlatamadığını beyan etmektedir. 7 yaşındaki bir çocuğun korktuğu için yaşadıklarını açıklayamaması ve söyleyememesi hayatın olağan akışına uygun bir durumdur. Tanık Kader de ağabeyi sanık … tarafından gördüklerini kimseye anlatmaması konusunda tehdit edildiğini beyan etmektedir. Anlatılan sebeplerle, Yargıtay 14. Ceza Dairesinin sanık … hakkındaki bozma ilamındaki mağdurun ağabeyi …'ye kendisine karşı ağabeyi Kamil'in eyleminin olmadığını beyan ettiği şeklindeki gerekçe dairemizce yerinde bulunmamıştır.
Mağdur, ağabeyi sanık … tarafından diğer ağabeyi …'un kendisine cinsel istismarda bulunduğu tarihlerde başlamak üzere 26/02/2017 tarihine kadar cinsel istismara uğradığını, bunun en az 3-4 defa tekrarlandığını beyan ve iddia etmektedir. İlk derece mahkemesi, dairemiz ve Yargıtay 14. Ceza Dairesi tarafından bu oluş kabul edilmektedir. Sanığın fiillerinde cebir ve şiddet bulunup bulunmadığı ve dolayısıyla sanık hakkında TCK 103/4 maddesinin uygulanıp uygulanmayacağı konusunda görüş ayrılığı bulunmaktadır. Yargıtay 14. Ceza Dairesi kararlarında mağdurun iteklenmesi, fail tarafından mağdurun üzerine çekilmesi, mağdurun ağzının kapatılması, mağdurun üzerine abanılması halleri TCK 103/4 maddesi kapsamında değerlendirilebilecek ölçüde cebir kullanma olarak vasıflandırılmıştır. Mağdurun sanık … tarafından kendisine karşı cinsel istismar fiilleri gerçekleştirilirken ''ben karşı çıkmaya çalıştıysam da benim ağzımı kapattı ve bana engel oldu'' şeklindeki beyanları, sanığın ise bir kısım ifadelerinde cinsel istismar fiilleri gerçekleştirirken mağdurun kendisi gibi zevk almadığını, tepkisiz kaldığını, kendisi öperken onun öpmediğini ifade etmiş olması birlikte değerlendirildiğinde, olayda cebir var kabul edilmelidir. Dolayısıyla TCK 103/4 maddesinin uygulanması doğrudur. Anlatılan sebeplerle, Yargıtay 14. Ceza Dairesinin sanık … hakkındaki TCK 103/4 maddesinin uygulanmasının hata olduğu yönündeki gerekçe dairemizce yerinde bulunmamıştır." gerekçesiyle bozmaya direnerek önceki hükümler gibi sanıkların çocuğun basit cinsel istismarı suçundan mahkûmiyetlerine karar vermiştir.
Direnme kararına konu bu hükümlerin de Cumhuriyet savcısı tarafından temyiz edilmesi üzerine, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının 21.05.2020 tarihli ve 44591 sayılı "bozma" istekli tebliğnamesiyle dosya, kararına direnilen Daireye gönderilmiş, inceleme yapan Yargıtay (Kapatılan) 14. Ceza Dairesince 11.11.2020 tarih ve 4497-4890 sayı ile, direnme kararının yerinde görülmemesi üzerine Yargıtay Birinci Başkanlığına iade edilen dosya, Ceza Genel Kurulunca değerlendirilmiş ve açıklanan gerekçelerle karara bağlanmıştır.
TÜRK MİLLETİ ADINA
CEZA GENEL KURULU KARARI
Özel Daire ile Bölge Adliye Mahkemesi arasında oluşan ve Ceza Genel Kurulunca çözümlenmesi gereken uyuşmazlık; sanık …’in katılan mağdureye yönelik eyleminin sabit olup olmadığı; sanık …’nin katılan mağdureye yönelik eylemlerini cebir veya tehditle işleyip işlemediği, bu bağlamda hakkında TCK’nın 103/4. maddesinin uygulanma koşullarının oluşup oluşmadığı ve UYAP sisteminden alınan nüfus kayıt örneğine göre … 1. Asliye Hukuk Mahkemesinin 21.11.2019 kesinleşme tarihli ve 519-521 sayılı kararı ile katılan mağdurenin 05.10.2005 olan doğum tarihinin 05.10.2002 olarak düzeltildiğinin anlaşılması karşısında katılan mağdurenin gerçek yaşının tespiti ve bu bağlamda sanık … hakkında 6763 sayılı Kanun’la değişik TCK’nın 103/1. maddesinin 3. cümlesinin uygulanıp uygulanmayacağı bakımından eksik araştırma ile hüküm kurulup kurulmadığı hususlarının belirlenmesine ilişkin ise de Yargıtay İç Yönetmeliği’nin 27. maddesi uyarınca öncelikle; hükümler kurulmadan önce usulüne uygun olarak Cumhuriyet savcısının esas hakkındaki görüşünün alınıp alınmadığının değerlendirilmesi gerekmektedir.
İncelenen dosya kapsamından;
Bölge Adliye Mahkemesince verilen mahkûmiyet hükümlerinin Özel Dairece, sanık … hakkında TCK’nın 103/4. maddesinin uygulanma koşullarının oluşmadığı ve sanık …’e atılı çocuğun basit cinsel istismarı suçunun sübut bulmadığı gerekçeleriyle bozulmasından sonra sanıklar, sanıklar müdafileri ve katılan mağdure vekilinin hazır bulundukları 08.01.2020 tarihli oturumda Özel Daire bozma ilamı okunarak sırasıyla sanıklar ve müdafilerinden, katılan mağdure vekilinden ve Cumhuriyet savcısından Özel Daire bozma kararına karşı diyeceklerinin sorulduğu, Cumhuriyet savcısından esas hakkındaki görüşü sorulmadan ve hazır bulunan sanıklara esasa ilişkin savunma yapma imkânı tanınmadan duruşmaya son verilip direnme kararına konu hükümlerin kurulduğu anlaşılmaktadır.
Ceza muhakemesinin amacı olan somut gerçeğin ortaya çıkarılması için delillerin duruşmada ortaya konulmasından sonra, bu delillerden sonuç çıkarma, yani tartışma safhası başlamaktadır. Böylece ortaya konulan delillerle ilgili taraflara 5271 sayılı CMK'nın 216/1. maddesinde belirtilen sıraya göre söz hakkı verilecek ve tartışma imkânı sağlanacaktır.
Delillerin tartışılmasında hazır bulunan taraflardan kimin hangi sıra ile söz alacağı, cevap haklarını nasıl kullanacakları ve duruşmanın en son kimin sözü ile bitirileceğine ilişkin CMK'nın "Delillerin tartışılması" başlıklı 216. maddesi;
"1) Ortaya konulan delillerle ilgili tartışmada söz, sırasıyla katılana veya vekiline, Cumhuriyet savcısına, sanığa ve müdafiine veya kanunî temsilcisine verilir.
2) Cumhuriyet savcısı, katılan veya vekili, sanığın, müdafiinin veya kanunî temsilcisinin açıklamalarına; sanık ve müdafii ya da kanunî temsilcisi de Cumhuriyet savcısının ve katılanın veya vekilinin açıklamalarına cevap verebilir.
3) Hükümden önce son söz, hazır bulunan sanığa verilir." şeklinde düzenlenmiş iken, 25.08.2017 tarihli ve 30165 sayılı Resmî Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe giren 694 sayılı Olağanüstü Hal Kapsamında Bazı Düzenlemeler Yapılması Hakkında Kanun Hükmündeki Kararname'nin 148. maddesi ile üçüncü fıkraya "Bu aşamada zorunlu müdafiin hazır bulunmaması hükmün açıklanmasına engel teşkil etmez." cümlesi eklenmiştir.
Buna göre; delillerin tartışılmasında ilk önce söz katılana veya vekiline, daha sonra Cumhuriyet savcısına ve en son olarak da sanığa ve müdafisine veya kanunî temsilcisine verilir. Görüldüğü üzere kanun koyucu, önce iddia, daha sonra da savunma makamında bulunan kişilerin söz alıp görüşlerini açıklaması gerektiğini kabul etmiştir. Cumhuriyet savcısı, katılan veya vekili, sanığın, müdafisinin veya kanuni temsilcisinin açıklamalarına; sanık ve müdafisi ya da kanuni temsilcisi de Cumhuriyet savcısının ve katılanın veya vekilinin açıklamalarına cevap verebilir. Bu kurallar tez (iddia) ile antitezin (savunmanın) çatışmasıyla sonuca (karara) ulaşılan bir sürecin karşılığı olan muhakeme sonunda sağlıklı bir karara ulaşabilmenin gerekli ve zorunlu şartıdır.
Esasen inceleme konumuza ilişkin 1412 sayılı CMUK’nın 251. ve 5271 sayılı CMK’nın 216. maddeleri benzer şekilde düzenlenmiş olmalarına rağmen her iki Kanunda da, Cumhuriyet savcısının esas hakkındaki mütalaasının ne şekilde olacağına ilişkin bir düzenleme bulunmamaktadır. Ancak ceza yargılaması kurallarının her konuyu ayrıntısıyla düzenlemesi beklenmemelidir. Bu nedenle usul yasalarının düzenlemediği alanlar kişi hak ve özgürlüklerine aykırı olmamak ve yasanın ruhuna uygun olmak koşuluyla yorum ve kıyasla doldurulmakta ve bu uygulamalar benimsendikçe teamüle dönüşmektedir. Uygulamada esas hakkındaki görüşün mahkûmiyet yönünde olması durumunda, uygulanması talep edilen yasa ve maddelerinin açıkça belirtilmesi yerleşik ve benimsenmiş bir yöntemdir.
Öte yandan, iddia makamının esasa ilişkin görüşünü anlaşılır ve açık bir biçimde sunmasının savunma hakkının kullanılmasıyla da ilintili olduğunda kuşku yoktur. Zira sağlıklı bir savunma ancak sağlıklı bir iddia üzerine oturtulabilir.
Kamusal iddia makamını temsil eden Cumhuriyet savcısı, karar verilmeden önce, toplanan kanıtlara göre esasa ilişkin görüşünü açık ve anlaşılır bir biçimde ve eğer görüşü mahkûmiyete ilişkin ise mevzuatta yer alan yasa ve maddelerini de göstermek suretiyle açıklamak zorundadır.
Bu konuda öğretide; "İddia makamı, muhakeme boyunca, mütalaa mahiyetindeki hükümleri ile hâkime ışık tutacak, muhakemede tez ileri sürüp sentez elde edilmesine çalışacaktır… Savcılık son kararın nasıl olması gerektiği hakkındaki görüşünü esas hakkındaki mütalaası ile açıklayacak ve artık şüphesi kalmayıp mahkûmiyet kararı verilmesini düşünüyorsa o zaman, sanığın cezalandırılmasını isteyecektir… Tartışma sadece maddi meseleye taalluk etmez; muhakeme hukuki meseleyi de çözeceğinden, bu mesele hakkındaki görüşler de iddiada yer alacaktır." (Prof. Dr. Nurullah Kunter, Ceza Muhakemesi Hukuku, Beta Yayınları, 9. bası, …, s.193, 936-937); "Ceza muhakemesi hükmünün kollektif olması gerekmesi sebebiyle, savcının son soruşturma safhasının sonuç çıkarma devresinde düşüncelerini bildirmesi yani esas hakkındaki mütalâasının serd etmesi, vazgeçilmez bir zarurettir. Diğer ilgililerin bir şey söylemeksizin işi mahkemenin kararına terk etmeleri mümkün görülebilmekle beraber, savcı bakımından böyle bir şey söz konusu olamaz; savcı her halde en son iddialarını söylemelidir. Bu itibarla, savcılık talep veya iddia durumunda olduğu konularda keyfiyeti hâkime (veya hâkimin takdirine) bıraktığını beyan ile yetinemez… Savcının esas hakkındaki mütalâasının alınması mecburî olmakla beraber, yargıcın bu ödevini yerine getirmekten kaçınan savcıyı zorlamak yetkisi bulunmadığından, bu gibi hallerde son kararın esas hakkındaki mütalâa alınmadan verilebilmesi de kabul edilmektedir. Ancak böyle bir durum ceza muhakemesi hükmünün kollektif olmasına engel teşkil edeceğinden, yargıç veya mahkeme başkanı hiç olmazsa makamın başı olan savcıya müracaat edebilmeli ve esas hakkındaki mütalâasını vermeyi red eden yardımcı yerine bir başkasının duruşmaya çıkarılmasını talep edebilmelidir… Esas hakkındaki mütalaanın sadece sübuta yani maddi meseleye değil, hukuki meseleye de taalluk etmesi gerekir. Muhakemenin aynı zamanda hukuki meseleyi de halletmek zorunda olması, savcının bu konudaki düşüncelerini de bildirmesini gerektirmektedir." (Dr….. Ceza Muhakemesinde Savcılık, Sevinç Matbaası, …, 1970, s.258-262) şeklinde görüşler bulunmaktadır.
Cumhuriyet savcısının esas hakkındaki mütalaasının alınmasından sonra yine CMK’nın 216. maddesinde yer alan sıralama gözetilerek taraflara söz hakkı tanınacağından, Cumhuriyet savcısının, davanın esasına ilişkin görüşü alınmaksızın ve hazır bulunan sanığa esas hakkında savunma yapma imkânı tanınmaksızın hüküm kurulması, ceza muhakemesinde sanığın en önemli haklarından biri olan savunma hakkının kısıtlanması sonucunu doğuracaktır.
Bu açıklamalar ışığında uyuşmazlık konusu değerlendirildiğinde;
Bölge Adliye Mahkemesince verilen hükümlerin Özel Dairece bozulmasından sonra, sanıklar ve müdafileri ile katılan mağdure vekilinin hazır bulundukları 08.01.2020 tarihli oturumda, sırasıyla sanıklar ve müdafilerinden, katılan mağdure vekilinden ve Cumhuriyet savcısından Özel Daire bozma kararına karşı diyeceklerinin sorulduğu, Cumhuriyet savcısından esas hakkındaki görüşü alınmadan ve hazır bulunan sanıklara esasa ilişkin savunma yapma imkânı tanınmadan duruşmanın bitirildiği ve direnme kararına konu hükümlerin kurulduğu dosyada;
Kamusal iddia makamını temsil eden Cumhuriyet savcısı, esas hakkındaki görüşünü açık ve anlaşılır bir biçimde ve uygulanması talep edilen yasa ve maddelerini de göstermek suretiyle açıklamak zorunda olduğundan, somut olayda 08.01.2020 tarihli oturumda Cumhuriyet savcısı tarafından beyan edilen ve CMK’nın 216. maddesinin 1. fıkrası uyarınca duruşmada ortaya konulan delille yönelik olan "Yargıtay bozma ilamının usul ve yasaya uygun olması nedeniyle uyulması gerektiği mütalaa olunur." şeklindeki sözlerin esas hakkında mütalaa olarak geçerli ve yeterli kabul edilmesi olanağı bulunmamaktadır. Dolayısıyla Bölge Adliye Mahkemesince Cumhuriyet savcısının esasa ilişkin görüşü alınmadan direnme kararına konu mahkûmiyet hükümlerinin kurulduğu kabul edilmelidir.
Yukarıda açıklanan bu usule aykırılık nedeniyle Bölge Adliye Mahkemesinin sanıklar Kamil ve Niyazi hakkında kurduğu direnme kararına konu hükümlerinin, Cumhuriyet savcısından esas hakkındaki görüşü alınmadan ve hazır bulunan sanıklara esasa ilişkin savunma yapma imkânı tanınmadan yargılamaya son verilip hüküm tesis ve tefhim edilmesi isabetsizliğinden, diğer yönleri incelenmeksizin bozulmasına karar verilmesi gerekmektedir.
SONUÇ:
Açıklanan nedenlerle;
1-… Bölge Adliye Mahkemesi 7. Ceza Dairesinin 08.01.2020 tarihli ve 3274-69 sayılı direnme kararına konu hükümlerin, Cumhuriyet savcısından esas hakkındaki görüşü sorulmadan ve hazır bulunan sanıkların esasa ilişkin savunmaları tespit edilmeden yargılamanın bitirilmesi isabetsizliğinden diğer yönleri incelenmeksizin BOZULMASINA,
2- Dosyanın mahalline gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİ EDİLMESİNE, 20.01.2022 tarihinde yapılan müzakerede oy birliğiyle karar verildi.
Yargıtay Ceza Genel Kurulu'nun E. 2020/190, K. 2022/525 sayılı ve 05.07.2022 tarihli kararında ise kısmi uyma beyanının da esas hakkında mütalaa niteliği taşımadığı saptanmış; Cumhuriyet savcısından esas hakkındaki görüşü sorulmadan ve hazır bulunan sanığın esasa ilişkin savunması tespit edilmeden yargılamanın bitirilmesi isabetsizliğinden hüküm diğer yönleri incelenmeksizin bozulmuştur. Davanın esasına ilişkin bir görüş içermeyen beyanlar, sanığın buna karşı savunma yapmasına olanak tanımaz.
Suç Vasfının Değişmesi ve Ek Savunma Hakkı
CMK m. 226/1 uyarınca sanık, suçun hukuki niteliğinin değişmesinden önce haber verilip savunmasını yapabilecek duruma getirilmedikçe iddianamede gösterilen suçun değindiği kanun hükmünden başkasıyla mahkûm edilemez. Cezanın artırılmasını veya güvenlik tedbirinin uygulanmasını gerektirecek haller ilk defa duruşma sırasında ortaya çıktığında da CMK m. 226/2 uyarınca aynı kural geçerlidir. Ek savunma verilmesini gerektiren hâllerde sanığa, istem üzerine bu savunmayı hazırlaması için süre verilir.
5271 sayılı CEZA MUHAKEMESİ KANUNU m. 226Kaynağı aç
haber verilip de savunmasını yapabilecek bir hâlde bulundurulmadıkça,
iddianamede kanunî unsurları gösterilen suçun değindiği kanun hükmünden
başkasıyla mahkûm edilemez.
(2) Cezanın artırılmasını veya cezaya ek olarak güvenlik tedbirlerinin
uygulanmasını gerektirecek hâller, ilk defa duruşma sırasında ortaya çıktığında
aynı hüküm uygulanır.
(3) Ek savunma verilmesini gerektiren hâllerde istem üzerine sanığa ek
savunmasını hazırlaması için süre verilir.
(4) (Değişik:14/11/2024-7532/16 md.) Yukarıdaki fıkralarda yazılı
bildirimler, sanığa ve varsa müdafie yapılır. Müdafii sanığa tanınan haklardan
onun gibi yararlanır. Sanığın dosyada var olan son adresine bildirim
yapılamaması veya bildirime rağmen duruşmaya gelmemesi halinde müdafie yapılan
bildirimler yeterli kabul edilir.
ÜÇÜNCÜ
BÖLÜM
Karar
ve Hüküm
Müzakereye katılacak hâkimler
CMK m. 226/4 uyarınca bu bildirimler sanığa ve varsa müdafiine yapılır; müdafii sanığa tanınan haklardan onun gibi yararlanır. Sanığın dosyada kayıtlı son adresine bildirim yapılamaması veya bildirime karşın duruşmaya gelinmemesi hâlinde müdafiine yapılan bildirim yeterli sayılır. Bu fıkranın 14/11/2024 tarihinde değiştirildiği mevzuat kaydından anlaşılmaktadır; değişikliğin kapsamına ilişkin değerlendirme editör notlarında belirtilmiştir.
İddianamede yer almayan ancak mütalaada ilk kez atıf yapılan bir kanun maddesi bakımından belirleyici olan, sanığın yeni vasfa karşı fiilen savunma yapıp yapamamasıdır. Sanık ve savunmanının söz konusu mütalaaya karşı aynı oturumda beyanda bulunduğunun tespit edildiği hâllerde savunma hakkının kısıtlandığından söz edilemeyeceği Yargıtay içtihadında kabul görmüştür.
İddianame ile Mütalaa Arasındaki Fark
İddianame soruşturma aşamasına ait bir işlemdir ve kovuşturmayı başlatır. Esas hakkında mütalaa ise kovuşturma aşamasının karar evresinde sunulan bir işlemdir. Bu ayrım, sanığın hangi aşamada ve hangi içerikte bilgilendirilmesi gerektiğini belirlemesi bakımından usul hukuku açısından önem taşır.
Zorunlu Müdafiin Duruşmada Hazır Bulunmaması
CMK m. 216/3'e, 694 sayılı KHK'nın 148. maddesiyle eklenen ve 7078 sayılı Kanun'un 143. maddesiyle aynen kabul edilen cümle uyarınca, son söz ve hükmün açıklanması aşamasında zorunlu müdafiin hazır bulunmaması hükmün açıklanmasına engel teşkil etmez. Eklemenin mevzuat künyesine göre KHK tarihi 15/8/2017 olarak gösterilmektedir; karar metinlerinde ise bu düzenlemenin 25.08.2017 tarihli ve 30165 sayılı Resmî Gazete'de yayımlandığı belirtilmektedir. İki tarihin biri kesin yürürlük tarihi olarak seçilmemeli; bu çelişki resmî nüsha doğrulamasıyla giderilmelidir.
Uluslararası Hukuk Boyutu
Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi, Ozerov/Rusya davasında (Başvuru No. 64962/01, 18.05.2010) savcının yargılamaya katılmamasını AİHS m. 6 kapsamında adil yargılanma hakkının ihlali olarak değerlendirmiştir. Bu karar, çelişmeli yargılama ilkesinin iddia makamının fiilî katılımını gerektirdiğini ortaya koymaktadır.
Savcının Mütalaa Vermekten Kaçınması
Mütalaanın alınması zorunlu olmakla birlikte, savcıyı bu yükümlülüğü yerine getirmeye zorlayacak açık bir yaptırım mekanizması CMK'da yer almamaktadır. Öğretide aktarılan bir görüşe göre, mahkeme başkanı en azından savcılık makamının başına başvurarak başka bir savcının görevlendirilmesini talep edebilmelidir; aynı öğreti görüşü, savcının kaçınması hâlinde son kararın mütalaa alınmadan da verilebileceğini kabul etmektedir. Bu yaklaşım bağlayıcı bir mevzuat dayanağına değil öğreti görüşüne dayanmaktadır.
Sık Sorulan Sorular
Esas hakkında mütalaa hangi aşamada verilir?
Delillerin tartışılması tamamlandıktan sonra, karar aşamasına geçilmeden önce verilir. CMK m. 216/1'e göre söz önce katılana veya vekiline, ardından Cumhuriyet savcısına verilir; savcının bu aşamada açıkladığı görüş esas hakkında mütalaayı oluşturur. Savcının mütalaasının ardından söz sanığa ve müdafiine geçer; hükümden önce son söz ise CMK m. 216/3 gereğince hazır bulunan sanığa verilir.
Mahkûmiyet yönünde mütalaada hangi bilgilerin bulunması zorunludur?
Yerleşik yargısal uygulamaya göre mahkûmiyet mütalaasının olayı anlatması, sanığın hangi suçla cezalandırılması gerektiğini açıklaması ve uygulanması istenen kanun ile madde numarasını belirtmesi gerekmektedir. CMK m. 216 bu içeriği ayrıntılı olarak düzenlememekte olup söz konusu yükümlülük yorum ve uygulama yoluyla kabul görmüştür. Bu unsurları taşımayan bir mütalaaya dayanılarak kurulan mahkûmiyet hükmü savunma hakkını kısıtlayabilir.
Savcının bozma ilamına uyulmasını talep etmesi yeterli mütalaa sayılır mı?
Hayır. Yargıtay Ceza Genel Kurulu'nun birden fazla kararında salt bozma ilamına yönelik atıf içeren beyanların geçerli esas hakkında mütalaa sayılamayacağı hükme bağlanmıştır. Bu tür beyanlar davanın esasına ilişkin bir görüş içermediğinden sanığın savunma hakkını işlevsiz bırakır; bu usulsüzlükle kurulan hükmün bozulması gerekir.
Mütalaada ilk kez belirtilen suç vasfına karşı savunma yapılabilir mi?
CMK m. 226/1 uyarınca sanık, suçun hukuki niteliğinin değişmesinden önce haberdar edilip savunma yapabilecek duruma getirilmelidir. Sanık ve müdafiinin yeni vasfa karşı aynı oturumda beyanda bulunmuş olması hâlinde savunma hakkının kısıtlandığından söz edilemeyeceği Yargıtay içtihadında kabul görmüştür. Ek savunma gerektiğinde sanığa hazırlık süresi verilmesi de CMK m. 226/3 uyarınca mümkündür.
Savcı mütalaa vermekten kaçınırsa mahkeme ne yapabilir?
Mütalaanın alınması zorunlu olmakla birlikte savcıyı bu yükümlülüğü yerine getirmeye zorlamaya yönelik açık bir yaptırım mekanizması düzenlenmemiştir. Öğretide mahkeme başkanının en azından savcılık makamı başına başvurarak başka bir savcının görevlendirilmesini talep edebileceği ileri sürülmektedir; ancak bu görüşün bağlayıcı bir mevzuat dayanağı bulunmamaktadır.
Hukuki uyarı: Bu içerik genel bilgilendirme amacı taşır; somut olay değerlendirmesi için avukata başvurulmalıdır.
Hazırlayan: Av. Erdal Ersoy

