Ceza Davasında İkrar ve Mahkemede Suçun İtirafı

by Avukat Erdal Ersoy
Ceza Davasında İkrar ve Mahkemede Suçun İtirafı

Ceza yargılamasında ikrar, şüpheli veya sanığın isnat edilen fiili gerçekleştirdiğini kabul etmesidir; ancak bu kabul tek başına kesin kanıt oluşturmaz. Şüphelinin veya sanığın hâkim huzurunda suçunu itiraf etmesi durumunda dahi, beyanın bağlayıcı sayılması ve mahkûmiyete dayanak yapılabilmesi için başka delillerle doğrulanması zorunludur. Kişilerin çeşitli saiklerle gerçeğe aykırı itirafta bulunabileceği gözetildiğinde, geri alınan ve somut verilerle teyit edilmeyen soyut anlatımlara dayanılarak mahkûmiyet kararı verilemez.

Yargıtay 6. Ceza Dairesi, E. 2015/1932, K. 2018/1069Kaynağı aç
6. Ceza Dairesi         2015/1932 E.  ,  2018/1069 K.
"İçtihat Metni"
MAHKEMESİ :Ağır Ceza Mahkemesi
SUÇ : Yağma
HÜKÜM : Mahkumiyet
Yerel Mahkemece verilen hüküm temyiz edilmekle; başvurunun nitelik, ceza türü, süresi ve suç tarihine göre dosya görüşüldü:
Diğer temyiz itirazları yerinde görülmemiştir.
Ancak;
Ceza Muhakemesinin asıl amacı maddi gerçeğe ulaşmaktır. Buna ulaştıracak araçlar ise delillerdir.
Deliller: Şahsi açıklamalar, tanık beyanları, sanık ve tanıklardan başka kişilerin açıklamaları, özel yazılı açıklamalar, görüntü ve/veya ses kayıt eden açıklama ve belirtiler şeklinde ayrıma tabi tutulabilir. Bütün isnat araçları delildir. Soyut olarak deliller eşdeğerdedir. Her olayda lehe ve aleyhe deliller vardır. Deliller; gerçekçi, akılcı, olayı yansıtan ve kanıtlamaya yararlı, hukuka uygun elde edildiklerinde değerlidirler.
Bu nitelikteki deliller serbestçe değerlendirildikten sonra, vicdani kanı oluşturacaktır. Vicdani kanı oluşturulurken, toplanan kanıtlardan herhangi birine itibar etme zorunluluğu yoktur.
Sanık ikrarı da bir delildir.
İkrar; aleyhe hukuksal sonuç doğuran bir olayı doğrulayan sanığın kabullenmesidir.
İkrar, tek başına kesin kanıt kabul edilemez. Çünkü bir kimsenin çeşitli nedenlerle ikrarda bulunması olanaklıdır. Yargıç önünde yapılan ikrarın dahi bağlayıcı olabilmesi için başka yan kanıtlarla doğrulanması gerekir. İkrarını geri alan sanığın önceki soyut ikrarına dayanılarak hiçbir zaman mahkumiyet kararı verilemez.
İkrar olunan olay yargıç önünde yapılıp, geri alınmayıp yan delillerle desteklendiğinde değerlidir. Başka bir ifade ile kanıtla doğrulanan ikrar değerlidir. Soyut ikrar tek başına yeterli olamaz.
Genelde yağma olaylarında tanık yoktur. Bu nedenle mağdurun beyanı ve teşhisi önemlidir. Birebir olayın muhattabı olan mağdurun serbest iradeye yaslı beyanı tutarlı süre gelen niteliğinde ise önde ve üstün niteliktedir.
İkrar da dahil hiçbir kanıt tek başına yargıcı bağlamaz.
İlk derece mahkemesinin tek ve asli görevi gerçeği ortaya çıkarmaktır. Bunun için sanığın lehine ve aleyhine tüm kanıtları dava sonuçlanıncaya kadar toplar, tek tek ve/veya bir bütün halinde değerlendirip birbirini tamamlayan parçaları ele alıp, mantıksal bir yol izleyerek vicdani kanaate (hükme konu) sonuca ulaşır.
Varsayıma dayalı ve/veya kuşku duyularak hüküm kurulamaz. Geçerliliği tartışılır ve/veya kanıtlanmamış beyanlar varsa, ortada karanlık kalmış bir nokta olduğu söylenebilir. Kanıtlar mutlaka sanığın suç işlediğini kesin olarak kanıtlayan bir noktaya ulaşmalıdır. Ulaşamıyorsa bu durum sanık aleyhine yorumlanmamalıdır. Ceza yargılamasının en büyük ilkesi olan ''in dubia pro red'' kuşkudan sanık yararlanır kuralına göre değerlendirme yapılacaktır.
Bu açıklamalar ışığında somut olaya gelirsek;
Yakınan …’nın, 05.12.2007 tarihinde kollukça alınan ifadesinde ve 21.04.2008 günlü oturumda aynı yöndeki beyanlarında özetle; “…yüzünü göremediği bir kişinin, ensesine eli ile vurup omuzunda asılı bulunan çantasını alarak kaçtığını, yakın bir yerde bekleyen beyaz renkli Ford marka bir arabaya bindikten sonra aracın hızla olay yerinden uzaklaştığını” belirttiği;
Sanık …’ın, 25.01.2008 ve 19.06.2008 günlü oturumlarda, “suç tarih ve saatinde ayakkabı imalatı yapan işyerinde çalıştığını, işyerinde kalfa olarak çalışan …, patronu olan Mustafa ve oğlu …’in buna tanık olduklarını, sanık …. bir yıl önce yanında çalışmış olması nedeniyle tanıdığını, ancak kendisiyle kavga ettiğini,…. de çocukluk arkadaşı olduğunu, onun da kendisi gibi ayakkabı imalatı yapan başka bir işyerinde çalıştığını,
sanık …. kolluk ifadesini kabul etmediğini” beyanla, atılı suçu işlemediği yönünde savunma yaptığı;
16.09.2008 gün ve 2008/2 Esas, 2008/334 Karar sayılı karar ile hakkında kurulan mahkumiyet hükmü onanarak kesinleşen diğer sanık Ali Beyazkuş'un, 12.12.2007 tarihinde gerçekleşen başka bir olay nedeniyle yakalanması üzerine aynı gün kolluk tarafından alınan ifadesinde özetle; “önceden hırsızlık yaptıklarını bildiği, sanık … ve hakkındaki dava dosyası ayrılan sanık İlyas Zünber ile birlikte hırsızlık yapmak üzere anlaştıklarını, bu amaçla beyaz renkli 2008 model Ford Fiesta marka bir otomobil kiraladığını, 05.12.2007 tarihinde kullanımındaki anılan araçla bulundukları yerden sanık … ve İlyas Zünber’i aldığını, sanık İlyas’ın ön yolcu koltuğuna, sanık …’nin ise arka koltuğa oturduğunu, bu şekilde saat, 10:30 sularında Turgut Özal Bulvarı civarında sanık …’ın, bir bayanın elindeki telefonu hırsızladığını, akşam saatlerinde ise yaşlı bir bayanı görüp, arabayı park ettiğini, …. araçtan inip bayanın çantasını gözleri önünde alıp kendilerine doğru koşmaya başladığını, o biner binmez hızlı bir şekilde aracı hareket ettirerek olay yerinden uzaklaştıklarını, bir süre sonra yine başka bir bayan görerek aracı park ettiğini, sanık … ve…. birlikte araçtan inip anılan bayan şahsı takip etmeye başladıklarını, bir süre sonra ellerinde bir çanta olduğu halde koşarak geldiklerini… (ikinci olayda)….aldığı mağdur …’ya ait çanta içerisinden çıkan kredi kartı ile sanık …’ın para çekmek istediğini ancak kartın ATM cihazında kaldığını ” beyan ettiği;
Mağdur …’ya ait Garanti Bankası kredi kartının, kolluk tarafından sanık …. göstermiş olduğu ATM cihazında bulunarak mağdura teslim edildiği,
Sanık Ali Beyazkuş’un yargılama sırasında, önceki ifadesinden dönerek, 12.12.2007 tarihinde emniyette alınan ifadesini kabul etmediğini beyanla, atılı suçlamayı kabul etmediğini belirttiği;
Tanık….’in, 10.07.2008 günlü oturumda, “sanık …’ın, tam tarihini hatırlayamamakla birlikte, Kurban bayramından önce kendilerine ait ayakkabı imalathanesinde usta yanında sayacı olarak işe başladığını, iş durumuna bağlı olarak, mesai saatlerinin genelde 07:00 sularında başlayıp, 22:00/23:00 sularında bittiğini, iş olmadığı takdirde saat 19:00 itibariyle işyerinin kapandığını, sanığın işten ayrıldığı tarihe ilişkin bilgisinin olmadığını, işletmelerinde bu hususa dair herhangi bir kayıt bulunmadığını” beyan ettiği;
Aynı oturumda, tanık …’ın ise; ….. ayakkabı imalathanesinde deri kesim işinde çalıştığını, 2007 yılının Kasım ayında burada işe başladığını ve 2008 yılı Şubat ayına kadar çalıştığını, işe başladığı tarihte …’ın da çalışmakta olduğunu, sanıkla işe giriş çıkış saatlerinin aynı olmadığını, 05.12.2007 tarihini tam olarak hatırlamadığını…” beyan ettiği olayda;
Hakkındaki mahkumiyet hükmü kesinleşen sanık Ali Beyazkuş’un, soruşturma aşamasında şüpheli sıfatıyla (avukat hazır bulundurulmadan) kolluk tarafından alınan, hakim önünde yapılan sorgu sırasında “şahit sıfatıyla ifadesinin alınmış olduğunu” ileri sürerek geri aldığı 12.12.2007 günlü ifadesi, bu haliyle kendisi yönünden bir ''ikrar" niteliğinde ele alınabilirse de, sanık … yönünden hukuken ancak bir “ifade” niteliğindedir ve anılan sanık yönünden bağlayıcı olamayacaktır.
Bu nedenle, sanık Ali Beyazkuş’un 12.12.2007 günlü ifadesinin, yan delille doğrulanmayan soyut suç atma niteliğinde bulunduğunun kabulü ile, sanık … aleyhine yorumlanamayacağı dikkate alındığında;
Sanığın, yüklenen suçu işlemediği yönündeki savunmasının aksine, mağdur …’ya karşı yağma suçunun gerçek failinin sanık olduğu yönünde kuşkudan uzak kesin, inandırıcı delil elde edilemediği gözetilmeden, kesin bir kanaat vermekten uzak varsayıma dayalı olarak, yerinde ve yeterli olmayan gerekçeyle yazılı şekilde mahkumiyet hükmü kurulması,
Bozmayı gerektirmiş, sanık … ve savunmanı ile o yer Cumhuriyet Savcısının temyiz itirazları bu bakımdan yerinde görülmüş olduğundan, hükmün açıklanan nedenlerle tebliğnameye aykırı olarak BOZULMASINA, 13/02/2018 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.

İkrarın Hükme Esas Alınmasında Mahkemenin Değerlendirme Kriterleri

İtiraf niteliğindeki beyanların hâkim tarafından serbest delil takdiri kapsamında hükme dayanak yapılabilmesi için belirli ölçütler göz önüne alınır. Mahkeme; ikrarın soruşturma veya kovuşturmanın hangi aşamasında dile getirildiğini, beyanın baskıdan uzak bir şekilde özgür iradeye dayanıp dayanmadığını, ikrarda bulunan şahsın beyanındaki ciddiyeti ve bu kabulün doğuracağı hukuki neticeleri bilip bilmediğini değerlendirir.

İtirafın maddi gerçekle bağdaşması bakımından anlatımın hayatın olağan akışına uygun düşmesi ve dosyada yer alan diğer delil ile emarelerle güçlendirilmesi şarttır. Bununla birlikte, beyanın kesinliğini ve şüpheden uzak olma vasfını zedeleyecek biçimde ikrardan dönülüp dönülmediği de yargılama makamınca takdir edilir.

İkrarın Bölünmezliği İlkesinin Bulunmaması ve İkrardan Dönme

Ceza muhakemesinde ikrarın bölünmezliği ilkesi geçerli değildir. Mahkeme, sanığın itirafının bir kısmını inandırıcı bularak hükme esas alabilirken, hayatın olağan akışına veya dosyadaki diğer kanıtlara uymayan diğer bölümünü reddedebilir. Benzer şekilde sanığın yargılama safhasında önceki ikrarından dönmesi de hukuken mümkündür.

Sanığın isnat edilen maddi eylemi kabul etmekle birlikte, gerek şahsına gerek üçüncü bir kişiye yönelen, gerçekleşen ya da gerçekleşmesi muhakkak haksız bir saldırıyı orantılı şekilde defetmek mecburiyetinde kaldığını belirtmesi halinde 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun 25. maddesinin 1. fıkrasında düzenlenen meşru savunma hükmü gündeme gelir. Bu hallerde mahkeme, suç teşkil eden eylemin ikrarı ile savunma kapsamında öne sürülen gerekçeleri dosyadaki diğer olgularla birlikte inceler.

5237 sayılı TÜRK CEZA KANUNU m. 25Kaynağı aç
Madde 25- (1) Gerek kendisine ve gerek başkasına ait bir hakka
yönelmiş, gerçekleşen, gerçekleşmesi veya tekrarı muhakkak olan haksız bir
saldırıyı o anda hal ve koşullara göre saldırı ile orantılı biçimde defetmek
zorunluluğu ile işlenen fiillerden dolayı faile ceza verilmez.
(2) Gerek kendisine gerek başkasına ait bir hakka yönelik olup, bilerek
neden olmadığı ve başka suretle korunmak olanağı bulunmayan ağır ve muhakkak
bir tehlikeden kurtulmak veya başkasını kurtarmak zorunluluğu ile ve tehlikenin
ağırlığı ile konu ve kullanılan vasıta arasında orantı bulunmak koşulu ile
işlenen fiillerden dolayı faile ceza verilmez.
Hakkın kullanılması ve ilgilinin rızası

İfade Alma Yasağı ve Avukatsız Kolluk Beyanının Hükme Etkisi

5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu'nun 148. maddesinin 3. fıkrası uyarınca yasak usullerle elde edilen ifadeler, şüpheli veya sanığın açık rızası bulunsa dahi delil niteliği taşımaz ve hükme dayanak yapılamaz. İkrarın geçerli sayılabilmesi öncelikle kanuna uygun yöntemlerle ve özgür iradeyle elde edilmiş olmasına bağlıdır.

5271 sayılı CEZA MUHAKEMESİ KANUNU m. 148Kaynağı aç
Madde 148 – (1) Şüphelinin ve sanığın beyanı özgür iradesine
dayanmalıdır. Bunu engelleyici nitelikte kötü davranma, işkence, ilâç verme,
yorma, aldatma, cebir veya tehditte bulunma, bazı araçları kullanma gibi
bedensel veya ruhsal müdahaleler yapılamaz.
(2) Kanuna aykırı bir yarar vaat edilemez.
(3) Yasak usullerle elde edilen ifadeler rıza ile verilmiş olsa da delil
olarak değerlendirilemez.
(4) Müdafi hazır bulunmaksızın kollukça alınan ifade, hâkim veya mahkeme
huzurunda şüpheli veya sanık tarafından doğrulanmadıkça hükme esas alınamaz.
(5) Şüphelinin aynı olayla ilgili olarak yeniden ifadesinin alınması
ihtiyacı ortaya çıktığında, bu işlem ancak Cumhuriyet savcısı tarafından
yapılabilir.
ALTINCI
KISIM
Savunma
BİRİNCİ
BÖLÜM
Müdafi
Seçimi, Görevlendirilmesi, Görev ve Yetkileri
Şüphelinin veya sanığın müdafi seçimi

5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu'nun 148. maddesinin 4. fıkrasına göre, müdafi bulunmaksızın kollukça alınan ifade, hâkim veya mahkeme huzurunda şüpheli veya sanık tarafından doğrulanmadığı takdirde hükme esas alınamaz. Dolayısıyla kolluk birimlerinde avukatsız olarak suçu üstlenen bir sanığın bu ikrarı duruşmada teyit etmemesi halinde beyan delil değerini bütünüyle yitirir.

5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu'nun 213. maddesi uyarınca beyanlar arasında çelişki doğduğunda; sanığın hâkim veya mahkeme huzurundaki anlatımları ile savcılıkta alınan veya müdafi eşliğinde kollukta verilen ifadelere dair tutanaklar duruşmada okunabilir. Yargıtay 2. Ceza Dairesi'nin 2013/2105 Esas ve 2013/25371 Karar sayılı ilamında belirtildiği üzere, sanığın sonradan inkâr ettiği müdafisiz kolluk anlatımı duruşmada okunamayacağı gibi, dosyada başkaca hiçbir somut delil bulunmadığı takdirde yalnızca bu tür soyut ikrara dayanılarak mahkûmiyet hükmü verilemez.

5271 sayılı CEZA MUHAKEMESİ KANUNU m. 213Kaynağı aç
Madde 213 – (1) Aralarında çelişki bulunması halinde; sanığın,
hâkim veya mahkeme huzurunda yaptığı açıklamalar ile Cumhuriyet savcısı
tarafından alınan veya müdafiinin hazır bulunduğu kolluk ifadesine ilişkin
tutanaklar duruşmada okunabilir.
Rapor, belge ve diğer yazıların okunması
Yargıtay 2. Ceza Dairesi, E. 2013/2105, K. 2013/25371Kaynağı aç
2. Ceza Dairesi         2013/2105 E.  ,  2013/25371 K.
"İçtihat Metni"
MAHKEMESİ :Asliye Ceza Mahkemesi
SUÇ : Hırsızlık, mala zarar verme
HÜKÜM : Beraat
Dosya incelenerek gereği düşünüldü:
Sanık …'nun sonradan inkar ettiği kollukta müdafii olmaksızın alınan ifadesindeki ikrarının, 5271 sayılı CMK'nın 213. maddesi uyarınca duruşmada okunamayacağı gibi hükme de esas alınamayacağı ve sanık …'un başka bir suçtan yakalandığında işlediği yirmialtı adet hırsızlıkla birlikte bu suçu da anlatması şekilindeki soyut ikrarı dışında bir delil bulunmaması karşısında; tebliğnamedeki bozma düşüncesine katılınmamıştır.
Yapılan duruşmaya toplanan delillere, gerekçeye, hakimin kanaat ve takdirine göre temyiz itirazları yerinde olmadığından reddiyle hükmün isteme aykırı olarak ONANMASINA, 05/11/2013 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.

Tevilli İkrar ve Yan Delillerle Mahkûmiyet

Tevilli ikrar, failin isnat edilen maddi vakıayı kabul etmekle birlikte eyleme hukuki niteliğini veya maksadını değiştirecek unsurlar eklemesidir. Yargıtay 4. Ceza Dairesi'nin 2015/1106 Esas ve 2019/7109 Karar sayılı ilamında, sanığın soruşturmada korkutma amacıyla satır çektiği yönündeki ikrarını kovuşturmada da sürdürmesi tevilli ikrar sayılmış ve bu beyanın mağdur anlatımıyla desteklenmesi karşısında eylemin silahlı tehdit suçunu oluşturduğu kabul edilmiştir.

Yargıtay 4. Ceza Dairesi, E. 2015/1106, K. 2019/7109Kaynağı aç
4. Ceza Dairesi         2015/1106 E.  ,  2019/7109 K.
"İçtihat Metni"
MAHKEMESİ :Asliye Ceza Mahkemesi
SUÇ : Tehdit
HÜKÜM : Beraat
Yerel Mahkemece verilen hüküm temyiz edilmekle başvurunun süresi ve kararın niteliği ile suç tarihine göre dosya görüşüldü:
Temyiz isteğinin reddi nedenleri bulunmadığından işin esasına geçildi.
Vicdani kanının oluştuğu duruşma sürecini yansıtan tutanaklar, belgeler ve gerekçe içeriğine göre yapılan incelemede;
Sanığın, mağdura, objektif ölçülere göre korkutucu olan satır gösterme biçimindeki eyleminin, silahtan sayılan satırın öldürücü özelliği nedeniyle herhangi bir söz söylenmese bile ağır ve haksız zarara uğratmayı bildirme niteliğinde olması, sanığın kovuşturma aşamasında kabul ettiği soruşturma aşamasındaki beyanında mağduru korkutmak amacıyla aracında bulunan satırı çektiği ancak vurmaya kalkışmadığı şeklindeki tevilli ikrarı ve mağdurun şikayetten vazgeçtiği ifadesinde sanığın ikrarını doğrular nitelikte beyanda bulunması karşısında, eylemin silahlı tehdit suçunu oluşturduğu gözetilmeden, yanlış nitelendirme sonucu yazılı biçimde hüküm kurulması,
Kanuna aykırı ve o yer Cumhuriyet savcısının temyiz nedenleri yerinde görüldüğünden HÜKMÜN BOZULMASINA, yargılamanın bozma öncesi aşamadan başlayarak sürdürülüp sonuçlandırılmak üzere dosyanın esas/hüküm mahkemesine gönderilmesine, 16/04/2019 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.

Yargıtay 13. Ceza Dairesi'nin 2014/23038 Esas ve 2015/9076 Karar sayılı kararında ise sanıkların hırsızlık yapma iradesiyle harekete geçtiklerine ve suç konusu paradan menfaat sağladıklarına dair tevilli ikrarlarının dosyadaki diğer kanıtlarla bütünleştiği durumlarda beraat yerine mahkûmiyet kararı tesis edilmesi gerektiği sonucuna varılmıştır.

Yargıtay 13. Ceza Dairesi, E. 2014/23038, K. 2015/9076Kaynağı aç
13. Ceza Dairesi         2014/23038 E.  ,  2015/9076 K.
"İçtihat Metni"
MAHKEMESİ :Asliye Ceza Mahkemesi
SUÇ : Hırsızlık, konut dokunulmazlığını ihlal
HÜKÜM : Beraat
Mahalli mahkemece verilen hüküm temyiz edilmekle dosya incelenerek, gereği düşünüldü:
Diğer temyiz nedenlerinin reddine,
Ancak;
Diğer sanık …'nin ikrar içeren savunmaları, sanıkların hırsızlık yapmaya karar verip harekete geçtikleri, Kadir'in elde ettiği suç konusu paradan da aldıkları yönünde tevilli ikrarları ve tüm dosya kapsamından; sanıkların yüklenen suçu işledikleri gözetilmeyerek sanıkların mahkumiyetleri yerine yazılı şekilde beraatlerine karar verilmesi,
Bozmayı gerektirmiş, O yer Cumhuriyet Savcısının temyiz istemi bu itibarla yerinde görülmüş olduğundan, hükmün açıklanan nedenle tebliğnameye uygun olarak BOZULMASINA, 13.05.2015 gününde oybirliğiyle karar verildi.

İtirafın Diğer Sanıklar Yönünden Bağlayıcılığı

Yargıtay 6. Ceza Dairesi'nin 2015/1932 Esas ve 2018/1069 Karar sayılı kararına göre, bir sanığın soruşturmada avukatı bulunmaksızın kollukça alınan ve hâkim huzurundaki sorgusunda geri çevirdiği suç ortaklığı beyanı, bizzat kendisi yönünden ikrar kapsamında değerlendirilebilse dahi diğer sanık bakımından sadece bir ifade vasfındadır. Söz konusu beyan yan delillerle doğrulanmadıkça soyut suç isnadı niteliğinde kalır ve diğer sanığın mahkûmiyetine tek başına esas alınamaz.

Sanık mahkemede suçunu itiraf ederse doğrudan ceza alır mı?

Hayır, ikrar tek başına kesin delil oluşturmaz ve hâkim önünde ikrarda bulunulmuş olsa dahi yan delillerle doğrulanmadıkça mahkûmiyete yetmez.

Kollukta avukatsız alınan ikrar duruşmada okunabilir mi?

Hayır, müdafi olmadan kollukça alınan ve duruşmada sanık tarafından doğrulanmayıp inkâr edilen beyanlar duruşmada okunamaz ve hükme esas alınamaz.

Sanık soruşturmadaki ikrarından kovuşturma aşamasında dönebilir mi?

Evet, ceza muhakemesinde ikrardan dönmek hukuken mümkündür ve geri alınan soyut ikrara dayanılarak mahkûmiyet kararı tesis edilemez.

Yasak usullerle alınan itiraf rıza gösterilirse geçerli olur mu?

Hayır, kanunun yasakladığı usullerle elde edilen ifadeler, şüphelinin veya sanığın açık rızası olsa dahi delil olarak kabul edilemez.

Hukuki uyarı: Bu içerik genel bilgilendirme amacı taşır; somut olay değerlendirmesi için avukata başvurulmalıdır.

Hazırlayan: Av. Erdal Ersoy

Avukat Erdal Ersoyİletişim ve randevu