Cevap Dilekçesinin Islahı: Şartlar ve Sonuçlar

by Avukat Erdal Ersoy
Cevap Dilekçesinin Islahı: Şartlar ve Sonuçlar

Taraflardan her biri yapmış olduğu usul işlemlerini kısmen veya tamamen ıslah edebilir. Aynı davada taraflar ancak bir kez ıslah yoluna başvurabilir. Islah kural olarak tahkikatın sona ermesine kadar yapılabilir.

6100 sayılı HUKUK MUHAKEMELERİ KANUNU m. 176Kaynağı aç
MADDE 176- (1) Taraflardan her biri, yapmış olduğu usul işlemlerini kısmen veya tamamen ıslah edebilir. (2) Aynı davada, taraflar ancak bir kez ıslah yoluna başvurabilir. Islahın zamanı ve şekli[20]
6100 sayılı HUKUK MUHAKEMELERİ KANUNU m. 177Kaynağı aç
MADDE 177- (1) Islah, tahkikatın sona ermesine kadar yapılabilir. (2) (Ek:22/7/2020-7251/18 md.) Yargıtayın bozma kararından veya bölge adliye mahkemesinin kaldırma kararından sonra dosya ilk derece mahkemesine gönderildiğinde, ilk derece mahkemesinin tahkikata ilişkin bir işlem yapması hâlinde tahkikat sona erinceye kadar da ıslah yapılabilir. Ancak bozma kararına uymakla ortaya çıkan hukuki durum ortadan kaldırılamaz. (3) Islah, sözlü veya yazılı olarak yapılabilir. Karşı taraf duruşmada hazır değilse veya ıslah talebi duruşma dışında yapılıyorsa, bu yazılı talep veya tutanak örneği, haber vermek amacıyla karşı tarafa bildirilir. Islah sebebiyle ortaya çıkan yargılama giderleri ve karşı tarafın zararının ödenmesi

Islahın konusu ve sayısı

6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 176. maddesinin birinci fıkrası, ıslahı belirli bir dilekçe türüne hasretmez. Hüküm, tarafın yapmış olduğu usul işleminin kısmen veya tamamen düzeltilmesine imkân verir. Cevap dilekçesinin bu kapsamda ele alınması, onun dava içindeki bir usul işlemi olmasına bağlıdır.

Aynı maddenin ikinci fıkrasına göre taraflar aynı davada ancak bir kez ıslah yoluna başvurabilir. Birden fazla asli talebin aynı dava dilekçesinde ileri sürülmesi ayrı bir imkândır. Bunun için taleplerin birbirinden bağımsız olması, aynı davalıya yönelmesi, tamamının aynı yargı çeşidi içinde kalması ve tümü bakımından ortak yetkili mahkeme bulunması gerekir. Bu şartlar, aynı davada ikinci bir ıslah hakkı tanımaz.

6100 sayılı HUKUK MUHAKEMELERİ KANUNU m. 110Kaynağı aç
MADDE 110- (1) Davacı, aynı davalıya karşı olan, birbirinden bağımsız birden fazla asli talebini, aynı dava dilekçesinde ileri sürebilir. Bunun için, birlikte dava edilen taleplerin tamamının aynı yargı çeşidi içinde yer alması ve taleplerin tümü bakımından ortak yetkili bir mahkemenin bulunması şarttır. Terditli dava

Savunmanın genişletilmesi ve ıslahın yeri

6100 sayılı Kanun’un 141. maddesinin birinci fıkrasına göre taraflar, cevaba cevap ve ikinci cevap dilekçeleriyle iddia veya savunmalarını serbestçe genişletebilir ya da değiştirebilir. Dilekçelerin karşılıklı verilmesinden sonra ise iddia veya savunma genişletilemez ya da değiştirilemez.

6100 sayılı HUKUK MUHAKEMELERİ KANUNU m. 141Kaynağı aç
MADDE 141- (1) (Değişik:22/7/2020-7251/15 md.) Taraflar, cevaba cevap ve ikinci cevap dilekçeleri ile serbestçe iddia veya savunmalarını genişletebilir yahut değiştirebilirler. Dilekçelerin karşılıklı verilmesinden sonra iddia veya savunma genişletilemez yahut değiştirilemez. (2) İddia ve savunmanın genişletilip değiştirilmesi konusunda ıslah ve karşı tarafın açık muvafakati hükümleri saklıdır. Süreler hakkında karar

Bu sınır mutlak bir kapanma değildir. Aynı maddenin ikinci fıkrası, iddia ve savunmanın genişletilip değiştirilmesi bakımından ıslaha ve karşı tarafın açık muvafakatine ilişkin hükümleri saklı tutar. Yargıtay 2. Hukuk Dairesinin E. 2020/3254, K. 2020/5432 sayılı kararında da def’ilerin dava dilekçesine cevap verilirken ileri sürülmesi gerektiği, aksi hâlde savunmanın genişletilmesi yasağıyla karşılaşılabileceği belirtilmiştir. Karar, açık muvafakat veya ıslah bulunmadıkça savunmanın sonradan genişletilemeyeceği ölçüsünü takas ve mahsup def’ine ilişkin uyuşmazlıkta açıklamıştır.

Yargıtay 2. Hukuk Dairesi, E. 2020/3254, K. 2020/5432Kaynağı aç
2. Hukuk Dairesi         2020/3254 E.  ,  2020/5432 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ :Aile Mahkemesi DAVA TÜRÜ : Kişisel Eşyanın İadesi Taraflar arasındaki davanın yapılan muhakemesi sonunda mahalli mahkemece verilen hükmün kanun yararına bozulması Adalet Bakanlığının yazısı üzerine Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından istenilmekle evrak okunup gereği görüşülüp düşünüldü. 1-Temyiz edilmemek suretiyle kesinleşen İstanbul Anadolu 13. Aile Mahkemesinin 07/03/2017 tarihli ve 2016/344 Esas, 2017/170 Karar sayılı kararının kanun yararına temyiz edilmesi Yüksek Adalet Bakanlığının 28/05/2020 tarihli ve 39152028-153.01-1199-2019-E. 692/12962 sayılı Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının 2020/49159 sayılı ve 03/07/2020 tarihli yazısı ile istenilmiş, bozma sebebi olarak; Açılan davada davacı, davalı ile boşandıklarını, ancak davalının kendisine ait olan diz üstü bilgisayarı vermediğini belirterek öncelikle bilgisayarın iadesini, mümkün olmazsa bedeli olan 2.000.00-TL' nin kendisine verilmesine karar verilmesinin talep edildiği, mahkemece davanın kısmen kabulüne karar verildiği ve hükmün kesin olduğu anlaşılmıştır. Dosyanın incelemesinde, davalı, davacı ile İstanbul Anadolu 1. Aile Mahkemesinin 06/02/2014 tarih ve 2013/1025 Esas, 2014/65 Karar sayılı kararı ile boşandıklarını, söz konusu karar ile İstanbul 21. İcra Müdürlüğünün 2015/15325 Esas sayılı dosyasıyla takibe geçildiğini ve takibin kesinleştiğini, kendisinin de davacıdan alacaklı olduğunu bildirerek bu alacağı ile davacıya olan borcunun takas edilmesini talep etmiştir. 6098 sayılı Türk Borçlar Kanununun 143 üncü maddesinin birinci fıkrası uyarınca, takas, borçlunun takas iradesini alacaklıya bildirmesiyle gerçekleşeceğinden takasın sağlanması için mutlaka ayrı bir dava veya karşı dava açılması gerekmez. Borçlu, kendisine karşı açılmış olan bir (fava içerisinde takas-mahsup talebinde bulunabilir ve böylesi bir talep, usul hukuku anlamında bir defi niteliği taşır. Davalı karşılık dava açmadan sadece takas savunmasında bulunmakla yetinebilir, ilk itirazlardan, farklı olarak, defılerin esasa cevap süresi içinde bildirilmeleri zorunlu değildir. Dolayısıyla, takas-mahsup defi, esasa cevap süresi geçtikten sonra dahi bildirilebilir. Ne varki, bir definin esasa cevap süresi geçtikten sonra bildirilmesi savunmanın genişletilmesi anlamına geleceğinden, böylesi bir definin mahkemece dikkate alınabilmesi için, karşı tarafın buna muvafakat etmiş olması gerekir. Somut olayda, davalının ıslah dilekçesiyle takas defi talebinde bulunduğu, ancak dilekçenin davalının delil avansı yatırmaması nedeniyle karşı tarafa tebliğ edilmediği ve 07/03/2017 tarihli karar duruşmasında davacıya davalının ıslah dilekçesiyle ilgili beyanının sorulmadığı anlaşılmakla, hatalı değerlendirme yapılarak davalının takas talebinin icra mahkemesinin yetkinde olması nedeni ile bu konuda dava açmakta muhtariyetine şeklinde karar verilmesi doğru görülmediği; Kabule göre de, 30/12/2017 tarihli ve 30286 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe giren Avukatlık Asgari Ücret Tarifesinin "Tarifelerin üçüncü kısmına göre ücret " başlığı altındaki 13 üncü maddesinde, (1) Tarifenin ikinci kısmının ikinci bölümünde gösterilen hukuki yardımların konusu para veya para ile değerlendirilebiliyor ise avukatlık ücreti, davanın görüldüğü mahkeme için Tarifenin ikinci kısmında belirtilen maktu ücretlerin altında kalmamak kaydıyla (7 nci maddenin ikinci fıkrası, 9 uncu maddenin birinci fıkrasının son cümlesi ile 10 uncu maddenin üçüncü fıkrası ile 12 nci maddenin birinci fıkrası, 16 nci maddenin ikinci fıkrası hükümleri saklı kalmak kaydıyla) Tarifenin üçüncü kısmına göre belirlenir. (2) Ancak, hükmedilen ücret kabul veya reddedilen miktarı geçemez." hükmü bulunmaktadır. Mahkemece, davanın 500.00-TL kısmının kabulüne, 1.500.00-TLlik kısmının ise reddine karar verilmiştir. Kabul ve red miktarı maktu vekalet ücretinin altında olmasına rağmen, hatalı değerlendirme ile her iki tarafa maktu vekalet ücreti olan 1.980.00-TL maktu vekalet ücretine karar verilmesi usul ve yasaya aykırı bulunduğu," belirtilerek, hükmün 6100 sayılı HMK m. 363/1 uyarınca kanun yararına bozulması talep edilmiştir. Dosyanın yapılan incelemesinde davacı tarafından dava dilekçesi ile davalı ile boşandıklarını, ancak davalının kendisine ait olan diz üstü bilgisayarı vermediğini belirterek öncelikle bilgisayarın iadesini, mümkün olmazsa bedeli olan 2.000.00-TL' nin kendisine verilmesine karar verilmesinin talep edildiği, davalı tarafça 27.02.2017 tarihli dilekçe ile cevap dilekçesi ıslah edilerek takas ve mahsup talebinde bulunulduğu, mahkemece davanın kısmenkabulü ile 500 TL nin davalıdan tahsiline, takas talebinin icra mahkemelerinin yektisinde olaması nedeniyle bu konuda dava açmakta muhtariyetine karar verildiği ve hükmün kesin olduğu görülmüştür. Türk Borçlar Kanunu’nun 139. maddesi uyarınca, iki kişi, karşılıklı olarak bir miktar para veya özdeş diğer edimleri birbirine borçlu oldukları takdirde, her iki borç muaccel ise her biri alacağını borcuyla takas edebilir. Alacaklardan biri çekişmeli olsa bile takas ileri sürülebilir. Takas borcu sona erdiren nedenlerden biridir. Kanun takas için bir irade açıklaması aramaktadır. Takası gerçekleştirmek için irade açıklamasına takas beyanı denir. Bu beyan bir taraflı bir hukuksal işlemdir. Bu işlem bir yenilik doğuran hakka dayanır. Tarafların biri, borcu ile alacağını takas ettiğini karşı tarafa bildirerek, bu hakkını kullanmış olacaktır (BK. m. 122/1). Takas hukuki niteliği itibari ile bozucu yenilik doğuran bir haktır. Borçlunun takas hakkını kullanma isteğini, alacaklıya bildirmesi gerekir. Takas bir sözleşme olmadığı içi karşı tarafın kabulüne bağlı değildir. Takas aynı zamanda borcu sona erdirdiği için bir tasarruf işlemidir. Davalının, dava dayanağı olayı ve borcun varlığını inkâr etmeden, borçlu bulunduğu edimi, özel bir sebebe dayanarak yerine getirmekten kaçınmasına imkan veren hakka defi denir. Def iler, davada ileri sürülmedikçe hakim tarafından kendiliğinden dikkate alınmazlar. Takas bir defidir. Bu itibarla, ileri sürülmedikçe kendiliğinden dikkate alınamaz.Takas, karşılık dava olarak ileri sürülebileceği gibi, defi olarak da ileri sürülebilir. Takasın defi olarak ileri sürüldüğü davada, takas ve mahsup sonucu kalan ve hüküm altına alınan miktar üzerinden yargılama harcı alınacak, takas ve mahsup defi sebebi ile reddedilen miktar üzerinden ileri süren yararına vekâlet ücreti ve yargılama 'giderine karar verilecektir. Defıler, dava dilekçesine cevap verilirken ileri sürülmelidir. Aksi halde, davalı "Savunmanın genişletilmesi yasağı" ile karşılaşabilir. Ancak karşı tarafın açık muvafakati ile veya ıslah yoluyla iddia ve savunmaların genişletebilir yahut değiştirebilirler. (HMK m. 141/1) Cevap dilekçesinin ıslahı yoluyla takas ve mahsup definin ileri sürülmesi hukuken mümkün olup, karşı tarafın muvafakatine de ihtiyaç bulunmamaktadır. Cevap dilekçesinin ıslah edilmesi harca da tabi değildir. Somut olayımızda mahkemece davalının cevap dilekçesinin ıslahı niteliğindeki 27.02.2017 tarihli dilekçe ile takas ve mahsup talebinde bulunduğu halde, davalının ıslah dilekçesi karşı tarafa tebliğ edilmediği, 7.3.2017 tarihli celsede taraflara ıslah dilekçesi ile ilgili beyanları sorulmadığı gibi davalı tarafça ileri sürülen takas ve mahsup defi kapsamında inceleme yapılmaksızın hatalı değerlendirme ve eksik inceleme ile takas talebinin icra mahkemesinin yetkisinde bulunduğundan bahisle bu konuda dava açmakta muhtariyetine şeklinde hüküm kurulması doğru görülmemiş ve bozmayı gerektirmiştir. 2-Kabule göre de; davacının eşya alacağı davasının kısmen kabulü ile 500 TL nin dava tarihinden itibaren işleyecek faizi ile davalıdan tahsiline karar verildiği halde bu talebin kısmen kabulü ve kısmen reddi nedeniyle kabul edilen ve reddedilen alacağın miktarını aşacak şekilde her iki taraf yararına 1.980,00 TL maktu vekalet ücretine karar verilmesi usul ve kanuna aykırı olup, bozmayı gerektirmiştir (AAÜT 13/2). SONUÇ: Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanununun 427/6. maddesine dayalı kanun yararına bozma isteğinin açıklanan sebeple kabulü ile hükmün sonuca etkili olmamak üzere BOZULMASINA oybirliğiyle karar verildi. 05.11.2020 (Prş.)

Islahın zamanı ve biçimi

6100 sayılı Kanun’un 177. maddesinin birinci fıkrası, ıslahın kural olarak tahkikatın sona ermesine kadar yapılabileceğini düzenler. Yargıtayın bozma kararından veya bölge adliye mahkemesinin kaldırma kararından sonra dosya ilk derece mahkemesine gönderildiğinde imkân bütünüyle kapanmış sayılmaz. İlk derece mahkemesi tahkikata ilişkin bir işlem yapmışsa, tahkikat sona erinceye kadar ıslah yapılabilir. Buna karşılık bozma kararına uymakla ortaya çıkan hukuki durum ortadan kaldırılamaz.

Islah sözlü veya yazılı olarak yapılabilir. Karşı taraf duruşmada hazır değilse ya da talep duruşma dışında yapılıyorsa, yazılı talep veya tutanak örneği haber vermek amacıyla karşı tarafa bildirilir. Kanun bu bildirimi düzenler; bildirimin ayrıca ıslahın geçerlilik şartı olduğunu ise bu hüküm söylemez.

Islahın usul işlemlerine etkisi

6100 sayılı Kanun’un 179. maddesinin birinci fıkrasına göre ıslah, ıslah eden tarafın teşmil ettiği noktadan itibaren bütün usul işlemlerinin yapılmamış sayılması sonucunu doğurur. Etki, tarafın kapsamını belirlediği noktadan itibaren doğar.

6100 sayılı HUKUK MUHAKEMELERİ KANUNU m. 179Kaynağı aç
MADDE 179- (1) Islah, bunu yapan tarafın teşmil edeceği noktadan itibaren, bütün usul işlemlerinin yapılmamış sayılması sonucunu doğurur. (2) Ancak ikrar, tanık ifadeleri, bilirkişi rapor ve beyanları, keşif ve isticvap tutanakları, yerine getirilmiş olan veya henüz yerine getirilmemiş olmakla beraber, karşı tarafın yerine getireceğini ıslahtan önce bildirmiş olması koşuluyla, yeminin teklifi, reddi veya iadesi ıslah ile geçersiz kılınamaz. (3) Şu kadar ki, ıslahtan sonra yapılacak tahkikat sonucuna göre, bu işlemlerin göz önünde tutulması gerekmiyorsa, bunlar da yapılmamış sayılır. Davanın tamamen ıslahı

Bu sonuç sınırsız değildir. İkrar, tanık ifadeleri, bilirkişi rapor ve beyanları, keşif ve isticvap tutanakları ıslahla geçersiz kılınamaz. Yerine getirilmiş yeminin teklifi, reddi veya iadesi de aynı koruma altındadır. Henüz yerine getirilmemiş yemin bakımından koruma, karşı tarafın yemini yerine getireceğini ıslahtan önce bildirmiş olması koşuluna bağlıdır. Bununla birlikte ıslahtan sonra yapılacak tahkikat sonucuna göre bu işlemlerin göz önünde tutulması gerekmiyorsa, bunlar da yapılmamış sayılır.

Kötüniyetli ıslahın sonucu

Islahın davayı uzatmak veya karşı tarafı rahatsız etmek gibi kötüniyetli düşüncelerle yapıldığı deliller veya belirtilerle anlaşılırsa, mahkeme ıslahı dikkate almadan karar verir. Hâkim ayrıca, kötüniyetle ıslaha başvuranı karşı tarafın bu yüzden uğradığı bütün zararlarını ödemeye ve beş yüz Türk lirasından beş bin Türk lirasına kadar disiplin para cezasına mahkûm eder.

6100 sayılı HUKUK MUHAKEMELERİ KANUNU m. 182Kaynağı aç
MADDE 182- (1) Islahın davayı uzatmak veya karşı tarafı rahatsız etmek gibi kötüniyetli düşüncelerle yapıldığı deliller veya belirtilerle anlaşılırsa, mahkeme, ıslahı dikkate almadan karar verir. Ayrıca hâkim, kötüniyetle ıslaha başvuranı, karşı tarafın bu yüzden uğradığı bütün zararlarını ödemeye ve beşyüz Türk Lirasından beşbin Türk Lirasına kadar disiplin para cezasına mahkûm eder. Maddi hataların düzeltilmesi

Zamanaşımı def’inde iki ayrı dilekçe

Yargıtay 9. Hukuk Dairesi, E. 2022/7296, K. 2022/8058 sayılı kararında, kanuni süre geçtikten sonra sunulan cevap dilekçesinde ileri sürülen zamanaşımı def’inin dikkate alınmamasını isabetli görmüştür. Daire, kanuni süre içinde verilmeyen cevap dilekçesinin ıslahı yoluyla zamanaşımı def’inde bulunulamayacağı sonucunu da yerinde kabul etmiştir. Bu değerlendirme, karardaki işçilik alacağı uyuşmazlığına ve geç verilen cevap dilekçesine ilişkindir.

Yargıtay 9. Hukuk Dairesi, E. 2022/7296, K. 2022/8058Kaynağı aç
9. Hukuk Dairesi         2022/7296 E.  ,  2022/8058 K. "İçtihat Metni" BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ : … 25. Hukuk Dairesi DAVA TÜRÜ : ALACAK İLK DERECE MAHKEMESİ : … 3. İş Mahkemesi Taraflar arasındaki alacak davasından dolayı yapılan yargılama sonunda İlk Derece Mahkemesince davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir. Kararın davalı tarafından istinaf edilmesi üzerine, Bölge Adliye Mahkemesince başvurunun esastan reddine karar verilmiştir. Bölge Adliye Mahkemesi kararı davalı tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra, dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü: I. DAVA Davacı vekili dava dilekçesinde; müvekkili davacının davalıya ait otel bünyesinde 10.01.2007-19.09.2016 tarihleri arasında çalıştığını, işe girişinin haksız şekilde Mayıs 2007 tarihi olarak gösterildiğini, satın alma sorumlusu olarak çalışan davacının ücretinin asgari geçim indirimi hariç net 2.200,00 TL olduğunu, ücretin bir kısmının bankaya yatırıldığını, bir kısmının elden ödendiğini, bir ögün yemek, çocuk parası ve servisin işverence karşılandığını, müvekkilinin işyerinde yoğun çalışma saatlerine tabi olduğunu, tüm çalışma süresi boyunca haftalık 45 saati aşan çalışmasının bulunduğunu, yoğun olunan aylarda hafta tatili kullanmaksızın çalışmasına rağmen kendisine hak kazandığı fazla çalışma ve hafta tatili ücreti alacaklarının ödenmediğini, ulusal bayram ve genel tatillerin tümünde çalışmasına rağmen bu çalışmaları karşılığı hak kazanılan ücret alacaklarının da ödenmediğini, yıllık izinlerinin eksik kullandırıldığını, 2016 yılı Ağustos ve Eylül ayına ait ücret alacaklarının ödenmediğini, davacıya 2016 yılı Haziran ayının ücretinin bir kısmı ile 2016 Temmuz ayı ücretinin ödemesi sırasında baskı altında, bedel kısmında 3.000,00 TL'nin rakamla yazılı olduğu, rakam kısmının yanlarında boşlukların bulunduğu bir çeki ciro etmesinin davacıdan talep edildiğini, müvekkilinin bu çeki kendisine verileceğini düşünerek ciro ettiğini, ancak kendisine elden 3.000,00 TL ödenmesine rağmen çekin hâlen müvekkiline iade edilmediğini, aynı baskı ile davacıya feragatname imzalatıldığını, ödenmeyen işçilik alacakları sebebiyle oluşan haklı nedenler yanında müvekkilinin kısmi emeklilik şartlarını taşıması nedeniyle işten istifa ettiğini ve tüm alacaklarının ödenmesini talep ettiğini; ancak işverenin davacının çıkışını vermeyerek bir süre daha çalışmasını talep etmesi üzerine davacının 19.09.2016 tarihli ihtarnamesi ile iş sözleşmesini haklı nedenle feshettiğini ileri sürerek kıdem tazminatı, ücret, yıllık izin ücreti, fazla çalışma, hafta tatili, ulusal bayram ve genel tatil ücreti alacaklarının hüküm altına alınmasını istemiştir. II. CEVAP Davalı tarafça süresi içerisinde cevap dilekçesi ibraz edilmemiş, kanuni süre geçtikten sonra 27.02.2017 tarihinde sunmuş olduğu beyan dilekçesinde; davacının müvekkili Şirkette 24.03.2007-16.09.2016 tarihleri arasında çalıştığını, istifa ederek işten ayrıldığını, fazla çalışma yapılması durumlarında bordrolara yansıtılarak karşılığının ödendiğini, bordrolarda ihtirazı kayıt bulunmadığını, davacının müvekkili Şirketten hiçbir hak ve alacağının bulunmadığını, davacıya işçilik alacaklarına karşılık çekle ödeme yapıldığını, tüm işçilik alacaklarının eksiksiz ödendiğini, davacının talep konusu alacaklarının zamanaşımına uğradığını ileri sürerek davanın reddini istemiştir. III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile davacının 24.03.2007-19.09.2016 tarihleri arasında davalı işyerinde çalıştığı, davacı tarafın dinletmiş olduğu tanıkları ve dosyadaki diğer belgeler ile fazla çalışma yaptığı, genel tatillerde ve hafta tatillerinde çalıştığını ispatladığı, davalı işverenin davacının tüm ücretlerini ödediğini ispatlayamadığı, dinlenen tanık anlatımlarından ve dosyada mevcut ihtarnameden davacının iş sözleşmesini işçilik alacaklarının ödenmemesi ve emekliliğe hak kazanması nedeniyle haklı sebeple sonlandırdığı; davalı tarafça 43.000,00 TL bedelli çek dosyaya sunulmuş ise de dosyada mevcut banka kayıtlarından çekin S.E'ye ciro edildiği, davalı işverence davacıya bu ödemenin yapıldığının ispatlanamadığı gerekçesiyle davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir. IV. İSTİNAF A. İstinaf Yoluna Başvuranlar İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davalı vekili istinaf başvurusunda bulunmuştur. B. İstinaf Sebepleri Davalı vekili istinaf dilekçesinde; zamanaşımı def'i ileri sürülmesine yönelik ıslah işleminin değerlendirilmediğini, ıslah değerlendirilmeksizin ek raporun denetime elverişli görülmesinin ve hükme esas alınmasının açıkça hukuka aykırılık teşkil ettiğini, davacının müvekkili Şirkette 24.03.2007-16.09.2016 tarihleri arasında çalıştığını, Sosyal Güvenlik Kurumu (SGK) kayıtlarının dikkate alınması gerektiğini, davacının bordrolarda gözüken ücretten daha fazla aldığı gösteren delil bulunmadığını, müvekkili Şirkette elden ücret ödeme uygulamasının bulunmadığını, buna dayanılarak hesaplama yapılmasının hatalı olduğunu, davacının haklı bir sebep olmaksızın işi kendisinin bırakması sebebiyle kıdem tazminatına hak kazanamadığını, davacının fazla çalışma alacağının bulunmadığını, fazla çalışmanın ispatı noktasında tek somut delilin imzalı ücret bordroları olduğunu, ücret bordrolarında gerekli kanuni tahakkukların yapılarak karşılığının davacıya ödendiğini, tanık beyanlarına göre ulusal bayram ve genel tatil ücreti alacağı ile hafta tatili ücreti alacağı hesaplanmasını kabul etmediklerini, söz konusu taleplerin reddi gerektiğini, davacının hizmet süresi boyunca hiç yıllık izne çıkmamış gibi hesaplama yapılmasının hukukla ve hakkaniyetle bağdaşmadığını, davacıya yapılan çekle ödemenin yanlış değerlendirildiğini, çekin daha sonra kime ciro edildiğinin Şirket tarafından takibi gereken bir husus olmadığını, davacının çeki teslim alarak kendisinin ciroladığını, çek üzerindeki isim ve imzanın davacıya ait olduğunu, davacı tarafın imzaya itirazının da bulunmadığını ileri sürerek İlk Derece Mahkemesi kararının ortadan kaldırılmasını istemiştir. C. Gerekçe ve Sonuç Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile, davalının istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiştir. V. TEMYİZ A. Temyiz Yoluna Başvuranlar Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davalı vekili temyiz isteminde bulunmuştur. B. Temyiz Sebepleri Davalı vekili temyiz dilekçesinde; Bölge Adliye Mahkemesi tarafından davalı müvekkiline, ıslaha beyan için süre verildiği, bu süre içinde zamanaşımı def'inde bulunulmadığı, davalı müvekkilinin süre geçtikten sonra 02.04.2018 tarihinde ıslaha karşı zamanaşımı def'inde bulunduğunu, bu nedenle zamanaşımı def'inin dikkate alınmayacağının belirtildiğini, ancak söz konusu tespitin hatalı olduğunu, İlk Derece Mahkemesi tarafından 21.12.2017 tarihli duruşmada müvekkiline davacının ıslah beyanına karşı beyanda bulunmak üzere 2 hafta süre verildiğini, bu süreçte 02.01.2018 tarihli celsede davacının ıslah dilekçesine cevap verilmiş ise de sehven zamanaşımı def'inde bulunulmadığını; ancak 02.04.2018 (sehven 02.04.2022 diye belirtilmiş) tarihinde verilen dilekçenin 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun (6100 sayılı Kanun) 176 ncı maddesi kapsamında ıslah dilekçesi mahiyetinde olup davacı tarafın ıslah dilekçesinden sonra müvekkilce cevap dilekçesi ile ileri sürülemeyen zamanaşımı def'inin cevap dilekçesi ıslah edilerek ileri sürüldüğünü, bu nedenle ıslah yoluyla zamanaşımı def'inin kabulü ile Mahkeme kararına konu olan alacak kalemleri için zamanaşımı dikkate alınarak ek rapor tanzim edilmesi ve sonuca göre karar verilmesi gerektiğini, davacının çeki teslim alarak kendisinin ciroladığını, çek üzerindeki isim ve imzanın davacıya ait olduğunu, davacı tarafın imzaya itirazının da bulunmadığını, müvekkili tarafından dosyaya delil olarak sunulan çeke ilişkin ceza soruşturmasının beklenilmesi ve sonucuna göre işçilik alacaklarından mahsup yapılıp yapılmayacağına karar verilmesi gerektiğini, hizmet süresinin SGK kayıtlarının dikkate alınarak belirlenmesi gerektiğini, davacının ücretinin bordrolarda gösterilen miktar kadar olduğunu, resmi kayıt olan bordrolar haricinde başkaca bir beyana itibar edilmesinin haksız olduğunu, davacının ücretinin izah edildiği gibi bordrolarda gösterilen kadar olduğunu, bu nedenle bilirkişi raporunun aksine fazla çalışma ücreti alacağı, yıllık izin ücreti alacağı, ulusal bayram ve genel tatil ücreti alacağı ile hafta tatili alacağına hak kazanılmadığı gibi bordrolarda tahakkuk eden alacağın da kendisine ödendiğini, davacının işi kendisinin bıraktığı yönündeki savunmalarına itibar edilmediğini ileri sürerek Bölge Adliye Mahkemesi kararının bozulmasına karar verilmesini istemiştir. C. Gerekçe 1. Uyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme Uyuşmazlık, davacının çalışma süresi, ücret miktarı, ıslaha karşı beyan dilekçesinin ıslahı suretiyle ıslaha karşı zamanaşımı def'i ileri sürülüp sürülemeyeceği, buna göre davacının alacaklarının zamanaşımına uğrayıp uğramadığı, çekle ödenen miktarın işçilik alacaklarından mahsup edilip edilmeyeceği, davacının kıdem tazminatı, fazla çalışma, hafta tatili, ulusal bayram ve genel tatil ücreti ile yıllık izin ücreti alacaklarına hak kazanıp kazanmadığı hususlarına ilişkindir. 2. İlgili Hukuk 1.6100 sayılı Kanun'un 109, 127, 128, 176 ila 182 nci maddesi hükümleri. 2. 4857 sayılı İş Kanunu'nun 24 üncü maddesinin (II) numaralı bendinin (e) alt bendi; 32, 34, 37, 41, 44, 46, 47, 53 ila 59 uncu maddesi hükümleri. 3. Mülga 1475 sayılı İş Kanunu'nun yürürlükteki 14 üncü maddesi hükmü. 3. Değerlendirme 1. Tarafların iddia, savunma ve dayandıkları belgelere, uyuşmazlığın hukuki nitelendirilmesi ile uygulanması gereken hukuk kurallarına, dava şartlarına, yargılamaya hâkim olan ilkelere, ispat kurallarına ve temyiz olunan kararda belirtilen gerekçelere göre davalı vekilinin aşağıdaki bendin kapsamı dışındaki temyiz itirazları yerinde görülmemiştir. 2. Somut olayda, dava kısmi dava olarak açılmış olup dava dilekçesi davalı tarafa 12.12.2016 tarihinde tebliğ edilmiştir. Davalı tarafça iki haftalık kanuni cevap verme süresi geçtikten sonra 27.02.2017 tarihinde cevap dilekçesi sunulmuştur. Her ne kadar cevap dilekçesi olarak sunulan dilekçede davacının alacaklarına ilişkin zamanaşımı def'i yer almakta ise de kanuni süre geçtikten sonra sunulan cevap dilekçesinde ileri sürülen zamanaşımı def'inin dikkate alınmaması isabetlidir. 3.Diğer taraftan davacı tarafın ıslah dilekçesi, 21.12.2017 tarihli celsede davalı vekiline tebliğ edilmiş olup davalı tarafça iki haftalık süre içerisinde ibraz edilen 02.01.2018 tarihli "Islah dilekçesine karşı itirazlarımızın sunulmasıdır." başlıklı belge içeriğinde açıkça zamanaşımı def'inde bulunulmamıştır. Davalı tarafın temyiz dilekçesindeki beyanlarında da söz konusu dilekçede zamanaşımı def'inde bulunulmasının sehven unutulduğu kabul edilmiştir. Hâl böyle olmakla birlikte davalı tarafça 02.04.2018 tarihli "Islah dilekçemizdir. (Zamanaşımı def'imize yönelik)" başlıklı beyan dilekçesinde davacı tarafın taleplerinin zamanaşımına uğradığı belirtilerek zamanaşımı def'i ileri sürüldüğü görülmektedir. Davalı vekili söz konusu dilekçe ile ilgili açıklamalarında, "davacı tarafın ıslah dilekçesinden sonra müvekkilce cevap dilekçesi ile ileri sürülemeyen zamanaşımı defi cevap dilekçesi ıslah edilerek ileri sürülmüştür." demiştir. Davalının bu dilekçesine değer verilmemiş olması hatalıdır. 4. Her ne kadar kanuni süre içinde verilmeyen cevap dilekçesinin ıslahı suretiyle zamanaşımı def'inde bulunulmayacağı sonucuna varılması yerinde ise de davalının 02.04.2018 tarihli dilekçesinin cevap dilekçesinin ıslahı olarak değil, davalının ıslaha karşı beyan dilekçesinin ıslahı olarak kabul edilmesi gerekmektedir. Bu açıklamalara göre somut olayda davalının ıslaha karşı beyan dilekçesinin ıslahı suretiyle ıslaha karşı zamanaşımı def'i ileri sürdüğü kabul edilmeli, ıslaha karşı zamanaşımı def'ine değer verilerek yeniden hesaplanan işçilik alacakları hüküm altına alınmalıdır. Açıklanan nedenlerle eksik inceleme ile yazılı şekilde karar verilmesi hatalı olup bozmayı gerektirmiştir. VI. KARAR Açıklanan sebeple; 1. Temyiz olunan, İlk Derece Mahkemesi kararına karşı istinaf başvurusunun esastan reddine ilişkin Bölge Adliye Mahkemesi kararının ORTADAN KALDIRILMASINA, 2. İlk Derece Mahkemesi kararının BOZULMASINA, Dosyanın kararı veren İlk Derece Mahkemesine, bozma kararının bir örneğinin kararı veren Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine, Peşin alınan temyiz karar harcının istek hâlinde ilgiliye iadesine, 20.06.2022 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.

Aynı kararda başka bir dilekçe bu sonuçtan ayrılmıştır. Daire, davalının 02.04.2018 tarihli dilekçesinin cevap dilekçesinin ıslahı değil, süresi içinde verilen ıslaha karşı beyan dilekçesinin ıslahı olarak kabul edilmesi gerektiğini belirtmiştir. Bu nedenle ıslaha karşı beyan dilekçesinin ıslahıyla ileri sürülen zamanaşımı def’ine değer verilmesi ve işçilik alacaklarının buna göre yeniden hesaplanarak hüküm altına alınması gerektiği bozma gerekçesi yapılmıştır.

Takas ve mahsup def’inde ıslah

Takas ve mahsup def’i, zamanaşımı def’iyle aynı kapsamda ele alınamaz. Yargıtay 2. Hukuk Dairesinin E. 2020/3254, K. 2020/5432 sayılı kararında cevap dilekçesinin ıslahı yoluyla takas ve mahsup def’inin ileri sürülmesi hukuken mümkün görülmüş ve bunun için karşı tarafın muvafakatinin gerekmediği belirtilmiştir. Karar bu sonuca, somut uyuşmazlıktaki takas ve mahsup def’i bakımından varmıştır.

Aynı uyuşmazlıkta davalı, cevap dilekçesinin ıslahı niteliğindeki 27.02.2017 tarihli dilekçeyle takas ve mahsup talebinde bulunmuştur. Daire, bu dilekçenin karşı tarafa tebliğ edilmeden ve ilgili celsede taraflara dilekçe hakkında beyan sorulmadan incelenmeden bırakılmasını bozma sebebi saymıştır. Kanun yararına bozma istemi kabul edilmiş; hüküm, sonuca etkili olmamak üzere oybirliğiyle bozulmuştur.

Sık sorulan sorular

Cevap dilekçesi ıslah edilebilir mi?

Cevap dilekçesi bir usul işlemiyse kısmen veya tamamen ıslah edilebilir. 6100 sayılı Kanun’un 176. maddesi bu imkânı dilekçe türlerini tek tek sayarak değil, tarafın usul işlemleri bakımından tanır.

Aynı davada kaç kez ıslah yapılabilir?

Aynı davada taraflar ancak bir kez ıslah yoluna başvurabilir. Birden fazla talebin aynı dava dilekçesinde birleştirilebilmesi, ikinci bir ıslah hakkı doğurmaz.

Dilekçeler verildikten sonra savunma değiştirilebilir mi?

Dilekçelerin karşılıklı verilmesinden sonra iddia veya savunma kural olarak genişletilemez ya da değiştirilemez. Islah ve karşı tarafın açık muvafakatine ilişkin hükümler saklıdır.

Islah en son ne zaman yapılabilir?

Islah kural olarak tahkikat sona erinceye kadar yapılabilir. Bozma veya kaldırma kararından sonra dosya ilk derece mahkemesine geldiğinde, mahkeme tahkikata ilişkin işlem yapmışsa bu süre tahkikatın sonuna kadar devam eder; bozmaya uymakla oluşan hukuki durum ise ortadan kaldırılamaz.

Islah sözlü olarak yapılabilir mi?

Islah sözlü veya yazılı yapılabilir. Karşı taraf duruşmada yoksa ya da talep duruşma dışında yapılmışsa, yazılı talep veya tutanak örneği haber vermek amacıyla karşı tarafa bildirilir.

Hangi işlemler ıslahla geçersiz olmaz?

İkrar, tanık ifadeleri, bilirkişi rapor ve beyanları, keşif ve isticvap tutanakları ile kanunda belirtilen koşullardaki yemin teklifi, reddi veya iadesi ıslahla geçersiz kılınamaz. Sonraki tahkikat bunların göz önünde tutulmasını gerektirmiyorsa bunlar da yapılmamış sayılır.

Geç cevap dilekçesi ıslahla zamanaşımı def’i sağlar mı?

Yargıtay 9. Hukuk Dairesi, kanuni sürede verilmeyen cevap dilekçesinin ıslahıyla zamanaşımı def’inde bulunulamayacağını yerinde görmüştür. Buna karşılık süresi içindeki ıslaha karşı beyan dilekçesinin ıslahını ayrı kabul etmiş ve bu yolla ileri sürülen zamanaşımı def’ine değer verilmesi gerektiğini belirtmiştir.

Takas ve mahsup def’i ıslahla ileri sürülebilir mi?

Yargıtay 2. Hukuk Dairesi, cevap dilekçesinin ıslahıyla takas ve mahsup def’inin ileri sürülebileceğini ve bunun için karşı tarafın muvafakatinin gerekmediğini kabul etmiştir. Bu sonuç, karardaki takas ve mahsup uyuşmazlığına ilişkindir.

Hukuki uyarı: Bu içerik genel bilgilendirme amacı taşır; somut olay değerlendirmesi için avukata başvurulmalıdır.

Hazırlayan: Av. Erdal Ersoy

Avukat Erdal Ersoyİletişim ve randevu