Ceza Hukukunda Düşünceyi İfade Özgürlüğü ve Sınırları

by Avukat Erdal Ersoy
Ceza Hukukunda Düşünceyi İfade Özgürlüğü ve Sınırları

İfade Özgürlüğünün Anayasal ve Uluslararası Kapsamı

Düşünceyi ifade özgürlüğü, yalnızca bireyin düşünce ve kanaat sahibi olmasını değil, aynı zamanda bu düşünce ve kanaatlere serbestçe ulaşabilmesini, bunları açıklamasını ve çeşitli araçlarla yayabilmesini de kapsar. İfade ediş tarzları, biçimleri ve düşüncenin aktarılmasında yararlanılan vasıtalar da bu temel özgürlüğün koruma alanı içinde değerlendirilir.

Anayasanın 25. maddesi kapsamında bireylerin düşünce ve kanaat serbestisi güvence altına alınmış olup kişilerin kanaatlerini açıklamaya mecbur tutulamayacağı, bu düşünceleri dolayısıyla kınamaya veya suçlamaya maruz bırakılamayacağı öngörülmüştür. Anayasanın 26. maddesinin birinci fıkrasında ise düşüncelerin söz, yazı, resim veya başka vasıtalarla tek başına ya da toplu halde dış dünyaya aktarılması korunmuş; kamu makamlarının müdahalesi bulunmaksızın haber veya fikir alıp verme serbestliği hürriyetin asli unsuru sayılmıştır.

Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesinin 10. maddesinin ilk fıkrası doğrultusunda her bireyin görüşlerini açıklama ve anlatım serbestisi bulunmakta; ülke sınırları ve resmi otoritelerin müdahalesi söz konusu olmaksızın haber veya fikir alma ve verme hakkı tanınmaktadır. Temel hak ve özgürlüklere ilişkin usulüne uygun yürürlüğe konulmuş milletlerarası andlaşmalar ile ulusal kanunların aynı hususta farklı hükümler içermesi halinde ise Anayasanın 90. maddesinin son fıkrası gereğince milletlerarası andlaşma kurallarına üstünlük tanınır.

Demokratik Toplumda Eleştiri Eşiği ve Sınırlama Ölçütleri

İfade özgürlüğü, yalnızca toplum tarafından iyi karşılanan, zararsız ya da önemsiz görülen bilgi ve kanaatler bakımından geçerli değildir. Çoğulculuk, hoşgörü ve açık fikirliliğin zorunlu bir sonucu olarak; kırıcı, hoş karşılanmayan ya da kaygı uyandıran düşünceler de koruma altındadır. Bu güvence bilhassa kurulu düzene ters düşen, şoke eden veya mevcut kabullere meydan okuyan fikirlerin serbestçe dile getirilmesi açısından temel önemdedir.

Temel hak ve hürriyetlere getirilecek müdahalelerde Anayasanın 13. maddesindeki genel güvence ölçütleri belirleyicidir. Buna göre hakların özüne dokunulmaması, sınırlamanın anayasal metinde gösterilen sebeplere dayalı ve münhasıran kanunla yapılması zorunludur; getirilen sınırlamalar ölçülülük prensibine, Anayasanın sözüne ve ruhuna, laik Cumhuriyet ile demokratik toplum gereklerine aykırı olamaz. Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesinin 10. maddesinin ikinci fıkrasındaki sınırlama rejiminin de dar yorumlanması zorunlu olup kamu müdahalesinin yasayla öngörülme, meşru amaç taşıma ve demokratik bir toplumda gerekli olma şartlarını birlikte taşıması titizlikle denetlenir.

İfade Özgürlüğünün Sınırları ve Koruma Alanı Dışında Kalan Fiiller

Düşünceyi açıklama serbestisi sınırsız olmayıp ceza hukuku yaptırımlarıyla korunan hukuki değerleri ihlal eden fiilleri korumaz. İftira, küfür, onur, şeref ve saygınlığı zedeleyici keyfi beyanlar, özel hayata ve hayatın gizli alanına yönelik saldırılar ile müstehcen içerikli açıklamalar ifade özgürlüğü kapsamı dışındadır. Benzer biçimde savaş kışkırtıcılığı yapmak, anayasal hukuk düzenini cebir yoluyla değiştirmeyi hedeflemek ya da nefret, ayrımcılık, düşmanlık ve şiddet yaratmaya yönelik beyanlarda bulunmak da bu hakkın korumasından yararlanamaz.

Ceza hukuku sorumluluğunun belirlenmesinde somut ifadelerin olgu isnadı mı yoksa değer yargısı mı niteliğinde olduğu ayırt edilmelidir. Olgu isnatları somut ve kanıtlanabilir nitelikteyken, kişisel kanaat ve değerlendirmeleri içeren değer yargılarının kanıtlanmasının istenmesi ifade özgürlüğüne yönelik haksız bir müdahale oluşturabilir. Bununla birlikte değer yargılarının da asgari düzeyde olgusal bir temele veya yeterli bir altyapıya dayanması şarttır. Diğer taraftan siyasiler ve kamuya mal olmuş kişilere yönelik eleştirilerin izin verilen sınırları diğer yurttaşlara kıyasla daha geniştir; ancak bu durum anılan kişilerin onur ve şereflerine yönelik ağır ve haksız saldırıları meşru hale getirmez.

Basın Hürriyeti ve Gazetecilik Faaliyetinde Özen Yükümlülüğü

Anayasanın 28. maddesi uyarınca basın hürdür ve sansür edilemez. Devlet, basın ve haber alma özgürlüğünün sağlanması bakımından pozitif yükümlülüklere sahiptir; basın özgürlüğünün sınırlandırılmasında ise Anayasanın 26 ve 27. maddeleri tatbik edilir. Basın, kamuoyunun bilgi edinme hakkı çerçevesinde halkın gözcülüğü veya bekçisi işlevini görür ve bu görevini yerine getirebilmek için bilgi edinme, bilgiyi yayma, eleştirme, yorumlama ve eser yaratma haklarına sahiptir.

Basın ve yayın organları bu hakları kullanırken kamu yararını gözetmek, açıklamaların görünür gerçeğe uygunluğunu ve güncelliğini özenle irdelemek, konunun ele alınış biçimi ile içeriği arasında düşünsel bir bağ kurmak ve ölçülülük ilkesine riayet etmekle yükümlüdür. Basına sağlanan yasal ve anayasal koruma, gazetecilerin iyi niyetle hareket etmeleri, doğru olgular zemininde bulunmaları ve gazetecilik meslek etiğine uygun biçimde güvenilir bilgi sunmaları koşuluna bağlıdır.

İfade özgürlüğü ile özel hayata saygı ve şeref ile itibarın korunması hakkı çatıştığında; ifadenin kamu yararına ilişkin bir tartışmaya katkısı, muhatabın ve ifadeyi açıklayanın tanınmışlık düzeyi, beyanın amacı, şekli ve doğuracağı etkiler, bilginin elde edilme biçimi ile uygulanacak yaptırımın ağırlığı gözetilerek bir dengeleme yapılır. Yasa dışı yöntemlerle kaydedilen veya hukuka aykırı şekilde ele geçirilen ses ve görüntü kayıtlarının yayılması ya da kamuoyuna açıklanması, tek başına ifade özgürlüğünün kullanılması bakımından öngörülen sorumluluklara aykırı davranıldığını göstermez.

Masumiyet Karinesi ve Yargı Otoritesinin Korunması

Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesinin 6. maddesinin ikinci fıkrası ve Anayasanın 38. maddesinin dördüncü fıkrası uyarınca, suçluluğu hükmen sabit oluncaya kadar herkes masum sayılır. Masumiyet karinesi gereğince, kesinleşmiş bir mahkûmiyet kararı bulunmadığı sürece bireylerin peşinen suçlu ilan edilmesi hukuka aykırıdır. Kamu görevlilerinin veya siyasilerin, soruşturulan kişinin kesin olarak suç işlediği yönünde bağlayıcı ve kesin ifadeler kullanması, ilgili kişi sonradan mahkûm edilse dahi suçsuzluk karinesinin ihlali sonucunu doğurur. Üst düzey kolluk görevlilerinin herhangi bir çekince koymaksızın bir şüphelinin suçun faili veya azmettiricisi olduğunu ilan etmesi de yargı organını etkileyeceği ve önyargı oluşturacağı için bu hakkı zedeler.

Yayımlanan yazı ve haberlerin şüphelinin suçlu olduğunu ima eden bir üslup taşıması ve haberin kamu yararı barındırmaması durumunda, kişilerin masum sayılma hakkı ve mahkemelerin otorite ve tarafsızlığının korunması haber verme serbestisine üstün tutulur. Gazetecilerin olguları tarafsız ve dikkatli biçimde araştırmak yerine abartılı ve basitleştirici bir yaklaşıma yönelmeleri halinde bireylerin itibarı ile masumiyet karinesinin korunması esastır. Nitekim devam eden cezai yargılamalarda mahkemenin sanığı mahkûm etmekten başka bir seçeneği olmadığı izlenimi veren, iddia makamının beyanlarını kesin olgular gibi sunan yayınlar ifade özgürlüğü kapsamında korunmaz. Yargılamadaki uyuşmazlıkların kamuoyunda peşin hüküm oluşturacak biçimde basında tartışılması, mahkemelere duyulan güven ve saygıyı zedelemektedir.

Ceza Hukukunda Soruşturmanın Gizliliğini İhlal Suçu

5237 sayılı Türk Ceza Kanununun 285. maddesinin birinci fıkrası uyarınca, soruşturma evresindeki gizliliği alenen ihlal eden fail hakkında bir yıldan üç yıla kadar hapis veya adli para cezası öngörülmüştür. Bu suç tipinin oluşması için yürütülen soruşturma işlemlerinin açıklanması suretiyle masumiyet karinesinin, haberleşmenin gizliliğinin veya özel hayat alanının çiğnenmiş bulunması yahut yapılan ifşanın soruşturmada maddi gerçeğe ulaşılmasını engellemeye elverişli nitelik taşıması aranır.

5237 sayılı TÜRK CEZA KANUNU m. 285Kaynağı aç
Madde 285- (1) (Değişik: 2/7/2012-6352/92 md.) (1) Soruşturmanın gizliliğini alenen ihlal eden kişi, bir yıldan üç yıla kadar hapis veya adli para cezası ile cezalandırılır. Bu suçun oluşabilmesi için; a) Soruşturma evresinde yapılan işlemin içeriğinin açıklanması suretiyle, suçlu sayılmama karinesinden yararlanma hakkının veya haberleşmenin gizliliğinin ya da özel hayatın gizliliğinin ihlal edilmesi, b) Soruşturma evresinde yapılan işlemin içeriğine ilişkin olarak yapılan açıklamanın maddi gerçeğin ortaya çıkmasını engellemeye elverişli olması, gerekir. (2) Soruşturma evresinde alınan ve soruşturmanın tarafı olan kişilere karşı gizli tutulması gereken kararların ve bunların gereği olarak yapılan işlemlerin gizliliğini ihlal eden kişi, bir yıldan üç yıla kadar hapis veya adli para cezası ile cezalandırılır. (3) Kanuna göre kapalı yapılması gereken veya kapalı yapılmasına karar verilen duruşmadaki açıklama veya görüntülerin gizliliğini alenen ihlal eden kişi, birinci fıkra hükmüne göre cezalandırılır. Ancak, bu suçun oluşması için, tanığın korunmasına ilişkin olarak alınan gizlilik kararına aykırılık açısından aleniyetin gerçekleşmesi aranmaz. (4) Yukarıdaki fıkralarda tanımlanan suçların kamu görevlisi tarafından görevinin sağladığı kolaylıktan yararlanılarak işlenmesi halinde, ceza yarısına kadar artırılır. (5) Soruşturma ve kovuşturma evresinde kişilerin suçlu olarak algılanmalarına yol açacak şekilde görüntülerinin yayınlanması halinde, altı aydan iki yıla kadar hapis cezasına hükmolunur. (6) Soruşturma ve kovuşturma işlemlerinin haber verme sınırları aşılmaksızın haber konusu yapılması suç oluşturmaz. Ses veya görüntülerin kayda alınması

5237 sayılı Kanunun 285. maddesinin ikinci fıkrası kapsamında, soruşturma safhasında alınan ve dosyanın taraflarına karşı dahi gizli tutulması gereken kararlar ile işlemlerin gizliliğini ihlal edenler hakkında da bir yıldan üç yıla kadar hapis veya adli para cezası tatbik edilir. Maddenin üçüncü fıkrası uyarınca, kanuni zorunluluk veya yargı kararı sebebiyle kapalı gerçekleştirilen duruşmalardaki açıklamaların veya görüntülerin alenen ihlali aynı cezayı gerektirir; tanığın korunmasına yönelik gizlilik kararlarına aykırılık hallerinde ise suçun vücut bulması için fiilin alenen işlenmiş olması şartı aranmaz.

Soruşturmanın ve duruşmanın gizliliğini ihlal suçlarının kamu görevlisi tarafından görevinin sağladığı kolaylıktan yararlanılarak işlenmesi halinde 5237 sayılı Kanunun 285. maddesinin dördüncü fıkrası uyarınca verilecek ceza yarı oranına kadar artırılır. Beşinci fıkra gereğince soruşturma ve kovuşturma evresinde kişilerin suçlu olarak algılanmalarına yol açacak şekilde görüntülerinin yayımlanması durumunda altı aydan iki yıla kadar hapis cezasına hükmolunur. Altıncı fıkra uyarınca ise soruşturma ve kovuşturma işlemlerinin haber verme sınırları aşılmaksızın haber konusu yapılması suç oluşturmaz.

Alenileşmiş Bilgiler ve Haber Verme Hakkının Hukuki Sınırları

Ceza soruşturmalarında gizliliğin temel gayesi adli işlemlerin selametini sağlamak ve kişilerin lekelenmeme hakkını teminat altına almaktır. Ancak soruşturma evrakındaki bilgi ve belgelerin haber yayımlanmadan önce internet ortamında ya da basında ifşa edilerek alenileşmiş ve herkes tarafından bilinebilir hale gelmiş olması halinde, gizliliğin korunmasına yönelik hukuki yarar ortadan kalkar. Bu koşullarda gizliliğin ihlali suçunun yasal unsurları oluşmaz.

Soruşturulan kişinin kamuya mal olmuş bir siyasetçi olması, konunun kamuoyunu ilgilendirmesi ve hadiseye ilişkin daha önce çok sayıda haber yayımlanmış bulunması hallerinde, gizliliğin ihlali gerekçesiyle cezalandırmaya gidilmesi ifade özgürlüğü güvencesiyle bağdaşmaz. Toplumun önceden bilgi sahibi olduğu ve alenileşen olguların gizliliğini korumada meşru bir yarar bulunmadığından, haber verme sınırları içinde kalan açıklamalar hukuka uygun kabul edilir.

Kırıcı veya rahatsız edici düşünceler ifade özgürlüğü korumasından yararlanır mı?

Evet, ifade özgürlüğü yalnızca olumlu karşılanan düşünceleri değil, çoğulculuk ve hoşgörü gereği toplumu veya devleti inciten, şoke eden ya da kaygı uyandıran kanaatleri de korumaktadır.

Önceden basında yer almış soruşturma evrakını haberleştirmek suç mudur?

Hayır, soruşturma evrakındaki bilgi ve belgelerin daha önceden internette veya basında yer alarak alenileşmesi halinde gizliliği koruma amacı ortadan kalktığından gizliliğin ihlali suçu oluşmaz.

Soruşturma evresinde şüphelileri suçlu gösteren yayınların cezası nedir?

Kişilerin suçlu olarak algılanmalarına yol açacak şekilde görüntülerinin yayımlanması halinde 5237 sayılı Kanunun 285. maddesinin beşinci fıkrası gereğince altı aydan iki yıla kadar hapis cezası uygulanır.

Devam eden ceza davaları hakkında haber yaparken hangi sınırlara uyulmalıdır?

Haber verme sınırları aşılmamalı, şüphelinin kesin suçlu olduğu yönünde peşin hüküm oluşturan üsluptan kaçınılmalı ve mahkemelere duyulan güveni sarsacak tek taraflı ithamlar kullanılmamalıdır.

Hukuki uyarı: Bu içerik genel bilgilendirme amacı taşır; somut olay değerlendirmesi için avukata başvurulmalıdır.

Hazırlayan: Av. Erdal Ersoy

Avukat Erdal Ersoyİletişim ve randevu