Çekişmeli Alacak Davası ve Zorunlu Arabuluculuk Şartı

by Avukat Erdal Ersoy
Çekişmeli Alacak Davası ve Zorunlu Arabuluculuk Şartı

İcra ve İflas Kanunu'nun 308/b maddesi uyarınca açılan çekişmeli alacak davasında, dava açılmadan önce arabuluculuğa başvurulması zorunluluğu Yargıtay 6. Hukuk Dairesi E. 2021/4402, K. 2022/1359 sayılı kararında yasal düzenlemelere uygun görülmemiştir. Kararda bu sonuca, konkordato hukukunun kamusal karakteri, uyuşmazlığın tüm alacaklıları ilgilendirmesi, tarafların kendi aralarında yapacakları anlaşmanın alacaklılar arasında eşitsizlik yaratabilecek olması ve konkordatodaki ödemeler dengesini bozabilecek olması gerekçeleriyle varılmıştır. Konkordato, tasdik hâlinde kural olarak ilgili alacaklar için mecburi olması nedeniyle üçüncü kişilerin haklarını da etkileyecek nitelikte kamusal bir karakter taşır.

Yargıtay 6. Hukuk Dairesi, E. 2021/4402, K. 2022/1359Kaynağı aç
6. Hukuk Dairesi         2021/4402 E.  ,  2022/1359 K. "İçtihat Metni" Bakırköy 3. Asliye Ticaret Mahkemesi Taraflar arasındaki alacak davasının yapılan yargılaması sonunda ilamda yazılı nedenlerden dolayı davanın esastan reddine yönelik verilen hüküm süresi içinde davacı vekilince temyiz edilmesi üzerine dosya incelendi, gereği konuşulup düşünüldü. K A R A R Davacı vekili, davacı banka ile davalı şirketler arasından genel kredi sözleşmelerinden kaynaklanan alacak ilişkisi bulunduğunu, davalı şirketin ise konkordato talebinde bulunduğunu, alacaklarının tahsili amacıyla konkordato yargılamasını yapan mahkemeye başvururarak alacak kaydı talep ettiklerini ancak mahkemece bu talebin reddedilerek çekişmeli hale geldiğini öne sürerek kabul edilmeyen alacaklarının tahsilini talep ve dava etmiştir. İlk derece mahkemesince, davanın zorunlu arabuluculuğa tabi olduğu ve arabuluculuk tutanağının sunulmadığından bahisle davanın dava şartı yokluğu nedeniyle usulden reddine karar verilmiştir. İlk derece mahkemesi kararına davacı vekilince istinaf kanun yoluna başvurulması üzerine, İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 13. Hukuk Dairesi tarafından, yapılan inceleme sonucunda davalı tarafından itiraz edilerek çekişmeli hale dönüşen miktarın konkordato nisabına dahil edilmesi talepli davanın genel hükümlere göre görülmesi gereken ticari nitelikli alacak davası olduğundan bahisle zorunlu arabulucuğa tabii olduğu gerekçesiyle davacının istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiştir. Kararı,davacı vekili temyiz etmiştir. 1) Eldeki uyuşmazlık, İcra ve İflas Kanunu’nun 308/b. Maddesinde düzenlenen ve anılan maddede “alacakları itiraza uğramış”kavramı ile ifade edilen konkordato talep eden borçlunun alacağa itiraz etmesi sonucu “çekişmeli alacak” haline gelen alacaklarla ilgili alacaklının yasada belirtildiği üzere tasdik kararının ilanı tarihinden itibaren bir ay içinde açması gereken alacak davasının 6102 sayılı Türk Ticaret Kanununun 5/A. Maddesi kapsamında dava açılmadan önce zorunlu arabuluculuğa tabi olup olmadığı ve dava şartı olan zorunlu arabuluculuğun dava açıldıktan sonra Hukuk Muhakemeleri Kanununun 115/2.maddesi kapsamında mahkemece davacıya arabulucuya başvurmak için süre verilmesi suretiyle giderilip giderilemeyeceği noktasında toplanmaktadır. İcra ve İflas Kanunu’nun 301.maddesine göre, konkordato projesinin hazırlanıp alacakların bildirilmesi ve tahkikinden sonra, komiser tarafından yapılacak ilanda yer alan alacaklının bir başka deyişle, konkordato projesine alacağı kaydedilen alacaklının alacağına borçlunun itiraz etmesi halinde bu alacak “çekişmeli alacak” vasfını kazanır. İcra ve İflas Kanunu’nun 302/IV. Bendi gereği mahkeme, çekişmeli alacağın hesaba katılıp katılmamasına ve ne oranda katılacağına yaklaşık ispat ölçüsünde ve gerektiğinde bilirkişi incelemesi yaptırarak karar verecektir. Bu şekilde inceleme yapan mahkemenin vereceği karar, maddi hukuk bakımından sonuç doğurmaz. Çekişmeli alacağın oylamaya katılmasına ve katılacağı orana karar veren mahkeme, İİK’nın 308/b-II. Bendi gereği tasdik kararında konkordato projesi uyarınca çekişmeli alacaklara isabet eden payın kararın kesinleşmesine kadar borçlu tarafından mahkemece belirlenen bir bankaya yatırılmasına karar verebileceği gibi çekişmeli alacağın oylamaya hiç katılmamasına da karar verebilir. Ancak ne yönde karar verilirse verilsin bu karar bağlayıcı olmayıp tasdik kararının ilanından itibaren İİK’nın 308/b-I. Bendi gereği alacağı itiraza uğrayan alacaklı tasdik kararından itibaren bir ay içinde dava açmak zorundadır. Külli bir tasfiye prosedürü olan konkordato, hem bu özelliği hem de tasdik halinde İİK’nın 308/c maddesi gereğinde konkordatoya katılsın katılmasın kural olarak konkordato talebinden önce veya komiserin izni olmaksızın mühlet içinde doğan tüm alacaklar için mecburi olduğundan, 3.kişilerin de haklarını etkileyecek nitelikte kamusal bir karaktere sahiptir. Bu nedenle, hakimin tasdik koşulları bakımından resen inceleme ve araştırma yapması gerektiği gibi sürecin başarıya ulaşması bakımından yasada kısa ve kesin süreler öngörülmüştür. Arabuluculuk, tarafsız ve bağımsız bir üçüncü kişinin yardımı ile bir araya gelen tarafların kendi iradelerine tabi başka bir deyişle üzerinde serbestçe tasarruf edebilecekleri hukuki uyuşmazlıkları birlikte müzakere ederek çözümü kendi menfaatlerine göre sağladıkları yine alternatif bir uyuşmazlık çözümü yöntemidir. Arabuluculukta yapılan anlaşma taraflar arasında sonuç doğurur. Nitekim; Hukuk Uyuşmazlıklarında Arabuluculuk Kanunu’nun 18/A-1. maddesi uyarınca arabuluculuk faaliyeti sonunda varılan anlaşmanın kapsamı taraflarca belirlenir. Anlaşma belgesi düzenlenmesi halinde bu belge taraflar ve arabulucu tarafından imzalanır. Taraflar arabuluculuk faaliyeti sonunda bir anlaşmaya varırsa bu anlaşma belgesinin icra edilebilirliğine ilişkin şerh verilmesini talep edebilirler ve bu şerhi içeren anlaşma ilam niteliğinde belge sayılarak ilamların icrasına ilişkin genel hükümlere göre yerine getirilir. Çekişmeli alacaklar hakkındaki açılacak dava, görevli ve yetkili mahkeme ile yargılama usulleri ve ispat hukuku kuralları bakımından genel hükümlere tabi olacaktır. Örneğin çekişmeli alacak olacak kira sözleşmesi ise kaynaklı uyuşmazlık Sulh Hukuk Mahkemesi’nde işçilik alacaklarına ilişkin uyuşmazlık İş Mahkemesinde, ticari olmayan bir alacağa dayalı uyuşmazlık ise Asliye Hukuk Mahkemesi’nde, ticari nitelikte bir alacak ise Asliye Ticaret Mahkemesi’nde görülecektir. Kanun koyucu burada her uyuşmazlığın uzman mahkemelerde görülmesine ilişkin genel ilkeden ayrılmamıştır. Genel hükümlere tabi olma sadece bu konularda söz konusudur. Buna karşılık, aşağıda anlatılacağı üzere alacağın tahsili genel hükümlere tabi değildir. Yukarıda değinildiği üzere tasdik edilen konkordato genel olarak bütün alacaklılar için mecburi ve bağlayıcı olduğundan çekişmeli alacağın mukadderatı da konkordato hükümlerine tabiidir. Bir başka deyişle çekişmeli alacak hakkında karar veren mahkeme, konkordato projesini göz önünde bulundurarak alacağın tasdik edilen vade, tenzilat ve diğer ödeme koşullarına göre tahsil edilmesi yönünde hüküm kuracaktır. Aksi halde hem ödemeler dengesi bozulur hem de alacaklılar arasında eşitsizlik yaratılmış olur. Bu nedenle, çekişmeli alacak davası ile konkordato prosedürü arasında sıkı bir ilişki olması ve korunan menfaat nedeniyle de doktrinde de zorunlu arabuculuğa tabi olmadığı sonucuna varılmıştır. (ERMENEK, İbrahim/AZAKLI ARSLAN, Betül “İcra ve İflas Hukuku Açısından Ticari Davalarda Arabulucuya Başvuru Zorunluluğu”, Türkiye Barolar Birliği Dergisi, Sayı:148,2020, s:152.) Konkordato davasında hem davanın kabulü hem de davanın reddi alacaklıları etkileyecektir. Davanın kabulü halinde projede öngörülen ödemeler yönünden etki doğuracağı gibi reddi halinde ise dava açan çekişmeli alacaklılara ödenmek üzere bir miktar paranın bankaya bloke edilmesine karar verildiği hallerde bu para masaya iade edilecektir. Tarafların çekişmeli alacağın miktarı ve ödenmesi konusunda arabulucuda serbestçe anlaşmaları alacaklılar arasında eşitliği bozduğu gibi konkordato tasdik projesinden farklı ödeme koşulları kabul edilmesi de yasal düzenleme ile kabul edilen konkordatonun tüm alacaklılar için mecburi olduğu ilkesine aykırı olacaktır. Çekişmeli alacakların bu yönü itibariyle de zorunlu arabuluculuğa tabi olmadığı görüşü ileri sürülmüştür. (YAZICI, Çiğdem “Adi Konkordatoda Çekişmeli Alacaklar Hakkında Dava”, Bankacılar Dergisi, Sayı: 116, 2021, s:13) Çekişmeli alacak hakkında hiç kaynak ayrılmamış veya konkordato mahkemesince yaklaşık ispat ölçüsünde yapılan incelemede daha az bir alacak belirlenerek kaynak ayrılmışsa çekişmeli alacaklıları ile borçlunun arabuluculuk sürecinde daha yüksek bir miktarda alacak belirlemeleri veya farklı koşullarda anlaşmaları konkordato hükümlerinin bütün alacaklılar için bağlayıcı ve zorunlu olması kuralını ihlal edeceğinden ve alacaklılar arasında eşitliği bozacağından kabul edilemez. Aksi takdirde, diğer alacaklılar bakımından İİK 308/f hükmü gereği konkordatonun feshi hakkı doğar. Dolayısıyla, böyle bir anlaşmanın sadece taraflarını bağlaması ve tarafları arasında sonuç doğurması gerekirken tüm alacaklıları etkileyecek sonuçlar doğurur. Bununla birlikte, yine çekişmeli alacaklının arabulucuya başvuru için süre verilmeden davanın usulden reddi kararı verilmesinin yasaya aykırı olduğu hususuna gelince; 6235 Sayılı HUAK’nın 18/A-2. Bendine göre, “Arabulucuya başvurulmadan dava açıldığının anlaşılması halinde herhangi bir işlem yapılmaksızın, davanın dava şartı yokluğu sebebiyle usulden reddine karar verilir.” hükmüne aykırıdır. Bu hüküm uyarınca “herhangi bir işlem yapılmadan” tabirinden kasıt arabulucuya başvuru için taraflara süre verilmeyeceği, başka hiçbir usuli işlem yapılmadan davanın usulden reddine karar verilmesi gerektiğidir. Bu nedenle, yasanın çok açık hükmü karşısında zorunlu arabuluculukta arabulucuya başvuruya ilişkin dava şartı davadan önce gerçekleştirilmek zorunda olup HMK’nın 115/2.maddesi kapsamında tamamlanabilir bir dava şartı olarak görülmemiştir. Açıklanan nedenlerle, İİK’nın 308/b. maddesinde düzenlenen çekişmeli alacaklarla ilgili davanın açılmasından önce arabuluculuğa başvurulması zorunluluğu konkordato hukukunun kamusal karakteri, tüm alacaklıları ilgilendirmesi, tarafların iradeleri ile kendi aralarında yapacakları anlaşmanın konkordato alacaklıları arasında eşitsizlik yaratacak nitelikte olması, konkordatoda ödemeler dengesini bozacak olması nedeniyle yasal düzenlemelere uygun görülmemiş, kararın bu nedenlerle bozulması gerekmiştir. 2) Bozma nedenine göre, davacı vekilinin diğer temyiz itirazlarının incelenmesine gerek görülmemiştir. SONUÇ: Yukarıda (1) numaralı bentte açıklanan nedenlerle davacı vekilinin temyiz itirazlarının kabulüne ile İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 13. Hukuk Dairesi 2021/307 Esas, 2021/336 Karar sayılı ve 18.03.2021 günlü kararının kaldırılarak ilk derece mahkemesi hükmünün BOZULMASINA, (2) numaralı bentte açıklanan nedenlerle bozma nedenine göre davacı vekilinin diğer temyiz itirazlarının incelenmesine yer olmadığına, peşin alınan harcın istek halinde temyiz edene iadesine, 6100 sayılı HMK 373. madde hükümleri gözetilerek dosyanın ilk derece mahkemesine, karardan bir örneğin ise ilgili bölge adliye mahkemesi hukuk dairesine gönderilmesine, 14.03.2022 gününde oy birliğiyle karar verildi.
Yargıtay 5. Hukuk Dairesi, E. 2022/7830, K. 2022/14067Kaynağı aç
5. Hukuk Dairesi         2022/7830 E.  ,  2022/14067 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ : İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi Başkanlar Kurulu İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi Başkanlar Kurulunun, İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 37. Hukuk Dairesi, Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 13. Hukuk Dairesi, Bursa Bölge Adliye Mahkemesi 4. Hukuk Dairesi, İzmir Bölge Adliye Mahkemesi 6. Hukuk Dairesi, Adana Bölge Adliye Mahkemesi 4. Hukuk Dairesi, Gaziantep Bölge Adliye Mahkemesi 4. Hukuk Dairesinin kesin kararları arasındaki uyuşmazlığın giderilmesi istemine ilişkin talebi üzerine; dosya içerisindeki bütün kağıtlar okunup, gereği düşünüldü: – K A R A R – 5235 sayılı “Adli Yargı İlk Derece Mahkemeleri ile Bölge Adliye Mahkemelerinin Kuruluş, Görev ve Yetkileri Hakkında Kanun’un 35. maddesinde; Bölge Adliye Mahkemesi Başkanlar Kurulu’nun görevleri düzenlenmiş olup, anılan maddenin 3. bendinde de, “Re'sen veya bölge adliye mahkemesinin ilgili hukuk veya ceza dairesinin ya da Cumhuriyet başsavcısının, Hukuk Muhakemeleri Kanunu veya Ceza Muhakemesi Kanunu’na göre istinaf yoluna başvurma hakkı bulunanların, benzer olaylarda bölge adliye mahkemesi hukuk veya ceza dairelerince verilen kesin nitelikteki kararlar arasında ya da bu mahkeme ile başka bir bölge adliye mahkemesi hukuk veya ceza dairelerince verilen kesin nitelikteki kararlar arasında uyuşmazlık bulunması halinde bu uyuşmazlığın giderilmesini gerekçeli olarak istemeleri üzerine, kendi görüşlerini de ekleyerek Yargıtay’dan bu konuda bir karar verilmesini istemek” hükmüne yer verilmiştir. Belirtilen hüküm ile, ilgili bölge adliye mahkemesi başkanlar kurulunca; benzer olaylarda verilen kesin nitelikteki kararlar arasındaki uyuşmazlık ile ilgili Yargıtay’dan karar verilmesini istemeleri halinde izleyecekleri usul detaylı olarak düzenlenmiş olup, burada başvurunun gerekçeli olarak, başkanlar kurulunun kendi görüşlerinin de eklenmesi suretiyle yapılacağı açıkça kural altına alınmıştır. İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi Başkanlar Kurulunun 11.02.2022 tarihli ve 2022/5 Esas sayılı başvurusunda; İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 37. Hukuk Dairesinin 2021/374 Esas, 2021/1827 Karar sayılı dosyası ve 2021/478 Esas, 2021/758 Karar sayılı dosyası, Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 13. Hukuk Dairesinin 2021/1591 Esas, 2021/1578 Karar sayılı dosyası, Bursa Bölge Adliye Mahkemesi 4. Hukuk Dairesinin 2021/985 Esas, 2021/1429 Karar sayılı dosyası, İzmir Bölge Adliye Mahkemesi 6. Hukuk Dairesinin 2021/656 Esas, 2021/558 Karar sayılı dosyası ve 2021/469 Esas, 2021/540 Karar sayılı dosyası, Adana Bölge Adliye Mahkemesi 4. Hukuk Dairesinin 2021/271 Esas, 2021/274 Karar sayılı dosyası, Gaziantep Bölge Adliye Mahkemesi 4. Hukuk Dairesinin 2021/504 Esas, 2021/546 Karar sayılı dosyasından verilen kesin nitelikteki kararlar arasında, Hakimler ve Savcılar Genel Kurulu Birinci Dairesince görüşülerek; 28.02.2018 tarihli ve 7101 sayılı İcra ve İflâs Kanunu ve Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun'un 46. maddesiyle 2004 sayılı İcra ve İflâs Kanunu'na eklenen geçici 14. maddesi uyarınca; 1) İflâs yoluyla adi takipten doğan; a) İflâs davası (İcra ve İflâs Kanunu 156. madde) b) İtirazın kaldırılması ve iflâs davası (İcra ve İflâs Kanunu 156. madde) 2) Kambiyo senetlerine mahsus iflâs yoluyla takipten doğan; a) İflâs davası (İcra ve İflâs Kanunu 173. madde) b) İtirazın kaldırılması ve iflâs davası (İcra ve İflâs Kanunu 174. madde) 3) Doğrudan doğruya; a) Alacaklı tarafından talep edilen iflâs davaları (İcra ve İflâs Kanunu 177. madde) b) Borçlu tarafından talep edilen iflâs davaları (İcra ve İflâs Kanunu 178. madde) c) Sermaye şirketleri ile kooperatiflerin iflâsı davaları (İcra ve İflâs Kanunu 179. madde) 4) İflâs tasfiyesinde düzenlenen sıra cetveline yönelik davalar (İflâs tarihinden önce açılıp yargılama sırasında kayıt kabul davasına dönüşen alacak davaları hariç olmak üzere kayıt kabul ve kayıt terkin davaları) (İcra ve İflâs Kanunu 235. Madde) 5) Takasa itiraz davaları (İcra ve İflâs Kanunu 201. Madde) 6) İflâsın kaldırılması talepleri (İcra ve İflâs Kanunu 182. madde) 7) İflâsın kapanması talepleri (İcra ve İflâs Kanunu 254. madde) 8) İtibarın yerine gelmesi talebi (İcra ve İflâs Kanunu 313 ve 314. maddeleri) 9) Adi konkordatodan kaynaklanan talepler (İcra ve İflâs Kanunu 285 ilâ 308/h maddeleri) 10) İflâstan sonra konkordatodan kaynaklanan talepler (İcra ve İflâs Kanunu 309. madde) 11) Malvarlığının terki suretiyle konkordatodan kaynaklanan talepler (İcra ve İflâs Kanunu 309/a ilâ 309/l maddeleri) 12) Sermaye şirketleri ve kooperatiflerin uzlaşma yoluyla yeniden yapılandırılması talepleri (İcra ve İflâs Kanunu 309/m ilâ 309/ü maddeleri) hususlarından kaynaklanan davalara; 1-Üç ve daha az asliye ticaret mahkemesi bulunan yerlerde 1 numaralı asliye ticaret mahkemesinin, 2-Üçten fazla asliye ticaret mahkemesi bulunan yerlerde ise 1, 2 ve 3 numaralı asliye ticaret mahkemelerinin, İhtisas mahkemesi olarak belirlenmesine, 7101 sayılı Kanun’un 46. maddesiyle 2004 sayılı İcra ve İflâs Kanununa eklenen geçici 14. maddesinin birinci fıkrası uyarınca, bu kapsamda görülmekte olan davalar bakımından iflâsın ertelenmesi ve konkordato talepleri hakkında talep tarihinde yürürlükte bulunan hükümlerin uygulanmasına, mahkemelerin derdest dava dosyalarının bu karara dayanarak anılan mahkemelere gönderemeyeceğine, iş bu kararın Resmî Gazete’de yayımlandığı tarihten itibaren açılacak davaların ise anılan mahkemelere tevzi edilmesine karar verildi." şeklinde karar alındığı, daha sonra HSK Birinci Dairesince iflas ve konkordato konusunda uzman Asliye Ticaret Mahkemelerinin belirlendiği, İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 37. Hukuk Dairesince bu karara göre ihtisas mahkemelerinin yargı yeri olarak belirlendiği, diğer bir kısım Bölge Adliye Mahkemelerinde de konularına göre HSK kararında belirtilen uzman mahkemelerin dışında mahkemelerin belirlendiği, bu nedenle merci tayinlerinde farklı mahkemelerin görevlendirildiği nedeniyle uyuşmazlık bulunduğu bildirilip, 5235 sayılı Adli Yargı İlk Derece Mahkemeleri ile Bölge Adliye Mahkemelerinin Kuruluş, Görev ve Yetkileri Hakkında Kanun'un “Başkanlar Kurulunun Görevleri” başlıklı 35/1-3 maddesi kapsamında uyuşmazlıkların giderilmesi talep edilmiştir. İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 37. Hukuk Dairesi’nin 2021/374 E-2021/1827 K. sayılı kararının incelenmesinde; İstanbul Anadolu 13. Asliye Ticaret Mahkemesi ile İstanbul Anadolu 2. Asliye Ticaret Mahkemesinin alacağın konkordato nisabına dahil edilmesi aksi takdirde davalıdan tahsili talebine ilişkin davada Dairece HSK'nın 1. Dairesinin 03.04.2018 tarih ve 538 sayılı kararı uyarınca İflas ve Konkordato Hukukuna ilişkin davalarda 3 ten fazla Asliye Hukuk Mahkemesi bulunan yerlerde 1-2-3 numaralı Asliye Ticaret Mahkemelerinin ihtisas mahkemesi olarak belirlenmesi nedeniyle İstanbul Anadolu 2. Asliye Ticaret Mahkemesinin yargı yeri olarak belirlendiği, İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 37. Hukuk Dairesinin 2021/478 Esas, 2021/758 Karar sayılı kararının incelenmesinde; Bakırköy 5. Asliye Ticaret Mahkemesi ile Bakırköy 2. Asliye Ticaret Mahkemesi arasında çıkan uyuşmazlıkta anılan HSK kararına ilişkin Bakırköy 2. Asliye Ticaret Mahkemesinin yargı yeri olarak belirlendiği, Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 13. Hukuk Dairesinin 2021/1591 Esas, 2021/1578 Karar sayılı kararının incelenmesinde; Ankara 8. Asliye Ticaret Mahkemesi ile Ankara 3. Asliye Ticaret Mahkemesi arasında çıkan uyuşmazlıkta HSK'nın 03.04.2018 tarih, 538 sayılı ilke kararı uyarınca İİK 308/b ve 308/h maddelerine göre Ankara 8. Asliye Ticaret Mahkemesinin yargı yeri olarak belirlendiği, Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 13. Hukuk Dairesinin 2021/1551 Esas, 2021/1547 Karar sayılı kararının incelenmesinde ise, Ankara 6. Asliye Ticaret Mahkemesi ile Ankara 3. Asliye Ticaret Mahkemesi arasında çıkan uyuşmazlıkta HSK'nın 03.04.2018 tarih, 538 sayılı ilke kararı uyarınca İİK 308/b ve 308/h maddelerine göre Ankara 6. Asliye Ticaret Mahkemesinin yargı yeri olarak belirlendiği, Bursa Bölge Adliye Mahkemesi 4. Hukuk Dairesinin 2021/985 Esas, 2021/1429 Karar sayılı kararının incelenmesinde; Bursa 2. Asliye Ticaret Mahkemesi ile Bursa 1. Asliye Ticaret Mahkemesi arasında çıkan uyuşmazlıkta HSK'nın 03/04/2018 tarih 538 sayılı ilke kararı uyarınca İİK 308/b ve 308/h maddelerine göre Bursa 2. Asliye Ticaret Mahkemesi’nin yargı yeri olarak belirlendiği, İzmir Bölge Adliye Mahkemesi 6. Hukuk Dairesinin 2021/656 Esas, 2021/558 Karar sayılı kararının incelenmesinde; İzmir 7. Asliye Ticaret Mahkemesi ile İzmir 2. Asliye Ticaret Mahkemesi arasında çıkan uyuşmazlıkta HSK'nın 03.04.2018 tarih, 538 sayılı ilke kararı uyarınca İİK 308/b ve 308/h maddelerine göre İzmir 7. Asliye Ticaret Mahkemesinin yargı yeri olarak belirlendiği, İzmir Bölge Adliye Mahkemesi 6. Hukuk Dairesinin 2021/469 Esas, 2021/540 Karar sayılı kararının incelenmesinde ise İzmir 1. Asliye Ticaret Mahkemesi ile İzmir 6. Asliye Ticaret Mahkemesi arasında çıkan uyuşmazlıkta HSK'nın 03.04.2018 tarih, 538 sayılı ilke kararı uyarınca İİK 308/b ve 308/h maddelerine göre İzmir 6. Asliye Ticaret Mahkemesinin yargı yeri olarak belirlendiği, Adana Bölge Adliye Mahkemesi 4. Hukuk Dairesinin 2021/271 Esas, 2021/274 Karar sayılı kararının incelenmesinde; Mersin 2. Asliye Ticaret Mahkemesi ile Mersin 1. Asliye Ticaret Mahkemesi arasında çıkan uyuşmazlıkta HSK'nın 03.04.2018 tarih, 538 sayılı ilke kararı uyarınca İİK 308/b ve 308/h maddelerine göre Mersin 2. Asliye Ticaret Mahkemesinin yargı yeri olarak belirlendiği, Gaziantep Bölge Adliye Mahkemesi 4. Hukuk Dairesinin 2021/504 Esas, 2021/546 Karar sayılı kararının incelenmesinde; Gaziantep 2. Asliye Ticaret Mahkemesi ile Gaziantep 1. Asliye Ticaret Mahkemesi arasında çıkan uyuşmazlıkta HSK'nın 03.04.2018 tarih, 538 sayılı ilke kararı uyarınca İİK 308/b ve 308/h maddelerine göre Gaziantep 2. Asliye Ticaret Mahkemesinin yargı yeri olarak belirlendiği anlaşılmıştır. İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 37. Hukuk Dairesi, Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 13. Hukuk Dairesi, Bursa Bölge Adliye Mahkemesi 4. Hukuk Dairesi, İzmir Bölge Adliye Mahkemesi 6. Hukuk Dairesi, Adana Bölge Adliye Mahkemesi 4. Hukuk Dairesi, Gaziantep Bölge Adliye Mahkemesi 4. Hukuk Dairesinin benzer olayda verdikleri kesin nitelikteki kararları arasında uyuşmazlık bulunduğundan bu uyuşmazlıkların 5235 sayılı Adli Yargı İlk Derece Mahkemeleri ile Bölge Adliye Mahkemelerinin Kuruluş, Görev ve Yetkileri Hakkında Kanun'un 35/1-3 maddesine göre giderilmesi gerektiği sonucuna varılmıştır. İcra ve İflas Kanunu’nun 301. maddesine göre, konkordato projesinin hazırlanıp alacakların bildirilmesi ve tahkikinden sonra, komiser tarafından yapılacak ilanda yer alan alacaklının bir başka deyişle, konkordato projesine alacağı kaydedilen alacaklının alacağına borçlunun itiraz etmesi halinde bu alacak “çekişmeli alacak” vasfını kazanır. İcra ve İflas Kanunu’nun 302/IV. bendi gereği mahkeme, çekişmeli alacağın hesaba katılıp katılmamasına ve ne oranda katılacağına yaklaşık ispat ölçüsünde ve gerektiğinde bilirkişi incelemesi yaptırarak karar verecektir. Bu şekilde inceleme yapan mahkemenin vereceği karar, maddi hukuk bakımından sonuç doğurmaz. Çekişmeli alacağın oylamaya katılmasına ve katılacağı orana karar veren mahkeme, İİK’nın 308/b-II. bendi gereği tasdik kararında konkordato projesi uyarınca çekişmeli alacaklara isabet eden payın kararın kesinleşmesine kadar borçlu tarafından mahkemece belirlenen bir bankaya yatırılmasına karar verebileceği gibi çekişmeli alacağın oylamaya hiç katılmamasına da karar verebilir. Ancak ne yönde karar verilirse verilsin bu karar bağlayıcı olmayıp tasdik kararının ilanından itibaren İİK’nın 308/b-I. bendi gereği alacağı itiraza uğrayan alacaklı tasdik kararından itibaren bir ay içinde dava açmak zorundadır. Külli bir tasfiye prosedürü olan konkordato, hem bu özelliği hem de tasdik halinde İİK’nın 308/c maddesi gereğinde konkordatoya katılsın katılmasın kural olarak konkordato talebinden önce veya komiserin izni olmaksızın mühlet içinde doğan tüm alacaklar için mecburi olduğundan, 3.kişilerin de haklarını etkileyecek nitelikte kamusal bir karaktere sahiptir. Bu nedenle, hakimin tasdik koşulları bakımından resen inceleme ve araştırma yapması gerektiği gibi sürecin başarıya ulaşması bakımından yasada kısa ve kesin süreler öngörülmüştür. Arabuluculuk, tarafsız ve bağımsız bir üçüncü kişinin yardımı ile bir araya gelen tarafların kendi iradelerine tabi başka bir deyişle üzerinde serbestçe tasarruf edebilecekleri hukuki uyuşmazlıkları birlikte müzakere ederek çözümü kendi menfaatlerine göre sağladıkları yine alternatif bir uyuşmazlık çözümü yöntemidir. Arabuluculukta yapılan anlaşma taraflar arasında sonuç doğurur. Nitekim; Hukuk Uyuşmazlıklarında Arabuluculuk Kanunu’nun 18/A-1. maddesi uyarınca arabuluculuk faaliyeti sonunda varılan anlaşmanın kapsamı taraflarca belirlenir. Anlaşma belgesi düzenlenmesi halinde bu belge taraflar ve arabulucu tarafından imzalanır. Taraflar arabuluculuk faaliyeti sonunda bir anlaşmaya varırsa bu anlaşma belgesinin icra edilebilirliğine ilişkin şerh verilmesini talep edebilirler ve bu şerhi içeren anlaşma ilam niteliğinde belge sayılarak ilamların icrasına ilişkin genel hükümlere göre yerine getirilir. Çekişmeli alacaklar hakkındaki açılacak dava, görevli ve yetkili mahkeme ile yargılama usulleri ve ispat hukuku kuralları bakımından genel hükümlere tabi olacaktır. Örneğin çekişmeli alacak olacak kira sözleşmesi ise kaynaklı uyuşmazlık Sulh Hukuk Mahkemesi’nde işçilik alacaklarına ilişkin uyuşmazlık İş Mahkemesinde, ticari olmayan bir alacağa dayalı uyuşmazlık ise Asliye Hukuk Mahkemesi’nde, ticari nitelikte bir alacak ise Asliye Ticaret Mahkemesi’nde görülecektir. Kanun koyucu burada her uyuşmazlığın uzman mahkemelerde görülmesine ilişkin genel ilkeden ayrılmamıştır. Genel hükümlere tabi olma sadece bu konularda söz konusudur. Buna karşılık, alacağın tahsili genel hükümlere tabi değildir. Yukarıda değinildiği üzere tasdik edilen konkordato genel olarak bütün alacaklılar için mecburi ve bağlayıcı olduğundan çekişmeli alacağın mukadderatı da konkordato hükümlerine tabiidir. Bir başka deyişle çekişmeli alacak hakkında karar veren mahkeme, konkordato projesini göz önünde bulundurarak alacağın tasdik edilen vade, tenzilat ve diğer ödeme koşullarına göre tahsil edilmesi yönünde hüküm kuracaktır. Aksi halde hem ödemeler dengesi bozulur hem de alacaklılar arasında eşitsizlik yaratılmış olur. Bu nedenle, çekişmeli alacak davası ile konkordato prosedürü arasında sıkı bir ilişki olması ve korunan menfaat nedeniyle de doktrinde de zorunlu arabuculuğa tabi olmadığı sonucuna varılmıştır. Tüm bu anlatılanlar neticesinde dosya kapsamında yapılan değerlendirme sonucunda, HSK 1. Dairesinin 03.04.2018 tarihli, 538 sayılı kararıyla belirlenen 1, 2 ve 3 numaralı Asliye Ticaret Mahkemeleri’nin belirlenmesi mahkemeler arasındaki işbölümüne ilişkindir. HSK 1. Dairesi anılan kararı uyarınca ihtisas mahkemelerini belirlemiştir. İİK 308/B maddesi gereğince açılan davalarda HSK 1. Dairesi’nin 538 sayılı kararı gereğince belirlenen mahkemeler iş bölümü itibari ile yetkili kılınmıştır. Yani kanunla düzenlenmesi gereken görev ve yetki kararı niteliğinde değildir. Somut uyuşmazlıkta Asliye Ticaret Mahkemeleri tarafından verilen yetkisizlik kararları da gerçek anlamda yetkisizlik kararı olmayıp iş bölümü itibari ile devir kararı niteliğindedir. Bu açıklamalara göre Bölge Adliye Mahkemesi Daireleri kararları arasında 5235 sayılı Kanun’un 35 inci maddesi kapsamında bir uyuşmazlık söz konusu değildir. Açıklanan bu maddi ve hukuki olgular karşısında İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi Başkanlar Kurulu’nun 11.02.2022 tarihli ve 2022/5 Esas sayılı kararına istinaden iletilen mevcut talep yönünden uyuşmazlığın giderilmesine yer olmadığına, dosyanın İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi Hukuk Daireleri Başkanlar Kuruluna GÖNDERİLMESİNE, 17.10.2022 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.

Çekişmeli Alacak Nedir ve Nasıl Ortaya Çıkar

Konkordato sürecinde alacaklılar alacaklarını bildirirler; komiser bu alacakları inceler ve borçluyu, iddia olunan alacaklar hakkında açıklamada bulunmaya davet eder. Komiser, alacakların haklılığı konusunda borçlunun defterleri ve belgeleri üzerinde gerekli incelemeleri yaparak sonuçlarını İİK m. 302 uyarınca vereceği raporda belirtir. Borçlunun, konkordato projesine kaydedilmiş bir alacağa itiraz etmesi halinde o alacak, İİK m. 301 anlamında çekişmeli alacak vasfını kazanır.

2004 sayılı İCRA VE İFLAS KANUNU m. 300Kaynağı aç
Madde 300- (Başlığı ile Birlikte Değişik: 28/2/2018-7101/28 md.) Komiser, borçluyu iddia olunan alacaklar hakkında açıklamada bulunmaya davet eder. Komiser, alacakların varit olup olmadığı hakkında borçlunun defterleri ve belgeleri üzerinde gerekli incelemelerde bulunarak bunların neticesini 302 nci madde gereğince vereceği raporda belirtir. Alacaklılar toplantısına davet:

Konkordato mahkemesi, çekişmeli alacağın hesaba katılıp katılmayacağına ve ne oranda katılacağına yaklaşık ispat ölçüsünde karar verir; gerekirse bilirkişi incelemesi yaptırır. Bu şekilde verilen karar maddi hukuk bakımından sonuç doğurmaz.

Dava Açma Süresi ve Kaçırılmasının Sonuçları

Alacağına itiraz edilen alacaklı, konkordato tasdik kararının ilanından itibaren bir ay içinde dava açarak çekişmenin ortadan kaldırılmasını talep edebilir. Bu süre İİK m. 308/b'de düzenlenmiştir. Konkordato mahkemesinin çekişmeli alacağa ilişkin geçici kararı ne yönde olursa olsun, alacaklının dava açma yükümlülüğü ortadan kalkmaz.

2004 sayılı İCRA VE İFLAS KANUNU m. 308/bKaynağı aç
Madde 308/b- (Ek: 28/2/2018-7101/37 md.) Alacakları itiraza uğramış olan alacaklılar, tasdik kararının ilânı tarihinden itibaren bir ay içinde dava açabilirler. Tasdik kararını veren mahkeme, konkordato projesi uyarınca çekişmeli alacaklara isabet eden payın, kararın kesinleşmesine kadar borçlu tarafından, mahkemece belirlenen bir bankaya yatırılmasına karar verebilir. Süresi içinde dava açmamış olan alacaklılar, bu paydan ödeme yapılmasını talep edemezler; bu durumda yatırılan pay borçluya iade edilir. Konkordatonun hükümleri:

Süresi içinde dava açmayan alacaklı, çekişmeli alacağa isabet eden konkordato payından ödeme yapılmasını talep edemez; bu durumda mahkemece bankaya yatırılan pay borçluya iade edilir. Tasdik kararı, çekişmeli alacağa isabet eden payın kararın kesinleşmesine kadar borçlu tarafından mahkemece belirlenen bir bankaya yatırılmasını içerebileceği gibi çekişmeli alacağın oylamaya hiç katılmaması yönünde de kurulabilir.

Hangi Mahkeme Çekişmeli Alacak Davasına Bakar

Çekişmeli alacak davası, görevli ve yetkili mahkeme ile yargılama usulü ve ispat hukuku açısından genel hükümlere tabidir. Uyuşmazlık kira sözleşmesinden kaynaklanıyorsa Sulh Hukuk Mahkemesi, işçilik alacaklarına ilişkinse İş Mahkemesi, ticari nitelikte bir alacaksa Asliye Ticaret Mahkemesi, ticari olmayan alacaklarda ise Asliye Hukuk Mahkemesi görevli olacaktır. Kanun koyucu, her uyuşmazlığın uzman mahkemelerde görülmesi ilkesinden bu noktada ayrılmamıştır. Bununla birlikte alacağın tahsili bu kapsamda değildir ve genel hükümlere tabi değildir.

İİK m. 308/b uyarınca açılan davalarda HSK 1. Dairesinin 538 sayılı kararı ile belirlenen mahkemeler iş bölümü itibarıyla yetkili kılınmıştır. Bu belirleme, kanunla düzenlenmesi gereken bir görev ve yetki kararı niteliğinde değildir. Somut uyuşmazlıkta Asliye Ticaret Mahkemelerince verilen yetkisizlik kararları gerçek anlamda yetkisizlik kararı olmayıp iş bölümü itibarıyla devir kararı niteliğindedir.

Zorunlu Arabuluculuğun Neden Dava Şartı Sayılmadığı

Konkordato külli bir tasfiye prosedürüdür. Tasdik hâlinde, İİK m. 308/c uyarınca, kural olarak konkordato talebinden önce veya komiserin izni olmaksızın mühlet içinde doğan tüm alacaklar için, alacaklı konkordatoya katılsın katılmasın mecburidir. Bu nedenle üçüncü kişilerin haklarını da etkileyecek nitelikte kamusal bir karakter taşır. Hakimin tasdik koşulları bakımından resen inceleme ve araştırma yapması gerektiği gibi süreç bakımından yasada kısa ve kesin süreler öngörülmüştür.

Yargıtay 6. HD E. 2021/4402, K. 2022/1359 kararı, arabuluculuğa başvurulması zorunluluğunun bu dava türüne uygun görülmediğine açıkça hükmetmiştir. Kararda dayanılan gerekçeler şunlardır: konkordato hukukunun kamusal karakteri, alacaklıların tamamını ilgilendirmesi, tarafların kendi aralarında yapacakları anlaşmanın diğer konkordato alacaklıları arasında eşitsizlik doğuracak nitelikte olması ve konkordatodaki ödemeler dengesini bozacak olması.

Öte yandan bölge adliye mahkemelerinde bu mesele bir dönemde farklı biçimlerde değerlendirilmiştir. Zorunlu arabuluculuğun dava şartı oluşturduğu yönünde hüküm kuran istinaf kararları da gündeme gelmiş; Yargıtay 6. HD ise bu kararları söz konusu gerekçelerle bozmuştur.

Alacaklılar Arası Eşitlik ve Konkordatonun Bağlayıcılığı

Çekişmeli alacak hakkında karar veren mahkeme, alacağın tahsiline konkordato projesinin öngördüğü vade, tenzilat ve ödeme koşulları çerçevesinde hükmeder. Tasdik edilen konkordato tüm alacaklılar için mecburi ve bağlayıcı olduğundan çekişmeli alacağın durumu da konkordato hükümlerine tabidir; aksi hâlde hem ödemeler dengesi bozulur hem de alacaklılar arasında eşitsizlik ortaya çıkar.

Arabuluculuk sürecinde çekişmeli alacaklı ile borçlunun konkordato projesinden farklı koşullarda ya da daha yüksek miktarda anlaşması bu eşitliği zedeler. Çekişmeli alacak için konkordato kapsamında hiç kaynak ayrılmamış veya yaklaşık ispat ölçüsündeki incelemede daha az bir alacak belirlenerek kaynak ayrılmışsa, arabuluculuk sürecinde daha yüksek bir miktarda uzlaşılması, konkordato hükümlerinin bağlayıcılığını ihlal eder. Böyle bir anlaşma, diğer alacaklılar bakımından İİK m. 308/f uyarınca konkordatonun feshi hakkını doğurabilir.

Zorunlu Arabuluculuk Kuralları Bu Davalarda Ne Ölçüde Geçerlidir

Hukuk Uyuşmazlıklarında Arabuluculuk Kanunu m. 18/A, ilgili kanunun arabuluculuğa başvuruyu dava şartı olarak öngördüğü davalar bakımından bir usul çerçevesi belirlemektedir. Bu çerçeveye göre, başvuru uyuşmazlığın konusuna göre yetkili mahkemenin bulunduğu yer arabuluculuk bürosuna yapılır; büro kurulmayan yerlerde görevlendirilen yazı işleri müdürlüğüne başvurulur. Arabulucu görevlendirildiği tarihten itibaren kural olarak üç hafta içinde süreci sonuçlandırır; bu süre zorunlu hâllerde en fazla bir hafta uzatılabilir.

6325 sayılı HUKUK UYUŞMAZLIKLARINDA ARABULUCULUK KANUNU m. 18/AKaynağı aç
MADDE 18/A- (Ek:6/12/2018-7155/23 md.) (1) İlgili kanunlarda arabulucuya başvurulmuş olması dava şartı olarak kabul edilmiş ise arabuluculuk sürecine aşağıdaki hükümler uygulanır. (2) Davacı, arabuluculuk faaliyeti sonunda anlaşmaya varılamadığına ilişkin son tutanağın aslını veya arabulucu tarafından onaylanmış bir örneğini dava dilekçesine eklemek zorundadır. Bu zorunluluğa uyulmaması hâlinde mahkemece davacıya, son tutanağın bir haftalık kesin süre içinde mahkemeye sunulması gerektiği, aksi takdirde davanın usulden reddedileceği ihtarını içeren davetiye gönderilir. İhtarın gereği yerine getirilmez ise dava dilekçesi karşı tarafa tebliğe çıkarılmaksızın davanın usulden reddine karar verilir. Arabulucuya başvurulmadan dava açıldığının anlaşılması hâlinde herhangi bir işlem yapılmaksızın davanın, dava şartı yokluğu sebebiyle usulden reddine karar verilir. (3) Daire Başkanlığı, sicile kayıtlı arabuluculardan bu madde uyarınca arabuluculuk yapmak isteyenleri, varsa uzmanlık alanlarını da belirterek, görev yapmak istedikleri adli yargı ilk derece mahkemesi adalet komisyonlarına göre listeler ve listeleri ilgili komisyon başkanlıklarına bildirir. Komisyon başkanlıkları, bu listeleri kendi yargı çevrelerindeki arabuluculuk bürolarına, arabuluculuk bürosu kurulmayan yerlerde ise görevlendirecekleri sulh hukuk mahkemesi yazı işleri müdürlüğüne gönderir. (4) Başvuru, uyuşmazlığın konusuna göre yetkili mahkemenin bulunduğu yer arabuluculuk bürosuna, arabuluculuk bürosu kurulmayan yerlerde ise görevlendirilen yazı işleri müdürlüğüne yapılır. (5) Arabulucu, komisyon başkanlıklarına bildirilen listeden büro tarafından belirlenir. Ancak tarafların listede yer alan herhangi bir arabulucu üzerinde anlaşmaları hâlinde bu arabulucu görevlendirilir. (6) Başvuran taraf, kendisine ve elinde bulunması hâlinde karşı tarafa ait her türlü iletişim bilgisini arabuluculuk bürosuna verir. Büro, tarafların resmî kayıtlarda yer alan iletişim bilgilerini araştırmaya da yetkilidir. İlgili kurum ve kuruluşlar, büro tarafından talep edilen bilgi ve belgeleri vermekle yükümlüdür. (7) Taraflara ait iletişim bilgileri, görevlendirilen arabulucuya büro tarafından verilir. Arabulucu bu iletişim bilgilerini esas alır, ihtiyaç duyduğunda kendiliğinden araştırma da yapabilir. Elindeki bilgiler itibarıyla her türlü iletişim vasıtasını kullanarak görevlendirme konusunda tarafları bilgilendirir ve ilk toplantıya davet eder. (Ek cümle:28/3/2023-7445/36 md.) Avukatı bulunsa bile asıl tarafı da bilgilendirir. Bilgilendirme ve davete ilişkin işlemlerini belgeye bağlar. (8) Arabulucu, görevlendirmeyi yapan büronun yetkili olup olmadığını kendiliğinden dikkate alamaz. Karşı taraf en geç ilk toplantıda, yetkiye ilişkin belgeleri sunmak suretiyle arabuluculuk bürosunun yetkisine itiraz edebilir. Bu durumda arabulucu, dosyayı derhâl ilgili sulh hukuk mahkemesine gönderilmek üzere büroya teslim eder. Mahkeme, harç alınmaksızın dosya üzerinden yapacağı inceleme sonunda en geç bir hafta içinde yetkili büroyu kesin olarak karara bağlar ve dosyayı büroya iade eder. Mahkeme kararı büro tarafından 11/2/1959 tarihli ve 7201 sayılı Tebligat Kanunu hükümleri uyarınca taraflara tebliğ edilir. Yetki itirazının reddi durumunda aynı arabulucu yeniden görevlendirilir ve dokuzuncu fıkrada belirtilen süreler yeni görevlendirme tarihinden başlar. Yetki itirazının kabulü durumunda ise kararın tebliğinden itibaren bir hafta içinde yetkili büroya başvurulabilir. Bu takdirde yetkisiz büroya başvurma tarihi yetkili büroya başvurma tarihi olarak kabul edilir. Yetkili büro, beşinci fıkra uyarınca arabulucu görevlendirir. (9) Arabulucu, yapılan başvuruyu görevlendirildiği tarihten itibaren üç hafta içinde sonuçlandırır. Bu süre zorunlu hâllerde arabulucu tarafından en fazla bir hafta uzatılabilir. (10) Arabulucu; taraflara ulaşılamaması veya taraflar katılmadığı için görüşme yapılamaması ya da tarafların anlaşması yahut tarafların anlaşamaması hâllerinde arabuluculuk faaliyetini sona erdirir ve son tutanağı düzenleyerek durumu derhâl arabuluculuk bürosuna bildirir. (11) Taraflardan birinin geçerli bir mazeret göstermeksizin ilk toplantıya katılmaması sebebiyle arabuluculuk faaliyetinin sona ermesi durumunda toplantıya katılmayan taraf, son tutanakta belirtilir ve bu taraf davada kısmen veya tamamen haklı çıksa bile karşı tarafın ödemekle yükümlü olduğu yargılama giderlerinin yarısından sorumlu tutulur. (Değişik ikinci cümle:7/11/2024-7531/25 md.) Ayrıca bu taraf lehine Avukatlık Asgari Ücret Tarifesine göre belirlenen vekâlet ücretinin yarısına hükmedilir. Her iki tarafın da ilk toplantıya katılmaması sebebiyle sona eren arabuluculuk faaliyeti üzerine açılacak davalarda tarafların yaptıkları yargılama giderleri kendi üzerlerinde bırakılır.[8] (12) Tarafların arabuluculuk faaliyeti sonunda anlaşmaları hâlinde, arabuluculuk ücreti, Arabuluculuk Asgari Ücret Tarifesinin eki Arabuluculuk Ücret Tarifesinin İkinci Kısmına göre aksi kararlaştırılmadıkça taraflarca eşit şekilde karşılanır. Bu durumda ücret, Tarifenin Birinci Kısmında belirlenen iki saatlik ücret tutarından az olamaz. (13) Arabuluculuk faaliyeti sonunda taraflara ulaşılamaması, taraflar katılmadığı için görüşme yapılamaması veya iki saatten az süren görüşmeler sonunda tarafların anlaşamamaları hâllerinde, iki saatlik ücret tutarı Tarifenin Birinci Kısmına göre Adalet Bakanlığı bütçesinden ödenir. İki saatten fazla süren görüşmeler sonunda tarafların anlaşamamaları hâlinde ise iki saati aşan kısma ilişkin ücret aksi kararlaştırılmadıkça taraflarca eşit şekilde uyuşmazlığın konusu dikkate alınarak Tarifenin Birinci Kısmına göre karşılanır. Adalet Bakanlığı bütçesinden ödenen ve taraflarca karşılanan arabuluculuk ücreti, yargılama giderlerinden sayılır. (14) Bu madde uyarınca arabuluculuk bürosu tarafından yapılması gereken zaruri giderler; arabuluculuk faaliyeti sonunda anlaşmaya varılması hâlinde anlaşma uyarınca taraflarca ödenmek, anlaşmaya varılamaması hâlinde ise ileride haksız çıkacak taraftan tahsil olunmak üzere Adalet Bakanlığı bütçesinden karşılanır. (15) Arabuluculuk bürosuna başvurulmasından son tutanağın düzenlendiği tarihe kadar geçen sürede zamanaşımı durur ve hak düşürücü süre işlemez. (16) Dava açılmadan önce ihtiyati tedbir kararı verilmesi hâlinde 6100 sayılı Kanunun 397 nci maddesinin birinci fıkrasında, ihtiyati haciz kararı verilmesi hâlinde ise 9/6/1932 tarihli ve 2004 sayılı İcra ve İflas Kanununun 264 üncü maddesinin birinci fıkrasında düzenlenen dava açma süresi, arabuluculuk bürosuna başvurulmasından son tutanağın düzenlendiği tarihe kadar işlemez. (Ek cümle:28/3/2023-7445/36 md.) Arabuluculuk bürosuna başvurulmasından sonra, başvuran taraf aleyhine uyuşmazlık konusuyla ilgili olarak icra takibi yapılması durumunda, başvuran tarafın bu takibe karşı son tutanağın düzenlendiği tarihten itibaren iki hafta içinde 2004 sayılı Kanunun 72 nci maddesi uyarınca menfi tespit davası açması ve talep etmesi halinde 2004 sayılı Kanunun 72 nci maddesinin ikinci fıkrası hükmü uygulanır. (17) Arabuluculuk görüşmeleri, taraflarca aksi kararlaştırılmadıkça, arabulucuyu görevlendiren büronun bağlı bulunduğu adli yargı ilk derece mahkemesi adalet komisyonunun yetki alanı içinde yürütülür. (18) Özel kanunlarda tahkim veya başka bir alternatif uyuşmazlık çözüm yoluna başvurma zorunluluğunun olduğu veya tahkim sözleşmesinin bulunduğu hâllerde, dava şartı olarak arabuluculuğa ilişkin hükümler uygulanmaz. (19) İlgili kanunlarda dava şartı olarak arabuluculuğa ilişkin kabul edilen özel hükümler saklıdır. (20) Bu bölümde hüküm bulunmayan hâllerde niteliğine uygun düştüğü ölçüde bu Kanunun diğer hükümleri uygulanır. Bazı uyuşmazlıklarda dava şartı olarak arabuluculuk

Arabuluculuğun dava şartı olarak öngörüldüğü davalarda, son tutanağın dava dilekçesine eklenmemesi hâlinde mahkeme davacıya bir haftalık kesin süre tanır; bu sürede tutanak sunulmazsa dava dilekçesi tebliğe çıkarılmaksızın usulden reddedilir. Arabuluculuğa başvuru tarihinden son tutanağın düzenlendiği tarihe kadar geçen sürede zamanaşımı durur ve hak düşürücü süre işlemez. Ne var ki bu kurallar, yalnızca ilgili kanunda arabuluculuğun açıkça dava şartı olarak öngörüldüğü uyuşmazlıklar için geçerlidir.

Çekişmeli alacak davasında dava açılmadan önce arabuluculuğa başvurulması zorunluluğu, anılan kararda yasal düzenlemelere uygun görülmemiştir. 6325 sayılı Kanun m. 18/A'daki son tutanağın eklenmesi ve arabulucuya başvurulmaması hâlinde usulden ret düzenlemeleri, ilgili kanunda arabuluculuğun dava şartı olarak öngörüldüğü davalar içindir.

Sık Sorulan Sorular

Çekişmeli alacak davası açmadan önce arabulucuya gitmek zorunda mıyım?

Hayır. İİK m. 308/b kapsamındaki çekişmeli alacak davaları zorunlu arabuluculuğa tabi değildir. Bu sonucun gerekçesi konkordatonun kamusal karakteri, alacaklılar arasındaki eşitlik ilkesi ve konkordato ödemeler dengesinin korunması zorunluluğudur. Yargıtay 6. HD E. 2021/4402, K. 2022/1359 sayılı kararı bu gerekçelere dayanarak zorunlu arabuluculuğun bu dava türünde dava şartı oluşturmadığını hükme bağlamıştır.

Çekişmeli alacak davası ne zaman açılmalıdır?

Alacağına itiraz edilen alacaklı, konkordato tasdik kararının ilan tarihinden itibaren bir ay içinde dava açabilir. Bu süre İİK m. 308/b'de düzenlenmiştir. Konkordato mahkemesinin çekişmeli alacağın oy hesabına katılıp katılmayacağına ilişkin kararı bu süreyi etkilemez; ne yönde verilirse verilsin alacaklının dava açma yükümlülüğü devam eder.

Süre içinde dava açılmazsa ne olur?

Süresi içinde dava açmayan alacaklı, çekişmeli alacağa isabet eden konkordato payından ödeme yapılmasını talep edemez. Bu durumda mahkemece bankaya yatırılan pay borçluya iade edilir.

Çekişmeli alacak davasında mahkemenin tasdik aşamasındaki kararı alacağı kesin olarak çözer mi?

Hayır. Konkordato mahkemesinin çekişmeli alacağın oy hesabına katılıp katılmayacağına dair yaklaşık ispat ölçüsündeki kararı maddi hukuk bakımından sonuç doğurmaz. Asıl uyuşmazlık, alacaklı tarafından açılacak çekişmeli alacak davasında genel yargılama usulüne göre çözümlenir; bu davada verilen hüküm ise alacağın tahsilini konkordato projesinin vade, tenzilat ve ödeme koşullarına bağlar.

Çekişmeli alacak nasıl ortaya çıkar?

Konkordato projesine alacağı kaydedilmiş bir alacaklının alacağına borçlunun itiraz etmesiyle o alacak, İİK m. 301 anlamında çekişmeli alacak vasfını kazanır. Komiser, borçluyu iddia olunan alacaklar hakkında açıklamaya davet eder ve defterlere dayalı incelemenin sonucunu İİK m. 302 kapsamındaki raporuna yansıtır.

Arabuluculukta borçlu ile alacaklı konkordato projesinden farklı koşullarda anlaşabilir mi?

Bu tür bir anlaşma, tasdik edilmiş konkordatonun tüm alacaklılar bakımından mecburi ve bağlayıcı olması kuralıyla bağdaşmaz. Özellikle konkordato kapsamında alacak için hiç kaynak ayrılmamış ya da daha az bir miktar belirlenmişse, arabuluculukta daha yüksek bir tutarda uzlaşılması alacaklılar arasındaki eşitliği bozar ve ödemeler dengesini zedeler. Bu durum, diğer alacaklılar bakımından İİK m. 308/f uyarınca konkordatonun feshi hakkını doğurabilir.

Çekişmeli alacak davası hangi mahkemede açılır?

Dava, uyuşmazlığın niteliğine göre belirlenen mahkemede görülür: kira uyuşmazlıklarında Sulh Hukuk Mahkemesi, işçilik alacaklarında İş Mahkemesi, ticari alacaklarda Asliye Ticaret Mahkemesi, ticari olmayan alacaklarda Asliye Hukuk Mahkemesi görevlidir. Bu davalarda Asliye Ticaret Mahkemelerince verilen yetkisizlik kararları, kanun anlamında gerçek bir görev veya yetki kararı değil, iş bölümü devri niteliğindedir.

Hukuki uyarı: Bu içerik genel bilgilendirme amacı taşır; somut olay değerlendirmesi için avukata başvurulmalıdır.

Hazırlayan: Av. Erdal Ersoy

Avukat Erdal Ersoyİletişim ve randevu