Birden Fazla Kişiye Hakaret ve Cumhurbaşkanına Hakarette İçtima

by Avukat Erdal Ersoy
Birden Fazla Kişiye Hakaret ve Cumhurbaşkanına Hakarette İçtima

Tek Fiille Birden Fazla Kişiye Hakaret Edilmesinin Ceza Hukukundaki Yeri

5237 sayılı Türk Ceza Kanunu sistematiğinde temel kural gerçek içtimadır; failin gerçekleştirdiği fiil sayısınca suç ve ceza sorumluluğu doğar. Ancak kanun koyucu bu kurala belirli istisnalar getirmiştir. Tek bir fiille birden çok sonucun meydana geldiği veya birden fazla mağdurun hedef alındığı durumlarda failin orantısız biçimde birden çok cezaya muhatap olmasını önlemek amacıyla fikri içtima ve zincirleme suç mekanizmaları düzenlenmiştir.

Yargıtay Ceza Genel Kurulu, E. 2017/566, K. 2017/317Kaynağı aç
Ceza Genel Kurulu         2017/566 E.  ,  2017/317 K.
"İçtihat Metni"
Kararı veren
Yargıtay Dairesi : 13. Ceza Dairesi
Mahkemesi :Asliye Ceza
Günü : 02.06.2015
Sayısı : 276-686
Sanık …'nın hırsızlık suçundan TCK'nun 142/2-h, 145, 62 ve 53. maddeleri gereğince on kez 2 yıl 1 ay hapis cezası ile cezalandırılmasına ve hak yoksunluğuna ilişkin Ankara 31. Asliye Ceza Mahkemesince verilen 02.06.2015 gün ve 276-686 sayılı hükmün, sanık tarafından temyiz edilmesi üzerine dosyayı inceleyen Yargıtay 13. Ceza Dairesince 25.01.2017 gün ve 18986-681 sayı ile; TCK'nun 53. maddesi yönünden düzeltilerek onanmasına oyçokluğuyla karar verilmiş,
Daire Başkanı … ve Daire Üyesi İ. Kurt;
“Yeni Türk Ceza Adalet Sistemi'nde 'Kaç tane fiil varsa o kadar suç, kaç tane suç varsa o kadar ceza' kuralı geçerlidir. Ancak bu kuralın; bileşik suç, zincirleme suç ve fikri içtimadan ibaret olmak üzere üç ayrı istisnası kabul edilmiştir.
Önce bu istisnaları birkaç cümle ile açıkladıktan sonra asıl konumuz olan aynı neviden fikri içtima konusuna biraz daha yoğunlaşmak istiyoruz.
1- Bileşik Suç : TCK'nın 42. maddesine göre, biri diğerinin unsurunu veya nitelikli hâlini oluşturması dolayısıyla tek fiil sayılan suça bileşik suç denir. Bu tür suçlarda içtima hükümleri uygulanmaz. Örneğin; yağma suçunda, hırsızlık ve tehdit ve/veya yaralama suçları bütünleşerek bağımsız suç olma niteliklerini yitirmiş ve yağma suçunun birer unsuru haline gelmiştir.
2- Zincirleme suç : TCK'nın 43/1. maddesine göre, 'Bir suç işleme kararının icrası kapsamında değişik zamanlarda bir kişiye karşı aynı suçun birden fazla işlenmesi halinde, faile tek ceza verilir. Ancak bu ceza dörtte birinden dörtte üçüne kadar artırılır.'
Zincirleme suç hükümlerinin uygulanabilmesi için, mutlaka, bir suç işleme kararının icrası kapsamında değişik zamanlarda aynı suçun aynı mağdura birden fazla işlenmesi gereklidir. Örneğin; sabah konuttan para, anahtar vs. çalınması ve aynı günün akşamı da, çalınan bu araç anahtarıyla konutun önünde park halinde bulunan aynı mağdura ait aracın çalınması halinde zincirleme suçun varlığı kabul edilebilir.
3- Fikri İçtima:
a) Aynı neviden fikri içtima;
TCK'nın 43/2. maddesine göre, aynı neviden fikri içtima kuralının uygulanabilmesi için aynı suçun birden fazla kişiye karşı tek bir fiille işlenmesi gerekir. Bu durumda faile tek bir ceza verilir. Ancak bu ceza zincirleme suç hükümlerine göre artırılır.
Kanunun gerekçesinden örnek vermek gerekirse; '… bir sözle birden fazla kişiye sövülmüş olması durumunda, her bir mağdur bakımından ayrı sövme suçları değil, bir sövme suçu oluşur. Ancak, bu durumda suçun cezası birinci fıkrada belirtilen oranlarda artırılır.'
TCK'nın 43. maddesinin 3. fıkrasına göre, 1 ve 2. fıkra hükümleri kasten öldürme, kasten yaralama, işkence ve yağma suçlarında uygulanmaz. Yâni, hırsızlık suçunda koşulları varsa, zincirleme suç veya aynı neviden fikri içtima hükmü uygulanabilir.
b) Farklı neviden fikri içtima;
TCK'nın 44. maddesine göre, 'İşlediği bir fiil ile birden fazla farklı suçun oluşmasına sebebiyet veren kişi, bunlardan en ağır cezayı gerektiren suçtan dolayı cezalandırılır.' Örneğin; fail, bıçağı kalbine saplayarak maktülü öldürürken, onun gömleğini de kesmiştir, yâni bir fiille hem insan öldürme hem de mala zarar verme suçunu işlemiştir. Bu durumda fail, yalnızca cezası daha ağır olan insan öldürme suçundan sorumlu olacaktır.
765 sayılı TCK'nın sisteminde, aynı neviden fikri içtima hükümleri yâni TCK'nın 43/2. maddesinin karşılığı yoktur.
Hırsızlık suçu, TCK'nın 43/son fıkrasında sayılan istisnalardan olmadığı için aynı neviden fikri içtima hükümlerinin uygulanabileceği başlıca suçlardandır ve mağdur sayısınca hırsızlık suçunun oluşacağı görüşü de 765 sayılı TCK dönemine ait bir görüştür.
O nedenle, 765 sayılı TCK'nın 80. maddesinin seksen yıllık tatbikatına göre oluşan içtihatlar, 5237 sayılı TCK'nın 43. maddesinin 2. fıkrasını yâni aynı neviden fikri içtima hükümlerini yorumlarken birinci derecede referans olamaz diye düşünüyoruz.
Aynı neviden fikri içtimanın, fikri içtimanın bir türü olmasına rağmen, TCK'nın 43. maddesinde düzenlenmesi yerine, Kanunda fikri içtimanın düzenlendiği TCK'nın 44. maddesine 2. fıkra olarak neden eklenmediği sorulabilir.
Kanaatimizce iki nedenle böyle bir yöntem seçilmiş olabilir.
1- Kanun koyucu, farklı neviden içtimadan ayrı olarak cezada bir miktar artırım yapılmasını, suç ve ceza siyaseti açısından daha uygun görmüştür.
2- Zincirleme suçta olduğu gibi aynı neviden fikri içtimada da bazı suçların istisna kapsamında kalmasını istemiştir.
Kanuna göre hırsızlık suçu birden fazla kişiye karşı tek bir fiille işlenmişse, gerçek içtima hükümleri yerine TCK'nın 43/2. maddesinde düzenlenen aynı neviden fikri içtima hükümlerinin uygulanması lâzımdır. 5237 sayılı TCK'nın 43. maddesini ve özellikle 2. fıkrada düzenlenen aynı neviden fikri içtima hükümleri, 5237 sayılı TCK'nın hazırlanmasında esas alınan üç temel ilkeden biri olan 'Hümanizm İlkesi' ile 3. maddede düzenlenen 'Suç ve Cezada Orantılılık İlkesi' ışığında yorumlanmalıdır. Yâni yorum ve uygulamalarımızla işlenen suçun ağırlığıyla orantılı cezaların verilmesine katkı sağlamalıyız.
Fiilin tekliği ya da çokluğu sorunu :
Yeni suç teorisine göre fiil (1); netice (2), nedensellik bağı (3), konu (4), fail (5) ve mağdur (6) gibi suçun maddi unsurlarından birisi olup, iradi insan davranışıdır.
Hırsızlık suçunda fiil ne zaman tektir? sorusunun cevabını aradığımız için hırsızlık suçunun fiil unsurundan kısaca söz etmek gerekirse;
Suçun temel şeklinde fiil, '… başkasına ait taşınır bir malı … bulunduğu yerden alma'dır.
TCK'nın 141. maddesinin gerekçesine göre de, 'Almak fiilinden maksat, suçun konusunu oluşturan mal üzerinde mağdurun zilyetliğine son verilmesi, mağdurun suç konusu eşya üzerinde zilyetlikten doğan tasarruf haklarını kullanmasının olanaksız hâle gelmesidir. Bu tasarruf olanağı ortadan kaldırılınca suç da tamamlanır.'
Fiilin doğal anlamda tekliği ile hukuki teklik kavramları farklıdır.
Dar bir yorumla, değişik zamanlarda işlendiği kabul edilebilecek fiillerin birden fazla olması, her zaman hukuken de birden fazla fiilin ve dolayısıyla birden fazla suçun varlığını kabul etmemizi gerektirmez.
765 sayılı TCK'nın 80. maddesinde 'muhtelif zamanlarda vaki olsa bile' ibaresinin yer almasına karşılık, 5237 sayılı TCK'nın 43/1. maddesinde 'değişik zamanlarda' ibâresine yer verilmesini de dikkate aldığımızda yeni dönemde 'geniş yorum'un kabul edildiğini, fiilin doğal olarak tekliği ile hukuki teklik kavramlarının aynı olmadığını, aralarında hukuki ve fiili kesinti olmayan, her biri tek başına da suç teşkil edebilen hareketlerin kısa süre içinde tekrarlanması halinde, bu hareketlerin bir bütün olarak tek bir fiil olarak kabul edilmesi gerektiğini düşünmekteyiz.
Fiilin tekliği kavramı ile hareketin tekliği kavramları da aynı değildir. Kasten yaralama suçunda kısa aralıklarla yapılan silah atışı ya da atılan yumruk sayısı birden fazla diye atış ya da darbe sayısı kadar fiilin ve kasten yaralama suçunun varlığını veya cinsel saldırı suçunda duhûl sayısı kadar fiil ve suçun varlığını kabule imkan yoktur. Hırsızlık suçu ile ilgili olarak bir örnek vermek gerekirse; fail, üç ortağa ait olan (bunu fail de biliyor olsun …) markete girip içeriden, 15 kg çay, 20 kg şeker, 50 kg yağ, 50 kg tuz, 70 koli deterjan, kasadan para, masanın üzerindeki cep telefonu ve saireyi aynı zamanda almış olsun. Bu örnekte çok sayıda alma fiili olmasına rağmen bunların hukuken tek bir fiil ve tek bir hırsızlık suçunu oluşturduğunda kuşku bulunmasa gerekir.
Nitekim, Yargıtay Ceza Genel Kurulu da bu düşüncelerden hareketle, 02.10.2007 günlü, 2007/6-195 esas ve 2007/197 karar sayılı kararında, 'fiilin tekliği' konusunda geniş yorumu benimsenmek suretiyle, 'yakınanın evinden para ve bir kısım eşya ile birlikte alınan otomobil anahtarıyla evin otoparkında bulunan aracın çalınmasının tek bir hırsızlık suçunu oluşturacağı'nı kabul etmiştir. YCGK, 21.05.2013 günlü, 2012/1543 esas ve 2013/257 karar sayılı kararında; 'gündüzleyin bina içinden mağdura ait cep telefonu ve araç anahtarının çalınması, aynı günün gecesinde de gündüz çalınan anahtarla mağdurun otomobilinin çalınmaya teşebbüs edilmesi suçlarını' fiiller arasında zaman bakımından aralık (fiili kesinti) bulunması nedeniyle zincirleme suçun varlığını kabul etmiştir.
YCGK, 08.06.2010 günlü, 11/98–143 esas ve karar sayılı kararında ise; 'Kanunda 'aynı zaman' ve 'değişik zaman' kavramları konusunda açıklık bulunmadığından, bu hususun her somut olayın özelliği gözönüne alınarak değerlendirilmesi ve eylemin değişik zamanlarda işlenip işlenmediğinin belirlenmesi, bu bağlamda, aynı zaman kavramının dar yorumlanmayarak, çok kısa zaman aralıklarının da aynı zaman dilimi olarak kabul edilmesi' gerektiğini açıkça vurgulamıştır.
Tıpkı hırsızlık suçu gibi malvarlığına karşı işlenen suçlardan olan dolandırıcılık suçuna ilişkin olarak YCGK, 16.04.2013 günlü, 2012/15-1407 esas ve 2013/140 karar sayılı kararında; 'sanığın eyleminin 12.000 Liralık bir araç satışına özgülenmesi nedeniyle, mağdura değişik tarihlerde birden fazla havale yaptırmak suretiyle' ve 13.03.2012 günlü, 2012/15-488 esas ve 2012/97 karar sayılı kararında ise; 'sanığın, kendisinin olmayan arsayı hileyle satarak (!) mağdurdan önce 5.000 Lira, birkaç gün sonra da kardeşi öldüğü için tapuda devri sonradan vermek bahanesiyle 20.000 Lira daha alması' eylemlerinin tek fiil ve tek suç olarak kabul edildiğini görüyoruz. Yargıtay 15. CD'nin de bu yönde çok sayıda kararı mevcuttur.
Aynı şekilde yağma suçuna ilişkin olarak YCGK'nın 07.02.2012 günlü, 2011/6-332 esas ve 2012/21 karar sayılı kararında; 'iş görüşmesi bahanesiyle iki mağduru ıssız bir yere götürüp darp ettikten sonra, önce kadın bulmalarını istediği, daha sonra mağdurlardan birini rehin tutup diğerini 1.000 Lira getirmesi için tehdit ettiği, köye giden mağdurun bir miktar nakit para ve çeyrek altın bulup sanığa verdiği, '500 Lirayı daha cuma gününe kadar getireceksin' diyerek rehin tuttuğu mağduru salıvermesi' eyleminde, sanığın iradesinin baştan itibaren mağdurdan belli bir miktar para almaya özgülenmiş olması gerekçesiyle, eylemde birden fazla mağdur ve fiil olmasına rağmen, tek bir fiil ve tek bir suçun varlığı kabul edilmiştir. Yargıtay 6. CD'nin de bu yönde çok sayıda kararı mevcuttur.
Dairemizin oy çokluğuyla verdiği 16.01.2012 gün ve 2011/31869 esas ve 2012/778 karar sayılı kararında ise; 'üç ayrı vakitte (… aynı gün ikindi, akşam ve yatsı vakitlerinde), üç ayrı camiiden olmak üzere, toplam 25 çift ayakkabı çalınması olayında, mağdur sayısınca (25 ayrı) suç değil; her bir camiden gerçekleştirilen birden fazla mağdura ait ayakkabı çalınması fiili ayrı birer hırsızlık suçu kabul edilip, bu fiillerin mağdurları birden fazla olduğu için, aynı neviden fikri içtima hükümleri uygulanmak suretiyle üç ayrı camiden üç ayrı hırsızlık suçunun varlığı' kabul edilmiştir. Karara konu olayda, gerçek içtima yâni mağdur sayısınca fiil ve hırsızlık suçunun oluştuğu görüşünün kabulü hâlinde failin, çaldığı 25 çift ayakkabı nedeniyle, en az 25 yıl 200 ay yâni yaklaşık 41 yıl 7 ay (6545 sayılı Kanun değişikliğinden sonra ise 100 yıldan fazla …) ceza alması gerekecektir. Bu cezanın fiilin ağırlığıyla orantılı olamayacağını değerlendirmekteyiz.
Fiilin tekliği ve çokluğu kavramları ile TCK'nın 43. maddesiyle yapılan düzenleme konularında doktrinde de büyük ölçüde yukarıda özetlenen Yargıtay kararlarındakine benzer görüşler dile getirilmiştir.
Nitekim Prof. Dr. İ. Özgenç; ' … failin hırsızlık suçunun konusunu oluşturan her bir eşyanın mülkiyetinin farklı kişilere ait olmasına rağmen, bu eşya üzerinde bir kişi zilyed olabilir. Mülkiyeti farklı kişilere ait olan eşya üzerinde emanetçi konumunda bir kişi zilyeddir. Emanetçi ambarında bulunan mülkiyeti farklı kişilere ait eşyaların çalınması halinde suçun mağduru, bu eşyalar üzerinde meşru zilyed konumundaki emanetçidir. Farklı kişilere ait olan eşyayı nakletmekte olan bir kamyoncu, bu eşya üzerinde meşru zilyeddir. Kamyondan bu eşyaların çalınması halinde, mağdur, zilyed konumundaki kamyon şoförüdür. Bu itibarla, söz konusu örnek olaylarda bir hırsızlık suçunun işlendiğini kabul etmek gerekir.
Aynı şekilde eşya üzerindeki hakimiyet bir başkasına tevdi edilmeden, mülkiyet veya zilyetlik devri olmaksızın, korumasız bir şekilde hırsızlığa karşı herhangi bir tedbir almaksızın bir yerde bırakılmış olabilir. Örneğin yaygın bir uygulama olarak camilerde ibadet sırasında, kişiler ayakkabılarını herhangi bir koruma olmadan ayakkabılığa bırakırlar. Bu durumda olan eşya çalındığı takdirde, bunların mülkiyeti farklı kişilere ait olsa bile kanaatimizce bir hırsızlık suçunun oluştuğunu kabul etmek gerekir. Başka bir ifadeyle, bu gibi durumlarda, çalınan eşyanın mülkiyetinin farklı kişilere ait olduğu göz önünde bulundurularak, eşyası çalınan kişi sayısınca hırsızlık suçunun işlendiği sonucuna varılmamalıdır.
Geceleyin bir konuta girmek suretiyle işlenen hırsızlık suçunda suçun konusunu oluşturan eşyalardan bir kısmının bayan ziynet eşyası, bir kısmının ise ceket cebinden alınan cüzdan ile içindeki para ve çeklerden ibaret olması halinde; suçun konusunu oluşturan ziynet eşyalarının bir hanımefendiye, cüzdan ile içindeki para ve çeklerin ise bir beyefendiye ait olduğu ve dolayısıyla birden fazla kişiye karşı hırsızlık suçunun işlendiği düşünülebilir. Ancak, bu gibi durumlarda, bir hırsızlık suçunun işlendiğinin kabulü gerekir. TCK’nın 43. maddesinin birinci ve ikinci fıkraları hükümlerinin uygulanma kabiliyeti bulunmamaktadır.
Bu açıklamalarımızdan çıkan sonuç şudur: Bir konuta girerek işlenen hırsızlık suçu örneğinde, konut içinde bulunan eşyalar üzerinde konutta bulunan bütün kişiler (aile bireyi olsun veya olmasın) müşterek zilyed konumunda olduğu için, bir hırsızlık suçunun işlendiğini kabul etmek gerekir. Başka bir deyişle, bu gibi durumlarda birden fazla kişinin mağdur edildiği düşüncesinden hareketle mağdur sayısınca suçun oluştuğunu ve dolayısıyla, gerçek içtima hükümlerinin uygulanması gerektiği sonucuna varılamaz ve keza; bir fiille aynı suçun birden fazla kişiye karşı işlendiği düşüncesiyle TCK’nın 43. maddesinin birinci ve ikinci fıkraları hükümleri gereğince hırsızlık suçundan dolayı verilmesi gereken cezanın artırılması yoluna gidilemez.' görüşündedir. (Prof. Dr. İ. Özgenç; Türk Ceza Hukuku, Genel Hükümler, 11. Bası, sahife; 587-588)
Hırsızlık suçunun tek fiille birden fazla mağdura karşı işlendiği hallerde, müşterek zilyetlik söz konusu ise artık, aynı neviden fikri içtima hükümlerinin de uygulanamayacağı görüşüne bizde iştirak ediyoruz.
Aynı şekilde, Prof. E. Artuk, Prof. A. Gökcen ve Prof. C. Yenidünya'da, Yargıtay CGK'nın 11.06.2013 gün ve 13/303-296 esas ve karar sayılı içtihadına konu olayda; sanığın, mağdur işçilerin soyunma odası olarak kullandığı kabinin içinde askılarda bulunan beş ayrı mağdura ait pantolon cebinden, aynı zamanda cep telefonu ve paralarını çalması olayında, TCK'nın 43/2 maddesinin uygulanması gerektiğini savunan azınlık görüşünün daha doğru olduğunu belirtmişlerdir. (Ceza Hukuku – Genel Hükümler, 9. bası, sahife; 715)
Bu açıklamalardan sonra somut olayı değerlendirecek olursak;
Sanığın, on (10) mağdura ait olup, bodrum katında olan ve bir arada bulunan su sayaçlarını söküp (aynı zamanda) çaldığında kuşku bulunmadığından, doğal olarak tek olmayan bu fiillerin hukuken tek bir fiil olarak kabul edilmesi ve nitelikli hırsızlık suçundan (TCK m. 142/2-h) bir kez ceza verilmesi, ancak; bu tek fiilin birden fazla kişiye karşı işlenmesi nedeniyle verilecek cezanın TCK'nın 43/2. maddesinin yollamasıyla aynı maddenin 1. fıkrası uyarınca artırılması gerekir.
Mağdur tek olsaydı fiili de tek sayacağımız bu olayda mağdur sayısınca hırsızlık suçunun oluştuğunu kabul ile gerçek içtima hükümlerinin uygulanması doğru değildir. İlk derece mahkemesi kararının bu nedenden dolayı bozulması gerekir.” görüşüyle karşı oy kullanmışlardır.
Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı ise 24.02.2017 gün ve 238614 sayı ile;
"…Sanığın savunmasında suça konu sayaçların her birinin ayrı dairelere ve dolayısıyla kişilere ait olduğunu suçu işlerken bildiği yolunda bir ayrıntı ya da dosya içerisinde sanığın bunu bildiğine dair bir aleyhe tespit yoktur. Suça konu sayaçların 10 dairenin tek bir kişi tarafından kullanılması halinde eylemin bir kişiye karşı tek suç oluşturacağında tereddüt bulunmayan olayda, sanığın bodrum katında bir arada bulunan 10 ayrı sayacı aynı zamanda almasının dairelerin farklı kişilere ait çıkması sebebiyle ayrı suç olarak kabul edilip 10 kez uygulama yapılması yasaya uygun görünmemektedir. 765 sayılı Yasanın yürürlükte olduğu 01.06.2005 tarihinden öncesinden farklı olarak 5237 sayılı Yasanın 43/2. maddesinde aynı neviden fikri içtima düzenlenmiş ve 'aynı suçun birden fazla kişiye karşı tek bir fiille işlenmesi halinde faile tek ceza verileceği ancak bu cezanın zincirleme suç hükümlerine göre artırılacağı' hüküm altına alınmıştır.
Olayımızda da suça konu sayaçların ayrı ayrı kişilere ait olduğunu bildiğine dair delil bulunmayan sanığın eylemine zincirleme suç hükümleri uygulanmalıdır. Nitekim, Yüksek Dairenin 23.01.2017 tarih, 2017/43 esas, 2017/577 karar sayılı ilamında da, okul idaresi tarafından öğrencilerden disiplin amacıyla toplanan ve okul müdür yardımcısının odasında muhafaza edilen telefonların bunu öğrenen sanık tarafından okula ait başka eşyalarla birlikte çalınması eylemi alt sınırdan ayrınılması gerekli tek suç olarak kabul edilmiştir.
Bu sebeplerle; sanık hakkında 10 ayrı kez hırsızlık suçundan uygulama yapılmasına ilişkin yerel mahkeme hükmünün onanmasına dair karara eylemin tek suç olarak kabulüyle zincirleme suç hükümlerinin uygulanması gerekir" düşüncesiyle itiraz kanun yoluna başvurmuştur.
CMK'nun 308/3. maddesi uyarınca inceleme yapan Özel Dairece, 15.03.2017 gün, 1817-2634 sayı ve oyçokluğuyla, itirazın yerinde görülmediğinden bahisle Yargıtay Birinci Başkanlığına gönderilen dosya, Ceza Genel Kurulunca değerlendirilmiş ve açıklanan gerekçelerle karara bağlanmıştır.
TÜRK MİLLETİ ADINA
CEZA GENEL KURULU KARARI
İtirazın kapsamına göre inceleme, sanık hakkında hırsızlık suçundan kurulan hükümlerle sınırlı olarak yapılmıştır.
Eylemin sübutuna ilişkin bir uyuşmazlık ve bu kabulde dosya kapsamı itibarıyla da herhangi bir isabetsizlik bulunmayan somut olayda, Özel Daire çoğunluğu ile Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı arasında oluşan ve Ceza Genel Kurulunca çözümlenmesi gereken uyuşmazlık; aynı binada oturan şikâyetçilerin bodrum katında bir arada bulunan su sayaçlarını çalan sanık hakkında, on ayrı hırsızlık suçundan mı hüküm kurulması, yoksa 5237 sayılı TCK'nun 43/2. maddesi uyarınca zincirleme suç hükümlerinin mi uygulanması gerektiğinin belirlenmesine ilişkindir.
İncelenen dosya kapsamından;
Sanığın, olay günü şikâyetçilerin ikamet ettiği binaya hırsızlık amacıyla gelerek binanın bodrum katında bir arada bulunan, üzerlerinde farklı seri numaraları yazılı şikâyetçilere ait on ayrı su sayacını çaldığı, suça konu sayaçlardan bir adedinin 65 Lira değerinde olup, suçlamayı kabul eden sanık tarafından olay nedeniyle meydana gelen zararın giderilmediği anlaşılmaktadır.
Uyuşmazlığın isabetli bir biçimde çözümlenebilmesi için "zincirleme suç" hükümleri üzerinde durulmalıdır.
5237 sayılı Türk Ceza Kanununa hakim olan ilke gerçek içtima olduğundan, bunun sonucu olarak, "kaç fiil varsa o kadar suç, kaç suç varsa o kadar ceza" söz konusu olacaktır. Nitekim bu husus Adalet Komisyonu raporunda; "Ceza hukukunun temel kurallarından birisi, ‘kaç fiil varsa o kadar suç, kaç suç varsa o kadar ceza vardır’ şeklinde ifade edilmektedir. Bunun istisnaları, suçların içtimaı bölümünde belirlenmiştir. Bu istisnalar dışında, işlenen her bir suçla ilgili olarak ayrı ayrı cezaya hükmedilecektir. Böylece verilen her bir ceza, bağımsızlığını koruyacaktır" şeklinde dile getirilmiştir. Bu kuralın istisnalarına ise, 5237 sayılı TCK'nun "suçların içtimaı" bölümünde, 42 (bileşik suç), 43 (zincirleme suç) ve 44. (fikri içtima) maddelerinde yer verilmiştir.
Ceza hukukunda kanundaki suç tanımına uygun şekilde gerçekleşen her netice ilke olarak ayrı bir suç oluşturur ve fail kaç netice meydana getirmiş ise o kadar suç işlemiş sayılarak her birinden dolayı ayrı ve bağımsız cezalandırılır. Ancak bazı hallerde birden fazla netice meydana gelmiş olsa bile, faile meydana gelen netice kadar ceza verilmeyerek tek bir ceza verilmesi ile yetinilir. Birden fazla neticenin meydana gelmesine karşın faile tek ceza verilmesini gerektiren hallerden biri de zincirleme suçtur.
Zincirleme suç, 765 sayılı Kanunun 80. maddesinde; "Bir suç işlemek kararının icrası cümlesinden olarak kanunun aynı hükmünün bir kaç defa ihlal edilmesi, muhtelif zamanlarda vaki olsa bile bir suç sayılır. Fakat bundan dolayı terettüp edecek ceza altıda birden yarıya kadar artırılır" şeklinde düzenlenmiştir. Buna karşın 5237 sayılı Kanunun 43. maddesinin ilk fıkrasında; "Bir suç işleme kararının icrası kapsamında, değişik zamanlarda bir kişiye karşı aynı suçun birden fazla işlenmesi durumunda, bir cezaya hükmedilir. Ancak bu ceza, dörtte birinden dörtte üçüne kadar artırılır. Bir suçun temel şekli ile daha ağır veya daha az cezayı gerektiren nitelikli şekilleri, aynı suç sayılır. Mağduru belli bir kişi olmayan suçlarda da bu fıkra hükmü uygulanır" biçiminde zincirleme suç düzenlemesine yer verilmiş, ikinci fıkrasında; "Aynı suçun birden fazla kişiye karşı tek bir fiille işlenmesi durumunda da, birinci fıkra hükmü uygulanır" denilmek suretiyle aynı neviden fikri içtima kurumu hüküm altına alınmış, üçüncü fıkrasında ise; "Kasten öldürme, kasten yaralama, işkence ve yağma suçlarında bu madde hükümleri uygulanmaz" düzenlemesi ile zincirleme suç ve aynı neviden fikri içtima hükümlerinin uygulanamayacağı suçlar belirtilmiştir.
5237 sayılı TCK'nun 43/1. maddesi uyarınca zincirleme suç hükümlerinin uygulanabilmesi için;
a- Aynı suçun değişik zamanlarda birden fazla işlenmesi,
b- İşlenen suçların mağdurlarının aynı kişi olması,
c- Bu suçların aynı suç işleme kararı altında işlenmesi gerekmektedir.
TCK'nun 43/1. maddesinin düzenlemesinden anlaşılacağı üzere, zincirleme suç hükümlerinin uygulandığı hallerde aslında işlenmiş birden fazla suç olmasına karşın, fail bu suçların her birinden ayrı ayrı cezalandırılmamakta, buna karşın bir suçtan verilen ceza belirli bir miktarda arttırılmaktadır.
Zincirleme suça ilişkin bu genel açıklamalardan sonra, öğretide aynı neviden fikri içtima olarak tanımlanan TCK'nun 43. maddesinin ikinci fıkrasının da değerlendirilmesi gerekmektedir.
TCK'nun 43. maddesinin ikinci fıkrası; "Aynı suçun birden fazla kişiye karşı tek bir fiille işlenmesi durumunda da, birinci fıkra hükmü uygulanır" hükmünü içermekte olup, zincirleme suçtan farklı bir müessese olan ve aynı neviden fikri içtima olarak kabul edilen bu durumda, fiil yani hareket tektir ve bu fiille aynı suç birden fazla kişiye karşı işlenmektedir. Burada, hareket tek olduğu için, fail hakkında bir cezaya hükmolunacağı, ancak bu cezanın Kanunun 43/1. maddesine göre artırılacağı öngörülmüştür.
Ancak burada kastedilen, fiil ya da hareketin, doğal anlamda değil hukuki anlamda tek olmasıdır. Bazen suçların işlenmesi sırasında doğal olarak birden fazla hareket yapılmakta ise de, ortaya konulan bu davranışlar suçun kanuni tanımında yer alan hukuki anlamdaki "tek bir fiili" oluşturmaktadır. Örneğin; failin mağduru birden fazla yumruk ve tekme vurmak suretiyle yaralaması, yalan tanıklık yapan failin birden fazla beyanda bulunması, kasten öldürme fiilinin herbiri tek başına öldürücü nitelikte beş bıçak darbesi ile işlenmesi gibi. Bazı suç tiplerinde ise, kanundaki tanımda belirtilen birbirinin alternatifi olan birden fazla hareketin gerçekleştirilmesiyle suç işlenebilmektedir. Öğretide "seçimlik hareketli suçlar" olarak isimlendirilen bu suç tiplerinde, sayılan seçimlik hareketlerin herhangi birisinin gerçekleştirilmesi suçun oluşumu açısından yeterlidir. Belirtilen seçimlik hareketlerden birkaçının ya da tamamının yapılması halinde de birden fazla suç değil, tek suç oluşacaktır. Ancak seçimlik hareketli suçtan söz edebilmek için kanunda sayılan seçimlik hareketlerin aynı konuya ilişkin olması gerekmektedir. (İzzet Özgenç, Türk Ceza Hukuku Genel Hükümler, Seçkin Yayınevi, 11. Bası, Ankara, 2015, s.169; Mahmut Koca-İlhan Üzülmez, Türk Ceza Hukuku Genel Hükümler, Adalet Yayınevi, 8. Bası, Ankara, 2015, s.114)
5237 sayılı Türk Ceza Kanununda bazı suçlarda özel olarak aynı neviden fikri içtima hükmüne yer verilmiştir. Örneğin; belirsiz sayıda kişilerin sağlığını bozmak amacıyla ve bu amacı gerçekleştirmeye elverişli olacak surette, radyasyona tabi tutulması halinde, radyasyon yayma suçunun temel şekline nazaran daha ağır ceza öngörülmüştür. (TCK 172/2) Bu suçlar için özel bir aynı neviden fikri içtima kuralı öngörülmüş olduğundan, ayrıca TCK'nun 43/2. maddesi uyarınca cezanın arttırılması yoluna gidilmeyecektir.
Aynı neviden fikri içtimadan söz edilebilmesi için;
1- Hareket ya da fiilin hukuki anlamda tek olması,
2- Birden fazla suçun işlenmiş olması,
3- İşlenen birden fazla suçun "aynı suç" olması,
4- Bu suçların mağdurlarının farklı olması gerekmektedir.
Bu dört şartın birlikte gerçekleşmesi durumunda, faile tek ceza verilecek, ancak bu ceza artırılacaktır. Örneğin; bir sözle birden çok kişiye karşı cinsel tacizde bulunulması, bir mektupla birden çok kişiye hakaret edilmesi, bir odada bulunan çok sayıda kişinin üzerine kapının kilitlenmesi suretiyle hürriyetlerinden yoksun kılınmaları hallerinde aynı neviden fikri içtima söz konusu olup, TCK'nun 43/2. maddesi uyarınca uygulama yapılması gerekmektedir.
Yapılan bu açıklamalar gözönüne alındığında; hukuki anlamda tek olarak kabul edilemeyecek fiil ile birden fazla mağdura karşı hırsızlık suçunun işlenmesi halinde TCK'nun 43/2. maddesinde düzenlenen aynı neviden fikri içtima hükümlerinin uygulanması mümkün değildir ve mağdur sayısınca hırsızlık suçunun oluştuğunun kabulü gerekir.
Bu bilgiler ışığında uyuşmazlık konusu değerlendirildiğinde;
Sanığın hırsızlık amacıyla şikâyetçilerin oturduğu apartmana gelerek binanın bodrum katında bir arada bulunan ve üzerlerinde farklı seri numarası yazılı şikâyetçilere ait on ayrı su sayacını çaldığı olayda; on ayrı daireye ait su sayacının ayrı ayrı çalınması nedeniyle doğal anlamda tek bir fiilden bahsedilemeyeceği, kaldı ki eylemin gerçekleştiriliş şekli itibarıyla hukuki anlamda tek bir fiilin de söz konusu olmadığı, bu durumda sanık hakkında zincirleme suç hükümlerinin uygulanmasının mümkün bulunmadığı anlaşıldığından, yerel mahkemece sanık hakkında her bir şikâyetçiye yönelik hırsızlık suçu nedeniyle ayrı ayrı mahkûmiyet hükmü kurulmasında bir isabetsizlik bulunmadığı kabul edilmelidir.
Bu itibarla yerel mahkeme hükmünün TCK'nun 53. maddesi yönünden düzeltilerek onanmasına ilişkin Özel Daire kararı isabetli olup Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı itirazının reddine karar verilmelidir.
Çoğunluk görüşüne katılmayan Ceza Genel Kurulu Üyesi …;
“Yeni Türk Ceza Adalet Sistemi'nde 'Kaç tane fiil varsa o kadar suç, kaç tane suç varsa o kadar ceza' kuralı geçerlidir. Ancak bu kuralın; bileşik suç, zincirleme suç ve fikri içtimadan ibaret olmak üzere üç ayrı istisnası kabul edilmiştir.
Önce bu istisnaları birkaç cümle ile açıkladıktan sonra asıl konumuz olan aynı neviden fikri içtima konusuna biraz daha yoğunlaşmak istiyoruz.
1- Bileşik Suç: TCK'nın 42. maddesine göre, biri diğerinin unsurunu veya nitelikli hâlini oluşturması dolayısıyla tek fiil sayılan suça bileşik suç denir. Bu tür suçlarda içtima hükümleri uygulanmaz. Örneğin; yağma suçunda, hırsızlık ve tehdit ve/veya yaralama suçları bütünleşerek bağımsız suç olma niteliklerini yitirmiş ve yağma suçunun birer unsuru haline gelmiştir.
2- Zincirleme suç: TCK'nın 43/1. maddesine göre, 'Bir suç işleme kararının icrası kapsamında değişik zamanlarda bir kişiye karşı aynı suçun birden fazla işlenmesi halinde, faile tek ceza verilir. Ancak bu ceza dörtte birinden dörtte üçüne kadar artırılır.'
Zincirleme suç hükümlerinin uygulanabilmesi için, mutlaka, bir suç işleme kararının icrası kapsamında değişik zamanlarda aynı suçun aynı mağdura birden fazla işlenmesi gereklidir. Örneğin; sabah konuttan para, anahtar vs. çalınması ve aynı günün akşamı da, çalınan bu araç anahtarıyla konutun önünde park halinde bulunan aynı mağdura ait aracın çalınması halinde zincirleme suçun varlığı kabul edilebilir.
3- Fikri İçtima:
a) Aynı neviden fikri içtima;
TCK'nın 43/2. maddesine göre, aynı neviden fikri içtima kuralının uygulanabilmesi için aynı suçun birden fazla kişiye karşı tek bir fiille işlenmesi gerekir. Bu durumda faile tek bir ceza verilir. Ancak bu ceza zincirleme suç hükümlerine göre artırılır.
Kanunun gerekçesinden örnek vermek gerekirse; '… bir sözle birden fazla kişiye sövülmüş olması durumunda, her bir mağdur bakımından ayrı sövme suçları değil, bir sövme suçu oluşur. Ancak, bu durumda suçun cezası birinci fıkrada belirtilen oranlarda artırılır.'
TCK'nın 43. maddesinin 3. fıkrasına göre, 1 ve 2. fıkra hükümleri kasten öldürme, kasten yaralama, işkence ve yağma suçlarında uygulanmaz. Yâni, hırsızlık suçunda koşulları varsa, zincirleme suç veya aynı neviden fikri içtima hükmü uygulanabilir.
b) Farklı neviden fikri içtima;
TCK'nın 44. maddesine göre, 'İşlediği bir fiil ile birden fazla farklı suçun oluşmasına sebebiyet veren kişi, bunlardan en ağır cezayı gerektiren suçtan dolayı cezalandırılır.' Örneğin; fail, bıçağı kalbine saplayarak maktülü öldürürken, onun gömleğini de kesmiştir, yâni bir fiille hem insan öldürme hem de mala zarar verme suçunu işlemiştir. Bu durumda fail, yalnızca cezası daha ağır olan insan öldürme suçundan sorumlu olacaktır.
765 sayılı TCK'nın sisteminde, aynı neviden fikri içtima hükümleri yâni TCK'nın 43/2. maddesinin karşılığı yoktur.
Hırsızlık suçu, TCK'nın 43/son fıkrasında sayılan istisnalardan olmadığı için aynı neviden fikri içtima hükümlerinin uygulanabileceği başlıca suçlardandır ve mağdur sayısınca hırsızlık suçunun oluşacağı görüşü de 765 sayılı TCK dönemine ait bir görüştür.
O nedenle, 765 sayılı TCK'nın 80. maddesinin seksen yıllık tatbikatına göre oluşan içtihatlar, 5237 sayılı TCK'nın 43. maddesinin 2. fıkrasını yâni aynı neviden fikri içtima hükümlerini yorumlarken birinci derecede referans olamaz diye düşünüyoruz.
Aynı neviden fikri içtimanın, fikri içtimanın bir türü olmasına rağmen, TCK'nın 43. maddesinde düzenlenmesi yerine, Kanunda fikri içtimanın düzenlendiği TCK'nın 44. maddesine 2. fıkra olarak neden eklenmediği sorulabilir.
Kanaatimizce iki nedenle böyle bir yöntem seçilmiş olabilir.
1- Kanun koyucu, farklı neviden içtimadan ayrı olarak cezada bir miktar artırım yapılmasını, suç ve ceza siyaseti açısından daha uygun görmüştür.
2- Zincirleme suçta olduğu gibi aynı neviden fikri içtimada da bazı suçların istisna kapsamında kalmasını istemiştir.
Kanuna göre hırsızlık suçu birden fazla kişiye karşı tek bir fiille işlenmişse, gerçek içtima hükümleri yerine TCK'nın 43/2. maddesinde düzenlenen aynı neviden fikri içtima hükümlerinin uygulanması lâzımdır. 5237 sayılı TCK'nın 43. maddesini ve özellikle 2. fıkrada düzenlenen aynı neviden fikri içtima hükümleri, 5237 sayılı TCK'nın hazırlanmasında esas alınan üç temel ilkeden biri olan 'Hümanizm İlkesi' ile 3. maddede düzenlenen 'Suç ve Cezada Orantılılık İlkesi' ışığında yorumlanmalıdır. Yâni yorum ve uygulamalarımızla işlenen suçun ağırlığıyla orantılı cezaların verilmesine katkı sağlamalıyız.
Fiilin tekliği ya da çokluğu sorunu (Doğal olarak teklik/Hukuki anlamda teklik)
Yeni suç teorisine göre fiil (1); netice (2), nedensellik bağı (3), konu (4), fail (5) ve mağdur (6) gibi suçun maddi unsurlarından birisi olup, iradi insan davranışıdır.
Hırsızlık suçunda fiil ne zaman tektir? sorusunun cevabını aradığımız için hırsızlık suçunun fiil unsurundan kısaca söz etmek gerekirse;
Suçun temel şeklinde fiil, '… başkasına ait taşınır bir malı … bulunduğu yerden alma'dır.
TCK'nın 141. maddesinin gerekçesine göre de, 'Almak fiilinden maksat, suçun konusunu oluşturan mal üzerinde mağdurun zilyetliğine son verilmesi, mağdurun suç konusu eşya üzerinde zilyetlikten doğan tasarruf haklarını kullanmasının olanaksız hâle gelmesidir. Bu tasarruf olanağı ortadan kaldırılınca suç da tamamlanır.'
Fiilin doğal anlamda tekliği ile hukuki teklik kavramları farklıdır.
Dar bir yorumla, değişik zamanlarda işlendiği kabul edilebilecek fiillerin birden fazla olması, her zaman hukuken de birden fazla fiilin ve dolayısıyla birden fazla suçun varlığını kabul etmemizi gerektirmez.
765 sayılı TCK'nın 80. maddesinde 'muhtelif zamanlarda vaki olsa bile' ibaresinin yer almasına karşılık, 5237 sayılı TCK'nın 43/1. maddesinde 'değişik zamanlarda' ibâresine yer verilmesini de dikkate aldığımızda yeni dönemde 'geniş yorum'un kabul edildiğini, fiilin doğal olarak tekliği ile hukuki teklik kavramlarının aynı olmadığını, aralarında hukuki ve fiili kesinti olmayan, her biri tek başına da suç teşkil edebilen hareketlerin kısa süre içinde tekrarlanması halinde, bu hareketlerin bir bütün olarak tek bir fiil olarak kabul edilmesi gerektiğini düşünmekteyiz.
Fiilin tekliği kavramı ile hareketin tekliği kavramları da aynı değildir. Kasten yaralama suçunda kısa aralıklarla yapılan silah atışı ya da atılan yumruk sayısı birden fazla diye atış ya da darbe sayısı kadar fiilin ve kasten yaralama suçunun varlığını veya cinsel saldırı suçunda duhûl sayısı kadar fiil ve suçun varlığını kabule imkan yoktur. Hırsızlık suçu ile ilgili olarak bir örnek vermek gerekirse; fail, üç ortağa ait olan (bunu fail de biliyor olsun …) markete girip içeriden, 15 kg çay, 20 kg şeker, 50 kg yağ, 50 kg tuz, 70 koli deterjan, kasadan para, masanın üzerindeki cep telefonu ve saireyi aynı zamanda almış olsun. Bu örnekte çok sayıda alma fiili olmasına rağmen bunların hukuken tek bir fiil ve tek bir hırsızlık suçunu oluşturduğunda kuşku bulunmasa gerekir.
Nitekim, Yargıtay Ceza Genel Kurulu da bu düşüncelerden hareketle, 02.10.2007 günlü, 2007/6-195 esas ve 2007/197 karar sayılı kararında, 'fiilin tekliği' konusunda geniş yorumu benimsenmek suretiyle, 'yakınanın evinden para ve bir kısım eşya ile birlikte alınan otomobil anahtarıyla evin otoparkında bulunan aracın çalınmasının tek bir hırsızlık suçunu oluşturacağı'nı kabul etmiştir. YCGK, 21.05.2013 günlü, 2012/1543 esas ve 2013/257 karar sayılı kararında; 'gündüzleyin bina içinden mağdura ait cep telefonu ve araç anahtarının çalınması, aynı günün gecesinde de gündüz çalınan anahtarla mağdurun otomobilinin çalınmaya teşebbüs edilmesi suçlarını' fiiller arasında zaman bakımından aralık (fiili kesinti) bulunması nedeniyle zincirleme suçun varlığını kabul etmiştir.
YCGK, 08.06.2010 günlü, 11/98–143 esas ve karar sayılı kararında ise; 'Kanunda 'aynı zaman' ve 'değişik zaman' kavramları konusunda açıklık bulunmadığından, bu hususun her somut olayın özelliği gözönüne alınarak değerlendirilmesi ve eylemin değişik zamanlarda işlenip işlenmediğinin belirlenmesi, bu bağlamda, aynı zaman kavramının dar yorumlanmayarak, çok kısa zaman aralıklarının da aynı zaman dilimi olarak kabul edilmesi' gerektiğini açıkça vurgulamıştır.
Tıpkı hırsızlık suçu gibi malvarlığına karşı işlenen suçlardan olan dolandırıcılık suçuna ilişkin olarak YCGK, 16.04.2013 günlü, 2012/15-1407 esas ve 2013/140 karar sayılı kararında; 'sanığın eyleminin 12.000 Liralık bir araç satışına özgülenmesi nedeniyle, mağdura değişik tarihlerde birden fazla havale yaptırmak suretiyle' ve 13.03.2012 günlü, 2012/15-488 esas ve 2012/97 karar sayılı kararında ise; 'sanığın, kendisinin olmayan arsayı hileyle satarak (!) mağdurdan önce 5.000 Lira, birkaç gün sonra da kardeşi öldüğü için tapuda devri sonradan vermek bahanesiyle 20.000 Lira daha alması' eylemlerinin tek fiil ve tek suç olarak kabul edildiğini görüyoruz. Yargıtay 15. CD'nin de bu yönde çok sayıda kararı mevcuttur.
Aynı şekilde yağma suçuna ilişkin olarak YCGK'nın 07.02.2012 günlü, 2011/6-332 esas ve 2012/21 karar sayılı kararında; 'iş görüşmesi bahanesiyle iki mağduru ıssız bir yere götürüp darp ettikten sonra, önce kadın bulmalarını istediği, daha sonra mağdurlardan birini rehin tutup diğerini 1.000 Lira getirmesi için tehdit ettiği, köye giden mağdurun bir miktar nakit para ve çeyrek altın bulup sanığa verdiği, '500 Lirayı daha cuma gününe kadar getireceksin' diyerek rehin tuttuğu mağduru salıvermesi' eyleminde, sanığın iradesinin baştan itibaren mağdurdan belli bir miktar para almaya özgülenmiş olması gerekçesiyle, eylemde birden fazla mağdur ve fiil olmasına rağmen, tek bir fiil ve tek bir suçun varlığı kabul edilmiştir. Yargıtay 6. CD'nin de bu yönde çok sayıda kararı mevcuttur.
Dairemizin oy çokluğuyla verdiği 16.01.2012 gün ve 2011/31869 esas ve 2012/778 karar sayılı kararında ise; 'üç ayrı vakitte (… aynı gün ikindi, akşam ve yatsı vakitlerinde), üç ayrı camiiden olmak üzere, toplam 25 çift ayakkabı çalınması olayında, mağdur sayısınca (25 ayrı) suç değil; her bir camiden gerçekleştirilen birden fazla mağdura ait ayakkabı çalınması fiili ayrı birer hırsızlık suçu kabul edilip, bu fiillerin mağdurları birden fazla olduğu için, aynı neviden fikri içtima hükümleri uygulanmak suretiyle üç ayrı camiden üç ayrı hırsızlık suçunun varlığı' kabul edilmiştir. Karara konu olayda, gerçek içtima yâni mağdur sayısınca fiil ve hırsızlık suçunun oluştuğu görüşünün kabulü hâlinde failin, çaldığı 25 çift ayakkabı nedeniyle, en az 25 yıl 200 ay yâni yaklaşık 41 yıl 7 ay (6545 sayılı Kanun değişikliğinden sonra ise 100 yıldan fazla …) ceza alması gerekecektir. Bu cezanın fiilin ağırlığıyla orantılı olamayacağını değerlendirmekteyiz.
Fiilin tekliği ve çokluğu kavramları ile TCK'nın 43. maddesiyle yapılan düzenleme konularında doktrinde de büyük ölçüde yukarıda özetlenen Yargıtay kararlarındakine benzer görüşler dile getirilmiştir.
Nitekim Prof. Dr. İ. Özgenç; ' … failin hırsızlık suçunun konusunu oluşturan her bir eşyanın mülkiyetinin farklı kişilere ait olmasına rağmen, bu eşya üzerinde bir kişi zilyed olabilir. Mülkiyeti farklı kişilere ait olan eşya üzerinde emanetçi konumunda bir kişi zilyeddir. Emanetçi ambarında bulunan mülkiyeti farklı kişilere ait eşyaların çalınması halinde suçun mağduru, bu eşyalar üzerinde meşru zilyed konumundaki emanetçidir. Farklı kişilere ait olan eşyayı nakletmekte olan bir kamyoncu, bu eşya üzerinde meşru zilyeddir. Kamyondan bu eşyaların çalınması halinde, mağdur, zilyed konumundaki kamyon şoförüdür. Bu itibarla, söz konusu örnek olaylarda bir hırsızlık suçunun işlendiğini kabul etmek gerekir.
Aynı şekilde eşya üzerindeki hakimiyet bir başkasına tevdi edilmeden, mülkiyet veya zilyetlik devri olmaksızın, korumasız bir şekilde hırsızlığa karşı herhangi bir tedbir almaksızın bir yerde bırakılmış olabilir. Örneğin yaygın bir uygulama olarak camilerde ibadet sırasında, kişiler ayakkabılarını herhangi bir koruma olmadan ayakkabılığa bırakırlar. Bu durumda olan eşya çalındığı takdirde, bunların mülkiyeti farklı kişilere ait olsa bile kanaatimizce bir hırsızlık suçunun oluştuğunu kabul etmek gerekir. Başka bir ifadeyle, bu gibi durumlarda, çalınan eşyanın mülkiyetinin farklı kişilere ait olduğu göz önünde bulundurularak, eşyası çalınan kişi sayısınca hırsızlık suçunun işlendiği sonucuna varılmamalıdır.
Geceleyin bir konuta girmek suretiyle işlenen hırsızlık suçunda suçun konusunu oluşturan eşyalardan bir kısmının bayan ziynet eşyası, bir kısmının ise ceket cebinden alınan cüzdan ile içindeki para ve çeklerden ibaret olması halinde; suçun konusunu oluşturan ziynet eşyalarının bir hanımefendiye, cüzdan ile içindeki para ve çeklerin ise bir beyefendiye ait olduğu ve dolayısıyla birden fazla kişiye karşı hırsızlık suçunun işlendiği düşünülebilir. Ancak, bu gibi durumlarda, bir hırsızlık suçunun işlendiğinin kabulü gerekir. TCK’nın 43. maddesinin birinci ve ikinci fıkraları hükümlerinin uygulanma kabiliyeti bulunmamaktadır.
Bu açıklamalarımızdan çıkan sonuç şudur: Bir konuta girerek işlenen hırsızlık suçu örneğinde, konut içinde bulunan eşyalar üzerinde konutta bulunan bütün kişiler (aile bireyi olsun veya olmasın) müşterek zilyed konumunda olduğu için, bir hırsızlık suçunun işlendiğini kabul etmek gerekir. Başka bir deyişle, bu gibi durumlarda birden fazla kişinin mağdur edildiği düşüncesinden hareketle mağdur sayısınca suçun oluştuğunu ve dolayısıyla, gerçek içtima hükümlerinin uygulanması gerektiği sonucuna varılamaz ve keza; bir fiille aynı suçun birden fazla kişiye karşı işlendiği düşüncesiyle TCK’nın 43. maddesinin birinci ve ikinci fıkraları hükümleri gereğince hırsızlık suçundan dolayı verilmesi gereken cezanın artırılması yoluna gidilemez.' görüşündedir. (Prof. Dr. İ. Özgenç; Türk Ceza Hukuku, Genel Hükümler, 11. Bası, sahife; 587-588)
Hırsızlık suçunun tek fiille birden fazla mağdura karşı işlendiği hallerde, müşterek zilyetlik söz konusu ise artık, aynı neviden fikri içtima hükümlerinin de uygulanamayacağı görüşüne bizde iştirak ediyoruz.
Aynı şekilde, Prof. E. Artuk, Prof. A. Gökcen ve Prof. C. Yenidünyada, Yargıtay CGK'nın 11.06.2013 gün ve 13/303-296 esas ve karar sayılı içtihadına konu olayda; sanığın, mağdur işçilerin soyunma odası olarak kullandığı kabinin içinde askılarda bulunan beş ayrı mağdura ait pantolon cebinden, aynı zamanda cep telefonu ve paralarını çalması olayında, TCK'nın 43/2 maddesinin uygulanması gerektiğini savunan azınlık görüşünün daha doğru olduğunu belirtmişlerdir. (Ceza Hukuku – Genel Hükümler, 9. bası, sahife; 715)
Bu açıklamalardan sonra somut olayı değerlendirecek olursak;
Sanığın, on (10) ayrı mağdura ait olup, bodrum katında bir arada bulunan ve toplam 600 Lira kıymetinde olan on (10)adet su sayacını söküp (aynı zamanda) çaldığında kuşku bulunmadığından, doğal olarak tek olmayan bu fiillerin hukuken tek bir fiil olarak kabul edilmesi ve nitelikli hırsızlık suçundan (TCK m. 142/2-h) bir kez ceza verilmesi, ancak; bu tek fiilin birden fazla kişiye karşı işlenmesi nedeniyle verilecek cezanın TCK'nın 43/2. maddesinin yollamasıyla aynı maddenin 1. fıkrası uyarınca artırılması gerekir.
Mağdur tek olsaydı fiili de tek sayacağımız bu olayda mağdur sayısınca hırsızlık suçunun oluştuğunu kabul ile gerçek içtima hükümlerinin uygulanması doğru değildir.” açıklamasıyla,
Çoğunluk görüşüne katılmayan altı Ceza Genel Kurulu Üyesi de; benzer düşüncelerle Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı itirazının kabulüne karar verilmesi gerektiği yönünde karşı oy kullanmışlardır.
SONUÇ:
Açıklanan nedenlerle;
1-Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı itirazının REDDİNE,
2-Dosyanın, mahalline gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİİNE, 06.06.2017 tarihinde yapılan müzakerede oyçokluğuyla karar verildi.
Yargıtay Ceza Genel Kurulu, E. 2012/1-1569, K. 2013/575Kaynağı aç
Ceza Genel Kurulu         2012/1-1569 E.  ,  2013/575 K.
"İçtihat Metni"
İtirazname :2011/56245
Yargıtay Dairesi : 1. Ceza Dairesi
Mahkemesi : SAMSUN 1. Ağır Ceza
Günü : 08.11.2010
Sayısı : 265-235
Sanık Z.B..'ın katılan F..'ya yönelik kasten öldürme suçuna teşebbüsten beraatine, mağdur N..'e yönelik olası kastla yaralama suçundan ise 5237 sayılı TCK’nun 86/1, 21/2, 86/3-e, 87/1-d, 62, 53 ve 63. maddeleri gereğince 4 yıl 2 ay hapis cezasıyla cezalandırılmasına, hak yoksunluğuna ve mahsuba ilişkin, Samsun 1. Ağır Ceza Mahkemesince verilen 15.04.2009 gün ve 46-66 sayılı hükmün sanık müdafii ve katılan vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine dosyayı inceleyen Yargıtay 1. Ceza Dairesince 02.05.2010 gün ve 8593-4102 sayı ile;
“…2-a) Sanığın mağdur F..'ya yönelik eylemi yönünden ;
Sanığın mağdur F..'ya 3 metre mesafeden öldürmeye elverişli silahla başına hedef alarak ateş ettiği, F..'nın sanığın kızı mağdur N..'in arkasına saklanması nedeniyle isabet almadığı, N..in yaralandığı anlaşılmakla, sanığın eylemine uyan 5237 sayılı TCK'nun 81 ve 35. maddeleri uyarınca cezalandırılması gerektiğinin düşünülmemesi,
b) Sanığın mağdur N..'e yönelik eylemi yönünden;
Sanığın mağduru hayati tehlike geçirecek şekilde silahla olası kast ile yaralamış olması nedeniyle, sanığın lehine olacak şekilde sırasıyla 5237 sayılı TCK'nun 86/1, 86/3-e, 87/1-d, 21/2 ve 62/1. maddeleri uyarınca uygulama yapılması gerektiğinin gözetilmemesi" isabetsizliklerinden bozulmasına karar verilmiştir.
Yerel mahkemece bozmaya uyularak yapılan yargılama sonucunda 08.11.2010 gün ve 265-235 sayı ile; sanığın katılan F..'ya yönelik kasten öldürme suçuna teşebbüsten 5237 sayılı TCK'nun 81/1, 35/2, 62 ve 53. maddeleri uyarınca 8 yıl 4 ay hapis cezası ile cezalandırılmasına ve hak yoksunluğuna, mağdur N..'e yönelik olası kastla yaralama suçundan ise aynı kanunun 86/1, 86/3-e, 87/1-d, 21/2, 62/1 ve 53. maddeleri uyarınca 2 yıl 6 ay hapis cezası ile cezalandırılmasına ve hak yoksunluğuna karar verilmiştir.
Bu hükmün de sanık müdafii tarafından temyiz edilmesi üzerine dosyayı inceleyen Yargıtay 1. Ceza Dairesince 19.10.2011 gün ve 4519-6149 sayı ile;
“Toplanan deliller karar yerinde incelenip, sanığın mağdur F..’yı kasten öldürmeye teşebbüs ve mağdur N..’i olası kastla yaralama suçlarının sübutu kabul, oluşa ve soruşturma sonuçlarına uygun şekilde suçların niteliği tayin, takdire ilişen cezayı azaltıcı sebebinin nitelik ve derecesi takdir kılınmış, savunması inandırıcı gerekçelerle reddedilmiş, incelenen dosyaya göre bozma üzerine verilen hükümlerde isabetsizlik görülmemiş olduğundan sanık müdafilerinin usule, delillerin takdirinde hata yapıldığına, suç vasfına, cezada teşdit uygulanmasının hatalı olduğuna, 44. madde gereğince sanığın eyleminin tek suç oluşturduğuna vesaireye yönelen ve yerinde görülmeyen temyiz itirazlarının reddiyle; TCK'nun 43 ve 44. maddelerinin birlikte değerlendirilmesi sonucu; gerçek içtima hükümleri uygulanarak kurulan, Birinci Ceza Dairesinin öğretide de benimsenen (Prof. Dr. İzzet Özgenç, Türk Ceza Hukuk Genel Hükümler, 3. Bası, Ankara, 2008, s.528) yerleşmiş uygulamalarına uygun olan hükümlerin onanmasına” oyçokluğuyla karar verilmiş, Daire Üyesi M. Ö..; "TCK'nun 44. maddesinde düzenlenen fikri içtima hükümleri uyarınca sanığın yalnızca F..ya yönelik kasten öldürme suçuna teşebbüsten cezalandırılması gerektiği" görüşüyle karşı oy kullanmıştır.
Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı ise 16.01.2012 gün ve 56245 sayı ile;
“…Sanık Z. B..'ın katılan F. B..'ı öldürme kastıyla ateş etmesi sonucu, F. B.. yerine, olay yerinde bulunan ve F..'nın arkasına saklanması nedeniyle isabet alan N.. yaralanmıştır. Sanığın fiili hareketin tek olması nedeniyle tektir. Eylemi nedeniyle F..'ya yönelik kasten öldürmeye teşebbüs ve N…'e yönelik olası kastla yaralama suçları oluşmuştur. Öldürme ve yaralama suçları farklı suçlardır, bu nedenle olayda aynı neviden içtima başka bir anlatımla TCK'nun 43/2-3. maddesinin uygulama olanağı bulunmamaktadır. Oluşan suçların farklı olması nedeniyle TCK'nun 44. maddesinde yer alan fikri içtima kurallarının uygulanması gündeme gelecek ve sanığın bu suçlardan somut olaya göre en ağır olan öldürmeye teşebbüs suçundan cezalandırılması gerekecektir. Yasa koyucunun TCK'nun 43/3. maddesinde bilerek koyduğu düzenlemenin bir benzerini TCK'nun 44. maddesinde yapmamasının sonucunu sanığa yüklemek adil de olmayacaktır.
Anılan değerlendirmelerin ışığında, sanık Z. B.. hakkında TCK'nun 44. maddesi uyarınca farklı neviden fikri içtima kuralları uygulanarak en ağır olan öldürmeye teşebbüs suçu nedeniyle cezalandırılmasına karar verilmesi gerekirken, gerçek içtima kuralları uygulanarak iki ayrı cezaya hükmeden yerel mahkeme kararının bozulmasına karar verilmesi yerine onanmasında isabet bulunmamaktadır” görüşüyle itiraz kanun yoluna başvurarak, Özel Daire onama kararının kaldırılmasına ve yerel mahkeme hükmünün bozulmasına karar verilmesi talebinde bulunmuştur.
CMK'nun 308. maddesi uyarınca inceleme yapan Yargıtay 1. Ceza Dairesince 05.12.2012 gün ve 4387-9109 sayı ile, oyçokluğuyla itiraz nedenlerinin yerinde görülmediğinden bahisle Yargıtay Birinci Başkanlığına gönderilen dosya, Ceza Genel Kurulunca değerlendirilmiş ve açıklanan gerekçelerle karara bağlanmıştır.
TÜRK MİLLETİ ADINA
CEZA GENEL KURULU KARARI
Sanık hakkında M. K..'i kasten öldürme, katılan N.K..'i kasten öldürmeye teşebbüs, mağdur N. Ke..'i olası kastla yaralama ve 6136 sayılı Kanuna aykırılık suçlarından kurulan mahkûmiyet hükümleri Özel Dairece onanmak suretiyle kesinleşmiş olup, inceleme sanığın katılan F. B.. ve mağdur N.K..'a yönelik eylemlerinden kurulan hükümlerle sınırlı olarak yapılmıştır.
Özel Daire çoğunluğu ile Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı arasında oluşan ve Ceza Genel Kurulunca çözümlenmesi gereken uyuşmazlık, katılan F. B…'a öldürme kastıyla bir el ateş eden sanığın, araya giren kızı mağdur N. K..'ı olası kastla yaraladığı olayda, 5237 sayılı TCK'nun 44. maddesi gereğince fikri içtima şartlarının oluşup oluşmadığının belirlenmesine ilişkindir.
İncelenen dosya kapsamından;
Suç tarihinden yaklaşık bir ay önce sanık Z..'nın ikamet ettiği köy yolunun heyelan nedeniyle bozulduğu, resmi makamlarca henüz yardım yapılmadan sanığın kendi imkanları ile köyün genel yolu niteliğindeki bu yolu yaptırdığı, komşularının da masrafa katılmalarını istediği, komşulardan bir kısmının maddi yardımda bulunduğu, ancak maktûl M..'in aynı mahallede oturan kayınbiraderi olan S..'ın yardıma katılmadığı, olay günü bir arkadaşı ile arazisine bakmak için evden çıkan S..'ın sanık Z..'nın yolda park halinde bıraktığı ve geçişlere engel olması için çekmediği römork nedeniyle tarlasına gidemediği, eve döndüğünde bayramlaşmak için gelen M..'e olanları anlattığı, hem sanık Z.. ile konuşmak hem de bayram ziyaretlerinde bulunmak üzere S..'ın kullandığı araçla M.., oğlu N.., eşi N.., kayınvalidesi F.. ve G..'ın yola çıktıkları, evinin önünden geçerken sanığın bağırarak küfürlü sözler söylemesi üzerine arabayı durdurdukları, M.., oğlu N..ve G..'ın araçtan indikleri, F.. ve N..'in ilk aşamada araçta kaldıkları, evin önünde de sanık Z..nın kızı, eşi, gelini ve bir kısım akrabalarının bulunduğu, araçtan inen Mahir'in sanık Ziya'nın koluna girdiği ve onu sakinleştirmeye çalıştığı, konuşma sırasında sanığın belindeki tabancayı çıkardığı, Mahir'e göğüs bölgesinden iki el ateş ettiği, M..in yere düştüğü, sanığın kendisine doğru koşan M..'in oğlu N..'i de karın bölgesinden vurduğu, bu sırada araçtaki F..ve N..' ile evin önünde bulunan sanığın kızı N..'in de olay yerine geldiği, sanığın F..'yı hedef alan bir atışla F..'nın yakınında bulunan öz kızı N..'i başından yaraladığı, ardından M..'in eşi N..'i de ayağından vurduğu, kargaşa sonrasında G.. ve N..'in sanığı etkisiz hale getirdikleri ve elinden tabancayı alarak tarlaya attıkları,
Eylemler sonucunda M..'in yaşamını yitirdiği, N..'in basit tıbbi müdahale ile giderilemeyecek ve vücudunda kemik kırığı meydana gelecek şekilde, N..'in basit tıbbi müdahale ile giderilemeyecek ve yaşamını tehlikeye sokmayacak şekilde yaralandığı,
Başından ateşli silahla yaralanan mağdur N..'de ise çökme kırığının meydana geldiği, yaralanmasının basit tıbbi müdahale ile giderilemez nitelikte olduğu, yaşamını tehlikeye soktuğu, saptanan kırığın hayat fonksiyonlarını ağır derecede (4.) etkileyecek nitelikte olduğu ve organlardan birinin sürekli zayıflaması ya da yitirilmesi niteliğinde anatomik bir eksikliğinin bulunmadığının belirlendiği,
Sanığın aşamalarda eylemleri kendisinin gerçekleştirmediğini, olay günü çıkan arbedede kim tarafından silah kullanıldığını görmediğini savunduğu,
Anlaşılmaktadır.
5237 sayılı TCK’nun hazırlanmasında "kaç fiil varsa o kadar suç, kaç suç varsa o kadar ceza vardır" ilkesi esas alınmış, dolayısıyla da gerçek içtima kuralı benimsenmiştir. Nitekim Adalet Komisyonu raporunda bu husus; "Ceza hukukunun temel kurallarından birisi, ‘kaç fiil varsa o kadar suç, kaç suç varsa o kadar ceza vardır’ şeklinde ifade edilmektedir. Bunun istisnaları, suçların içtimaı bölümünde belirlenmiştir. Bu istisnalar dışında, işlenen her bir suçla ilgili olarak ayrı ayrı cezaya hükmedilecektir. Böylece verilen her bir ceza, bağımsızlığını koruyacaktır" şeklinde ifade edilmiştir (TBMM Adalet Komisyonu’nun 03.08.2004 gün ve 1/593-60 sayılı Raporu). Bu kuralın istisnalarına ise, 5237 sayılı TCK’nun “suçların içtimaı” bölümünde, 42 (bileşik suç), 43 (zincirleme suç) ve 44. (fikri içtima) maddelerinde yer verilmiştir.
765 sayılı TCK’nda, aynı nev’iden fikri içtima ile farklı nev’iden fikri içtima tek madde halinde 79. madde de düzenlenmiş iken, 5237 sayılı TCK’nda bu iki hal birbirinden ayrılarak, aynı nev’iden fikri içtima, zincirleme suçun düzenlendiği 43. maddenin 2. fıkrasında, farklı nev’iden fikri içtima ise kanunun 44. maddesinde düzenlenmiştir.
5237 sayılı TCK’nun “Zincirleme Suç” başlıklı 43. maddesinin 2. fıkrasında; “Aynı suçun birden fazla kişiye karşı tek bir fiille işlenmesi durumunda da, birinci fıkra hükmü uygulanır” denilmek suretiyle zincirleme suçtan farklı bir müessese olan aynı nev’iden fikri içtima düzenlenmiş, tek fiil (hareket) ile aynı suçun birden fazla kişiye karşı işlenmesi durumunda, hareketin sayısı nedeniyle, fail hakkında bir cezaya hükmolunacağı, ancak bu cezanın TCK’nun 43/1. maddesine göre artırılacağı öngörülmüştür.
TCK’nun 43. maddesinin 3. fıkrasında ise; “Kasten öldürme, kasten yaralama, işkence ve yağma suçlarında bu madde hükümleri uygulanmaz” hükmüne yer verilmek suretiyle, bu suçlarda zincirleme suç hükümleri ile aynı nev’iden fikri içtima kuralının uygulanmayacağı, dolayısıyla sayılan bu suçlarda, failin mağdur sayısınca ayrı ayrı cezalandırılacağı kabul edilmiştir.
Yine 5237 sayılı TCK’nda yaptırıma bağlanan bazı suçlarda, özel olarak aynı nev’iden fikri içtima hükmüne yer verilmesi suretiyle, bu suçlarda ayrıca TCK’nun 43/2. maddesi uyarınca cezanın arttırılamayacağı esası benimsenmiştir. Örneğin; TCK'nun 172. maddesinin 2. fıkrasında; belirsiz sayıda kişilerin sağlığını bozmak amacıyla ve bu amacı gerçekleştirmeye elverişli olacak surette, radyasyona tabi tutulması halinde, radyasyon yayma suçunun temel şekline nazaran daha ağır ceza öngörülmüştür.
Bu açıklamalara göre, aynı nev’iden fikri içtimanın şartlarını, hareket ya da fiilin hukuki anlamda tek olması, tek fiille birden fazla aynı suçun işlenmiş olması, suç mağdurlarının farklı olması, işlenen suçun 5237 sayılı TCK’nun 43. maddesinin 3. fıkrasında belirtilen suçlardan olmaması, suç tipinde özel olarak aynı nev’iden fikri içtima hükmüne yer verilmemesi şeklinde belirlemek mümkündür.
Farklı neviden fikri içtima ise 5237 sayılı Kanunun 44. maddesinde; “(1) İşlediği bir fiil ile birden fazla farklı suçun oluşmasına sebebiyet veren kişi, bunlardan en ağır cezayı gerektiren suçtan dolayı cezalandırılır” şeklinde düzenlenmiş olup, bu hükmün uygulanabilmesi için işlenen bir fiille birden fazla farklı suçun oluşması gerekmektedir.
Kanun koyucu, işlediği bir fiille birden fazla farklı suçu işleyen failin, fiilinin tek olması nedeniyle en ağır ceza ile cezalandırılmasını yeterli görmüş, bu şekilde “non bis in idem” kuralı gereğince bir fiilden dolayı kişinin birden fazla cezalandırılmasının da önüne geçilmesini amaçlamış, “erime sistemi”ni benimsemek suretiyle, bu suçlardan en ağır cezayı gerektiren suçtan dolayı ceza verilmesi ile yetinilmesini tercih etmiştir.
5237 sayılı TCK’nun 44. maddesinde yer alan “bir fiil” ibaresi ve aynı kanunun 43. maddesinin ikinci fıkrasında belirtilen “tek bir fiil” ifadesi ile kast edilen hususun ne olduğunun açıklanması gerekmektedir. Doğal anlamda gerçekleştirilen her bedeni hareket ayrı bir hareketi oluşturmakta ise de, hukuki anlamda hareketin tek olması ile ifade edilmek istenen husus, doğal anlamda birden fazla hareket bulunsa dahi, bu hareketlerin, hukuki nedenlerden dolayı değerlendirmede birlik oluşturması suretiyle tek hareket kabulüdür. Diğer bir anlatımla, doğal anlamda fiilin tek olduğu her halde hukuki anlamda da fiilin tek olduğu söylenebilirse de, doğal anlamda fiilin çok olduğu her halde hukuki anlamda da fiilin çok olduğu her zaman söylenemeyecektir. Bazen bir hareketler kümesi, hukuki açıdan tek bir fiil olarak kabul edilecektir. Bu halde suç tipinin birden fazla hareketle ihlal edilebilir olması hareketin hukuken tekliğini etkilemeyecek, doğal hareketler hukuken tek kabul edilecektir. Fikri içtimada da, fiil ya da hareketin tekliği, doğal anlamda değil hukuki anlamda tek olmayı ifade etmektedir. Bir kısım suçların işlenmesi sırasında doğal olarak birden fazla hareket yapılmakta ise de, ortaya konulan bu davranışlar suçun kanuni tanımında yer alan hukuksal anlamdaki “tek bir fiili” oluşturmaktadır. Nitekim öğretide de benzer nitelikte görüşler ileri sürülmüştür. (Mahmut Koca – İlhan Üzülmez, Türk Ceza Hukuku Genel Hükümler, Seçkin Yayınevi, 6. Bası, Ankara, 2013, s.476 vd., Hamide Zafer, Ceza Hukuku Genel Hükümler, Beta Yayımcılık, 3. Bası, İstanbul, 2013, s. 462 vd., Mehmet Emin Artuk – Ahmet Gökçen – Caner Yenidünya, Ceza Hukuku Genel Hükümler, Adalet Yayınevi, 7. Bası, Ankara, 2013, s.653 vb.)
5237 sayılı TCK’nun genel hükümleri arasında yer alan fikri içtima kuralları, şartlarının bulunması halinde kural olarak her suç için uygulanabilir ise de, kanun koyucunun açıkça istisna öngördüğü hallerde bu kuralın uygulanması imkanı bulunmamaktadır. Nitekim, 5237 sayılı TCK'nun 212. maddesinde, sahte resmi veya özel belgenin bir başka suçun işlenmesi sırasında kullanılması halinde, hem sahtecilik hem de ilgili suçtan dolayı ayrı ayrı cezaya hükmolunacağı belirtilerek, açıkça fikri içtima hükümlerinin uygulanması engellenmiştir.
Bu anlatımlara göre, farklı nev’iden fikri içtimaın şartları, hareket ya da fiilin hukuki anlamda tek olması, tek fiille birden fazla farklı suçun işlenmiş olması, işlenen suçlarla ilgili kanunda açıkça fikri içtima hükümlerinin uygulanmasının engellenmemiş olması şeklinde belirlenebilecektir.
Görüldüğü gibi; 5237 sayılı TCK'nun gerek 43. maddesinin 2. fıkrasında düzenlenen aynı neviden fikri içtima, gerekse 44. maddesinde hüküm altına alınan farklı neviden fikri içtimada hukuki anlamda tek bir fiille birden fazla suçun işlenmesi sözkonusudur. Bununla birlikte aynı neviden fikri içtimada suçların aynı olmasına karşın, farklı neviden fikri içtimada suçların farklı olacağı hususu iki düzenleme arasındaki ayrımı ortaya koymaktadır.
Bu bağlamda "aynı suç" ile "farklı suç" kavramlarının da açıklığa kavuşturulması gerekmektedir. 5237 sayılı TCK'nun 44. maddesinin gerekçesinde; "Bir suçun temel ve nitelikli şekilleri dışındaki suçlar, fikri içtima uygulamasında farklı suç olarak kabul edilmelidir" şeklinde açıklamalara yer verilmiştir. Buna göre, anılan maddede yer alan "farklı suç" tan kastedilen, bir suçun temel ve nitelikli şekilleri dışında kalan ve Türk Ceza Kanununda ya da özel ceza kanunlarında yer alan, yani ceza hukuku mevzuatındaki diğer suç hükümleridir. Bunun yanında, bir suçun basit hali ile nitelikli hali ya da unsurları aynı olan suçlar aynı suç sayılacağı gibi, bir suçun teşebbüs halinde kalması ile tamamlanması veya olası kastla işlenmesi ile doğrudan kastla işlenmesi hallerinde de aynı suç söz konusu olacaktır.
Uyuşmazlık konusu ile bağlantılı olarak, TCK'nun "Hayata karşı suçlar" bölümünde 81 ve 82. maddelerinde hüküm altına alınan "kasten öldürme" ve "kasten nitelikli öldürme" suçları ile "Vücut dokunulmazlığına karşı suçlar" bölümünde 86 ve 87. maddelerinde tanımlanan "kasten yaralama" ve "neticesi sebebiyle ağırlaşmış yaralama" suçlarının farklı suçlar olduğu rahatlıkla söylenebilecektir.
Diğer taraftan, TCK'nun 43. maddenin üçüncü fıkrasında aynı nev'iden fikri içtimanın uygulanamayacağı suçlar arasında "kasten öldürme" sayılmışken, 44. maddede düzenlenen farklı nev'iden fikri içtima ile ilgili olarak kasten öldürme suçları yönünden böyle bir istisnaya yer verilmemiştir. Dolayısıyla; TCK'nun 43/3. maddesinde sayılan suçlar aynı fiille birden çok kişiye karşı işlendiği takdirde gerçek içtima kuralı uygulanacak, her bir suçtan dolayı fail ayrı ayrı cezalandırılacaktır. Fakat sözkonusu istisnaya kanunun 44. maddesinde yer verilmediğinden, aynı fiille 43. maddenin 3. fıkrasında sayılan suçlarla birlikte başka bir suçun işlenmesi halinde, farklı neviden fikri içtima hükümleri gereğince en ağır suçtan ceza verilecektir. Diğer bir deyişle, hukuki anlamda tek bir fiille bir kişinin kasten öldürülmesi yanında, başka bir suçun da işlendiği durumlarda, öncelikle ikinci suçun nitelendirilmesi yapılacak, ikinci suçun kasten öldürme suçu ile aynı suç olduğunun saptanması halinde aynı neviden fikri içtima hükümleri değil TCK'nun 43/3 maddesi göz önüne alınarak gerçek içtima kuralları uygulanacak, ikinci suçun kasten öldürme suçundan farklı suç olduğunun belirlenmesi halinde ise 44. maddede düzenlenen farklı nev'iden fikri içtima kuralı uyarınca sadece cezası en ağır olan suçtan ceza verilmesi ile yetinilecektir.
Bu açıklamalar ışığında somut olay değerlendirildiğinde;
Katılan F..'ya öldürme kastıyla bir el ateş eden sanığın, araya giren kızı mağdur N..'i olası kastla yaraladığı somut olayda, katılan F..'yı öldürme amacıyla ona doğru bir kez “ateş etme” eyleminin hukuki anlamda tek fiil sayılması gerektiği ve bu suretle, tek olan eylem sonunda hem mağdur N..'e karşı olası kastla yaralama suçunun, hem de mağdur F..'ya karşı kasten öldürme suçuna teşebbüsün meydana geldiği hususlarında şüphe bulunmadığından, bir fiil ile birden fazla farklı suçun oluşmasına sebebiyet veren sanık hakkında 5237 sayılı TCK’nun 44. maddesinin uygulanması ve meydana gelen suçların en ağırından ceza verilmesi gerekmektedir.
Bu nedenle, sanığın hem katılan F..'yı kasten öldürme suçuna teşebbüsten, hem de mağdur N..'i olası kastla yaralamadan mahkûmiyetine ilişkin yerel mahkeme hükmü ve bu hükmün onanmasına dair Özel Daire kararı isabetsizdir.
Bu itibarla, itirazın kabulüne, Özel Daire onama kararının kaldırılmasına ve yerel mahkeme hükmünün bozulmasına karar verilmelidir.
Çoğunluk görüşüne katılmayan yedi Genel Kurul Üyesi; "Katılan F..'ya öldürme kastıyla bir el ateş eden sanığın, araya giren kızı mağdur N..'i olası kastla yaraladığı olayda; 5237 sayılı TCK'nun 44. maddesi gereğince fikri içtima hükümlerinin uygulanması mümkün olmadığından, itirazın reddine karar verilmesi gerektiği " görüşüyle karşı oy kullanmışlardır.
SONUÇ:
Açıklanan nedenlerle;
1- Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı itirazının KABULÜNE,
2- Yargıtay 1. Ceza Dairesinin 19.10.2011 gün ve 4519-6149 sayılı onama kararının KALDIRILMASINA,
3- Samsun 1. Ağır Ceza Mahkemesinin 08.11.2010 gün ve 265-235 sayılı hükmünün, "sanık hakkında 5237 sayılı TCK'nun 44. maddesi uyarınca farklı neviden fikri içtima hükümlerinin uygulanması gerektiğinin gözetilmemesi" isabetsizliğinden BOZULMASINA,
4- Dosyanın, mahalline gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİİNE, 03.12.2013 günü yapılan müzakerede oyçokluğuyla karar verildi.

Hakaret içeren sözlerin veya eylemlerin tek bir iradi karar altında ve aynı olay örgüsü içinde birden çok kişiyi hedef alması hâlinde, her bir muhatap yönünden ayrı bir suç mu oluşacağı yoksa tek bir ceza üzerinden mi sorumluluk kurulacağı sorunu ortaya çıkar. Mağdurlardan birinin Cumhurbaşkanı olması ve diğer mağdurların da bulunması durumunda ise TCK m. 125 ve TCK m. 299 kapsamındaki düzenlemeler birlikte değerlendirilir.

5237 sayılı TÜRK CEZA KANUNU m. 299Kaynağı aç
Madde 299- (1) Cumhurbaşkanına hakaret eden kişi, bir yıldan dört
yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır.
(2) (Değişik: 29/6/2005 – 5377/35 md.) Suçun alenen işlenmesi
hâlinde, verilecek ceza altıda biri oranında artırılır.
(3) Bu suçtan
dolayı kovuşturma yapılması, Adalet Bakanının iznine bağlıdır.
Devletin egemenlik alametlerini aşağılama
5237 sayılı TÜRK CEZA KANUNU m. 44Kaynağı aç
Madde 44- (1) İşlediği bir fiil ile birden fazla farklı suçun
oluşmasına sebebiyet veren kişi, bunlardan en ağır cezayı gerektiren suçtan
dolayı cezalandırılır.
ÜÇÜNCÜ
KISIM
Yaptırımlar
BİRİNCİ
BÖLÜM
Cezalar
Cezalar

Aynı Neviden Fikri İçtima ve Zincirleme Suç Düzenlemesi

TCK m. 43/2 uyarınca aynı suçun birden fazla kişiye karşı tek bir fiille işlenmesi hâlinde zincirleme suça ilişkin birinci fıkra hükmü uygulanır. Doktrin ve uygulamada aynı neviden fikri içtima olarak adlandırılan bu kurumda faile tek ceza verilir ve bu ceza dörtte birinden dörtte üçüne kadar artırılır. Bu düzenlemenin hayata geçebilmesi için fiilin hukuki anlamda tek olması, tek fiille birden fazla suçun işlenmesi, suç tiplerinin aynı olması ve mağdurların farklı kişiler olması şartları aranır.

5237 sayılı TÜRK CEZA KANUNU m. 43Kaynağı aç
Madde 43- (1) Bir suç işleme kararının icrası kapsamında, değişik
zamanlarda bir kişiye karşı aynı suçun birden fazla işlenmesi durumunda, bir
cezaya hükmedilir. Ancak bu ceza, dörtte birinden dörtte üçüne kadar artırılır.
Bir suçun temel şekli ile daha ağır veya daha az cezayı gerektiren nitelikli
şekilleri, aynı suç sayılır. (Ek cümle: 29/6/2005 – 5377/6 md.) Mağduru
belli bir kişi olmayan suçlarda da bu fıkra hükmü uygulanır.
(2) Aynı suçun birden fazla kişiye karşı tek bir fiille işlenmesi
durumunda da, birinci fıkra hükmü uygulanır.
(3) Kasten öldürme, kasten yaralama,
işkence ve yağma suçlarında bu madde hükümleri uygulanmaz.[5]
Fikri içtima
Yargıtay 13. Ceza Dairesi, E. 2020/328, K. 2020/3665Kaynağı aç
13. Ceza Dairesi         2020/328 E.  ,  2020/3665 K.
"İçtihat Metni"
BOZMA ÜZERİNE
Hırsızlık, konut dokunulmazlığını ihlal suçundan sanık hakkında yapılan duruşma sonunda; hırsızlık ve konut dokunulmazlığını ihlal suçundan mahkumiyetine ilişkin Çan Asliye Ceza Mahkemesi’nce verilen 16/09/2015 gün ve 2015/297 E. 2015/567 K. sayılı hükmün sanık tarafından temyizi üzerine Dairemizin 25/12/2019 tarih ve Esas No: 2019/7077 Karar No: 2019/19273 sayılı ilamı ile sanık hakkında hırsızlık suçundan kurulan hükmün “Sanığın suç tarihinde gündüz vakti, Cumhuriyet Mah. Etili Sok. No:4 sayılı yerde ikamet eden mağdurlar …, …, …, …, … …, …, …’a ait apartmanın bodrum katı girişinde bir arada bulunan 8 adet su sayaçlarını söküp (aynı zamanda) çaldığı, yine Atatürk Mah. Çanakkale Cad. No:80 … Apt. sayılı yerde ikamet eden mağdurlar …, …, …, …, …’a ait apartmanın giriş kısmında bir arada bulunan 5 adet su sayaçlarını söküp (aynı zamanda) çaldığı olayda, her müşteki için ayrı ayrı eylem olmayıp; tek olmayan bu fiillerin hukuken tek bir fiil olarak kabul edilmesi ve iki ayrı apartmandan gerçekleştirilen nitelikli hırsızlık suçundan ayrı ayrı birer kez ceza verilmesi ancak; bu tek fiillerin birden fazla kişiye karşı işlenmesi nedeniyle verilecek cezaların TCK'nın 43/2. maddesinin yollamasıyla aynı maddenin 1. fıkrası uyarınca artırılması gerektiği gözetilmeden, yazılı şekilde hükümler kurulması,” sebebiyle bozulmasına karar verildiği, bu karara karşı, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı’nın 09.01.2020 tarih ve 2 – 2015/359939 Temyiz sayılı yazısı ile özetle, TCK'nın 43. maddesinin ikinci fıkrası; "Aynı suçun birden fazla kişiye karşı tek bir fiille işlenmesi durumunda da, birinci fıkra hükmü uygulanır" hükmünü içermekte olup, zincirleme suçtan farklı bir müessese olan ve aynı neviden fikri içtima olarak kabul edilen bu durumda, fiil yani hareket tektir ve bu fiille aynı suç birden fazla kişiye karşı işlenmektedir. Burada, hareket tek olduğu için, fail hakkında bir cezaya hükmolunacağı, ancak bu cezanın kanunun 43/1. maddesine göre artırılacağı öngörülmüştür. Olayımızda ise, sanık apartmanın bordrum katında ayrı ayrı dairelere ait olduğu monte şeklinden açıkça belli olan 13 ayrı su sayacını aldığından hareketin tekliği ilkesi geçerli değildir ve eylemleri on üç ayrı suç oluşturmaktadır. Nitekim, Yargıtay Ceza Genel Kurulu'nun 11/06/2013 tarih, 2013/13-303 esas, 2013/296 karar sayılı ilamında da benzer olayda 5 ayrı mağdura yönelik eylemde aynı sonuca ulaşılmıştır. Yine, yakın zamanda, Yargıtay Ceza Genel Kurulu'nun 14/02/2019 gün, 2019/98 esas, 2019/2237 sayılı kararında da aynı soyunma odasındaki 4 ayrı müştekiye ait eşyayı çalan sanığın eyleminin 4 ayrı suç oluşturduğu içtihat edilmiştir. Müştekilerden …'a yönelik eylem sebebiyle etkin pişmanlık koşullarının oluşmadığına dair bozma ise, aleyhe temyiz olmadığından eleştiri yapılmak suretiyle tüm hükümlerin onanmasına karar verilmesi gerektiğine ilişkin itiraz talebinde bulunulması üzerine dosya Daireye gönderilmekle okunarak gereği görüşülüp düşünüldü:
T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A K A R A R
Dairemizin anılan kararında Yeni Türk Ceza Adalet Sistemi'nde “Kaç tane fiil varsa o kadar suç, kaç tane suç varsa o kadar ceza” kuralı geçerlidir. Ancak bu kuralın; bileşik suç, zincirleme suç ve fikri içtimadan ibaret olmak üzere üç ayrı istisnası kabul edilmiştir.
1-Bileşik Suç: TCK'nın 42. maddesine göre, biri diğerinin unsurunu veya nitelikli hâlini oluşturması dolayısıyla tek fiil sayılan suça bileşik suç denir. Bu tür suçlarda içtima hükümleri uygulanmaz. Örneğin; yağma suçunda, hırsızlık ve tehdit ve/veya yaralama suçları bütünleşerek bağımsız suç olma niteliklerini yitirmiş ve yağma suçunun birer unsuru haline gelmiştir.
2-Zincirleme suç: TCK'nın 43/1. maddesine göre, “Bir suç işleme kararının icrası kapsamında değişik zamanlarda bir kişiye karşı aynı suçun birden fazla işlenmesi halinde, faile tek ceza verilir. Ancak; bu ceza dörtte birinden dörtte üçüne kadar artırılır.”
Zincirleme suç hükümlerinin uygulanabilmesi için, mutlaka, bir suç işleme kararının icrası kapsamında değişik zamanlarda aynı suçun aynı mağdura birden fazla işlenmesi gereklidir. Örneğin; sabah konuttan para, anahtar vs. çalınması ve aynı günün akşamı da, çalınan bu araç anahtarıyla konutun önünde park halinde bulunan aynı mağdura ait aracın çalınması halinde zincirleme suçun varlığı kabul edilebilir.
3-Fikri İçtima:
a)Aynı neviden fikri içtima;
TCK'nın 43/2. maddesine göre, aynı neviden fikri içtima kuralının uygulanabilmesi için; aynı suçun birden fazla kişiye karşı tek bir fiille işlenmesi gerekir. Bu durumda faile tek bir ceza verilir. Ancak; bu ceza zincirleme suç hükümlerine göre artırılır.
Kanunun gerekçesinden örnek vermek gerekirse; “… bir sözle birden fazla kişiye sövülmüş olması durumunda, her bir mağdur bakımından ayrı sövme suçları değil, bir sövme suçu oluşur. Ancak, bu durumda suçun cezası birinci fıkrada belirtilen oranlarda artırılır.”
TCK'nın 43. maddesinin 3. fıkrasına göre, 1 ve 2. fıkra hükümleri kasten öldürme, kasten yaralama, işkence ve yağma suçlarında uygulanmaz. Yâni, hırsızlık suçunda koşulları varsa, zincirleme suç veya aynı neviden fikri içtima hükmü uygulanabilir.
b)Farklı neviden fikri içtima;
TCK'nın 44. maddesine göre, “İşlediği bir fiil ile birden fazla farklı suçun oluşmasına sebebiyet veren kişi, bunlardan en ağır cezayı gerektiren suçtan dolayı cezalandırılır.” Örneğin; fail, bıçağı kalbine saplayarak maktülü öldürürken, onun gömleğini de kesmiştir, yâni bir fiille hem insan öldürme hem de, mala zarar verme suçunu işlemiştir. Bu durumda fail, yalnızca cezası daha ağır olan insan öldürme suçundan sorumlu olacaktır.
765 sayılı TCK'nın sisteminde; aynı neviden fikri içtima hükümleri yâni, TCK'nın 43/2. maddesinin karşılığı yoktur.
Hırsızlık suçu, TCK'nın 43/son fıkrasında sayılan istisnalardan olmadığı için, aynı neviden fikri içtima hükümlerinin uygulanabileceği başlıca suçlardandır ve mağdur sayısınca hırsızlık suçunun oluşacağı görüşü de 765 sayılı TCK dönemine ait bir görüştür.
O nedenle, 765 sayılı TCK'nın 80. maddesinin seksen yıllık tatbikatına göre oluşan içtihatlar, 5237 sayılı TCK'nın 43. maddesinin 2. fıkrasını yâni, aynı neviden fikri içtima hükümlerini yorumlarken birinci derecede referans olamaz diye düşünüyoruz.
Aynı neviden fikri içtimanın, fikri içtimanın bir türü olmasına rağmen, TCK'nın 43. maddesinde düzenlenmesi yerine, Kanunda fikri içtimanın düzenlendiği TCK'nın 44. maddesine 2. fıkra olarak neden eklenmediği sorulabilir.
Kanaatimizce; iki nedenle böyle bir yöntem seçilmiş olabilir.
1-Kanunkoyucu, farklı neviden içtimadan ayrı olarak cezada bir miktar artırım yapılmasını, suç ve ceza siyaseti açısından daha uygun görmüştür.
2-Zincirleme suç ta olduğu gibi aynı neviden fikri içtimada da bazı suçların istisna kapsamında kalmasını istemiştir.
Kanuna göre; hırsızlık suçu birden fazla kişiye karşı tek bir fiille işlenmişse, gerçek içtima hükümleri yerine, TCK'nın 43/2. maddesinde düzenlenen aynı neviden fikri içtima hükümlerinin uygulanması lâzımdır. 5237 sayılı TCK'nın 43. maddesini ve özellikle, 2. fıkrada düzenlenen aynı neviden fikri içtima hükümleri, 5237 sayılı TCK'nın hazırlanmasında esas alınan üç temel ilkeden biri olan “Hümanizm İlkesi” ile 3. maddede düzenlenen “Suç ve Cezada Orantılılık İlkesi” ışığında yorumlanmalıdır. Yâni yorum ve uygulamalarımızla işlenen suçun ağırlığıyla orantılı cezaların verilmesine katkı sağlamalıyız.
Fiilin tekliği ya da çokluğu sorunu :
Yeni suç teorisine göre fiil(1); netice(2), nedensellik bağı(3), konu(4), fail(5) ve mağdur(6) gibi suçun maddi unsurlarından birisi olup, iradi insan davranışıdır.
Hırsızlık suçunda fiil ne zaman tektir? Sorusunun cevabını aradığımız için hırsızlık suçunun fiil unsurundan kısaca söz etmek gerekirse;
Suçun temel şeklinde fiil, '… başkasına ait taşınır bir malı … bulunduğu yerden alma'dır. TCK'nın 141. maddesinin gerekçesine göre de, “Almak fiilinden maksat, suçun konusunu oluşturan mal üzerinde mağdurun zilyetliğine son verilmesi, mağdurun suç konusu eşya üzerinde zilyetlikten doğan tasarruf haklarını kullanmasının olanaksız hâle gelmesidir. Bu tasarruf olanağı ortadan kaldırılınca suç da tamamlanır.”
Fiilin doğal anlamda tekliği ile hukuki teklik kavramları farklıdır.
Dar bir yorumla, değişik zamanlarda işlendiği kabul edilebilecek fiillerin birden fazla olması, her zaman hukuken de birden fazla fiilin ve dolayısıyla birden fazla suçun varlığını kabul etmemizi gerektirmez.
765 sayılı TCK'nın 80. maddesinde “muhtelif zamanlarda vaki olsa bile” ibaresinin yer almasına karşılık, 5237 sayılı TCK'nın 43/1. maddesinde “değişik zamanlarda” ibâresine yer verilmesini de dikkate aldığımızda; yeni dönemde “geniş yorum”un kabul edildiğini, fiilin doğal olarak tekliği ile hukuki teklik kavramlarının aynı olmadığını, aralarında hukuki ve fiili kesinti olmayan, her biri tek başına da suç teşkil edebilen hareketlerin kısa süre içinde tekrarlanması halinde, bu hareketlerin bir bütün olarak tek bir fiil olarak kabul edilmesi gerektiğini, düşünmekteyiz.
Fiilin tekliği kavramı ile hareketin tekliği kavramları da aynı değildir. Kasten yaralama suçunda, kısa aralıklarla yapılan silah atışı ya da atılan yumruk sayısı birden fazla diye, atış ya da darbe sayısı kadar fiilin ve kasten yaralama suçunun varlığını veya cinsel saldırı suçunda duhûl sayısı kadar fiil ve suçun varlığını kabule imkan yoktur. Hırsızlık suçu ile ilgili olarak bir örnek vermek gerekirse; fail, üç ortağa ait olan (bunu fail de biliyor olsun …) markete girip içeriden, 15 kg. çay, 20 kg. şeker, 50 kg. yağ, 50 kg. tuz, 70 koli deterjan, kasadan para, masanın üzerindeki cep telefonu ve saireyi aynı zamanda almış olsun. Bu örnekte çok sayıda alma fiili olmasına rağmen bunların hukuken tek bir fiil ve tek bir hırsızlık suçunu oluşturduğunda kuşku bulunmasa gerekir.
Nitekim, Yargıtay Ceza Genel Kurulu da bu düşüncelerden hareketle, 02.10.2007 günlü, 2007/6-195 esas ve 2007/197 karar sayılı kararında, “fiilin tekliği” konusunda geniş yorumu benimsenmek suretiyle, “yakınanın evinden para ve bir kısım eşya ile birlikte alınan otomobil anahtarıyla evin otoparkında bulunan aracın çalınmasının tek bir hırsızlık suçunu oluşturacağı”nı kabul etmiştir. YCGK, 21.05.2013 günlü, 2012/1543 esas ve 2013/257 karar sayılı kararında; “gündüzleyin bina içinden mağdura ait cep telefonu ve araç anahtarının çalınması, aynı günün gecesinde de; gündüz çalınan anahtarla mağdurun otomobilinin çalınmaya teşebbüs edilmesi suçlarını” fiiller arasında zaman bakımından aralık(fiili kesinti) bulunması nedeniyle zincirleme suçun varlığını kabul etmiştir.
YCGK, 08.06.2010 günlü, 11/98–143 esas ve karar sayılı kararında ise; “Kanunda “aynı zaman” ve “değişik zaman” kavramları konusunda açıklık bulunmadığından, bu hususun her somut olayın özelliği göz önüne alınarak değerlendirilmesi ve eylemin değişik zamanlarda işlenip işlenmediğinin belirlenmesi, bu bağlamda, aynı zaman kavramının dar yorumlanmayarak, çok kısa zaman aralıklarının da aynı zaman dilimi olarak kabul edilmesi” gerektiğini açıkça vurgulamıştır.
Tıpkı hırsızlık suçu gibi malvarlığına karşı işlenen suçlardan olan dolandırıcılık suçuna ilişkin olarak YCGK, 16.04.2013 günlü, 2012/15-1407 esas ve 2013/140 karar sayılı kararında; “sanığın eyleminin 12.000 liralık bir araç satışına özgülenmesi nedeniyle, mağdura değişik tarihlerde birden fazla havale yaptırmak suretiyle” ve 13.03.2012 günlü, 2012/15-488 esas ve 2012/97 karar sayılı kararında ise; “sanığın, kendisinin olmayan arsayı hileyle satarak(!) mağdurdan önce 5.000 lira, birkaç gün sonra da kardeşi öldüğü için tapuda devri sonradan vermek bahanesiyle 20.000 lira daha alması” eylemlerinin tek fiil ve tek suç olarak kabul edildiğini görüyoruz.
Yargıtay 15. CD'nin de bu yönde çok sayıda kararı mevcuttur.
Aynı şekilde; yağma suçuna ilişkin olarak YCGK'nın 07.02.2012 günlü, 2011/6-332 esas ve 2012/21 karar sayılı kararında; “iş görüşmesi bahanesiyle iki mağduru ıssız bir yere götürüp darp ettikten sonra, önce kadın bulmalarını istediği, daha sonra mağdurlardan birini rehin tutup diğerini 1.000 lira getirmesi için tehdit ettiği, köye giden mağdurun bir miktar nakit para ve çeyrek altın bulup sanığa verdiği, '500 lirayı daha cuma gününe kadar getireceksin' diyerek rehin tuttuğu mağduru salıvermesi” eyleminde, sanığın iradesinin baştan itibaren mağdurdan belli bir miktar para almaya özgülenmiş olması gerekçesiyle, eylemde birden fazla mağdur ve fiil olmasına rağmen, tek bir fiil ve tek bir suçun varlığı kabul edilmiştir. Yargıtay 6. CD'nin de bu yönde çok sayıda kararı mevcuttur.
Dairemizin, oy çokluğuyla verdiği 16.01.2012 gün ve 2011/31869 esas ve 2012/778 karar sayılı kararında ise; “üç ayrı vakitte(… aynı gün ikindi, akşam ve yatsı vakitlerinde), üç ayrı camiiden olmak üzere, toplam 25 çift ayakkabı çalınması olayında, mağdur sayısınca (25 ayrı) suç değil; her bir camiiden gerçekleştirilen birden fazla mağdura ait ayakkabı çalınması fiili ayrı birer hırsızlık suçu kabul edilip, bu fiillerin mağdurları birden fazla olduğu için, aynı neviden fikri içtima hükümleri uygulanmak suretiyle üç ayrı camiden üç ayrı hırsızlık suçunun varlığı” kabul edilmiştir. Karara konu olayda, gerçek içtima yâni mağdur sayısınca fiil ve hırsızlık suçunun oluştuğu görüşünün kabulü hâlinde failin, çaldığı 25 çift ayakkabı nedeniyle, en az 25 yıl 200 ay yâni yaklaşık 41 yıl 7 ay (6545 SK değişikliğinden sonra ise 100 yıldan fazla …) ceza alması gerekecektir. Bu cezanın fiilin ağırlığıyla orantılı olamayacağını değerlendirmekteyiz.
Fiilin tekliği ve çokluğu kavramları ile TCK'nın 43. maddesiyle yapılan düzenleme konularında doktrinde de büyük ölçüde yukarıda özetlenen Yargıtay kararlarındakine benzer görüşler dile getirilmiştir.
Nitekim Prof. Dr. …; “ … failin hırsızlık suçunun konusunu oluşturan her bir eşyanın mülkiyetinin farklı kişilere ait olmasına rağmen, bu eşya üzerinde bir kişi zilyed olabilir. Mülkiyeti farklı kişilere ait olan eşya üzerinde emanetçi konumunda bir kişi zilyeddir. Emanetçi ambarında bulunan mülkiyeti farklı kişilere ait eşyaların çalınması halinde, suçun mağduru, bu eşyalar üzerinde meşru zilyed konumundaki emanetçidir. Farklı kişilere ait olan eşyayı nakletmekte olan bir kamyoncu, bu eşya üzerinde meşru zilyeddir. Kamyondan bu eşyaların çalınması halinde, mağdur, zilyed konumundaki kamyon şoförüdür. Bu itibarla, söz konusu örnek olaylarda bir hırsızlık suçunun işlendiğini kabul etmek gerekir.
Aynı şekilde eşya, üzerindeki hakimiyet bir başkasına tevdi edilmeden, mülkiyet veya zilyetlik devri olmaksızın, korumasız bir şekilde, hırsızlığa karşı herhangi bir tedbir almaksızın bir yerde bırakılmış olabilir. Örneğin yaygın bir uygulama olarak camilerde ibadet sırasında, kişiler ayakkabılarını herhangi bir koruma olmadan ayakkabılığa bırakırlar.
Bu durumda olan eşya çalındığı takdirde, bunların mülkiyeti farklı kişilere ait olsa bile, kanaatimizce bir hırsızlık suçunun oluştuğunu kabul etmek gerekir. Başka bir ifadeyle, bu gibi durumlarda, çalınan eşyanın mülkiyetinin farklı kişilere ait olduğu göz önünde bulundurularak, eşyası çalınan kişi sayısınca hırsızlık suçunun işlendiği sonucuna varılmamalıdır.
Geceleyin bir konuta girmek suretiyle işlenen hırsızlık suçunda suçun konusunu oluşturan eşyalardan bir kısmının bayan ziynet eşyası, bir kısmının ise, ceket cebinden alınan cüzdan ile içindeki para ve çeklerden ibaret olması halinde; suçun konusunu oluşturan ziynet eşyalarının bir hanımefendiye, cüzdan ile içindeki para ve çeklerin ise bir beyefendiye ait olduğu ve dolayısıyla, birden fazla kişiye karşı hırsızlık suçunun işlendiği düşünülebilir. Ancak, bu gibi durumlarda, bir hırsızlık suçunun işlendiğinin kabulü gerekir; TCK’nın 43. maddesinin birinci ve ikinci fıkraları hükümlerinin uygulanma kabiliyeti bulunmamaktadır.
Bu açıklamalarımızdan çıkan sonuç şudur: Bir konuta girerek işlenen hırsızlık suçu örneğinde, konut içinde bulunan eşyalar üzerinde konutta bulunan bütün kişiler (aile bireyi olsun veya olmasın) müşterek zilyed konumunda olduğu için, bir hırsızlık suçunun işlendiğini kabul etmek gerekir. Başka bir deyişle, bu gibi durumlarda, birden fazla kişinin mağdur edildiği düşüncesinden hareketle, mağdur sayısınca suçun oluştuğunu ve dolayısıyla, gerçek içtima hükümlerinin uygulanması gerektiği sonucuna varılamaz ve keza; bir fiille aynı suçun birden fazla kişiye karşı işlendiği düşüncesiyle T.C.K.’nın 43. maddesinin birinci ve ikinci fıkraları hükümleri gereğince hırsızlık suçundan dolayı verilmesi gereken cezanın artırılması yoluna gidilemez.” görüşündedir. (Prof. Dr. İ. …; Türk Ceza Hukuku, Genel Hükümler, 11. Bası, sahife; 587-588)
Hırsızlık suçunun tek fiille birden fazla mağdura karşı işlendiği hallerde, müşterek zilyetlik söz konusu ise artık, aynı neviden fikri içtima hükümlerinin de uygulanamayacağı görüşüne bizde iştirak ediyoruz.
Aynı şekilde, Prof. E. …, Prof. A. … ve Prof. C. …, Yargıtay CGK'nın 11.06.2013 gün ve 13/303-296 esas ve karar sayılı içtihadına konu olayda; sanığın, mağdur işçilerin soyunma odası olarak kullandığı kabinin içinde askılarda bulunan beş ayrı mağdura ait pantolon cebinden, aynı zamanda cep telefonu ve paralarını çalması olayında, TCK'nın 43/2 maddesinin uygulanması gerektiğini savunan azınlık görüşünün daha doğru olduğunu belirtmişlerdir. (Ceza Hukuku – Genel Hükümler, 9. bası, sahife; 715)
Sanığın suç tarihinde gündüz vakti Cumhuriyet Mah. Etili Sok. No:4 sayılı yerde ikamet eden mağdurlar …, …, …, …, … …, …, …’a ait apartmanın bodrum katı girişinde bir arada bulunan 8 adet su sayaçlarını söküp (aynı zamanda) çaldığı, yine Atatürk Mah. Çanakkale Cad. No:80 … Apt. sayılı yerde ikamet eden mağdurlar …, …, …, …, …’a ait apartmanın giriş kısmında bir arada bulunan 5 adet su sayaçlarını söküp (aynı zamanda) çaldığı olayda, her müşteki için ayrı ayrı eylem olmayıp; tek olmayan bu fiillerin hukuken tek bir fiil olarak kabul edilmesi ve iki ayrı apartmandan gerçekleştirilen nitelikli hırsızlık suçundan ayrı ayrı birer kez ceza verilmesi ancak; bu tek fiillerin birden fazla kişiye karşı işlenmesi nedeniyle verilecek cezaların TCK'nın 43/2. maddesinin yollamasıyla aynı maddenin 1. fıkrası uyarınca artırılması gerektiği yönündeki Dairemizin kararında usul ve yasaya aykırı bir yön bulunmaması nedeniyle Yargıtay C.Başsavcılığının 09.01.2020 tarih ve 2 – 2015/359939 Temyiz sayılı itiraz istemi yerinde görülmemiş olduğundan itirazın REDDİ ile 5271 sayılı CMK’nın 308/2. fıkrası uyarınca Dairemizin 25.12.2019 tarih ve Esas No: 2019/7077 Karar No: 2019/19273 sayılı ilamı ile ilgili itirazı incelemek üzere dosyanın Yargıtay Ceza Genel Kuruluna GÖNDERİLMESİNE, 10/03/2020 gününde oy birliğiyle karar verildi.
Yargıtay 19. Ceza Dairesi, E. 2016/13855, K. 2018/2384Kaynağı aç
19. Ceza Dairesi         2016/13855 E.  ,  2018/2384 K.
"İçtihat Metni"
MAHKEMESİ :İcra Ceza Mahkemesi
SUÇ : 6831 Sayılı Kanuna Aykırılık
HÜKÜM : Mahkumiyet
Yerel Mahkemece verilen hüküm temyiz edilmekle; başvurunun süresi, kararın niteliği ve suç tarihine göre dosya incelendi, gereği görüşülüp düşünüldü:
Temyiz isteğinin reddi nedenleri bulunmadığından işin esasına geçildi.
Vicdani kanının oluştuğu duruşma sürecini yansıtan tutanaklar, belgeler ve gerekçe içeriğine göre yapılan incelemede; başkaca nedenler yerinde görülmemiştir.
Ancak,
Ticareti terk suçu aynı işyeri ile ilgili olarak ancak bir defa işlenebilen bir suç olup 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun 43. maddesinin ikinci fıkrasında aynı suçun birden fazla kişiye karşı tek bir fiille işlenmesi durumunda bir cezaya hükmedileceğinin ancak bu cezanın dörtte birinden dörtte üçüne kadar arttırılacağının öngörülmesi cihetle, ticareti terk suçunda sanık hakkında birden fazla şikayetin bulunması halinde tayin olunacak cezanın TCK'nın 43/2. maddesi uyarınca arttırılması gerekecektir.
UYAP ortamında yapılan araştırmada benzer bir eylem nedeniyle sanık hakkında ticareti terk suçundan verilip Dairemizin 2016/7349 esasında kayıtlı olan ve aynı gün incelenerek bozulmasına karar verilen dosyanın bulunması karşısında; anılan dosyanın birleştirilerek sonucuna göre sanığın hukuki durumunun belirlenmesi zorunluluğu,
Kabule göre;
02.12.2016 tarihli Resmi Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe giren 6763 sayılı Kanun'un 34. maddesiyle Ceza Muhakemesi Kanunu'nun 253. maddesinde değişiklik yapılarak madde içeriğinden "etkin pişmanlık hükümlerine yer verilen suçlar ile" ibaresinin çıkarılması nedeniyle özel bir etkin pişmanlık hükmü olan 2004 sayılı İcra ve İflas Kanunu'nun 354. maddesinin aynı Kanun'un 337/a maddesinde düzenlenen suç yönünden uzlaşma kurumunun uygulanmasına engel teşkil etmemesi, suçun işlenmesinden sonra fail ile mağdur arasındaki çekişmeyi bir uzlaştırmacının girişimiyle kısa zamanda tarafların özgür iradeleriyle ve adli merciler daha fazla meşgul edilmeden sonuçlandırmayı amaçlayan uzlaşmanın soruşturma ve kovuşturmalarda mutlaka öncelikle uygulanması zorunlu bir maddi ceza ve ceza muhakemesi hukuku kurumu olması ve İcra ve İflas Kanunu'nun 354. maddesinin yerine geçip anılan maddenin uygulanmasını ortadan kaldırmaması karşısında, sanık hakkında 6763 sayılı Kanun'un 34. maddesiyle değişik CMK'nın 253, 254. maddelerinin uygulanması zorunluluğu,
Bozmayı gerektirmiş ve sanığın temyiz nedenleri bu itibarla yerinde görüldüğünden tebliğnameye aykırı olarak HÜKMÜN, 5320 sayılı Kanun'un 8/1. maddesi gereğince uygulanması gereken 1412 sayılı CMUK'nın 321. maddesi uyarınca, BOZULMASINA, yargılamanın bozma öncesi aşamadan başlayarak sürdürülüp sonuçlandırılmak üzere dosyanın mahkemesine gönderilmesine, 07/03/2018 tarihinde oyçokluğuyla karar verildi.
MUHALEFET ŞERHİ
Sanık … hakkında; Düzce İcra Ceza Mahkemesi tarafından yapılan yargılama sonucunda; 17/09/2015 gün, 2014/746 E-2015/540 K sayılı karar ile; İ.İ.K’nın 337/a, TCK'nın 62/1, 50/1-a maddeleri uyarınca 1.500. TL Adli Para Cezasına hükmedilmiş, bu karar karşı sanık tarafından süresinde açılan temyiz davası üzerine, Yargıtay Yüksek 19. Ceza Dairesi tarafından yapılan inceleme sonucunda, 07/03/2018 gün, 2016/13855 E-2018/2384 K sayılı ilam ile özet olarak;
Ticareti terk suçu aynı işyeri ile ilgili olarak ancak bir defa işlenebilen bir suç olup, 5237 sayılı TCK'nın 43 maddesinin ikinci fıkrasında; aynı suçun birden fazla kişiye karşı tek fiille işlenmesi durumunda bir cezaya hükmedileceğinin ancak bu cezanın dörtte birinden dörtte üçüne kadar artılacağının öngörülmesi cihetle; ticareti terk suçunda; sanık hakkında birden fazla şikayetin bulunması halinde tayin olunacak cezanın TCK'nın 43/2. maddesi uyarınca artırılması gerekeceğinden; sanık hakkında dairemizin 2016/7349 esasında kayıtlı olan ve aynı gün incelenerek bozulmasına karar verilen dosyanın bulunması karşısında; anılan dosyanın birleştirilerek sonucuna göre hukuki durumunun belirlenmesi zorunluluğundan dolayı, hükmün uyuşmazlık konusu olmayan diğer nedenlerle birlikte BOZULMASINA karar verilmiştir.
Sanık hakkında kurulan mahkumiyet hükümlerinin BOZULMASINA dair karara karşı, ticareti terk suçundan, birden fazla şikayetçinin olması halinde TCK'nın 43/2 maddesinin uygulanıp uygulanamayacağına dair Yargıtay Yüksek 19. Ceza Dairesinin sayın çoğunluğu ile aramızda uyuşmazlık doğmuştur.
Uyuşmazlığın sağlıklı bir şekilde çözümü için öncelikle "zincirleme suç" hükümleri irdelenerek, somut olayda yargılamaya konu edilen eylemden dolayı TCK'nın 43/2. maddesinde tanımlanan koşulların gerçekleşip gerçekleşmediğinin doktrinde benimsenen görüşlerden yararlanılarak Yargıtay Yüksek Ceza Genel Kurulu ve çeşitli dairelerin benzer olaylardaki içtihatları ışığında belirlenmesi gerekmektedir.
5237 sayılı TCK’na hâkim olan ilke gerçek içtima olduğundan, bunun sonucu olarak, "kaç fiil varsa o kadar suç, kaç suç varsa o kadar ceza" söz konusu olacaktır. Nitekim bu husus Adalet Komisyonu raporunda da; "Ceza hukukunun temel kurallarından birisi, ‘kaç fiil varsa o kadar suç, kaç suç varsa o kadar ceza vardır' şeklinde ifade edilmektedir. Bunun istisnaları, suçların içtimaı bölümünde belirlenmiştir. Bu istisnalar dışında, işlenen her bir suçla ilgili olarak ayrı ayrı cezaya hükmedilecektir. Böylece verilen her bir ceza, bağımsızlığını koruyacaktır" şeklinde ifade edilmiştir. Bu kuralın istisnalarına ise, 5237 sayılı TCK’nun "suçların içtimaı" bölümünde, 42 (bileşik suç), 43 (zincirleme suç) ve 44. (fikri içtima) maddelerinde yer verilmiştir.
Yardımcı Doç. Dr. Berrin AKBULUT danışmanlığında İdris Şeker tarafından hazırlanan yüksek lisans tezinde;
Aynı nevi fikri içtimaı olarak da adlandırılan müessese 765 sayılı mülga Ceza Kanununda düzenlenmediğinden uygulama ve doktrinde genel olarak tartısmalı durumdaydı. Bu gibi durumlar genellikle zincirleme suç hükümlerine tabi kılınmak suretiyle de bu gibi durumlara çözüm üretiliyordu. Çünkü, 765 sayılı yasa döneminde zincirleme suçun aynı anda islenmesi mümkün kabul ediliyordu. 5237 sayılı TCK'nın 43/1. maddesindeki zincirleme suç hükümlerinin uygulanabilmesi için her iki suçun mutlaka değişik zamanlarda işlenmesindeki zorunluluktan dolayı, TCK'nın 43/2. maddesinde ayrı bir düzenleme yapılması zorunluluk halini almıştır. TCK'nın 43/2. maddesinde ifade edilen zincirleme suçun ikinci seklinde; zincirleme suçun temel sekline göre farklı sartlar aranmıştır. Aynı nevi fikri içtima halinde, fiilin mağdurları farklı olabileceği gibi, fiiller aynı anda da gerçekleştirilebilir ve gerçekleşmesi zorunludur. Zincirleme suçun bu ikinci türü için; ‘aynı suçun birden fazla kişiye tek fiille gerçekleştirilmesi’ gerekir (TCK m. 43/2). TCK'nın 43/2 maddesinde, 43/1 maddesine sadece ceza tayini açısından atıf yapılmış olup, sair hususlarda -örneğin müessesenin şartlarında TCK'nın 43/1 maddesine herhangi bir atıf yapılmadığından TCK'nın 43/2 maddesinde de; ‘aynı suç isleme kararı’ şart koşulmamış ve dolayısıyla sübjektif şartın varlığı aranmamıştır. Fiilin tekliği, mağdurun çokluğu ve aynı suç seklindeki üç objektif sartın varlığı yeterlidir. Buna göre; farklı kararlara dayanarak tek fiille birden fazla kişiye karsı aynı suçu işleyebilme maharetini gösteren fail kanunun bu hükmünden istifade edebilecektir. Aksinin kabulü, yani; aynı nevi içtima halinde de ‘aynı suç isleme kararının’ aranması, kanunda olmayan bir sübjektif şartın kanuna eklenmesi olacaktır. Hafızoğulları da aynı kanaattedir: ‘Kanun, burada, artık bir suçu isleme kararında birlik unsurunu aramamaktadır. Bir fiille birden çok kişiye karsı aynı suç işlenmişse, bu durum kanundan ötürü zincirleme suç sayılmaktadır.
5237 sayılı TCK'nın 43/2. maddesindeki suçun oluşabilmesi için; gerekli olan unsurların üzerinde ayrıntılı olarak durulmasında yarar bulunmaktadır.
1-)Aynı suç
Buna göre, aynı nevi fikri içtimada da islenen suçların her birinin ‘aynı suç’ olması gerekir. Meydana gelen suçlarda ayniyet bulunmuyorsa aynı nevi fikri içtimadan bahsedilemez. Aynı nevi fikri içtimada genellikle fiilin tek olması, suçun aynı olmasını zaten sonuçlamaktadır. Ancak bazen farklı durumlarda söz konusu olabilmektedir. Örneğin, tek fiille bir suçun hem basit sekli, hem de nitelikli sekli ihlal olunabilir. Kavga eden iki gruba müdahale eden polis memuruna taraflardan biri polisi ve kavganın diğer tarafını kastederek ‘hepinizi sinkaf edeceğim’ seklinde sözlerle hakaret etmesi halinde; fail tek fiille birden çok kisiye karsı hakaret suçunun hem basit halini (TCK m. 125/1), hem de görevinden dolayı kamu görevlisine karsı nitelikli halini (TCK m. 125/3-a) islemektedir. Yani, aynı suçun anlamına dair Kanunun 43/1 son cümlesindeki ‘bir suçun basit sekli ile nitelikli şekillerinin de aynı suç sayılacağı’ hükmü aynı nevi fikri içtima içinde aynen geçerlidir.
‘Aynı suç’ şartı, zincirleme suç ile aynı nevi fikri içtima arasındaki tek ortak şart olup, her iki müessesenin diğer şartları birbirinden farklıdırlar. Bunun yanında her iki müessesenin cezaların artırımına ilişkin sonuçları da ortak olup başkaca benzer yönleri bulunmamaktadır. Bu sebeple aynı nevi fikri içtima müessesesinin zincirleme suç içerisinde değil (TCK m. 43), fikri içtima (TCK m. 44) müessesesi içerisinde düzenlenmesi gerektiği doktrinde haklı olarak ileri sürülmektedir. Bununla beraber, ‘aynı nevi fikri içtima’ ile zincirleme suçun temel sekli arasında bir çok açıdan farklılıklar bulunduğu da bir gerçektir. Hatta asli unsurları dahi birbirinden farklıdır. Bu sebeple her iki içtima seklinin ayrı maddelerde düzenlenmesi yerinde olurdu.
2-)Fiil tekliği
Fiil sayısı zincirleme suçun temel sekli ile ikinci sekli olan aynı nevi fikri içtima arasındaki en esaslı farklılığı oluşturmaktadır. Çünkü; zincirleme suçun temel sekli için fiil çokluğu bir zorunlulukken, aynı nevi fikri içtimada fiil tekliği bir zorunluluktur. Tek olan bu fiilin suçun bütün unsurlarını taşıması gerekir. Yani, fiilin tipe uygun ve hukuka aykırı olması gerekir. Suçun niteliği gereği hareketlerin tekrar edilmesi, aynı suçu meydana getiren hareketlerin çokluğu veya aynı suçu meydana getiren hareketlerin tekrarlanması fiil tekliğini bozmaz.
3-)Mağdurun farklı olması
Mağdurların faklı olması aynı nevi içtima ile zincirleme suçun temel sekli arasındaki temel farklardan biridir. Kanun zincirleme suçun temel sekli açısından suçların mağdurlarının aynı olması şartını ararken, aynı neviden fikri içtimada mağdurların farklı olmasını aramıştır. Kanun koyucu bu şekilde zincirleme suçun temel sekli açısından mağdurun aynı olması şartını arayarak bir yandan zincirleme suçun uygulama alanını daraltırken, bir yandan da mağdurların farklı olması şartını aradığı aynı nevi fikri içtimayı zincirleme suç içerinde değerlendirerek zincirleme suçun uygulama alanını genişletmiştir.
Aynı neviden fikri içtimada, aynı eylemle aynı suçun farklı kişilere karşı aynı anda işlenmesi söz konusu olmaktadır. Örneğin bir şikayet dilekçesiyle birden fazla kişiye karşı iftirada bulunulması, bir eylemle birden çok kişinin hakarete uğraması veya tehdit edilmesi veya özgürlüğünden yoksun kılınması, bir gazete ilanı ile birden çok kişinin dolandırılması, bir virüsün internet sitesinde yayınlanması neticesinde çok sayıda kişinin bu virüsü bilişim sistemine indirmesi ve sistemlerinin zarar görmesi halinde aynı neviden fikri içtima söz konusu olmaktadır.
Aynı neviden fikri içtimaya ilişkin bu genel açıklamalardan sonra uyuşmazlığın çözümüne katkısı bakımından "zincirleme suç ile aynı neviden fikri içtimaya dahil edilen suçların bağımsızlığını koruyup korumadığı, suçun konusunun aynı olması halinde suç çokluğunun söz konusu olup olamayacağının belirlenmesi gerekmektedir.
Prof.Dr. Türkan Yalçın SANCAR:
Sonuç olarak zincirleme suç bir faraziyedir. Sadece kanunda belirtilen üç halde yani, zamanaşımının başlangıcı, cezanın ve yetkili mahkemenin belirlenmesi bakımından farazi bir birlik teşkil eder, kanunda hüküm bulunmayan hallerde her suç bağımsızlığını korur. Bir suç, af, zamanaşımı vb. nedenlerle ortadan kalksa da, diğer suçların varlığı etkilenmez.
Yar.Doç.Dr. Murat DÜLGER-
Suçun konusuna müşterek ya da iştirak halinde malik olunması halinde failin tek eylemiyle birden fazla kişiye karşı suç işlenmesi durumu söz konusu olmayıp, suçun konusun tek olması nedeniyle tek suçun varlığı söz konusu olacaktır. Dolayısıyla farklı neviden fikri içtimaın söz konusu olabilmesi için suçun konusunun da farklı olması gerekir. Örneğin müşterek mülkiyet halinde malikleri bulunan bir arabanın çalınması halinde mağdur sayısının birden çok olmasına rağmen suçun konusun bir araba olması nedeniyle yalnızca bir suç vardır.
Bu bölümde “farklı neviden fikri içtimanın söz konusu olabilmesi için suçun konusunun farklı olması gerekir” denilmesine karşın, aynı neviden fikri içtimaya örnek verilerek aynı neviden fikri içtima sözcüğü yerine farklı neviden fikri içtima sözcüğünün zuhulen kullanıldığı kanaatine varılmıştır. Zira verilen örneklerin tamamının aynı neviden fikri içtima suçuna ilişkin olduğu konusunda gerek uygulamada gerek öğretide herhangi bir duruksama bulunmamaktadır.
Gerek doktrinde, gerekse uygulamada zincirleme suçun yada aynı bölümde düzenlenen aynı neviden fikri içtimanın söz konusu olduğu durumlarda, suçların çokluğu söz konusu olduğu için ancak yasayla zincirleme suça özel bir sonuç bağlanması halinde bunlara tek bir sonuç bağlanacağı, bunun dışında zincire dahil olan suçların hepsinin ayrı ayrı bağımsızlıklarını koruyacağı hususunda herhangi bir duraskama bulunmamaktadır. Buna göre cezanın artırılması dışında (TCK m.43/1) dava zaman aşımın işlemeye başlaması (TCK m.66/6) ve yer bakımından yetkili mahkemenin belirlenmesi (CMK m.12/2) dışındaki; ceza yasalarının yer ve zaman bakımından uygulanması, af gibi yasada açıkça belirtilmeyen tüm durumlarda zincire dahil olan suçların bağımsız olarak değerlendirmeye tabi tutulacağı tartışmayı gerektirmeyecek kadar açıktır.
Bu açıklamalar ışığında, TCK'nın 43/2 maddesinde düzenlenen aynı neviden fikri içtimadan söz edebilmek için öncelikle birden fazla bağımsız suçun, yasada belirtilen istisnai durumlarda bir araya gelmesinin, zorunlu bir ön koşul olarak karşımıza çıktığı görülmektedir.
Somut olayımızda, ticareti terk suçu aynı işyeri için bir kez işlenebilen bir suçtur. Zira aynı işyerini yasada belirtilen yükümlülüklere riayet etmeksizin birden fazla terketmek mümkün değildir. Burada mağdur edilen müşteki sayısının fazlalığı temel cezanın tayini sırasında dikkate alınsa dahi, aynı neviden fikri içtima hükümlerinin uygulanması mümkün değildir. Zira suçun konusu tektir ve tek olan konu aynı işyeridir. Suçun konusunun tek olduğu durumlarda; suçtan zarar gören sayısına bakılarak, fikri içtima hükümlerinin uygulanıp uygulanamayacağı hususunun “Kanunsuz Suç ve Ceza Olmaz” kuralının sınırları içerisinde kalmak kaydıyla Ceza Hukukunun izin verdiği ölçüde yorum kuralları ile bağdaştırmak suretiyle çözümü gerekmektedir.
Suç tarihinde yürürlükte bulunan 765 sayılı TCK’nun 1 maddesi ile sonradan yürürlüğe giren 5237 Sayılı TCK’nun 2. maddesinde: Özet olarak “Kanunun açıkça suç saymadığı bir fiil için kimseye ceza verilemez. Kanunda yazılı cezalardan başka bir ceza ile de kimse cezalandırılamaz” denilerek kanunilik ilkesi özelikle vurgulanmak istenmiştir.
“Kanunsuz suç ve ceza olmaz” kuralı Türk Ceza Hukukunda, Devlet ve Yargıç karşısında bireylerin “Kamu Hakları”nın güvencesidir.
Öğretide değerini koruyan bu kural, Anayasamızın (Mad.38) ilkeleri arasına girmiş ve 5237 sayılı TCK’nun 2. maddesinde de açık bir şekilde ifade edilmiştir. Bu hükmün 2. maddede yer alması bile, kurala verilen önemi gösterir.
Kanunun 2. maddesindeki “açıkça” kelimesi Türk Ceza Hukukunda “kıyaslama”nın yasaklandığını gösterir.
Kanunsuz ceza olamayacağından, suçun cezasının belirlenmiş olması suçluların cezalandırılmasında şarttır.
Bir fiili suç saymak ve cezalandırmak yetkisinin yalnız kanuna tanınması bireylere özgürlüklerinin sınırı hakkında bilgi verir. Bireyin, nelerin ne kadar yasak olduğunu bilmeye hakkı vardır. Bu hakkını kullanan birey yasak olanı yapmaktan çekinmek, yasak olmayanı yaparken de korkusuz hareket etmek imkanını kazanır. Kanun Kuralına gerçek anlamını kanun koyucunun iradesi verir. Kanunun iradesi kanun koyucunun subjektif iradesi değildir. Yazılı formül içinde ifade edilmiş objektif irade, kanunun iradesini oluşturur. Kanunun iradesini gösteren formül zorunlu olarak genel ve soyut olacağından, kuralın önce içeriğini ve anlamını belirtmeden, iradenin somut olaylara uygulanmasına imkân yoktur. Pozitif hukuk, yorum faaliyetlerinin sınırını oluşturur.
5237 sayılı TCK’nın 43/2. maddesinde aynı neviden fikri içtima hükümlerinin uygulanabilmesi için birden fazla bağımsız suçun yasada düzenlenen istisnai durumlarda bir araya gelmesinin zorunlu olması aranırken, ancak bir kez terkedilmesi mümkün olan işyerinin kapatılması nedeniyle sırf birden fazla şikayetçinin zarar gördüğünden bahisle anılan suçu fikri içtima kapsamına dahil etmek, Türk Ceza Hukukunun kabul etmediği kıyas yöntemini hemde sanık aleyhine hüküm doğuracak şekilde Ceza Hukukuna dahil etmek olur ki, bunun kanun koyucunun iradesine aykırı olacağı açıktır. Zira Kanun koyucu, genel gerekçede iradesini açıkça ortaya koymuştur. Özellikle sanık aleyhine getirilen hükümlerin hiç bir tereddüde yer vermeyecek şekilde kanunda açıkça belirtilmesi gerekir. Bu kural Türk Ceza Kanunun 2. maddesi ile hüküm altına alınan ve Anayasa hükümleri arasında da yer bulan suçların kanuniliği prensibinin doğal bir sonucudur.
Uygulamada, gerek daha önce icra ceza mahkemelerinden verilen kararların temyiz incelemesini yapan Yargıtay Yüksek 16. Hukuk Dairesi ile Yargıtay Yüksek 11. Ceza Dairesi, gerekse 2015 yılından itibaren icra ceza mahkemelerinden verilen kararların temyiz incelemesine yapan Yargıtay Yüksek 19. Ceza Dairesi tarafından, aşağıda örnek olarak açıklandığı üzere, ticareti terk suçunun bir kez işlenebilen suçlardan olması nedeniyle, müşteki sayısı fazla olsa dahi TCK'nın 43/2 maddesinin uygulanamayacağına dair kararları mevcuttur.
Yargıtay Yüksek 16. Hukuk Dairesinin 04/06/2013 gün, 2013/6170 Karar sayılı ilamında;
Ticareti terk suçu aynı iş yeri ile ilgili olarak aynı yetkilisi/yetkilileri tarafından ancak bir kez işlenebilen bir suç olup, dosya içerisinde bulunan Antalya 5. İcra Mahkemesinin 2010/703 Esas, 2010/1390 sayılı kararı ile aynı suçtan üç ay hapis cezası ile cezalandırılmasına karar verilen sanık hakkında farklı müşteki tarafından farklı icra takip dosyasına dayalı olarak yapılan iş bu şikayet nedeni ile açılan dava dosyasının bulunduğunun anlaşılması karşısında, sanık hakkında TCK 43. maddesinin ikinci fıkrasının atfı ile birinci fıkrasının uygulanmasının gerekip gerekmediği hususlarının tartışılması için anılan dosyalar getirtilip incelenmeden ve adı geçen sanığa ait olduğunun tespiti halinde dosyaların birleştirilmesi gerektiği düşünülmeden eksik araştırma ile mahkumiyet kararı verildiğinden bahisle hükmün BOZULMASINA, karar verilmesine karşın, aynı dairenin 30/06/2014 gün, 2014/9307 K sayılı ilamında ise;
Zincirleme suç halinde aynı suçun aynı kişiye karşı birden fazla işlenmiş olması ve bu suçların bir suç işleme kararının icrası kapsamında işlenmesi, bir başka anlatımla bu suçlar arasında subjektif bir bağ bulunması gerekmekte olup, ticareti terk hükümlerine muhalefet suçunun da aynı sanık tarafından aynı işyeri ile ilgili olarak ancak bir kez (ticaret terk edilebileceği) işlenebileceğinden, zincirleme suç olarak işlemesi mümkün değildir. O halde ticareti terk suçundan dolayı hükmedilen temel hapis cezasının TCK'nın 43/1-2. maddeleri gereğince artırılmasına karar verilmesi isabetsiz, temyiz itirazları bu itibarla yerinde görüldüğünden kabulü ile hükmün istem gibi BOZULMASINA, karar verilerek, 04/06/2013 tarihli içtihatından dönülmüştür.
Yargıtay Yüksek 19. Ceza Dairesinin 12/11/2015 gün, 2015/7112 K, 31/03/2016 gün, 2016/14243 K sayılı ilamlarında özet olarak;
2004 sayılı İİK'nın 337/a maddesindeki ticareti usulüne aykırı terk etmek suçunun maddede gösterilen icra hareketlerinden birinin işlenmesi ile oluşan tek bir suç olması ve suçtan zarar görenlerin birden çok olmasının bu sonucu değiştirmeyeceği cihetle; sanık hakkında 5237 sayılı TCK'nın 43. maddesi gereğince zincirleme suç hükümlerinin uygulanamayacağı, ancak Antalya 3. İcra Ceza Mahkemesinin 2014/487 ve 2014/1313 Esas sayılı dosyalarında İİK'nın 337/a maddesi uyarınca yargılanıp ceza aldığı anlaşılan sanık hakkındaki söz konusu davaların birleştirilmesi ve tek ceza verilmesi gerekirken her dosya için ayrı ayrı mahkumiyet hükmü kurulduğundan bahisle yerel mahkemece verilen mahkumiyet kararlarının BOZULMASINA, karar verilmiştir.
Yargıtay Yüksek 11. Ceza Dairesinin 10/04/2014 gün, 2014/6980 K sayılı ilamında;
1- Ticareti usulüne aykırı terk etmek suçunun, icra takip dosya sayısı birden fazla olsa dahi, aynı işyeri ile ilgili olarak ancak bir kere işlenebileceği cihetle; yapılan temyiz incelemesi sırasında sanık hakkında Antalya 1. İcra Ceza Mahkemesinin 2011/1782, 2. İcra Ceza Mahkemesinin 2011/1443, 3. İcra Ceza Mahkemesinin 2011/1447 ve 2011/1448, 4. İcra Ceza Mahkemesinin 2011/1457, 5. İcra Ceza Mahkemesinin 2011/1439 ve 2011/1440 esas sayılı dosyalarının da bulunduğunun anlaşılması karşısında, mükerrer cezalandırmaya neden olunmaması açısından söz konusu dava dosyalarının mümkünse birleştirilmesi, olmazsa anılan dosyalardan bu davayı ilgilendiren belgelerin onaylı suretlerinin alınarak denetime imkan verecek şekilde incelenip tutanağa geçirilmesinin gerektiğinden bahisle yerel mahkemece verilen mahkumiyet kararının BOZULMASINA, karar verilmiştir.
Somut olayımızdaki uyuşmazlıkla ilgili olarak bu suçları temyizen inceleyen Yargıtay Yüksek 16. Hukuk Dairesi ile Yargıtay Yüksek 19. Ceza Dairesinin uyuşmazlığa konu suç yönünden TCK'nın 43/2 maddesinin uygulanabileceğine ilişkin çelişkili içtihatlarının bulunmasına rağmen; gerek Yargıtay Yüksek 16. Hukuk Dairesi ile Yargıtay Yüksek 11. Ceza Dairesi, gerekse Yargıtay Yüksek 19. Ceza Dairesinin, yukarıda örnek olarak açıklanan bazı kararlarında, ticareti terk suçunda; birden fazla müştekinin bulunması halinde dahi; suçun özelliği gereği TCK'nın 43/2 maddesinin uygulanamayacağı sonucuna varılırken, TCK'nın 43/2 maddesinin uygulanabileceğinin kabul edildiği içtihatlarında dahi anılan suçun bir kez işlenebilen suçlardan olduğu belirtilerek çelişkiye düşülmüştür. Farklı suçlarla ilgili hükümlerin temyiz incelemesini yapan Yargıtay Yüksek Ceza Genel Kurulu ile farklı Ceza Dairelerinin, suç konusunun tek olması durumunda; müşteki adedinin fazla olması halinde; suç çokluğunun söz konusu olamayacağına dair yerleşik uygulamaya dönüşen çok sayıda içtihadının mevcut olduğu gibi Yargıtay 19. Ceza Dairesinin de suç konusunun tek olduğu durumlarda suçtan zarar gören sayısının fazla olmasına karşın, tek suç hükümlerinin uygulanması gerektiğine dair pek çok içtihadı mevcuttur.
Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 20/01/2014 gün, 2014/19 K sayılı ilamında;
“Sanığın hırsızlık suçunun konusunu oluşturan aracın kapısına zarar verip, kontak kilidini kırarak düzkontak yapıp çalıştırarak aracı götürmesi suretiyle çalması şeklindeki olayda, eylem gerçekleştirilirken suç konusu aracın direksiyon muhafazasının kırıldığı ve sağ ön kapının zarar gördüğü sabittir. Sanığın suç konusu araçla ilgili olarak hırsızlık eylemini gerçekleştirebilmek için araçtan bağımsız olan başkaca bir mala zarar vermesi sözkonusu olmayıp, bizzat suç konusu olan araç üzerinde meydana gelen bir zarar bulunmaktadır. Burada suçun konusunu oluşturan mal, aracın tamamı olup, zarar da aracın çalınmasıdır. Bu nedenle sanığın, suça konu aracın kapısına zarar verip düzkontak yaparak çalması biçimindeki eylemi nedeniyle hırsızlık suçunun yanında, ayrıca mala zarar suçundan da hüküm kurulması isabetli değildir”.
Suç konususun tek olduğu durumlarda; suç çokluğundan söz edilmesi mümkün değildir. Örneğin, sahte bir senet düzenleyen yada kullanan şahıs, senette alacaklı olarak birden fazla kişi gösterilse dahi, suç konusu senedin tek olması nedeniyle, alacaklı olarak gösterilen kişilerin tamamının suçtan doğrudan doğruya zarar görmesine karşın, tek sahtecilik suçunun, yine 10 kişi üzerine kayıtlı olan bir aracın bilinerek çalınması halinde, tek hırsızlık suçunun, 10 kişi tarafından yazılan bir kitabın, bandrolsüz olarak satılması yada usulsüz olarak çoğaltılması halinde tek suçun, oluşacağı hususunda gerek öğretide gerekse uygulamada herhangi bir duraksama bulunmamaktadır. Böyle durumlarda uygulamada suç çokluğunun olamayacağı hususunda herhangi bir tartışmanın yaşanmaması nedeniyle Yargıtay Yüksek Ceza Genel Kuruluna intikal eden herhangi bir uyuşmazlık bulunmamasına karşın, aynı eşyanın hem mala zarar verme hemde hırsızlık suçuna konu edilip edilemeyeceği hususundaki tartışmalara Yargıtay Yüksek Ceza Genel Kurulu tarafından, yukarıda açıklanan içtihat ile özet olarak suçunun konusunun tek olması nedeniyle sadece hırsızlık suçunun oluşacağına hükmedilerek bu husustaki tartışmalar bitirilmiştir.
Uyuşmazlığa konu ticareti terk suçundan; suç çokluğunun söz konusu olmadığı gibi suçun başka bir şekilde parçalara ayrılarak işlenmesi de mümkün değildir. Uygulamada TCK'nın 43/2. maddesinde düzenlenen aynı neviden fikri içtima, ancak her mağdur yada müştekiye karşı tek tek ayrı ayrı işlenmesi mümkün olan suçların, tek hareketle aynı anda birden fazla mağdura karşı işlenmesi halinde uygulanma olanağı bulunan sanık lehine getirilmiş bir müessesedir. Örneğin, topluluk içeresinde bulunan herkese hakaret yada tehdit içerikli sözler söyleme olanağı bulunan sanığın, topluluğa karşı hakaret ve tehdit içerikli sözleri aynı anda söylemesi, birden fazla kişiyi tek tek bir yere kapatarak kişiyi hürriyetinden yoksun kılma suçunu işlemesi mümkün olan sanığın, birden fazla kişinin bulunduğu odanın kapısını kapatarak dışarıya çıkmalarına engel olması gibi. Örneklerde açıklandığı üzere, TCK’nın 43/2 maddesinde düzenlenen aynı neviden fikri içtimanın, mağdur adedince ayrı ayrı her mağdura karşı işlenmesi mümkün olan suçların, tek hareketle aynı anda bütün mağdurlara karşı tek hareketle işlenmesi halinde uygulanma olanağı bulunan bir müessese olduğu, gittikçe istikrar kazanan ve yerleşik uygulamaya dönüşen içtihatlardan çok net bir şekilde anlaşılmaktadır. Yargıtay Yüksek 19. Ceza Dairesinin uyuşmazlığa konu bozma nedeninde de, bir taraftan ticareti terk suçunun bir defa işlenebilen bir suç olduğu kabul edilirken, diğer taraftan; suç çokluğunun olması durumunda uygulanma olanağı bulunan TCK'nın 43/2. maddesinin sırf mağdur adedinin fazla olduğundan bahisle uygulanabileceği kabul edilerek çelişkiye düşülmüştür.
Sonuç itibariyle;
Bölünmesi, parçalara ayrılması mümkün olmayan ve ancak bir kez işlenmesi mümkün olan ticareti terk suçunda, gerek zincirleme suçun gerekse fikri içtimanın olmazsa olmazını teşkil eden suç çokluğundan söz edilemeyeceği husunda herhangi bir duraksamanın bulunmamasına karşın, Yargıtay Yüksek 19. Ceza Dairesinin sayın çoğunluğunun, hukuki düzenlemelere ve yerleşik uygulamalara aykırı olduğu gibi kendi içtihatlarına da aykırı olacak şekilde; birden fazla müştekinin zarar gördüğünden bahisle aynı neviden fikri içtima hükümlerini düzenleyen TCK'nın 43/2. maddesinin uygulanabileceği yönündeki bozma nedenine yukarıda arz ve izah edilen nedenlerle iştirak edilme-miştir.

TCK m. 43/3 hükmü kasten öldürme, kasten yaralama, işkence ve yağma suçlarında zincirleme suç ve aynı neviden fikri içtima kurallarının uygulanmayacağını emreder. Hakaret suçu bu istisnalar arasında sayılmadığından, aynı suç vasfına giren genel hakaret eylemlerinde TCK m. 43/2 hükmünün tatbiki mümkündür. Ayrıca kanun koyucu TCK m. 125/5 maddesinde kurul hâlinde çalışan kamu görevlilerine görevlerinden dolayı hakaret edilmesi durumunda suçun kurulu oluşturan tüm üyelere karşı işlenmiş sayılacağını ve zincirleme suç hükümlerinin uygulanacağını açıkça kurala bağlamıştır.

5237 sayılı TÜRK CEZA KANUNU m. 125Kaynağı aç
Madde 125- (1) Bir kimseye onur, şeref ve saygınlığını rencide
edebilecek nitelikte somut bir fiil veya olgu isnat eden (…)[56]
veya sövmek suretiyle bir kimsenin onur, şeref ve saygınlığına saldıran kişi,
üç aydan iki yıla kadar hapis veya adlî para cezası ile cezalandırılır.
Mağdurun gıyabında hakaretin cezalandırılabilmesi için fiilin en az üç kişiyle
ihtilat ederek işlenmesi gerekir.
(2) Fiilin, mağduru muhatap alan sesli, yazılı veya görüntülü bir
iletiyle işlenmesi halinde, yukarıdaki fıkrada belirtilen cezaya hükmolunur.
(3) Hakaret suçunun;
a) Kamu görevlisine karşı görevinden dolayı,
b) Dini, siyasi, sosyal, felsefi inanç, düşünce ve kanaatlerini
açıklamasından, değiştirmesinden, yaymaya çalışmasından, mensup olduğu dinin
emir ve yasaklarına uygun davranmasından dolayı,
c) Kişinin mensup bulunduğu dine göre kutsal sayılan değerlerden bahisle,
İşlenmesi halinde, cezanın alt sınırı bir yıldan az olamaz.
(4) (Değişik: 29/6/2005 – 5377/15 md.) Hakaretin alenen işlenmesi
halinde ceza altıda biri oranında artırılır.
(5) (Değişik: 29/6/2005 – 5377/15 md.) Kurul hâlinde çalışan kamu
görevlilerine görevlerinden dolayı hakaret edilmesi hâlinde suç, kurulu oluşturan
üyelere karşı işlenmiş sayılır. Ancak, bu durumda zincirleme suça ilişkin madde
hükümleri uygulanır.
Mağdurun belirlenmesi
Yargıtay Ceza Genel Kurulu, E. 2021/202, K. 2022/512Kaynağı aç
Ceza Genel Kurulu         2021/202 E.  ,  2022/512 K.
"İçtihat Metni"
Yargıtay Dairesi : 4. Ceza Dairesi
Sanık …’ın kamu görevlisine karşı görevinden dolayı hakaret suçundan TCK’nın 125/1, 125/3-a-son, 125/4 ve 53. maddeleri uyarınca 1 yıl 2 ay hapis cezası ile cezalandırılmasına ve hak yoksunluğuna ilişkin … 47. Asliye Ceza Mahkemesince verilen 05.02.2015 tarih ve 50-21 sayılı hükmün sanık tarafından temyiz edilmesi üzerine dosyayı inceleyen Yargıtay 4. Ceza Dairesince 23.11.2020 tarih ve 20378-17561 sayı ile;
"Sanığın suç tarihinde polis merkezi önüne gelip bağırmak suretiyle Cumhurbaşkanı ve Başbakana yönelik sarf ettiği sözlerinin hukuken tek bir fiil ile TCK'nın 229/1. maddesinde tanımlanan Cumhurbaşkanına hakaret ve aynı Kanun’un 125/3-a. maddesinde tanımlanan hakaret suçlarını oluşturduğu, TCK'nın 44. maddesi uyarınca en ağır cezayı gerektiren suçtan cezalandırılması gerektiği anlaşıldığından; sanık hakkında ayrı yürütülen yargılama sonucu Cumhurbaşkanına hakaret suçundan verilen erteli 11 ay 20 gün hapis cezasının temyiz edilmeden kesinleştiği gözetilerek, sanık hakkında TCK’nın 125/3-a maddesi uyarınca hakaret suçundan verilen cezada fikri içtima ve mahsup hükümleri de nazara alınarak sanığın hukuki durumunun tayin edilmesi gerektiği gözetilmeden yazılı şekilde karar verilmesi," nedeniyle bozulmasına karar verilmiştir.
Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığınca ise 09.01.2021 tarih ve 191485 sayı ile;
"..Maddi olayda sanığın 09.11.2011 günü saat 00:30 sıralarında… Polis Merkezi Amirliği önünde alkollü olarak bağıra bağıra 'ben bu devletin a… koyayım, o başbakan olacak… …'ın g… sinkaf edeyim, o … …ün de anasını sinkaf edeyim, bu hükumet benim anamı sinkaf etti, ben o başta bulunanların hepsinin tek tek a… koyayım, hepsinin makamı g… girsin, bu devletten ben 375 milyar para aldım, hepsinin Allah belasını versin, ben bu hükumet yüzünden 375 milyar para batırdım, benim hayatımı sinkaf ettiler, ben de onların hayatını sinkaf edeyim' şeklinde hakaretler ettiği, sanığın görevli polis memurları tarafından sözlerinin suç olduğuna dair ikaz edilmesine rağmen dinlemeyerek küfürlerine devam ettiği, bunun üzerine hakkında yasal işlem yapıldığı şeklinde gerçekleşen eylemde,
Sanığın, işlediği kabul edilen hakaret suçlarının aynı neviden yada farklı neviden fikri içtima niteliğinde olup olmadığının tartışılması gerekmektedir.
Sanığın, suç tarihinde Cumhurbaşkanı olan … … ile Başbakan olan… …'a yönelik sinkaflı sözlerle hakaret etmekten ibaret eylemlerinin farklı neviden fikri içtima hükümleri uyarınca değerlendirilmesi gerektiği kabul edilmelidir.
Zira sanığın,Cumhurbaşkanı olan … …e yönelik hakaret eylemi Türk Ceza Kanunu'nun 299. maddesinde 'Devletin Egemenlik Alametlerine ve Organların Saygınlığına Karşı Suçlar' başlığında, Başbakan olan… …'a yönelikhakaret suçu, 'Şerefe Karşı Suçlar' başlıklı 125/1-3/a maddesince müeyyide altına alınarak ayrı ayrı düzenlenmiştir.
Farklı içtima hükümleri, işlenen suçların temel ve nitelikli halleri dışında yer aldığı diğer suçları kapsadığı tartışmasız kabul edilmektedir.
Sanığın her iki mağdura yönelik eylemleri sinkaflı sözler söylemekten ibaret eylemlerinin, aynı neviden fikri içtima hükümleri kapsamında bulunmadığı, sanığın üzerine atılı bulunan suçların Türk Ceza Kanunu'nun ayrı fasıl ve bölümlerde düzenlendiğini ve söz konusu suçların farklı nevide olduğu görülmektedir.
Sanığın işlediği kabul edilen suçların,TCK 44 maddesinde yazılı farklı neviden içtima hükümleri kapsamında bulunduğu anlaşılmış ise de,
Sanığın, Kasımpaşa Polis Merkezi Amirliği önünde alkollü olarak bağıra bağıra her iki mağdura yönelik sarf ettiği sinkaflı sözler, hukuki anlamda tek eylem kabul edilse bile, sanığın bilerek ve isteyerek her bir mağdura yönelik ayrı kasıt ile işlendiği nedenle, TCK'nın 44. maddesinin uygulama olanağı bulunmamaktadır.
TCK'nın 44 maddesinin uygulanabilmesi için, sanığın hukuki anlamda tek eylemle birden fazla suçun ihlal edilmesi ve sanığın kastının ihlal edilen tek suça yönelik olması gerekmektedir. Ancak sanığın, Cumhurbaşkanı olan … … ile Başbakan olan… …'a yönelik ve ayrı kasıt altında atılı suçları işlediği açıkça görülmektedir." görüşüyle itiraz yoluna başvurulmuştur.
CMK'nın 308. maddesi uyarınca inceleme yapan Yargıtay 4. Ceza Dairesince 17.05.2021 tarih ve 489-13628 sayı ile itiraz nedenlerinin yerinde görülmediğinden bahisle Yargıtay Birinci Başkanlığına gönderilen dosya, Ceza Genel Kurulunca değerlendirilmiş ve açıklanan gerekçelerle karara bağlanmıştır.
TÜRK MİLLETİ ADINA
CEZA GENEL KURULU KARARI
Sanık hakkında Cumhurbaşkanına hakaret suçundan verilen mahkûmiyet hükmü ile aynı suçtan mükerrer olarak açılan kamu davasının reddine ilişkin hüküm temyiz edilmeksizin kesinleşmiş olduğundan itirazın kapsamına göre inceleme kamu görevlisine karşı görevinden dolayı hakaret suçundan verilen mahkûmiyet hükmü ile sınırlı olarak yapılmıştır.
Özel Daire ile Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı arasında oluşan ve Ceza Genel Kurulunca çözümlenmesi gereken uyuşmazlık; sanığın, olay tarihinde Türkiye Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı … … ile Başbakanı… …'a yönelik olarak hakaret içerikli sözler söylemekten ibaret olayda, TCK'nın 44. maddesi uyarınca fikri içtima hükümlerinin uygulanıp uygulanamayacağının belirlenmesine ilişkindir.
İncelenen dosya kapsamından;
Sanık hakkında Cumhurbaşkanına hakaret suçundan yapılan yargılamaya ilişkin … 3. Asliye Ceza Mahkemesinin 2012/561 Esas numaralı dosyası, sanığın yüklenen suçları işlediğini kabul ettiğine dair savunmaları, sanık tarafından Cumhurbaşkanına ve Başbakana iddianamede belirtildiği şekilde hakaret edildiğini içeren kolluk görevlilerince tanzim edilen 09.11.2011 tarihli tutanak ve tüm dosya kapsamından;
09.11.2011 tarihinde saat 00.30 sıralarında… Polis Merkezi Amirliği önüne alkollü bir vaziyette gelen sanığın bağırarak "Ben bu devletin a… koyayım, o başbakan olacak… …'ın g… sinkaf edeyim, o … …’ün de a… sinkaf edeyim, bu hükumet benim anamı sinkaf etti, ben o başta bulunanların hepsinin tek tek a… koyayım, hepsinin makamı g… girsin, bu devletten ben 375 milyar para aldım, hepsinin Allah belasını versin, ben bu hükumet yüzünden 375 milyar para batırdım, benim hayatımı sinkaf ettiler, ben de onların hayatını sinkaf edeyim!" şeklinde hakaretler ettiği,
Olay tarihinde Türkiye Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı olan … …’e yönelik hakaret suçundan yapılan soruşturmanın … Bakanlığının iznine tabi olması nedeniyle bu husustaki evrakın tefrik edildiği, … Bakanlığınca 06.03.2012 tarihinde verilen izin üzerine yapılan soruşturma neticesinde … Cumhuriyet Başsavcılığınca düzenlenen 09.04.2012 tarihli ve 49508-9040 sayılı iddianame ile sanığın Cumhurbaşkanı … …’e yönelik eylemleri sebebiyle TCK’nın 299/1-2 ve 53. maddelerinin uygulanması istemiyle kamu davası açıldığı, … 3. Asliye Ceza Mahkemesince yapılan yargılama sonucunda 26.12.2013 tarih ve 561-440 sayı ile sanığın TCK’nın 299/1-2, 62, 51 ve 53. maddeleri gereğince 11 ay 20 gün hapis cezası ile cezalandırılmasına, ertelemeye ve hak yoksunluğuna karar verildiği, söz konusu hükmün temyiz edilmeksizin 01.04.2014 tarihinde kesinleştiği,
İtiraz konusu dosya kapsamında yapılan yargılama neticesinde ise, … 47. Asliye Ceza Mahkemesince 05.02.2015 tarih ve 50-21 sayı ile; sanık hakkında Cumhurbaşkanına hakaret suçundan açılan kamu davasının mükerrer olması nedeniyle CMK’nın 223/7 maddesi gereğince reddine, sanığın olay tarihinde Türkiye Cumhuriyeti Başbakanı olan… …’a yönelik hakaret eylemi sebebiyle de TCK’nın 125/1, 125/3-a-son, 125/4 ve 53. maddeleri uyarınca 1 yıl 2 ay hapis cezası ile cezalandırılmasına ve hak yoksunluğuna karar verildiği,
Sanık tarafından olay sırasında gerek Cumhurbaşkanına gerekse Başbakana yönelik olarak söylenen sözlerin hakaret suçunu oluşturacağı hususunda Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı ile Özel Daire arasında herhangi bir uyuşmazlık bulunmamasına karşın, TCK'nın 44. maddesinde düzenlenen fikri içtima koşullarının gerçekleşip gerçekleşmediği hususunda uyuşmazlık doğmuştur.
İtiraza konu uyuşmazlığın çözümü için öncelikle TCK'nın 43/2, 44. maddelerinde düzenlenen "Fikri içtima" koşulları açıklanıp, sanık tarafından olay sırasında söylenen sözlerin tek fiil olarak kabul edilip edilemeyeceği, tek fiil olarak kabul edilmesi hâlinde Cumhurbaşkanına hakaret suçu ile Başbakana hakaret suçunun farklı suçlar sayılıp sayılamayacağı, farklı suç olarak kabul edilmesi hâlinde ise; inceleme dışı Cumhurbaşkanına hakaret suçundan dolayı verilen mahkûmiyet hükmünün, kesinleşmiş olmasına karşın itiraza konu kamu görevlisine hakaret suçu ile birlikte değerlendirilerek TCK'nın 44. maddesi uyarınca daha ağır cezayı gerektiren Cumhurbaşkanına hakaret suçundan dolayı teşdit hükümlerinin uygulanması suretiyle yeniden hüküm kurulmasının "Ne Bis In Idem" (Aynı suçtan iki kez yargılama olmaz) ilkesine aykırı olup olamayacağı ve bunun sonucuna bağlı olarak her iki suçun dikkate alınması suretiyle yeniden kurulacak hükümden daha önce kesinleşen cezanın mahsup edilip edilemeyeceği hususlarının belirlenmesi gerekmektedir.
5237 sayılı TCK'nın hazırlanmasında esas alınan suç teorisine göre; suç, toplumsal düzenin devamı açısından korunması gereken hukuki değerlerin açık ve bilinçli bir ihlali veya en azından bu değerleri korumaya matuf kurallara özensizlik niteliği taşıyan insan davranışlarıdır. Bu yönü itibariyle "Suç bir haksızlıktır"; bir başka ifadeyle de hukuka aykırılık arz eden muayyen bir fiildir (Özgenç, TCK. Gazi Şehri, Genel Hükümler 3. basım, s. 191-192).
Bu teoride suç, maddi, manevi ve hukuka aykırılık unsurundan oluşmaktadır. Maddi unsurlar bakımından ise; fiil, fail, mağdur, netice, nedensellik bağlantısı, ve suçun konusu olmak üzere alt unsurlardan oluşmaktadır.
Uyuşmazlık konusuyla ilgisi bakımından “Fiil” kavramı üzerinde durmak gerekecektir. “Genel olarak fiil, kişinin iradesine hakim olduğu, belli bir neticeyi gerçekleştirmeye matuf ve harici dünyada cereyan eden bir davranıştır. Ancak insana izafe edilebilen insandan kaynaklanan davranışlar fiil niteliğini taşır. Ayrıca dış dünyada tezahürü olmayan salt düşünce fiil değildir. İnsan davranışına fiil niteliğini kazandıran en önemli unsur bunun irade ürünü olmasıdır; fiil, iradi nitelik taşımalıdır."
TCK’nın hazırlanmasında "Kaç fiil varsa o kadar suç, kaç suç varsa o kadar ceza vardır" ilkesi esas alınmış, dolayısıyla da gerçek içtima kuralı benimsenmiştir. … Komisyonu Raporu’nda da bu husus; “Ceza hukukunun temel kurallarından birisi, ‘kaç fiil varsa o kadar suç, kaç suç varsa o kadar ceza vardır.' şeklinde ifade edilmektedir. Bunun istisnaları, suçların içtimaı bölümünde belirlenmiştir. Bu istisnalar dışında, işlenen her bir suçla ilgili olarak ayrı ayrı cezaya hükmedilecektir. Böylece verilen her bir ceza, bağımsızlığını koruyacaktır.” şeklinde ifade edilmiştir. Bu kuralın istisnaları ise TCK’nın “Suçların içtimaı” bölümünde, 42 (bileşik suç), 43 (zincirleme suç) ve 44. (fikri içtima) maddelerinde düzenlenmiştir.
765 sayılı TCK’da, aynı neviden fikri içtima ile farklı neviden fikri içtima tek madde hâlinde ve aynı Kanun’un 79. maddesinde düzenlenmiş iken, 5237 sayılı TCK’da bu iki hâl birbirinden ayrılarak, aynı neviden fikri içtima ve zincirleme suçun düzenlendiği, 43. maddenin ikinci fıkrasında, “Aynı suçun birden fazla kişiye karşı tek bir fiille işlenmesi durumunda da, birinci fıkra hükmü uygulanır.” şeklinde; Farklı neviden fikri içtima TCK’nın 44. maddesinde; “İşlediği bir fiil ile birden fazla farklı suçun oluşmasına sebebiyet veren kişi, bunlardan en ağır cezayı gerektiren suçtan dolayı cezalandırılır." şeklinde düzenlenmiş olup bu hükmün uygulanabilmesi için işlenen bir fiille birden fazla farklı suçun oluşması gerekmektedir.
Buna göre farklı neviden fikri içtima ile aynı neviden fikri içtima arasındaki ortak unsur, failin gerçekleştirdiği eylemin tek olmasıdır. Ancak farklı neviden fikri içtimada tek eylemle gerçekleştirilen farklı suçlar söz konusu iken aynı neviden fikri içtimada tek eylemle aynı suç birden fazla kez işlenmektedir. Yine farklı neviden fikri içtimada tek eylemle aynı kişiye karşı suçun işlenmesi mümkün iken (örneğin yüze atılan yumrukla mağdura karşı hem kasten yaralama hem de mala zarar verme suçunun işlenmesi gibi), aynı neviden fikri içtimada suç teorisi ve yasal düzenleme gereği suçların farklı kişilere karşı işlenmesi gerekir.
İçtima öğretisinin özünde, bir taraftan failin gereksiz ve kusurunu aşan şekilde cezalandırılmaması; diğer taraftan haksız bir yarar sağlamaması esasına dayanan adil ve rasyonel bir ceza yaptırımının uygulanması düşüncesi yatar. İşte bu nedenle, birden fazla suç tipinin ihlali hâlinde adil cezanın belirlenebilmesi, içtima öğretisinin ceza hukuku sisteminde doğru bir biçimde düzenlenmesini gerekli kılar.
Kanun koyucu, işlediği bir fiille birden fazla farklı suçu işleyen failin, fiilin tek olması nedeniyle en ağır ceza ile cezalandırılmasını yeterli görmüş, bu şekilde “Non bis in idem” kuralı gereğince bir fiilden dolayı kişinin birden fazla cezalandırılmasının da önüne geçilmesini amaçlamış, “Erime sistemi”ni benimsemek suretiyle, bu suçlardan en ağırının cezasının verilmesi ile yetinilmesini tercih etmiştir.
Fiilin tek olması fikri içtimanın temelini oluşturur. Şayet fiil tekliği yoksa fikri içtimadan söz edilemez. Bununla birlikte "Fiil" ifadesinden ne anlaşılması gerektiği fiil tekliği-fiil çokluğu ayrımının neye göre yapılacağı sorunu ortaya çıkmaktadır. Diğer taraftan suç tekliği ve çokluğununda ayrıca değerlendirilmesi gerekmektedir. Fiil tekliğinde doktrinde farklı görüşler ileri sürülmüştür. Birinci görüş; fiili normun ihlali olarak kabul etmekte olup bu görüşe göre fiil, suç tipinin iradi kararla ihlal edilmesidir. Kaç tane suç tipine sebebiyet verilmiş ise o kadar fiil vardır. Bu görüşün kabulü halinde suç sayısı kadar fiil bulunduğuna göre suçların içtimasından söz etmeye gerek yoktur. Ancak bu görüş doktrinde taraftar bulabilmiş değildir. Yargıtay da “Fiil tekliği-fiil çokluğu veya suç tekliği-suç çokluğu ayrımları birbirinden farklılık gösterir.” tespitinde bulunmak suretiyle bu görüşü benimsemediğini ortaya koymuştur. (Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 27.01.1984 tarihli ve 1983/6-366 E.-1984/32 K. sayılı karar). Bu nedenledir ki söz konusu ayrım gerçek içtima ve suçların içtiması arasındaki ayrımda temel kriterdir.
İkinci görüş; tipik neticeyi fiilin unsuru olarak kabul eden görüştür. Bu görüş 765 sayılı TCK’nın uygulandığı dönemde doktrinde ağırlıklı şekilde taraftar bulmuştur. Anılan görüş uyarınca; “İçtima öğretisi anlamında fiil sayısının tespitinde, suçun yasal tanımında neticeye yer verilen hallerde tipik neticeyi esas alır ve dış alemde birden fazla tipe uygun neticenin gerçekleşmesi durumunda birden fazla fiilin bulunduğunu kabul eder. Gerçekleşen tipik neticenin sayısı kadar fiil ve dolayısıyla suç vardır. (Pfefferle, s. 24 vd, 28 vd; Ziegler, s.12; Kraushaar, s. 23-24,27 vd; Kunter, s.19) Türk öğretisinde de; "Fiil, hem hareket hem de neticeyi kapsamakta olup; fikri içtimadan söz edebilmek için, neticenin tek olması gerekir. Failin aynı amaca yönelik hareketinin iki farklı sonuç doğurduğu hallerde, söz gelimi bir kimseyi öldürmek için atılan kurşunun o kimsenin ölümüne sebebiyet verdikten sonra bir başka kimseye isabet ederek yaralaması halinde iki ayrı fiil vardır." ifadesine yer verilmek suretiyle aynı düşünce benimsenmiştir. (Dönmezer/Erman, Nazari ve Tatbiki Ceza Hukuku, Cilt 2, 12. baskı, No:1129; Alacak Haktan, Suçun Unsurları, AÜHF Yayınları No:263 … 1970, s. 57).
Yargıtay kararlarında da bu görüşün yansımaları görülmekte olup; Ceza Genel Kurulunun 12.03.1984 tarihli ve 1983/1-176 E. – 1984/87 K. sayılı içtihadında; "Fiil, insan eseri olan ve dış alemde değişiklik husule getiren olay bütünüdür. Doğal yönüyle bütünlük gösteren fiil, hukuki açıdan hareket-netice-nedensellik bağı gibi unsurlardan oluşur. Doğal anlamda neticesiz hareket olmayacağı için neticesiz de suç olmaz. Dış dünyada herhangi bir değişiklik olmaması olumlu ya da olumsuz bir hareketin bulunmamasına bağlıdır. Neticesiz hareket olmayacağından doğal anlamda hareket fiil demektir. Bu neticenin geniş anlamıdır. Normatif açıdan neticenin dar anlamı; kanunun suç saydığı neticedir. Hareket-netice ayrımı sadece bu yönden yapılabilir. Bazen kanun dar anlamda bir netice göstermez ve bu halde hareket ile suç tamamlanmış olur. Bu halde kanun doğal sonuç ile yetinmiştir. Burada suç sayılan fiil genel olarak neticeye sahip harekettir. Dar anlamda bir neticenin kanunda gösterilmediği hallerde de neticenin varlığını belirtmek için bu çeşit suçlara (neticesi harekete bitişik suçlar) ismi verilmektedir. Hukuka aykırı ve kusurlu fiil hangi kanuni tipe uygun ise o kanuni tipin bulunduğu normu ihlal eder ve o suç oluşur. Dar anlamda netice, bazı kanuni tipler bakımından ortak nitelik gösterebilir. Bu gibi durumlarda fiil, uygun düştüğü kanuni tipler sayısınca normları ihlal etmiş olur. Fiilin tekliği-çokluğu ayrımında, maddi neticeye üstünlük tanımak gerekir ve buna göre tek ya da çok fiilden bahsolunur." açıklamasına yer verilmiştir.
Genel Kurul 01.11.1982 tarihli ve 1982/4-296 E. – 1982/365 K. sayılı bir başka kararında da benzer şekilde; "Av tüfeğiyle yapılan bir tek atışla birden çok kişinin yaralanması halinde, sanık hakkında TCK'nın 79. maddesinin uygulanıp uygulanmayacağını tartışma konusu yapmış olup bu kararla sanığın av tüfeği ile toplu halde bulunan şahıslara karşı, onlardan bir kaçının bu atıştan yaralanabileceğini bilerek yaptığı bir el ateş etme eylemi ile çeşitli kanun hükümlerinin ihlal edildiği yerel mahkemece kabul edildiğine göre, fiil dış alemdeki değişiklik olduğuna göre, fiilin esas kısmını netice oluşturur. Şu halde fikri içtimaın bulunabilmesi için, her şeyden önce bu neticenin tek olması gerekir. Bu nedenle bakılacak husus, dış alemdeki değişikliğin birden fazla olup olmadığıdır. Olayımızda ise, av tüfeğiyle yapılan atış tek olmakla birlikte değişiklik ve netice iki tanedir. Ortada bir fiil yoktur ve fikri içtima söz konusu edilemez." netice kadar fiil olduğu sonucuna varmıştır.
Üçüncü görüş, fiili hareket olarak kabul eden görüştür. Bu görüşe göre neticeyi fiilin unsuru olarak değil fiilden ayrı olarak suçun maddi unsurları konusunda ele almaktadır. Bu görüş aynı zamanda içtima öğretisi anlamında fiil tekliği-fiil çokluğu ayrımında failin gerçekleştirdiği hareketi esas almaktadır. “Netice, suçun haksızlık unsurlarını gösteren yasal tanımda her zaman yer almamaktadır. Her suçta bir neticenin bulunmadığı ve suçların büyük bir kısmının sırf hareket suç olduğu göz önünde bulundurulduğunda, fikri içtimada fiilin tek olmasında maksadın netice olduğu sonucuna varılamaz. Bu itibarla fikri içtimada fiilin tekliğini hareketin tekliği şeklinde anlamak gerekir.” (Tröndle/Fischer, in: StGB Vor s. 52 kn. 27; Koca, s.202); 'Fiilin tekliğinin tespitinde netice esas alınmaz" (Mezger, AT, s. 262; Mannzen, s. 22, 39; Birckel, s. 16, 22; Otter, s. 187; Demirbaş, s. 481; Mahmut Koca – İlhan Üzülmez, Türk Ceza Hukuku Genel Hükümler, Seçkin Yayınevi, 9. Bası, …, 2016, s. 492 vd., Hamide Zafer, Ceza Hukuku Genel Hükümler, Beta Yayımcılık, 3. Bası, …, 2013, s. 462 vd., … Emin Artuk – … Gökçen – Caner Yenidünya, Ceza Hukuku Genel Hükümler, … Yayınevi, 7. Bası, … 2013, s. 653 vb.).
"Tek bir iradi karara dayanan tek bir vücut hareketi dış alemde kaç tane neticenin gerçekleşmesine sebebiyet vermiş olursa olsun tek bir fiil sayılır." (BGHSt 1, 20; 6, 81; 16, 397; 18, 26; Maurach/Gössel/Zipf, AT II s. 54 II kn. 42; Tröndle/Fischer, in: StGB Vor s 52 kn. 27).
Suç teorisi ve bu bağlamda hareket teorileri anlamındaki fiil kavramının içtima öğretisine taşınmayacağı hususunda ise doktrinde görüş birliği vardır. (Göktürk, Fikri İçtima, 2013, s. 45). "Suç teorisindeki fiil kavramı, içtima öğretisindeki fiil kavramından farklı amaçlara hizmet eder" (Roxin, AT II s.33 kn. 10; Jeschek/Weigend, AT, s.710; Samson/Günther, in: SK-StGB Vor s. 52 kn. 15).
"Suç teorisinde fiil insanın iradi davranışını ifade eder. Söz gelimi özel belgede sahtecilik suçu; sahte özel belge hazırlanması ve bu belgenin kullanılması halinde iki ayrı iradi fiilden ibaret olup suçun "çok hareketli suç" olarak nitelendirilmesinin esas nedeni iki ayrı iradi fiilden oluşmasıdır. Her ne kadar suç teorisi, anlamında iki ayrı fiilden oluşsa da içtima öğretisi anlamında tipik fiil tekliği kapsamında değerlendirmek suretiyle tek bir fiilin bulunduğu sonucuna ulaşılır" (Göktürk, s. 246); "Suç teorisinde fiil kavramı norm esas alınmak suretiyle de açıklanabilir; fiil kavramı tabii anlamında değil hukuki anlamında anlaşılır; söz gelimi mala zarar verme suçu bakımından suç konusu eşyaya çekiç ile her bir vuruş norm karşısında değerlendirilmeye tabi tutulduğunda tipik bir fiildir ve eşyaya bir kez vurulması suçun oluşumu bakımından yeterlidir. Her bir çekiç vuruşu birbirinden bağımsız bir fiil oluşturduğu; ortada birden fazla fiil bulunduğu ve fiil sayısınca suçun işlendiği söylenemez. Dolayısıyla ortada kaç tane fiilin bulunduğu içtima öğretisinin konusudur. İçtima öğretisindeki fiilin tekliğiyle suç teorisindeki tipe uygun fiil aynı değildir, farklılık arz eder." (Odter, s.187 atfen, Göktürk, s. 47).
"İçtima öğretisinde fiil hareket olarak anlaşılmalıdır. Fiil tekliği-fiil çokluğu ayrımında neticenin esas alınmasının asıl nedeni tarihi gelişim sürecinde bahsedildiği üzere Roma Hukuku ve eski Alman Hukukundan 19. yy. sonlarına kadar neticenin ön planda olması; dış alemde meydana gelen tipik netice sayısı kadar fiilin ve dolayısıyla suçun bulunduğu şeklinde bir anlayışın hakim olması ve suç sayısı kadar dava açılmasıdır" (Göktürk, s. 49). "İçtima öğretisinde fiilin sayısı ve tipik neticenin sayısı ayrı ayrı tespit edilmelidir. Tek bir fiil birden fazla aynı veya farklı neticeye sebebiyet verebilir. Dış dünyada fiile nedensellik bağı ile bağlı olan birden fazla neticenin gerçekleşmiş olması, netice sayısı kadar fiilin bulunduğu anlamına gelmez. Fiilin dış dünyada meydana getirdiği değişiklikler her ne kadar fiile nedensellik bağıyla bağlı olsa da fiilin bir unsuru değildir." (du Mesnil, s.11 vd; Hahne, s.21-22; Knör, s.14; Birsckle, s.16).
"Fiil sayısının tespitinde tipik neticeyi esas alan görüş, suçun yasal tanımında ayrıca neticeye yer vermeyen suçlarda yetersiz kalmakta ve netice kriteri yerine başkaca kriterlerden yararlanmak durumunda kalmaktadır" (Göktürk, s. 51).
Uygulamada; tek zarf içerisinde, birden fazla mağdura hitaben ayrı ayrı yazılmış tehdit içerikli iki mektup gönderme eylemi, aynı dilekçe içeriği ile birden fazla mağdura ayrı ayrı hakaret etme fiili; aynı ortamda bulunan müştekilere karşı aynı nedene dayalı olarak ve aynı olay bütünlüğü içinde araya fasıla girmeksizin arka arkaya söylenen sözler; aynı olayın devamı kapsamında aynı yer ve zaman dilimi içerisinde gerçekleştirilen hakaret eylemleri, sanığın görevliye ve olayın devamında kendisini muayene etmek isteyen başka görevliye yönelik hakaret eylemleri; sanığın mağdura yönelik tehditte bulunmasının akabinde araya giden başka kişiyi de ölümle tehdit etmesi biçiminde kabul edilen eylemleri hukuki anlamda tek fiil olarak kabul edilmiş, bu fiil ile aynı suçun mağdur adedince işlendiği (aynı neviden fikri içtima) kabul edilerek zincirleme suç hükümlerine göre cezada artırım yapılması aranmıştır. Yargıtay, failin ilk haksız yararları elde ettikten sonra yeni bir hileli davranışta bulunmadan başlangıçta hedeflediği ve mağdurdan almak istediği miktarı alabilmek için telefonla katılanlardan rapor ve elbise parası adı altında para isteyerek elde ettiği haksız yararların, yeni bir dolandırıcılık suçunun sonucu olarak elde edilen yararlar olmadığını, failin ilk başta oluşturduğu ve mağduru yanıltan hileli davranışların sonucunda oluşan neticeler olduğunu, gerçekleşme şekli ve eylem bütünlüğü içinde tek bir dolandırıcılık suçunun meydana geldiğini kabul etmiştir. (Göktürk, s. 47 vd.)
5237 sayılı TCK’ya esas alınan teoriye göre; fiilin tekliğinden anlaşılması gereken netice değildir. Suçun yasal tanımında yer verilmiş olması neticeyi fiilin bir unsuru hâline getirmez; suçun yasal tanımında yer verilen netice suçun unsuru olup, fiilin bir unsuru değildir.
Suç teorisindeki fiil kavramının içtima öğretisine taşınması hâlinde tipe uygun her bir fiilin içtima öğretisinden bağımsız bir fiil teşkil ettiği ve her hâlükarda ortada birden fazla fiil ve birden fazla suç bulunduğu sonucuna ulaşılır. Bu hâlde fiil tekliği mümkün olmayacağı için, "fiil tekliği-fiil çokluğu" ayrımı ve bu ayrım üzerine temellenen "gerçek içtima-fikri içtima" ayrımının pratik bir sonucu kalmayacaktır.
Fail, tek bir fiilde dış dünyada birden fazla değişiklik meydana getirmek isteyebilir; ancak bu durum, fiilin tekliğini etkileyemez. Başka bir ifadeyle fail, tek bir fiille birden fazla aynı veya farklı suç tipini gerçekleştirme kastıyla hareket edebilir. Failin tek bir fiil ile birden fazla suça ilişkin kastla hareket etmesi fiil tekliği üzerinde etkili değildir.
Dış alemde sebebiyet verilen tipik neticelerin sayısının fiil sayısını belirlemede esas alınmayacağı kanunun lafzından da anlaşılmaktadır. Zira Kanun'da (TCK. 43/2, 44 m.) bir fiille birden fazla aynı veya farklı suçun oluşumuna sebebiyet verilmesinden söz edilmektedir. Tipik neticenin sayısı, ancak birden fazla aynı veya farklı suçun oluşumu bakımından dikkate almalıdır. TCK'nın 43. maddesinin 3. fıkrasında yer verilen istisna hüküm, neticenin fiil sayısının belirlenmesinde bir etkisinin olmadığını açıkça ortaya koymaktadır. Sonuç olarak neticenin ifade ettiği değersizliğin fikri içtima bağlamında "fiil tekliği-fiil çokluğu" ayrımında herhangi bir fonksiyonu yoktur. Tek bir fiilde birden fazla neticeye sebebiyet verilmesi ve bu neticelerin aynı veya farklı suçlar bakımından tipik olmasına rağmen faile tek ceza verilmesinin, fakat cezanın belirlenmesinde diğer ihlal edilen suç tiplerinin de dikkate alınmasının nedeni, neticelerin çokluğunu fiilin haksızlık muhtevası ve kusur yoğunluğunun arttırıcı etkiye sahip olmasıyla açıklanabilir. Ortaya çıkan neticelerin sayısı ve bu neticelerin ifade ettiği zarar veya tehlike ise söz konusu haksızlığın yoğunluğunu artırmaktadır. Bu itibarla haksızlık muhtevasının tüketilmesi, çifte değerlendirme yasağı ve kusur ilkesi bağlamında ele alındığında, tek bir fiille birden fazla aynı veya farklı suç tipine sebebiyet verilmesi hâlinde faile tek bir ceza verilmesi gerekir. Ancak erime sistemi uygulanmak suretiyle failin sadece en ağır cezayı gerektiren suç tipinden sorumlu tutulmasının, özellikle yasal tanımında neticeye yer verilen suçlar bakımından haksız sonuçlara sebebiyet vermesi kaçınılmazdır. İşte bu noktada, somut olayda ortaya çıkan neticelerin sayısı ve bu neticelerin ifade ettiği zarar ve tehlikenin yoğunluğuna göre somut cezanın belirlenmesinde (TCK. 61 m.) hâkim takdir yetkisini kullanarak cezayı belirlemeli, ancak belirlenen ceza, gerçek içtima kuralını sonuçlayacak şekilde olmamalıdır.
"Fiil tekliği-fiil çokluğu" ayrımı, içtima kavramının temelini oluşturduğundan, doğal anlamda ve hukuki anlamda fiil tekliğinden ne anlaşılması gerektiği ve aralarındaki ayırıcı kriterlerin değerlendirilmesinde fayda bulunmaktadır. “Doğal anlamda fiil tekliği belirlenirken, iradi karar sonucu gerçekleştirilen vücut hareketlerinin sayısı esas alınmaktadır. Buna göre, failin iradesinden kaynaklanan her bir vücut hareketi doğal anlamda tek bir fiildir, bunun sebebiyet verdiği tipik neticelerin sayısı önem taşımaz.
Failin gerçekleştirdiği hareketler hukuki bakış açısıyla değerlendirilmeye tabi tutulduğunda, failin suç yolunda gerçekleştirdiği hareketler çoğu zaman tek bir vücut hareketinden oluşmayıp; fail, birden fazla iradi davranışta bulunur. Doğal anlamda birden fazla hareket, hukuki bakış açısıyla yapılan değerlendirmede bir bütün oluşturmakta ise, hukuki anlamda fiil tekliğinden söz edilir. Doğal anlamda birden fazla fiil bulunmasına rağmen hukuki anlamda tek bir fiil bulunabilir.” (Özgenç s. 173; Artuk/Gökçen/Yenidünya s. 395; Koca s. 203).
Alman Federal Yüksek Mahkemesi doğal fiil tekniğini şu şekilde tanımlamaktadır: “Şayet bir olayın parçalarını teşkil eden çeşitli hareketler tek bir iradi karara dayanıyorsa, tarafsız bir gözlemcinin nazarında bu hareketler yer ve zaman bakımından tek bir fiil olarak nitelendirilebilecek kadar birbiriyle sıkı bir bağlantı içerisinde bulunuyorsa, bu hareketler tek bir fiili oluşturur.” (Göktürk s. 104).
Öğretide de fiilin tekliğinin belirlenmesinde esas alınan kriterler şu şekilde sayılmıştır;
a) Tek iradi karar
Fiil tekliğinden söz edebilmek için bütün hareketlerin tek bir hareketin iradi karara istinaden gerçekleştirilmesi gerekir. Failin farklı bir kararla hareket ettiği hallerde, artık bu karara bağlı olarak gerçekleştirilen davranışlar doğal fiil tekniği kapsamında değerlendirilemez. Failin ne zaman eski suç işleme iradesinin devamı olarak, ne zaman yeni bir iradi kararla hareket ettiğinin subjektif bir unsur olması nedeniyle olaysal bazda değerlendirilmelidir.
b) Tekrarlanan veya birbirini izleyen doğal anlamda birden fazla hareket bulunması,
“Aynı nitelikte tekrarlanan hareketler, suç tipi karşısında ortak bir hukuki değerlendirmeye tabi tutulmak suretiyle tek bir fiil bulunduğu sonucuna ulaşılır. Suç tipinin gerçekleştirilebilmesi için tek bir hareketin yeterli olmasına rağmen aynı nitelikteki hareketlerin tekrarlanması hukuki anlamda tek bir fiil olarak değerlendirildiği için, suçların içtimasından söz edilemez. Tek fiil ile aynı suç tipinin birden fazla defa ihlal edilmesi nedeniyle aynı neviden fikri içtima söz konusu olmayıp; tek bir fiil ve tek bir suç vardır. Örneğin, kasten yaralama suçunun birden fazla yumrukla, mala zarar verme suçunun birden fazla çekiç darbesiyle, hırsızın birden fazla eşyayı evden alarak teker teker dışarıdaki araca taşıması durumunda birden fazla hareket bulunmasına rağmen hırsızlık suçu bağlamında tek bir fiil mevcuttur.” (Göktürk s. 111) .
“Ardışık hareketlerde suç tipinin gerçekleştirilmesi durumunda da hukuki anlamda tek bir fiilin varlığı kabul edilebilecektir. Örneğin, kasten öldürme suçunda failin, mağdura birden fazla defa bıçak saplaması halinde, başlı başına ele alındığında yaralama teşkil eden her bir bıçak darbesi, adım adım ölüm neticesini gerçekleştirmesine yönelik olup, bıçak darbelerini gerçekleştirmek istenilen suç tipi karşısında ortak bir hukuki değerlendirmeye tabi tutulduğunda hukuki anlamda tek bir fiilin bulunduğu sonucuna ulaşılır.” (Göktürk s. 126).
C) Yer ve zaman bakımından sıkı bağlantı bulunması,
“Fiil tekliğinden söz edebilmek için yer ve zaman bakımından sıkı bağlantı bulunması aranacaktır. Ancak hareketler arasındaki zaman aralığının ne olması gerektiği konusunda kesin bir kriter ortaya koymak mümkün olmayıp, her somut olay bakımından ayrıca değerlendirme yapılmalıdır. Söz gelimi failin öldürmek amacıyla mağdura defalarca ateş etmesi halinde, atışlar arasında saniyeler bulunabileceği gibi bir kaç dakika zaman aralığı da bulunabilir. Alman Federal Yüksek Mahkemesi, failin öldürmek amacıyla mağduru bıçakladığı ve aradan yarım saat geçtikten sonra ölmediğini anlaması üzerine 4 km uzaklıkta bir yerde yine bıçaklayarak öldürmesi olayında zaman ve yer bakımından sıkı bağlantı koşulunun bulunduğu ve bütün bıçaklama hareketlerinin tek fiil olarak değerlendirilmesi gerektiği yönünde karar vermiştir.” (Göktürk s. 129).
D) Tarafsız gözlemci nazarında hareketlerin tek bir fiil olarak görülmesi,
“Aralarında yer ve zaman bakımından sıkı bağlantı bulunan, tekrarlanan veya ardışık hareketlerin tarafsız bir gözlemci nazarında tabi bakış açısı esas alınmak suretiyle bir bütün olarak tek fiil şeklinde değerlendirilebilir olması en önemli unsurlardan birisidir. Söz konusu değerlendirmenin ise işlenen suç tipi dikkate alınarak somut olayın özelliğine göre hareketler arasındaki yer ve zaman bakımından sıkı bağlantı bulunması koşulu bağlamında yapılacağı açıktır.” (Göktürk s. 129).
Bu bağlamda, “tek fiil” veya “bir fiil”den ne anlaşılması gerektiği konusunda aşağıdaki sonuca ulaşmak gerekecektir. Doğal anlamda gerçekleştirilen her bedensel eylem ayrı bir hareketi oluşturmakta ise de, hukuki anlamda hareketin tek olması ile ifade edilmek istenen husus, doğal anlamda birden fazla hareket bulunsa dahi, bu hareketlerin, hukuki nedenlerden dolayı değerlendirmede birlik oluşturması suretiyle tek hareket olarak kabulüdür. Diğer bir anlatımla, doğal anlamda fiilin tek olduğu her hâlde hukuki anlamda da fiilin tek olduğu söylenebilirse de doğal anlamda fiilin çok olduğu her hâlde hukuki anlamda da fiilin çok olduğu her zaman söylenemeyecektir. Bazen bir hareketler kümesi, hukuki açıdan tek bir fiil olarak kabul edilecektir. Bu hâlde suç tipinin birden fazla hareketle ihlal edilebilir olması hareketin hukuken tekliğini etkilemeyecek, doğal hareketler hukuken tek kabul edilecektir. Fikri içtimada da, fiil ya da hareketin tekliği, doğal anlamda değil hukuki anlamda tek olmayı ifade etmektedir. Bir kısım suçların işlenmesi sırasında doğal olarak birden fazla hareket yapılmakta ise de, ortaya konulan bu davranışlar suçun kanuni tanımında yer alan hukuksal anlamdaki “tek bir fiili” oluşturmaktadır.
Uyuşmazlık konusu ile ilgisi bakımından "suç tekliği-suç çokluğu" ayrımına değinmekte yarar vardır. "Suç tekliği-suç çokluğu" ayrımı içtima konusundaki temel ayrım olup, suçların içtimai, bu ayrım üzerine temellenir. Bu ayrımın belirlenmesinde kullanılan kriterlerden birincisi fiili esas alan görüştür. Bu görüşe göre suç, fiildir. Fiil tek ise, suç da tektir; suç çokluğundan söz edebilmek için, birden fazla fiil bulunması zorunludur. Bu görüş esas alındığında, tek bir fiilde birden fazla suçun işlenmesi mümkün olmadığı için fikri içtimadan söz edilemez.
İkinci görüş ise, neticeyi esas alan görüştür. Fiil birden fazla olsa dahi, suç sayısının tespitinde tipik neticenin esas alınması gerekir. Söz gelimi bir kimsenin başkasına üç yumruk atması halinde, üç ayrı fiil bulunmasına rağmen tek bir yaralama suçunun gerçekleştiği kabul edilir. Buna karşılık bomba atmak suretiyle üç kişinin ölümüne neden olunması durumunda tek bir fiil bulunmasına rağmen üç ayrı öldürme suçu gerçekleşir. Bu görüşe göre ortada tek bir fiil bulunsa dahi belirleyici olan tipik neticenin sayısıdır. Dış dünyada gerçekleşen suçun yasal tanımında yer alan failin fiiliyle aralarında nedensellik bağı bulunan her netice bir suça vücut verir.
Üçüncü görüş ise suç tipini esas almaktadır. "Suç tekliği-suç çokluğu" ayrımında fiil sayasını değil ihlal edilen normların sayısı esas alınmaktadır. Tek bir fiille birden fazla suça sebebiyet verilebilir. Yargıtayın uygulaması da bu doğrultudadır.
Tüm bu açıklamalar ışığında somut olaya dönüldüğünde; tek bir iradi kararın bulunması, aynı türden davranış şekli, doğal anlamdaki hareketler arasında yer ve zaman bakımından sıkı bir bağlantının bulunması, bu hareketlerin tarafsız bir gözlemcinin nazarında tek bir fiil olarak nitelendirilecek olması karşısında; tek fiil ile iki ayrı mağdura hakaret edildiğinin kabul edilmesi gerekmektedir.
TCK’nın genel hükümleri arasında yer alan fikri içtima kuralları, şartlarının bulunması hâlinde kural olarak her suç için uygulanabilir ise de kanun koyucunun açıkça istisna öngördüğü hâllerde bu kuralın uygulanma ihtimali bulunmamaktadır. Nitekim TCK'nın 212. maddesinde, sahte resmi veya özel belgenin bir başka suçun işlenmesi sırasında kullanılması hâlinde, hem sahtecilik hem de ilgili suçtan dolayı ayrı ayrı cezaya hükmolunacağı belirtilerek, açıkça fikri içtima hükümlerinin uygulanması engellenmiştir.
Bu anlatımlara göre, farklı neviden fikri içtimanın şartları, hareket ya da fiilin hukuki anlamda tek olması, tek fiille birden fazla farklı suçun işlenmiş olması, işlenen suçlarla ilgili kanunda açıkça fikri içtima hükümlerinin uygulanmasının engellenmemiş olması şeklinde belirlenebilecektir.
Görüldüğü gibi, istisnalar dışında, hukuki anlamda tek bir fiille birden fazla farklı suçun işlenmesi hâlinde, bu suçlardan en ağır cezayı gerektirenin cezasına hükmolunması kanun gereğidir. Bu istisnalardan birisini de, ayrıntıları Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 23.03.2021 tarihli ve 182-135 sayılı kararında belirtildiği üzere, görünüşte içtima hâllerinden birinin bulunmamasıdır. Bu bakımdan, tek fiille ilgili suç tipleri arasında görünüşte içtima ilişkisinin bulunup bulunmadığının tespiti de gerekli olup görünüşte içtima ilişkisinin bulunması durumunda, fikri içtima hükmünün uygulanmaması gerekmektedir.
Uyuşmazlık konusu ile ilgisi bakımından kamu görevlisine karşı görevinden dolayı hakaret ile Cumhurbaşkanına hakaret suçunun farklı suçlar sayılıp sayılamayacağının açıklanabilmesi için 765 sayılı TCK ile 5237 sayılı TCK'nın sistematik olarak incelenmesi gerekmektedir.
765 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun "Kitap"lara, "Kitap"ların, "Bab"lara, "Bab"ların ise "Fasıl"lara ayrıldığı, 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun ise önce "Kitap"lara, "Kitap"ların "Kısım"lara, "Kısım"ların ise "Bölüm"lere ayrıldığı görülmektedir. 765 sayılı Kanun'da her "Bab"ı oluşturan fasıllar içerisinde yer alan suçların vasfının aynı olduğu açıkça görülmekle birlikte 5237 sayılı Kanun sisteminde bu durumun biraz daha karmaşık bir yapıya sahip olduğu görülmektedir. Zira 765 sayılı Kanun'da her fasılda yer alan maddelerin açıklanmasından sonra "Ortak hükümler" adı altında ağırlatıcı ve hafifletici maddelere yer verilmesine karşın, 5237 sayılı Kanun'da her "Kısm"ı oluşturan "Bölüm"lerde yer alan suçun temel şekline yer verilmesinden sonra aynı suçun daha ağır ve hafif cezayı gerektiren ağırlatıcı ve hafifletici nitelikli unsurlarına aynı maddenin devamında yer verilerek başka bir maddeye geçilmektedir. Ortak hükümlere çok nadiren sınırlı bir şekilde yer verilmiştir. Yargıtay uygulamalarında istisnalar dışında aynı "Bölüm"de yer alan suçların temel şekli ile hemen devamındaki ağırlatıcı ve hafifletici nitelikli unsurlarını içeren suçların vasfının aynı olduğu, daha sonraki maddelerde düzenlenen suçların ise vasfının değiştiği kabul edilmiştir.
Hakaret suçu, TCK’nın “Kişilere Karşı Suçlar” başlığını taşıyan "İkinci Kısım" kapsamındaki “Şerefe Karşı Suçlar” başlıklı "Sekizinci Bölüm"ünde yer alan 125. maddesinde;
"(1) Bir kimseye onur, şeref ve saygınlığını rencide edebilecek nitelikte somut bir fiil veya olgu isnat eden veya sövmek suretiyle bir kimsenin onur, şeref ve saygınlığına saldıran kişi, üç aydan iki yıla kadar hapis veya adlî para cezası ile cezalandırılır. Mağdurun gıyabında hakaretin cezalandırılabilmesi için fiilin en az üç kişiyle ihtilât ederek işlenmesi gerekir.
(2) Fiilin, mağduru muhatap alan sesli, yazılı veya görüntülü bir iletiyle işlenmesi hâlinde, yukarıdaki fıkrada belirtilen cezaya hükmolunur.
(3) Hakaret suçunun;
a) Kamu görevlisine karşı görevinden dolayı,
b) Dinî, siyasî, sosyal, felsefi inanç, düşünce ve kanaatlerini açıklamasından, değiştirmesinden, yaymaya çalışmasından, mensup olduğu dinin emir ve yasaklarına uygun davranmasından dolayı,
c) Kişinin mensup bulunduğu dine göre kutsal sayılan değerlerden bahisle,
İşlenmesi hâlinde, cezanın alt sınırı bir yıldan az olamaz.
(4) Hakaretin alenen işlenmesi halinde ceza altıda biri oranında artırılır.
(5) Kurul hâlinde çalışan kamu görevlilerine görevlerinden dolayı hakaret edilmesi hâlinde suç, kurulu oluşturan üyelere karşı işlenmiş sayılır. Ancak, bu durumda zincirleme suça ilişkin madde hükümleri uygulanır." biçiminde düzenlenmiştir.
Maddenin birinci fıkrasında hakaret suçunun temel şekli, üçüncü ve dördüncü fıkralarında ise nitelikli hâlleri düzenlenmiş, madde gerekçesinde de; "Hakaret fiillerinin cezalandırılmasıyla korunan hukuki değer, kişilerin şeref, haysiyet ve namusu, toplum içindeki itibarı, diğer fertler nezdindeki saygınlığıdır." açıklaması yapılmıştır. Buna göre, suçun konusu kişilerin onur, şeref ve saygınlığı olup somut bir fiil veya olgu isnat etme ya da sövme suretiyle kişilerin onur, şeref ve saygınlığına saldırma eylemi hakaret suçunu oluşturacaktır.
Ceza Genel Kurulunun birçok kararında da belirtildiği üzere; 5237 sayılı TCK'da, 765 sayılı Kanun'daki hakaret ve sövme suçu ayrımı kaldırılmıştır. Hakaret fiillerinin cezalandırılmasıyla korunan hukuki değer, kişilerin şeref, haysiyet ve namusu, toplum içindeki itibarı, diğer fertler nezdindeki saygınlığı olduğundan, bu suçun oluşabilmesi için, davranışın kişiyi küçük düşürmeye matuf olarak gerçekleştirilmesi gerekmektedir. Somut bir fiil ya da olgu isnat etmek veya sövmek şeklindeki seçimlik hareketlerden biri ile gerçekleştirilen eylem, bireyin onur, şeref ve saygınlığını rencide edebilecek nitelikte ise hakaret suçu oluşacaktır.
Cumhurbaşkanına hakaret suçu ise TCK’nın, “Millete ve Devlete Karşı Suçlar ve Son Hükümler” başlığını taşıyan "Dördüncü Kısım" kapsamındaki “Devletin Egemenlik Alametlerine ve Organlarının Saygınlığına Karşı Suçlar” başlıklı "Üçüncü Bölüm"ünde yer alan 299. maddesinde;
“(1) Cumhurbaşkanına hakaret eden kişi, bir yıldan dört yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır.
(2) (Değişik: 29/6/2005 – 5377/35 md.) Suçun alenen işlenmesi hâlinde, verilecek ceza altıda biri oranında artırılır.
(3) Bu suçtan dolayı kovuşturma yapılması, … Bakanının iznine bağlıdır.” şeklinde düzenlenmiştir.
Anayasa'ya göre, Cumhurbaşkanı devletin başıdır ve bu sıfatla Türkiye Cumhuriyetini ve Türk Milletinin birliğini temsil eder. Bu nedenledir ki Cumhurbaşkanına hakaret suçu, kişilere ve şerefe karşı suçlar içerisinde değil Devlete karşı işlenmiş suçlar bölümünde düzenlenerek Devleti temsil eden Cumhurbaşkanlığı makamının saygınlığının korunması amaçlanmıştır. Devlete karşı işlenen suçlardan bir kısmının gerçek mağdurunun makamı temsil eden gerçek kişi olmakla birlikte, Devlete ilişkin hukuki yararın korunması, kişiye nazaran daha üstün tutulmuştur.
Suç doğrudan doğruya Cumhurbaşkanına karşı işlenmekte ise de suçla korunan ve bu nedenle ihlal edilen hukuki değer Devletin siyasal iktidar yapısıdır (Özek, …, Siyasi İktidar Düzeni ve Fonksiyonları Aleyhine Cürümler, İst 1967 s. 10). Ceza himayesinin konusu Devlet kuvvetlerinin korunmasıdır. (Faruk Erem, Türkiye Barolar Birliği Dergisi 1991/1, Manzini V trattato di diritto penale İtaliano, IV (Torino,1926 s. 198).
Madde gerekçesinde de “Cumhurbaşkanının Devleti temsil etmesi ve Anayasada belirtilen görev ve yetkileri göz önüne alınarak onun kişiliğine yöneltilen hareketin bir bakıma Devlet kuvvetleri aleyhine cürümlerden sayılması gerektiği düşüncesinden hareketle bu madde kaleme alınmış ve Cumhurbaşkanına karşı hakaret müstakil bir suç hâline getirilmiştir.” açıklamalarına yer verilmek suretiyle bu husus vurgulanmıştır. Genel hakaret ve sövme suçlarında olduğu gibi Cumhurbaşkanına hakaret ve sövme suçunun oluşması için de; Cumhurbaşkanının sosyal değeri konusunda kendisinin veya toplumun sahip olduğu düşünce ve duyguları sarsıcı fiil veya sıfatlar isnat veya izafe edilmelidir. Eylemin yüze karşı ya da yoklukta işlenmesi arasında fark yoktur. Gıyapta hakarette ihtilat öğesi aranmamaktadır.
Cumhurbaşkanına hakaret, serbest hareketli bir suç olup söz, imalı şarkılar, yazı, çizim, resim, nefreti gösteren hareketler ve bunun gibi davranışlarla işlenebilir.
Suçun işlenmesi için genel kast yeterlidir, failde siyasi veya Devlet Başkanlığı sıfat ve görevi ile ilgili saik aranmasına gerek bulunmamaktadır. Cumhurbaşkanlığı sıfat veya vazifesiyle alakalı saike de lüzum yoktur (Erem, s. 198 vd).
Prof. Dr. Sulhi Dönmezer ile Porf. Dr. Sahir Erman'ın "Suçun genel konusu; suç olanla olmayanı ayırmaya, suçun özel konusu ise, belirli suçları gruplandırmaya, bir gruba giren suçları diğer zümrelerden ayırt etmeye yarar." şeklinde özetlenen görüşlerinden yola çıkılarak suç vasfının belirlenmesinde en önemli ve belirleyici rolü "suçun hukuki konusu"nun üstlendiğini söylemek mümkündür.
Bu açıklamalar ışığında uyuşmazlık konusu değerlendirildiğinde;
"09.11.2011 tarihinde saat 00.30 sıralarında… Polis Merkezi Amirliği önüne alkollü bir vaziyette gelen sanığın bağırarak "Ben bu devletin a… koyayım, o başbakan olacak… …'ın g… sinkaf edeyim, o … …’ün de a… sinkaf edeyim, bu hükümet benim anamı sinkaf etti, ben o başta bulunanların hepsinin tek tek a… koyayım, hepsinin makamı g… girsin, bu devletten ben 375 milyar para aldım, hepsinin Allah belasını versin, ben bu hükümet yüzünden 375 milyar para batırdım, benim hayatımı sinkaf ettiler, ben de onların hayatını sinkaf edeyim!" şeklinde hakaretler ettiği olayda;
Sanığın zaman ve mekân birliği içerisinde ve aynı kasıt altında Türkiye Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı ve Başbakanına yönelik gerçekleştirdiği hakaret eylemlerinin hukuki anlamda tek fiil sayıldığında kuşku bulunmaması ve sanığa yüklenen Cumhurbaşkanına hakaret ve kamu görevlisine karşı görevinden dolayı hakaret suçlarının, TCK’nın farklı kısım ve bölümlerinde düzenlenmesi ve her iki suç ile korunan hukuki yararların farklı olması nedenleriyle farklı suçlar olarak değerlendirilmesinin gerekmesi hususları birlikte gözetildiğinde; somut olayda TCK’nın 44. maddesi gereğince fikri içtima şartlarının gerçekleştiği kabul edilmelidir.
Öte yandan fikri içtima hükmü gereğince sanığın en ağır cezayı gerektiren suç olan Cumhurbaşkanına hakaret suçundan cezalandırılması gerekirken Özel Daire kararında "Cumhurbaşkanına hakaret suçundan verilen erteli 11 ay 20 gün hapis cezasının temyiz edilmeden kesinleştiği gözetilerek, sanık hakkında TCK'nın 125/3-a maddesi uyarınca hakaret suçundan verilen cezada fikri içtima ve mahsup hükümleri de nazara alınarak sanığın hukuki durumunun tayin edilmesi gerektiği"ne işaret edilmesi suretiyle mahsup işleminin ne şekilde yapılacağı dahi net bir şekilde açıklanmadan hükmün bozulmasına karar verilmesi, usul ve kanuna aykırıdır.
Zira ceza muhakemesinin belirli bir noktada sonlandırılması ihtiyacı, bir başka ifade ile verilen hükmün kural olarak değiştirilemez kılınması gerekliliği, kesin hüküm kurumunu doğurmuştur. Kesin hüküm, uyuşmazlığın tarafları bakımından çözümünü ifade eden bir terimdir. Kesin hüküm, kararın kesin olarak doğru olduğunu ifade etmez, sadece kural olarak doğruluğu yeniden tartışılamayan kararı anlatır. Romalılar bu durumu anlatmak için "Res Judicata Pro Veritate Accıpıtur" (kesinleşmiş hüküm hakikat sayılır) özdeyişini kullanmıştır. Kesin hükmün biri olumlu diğeri olumsuz iki etkisi bulunmaktadır. Olumlu etki hükmün bağlayıcı oluşunu ifade ederken olumsuz etki. Kesin hükmün konusunu oluşturan fiillerden dolayı yine hükmün konusu olan sanık ya da sanıklar hakkında ikinci defa kovuşturma yapılamayacağını anlatır. Kesin hükmün olumsuz etkisi "Ne bis in idem ilkesi" olarak da ifade edilmektedir.
"Ne bis in idem" (Mükerrer cezalandırma yasağı) ilkesi; suçta ve cezada kanunilik ilkesi, suç ve cezaların geçmişe yürütülememesi, masumiyet karinesi, şüpheden sanık yararlanır ilkesi, cezalandırmada şahsilik ilkesi ve cezalarda orantılılık ve belirlilik ilkesi gibi çekirdek ceza hukuku güvenceleri ile birlikte hem suçlarda hem de kabahatlerde uygulama alanı bulmakta; adil yargılanma hakkının gereği ve evrensel bir kural olarak kabul edilmektedir.
Ceza Muhakemesi Kanununun 223. maddesinin 7. fıkrası “Non Bis in İdem” ilkesini düzenlemektedir. Bu hükme göre; "Aynı fiil nedeniyle, aynı sanık için önceden verilmiş bir hüküm veya açılmış bir dava davanın reddine karar verilir". Türk Ceza Karunu 44. maddesi ise Fikri İçtima başlığı altında "İşlediği bir fiil ile birden fazla farklı suçun oluşmasına sebebiyet veren kişi bunlardan en ağır cezayı gerektiren suçtan dolayı cezalandırılır." demekte ve bir eylemden ötürü birden fazla cezalandırmayı yasaklamaktadır. Kabahatler Kanunu'nun 15. maddesi ise "Bir fiil hem kabahat hem de suç olarak tanımlanmış ise, sadece suçtan dolayı yaptırım uygulanabilir. Ancak, suçtan dolayı yaptırım uygulanamayan hallerde kabahat dolayısıyla yaptırım uygulanır." şeklindedir. İnsan Hakları Avrupa Sözleşmesi ise istisnasız bir şekilde aynı suçtan iki kez yargılanmama ve cezalandırılmamayı insan hakkı olarak kabul etmiş; Ek 7. Protokolü ile olağanüstü hallerde dahi bu güvenceye aykırı hiçbir tedbir ve kısıtlamaya gidilemeyeceğini kararlaştırmıştır.
Her iki suçtan verilen mahkumiyet hükümlerinin bozulması suretiyle fiilin haksızlık içeriğine göre bir ceza belirlenmesi en uygun çözüm yöntemi olmakla birlikte itiraza konu olayda Cumhurbaşkanına hakaret suçundan dolayı verilen mahkumiyet hükmünün kesinleşmiş olması, Ceza Genel Kurulunca yapılacak incelemenin yalnızca kamu görevlisine karşı görevinden dolayı hakaret suçu ile sınırlı olması, kesin hükmün etkisinin bağlayıcı olması ve kesin hükmün konusunu oluşturan Cumhurbaşkanına hakaret suçundan dolayı ikinci kez kovuşturma yapılmasının veya ceza verilmesinin "Non bis in idem ilkesi" olarak adlandırılan ilkeye aykırı olacağı hususunda herhangi bir duraksamanın mevcut olmaması karşısında; somut uyuşmazlık özelinde, fikri içtima hükümleri uyarınca daha ağır cezayı gerektiren ve eylemin haksızlık muhtevasını ortadan kaldıran Cumhurbaşkanına hakaret suçundan verilen ceza ile yetinilerek ayrıca kamu görevlisine karşı görevinden dolayı hakaret suçundan ceza tayin edilmesine yer olmadığına karar verilmesinde zorunluluk bulunmaktadır.
Bu itibarla Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı itirazının değişik gerekçeyle kabulüne karar verilmelidir.
Çoğunluk görüşüne katılmayan Ceza Genel Kurulu Üyesi …; "Olay tarihinde sanığın 09.11.2011 günü saat 00:30 sıralarında… Polis Merkezi Amirliği önünde alkollü olarak bağıra bağıra 'ben bu devletin a… Koyayım, o başbakan olacak… …'ın g… sinkaf edeyim, o … … ün de anasını sinkaf edeyim, bu hükumet benim anamı sinkaf etti, ben o başta bulunanların hepsinin tek tek a… koyayım, hepsinin makamı g… girsin, bu devletten ben 375 milyar para aldım, hepsinin Allah belasını versin, ben bu hükumet yüzünden 375 milyar para batırdım, benim hayatımı sinkaf ettiler, bende onların hayatını sinkaf edeyim' şeklinde hakaretler ettiği, sanığın görevli polis memurları tarafından sözlerinin suç olduğuna dair ikaz edilmesine rağmen dinlemeyerek küfürlerine devam etmiştir.
Sanığın, Cumhurbaşkanı olan … …e yönelik hakaret eylemi Türk Ceza Kanunu'nun 299. maddesinde Devletin Egemenlik Alametlerine ve Organların Saygınlığına Karşı suçlar başlığında, Başbakan olan… …'a yönelik hakaret suçu, 'Şerefe Karşı Suçlar' başlıklı TCK 125/1-3/a maddesince müeyyide altına alınarak ayrı ayrı düzenlenmiştir.
Sanığın, suç tarihinde Cumhurbaşkanı olan … … ile Başbakan olan… …'a yönelik ayrı ayrı isim belirterek söylediği sinkaflı sözlerle hakaret etmekten ibaret sözleri iki ayrı eylemdir. Sanığın aynı zamanda birbirinden farklı iki devlet büyüğüne sövmesi eylemleri iki farklı eylemin tek eylem olarak kabul edilip TCK'nın 44. maddesi uygulanması görüşü usul ve kanuna aykırıdır.
Sanığın, Kasımpaşa Polis Merkezi Amirliği önünde alkollü olarak bağıra bağıra her iki mağdura yönelik sarf ettiği sinkaflı sözler, hukuki anlamda tek eylem kabul edilse bile, sanığın bilerek ve isteyerek her bir mağdura yönelik ayrıkasıt ile işlendiği nedenle, TCK'nın 44 maddesinin uygulama olanağı bulunmamaktadır.
Sanığın, Cumhurbaşkanı olan … … ile Başbakan olan… …'a yönelik hakaret eylemlerinin ve iki ayrı eylemle ayrı kasıt altında iki ayrı suç oluşturduğu, Yargıtay 4. Ceza Dairesinin TCK'nın 44. maddesi gereğince tek suçtan ceza verilmesi talebi ile bozma kararının usul ve yasaya aykırı nitelikte bulunduğu kanaatinde olduğumdan,
Sanığın hakaret eylemlerinin tek eylem olduğu ve sanık hakkında TCK'nın 44 maddesi uygulanarak tek suçtan ceza verilmesi gerektiğine karar veren Ceza Genel Kurulunun sayın çoğunluğunun görüşüne katılmıyorum. Olay tarihinde sanığın 09.11.2011 günü saat 00:30 sıralarında… Polis Merkezi Amirliği önünde alkollü olarak bağıra bağıra 'ben bu devletin a… Koyayım, o başbakan olacak… …'ın g… sinkaf edeyim, o … …ün de anasını sinkaf edeyim, bu hükumet benim anamı sinkaf etti, ben o başta bulunanların hepsinin tek tek a… koyayım, hepsinin makamı g… girsin, bu devletten ben 375 milyar para aldım, hepsinin Allah belasını versin, ben bu hükumet yüzünden 375 milyar para batırdım, benim hayatımı sinkaf ettiler, bende onların hayatını sinkaf edeyim' şeklinde hakaretler ettiği, sanığın görevli polis memurları tarafından sözlerinin suç olduğuna dair ikaz edilmesine rağmen dinlemeyerek küfürlerine devam etmiştir.
Sanığın, Cumhurbaşkanı olan … …e yönelik hakaret eylemi Türk Ceza Kanunu'nun 299. maddesinde Devletin Egemenlik Alametlerine ve Organların Saygınlığına Karşı suçlar başlığında, Başbakan olan… …'a yönelik hakaret suçu, 'Şerefe Karşı Suçlar' başlıklı TCK 125/1-3/a maddesince müeyyide altına alınarak ayrı ayrı düzenlenmiştir.
Sanığın, suç tarihinde Cumhurbaşkanı olan … … ile Başbakan olan……. yönelik ayrı ayrı isim belirterek söylediği sinkaflı sözlerle hakaret etmekten ibaret sözleri iki ayrı eylemdir. Sanığın aynı zamanda birbirinden farklı iki devlet büyüğüne sövmesi eylemleri iki farklı eylemin tek eylem olarak kabul edilip TCK'nın 44. maddesi uygulanması görüşü usul ve kanuna aykırıdır.
Sanığın, Kasımpaşa Polis Merkezi Amirliği önünde alkollü olarak bağıra bağıra her iki mağdura yönelik sarf ettiği sinkaflı sözler, hukuki anlamda tek eylem kabul edilse bile, sanığın bilerek ve isteyerek her bir mağdura yönelik ayrıkasıt ile işlendiği nedenle, TCK'nın 44 maddesinin uygulama olanağı bulunmamaktadır.
Sanığın, Cumhurbaşkanı olan … … ile Başbakan olan… 'a yönelik hakaret eylemlerinin ve iki ayrı eylemle ayrı kasıt altında iki ayrı suç oluşturduğu, Yargıtay 4. Ceza Dairesinin TCK'nın 44 maddesi gereğince tek suçtan ceza verilmesi talebi ile bozma kararının usul ve yasaya aykırı nitelikte bulunduğu kanaatinde olduğumdan,
Sanığın hakaret eylemlerinin tek eylem olduğu ve sanık hakkında TCK'nın 44 maddesi uygulanarak tek suçtan ceza verilmesi gerektiğine karar veren Ceza Genel Kurulunun sayın çoğunluğunun görüşüne katılmıyorum.",
Ceza Genel Kurulu Üyesi … ise; "Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 2021/202 Esas sayılı dosyasında Genel Kurulun sayın çoğunluğu ile aramızda görüş ayrılığı doğmuştur. Şöyle ki ;
Sanık …’ın suç tarihinde… Polis Merkezi Amirliğiönünde alkollü olarak bağıra bağıra o tarihte Başbakan olan Sayın… …, Cumhurbaşkanı olan Sayın … …’e yönelik ayrı ayrı sinkaflı kelimelerle hakarette bulunması nedeniyle sanık hakkında Cumhurbaşkanına hakaret suçuna ilişkin olarak TCK’nın 299/1-2 Maddeleri gereğince, Başbakana hakaret suçuna ilişkin olarak ise TCK’nın 125/1,3(a), 4. Maddeleri gereğince cezalandırılması için ayrı ayrı iddianameler düzenlendiği,
Cumhurbaşkanına hakaret suçunun Türk Ceza Kanunu’nun 'Devletin Egemenlik Alametlerine ve Organlarının Saygınlığına Karşı Suçlar' bölümünde düzenlendiği, kovuşturmanın … Bakanlığının iznine tabi olduğu, bu suçla Türkiye Cumhuriyet Devleti’nin başı olan Cumhurbaşkanlığı makamının saygınlığının korunmasının amaçlandığı, Cumhurbaşkanına gıyapta hakaret halinde ihtilat şartının aranmadığı, Başbakana hakaret suçunun ise Türk Ceza Kanunu’nun 'Şerefe Karşı Suçlar' bölümünde düzenlendiği, bu suçla korunan hukuku yararın kişilerin onur, şeref, ve saygınlığı olduğu, kişilere ve görevlilere gıyapta hakaret durumunda ihtilat şartının arandığı,
Türk Ceza Kanunu hazırlanmasında benimsenen 'Kaç fiil varsa o kadar suç vardır, kaç suç varsa o kadar ceza vardır' ilkesi gözetildiğinde; Sanığın hem Cumhurbaşkanının ismini hem de Başbakanın ismini ayrı ayrı zikrederek iki ayrı fiilleher ikisine karşı hakaret kastını ortaya koyarak hem devletin Cumhurbaşkanının saygınlığına yönelik hem de kamu görevlisi sayılan Başbakana yönelik hakarette bulunarak TCK’nın ayrı bölüm ve maddelerinde düzenlenmiş iki ayrı suçu işlediği dolayısıyla hem Cumhurbaşkanına hakaret hem de Başbakana hakaret suçlarından ayrı ayrı cezalandırılması gerektiği, kaldı ki aynı anda, aynı mekanda söylenen tüm ifadeleri tek fiil olarak kabul ettiğimizde örneğin sanık hem Başbakana hem Cumhurbaşkanına hakaret edip aynı zamanda ödemediği krediden dolayı evine hacze gelen icra müdürünün ismini zikrederek icra müdürünü öldüreceğini söyleyip tehdit etseydi bu durumda da üç ayrı fiil ve üç ayrı suç oluşmakla birlikte yine TCK nın 44. Maddesi gereğince en ağır ceza gerektiren suçtan ceza vermemiz durumunda tehdit suçundan ceza verilmemesi durumu gündeme gelebilecek olup bu durum kabul edilemez.
Yukarıdaki açıklamalar çerçevesinde, sanığın hem Cumhurbaşkanına hem de Başbakana hakaret suçundan ayrı ayrı cezalandırılması gerektiğinden, sayın çoğunluğun iki farklı suçtan TCK’nın 44. maddesi gereğince en ağır cezayı gerektiren suçtan bir kez cezalandırılmasına dair kararına katılmamaktayım.",
Çoğunluk görüşüne katılmayan bir Ceza Genel Kurul Üyesi de; benzer düşüncelerle,
Karşı oy kullanmışlardır.
SONUÇ:
Açıklanan nedenlerle;
1- Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı itirazının DEĞİŞİK GEREKÇEYLE KABULÜNE,
2- Yargıtay 4. Ceza Dairesinin 23.11.2020 tarihli ve 20378-17561 sayılı bozma kararının KALDIRILMASINA,
3- … 47. Asliye Ceza Mahkemesinin 05.02.2015 tarihli ve 50-21 sayılı hükmünün; Cumhurbaşkanına hakaret suçundan verilen cezanın kesinleşmiş olduğu da gözetilerek, somut olayda koşulları oluşan fikri içtima hükümleri uyarınca, Cumhurbaşkanına hakaret suçundan verilen ceza ile yetinilerek sanık hakkında kamu görevlisine karşı görevinden dolayı hakaret suçundan ceza tayin edilmesine yer olmadığına karar verilmesi gerektiğinin gözetilmemesi isabetsizliğinden BOZULMASINA,
4- Dosyanın, mahalline gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİ EDİLMESİNE, 04.07.2022 tarihinde yapılan müzakerede oy çokluğuyla karar verildi.
…
…
…
…
…
İtiraz kabul
…
…
…
…
…
…
İtiraz kabul
…
…
…
…
İtiraz kabul
…
…
…
Yazı İşleri Müdürü
E.T.

Farklı Neviden Fikri İçtima ve En Ağır Cezanın Belirlenmesi

İşlediği tek bir fiil ile birden fazla farklı suçun oluşmasına sebebiyet veren fail, TCK m. 44 uyarınca bunlardan en ağır cezayı gerektiren suçtan dolayı cezalandırılır. Farklı neviden fikri içtimanın tatbik edilebilmesi için fiilin hukuki anlamda tek olması, bu tek fiille kanundaki farklı suç tiplerinin ihlal edilmesi ve ilgili suçlar yönünden kanunda açıkça fikri içtima uygulanmasını engelleyen özel bir hükmün bulunmaması gerekir. Örneğin TCK m. 212 sahte belgenin başka bir suçta kullanılması durumunda her iki suçtan ayrı ayrı ceza verileceğini öngörerek içtima uygulanmasını açıkça engellemiştir.

Yargıtay 4. Ceza Dairesi, E. 2021/489, K. 2021/13628Kaynağı aç
4. Ceza Dairesi         2021/489 E.  ,  2021/13628 K.
"İçtihat Metni"
Hakaret suçundan sanık … hakkında yapılan yargılama sonucunda; mahkumiyetine dair İstanbul 47. Asliye Ceza Mahkemesince verilen 05/02/2015 gün ve 2014/50 esas, 2015/21 karar sayılı hükmün sanık tarafından temyizi üzerine, Dairemizin 23/11/2020 gün ve 2020/20378 esas ve 2020/17561 karar sayılı ilamı ile hükmün bozulması kararına karşı, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının 09/01/2021 gün ve 18-2015/191485 sayılı yazısı ile itiraz etmesi üzerine dosya Daireye gönderilmekle incelendi;
Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının ilgili itiraz yazısında özetle; TCK'nın 44. maddesinin uygulanabilmesi için, sanığın hukuki anlamda tek eylemle birden fazla suçun ihlal edilmesi ve sanığın kastının ihlal edilen tek suça yönelik olmasının gerektiği ancak sanığın, dönemin Cumhurbaşkanı olan Abdullah Gül ile Başbakanı olan Recep Tayyip Erdoğan'a yönelik ve ayrı kasıt altında atılı suçları işlediği bu nedenle ayrı suçun oluştuğu gerekçesiyle kararın düzeltilmesi talep edilmiştir.
GEREĞİ GÖRÜŞÜLÜP, DÜŞÜNÜLDÜ:
Ceza Genel Kurulu'nun 18/10/2018 tarihli ve 2015/1-158 esas, 2018/444 sayılı kararında da belirtildiği üzere; 5237 sayılı TCK’nın hazırlanmasında "kaç fiil varsa o kadar suç, kaç suç varsa o kadar ceza vardır" ilkesi esas alınmış, dolayısıyla da gerçek içtima kuralı benimsenmiştir. Nitekim Adalet Komisyonu raporunda bu husus; "Ceza hukukunun temel kurallarından birisi, ‘kaç fiil varsa o kadar suç, kaç suç varsa o kadar ceza vardır’ şeklinde ifade edilmektedir. Bunun istisnaları, suçların içtimaı bölümünde belirlenmiştir. Bu istisnalar dışında, işlenen her bir suçla ilgili olarak ayrı ayrı cezaya hükmedilecektir. Böylece verilen her bir ceza, bağımsızlığını koruyacaktır" şeklinde ifade edilmiştir (TBMM Adalet Komisyonunun 03/08/2004 tarih ve 1/593-60 sayılı raporu). Bu kuralın istisnalarına ise, 5237 sayılı TCK’nın “suçların içtimaı” bölümünde, 42 (bileşik suç), 43 (zincirleme suç) ve 44. (fikri içtima) maddelerinde yer verilmiştir. 765 sayılı TCK’da, aynı neviden fikri içtima ile farklı neviden fikri içtima tek madde halinde 79. maddede düzenlenmiş iken, 5237 sayılı TCK’da bu iki hâl birbirinden ayrılarak, aynı neviden fikri içtima, zincirleme suçun düzenlendiği 43. maddenin 2. fıkrasında, farklı neviden fikri içtima ise Kanun'un 44. maddesinde düzenlenmiştir.
Farklı neviden fikri içtima 5237 sayılı Kanun'un 44. maddesinde; “(1) İşlediği bir fiil ile birden fazla farklı suçun oluşmasına sebebiyet veren kişi, bunlardan en ağır cezayı gerektiren suçtan dolayı cezalandırılır” şeklinde düzenlenmiş olup, bu hükmün uygulanabilmesi için işlenen bir fiille birden fazla farklı suçun oluşması gerekmektedir. Kanun koyucu, işlediği bir fiille birden fazla farklı suçu işleyen failin, fiilinin tek olması nedeniyle en ağır ceza ile cezalandırılmasını yeterli görmüş, bu şekilde “non bis in idem” kuralı gereğince bir fiilden dolayı kişinin birden fazla cezalandırılmasının da önüne geçilmesini amaçlamış, “erime sistemi”ni benimsemek suretiyle, bu suçlardan en ağır cezayı gerektiren suçtan dolayı ceza verilmesi ile yetinilmesini tercih etmiştir.
5237 sayılı TCK’nın 44. maddesinde yer alan “bir fiil” ibaresi ve aynı Kanun'un 43. maddesinin ikinci fıkrasında belirtilen “tek bir fiil” ifadesi ile kast edilen hususun ne olduğunun açıklanması gerekmektedir. Doğal anlamda gerçekleştirilen her bedensel eylem ayrı bir hareketi oluşturmakta ise de, hukuki anlamda hareketin tek olması ile ifade edilmek istenen husus, doğal anlamda birden fazla hareket bulunsa dahi, bu hareketlerin, hukuki nedenlerden dolayı değerlendirmede birlik oluşturması suretiyle tek hareket olarak kabulüdür. Diğer bir anlatımla, doğal anlamda fiilin tek olduğu her hâlde hukuki anlamda da fiilin tek olduğu söylenebilirse de, doğal anlamda fiilin çok olduğu her hâlde hukuki anlamda da fiilin çok olduğu her zaman söylenemeyecektir. Bazen bir hareketler kümesi, hukuki açıdan tek bir fiil olarak kabul edilecektir. Bu hâlde suç tipinin birden fazla hareketle ihlal edilebilir olması hareketin hukuken tekliğini etkilemeyecek, doğal hareketler hukuken tek kabul edilecektir. Fikri içtimada da, fiil ya da hareketin tekliği, doğal anlamda değil hukuki anlamda tek olmayı ifade etmektedir. Bir kısım suçların işlenmesi sırasında doğal olarak birden fazla hareket yapılmakta ise de, ortaya konulan bu davranışlar suçun kanuni tanımında yer alan hukuksal anlamdaki “tek bir fiili” oluşturmaktadır. 5237 sayılı TCK’nın genel hükümleri arasında yer alan fikri içtima kuralları, şartlarının bulunması hâlinde kural olarak her suç için uygulanabilir ise de, kanun koyucunun açıkça istisna öngördüğü hâllerde bu kuralın uygulanması imkânı bulunmamaktadır. Nitekim, 5237 sayılı TCK'nın 212. maddesinde, sahte resmî veya özel belgenin bir başka suçun işlenmesi sırasında kullanılması hâlinde, hem sahtecilik hem de ilgili suçtan dolayı ayrı ayrı cezaya hükmolunacağı belirtilerek, açıkça fikri içtima hükümlerinin uygulanması engellenmiştir. Bu anlatımlara göre, farklı neviden fikri içtimanın şartları, hareket ya da fiilin hukuki anlamda tek olması, tek fiille birden fazla farklı suçun işlenmiş olması, işlenen suçlarla ilgili kanunda açıkça fikri içtima hükümlerinin uygulanmasının engellenmemiş olması şeklinde belirlenebilecektir. Bu bağlamda "aynı suç" ile "farklı suç" kavramlarının da açıklığa kavuşturulması gerekmektedir. 5237 sayılı TCK'nın 44. maddesinin gerekçesinde; "Bir suçun temel ve nitelikli şekilleri dışındaki suçlar, fikri içtima uygulamasında farklı suç olarak kabul edilmelidir" şeklinde açıklamalara yer verilmiştir. Buna göre, anılan maddede yer alan "farklı suç"tan kastedilen, bir suçun temel ve nitelikli şekilleri dışında kalan ve Türk Ceza Kanunu'nda ya da özel ceza kanunlarında yer alan, yani ceza hukuku mevzuatındaki diğer suç hükümleridir. Bunun yanında, bir suçun basit hâli ile nitelikli hâli ya da unsurları aynı olan suçlar aynı suç sayılacağı gibi, bir suçun teşebbüs hâlinde kalması ile tamamlanması veya olası kastla işlenmesi ile doğrudan kastla işlenmesi hâllerinde de aynı suç söz konusu olacaktır. İnceleme konusu somut olayda, sanığın polis merkezi önüne gelerek dönemin Cumhurbaşkanı olan Abdullah Gül ile Başbakanı olan Recep Tayyip Erdoğan'a yönelik olarak hakaret ettiği sabittir. Sanık hakkında aynı eylem nedeniyle İstanbul 3. Asliye Ceza Mahkemesi’nin 2012/561 esas, 2013/440 karar sayılı ilamı ile Cumhurbaşkanına hakaret suçundan TCK’nın 299/1. maddesi uyarınca 11 ay 20 gün hapis cezası verildiği, bu cezanın TCK’nın 51. maddesi uyarınca ertelenmesine karar verilmiş ve karar temyiz edilmeden kesinleşmiştir. İş bu temyize konu dosyada ise Başbakana hakaret suçundan TCK’nın 125/3-a maddesi gereğince cezalandırılmasına karar verilmiştir. Sanığın eyleminin TCK'nın 229/1. maddesinde tanımlanan Cumhurbaşkanına hakaret ve aynı Kanunun 125/3-a maddesinde tanımlanan hakaret suçlarını oluşturduğu, TCK'nın 44. maddesi uyarınca en ağır cezayı gerektiren suçtan cezalandırılması gerektiği bu nedenle TCK’nın 299/1. maddesi uyarınca verilen cezanın fikri içtima ve mahsup kuralları gereği TCK’nın 125/3-a maddesi uyarınca verilecek cezada gözetilmesi gerektiği anlaşıldığından,
Açıklanan nedenlerle; Dairemizin 23/11/2020 gün ve 2020/20378 esas, 2020/17561 karar sayılı bozma kararındaki gerekçeye göre Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının itirazı yerinde görülmediğinden 6352 sayılı Yasanın 99/3. maddesiyle 5271 sayılı CMK'nın 308. maddesine eklenen 3. fıkra hükmüne göre dosyanın Ceza Genel Kurulu'na GÖNDERİLMESİNE, 17/05/2021 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.

Fikri içtima uygulamasında farklı suç kavramından kastedilen, bir suçun temel ve nitelikli halleri dışındaki diğer suç hükümleridir. Bir suçun basit hâli ile daha ağır veya daha az cezayı gerektiren nitelikli halleri aynı suç kabul edilir. Dolayısıyla temel şekli ile nitelikli şekli arasında değil, kanunda bağımsız olarak tanımlanmış ve korunan hukuki değerleri farklı suç tipleri arasında TCK m. 44 çerçevesinde farklı neviden fikri içtima gündeme gelir.

Hakaret Eylemlerinde Fiilin Hukuki Anlamda Tekliği

Fikri içtima hükümlerinin işletilebilmesi her şeyden önce fiilin hukuki anlamda tek sayılmasına bağlıdır. Hukuki anlamda teklik, doğal veya fiziksel anlamdaki hareket tekliğinden farklıdır. Dış dünyada birden fazla bedensel hareket gerçekleşmiş olsa dahi, bu hareketler hukuki nedenlerden dolayı bir bütünlük arz ediyorsa tek bir fiil olarak kabul edilir.

Yargıtay Ceza Genel Kurulu'nun 2021/202 Esas ve 2022/512 Karar sayılı ilamında vurgulandığı üzere, fiil tekliğinin belirlenmesinde failin kastının tek veya çok olması belirleyici değildir. Fail tek bir fiille birden fazla suça yönelik irade ortaya koysa dahi bu durum eylemin hukuki tekliğini ortadan kaldırmaz. Sanığın zaman ve mekân birliği içerisinde, aynı kasıt altında gerçekleştirdiği eylemler bir bütün olarak tek fiil sayılır.

Hakaret eylemlerinde mağdur sayısınca gerçek içtima mı yoksa tek fiil kabul edilerek içtima hükümleri mi uygulanacağı değerlendirilirken yer ve zaman bağlantısı önem taşır. Yargıtay 18. Ceza Dairesi'nin 2018/6139 Esas ve 2020/234 Karar sayılı ilamında, hakaret veya tehdit içeren sözler her bir mağdura ayrı hitapla söylense bile tek bir iradi karara dayanıyorsa ve yer-zaman bakımından bir bütünlük oluşturuyorsa eylemin hukuken tek fiil sayılacağı ve TCK m. 43/2 gereğince tek ceza verilip artırım yapılacağı belirtilmiştir. Buna karşılık farklı suç tiplerinin veya eylemlerin bir arada bulunduğu somut durumlarda TCK m. 44 hükmünün tartışılması gerekliliği de gözetilmekte, böyle hallerde doğrudan tek bir içtima kuralına gidilmeyerek fiilin hukuki mahiyeti ve suç tiplerinin farklılığı birlikte incelenmektedir.

Yargıtay 18. Ceza Dairesi, E. 2018/6139, K. 2020/234Kaynağı aç
18. Ceza Dairesi         2018/6139 E.  ,  2020/234 K.
"İçtihat Metni"
MAHKEMESİ :Asliye Ceza Mahkemesi
SUÇLAR : Hakaret, tehdit, yaralama
HÜKÜMLER : Mahkumiyet
KARAR
Yerel Mahkemece verilen hükümler temyiz edilmekle, başvurunun süresi ve kararın niteliği ile suç tarihine göre dosya görüşüldü:
Temyiz isteğinin reddi nedenleri bulunmadığından işin esasına geçildi.
Vicdani kanının oluştuğu duruşma sürecini yansıtan tutanaklar, belgeler ve gerekçe içeriğine göre yapılan incelemede:
1- Sanık …’a yükletilen tehdit ve sanık …’a yükletilen yaralama eylemleriyle ulaşılan çözümü haklı kılıcı zorunlu öğelerinin ve bu eylemlerin sanıklar tarafından işlendiğinin Kanuna uygun olarak yürütülen duruşma sonucu saptandığı, bütün kanıtlarla aşamalarda ileri sürülen iddia ve savunmaların temyiz denetimini sağlayacak biçimde ve eksiksiz sergilendiği, özleri değiştirilmeksizin tartışıldığı, vicdani kanının kesin, tutarlı ve çelişmeyen verilere dayandırıldığı,
Eylemlerin doğru olarak nitelendirildiği ve Kanunda öngörülen suç tiplerine uyduğu,
Cezaların kanuni bağlamda uygulandığı,
Anlaşıldığından, sanıklar … ve …’ın ileri sürdüğü nedenler yerinde görülmemiş olmakla, tebliğnameye aykırı olarak, TEMYİZ DAVASININ ESASTAN REDDİYLE HÜKÜMLERİN ONANMASINA,
2- Sanık … hakkında hakaret ve tehdit suçlarından kurulan hükümlere ilişkin temyize gelince, başkaca nedenler yerinde görülmemiştir.
Ancak;
a-) Dairemizce de benimsenen Ceza Genel Kurulu'nun 2013/13-293 esas, 2013/297 karar sayılı ve 11/06/2013 tarihli kararında da kabul edildiği üzere TCK'nun 43. maddesinin ikinci fıkrası; "Aynı suçun birden fazla kişiye karşı tek bir fiille işlenmesi durumunda da, birinci fıkra hükmü uygulanır" hükmünü içermekte olup, zincirleme suçtan farklı bir müessese olan ve aynı neviden fikri içtima olarak kabul edilen bu durumda, fiil yani hareket tektir ve bu fiille aynı suç birden fazla kişiye karşı işlenmektedir. Burada, hareket tek olduğu için, fail hakkında bir cezaya hükmolunacağı, ancak bu cezanın kanunun 43/1. maddesine göre artırılacağı öngörülmüştür.Ancak burada kastedilen, fiil ya da hareketin, doğal anlamda değil hukuki anlamda tekliğidir. Hakaret veya tehdit suçlarının farklı mağdurlara karşı tek fiille gerçekleştirildiğinden söz edilebilmesi için hakaret ya da tehdidin mutlaka ortak söz veya davranışlarla gerçekleştirilmiş olması şart değildir. Her bir mağdura veya mağdurlardan bazılarına özel olarak hitap edilerek hakaret ve tehdit içeren sözler söylenmiş veya davranışlarda bulunmuş olsa bile objektif bir gözlemcinin bakış açısıyla bakıldığında failin hareketlerinin tek bir iradi karara dayalı olduğu, aralarında yer ve zaman bakımından bağlantı bulunduğu, bu nedenle bir bütünlük oluşturduğu sonucuna ulaşılması durumunda, fiilin hukuken tek olduğu kabul edilmelidir.
Yukarıdaki açıklamalar ışığında somut olayda, aralarındaki alacak verecek ilişkisi sebebiyle sanık …’ın katılanlara ait konuta gidip önce katılan …’e hakaret ettiği sonrasında araya giren katılan …’e hakaret ettiği ve ayrılırken de her iki katılana da hakaret ve tehditte bulunduğu şeklinde iddianamede anlatılan ve mahkemece kabul edilen eylemleri nedeniyle, her iki katılana yönelik hakaret ve tehdit suçundan tek hüküm kurulup, TCK’nın 43/2. maddesi hükümlerinin uygulanması gerekirken, her bir katılan için ayrı ayrı ceza verilmesi,
b-) Kabule göre de, TCK’nın 43/1. maddesinin uygulanabilmesi için, bir suç işleme kararıyla, değişik zamanlarda aynı kişiye karşı aynı suçun birden fazla işlenmesi gerekli olup, sanığın, araya belli bir zaman aralığı girmeksizin aynı eylemin devamı niteliğindeki hakaret sözlerinden dolayı hakkında katılanlara yönelik hakaret suçundan kurulan hükümlerde zincirleme suç hükümleri uygulanarak fazla ceza tayini,
Kanuna aykırı, sanık …’ın temyiz nedenleri yerinde görüldüğünden, tebliğnameye uygun olarak, HÜKÜMLERİN BOZULMASINA, yargılamanın bozma öncesi aşamadan başlayarak sürdürülüp sonuçlandırılmak üzere dosyanın esas/hüküm mahkemesine gönderilmesine, 13/01/2020 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.
Yargıtay 4. Ceza Dairesi, E. 2018/2636, K. 2018/7350Kaynağı aç
4. Ceza Dairesi         2018/2636 E.  ,  2018/7350 K.
"İçtihat Metni"
İş ve çalışma hürriyetinin ihlâli ve nitelikli tehdit suçlarından sanık …’in, 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun 106/2-c, 117/1, 119/1-c ve 62/1-2. maddeleri uyarınca 4 kez 1 yıl 8 ay hapis ve 4 kez 10 ay hapis cezaları ile cezalandırılmasına, cezalarının anılan Kanun’un 51. maddesi gereğince ertelenmesine dair İstanbul 49. Asliye Ceza Mahkemesinin 24/01/2013 tarihli ve 2012/570 esas, 2013/79 sayılı kararı, Yüksek Adalet Bakanlığı Ceza İşleri Genel Müdürlüğü'nün 28/02/2018 gün ve 94660652-105-34-6132-2016-KYB sayılı istemleri ve Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının 12/03/2018 gün ve 2018/19866 sayılı bozma düşüncesini içeren ihbarnamesiyle Daireye gönderilmiş olduğu görülmekle, dosya incelendi:
Kanun yararına bozma isteyen ihbarnamede;
Aynı Makemenin 16/03/2016 tarihli aynen infaza ilişkin ek kararının, ilk kararın kanun yararına bozulması halinde hukuken geçersiz olacağı düşünülerek yapılan incelemede,
Dosya kapsamına göre,
1- Sanığın mağdurlara "ya kürtleri buradan göndereceksin yada dükkanına zarar vereceğiz, senin yaptığını taksimdeki orospular yapmaz…” şeklinde sözlerle her dört müştekiyi de aynı anda tehdit ettiğinin ve onlara yönelik çalışma hürriyetini ihlâl ettiğinin iddia ve kabul edilmesi karşısında, anılan suçların birden fazla kişiye karşı tek bir fiille işlenmesi nedeniyle, zincirleme suç hükümleri gereği bir kez ceza verilip, bu cezanın 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun 43/2. maddesi ile artırılması gerekirken, her bir müşteki için ayrı ayrı ceza verilmesinde,
2- Anayasanın 141, 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu'nun 34 ve 230. maddeleri uyarınca mahkeme kararlarının sanıkları, mağdurları, Cumhuriyet Savcısını ve herkesi inandıracak ve Yargıtay denetimine imkân verecek biçimde olması gerektiği, Yargıtay’ın gerekçelerde tutarlılık denetimini yapabilmesi için; kararın dayandığı tüm verilerin, bu veriler konusunda mahkemenin ulaştığı sonuçların, iddia, savunma ile mağdur ve tanık anlatımlarına ilişkin değerlendirmelerin, hangi anlatımın ne gerekçeyle diğerine üstün tutulduğunun açık olarak hükmün gerekçesine yansıtılması ve mahkemece ulaşılan vicdanî kanı sonucunda sanığın hangi fiillerinin suç sayıldığı açıklandıktan sonra kabul edilen bu fiillerin hukukî nitelendirilmesinin yapılması, cezada artırım ve indirim gerektiren nedenlerin kanunî bağlamda tartışılması gerekirmesi karşısında, sanık hakkında gerekçesiz hüküm kurulmasında,
3- 5271 sayılı Kanun'un 226. maddesinde yer alan, "(1) Sanık, suçun hukukî niteliğinin değişmesinden önce haber verilip de savunmasını yapabilecek bir hâlde bulundurulmadıkça, iddianamede kanunî unsurları gösterilen suçun değindiği kanun hükmünden başkasıyla mahkûm edilemez. (2) Cezanın artırılmasını veya cezaya ek olarak güvenlik tedbirlerinin uygulanmasını gerektirecek hâller, ilk defa duruşma sırasında ortaya çıktığında aynı hüküm uygulanır. (3) Ek savunma verilmesini gerektiren hâllerde istem
üzerine sanığa ek savunmasını hazırlaması için süre verilir. (4) Yukarıdaki fıkralarda yazılı bildirimler, varsa müdafie yapılır. Müdafii sanığa tanınan haklardan onun gibi yararlanır." biçiminde düzenleme karşısında, sanık … hakkında İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı'nın 2012/97593 soruşturma sayılı ve 05/07/2012 tarihli iddianamesiyle 5237 sayılı Kanun'un 106/1.1. cümle, 2-c, 125/1, 43/2, 117/1, 119/1-c, 44, 53, 61 ve 62. maddeleri uyarınca cezalandırılması için kamu davası açılmasına karşın, yukarıda belirtilen yasal düzenlemeye aykırı olarak ek savunma hakkı verilmeden, sanığın 5237 sayılı Kanun'un 106/2-c, 62/1-2, 117/1, 119/1-c ve 62/1-2. maddeleri uyarınca dört kez 1 yıl 8 ay hapis ve dört kez 10 ay hapis cezaları ile cezanlandırılmasına, bu cezaların anılan Kanun'un 51. maddesi gereğince ertelenmesine karar verilmesinde,
4- Sanık hakkında hükmolunan cezaların 2 yıldan az hapis cezası olması ve adlî sicil kaydında da hapis cezasını gerektiren mahkûmiyetinin bulunmaması karşısında, 5271 sayılı Kanun'un 231/6. maddesi uyarınca, sanığın kişilik özellikleri ile duruşmadaki tutum ve davranışları gözönünde bulundurularak, yeniden suç işleyip işlemeyeceği konusunda bir değerlendirme yapıldıktan sonra, hükmün açıklanmasının geri bırakılmasıyla ilgili bir karar verilmesi gerektiği gözetilmemesinde,
5- 5271 sayılı Kanun'un 210/1. maddesinde yer alan, "Olayın delili, bir tanığın açıklamalarından ibaret ise, bu tanık duruşmada mutlaka dinlenir." biçiminde düzenleme karşısında, sanığın atılı suçlamaları kabul etmemesi ve mağdurların ise kendi aralarında birbirleriyle farklılıklar içeren anlatımlarda bulundukları anlaşılmakla, olayın tek tanığı durumunda bulunan Füsun Uzuner ise anılan yasal düzenlemeye aykırı olarak duruşmaya çağrılıp dinlenmeden karar verilmesinde,
6- Sanığın, akrabası olan Samet Dinç'in müştekilerden Levent Karagöz ile çalışmış olduğu iş yerinde tartışması ve kavga etmesi nedeniyle 30/06/2012 günü şikâyetçi Uğur Uzunere ait Kemerburgaz İstanbul Caddesinde bulunan İskele Balıkçısı isimli iş yerine geldikleri, burada şikâyetçilerle tartışmaya başladıkları, tüm şiâyetçilere hitaben sinkaflı kelimelerle hakaret ettikleri, sinkaflı kelimelerle hep birlikte şikâyetçileri tehdit ettikleri, "… ya kürtleri buradan göndereceksin ya da dükkanına zarar vereceğiz, bu iş yerinde kürt çalıştırmayacaksın, bu senin yaptığını Taksimdeki orospular yapmaz…" demek suretiyle birden fazla kişi ile beraber tehdit, hakaret, iş ve çalışma hürriyeti aleyhine suç işlediklerinin iddia edildiği, hakaret suçlarından şikâyet yokluğu nedeniyle kamu davalarının düşmesine dair kararlar verildiği, sanığın diğer eylemleri nedeniyle de 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun 106/2-c, 62/1-2, 117/1, 119/1-c ve 62/1-2. maddeleri uyarınca dört kez 1 yıl 8 ay hapis ve dört kez 10 ay hapis cezaları ile cezanlandırılmasına ve bu cezaların ertelenmesine karar verildiği, ancak; ayrıntıları Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 18/11/2014 tarih ve 2013/4-663 esas, 2014/498 sayılı kararında açıklandığı üzere, sanığın mağdurlara yönelik eylemlerinin aynı yer ve zamanda, birbirini takip eden söz ve davranışlarla gerçekleştirilip geçekleştirilmediği, hukuken bir bütün halinde tek bir suçu oluşturup oluşturmadığı ve bu bağlamda, 5237 sayılı Kanun'un 42. ve 44. maddelerinin uygulanıp uygulanmayacağının tartışılmasının gerektiği gözetilmeden karar verilmesinde,
isabet görülmediğinden, 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 309. maddesi uyarınca anılan kararın bozulması lüzumu kanun yararına bozma talebine dayanılarak ihbar olunduğu anlaşılmıştır.
./..
.3.
TÜRK MİLLETİ ADINA
I-Olay:
İş ve çalışma hürriyetinin ihlâli ve nitelikli tehdit suçlarından sanık …’in, 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun 106/2-c, 117/1, 119/1-c ve 62/1-2. maddeleri uyarınca 4 kez 1 yıl 8 ay hapis ve 4 kez 10 ay hapis cezaları ile cezalandırılmasına, cezalarının anılan Kanun’un 51. maddesi gereğince ertelenmesine dair İstanbul 49. Asliye Ceza Mahkemesinin 24/01/2013 tarihli ve 2012/570 esas, 2013/79 sayılı kararının,
1- Sanığın mağdurlara "ya kürtleri buradan göndereceksin yada dükkanına zarar vereceğiz, senin yaptığını taksimdeki orospular yapmaz…” şeklinde sözlerle her dört müştekiyi de aynı anda tehdit ettiğinin ve onlara yönelik çalışma hürriyetini ihlâl ettiğinin iddia ve kabul edilmesi karşısında, anılan suçların birden fazla kişiye karşı tek bir fiille işlenmesi nedeniyle, zincirleme suç hükümleri gereği bir kez ceza verilip, bu cezanın 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun 43/2. maddesi ile artırılması gerekirken, her bir müşteki için ayrı ayrı ceza verilmesinde,
2- Anayasanın 141, 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu'nun 34 ve 230. maddeleri uyarınca mahkeme kararlarının sanıkları, mağdurları, Cumhuriyet Savcısını ve herkesi inandıracak ve Yargıtay denetimine imkân verecek biçimde olması gerektiği, Yargıtay’ın gerekçelerde tutarlılık denetimini yapabilmesi için; kararın dayandığı tüm verilerin, bu veriler konusunda mahkemenin ulaştığı sonuçların, iddia, savunma ile mağdur ve tanık anlatımlarına ilişkin değerlendirmelerin, hangi anlatımın ne gerekçeyle diğerine üstün tutulduğunun açık olarak hükmün gerekçesine yansıtılması ve mahkemece ulaşılan vicdanî kanı sonucunda sanığın hangi fiillerinin suç sayıldığı açıklandıktan sonra kabul edilen bu fiillerin hukukî nitelendirilmesinin yapılması, cezada artırım ve indirim gerektiren nedenlerin kanunî bağlamda tartışılması gerekirmesi karşısında, sanık hakkında gerekçesiz hüküm kurulmasında,
3- 5271 sayılı Kanun'un 226. maddesinde yer alan, "(1) Sanık, suçun hukukî niteliğinin değişmesinden önce haber verilip de savunmasını yapabilecek bir hâlde bulundurulmadıkça, iddianamede kanunî unsurları gösterilen suçun değindiği kanun hükmünden başkasıyla mahkûm edilemez. (2) Cezanın artırılmasını veya cezaya ek olarak güvenlik tedbirlerinin uygulanmasını gerektirecek hâller, ilk defa duruşma sırasında ortaya çıktığında aynı hüküm uygulanır. (3) Ek savunma verilmesini gerektiren hâllerde istem üzerine sanığa ek savunmasını hazırlaması için süre verilir. (4) Yukarıdaki fıkralarda yazılı bildirimler, varsa müdafie yapılır. Müdafii sanığa tanınan haklardan onun gibi yararlanır." biçiminde düzenleme karşısında, sanık … hakkında İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı'nın 2012/97593 soruşturma sayılı ve 05/07/2012 tarihli iddianamesiyle 5237 sayılı Kanun'un 106/1.1. cümle, 2-c, 125/1, 43/2, 117/1, 119/1-c, 44, 53, 61 ve 62. maddeleri uyarınca cezalandırılması için kamu davası açılmasına karşın, yukarıda belirtilen yasal düzenlemeye aykırı olarak ek savunma hakkı verilmeden, sanığın 5237 sayılı Kanun'un 106/2-c, 62/1-2, 117/1, 119/1-c ve 62/1-2. maddeleri uyarınca dört kez 1 yıl 8 ay hapis ve dört kez 10 ay hapis cezaları ile cezanlandırılmasına, bu cezaların anılan Kanun'un 51. maddesi gereğince ertelenmesine karar verilmesinde,
./..
.4.
4- Sanık hakkında hükmolunan cezaların 2 yıldan az hapis cezası olması ve adlî sicil kaydında da hapis cezasını gerektiren mahkûmiyetinin bulunmaması karşısında, 5271 sayılı Kanun'un 231/6. maddesi uyarınca, sanığın kişilik özellikleri ile duruşmadaki tutum ve davranışları gözönünde bulundurularak, yeniden suç işleyip işlemeyeceği konusunda bir değerlendirme yapıldıktan sonra, hükmün açıklanmasının geri bırakılmasıyla ilgili bir karar verilmesi gerektiği gözetilmemesinde,
5- 5271 sayılı Kanun'un 210/1. maddesinde yer alan, "Olayın delili, bir tanığın açıklamalarından ibaret ise, bu tanık duruşmada mutlaka dinlenir." biçiminde düzenleme karşısında, sanığın atılı suçlamaları kabul etmemesi ve mağdurların ise kendi aralarında birbirleriyle farklılıklar içeren anlatımlarda bulundukları anlaşılmakla, olayın tek tanığı durumunda bulunan Füsun Uzuner ise anılan yasal düzenlemeye aykırı olarak duruşmaya çağrılıp dinlenmeden karar verilmesinde,
6- Sanığın, akrabası olan Samet Dinç'in müştekilerden Levent Karagöz ile çalışmış olduğu iş yerinde tartışması ve kavga etmesi nedeniyle 30/06/2012 günü şikâyetçi Uğur Uzunere ait Kemerburgaz İstanbul Caddesinde bulunan İskele Balıkçısı isimli iş yerine geldikleri, burada şikâyetçilerle tartışmaya başladıkları, tüm şiâyetçilere hitaben sinkaflı kelimelerle hakaret ettikleri, sinkaflı kelimelerle hep birlikte şikâyetçileri tehdit ettikleri, "… ya kürtleri buradan göndereceksin ya da dükkanına zarar vereceğiz, bu iş yerinde kürt çalıştırmayacaksın, bu senin yaptığını Taksimdeki orospular yapmaz…" demek suretiyle birden fazla kişi ile beraber tehdit, hakaret, iş ve çalışma hürriyeti aleyhine suç işlediklerinin iddia edildiği, hakaret suçlarından şikâyet yokluğu nedeniyle kamu davalarının düşmesine dair kararlar verildiği, sanığın diğer eylemleri nedeniyle de 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun 106/2-c, 62/1-2, 117/1, 119/1-c ve 62/1-2. maddeleri uyarınca dört kez 1 yıl 8 ay hapis ve dört kez 10 ay hapis cezaları ile cezanlandırılmasına ve bu cezaların ertelenmesine karar verildiği, ancak; ayrıntıları Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 18/11/2014 tarih ve 2013/4-663 esas, 2014/498 sayılı kararında açıklandığı üzere, sanığın mağdurlara yönelik eylemlerinin aynı yer ve zamanda, birbirini takip eden söz ve davranışlarla gerçekleştirilip gerçekleştirilmediği, hukuken bir bütün halinde tek bir suçu oluşturup oluşturmadığı ve bu bağlamda, 5237 sayılı Kanun'un 42. ve 44. maddelerinin uygulanıp uygulanmayacağının tartışılmasının gerektiği gözetilmeden karar verilmesinde,
isabet görülmediği gerekçeleriyle kanun yararına bozmaya konu edildiği anlaşılmıştır.
II- Kanun Yararına Bozma İstemine İlişkin Uyuşmazlığın Kapsamı:
Sanık … hakkında kurulan hükümlerin gerekçesiz olup olmadığının, sanık hakkında zincirleme suç hükümlerinin uygulanmasının ve sanığa ek savunma hakkı verilmesinin gerekip gerekmediğinin, hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına yer olmadığına dair kararın gerekçesinin yasal olup olmadığının, olayın tek tanığının dinlenmesinin gerekip gerekmediğinin, TCK'nın 42 ve 44. maddeleri tartışılmadan hükümler kurulmasının isabetli olup olmadığının belirlenmesine ilişkindir.
./..
.5.
III- Hukuksal Değerlendirme:
Anayasanın 141, CMK’nın 34 ve 230. maddeleri uyarınca mahkeme kararlarının sanıkları, mağdurları, Cumhuriyet Savcısını ve herkesi inandıracak ve Yargıtay denetimine imkan verecek biçimde olması gerekir. Yargıtay’ın gerekçelerde tutarlılık denetimini yapabilmesi için; kararın dayandığı tüm verilerin, bu veriler konusunda mahkemenin ulaştığı sonuçların, iddia, savunma ile mağdur ve tanık anlatımlarına ilişkin değerlendirmelerin, hangi anlatımın ne gerekçeyle diğerine üstün tutulduğunun açık olarak hükmün gerekçesine yansıtılması ve mahkemece ulaşılan vicdani kanı sonucunda sanığın hangi fiillerinin suç sayıldığı açıklandıktan sonra kabul edilen bu fiillerin hukuki nitelendirilmesinin yapılması, cezada artırım ve indirim gerektiren nedenlerin kanuni bağlamda tartışılması gerekmektedir.
5271 sayılı CMK'nın 226. maddesinde"(1) Sanık, suçun hukukî niteliğinin değişmesinden önce haber verilip de savunmasını yapabilecek bir hâlde bulundurulmadıkça, iddianamede kanunî unsurları gösterilen suçun değindiği kanun hükmünden başkasıyla mahkûm edilemez. (2) Cezanın artırılmasını veya cezaya ek olarak güvenlik tedbirlerinin uygulanmasını gerektirecek hâller, ilk defa duruşma sırasında ortaya çıktığında aynı hüküm uygulanır. (3) Ek savunma verilmesini gerektiren hâllerde istem üzerine sanığa ek savunmasını hazırlaması için süre verilir. (4) Yukarıdaki fıkralarda yazılı bildirimler, varsa müdafie yapılır. Müdafii sanığa tanınan haklardan onun gibi yararlanır." biçiminde düzenleme yapılmıştır.
5271 sayılı CMK'nın 231/6. maddesinde "(6) (Ek: 6/12/2006-5560/23 md.) Hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına karar verilebilmesi için;
a) Sanığın daha önce kasıtlı bir suçtan mahkûm olmamış bulunması,
b) Mahkemece, sanığın kişilik özellikleri ile duruşmadaki tutum ve davranışları göz önünde bulundurularak yeniden suç işlemeyeceği hususunda kanaate varılması,
c) Suçun işlenmesiyle mağdurun veya kamunun uğradığı zararın, aynen iade, suçtan önceki hale getirme veya tazmin suretiyle tamamen giderilmesi,
gerekir. (Ek cümle: 22/7/2010 – 6008/7 md.) Sanığın kabul etmemesi hâlinde, hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına karar verilmez."
biçiminde düzenleme yapılmıştır.
Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 16/02/2010 tarih ve 4/253-28 sayılı kararında da belirtildiği üzere, sanık hakkında kurulan mahkûmiyet hükmünün hukuki bir sonuç doğurmamasını ifade eden ve doğurduğu sonuçlar itibariyle karma bir özelliğe sahip bulunan hükmün açıklanmasının geri bırakılması kurumu, denetim süresi içinde kasten yeni bir suçun işlenmemesi ve yükümlülüklere uygun davranılması halinde, geri bırakılan hükmün ortadan kaldırılarak kamu davasının 5271 sayılı CYY’nın 223. maddesi uyarınca düşürülmesi sonucunu doğurduğundan, bu niteliğiyle sanık ile devlet arasındaki cezai nitelikteki ilişkiyi sona erdiren düşme nedenlerinden birisini oluşturmaktadır. Koşullu bir düşme nedeni oluşturan “hükmün açıklanmasının geri bırakılması” müessesesi, objektif koşulların (mahkûmiyet, suç niteliği ve ceza miktarı, daha önce kasıtlı bir suçtan mahkûm olmama, sanığın kabulü, zararın giderilmesi) varlığı halinde mahkemece, diğer kişiselleştirme hükümlerinden önce ve re’sen değerlendirilerek, uygulanması yönünde kanaate ulaşıldığı
takdirde, hiçbir isteme bağlı olmaksızın öncelikle uygulanmalıdır. Gerek koşulları oluştuğu halde bu konuda hiçbir değerlendirme yapılmaması, gerekse hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına ilişkin objektif koşulların gerçekleşmiş olmasına karşın bu koşulların oluşmadığından bahisle bu kurumun uygulanmamasına ilişkin hukuka aykırılıkların, hâkimin takdir hakkına taalluk eden bir husus olmaması nedeniyle bu hususların yasa yararına bozma konusu yapılabileceği yönünde de bir kuşku bulunmamaktadır.
5271 sayılı CMK'nın 210/1. maddesinde "Olayın delili, bir tanığın açıklamalarından ibaret ise, bu tanık duruşmada mutlaka dinlenir." biçiminde düzenleme yapılmıştır.
5237 sayılı TCK’nın “Zincirleme Suç” başlıklı 43. maddesinin 1. fıkrasında; “Bir suç işleme kararının icrası kapsamında, değişik zamanlarda bir kişiye karşı aynı suçun birden fazla işlenmesi durumunda, bir cezaya hükmedilir. Ancak bu ceza, dörtte birinden dörtte üçüne kadar artırılır. Bir suçun temel şekli ile daha ağır veya daha az cezayı gerektiren nitelikli şekilleri, aynı suç sayılır. Mağduru belli bir kişi olmayan suçlarda da bu fıkra hükmü uygulanır” şeklinde zincirleme suç tanımlanmış, ikinci fıkrasında ise; “Aynı suçun birden fazla kişiye karşı tek bir fiille işlenmesi durumunda da, birinci fıkra hükmü uygulanır.” denilmek suretiyle zincirleme suçtan farklı bir müessese olan, aynı nev’iden fikri içtima kuralı düzenlenmiştir.
5237 sayılı Türk Ceza Kanunu sistematiğinde, kural olarak yasadaki suç tanımına uygun her bir netice ayrı bir suç oluşturmasına karşın, bu kuralın istisnalarına, TCK’nın “suçların içtimaı” bölümünde, 42, 43 ve 44. maddelerine yer verilmiştir. Aynı nev’iden fikri içtima halinde, fiil yani hareket hukuksal anlamda tektir ve bu fiille aynı suç birden fazla kişiye karşı işlenmektedir. Bu durumda hareket tek olduğu için, fail hakkında tek bir ceza verilecek, ancak bu ceza mağdur sayısı fazla olduğu için, TCK’nın 43/1. maddesine göre artırılacaktır. (Ceza Genel Kurulunun 05/06/2012 tarih ve 15/491-219 sayılı ilamı da bu doğrultudadır.)
Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 18/11/2014 tarih ve 2013/4-663-2014/498 E-K. sayılı kararında açıklandığı üzere, tehdit suçunun tek fiille birden fazla kişiye karşı işlenmesi de mümkündür. Örneğin failin karşısındaki topluluğa hitaben "hepinizi öldüreceğim" demesi gibi. Bu takdirde TCK'nun 43/2. maddesi uyarınca aynı neviden fikri içtima hükümleri uygulanacak, zincirleme suç hükümlerinde olduğu gibi faile tek ceza verilip bu ceza TCK'nun 43/1. maddesi uyarınca arttırılacaktır. Tehdit suçunun farklı mağdurlara karşı tek fiille gerçekleştirildiğinden söz edilebilmesi için tehdidin mutlaka ortak söz veya davranışlarla gerçekleştirilmiş olması şart değildir. Her bir mağdura veya mağdurlardan bazılarına özel olarak hitap edilerek tehdit içeren sözler söylenmiş veya davranışlarda bulunmuş olsa bile objektif bir gözlemcinin bakış açısıyla bakıldığında failin hareketlerinin tek bir iradi karara dayalı olduğu, aralarında yer ve zaman bakımından bağlantı bulunduğu, bu nedenle bir bütünlük oluşturduğu sonucuna ulaşılması durumunda, fiilin hukuken tek olduğu kabul edilmelidir. Aksine, şekli bir yorum ve bakış açısıyla bu bütünlük görmezlikten gelinerek, her bir mağdura yönelik hareketin bağımsız birer fiili oluşturduğunun kabul edilmesi ve gerçek içtima hükümlerinin uygulanması halinde, cezalandırmada adaletsizliğe yol açılacağı gibi "fiilin hukuki anlamda tekliği" prensibine de aykırı davranılmış olacaktır.
İncelenen dosyada;
Sanık ve haklarında atılı suçlardan hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına dair kararlar kurulan diğer iki sanık için, İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı'nın 2012/97593 soruşturma sayılı dosyası üzerinden 05/07/2012 tarihli iddianameyle "Şüphelilerin akrabaları olan Samet Dinç'in şikayetçilerden Levent Karagöz ile çalışmış olduğu iş yerinde tartışması ve kavga etmesi nedeniyle 30/06/2012 günü şikayetçi Uğur Uzunere ait Kemerburgaz İstanbul Caddesinde bulunan İskele Balıkçısı isimli iş yerine geldikleri, burada şikayetçilerle tartışmaya başladıkları tüm şikayetçilere hitaben sinkaflı kelimelerle hakaret ettikleri, sinkaflı kelimelerle hep birlikte şikayetçileri tehdit ettikleri, ya kürtleri buradan göndereceksin ya da dükkanına zarar vereceğiz, bu iş yerinde kürt çalıştırmayacaksın, bu senin yaptığını Taksimdeki orospular yapmaz demek suretiyle birden fazla kişi ile beraber tehdit, hakaret, iş ve çalışma hürriyeti aleyhine suç işledikleri, Şikayetçiler beyanı, şüpheliler beyanı, tanıklar beyanı, arama yakalama görüşme tutanakları ve ekli evrak kapsamından anlaşılmakla; Şüphelilerin yargılamalarının yapılarak eylemlerine uyan müsnet suçlardan 5237 sayılı TCK'nın 106/1.1. cümle, 2-c, 125/1, 43/2, 117/1, 119/1-c, 44, 53, 61, 62 maddeleri uyarınca ayrı ayrı cezalandırılmaları" talebiyle kamu davası açıldığı,
Dosyanın İstanbul 49. Asliye Ceza Mahkemesi'nin 2012/570 esasına kaydedildiği, yapılan yargılama sonucunda, "Yukarıda açık kimliği yazılı Şüphelilerin akrabaları olan Samet Dinç'in şikayetçilerden Levent Karagöz ile çalışmış olduğu iş yerinde tartışması ve kavga etmesi nedeniyle 30/06/2012 günü şikayetçi Uğur Uzunere ait Kemerburgaz İstanbul Caddesinde bulunan İskele Balıkçısı isimli iş yerine geldikleri, burada şikayetçilerle tartışmaya başladıkları tüm şikayetçilere hitaben sinkaflı kelimelerle hakaret ettikleri, sinkaflı kelimelerle hep birlikte şikayetçileri tehdit ettikleri, ya kürtleri buradan göndereceksin ya da dükkanına zarar vereceğiz, bu iş yerinde kürt çalıştırmayacaksın, bu senin yaptığını Taksimdeki orospular yapmaz demek suretiyle birden fazla kişi ile beraber tehdit, hakaret, iş ve çalışma hürriyeti aleyhine suç işledikleri, Şikayetçiler beyanı, şüpheliler beyanı, tanıklar beyanı, arama yakalama görüşme tutanakları ve ekli evrak kapsamından anlaşılmakla, Şüphelilerin yargılamalarının yapılarak eylemlerine uyan müsnet suçlardan 5237 sayılı TCK'nın 106/1.1. cümle, 2-c, 125/1, 43/2, 117/1, 119/1-c, 44, 53, 61, 62 maddeleri uyarınca ayrı ayrı cezalandırılmaları kamu adına iddia ve talep olunur." içerikli iddianameyle açılan kamu davası üzerine yapılan yargılamalar sonucunda, TCK'nın 43/2. maddesi kapsamında zincirleme suç durumuyla 44/1. maddesi kapsamında fikri içtima durumu olmaksızın atılı tüm suçların aynen iddianamede anlatılan şekilde her üç sanık yönünden de, mağdur sayısı kadar olmak üzere 4(dört) kere tüm yasal unsurlarıyla birlikte ayrı ayrı sübuta erdiği, duruşmaya katılan mağdurların sanıklardan şikayetçi olmadıklarını belirtmeleri karşısında atılı takibi şikayete bağlı hakaret suçu yönünden düşme kararı verilmesi gerektiği, sanık …'in adli sicil kayıt örneğinde hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına ilişkin kayıt mevcut olup, diğer iki sanığın ise sabıkasız oldukları ve tüm sanıkların suçlarını tevil yollu ikrar ettikleri, dosyada mevcut tüm delillerden anlaşılmış olmakla" şeklindeki gerekçeyle kanun yararına bozmaya konu edilen sanık … hakkında, hakaret suçlarından şikayet yokluğu nedeniyle kamu davalarının düşmesine, diğer
./..
.8.
eylemleri nedeniyle de 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun 106/2-c, 62/1-2, 117/1, 119/1-c ve 62/1-2. maddeleri uyarınca dört kez 1 yıl 8 ay hapis ve dört kez 10 ay hapis cezaları ile cezanlandırılmasına, bu cezaların anılan Kanun'un 51. maddesi gereğince ertelenmesine karar verildiği,
Bu hükümlerin 08.03.2013 tarihinde temyiz edilmeksizin yöntemince kesinleştiği, sanığın denetim süresi içerisinde 27.11.2013 tarihinde gerçekleştirdiği kasten yaralama eylemi nedeniyle, İstanbul 80. Asliye Ceza Mahkemesinin 2014/380 E.-2014/384 K. sayılı ve 30.12.2014 tarihli kararıyla neticeten 3 ay 22 gün hapis cezasına mahkum edildiği bu kararın 11.02.2016 tarihinde Yargıtay 3. Ceza Dairesi tarafından onanarak kesinleşmesi üzerine erteli cezaların infazı için ihbarda bulunulduğu, İstanbul 49. Asliye Ceza Mahkemesi'nin 2012/570 Esas, 2013/79 Karar sayılı ve 16/03/2016 tarihli ek kararıyla erteli cezaların aynen infazına karar verildiği anlaşımıştır.
Dosya kapsamı, kanun yararına bozma istemi ve tüm bu açıklamalar birlikte değerlendirildiğinde;
Sanığın, akrabası olan Samet Dinç'in şikayetçilerden Levent Karagöz ile çalışmış olduğu iş yerinde tartışması ve kavga etmesi nedeniyle 30/06/2012 günü şikayetçi Uğur Uzuner'e ait Kemerburgaz İstanbul Caddesi'nde bulunan İskele Balıkçısı isimli iş yerine geldikleri, burada şikayetçilerle tartışmaya başladıkları, tüm şikayetçilere hitaben sinkaflı kelimelerle hakaret ettikleri, sinkaflı kelimelerle hep birlikte şikayetçileri tehdit ettikleri, ya kürtleri buradan göndereceksin ya da dükkanına zarar vereceğiz, bu iş yerinde kürt çalıştırmayacaksın, bu senin yaptığını Taksim'deki orospular yapmaz demek suretiyle birden fazla kişi ile beraber tehdit, hakaret, iş ve çalışma hürriyeti aleyhine suç işledikleri iddiasıyla İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı'nın 2012/97593 soruşturma sayılı ve 05/07/2012 tarihli iddianamesiyle 5237 sayılı TCK'nın 106/1.1. cümle, 2-c, 125/1, 43/2, 117/1, 119/1-c, 44, 53, 61, 62 maddeleri uyarınca cezalandırılması için kamu davası açılmış, yargılama sonunda hakaret suçlarından şikayet yokluğu nedeniyle kamu davalarının düşmesine, diğer eylemleri nedeniyle de 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun 106/2-c, 62/1-2, 117/1, 119/1-c ve 62/1-2. maddeleri uyarınca dört kez 1 yıl 8 ay hapis ve dört kez 10 ay hapis cezaları ile cezalandırılmasına ve bu cezaların ertelenmesine karar verilmiştir.
Anayasanın 141, CMK’nın 34 ve 230. maddeleri uyarınca mahkeme kararlarının sanıkları, mağdurları, Cumhuriyet Savcısını ve herkesi inandıracak ve Yargıtay denetimine imkan verecek biçimde olması gerekir. Yargıtay’ın gerekçelerde tutarlılık denetimini yapabilmesi için; kararın dayandığı tüm verilerin, bu veriler konusunda mahkemenin ulaştığı sonuçların, iddia, savunma ile mağdur ve tanık anlatımlarına ilişkin değerlendirmelerin, hangi anlatımın ne gerekçeyle diğerine üstün tutulduğunun açık olarak hükmün gerekçesine yansıtılması ve mahkemece ulaşılan vicdani kanı sonucunda sanığın hangi fiillerinin suç sayıldığı açıklandıktan sonra kabul edilen bu fiillerin hukuki nitelendirilmesinin yapılması, cezada artırım ve indirim gerektiren nedenlerin kanuni bağlamda tartışılması gerekirmektedir. Kanun yararına bozmaya konu edilen hükümlerde ise, açıklanan bu hususlara uyulmayarak gerekçesiz hükümler kurulmuştur.
Sanık atılı suçlamaları kabul etmemiş, mağdurlar ise kendi aralarında birbirleriyle farklılıklar içeren anlatımlarda bulunmuşlardır. Olayın tek tanığı durumunda bulunan Füsun Uzuner duruşmaya çağrılmamış ve dinlenmemiştir.
./..
.9.
Sanığın, TCK'nın 106/1.1. cümle, 2-c, 125/1, 43/2, 117/1, 119/1-c, 44, 53, 61, 62 maddeleri uyarınca cezalandırılması talebiyle kamu davası açılmasına karşın, CMK'nın 226. maddesine aykırı olarak sanığa ek savunma hakkı verilmeden, sanığın TCK'nın 106/2-c, 62/1-2, 117/1, 119/1-c ve 62/1-2. maddeleri uyarınca dört kez 1 yıl 8 ay hapis ve dört kez 10 ay hapis cezaları ile cezalandırılmasına karar verilmiştir.
Sanığın mağdurlara "ya kürtleri buradan göndereceksin yada dükkanına zarar vereceğiz, senin yaptığını taksimdeki orospular yapmaz…” şeklinde sözlerle her dört müştekiyi de aynı anda tehdit ettiğinin ve onlara yönelik çalışma hürriyetini ihlâl ettiğinin iddia ve kabul edilmesi karşısında, anılan suçların birden fazla kişiye karşı tek bir fiille işlenmesi nedeniyle, zincirleme suç hükümleri gereği bir kez ceza verilip, bu cezanın 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun 43/2. maddesi ile artırılması gerekirken, her bir müşteki yönünden sanığa ayrı ayrı ceza verilmiştir.
Ayrıntıları Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 18/11/2014 tarih ve 2013/4-663-2014/498 E-K. sayılı kararında açıklandığı üzere, sanığın mağdurlara yönelik eylemlerinin aynı yer ve zamanda, birbirini takip eden söz ve davranışlarla gerçekleştirilip geçekleştirilmediği, hukuken bir bütün halinde tek bir suçu oluşturup oluşturmadığı ve bu bağlamda, TCK'nın 42. ve 44. maddelerinin uygulanıp uygulanmayacağının tartışılmasının gerektiği gözetilmemiştir.
Sanığın adli sicil kaydının incelenmesinde, suç tarihi itibariyle sadece hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına dair bir adet kayıt bulunmaktadır. Sanık, ceza verilmesi durumunda hükmün açıklanmasının geri bırakılmasını kabul ettiğini beyan etmiştir. Sanığa isnat edilen birden fazla kişi tarafından birlikte tehdit ve iş ve çalışma hürriyetinin ihali suçları nedeniyle dosyaya yansıyan ve talep edilen somut maddi bir zarar bulunmamakta, manevi zarar ise hükmün açıklanmasının geri bırakılmasının uygulanmasına engel oluşturmamaktadır. Sanık hakkında yükletilen suçlardan hüküm kurulurken sabıkasız oluşu ve duruşmada gözlemlenen hali olumlu değerlendirilerek takdiri indirim uygulanmasına, yine verilen cezanın süresiyle niteliği, sanığın daha önce kasıtlı bir suçtan ötürü sabıkasının bulunmaması ve suçu işledikten sonra yargılama sürecinde gösterdiği pişmanlık nazara alınıp yeniden suç işlemeyeceği kanaatine varılarak hükmolunan hapis cezalarının ertelenmesine karşın, "atılı suçun mahiyeti göz önünde bulundurulduğunda, 'hükmün açıklanmasının geri bırakılabilmesi' durumu sözkonusu ise de, adli sicil kayıt örneğinde hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına ilişkin kayıt mevcut olup mahkememizde bu yönden olumlu kanaat oluşmadığından," biçimindeki gerekçeyle hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına yer olmadığına karar verilmiştir. Oysa ki; CMK'nın 231/6. maddesi uyarınca, sanığın kişilik özellikleri ile duruşmadaki tutum ve davranışları gözönünde bulundurularak, yeniden suç işleyip işlemeyeceği konusunda bir değerlendirme yapıldıktan sonra, hükmün açıklanmasının geri bırakılmasıyla ilgili bir karar verilmesi gerektiği gözetilmemiş ve her iki suç yönünden kanuni olmayan gerekçeyle, CMK'nın 231/5. maddesinin uygulanmasına yer olmadığına karar verilmiştir.
Bu açıklamalar karşısında; sanık …’in,TCK'nın 106/2-c, 117/1, 119/1-c ve 62/1-2. maddeleri uyarınca 4 kez 1 yıl 8 ay hapis ve 4 kez 10 ay hapis cezaları ile cezalandırılmasına, cezalarının anılan Kanun’un 51. maddesi gereğince ertelenmesine dair İstanbul 49. Asliye Ceza Mahkemesinin 24/01/2013 tarihli ve 2012/570 esas, 2013/79 sayılı kararında isabet bulunmamaktadır.
IV-Sonuç ve Karar:
Yukarıda açıklanan nedenlerle,
Kanun yararına bozma istemi yerinde görüldüğünden, İstanbul 49. Asliye Ceza Mahkemesinin 24/01/2013 tarihli ve 2012/570 esas, 2013/79 sayılı kesinleşen kararının, 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanununun 309. maddesi uyarınca BOZULMASINA, bozma nedenlerine göre sonraki işlemlerin, CMK'nın 309/4 maddesi gereğince mahallinde mahkemesince yerine getirilmesine, 13/04/2018 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.

Mağdurlardan Biri Cumhurbaşkanı Olduğunda Uygulanacak İçtima Rejimi

TCK m. 125 genel hakaret fiillerini onur, şeref ve saygınlığı rencide edebilecek isnat ve sövmeler üzerinden düzenlerken; TCK m. 299/1 Cumhurbaşkanına hakaret eden kişinin bir yıldan dört yıla kadar hapis cezasıyla cezalandırılacağını hükme bağlar. İki suç tipinin ceza sınırları ve kanuni unsurları farklılık göstermektedir.

Yargıtay 4. Ceza Dairesi, E. 2021/41221, K. 2022/8651Kaynağı aç
4. Ceza Dairesi         2021/41221 E.  ,  2022/8651 K.
"İçtihat Metni"
MAHKEMESİ :Asliye Ceza Mahkemesi
SUÇLAR : Tehdit, hakaret, yaralama
HÜKÜMLER : Mahkumiyet, beraat
KARAR
Yerel Mahkemece verilen hükümler temyiz edilmekle, başvurunun süresi ve kararın niteliği ile suç tarihine göre dosya görüşüldü;
Temyiz isteğinin reddi nedenleri bulunmadığından işin esasına geçildi.
Vicdani kanının oluştuğu duruşma sürecini yansıtan tutanaklar, belgeler ve gerekçe içeriğine göre yapılan incelemede, başkaca nedenler yerinde görülmemiştir.
Ancak;
1- Hakaret fiillerinin cezalandırılmasıyla korunan hukuki değer, kişilerin onur, şeref ve saygınlığı olup, bu suçun oluşabilmesi için, davranışın kişiyi küçük düşürmeye matuf olarak gerçekleşmesi gerekmektedir. Bir hareketin tahkir edici olup olmadığı bazı durumlarda nispi olup, zamana, yere ve duruma göre değişebilmektedir. Bu şekilde kişilere yönelik her türlü ağır eleştiri veya rahatsız edici sözlerin hakaret suçu bağlamında değerlendirilmemesi, sözlerin açıkça, onur, şeref ve saygınlığı rencide edebilecek nitelikte somut bir fiil veya olgu isnadını veya sövme fiilini oluşturması gerekmektedir.
Olay günü sanığın, katılan …’e söylediği kabul edilen sözlerin, muhatabın onur, şeref ve saygınlığını rencide edici boyutta olmayıp, rahatsız edici, kaba ve nezaket dışı hitap tarzı niteliğinde olduğu, dolayısıyla hakaret suçunun unsurları itibariyle oluşmadığı gözetilmeden, sanık hakkında mahkumiyet kararı verilmesi,
2- Dairemizce de benimsenen Yargıtay Ceza Genel Kurulu'nun 2013/13-293 esas, 2013/297 karar sayılı ve 11/06/2013 tarihli kararında da kabul edildiği üzere, TCK'nın 43. maddesinin ikinci fıkrası; "Aynı suçun birden fazla kişiye karşı tek bir fiille işlenmesi durumunda da, birinci fıkra hükmü uygulanır" hükmünü içermekte olup, zincirleme suçtan farklı bir müessese olan ve aynı neviden fikri içtima olarak kabul edilen bu durumda, fiil yani hareket tektir ve bu fiille aynı suç birden fazla kişiye karşı işlenmektedir. Burada, hareket tek olduğu için, fail hakkında bir cezaya hükmolunacağı, ancak bu cezanın kanunun 43/1. maddesine göre artırılacağı öngörülmüştür.
Ancak burada kastedilen, fiil ya da hareketin, doğal anlamda değil hukuki anlamda tekliğidir. Hakaret suçunun farklı mağdurlara karşı tek fiille gerçekleştirildiğinden söz edilebilmesi için hakaretin mutlaka ortak söz veya davranışlarla gerçekleştirilmiş olması şart değildir. Her bir mağdura veya mağdurlardan bazılarına özel olarak hitap edilerek hakaret içeren sözler söylenmiş veya davranışlarda bulunmuş olsa bile objektif bir gözlemcinin bakış açısıyla bakıldığında failin hareketlerinin tek bir iradi karara dayalı olduğu, aralarında yer ve zaman bakımından bağlantı bulunduğu, bu nedenle bir bütünlük oluşturduğu sonucuna ulaşılması durumunda, fiilin hukuken tek olduğu kabul edilmelidir.
Yukarıdaki açıklamalar ışığında somut olayda; sanığın katılan …’a hakaret ettikten kısa bir süre sonra katılan …’e hakarette bulunduğu, sonrasında hastane polis noktasına giderek katılan …'ya hakaret ettiğinin anlaşılması karşısında, aynı olayın devamı kapsamında aynı yer ve zaman dilimi içerisinde gerçekleştirilen hakaret eylemlerinin, hukuken tek bir fiille gerçekleştirildiği, sanık hakkında, TCK’nın 125/3-a maddesi uyarınca tek ceza verilip, bu cezanın aynı Kanunun 43. maddesi uyarınca arttırılması gerektiğinin gözetilmemesi,
3- Sanığın polis memuru olan mağdur …'ya karşı görevinden dolayı hakaret etmesine karşın sanık hakkında TCK'nın 125/3-a maddesi gereğince hüküm kurulması gerektiğinin gözetilmemesi,
4- Sanığın, katılan …’e yönelik tehdit suçundan kurulan hükümde "sözlerin kavga sırasında kızgınlıkla söylendiği" şeklindeki yerinde olmayan gerekçe ile beraat kararı verilmesi,
5- Katılan …’in, 27/05/2015 tarihli duruşmada kendisini yaralayan kişinin … olduğunu beyan etmesi karşısında, sanık …’ın mahkumiyetine yeterli, her türlü şüpheden uzak, kesin ve inandırıcı delillerin nelerden ibaret olduğu CMK'nın 230/1-b maddesi gereğince açıklanmadan yetersiz gerekçeyle mahkumiyet kararı verilmesi,
6- Hükümden sonra 24/10/2019 tarihinde yürürlüğe giren, 7188 sayılı Kanun'un 26. maddesi ile değişik CMK'nın 253. maddesinin maddesi uyarınca uzlaştırma kapsamına giren bir suçun, bu kapsama girmeyen bir başka suçla birlikte aynı mağdura karşı işlenmiş olması halinde uzlaştırma hükümlerinin uygulanamayacağının hüküm altına alındığı, somut olayda, TCK’nın 125/3-a maddesinde düzenlenen hakaret suçu ile katılan …’e yönelik kasten yaralama ve hakaret suçlarının mağdurlarının farklı olması karşısında, anılan Kanun hükümleri ile değişik CMK'nın 253. maddesi gereğince sanığın katılan …’e yönelik hakaret ve kasten yaralama suçlarından usulünce uzlaştırma işlemleri yerine getirilerek, sonucuna göre hukuki durumunun yeniden değerlendirilmesi zorunluluğu,
Bozmayı gerektirmiş ve katılan sanık … müdafisinin temyiz nedenleri yerinde görüldüğünden, tebliğnameye uygun olarak, HÜKÜMLERİN BOZULMASINA, yeniden hüküm kurulurken 1412 sayılı CMUK’nın 326/son maddesinin gözetilmesine, yargılamanın bozma öncesi aşamadan başlayarak sürdürülüp sonuçlandırılmak üzere dosyanın esas/hüküm mahkemesine gönderilmesine, 28/03/2022 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.

Sanığın aynı yer ve zamanda tek bir fiille hem Cumhurbaşkanına hem de kamu görevlilerine hakaret etmesi hâlinde uygulanacak içtima kuralı bakımından yargı kararlarında farklı değerlendirmeler mevcuttur. Yargıtay Ceza Genel Kurulu'nun 2021/202 Esas ve 2022/512 Karar sayılı kararında, Cumhurbaşkanına hakaret ile kamu görevlisine hakaret suçlarının korunan hukuki yararlarının farklı olması nedeniyle farklı suçlar olduğu kabul edilmiş ve TCK m. 44 gereğince farklı neviden fikri içtima uygulanarak sanığın en ağır cezayı gerektiren Cumhurbaşkanına hakaret suçundan cezalandırılması gerektiği sonucuna varılmıştır. Buna karşılık Yargıtay 18. Ceza Dairesi'nin 2016/6898 Esas ve 2018/6138 Karar sayılı ilamında ise aynı yer ve zamanda, aynı suç işleme kararıyla gerçekleştirilen eylemler hukuken tek bir hakaret fiili olarak görülmüş ve TCK m. 43 çerçevesinde içtima değerlendirmesi yapılmıştır.

Yargıtay 18. Ceza Dairesi, E. 2016/6898, K. 2018/6138Kaynağı aç
18. Ceza Dairesi         2016/6898 E.  ,  2018/6138 K.
"İçtihat Metni"
MAHKEMESİ :Asliye Ceza Mahkemesi
SUÇ : Hakaret
HÜKÜM : Mahkumiyet
KARAR
Yerel Mahkemece verilen hükümler temyiz edilmekle, başvurunun süresi, kararın niteliği, suç tarihine göre;
Temyiz isteğinin reddi nedenleri bulunmadığından işin esasına geçildi.
Vicdani kanının oluştuğu duruşma sürecini yansıtan tutanaklar, belgeler ve gerekçe içeriğine göre yapılan incelemede; başkaca nedenler yerinde görülmemiştir.
Ancak;
23.07.2010 ve 05.08.2010 tarihli tutanak ve müşteki polislerin ifadelerinden, sanığın alkollü olarak çevreye rahatsızlık vermesi nedeni ile getirildiği polis karakolunda sarf ettiği sözler ile Cumhurbaşkanı, Başbakan ve polis memurlarına yönelik hareketlerinin aynı yer ve zamanda, aynı suç işleme kararıyla, birbirini takip eden söz ve davranışlarla gerçekleşmesi nazara alındığında, hukuken bir bütün halinde tek bir hakaret fiilini oluşturduğu anlaşılmakla, tek fiille birden çok müştekiye karşı hakaret suçunu işleyen sanık hakkında TCK’nın 43/2. maddesinde düzenlenmiş bulunan aynı nev’iden fikri içtima hükümleri uyarınca tek ceza verilip, bu cezanın aynı Kanun'un 43/1. maddesi uyarınca arttırılması gerekirken, UYAP'tan yapılan sorgulamada, sanığın Cumhurbaşkanına yönelik eylemlerinin ayrı, Başbakana yönelik eylemlerinin ayrı ve müşteki polis memurlarına yönelik eylemlerinin ise ayrı bağımsız hakaret suçunu oluşturduğu kabul edilerek ayrı ayrı üç cezaya hükmedildiğinin anlaşılması karşısında; temyiz kapsamı dışında kalan Cumhurbaşkanına yönelik hakaret suçundan verilen mahkumiyet kararının kesinleşmiş olması sebebiyle birleştirilmesi mümkün değil ise de, bu dava dosyalarının incelenmesi ve tüm kanıtların birlikte değerlendirilerek sonucuna göre sanığın hukuki durumunun belirlenmesi gerekirken hakaret suçundan iki kez hüküm kurularak fazla ceza tayin edilmesi,
Bozmayı gerektirmiş, sanık … müdafiinin temyiz nedenleri yerinde görüldüğünden, tebliğnameye aykırı olarak HÜKÜMLERİN BOZULMASINA, yargılamanın bozma öncesi aşamadan başlayarak sürdürülüp sonuçlandırılmak üzere dosyanın esas/hüküm mahkemesine gönderilmesine, 25/04/2018 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.

Cumhurbaşkanına Hakaret Suçunun Ayırt Edici Unsurları ve Usul Şartları

Genel hakaret suçunun mağdurun gıyabında işlenmesi durumunda cezalandırma yapılabilmesi için TCK m. 125/1 uyarınca fiilin en az üç kişiyle ihtilat ederek işlenmesi şarttır; bu hesaplamada hakaret edenin kendisi üç kişiye dâhil edilmez. Buna karşılık Yargıtay 4. Ceza Dairesi'nin 2022/9577 Esas ve 2025/4593 Karar sayılı ilamında açıklandığı üzere, Cumhurbaşkanına hakaret suçunda eylemin yüze karşı ya da yoklukta işlenmesi arasında fark bulunmamakta ve gıyapta hakarette ihtilat unsuru aranmamaktadır; failin bir kişinin duyabileceği şekilde yoklukta hakaret etmesi hâlinde de suç oluşur.

Yargıtay 4. Ceza Dairesi, E. 2022/9577, K. 2025/4593Kaynağı aç
4. Ceza Dairesi         2022/9577 E.  ,  2025/4593 K.
"İçtihat Metni"
MAHKEMESİ :Ceza Dairesi
SAYISI : 2020/340 E., 2020/468 K.
SUÇ : Cumhurbaşkanına hakaret
HÜKÜM : İstinaf başvurusunun esastan reddi
TEBLİĞNAME GÖRÜŞÜ : Bozma
Yapılan ön inceleme neticesinde; sanık hakkında kurulan hükmün temyiz edilebilir olduğu, temyiz edenin hükmü temyize hak ve yetkisinin bulunduğu, temyiz isteminin süresinde yapıldığı, temyiz dilekçesinde temyiz sebeplerine yer verildiği, temyiz isteminin reddini gerektirir bir durumun bulunmadığı tespit edilmekle, gereği düşünüldü:
I. HUKUKÎ SÜREÇ
Sanık hakkında İlk Derece Mahkemesince verilen beraat hükmüne yönelik olarak, Bölge Adliye Mahkemesince istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiştir.
II. TEMYİZ SEBEPLERİ
Katılan vekilinin temyiz istemi özetle; suçun unsurları itibariyle oluştuğuna, Cumhurbaşkanına hakaret suçunda ihtilat şartının aranmadığına, usul ve Yasaya aykırı olan hükmün bozulmasına ilişkindir.
III. GEREKÇE
Katılan vekilinin belirttiği hukuka aykırılık nedenleri ve 5271 sayılı Kanun'un 289. maddesinde sayılan kesin hukuka aykırılık halleri de gözetilerek maddi ceza hukukuna ilişkin sair yönlerden yapılan incelemede, başkaca nedenler yerinde görülmemiştir.
Ancak;
Anayasamızın 104/1. maddesine göre, Cumhurbaşkanı devletin başıdır ve bu sıfatla Türkiye Cumhuriyetini ve Türk Milletinin birliğini temsil eder. Bu nedenledir ki Cumhurbaşkanına hakaret suçu, kişilere ve şerefe karşı suçlar içerisinde değil Devlete karşı işlenmiş suçlar bölümünde düzenlenerek Devleti temsil eden Cumhurbaşkanlığı makamının saygınlığının korunması amaçlanmıştır. Devlete karşı işlenen suçlardan bir kısmının gerçek mağdurunun makamı temsil eden gerçek kişi olmakla birlikte, devlete ilişkin hukuki yararın korunması, kişiye nazaran daha üstün tutulmuştur.
Suç doğrudan doğruya Cumhurbaşkanına olan kişiye karşı işlenmekte ise de, suçla korunan ve bu nedenle ihlal edilen hukuki değer devletin siyasal iktidar yapısıdır. (Özek, Siyasi İktidar Düzeni ve Fonksiyonları Aleyhine Cürümler, İst 1967 s. 10)
Hakaret, bir kişiye onur, şeref ve saygınlığını rencide edebilecek şekilde bir fiil veya olgu isnat etmek veya sövmek suretiyle; onur, şeref ve saygınlığa saldırılmasıdır.
Hakaret suçu, mağdurun yokluğunda işlendiğinde suçun vücut bulabilmesi için hakaret edenin söz ve davranışlarının en az 3 kişi tarafından öğrenilmesi gerekir. Hakaret edilen ortamda mağdurun olmadığı hallerde, 5237 sayılı Kanun'un 125. maddesinde; hakaret teşkil eden fiilin 3 kişiyle ihtilat halinde işlenmesi şartını aramaktadır. Söz konusu üç kişiye hakaret edenin kendisi dahil değildir. Üç kişinin aynı yerde olması şart değildir, önemli olan üç kişinin hakareti öğrenmesidir.
Cumhurbaşkanına hakaret suçunda ise; eylemin yüze karşı ya da yoklukta işlenmesi arasında fark yoktur. Gıyapta hakaretin varlığı için belirli sayıda kişiyle ihtilat ögesi aranmadığından, failin bir kişinin duyabileceği şekilde yoklukta hakaret etmesi halinde de suç oluşur. (Yaşar-Gökçan-Artuç, TCK.6.cilt, 2.baskı s. 8628)
Açıklamalar ışığında; Cumhurbaşkanına hakaret suçunda, gıyapta hakaretin cezalandırılması için fiilin en az üç kişiyle ihtilat ederek işlenmesi koşulunun aranmadığı gözetilmeden, yazılı şekilde beraat kararı verilmesi,
Hukuka aykırı bulunmuştur
IV. KARAR
Gerekçe bölümünde açıklanan nedenle katılan vekilinin temyiz nedenleri yerinde görüldüğünden yukarıda tarih ve sayısı belirtilen incelemeye konu Bölge Adliye Mahkemesi Ceza Dairesi kararının 5271 sayılı Kanun’un 302/2. maddesi gereği, Tebliğname’ye uygun olarak, oy birliğiyle BOZULMASINA,
Dava dosyasının, 5271 sayılı Kanun'un 304. maddesi uyarınca Manavgat 3. Asliye Ceza Mahkemesine, Yargıtay ilâmının bir örneğinin ise Antalya Bölge Adliye Mahkemesi 2. Ceza Dairesine gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİİNE,11.03.2025 tarihinde karar verildi.
Yargıtay 16. Ceza Dairesi, E. 2021/3, K. 2021/1086Kaynağı aç
16. Ceza Dairesi         2021/3 E.  ,  2021/1086 K.
"İçtihat Metni"
I- TALEP:
Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının 23.11.2020 tarih ve 2020/102198 sayılı yazısı ile; Cumhurbaşkanına hakaret suçundan sanık …'ın beraatine dair Samsun 5. Asliye Ceza Mahkemesinin 16/07/2019 tarihli ve 2017/1091 esas, 2019/1290 sayılı kararını kapsayan dosya incelendi.
1-Dosya kapsamına göre, Samsun 5. Asliye Ceza Mahkemesince sanığın sosyal medya üzerinden yapmış olduğu paylaşımların suç işleme kastı taşımadığı ve göreviyle ilgili olmadığı, hakaret suçunun unsurlarının somut olayda oluşmadığından bahisle sanığın beraatine karar verilmiş ise de, sanığa isnat edilen eylemin 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun 299. maddesinde düzenlenen Cumhurbaşkanına hakaret suçunu oluşturduğu, bu suçun kovuşturulmasının ise aynı maddenin 3. fıkrası gereğince Adalet Bakanının iznine tâbi olduğu, bahse konu suçla ilgili olarak şikâyet veya başkaca bir soruşturma veya kovuşturma şartının aranmadığı, Adalet Bakanlığının 19/07/2017 tarihli “Olur”u ile de sanığın, facebook adlı sosyal paylaşım sitesinde belirsiz tarihte ''Külliyen lüks, külliyen kaçak, külliyen örtü'', ''ya arkadaş, kim hırsız hainse diyoruzzz, beddua diye çırpınıyor kara ruhlular” “katılmayın zaten! hırsızlığı uyanıklığı da kimse örtbas edemeyecek” “kamu malı çalınırsa kul hakkına girer” “yiyenler yemiş yeme götürme operasyonu doğru” “en azından suçu ve suçluyu örtbas etmem! Dikkatleri başka yerlere çekmeye çalışarak halkı aldatmam” “aba altından sopa gösterme hezeyanınada girmem, haddimi bilirim!!!” “ahitleşmeyi beddua olarak gören gerizekalılar dinden de bihaber'' şeklindeki paylaşımlarının Cumhurbaşkanına hakaret eylemi olarak değerlendirilerek Türk Ceza Kanunu’nun 299/3. maddesi uyarınca kovuşturma izni verildiği, sanığın Cumhurbaşkanına yönelik, bahse konu sözleri içeren paylaşımlarda bulunmak suretiyle üzerine atılı suçu işlediğinin sabit olduğu gözetilmeden, sanığın mahkûmiyeti yerine yazılı şekilde beraatine dair karar verilmesinde,
2- Samsun 5. Asliye Ceza Mahkemesince, sanık ile ihbar eden … arasında belirsiz tarihte '' 45 değil 42.7, yüzde 7 si de hırsızlık” “ben 17 aralık hırsızlığına kadar akpye oy verdim……” “sahte peygamber demek kafir değil münafık demektir diyen kafir olur Bb gibi…” “Elinden gelen her şey alınacak, yargılanacak, intihar etmezse evini de paralel alacak ona görecez” “… liderliğinde başkanlık sistemine geçiyoruz inşallah sözüne karşılık” “Allah sizi
sevdikleriniz münafıklarla haşreylesin ne istiyosanız yollayayım Allah için münafık övgüsü yapmayın ve benden uzak durun, Allah sizi ahirette deccalınızdan ayırmasın” “bu orspu çocukları ülkeyi bölmezlerse o zaman kadar çöktükleri bankamdaki paraları hırsızlardan kurtarırsam pk…..'' şeklindeki yazışmalarının Cumhurbaşkanına hakaret niteliğinde olduğu dosya kapsamından anlaşılmakta ise de, sanık ile ihbar eden arasında gerçekleşen yazışmanın Facebook isimli sosyal medya üzerinden özel mesajlaşma suretiyle yapıldığı, mağdurun gıyabında hakaretin cezalandırılabilmesi için fiilin en az üç kişiyle ihtilat ederek işlenmesi gerektiği, mevcut olayda ihtilat unsurunun gerçekleşmediğinden bahisle, sanığın üzerine atılı suçun yasal şartları oluşmadığından sanığın beraatine karar verilmiş ise de, benzer bir olaya ilişkin Yargıtay 16. Ceza Dairesinin 19/10/2017 tarihli ve 2017/1441 esas, 2017/5147 karar sayılı ilâmında, ''Cumhurbaşkanına hakaret suçunda, eylemin yüze karşı ya da yoklukta işlenmesi arasında fark bulunmamaktadır. Cumhurbaşkanına yönelik gıyapta gerçekleştirilen gıyapta hakaret suçunda, kanun koyucu ihtilat ögesini aramamıştır'' şeklinde belirtildiği üzere, Cumhurbaşkanına hakaret suçunun oluşması için ihtilat unsurunun gerekmediği, sanığın Cumhurbaşkanına yönelik bahse konu sözleri içeren paylaşımlarda bulunmak suretiyle üzerine atılı suçu işlediğinin sabit olduğu gözetilmeden, mahkûmiyeti yerine yazılı şekilde beraatine karar verilmesinde,
İsabet görülmemiştir.
5271 Sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 309. maddesi uyarınca anılan kararın bozulması lüzumu Yüksek Adalet Bakanlığı Ceza İşleri Genel Müdürlüğü ifadeli 12/11/2020 gün ve 94660652-105-55-11133-2020-Kyb istemlerine müsteniden ihbar ve mevcut evrak Dairemize gönderilmiştir.
II-OLAY;
03.08.2015 tarihinde, açık kimlik ve iletişim bilgilerini vermek sureti ile Memur Sen Mersin İl Başkanı olduğunu beyan eden … tarafından BİMER'e gönderilen mail ile Samsun Vali Yardımcısı olan sanık … hakkında özetle belirtildiği şekli ile;
"Daha önce Mersinde Vali Yardımcısı olarak çalışan ve şu anda Samsun Vali Yardımcısı olarak görev yapan … isimli kişinin sosyal medya hesaplarımın altına yaptığı yorumlarda paralel yapının kullandığı dili kullanıyor olmasından ve …kullanıcı adlı instagram hesabımdan yayınladığım Cumhurbaşkanlığı Külliyesiyle ilgili yorumunda (külliyen israf, külliyen kaçak, külliyen örtü) diyerek Devletimizin en üst makamı olan Cumhurbaşkanlığı makamına karşı aşağılayıcı ve küçük düşürücü ibareleri kullanan Samsun İli Vali Yardımcısı … (instagram daki kullanıcı adı: metbora) adı geçen sosyal medya hesabında şahsıma ve Devlet büyüklerimize yönelik küçük düşürücü ifadelerinden şikayetçiyim, (Daha önce benzer şekilde facebook hesabından da şahsıma ve Devlet büyüklerimize ve makamlarına karşı benzer ifadeleri kullanmıştı.)
14.08.2015 tarihinde gönderdiği mailde ise özetle belirtildiği şekli ile;
"Samsun Vali Yardımcısı …'ın sosyal medya hesabı üzerinden yaptığı yorumlar halen aşağıdaki linkte bulunmaktadır. Silinmemiştir. Ekran görüntüleri ektedir….instagram.com (url adresinin belirtildiği görülmüştür.). En sona da kişinin halen kullanmaya devam ettiği ve tüm paralelcilerin tweetlerini RT yaptığı @metinborazan isimli twitter hesabından ve facebook hesabından yine benimle 17-25 aralık sürecinde yaptığı tartışmanın ekran görüntüsü koyuyorum.Lütefen kişinin hem instagram hem twitter hem de facebook hesaplarına bakınız.Adam zaten açıkça meydan okuyor devlete…Saygılarımla…
İhbarlarda bulunulmuştur. Bu kapsamda gönderilen maillerin eklerinde yer alan ekran görüntüleri incelendiğinde özetle;
İhbar maili içeriğinde instagram hesabında yayımlandığı belirtilen tarih ve saat içermeyen, "Cumhurbaşkanlığı Külliycsi /Millet Camii" yorumu ile paylaşılan görsele, "metbora" adlı instagram kullanıcısının “Külliyen lüks, külliyen kaçak, külliyen örtü…" şeklinde yorumda bulunduğu, süreçte devam eden yazışmalarda ihbarda bulunanın "Devletteki paralel yapılanmanın tipik bir örneği bu değilse nedir acaba?? Adam hem Türkiye'nin en büyük illerinden birinde vali Yardımcılığı koltuğunu işgal edecek (hem de külliyen İşgal), hem ülkesinin en tepe kurumuna kaçak diyecek (bu da külliyen ihanet), hem de gizliden gizliye biosuna fotoğrafçı falan yazıp laf sokmaya çalışacak (külliyen paralel) @metbora'nın bu yorumunu okuyunca aklıma "ben sana vali olamazsın demedim, adam olamazsın dedim" diye biten hikaye geldi, Yazık çooooooook yazık..Bu arada teşekkürler." şeklinde yorumuna "Paraleden kastın hizmetse, can kurban! Değilse, kafir de hain de hırsız da şerefsiz de sensin.adam değil, sen it bile olamazsın.." şeklinde yazışmaların bulunduğu,
"Tweet" ibaresinden twitter adlı sosyal medya paylaşım sitesine ait olduğu anlaşılan, ay ve gün içermekte ise de yıl bazında tarih belirtilmediği görülen paylaşımlara yönelik ekran görüntüleri alınan "boraz" adlı twitter hesabının paylaşımlarında özetle belirtildiği şekilde;
01 Ağustos tarihinde, "…" adlı kullanıcının "77- Sadece bir soru: son on yılda kaç kişi İrana götürülüp. Kum benzeri kentler gezdirilmiş ve Şİİ öğretiyi benimsenmesi sağlanmıştır? " şeklindeki paylaşımını
“… … "Bir de beni tek çek" yorumu ile Cumhurbaşkanının namaz kılarken çekilen bir fotoğraf paylaşımını,
… adlı kullanıcının "… Yeni Zellanda da görülmüş, Tutamıyoruz, anında ışınlanıyor şeklindeki paylaşımını,
… adlı kullancının "Bank Asya Ortakları: Hukuksuzluklar belgeleniyor tek tek hesabı sorulacak" paylaşımını
"Gandalf EI-Lorieni adlı kullanıcının "SON DAKİKA: … ve … Papua Yeni Gine ye geçerken görüntülendi" şeklindeki paylaşımını
İbrahim Cerrah adlı kullanıcının "PKK'nın şehirleri silah deposuna çevirdiğini izlenmesi masumane aldanmadan daha çok bir "bilinçli ihanet" gibi görünüyor!" paylaşımını
YMehhmetAydoğan adlı kullanıcının "5) Kaçtılar, göçtüler diye sözde madara etmeye çalıştıkları savcılar umarım, gerçekten sağ salim kaçabilmiştir.. kınamam., hukuk yok zira.." "6) Yiğitçe kendi gelip teslim olanlara yapılan muameleyi gördük.. ancak benim endişem, başka hir çevriliyor olması.. Allah korusun." paylaşımlarını,
Tuğrul Bey adlı kullanıcının "yakalama kararı çıkan koşa kaşa teslim olmak zorunda değil. İşi gücü'' "O değil de şartlar değişince kaçacak delik arayacaklar kendi hallerini düşünsünler şimdiden. Boşverin savcıyı kendinize yanın." paylaşımını,
Yakup Çetin adlı kullanıcının "Savcılar hakkında henüz çıkan l yakalama kararı yok. Sadece talep var. İhraç kararı kesinleşmediği için normalde yakalama kararı çıkarılmaz.” paylaşımını,
Aytekin Gezici adlı kullanıcının “Şüphelilerin tweet atmak suretiyle meşru hükümete darbe girişiminde bulundukları anlaşıldığından" paylaşımını,
Tuğrul Bey adlı kullanıcının "Türkiye'de işler ne kolay değil mi. Alevi Sünni, Kürt-Türk, Dindar-Laik hep aynı senaryolar, hep aynı oyunlar. Hiç mi akıllanmaz bu millet?" paylaşımını,
Yavuz Arslan adlı kullanıcının "Sümeyye'ye suikast Konuşmaları sahte çıktı! diğer yalanlarda sıra ile yalancı mumu gibi söner,sahte çıktı! diğer yalanlarda sıra ile yalancı mumu gibi söner, aktif haber.com " paylaşımını, "Retweet" yaptığı;
Ayrıca facebook adlı sosyal medya sitesinde tarih ve saat belirtilmeyen … adlı hesaptan, mobil cihaz üzerinden ihbar edenle yaptığı karşılıklı diyaloglarında:
" Ya arkadaş, kim hırsız hainse diyoruzzz. Beddua diye çırpınıyor kara ruhlular.. temiz olanı tutmaz merak etmeyin. Amin deyin."
"Alimsiniz, iftira ile ahitleşmeyi anlayacak kadar. son sözüm kim ihanet içindeyse Allah yerin dibine batırsın!!!"
"Anlamanızda sorun mu var?"
"Katılmayın zaten! Hırsızlığı uyanıklılıkla kimse örtbas edemeyecek."
"Kamu malı çalınırsa kul hakkına girer. Ben affetmiyorum hangi tövbe? "
"Yiyenleryemiş. Yeme götürme operasyonu, doğru!!"
"En azından suçu ve suçluyu örtbas etmem! Dikkatleri başka yönlere çekmeye çalışarak halkı aldatmam!!!"
"Aba altından sopa gösterme hezeyanına da girmem. Haddimi bilirim!!!"
"Ahitleşmeyi beddua olarak gören geri zekalılar dinden de bi haber ne diyelim"
Şeklinde yorumlarda bulunulduğu görülmüştür.
Valilik makamınca belirtilen ihbar kapsamında yapılan iddialara yönelik başlatılan araştırma sürecinde sunulan 15.10.2015 tarihli dilekçesinde sanık özetle, külliye ile ilgili paylaşıma yönelik Danıştay İdari Dava Daireleri Genel Kurulunun yapılaşmanın kanuna aykırı olduğuna dair kararının olduğunu, paralelcilerin tweetlerini paylaştığına dair iddia kapsamında TCK'da paralel şeklinde bir suç tanımının olmadığını ve yargı kararınında bulunmadığını, bu iddiayı paylaşımlarını yaptığı bir kısım kişilere de ilettiğini ve onlarında ihbarcıdan davacı olacağını, paylaştığı tweetlerde suç unsurunun bulunmadığını, ayrıca hesabının ilgili bölümünde, yaptığı paylaşımlara yönelik olarak paylaşımda bulunmasının söz konusu paylaşımlara katıldığı anlamına gelmeyeceğine dair açıklamasının bulunduğunu, ihbarcının iftirada bulunulduğunu, yazışmalarda kendisine hakaret ettiğini ayrıca önceden Mersin ilinde görev yapması nedeni ile kendisine husumet gütmüş olabileceğini, paylaşımlarının siyasi olmadığını ve yargı kararlarına göre ifade ve düşünce açıklama hürriyeti kapsamında kaldığını beyan etmiştir.
Araştırma neticesinde tanzim olunan 27.11.2015 tarihli araştırma raporunda, şikayete konu sosyal medya paylaşımlarının İnsan Haklan Sözleşmesi, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi kararları, T.C. Anayasası ve ilgili mahkeme kararları doğrultusunda, vatandaşlık haklarının kullanılması sureti ile düşünce açıklama ve ifade etme hürriyeti kapsamında kaldığı, suç kastı taşımadığı ve görevle ilgili olmadığı değerlendirmesi ile dosyasının işlemden kaldırılması gerektiği kanaat ve sonucuna varıldığı belirtilmiştir.
Araştırma raporunun, İçişleri Bakanlığında gönderilmesine müteakip yürütülen araştırma ve disiplin soruşturması sürecinde … tarafından Cumhurbaşkanlığı makamına gönderilen ihbar evrakı, Cumhurbaşkanlığı Genel Sekreterliğinin 30.12.2015 tarihli yazısı ile gereği için bakanlığa gönderilmiştir.
El yazısı ile, … adına, cep telefonu numarasınında belirtilmesi sureti ile tarih ve imza içermeden tanzim edildiği görülen mektupta özetle, Samsun Vali yardımcısı olan sanığın, paralel yapıya mensup olduğu, facebook adlı sosyal medya paylaşım sitesindeki yazışmalarını da bu kapsamda gönderdiği beyan edilmiştir. İhbar mektubu ekinde gönderilen, yazışmaların yapıldığı sosyal medya sitesine, hesaplara ve mesajların tarih ve saat bilgisine dair ayrıntı içermeyen ekran görüntüsünü içerir evrakta, karşılıklı yazışmaların bulunduğu mesajlarda sanığın adının geçtiği kısımlarda özetle belirtildiği şekli ile;
"45 değil 42.7 yüzde 7 si de hırsızlık pardon kedi",
"Gerçek oy 35 Artık iddiaya girmem",
"Musibeti ikileştirip Allah'ın takdirine karışmak olur. Şayet oyu çok düşseydi, doğunun bölünmesini de "paralele" yıkarlardı.",
"Hikmeti vardır",
"Ben 17 Aralık hırsızlığına kadar akpye oy verdim. Benim saygı duyduğum hocaefendiye küfür isnadında bulunana oy verme değil, günahımı vermem"
"Sahte peygamber demek kafir değil münafık demektir Diyen kafir olur Bb gibi"
"Anlaştığımız cok nokta vardı ….la Akpden temiz olduğu muhakkak;"
"Herkes değişebilir Onlar da değişiyor Akp gibi Biri iyiye biri kötüye"
"Hayatımda ilk kez oyumun birini chpye verdim yaw heee hee"
"Ölçü o mu Allah biliyor"
"Elinden herşeyi alınacak Yargılanacak İntihar etmezse Evini de paralel alacak ona Görecez "
"Yazdım Edirneye vali olunca konuşuruz Muhabbetle"
"Ülke bölünüyor…"
"ahhhh ahhh"
"Bekleyin görün.. 26 yılımı anadoluyu dolaşarak yerinde görerek tarihi ben yazdım"
(16 şubat tarihinin yazılı olduğu görülen) "Allah sizi sevdikleriniz münafıklarla haşreylesin. Ne istiyorsanız yollayayım Allah için münafık övgüsü yapmayın ve benden uzak durun Allah sizi deccalınızdan ayırmasın…"
"Seçimden sonra ödeşmezsek elinizde Bu orospucocukları ülkeyi bölmezlerse o zamana kadar çöktükleri bankamdaki paraları hırsızlardan kurtarırsam pk ok" şeklinde karşılıklı konuşma içerisindeki yazışmaların bulunduğu görülmüştür.
26.02.2016 tarihinde …, Mülkiye Başmüfettişliğinde vermiş olduğu ifadesinde özetle; ihbarı kendisinin yaptığını, şahsı önceden tanımadığını, sosyal medya paylaşımlarına yorumda bulunması nedeni ile süreçte muhatap olduğunu, ihbar ekinde yer alan ekran görüntülerini kendisinin gönderdiğini, 03.08.2015 tarihinde instagram hesabında yapmış olduğu paylaşımın yorumlar ile birlikte halen hesabında durduğunu, şahsın twitter paylaşımlarının bir kısmını sonradan sildiğini, şahsın paralel yapıya destek tweetleri attığını, ayrıca 07 Ekim 2015 tarihinde twitter adresinden Bimere yaptığı şikayet çıktısını açık kimlik bilgileri belli olacak şekilde herkese açık olarak paylaşarak kendisini hedef gösterdiğini, şahsın Mersin vali yardımcısı olduğu dönemde, yaptığı bir paylaşımına yönelik yorumlarında konuyu …'in beddualaşma olayına bağlayarak savunduğunu ve "En azından suçu ve suçluyu örtbas etmem. Dikkatleri başka yönlere çekmeye çalışarak halkı aldatmam" "Aba altından sopa gösterme hezeyanına da girmem, haddimi bilirim" yorumunda bulunarak 17 Aralık sürecinde hükumeti ve Başbakanı suçu ve suçluyu örtbas etmekle itham ettiğini, bilirkişi aracılığı ile şahsın hesapları incelenirse suç teşkil eden paylaşımlarının silindiğinin tespit edilebileceğini, paylaşımları yaptığına dair şahitlerinin bulunduğunu, Cumhurbaşkanına hakaret ve terör örgütüne destek olması nedeni ile suç duyurusunda bulunulmasını beyan etmiştir.
29.02.2016 tarihinde …, Mülkiye Başmüfettişliğinde vermiş olduğu ifadesinde özetle; ihbara konu dilekçe ve eki üç sayfadan ibaret facebook hesabına dair ekran görüntülerini içerir evrakı kendisinin gönderdiğini, facebook mesajlaşmalarının gerçek olduğunu ve içeriğinde değişiklik yapılmadığını, mesajların şahıs ile arasında yapılan özel bir mesajlaşmaya ait olduğunu, şahsı Keşan kaymakamı olması nedeni ile bildiğini, çok iyi bir insan olduğunu, çok iyi hizmetlerde bulunduğunu, hatta bir gazeteye "Hükumetin Borazanı" şeklinde başlık atılmasına sebebiyet verecek kadar da hükumet politikalarını seven ve uygulayan birisi olduğunu, 17 Aralıktan sonra kendisinin yaptığı bir ankete yönelik olarak şahısla yaptığı mesajlaşmaları o tarihte sunduğunu, bu mesajların 2015 yılına ait olduğunu beyan etmiştir.
Tevdi raporunda belirtildiği üzere, Mülkiye müfettişlerince sanığın sosyal medya hesaplarına bakıldığı, dikkat çeken ve örnek olarak bazı tweeter paylaşımlarına yönelik ekran görüntülerinin de dosya içerisine alındığı anlaşılmakla, bu kapsamda twitter adlı sosyal medya hesabında "boraz" adlı hesabında özetle belirtildiği şekilde;
27 Şubat 2016 tarihinde "v for vendetta tekrar izledim ve şiddetle tavsiye ediyorum, (Günümüz devletlerinin "terör ihtiyacını" anlatıyor?)”
18 Şubat 2016 tarihli "İçimizdeki Beyinsizler Yüzünden Bizi Helak Eder misin ALLAH'ım! (A'raf 55)"
03 Şubat 2016 tarihli "Onların Beytullah yanındaki duaları da ıslık çalmak ve el çırpmaktan başka bir şey değildir Enfal 35.ayet"
01 Şubat 2016 tarihli "Hep garib günler… Köpekler başıboş, taşlar bağlı!!!"
18 Şubat 2016 tarihli, bir başka kullanıcının "YPG bir terör örgütüdür, PKK'nın uzantısıdır. Suriye'ye girmeye direncin olduğu bir dönemde kanlı patlama olup failin YPG'li olması manidar!
17 Şubat 2016 tarihinde " Yetti bee!!! Ülke terörle yeniden "dizayn" edilirken, terörü yapana da, yaptırana da, göz yumana da… Ses çıkartmayana da, susturana da…" "Yazık bu millete!!!"
15 Şubat 2016 tarihli başka bir kullanıcının "Savaş çıkarsa TV başında savaşı izlemeyi düşünenler, Rusya'nın koca şehri 10 saniyede nasıl vurduğunu izlesin."
6 Nisan 2016 tarihinde bir başka kullanıcının "Bence bütün Galatasaray taraftarına sokağa çıkma yasağı ilan edin bu iş huzur içinde çözülsün"
4 Nisan 2016 tarihinde "Bir alçağı nasıl fark edersin?" diye sordu Mürid "Elindeki kandan, dilindeki yalandan, kursağındaki haram lokmadant" dedi Mürşid."
4 Mart 2016 tarihinde "Tümsek çok tekerler gördü!!!"
Şeklinde paylaşımlarda bulunulduğu görülmüştür.
Tevdi raporunda, sanığın 19.02.2016 tarihinde Mülkiye Başmüfettişliğinde vermiş olduğu ifadesinde (dosya içerisinde bulunmamaktadır.) özetle; araştırma raporu kapsamında önceden verdiği ifadesine ekleyeceği bir hususun bulunmadığını, ihbarcının Mersin ilinde görev yaptığı dönemden eskiye dayanan bir düşmanlık hissiyle iftiralarda bulunduğunu, facebook yazışmalarıyla ilgili olarak gösterilen yazışmaların tarihini hatırlamadığını, ancak şikayetçi olan şahıs ile arasında ikili özel bir yazışmanın geçtiğini hatırladığını, söz konusu yazıların bir çoğunun tarafına ait olmadığını, ayrıca TCK'ya göre iki kişi arasında geçen özel görüşmeyi, haberleşmeyi kaydetmenin, üçüncü şahıslara duyurmanın suç olduğunu, hukuken delil özelliği taşımadığını, şikayetçi hakkında yasal yollara müracaat edileceğini, Devleti bölmeye kast eden kişi, kuruluş vb. yapı, devlet ve oluşumlara karşı ikili muhabbetlerde hakaret içeren sözleri herkesin kullanacağını, Cumhurbaşkanlığı makamına ve şahsına böyle bir ifade de bulunabileceğini düşünmenin edep dışı olduğunu, 28 yıldır Mülki İdare Amiri olarak görev yaptığını ve iddia edildiği gibi Devlet hiyerarşisi dışında hiçbir kurum, kuruluş, örgüt, tarikat vb. yapılanmalardan bırakın emir almayı, telkin alabilecek bir yapıya da sahip olmadığını, sosyal medyada Cumhurbaşkanına ve Hükumet temsilcilerine hakaret içeren bir tek paylaşımda bulunmadığını, fotoğrafçılık bölümü mezunu olduğu için genellikle kendi çektiği fotoğraflar ağırlıklı paylaşımlarda bulunduğunu beyan ettiği belirtilmiştir.
06.04.2016 tarihinde Mülkiye Başmüfettişliğinde vermiş olduğu ifadelerinde ise sanığın özetle; önceki ifadelerine ekleyeceği bir hususun olmadığını, 2016 yılında yapmış olduğu ve ihbarlarda da geçmediği görülen ve yukarıda belirtilen tweetlerde suç unsuru bulunmadığını ve kimseye bir ithamda bulunulmadığını, Bimer ihbarının kimlik bilgileri açık olarak yayımladığına dair iddia kapsamında ise evrakın gizli evrak olmadığını, Valilik bürosunda bahse konu evrakı incelediğini, kanuni yollara başvurmak maksatlı fotokopisini aldığını beyan ettiği görülmüştür.
Mülkiye Başmüfettişlerince 05.04.2016 tarihinde telefonla aranmak sureti ile …'dan facebook yazışmalarının bulunduğu bilgisayar veya telefonunu teslim ederek imajının alınmasına izin vermesine dair tevdi raporu içeriğine göre sanığın yazıların bir çoğunun kendisine ait olmadığına dair beyanına istinaden istemde bulunulduğu, şahsın öncelikle yazışmaları kendisinin değiştirmediğini, konunun ailesi tarafından duyulması nedeni ile oluşan rahatsızlık nedeni ile mesajı sildiğini, bu nedenle cihazı veremeyeceğini, yargı sürecinde istenenleri yerine getirebileceğini beyan ettiği, 05.04.2016 tarihli telefon görüşme tutanağından anlaşılmıştır.
Bu kapsamda sanığın Valilik bünyesinde kullanımına tahsis edilen bilgisayarının ip adresi tespit edilerek, temin edilen bilgisayarın imajı ve 08.10.2014 tarihinden sonraki log kayıtları üzerinde, mesajlaşmaya dair ekran görüntüleri de gönderilmek sureti ile facebook, twitter, messenger gibi sosyal medya paylaşımının ve facebook adlı sosyal medya hesabında arkadaşı tarafından yapılan paylaşım ve bu paylaşımın beğenilmesi işleminin yapılıp yapılmadığının belirlenmesinin mümkün olup olmadığı, mümkün olması halinde sunulan paylaşımların yapılıp yapılmadığının ayrıca 08.10.2014 tarihinden 07.04.2016 tarihine kadar olan süreç içerisinde devlet büyükleri aleyhinde bir paylaşımın veya paylaşımı beğenme işleminin olup olmadığının tespiti husunda Emniyet Genel Müdürlüğünden rapor tanzim edilmesi istenilmiştir.
Adli Bilişim Şube Müdürlüğünün 26.04.2016 tarihli inceleme raporunda özetle; materyal içeriğinde soruşturmaya konu olabileceği değerlendirilebilecek bir bulgunun tespit edilemediği, facebook adlı sosyal medya paylaşım sitesine ait bazı kayıtlara rastlanılmış ise de bu kayıtların sosyal medya sitesinde başarılı bir login/oturum açma olduğuna dair bilgiyi içermediği, sadece siteye ait linklerin mevcut bulunduğunu gösterdiği belirtilmiştir.
Mülkiye Başmüfettişlerince hazırlanan 28.04.2016 tarih 57/7 sayılı tevdi raporu ile özetle, incelemeye konu iddiaların ayrıca Bimer ihbar evrakının ihbarcının kimliği açık olacak şekilde kamuya açık şekilde paylaşılmasına yönelik süreçte yapılan şikayetin, görev ile ilgili olmaması nedeni ile genel hükümlere göre TCK'nın ilgili maddeleri çerçevesinde değerlendirilmesi için evrakın Cumhuriyet Başsavcılığına tevdi edilmesine karar verilmiştir.
09.05.2016 tarihinde 5237 sayılı TCK'nın 125/1-2 ve 299/1 maddelerinden Cumhuriyet savcısınca havalesi yapıldığı görülen tevdi raporuna konu evrak kapsamında, 2016/12589 soruşturma sayısına kayden, Samsun Cumhuriyet Başsavcılığınca sanık hakkında soruşturma başlatılmıştır.
Vali Yardımcısı görevini ifa ettiği 31.05.2016 tarihinde, Cumhuriyet Başsavcılığında şüpheli sıfatı ile alınan beyanında ve 07.06.2016 tarihli dilekçesinde sanık özetle; atılı suçlamayı kabul etmediğini, her iki ihbarcı hakkında iftira vs…suçlarından suç duyurusunda bulunduğunu, ayet, özlü söz gibi paylaşımlarında suç unsurunun bulunmadığını, … ile yapılan yazışmaya konu suçlama kapsamında ise usule aykırı biçimde kendisine tahsis edilen kurum bilgisayarına el konularak inceleme yapıldığını, neticede suç unsuruna rastlanılmadığını, şikayetçinin yazışmaları sildiğini ve müfettişlere veremeyeceğini beyan ettiğini, iki kişi arasında geçen bu yazışmaların suç teşkil etmediği gibi iki tarafın rızası olmadan deşifre edilmesinin de suç olduğunu, yazışmaların değiştirilmeyen kısımlarında söylenilen hususların suç olmadığını, twitter paylaşımlarında ise hukuki sorumluluğunun olmadığını hesabında belirttiğini, paylaşımların kendisi tarafından yazılmış gibi dosyaya eklenerek suçlandığını, Cumhurbaşkanlığı sarayının yapıldığı yer ile ilgili olarak Danıştay kararını paylaşmasının suç teşkil etmediğini, kendisine hakarette bulunan ve paralel örgüt üyesiymiş gibi terörist olmakla itham eden kişilere karşı susmasının beklenemeyeceğini beyan etmiştir.
Mersin Cumhuriyet Başsavcılığının 20.07.2016 tarihli yazısı ile … ile sanık arasında ayrıca Cumhurbaşkanına hakaret suçundan sanık hakkında yürütülen bir soruşturma dosyasının bulunmadığının bildirildiği görülmüştür.
Samsun Cumhuriyet Başsavcılığının 25.04.2017 tarihli fezlekesine istinaden Adalet Bakanlığının, 19.07.2017 tarihli oluru ile, sosyal paylaşım sitesinde belirsiz tarihte yapıldığı belirtilen paylaşımlara yönelik olarak Cumhurbaşkanına hakaret suçundan sanık hakkında kovuşturma yapılmasına izin verilmiştir.
Samsun Cumhuriyet Başsavcılığının 27.09.2017 tarih, 2016/12589 soruşturma ve 2017/5614 numaralı iddianamesi ile özetle; …’in“külliyen israf, külliyen kaçak, külliyen örtü”,“ya arkadaş, kim hırsız hainse diyoruzzz, beddua diye çırpınıyor kara ruhlular”,"katılmayın zaten! hırsızlığı uyanıklığı da kimse örtbas edemeyecek”,“kamu malı çalınırsa kul hakkına girer”,“yiyenler yemiş yeme götürme operasyonu doğru”,"en azından suçu ve suçluyu örtbas etmem! Dikkatleri başka yerlere çekmeye çalışarak halkı aldatmam”, “aba altından sopa gösterme hezeyanınada girmem, haddimi bilirim!!!”,“ahitleşmeyi beddua olarak gören gerizekalılar dinden de bihaber” şeklinde yorumlarda bulunduğuna dair 27.11.2015 tarihli inceleme raporda düşünce açıklaması kapsamında kaldığı, suç işleme kastı taşımadığı ve görevi ile ilgili olmadığı kanaatine varıldığı belirtilen ihbarı ve …'nun "45 değil 42.7, yüzde 7 si de hırsızlık”,“ben 17 aralık hırsızlığına kadar akpye oy verdim”, “sahte peygamber demek kafir değil münafık demektir diyen kafir olur Bb gibi",“Elinden gelen her şey alınacak, yargılanacak, intihar etmezse evini de paralel alacak ona görecez”,Tayyip Erdoğan liderliğinde başkanlık sistemine geçiyoruz inşallah sözüne karşılık “Allah sizi sevdikleriniz münafıklarla haşreylesin ne istiyosanız yollayayım Allah için münafık övgüsü yapmayın ve benden uzak durun, Allah sizi ahirette deccalınızdan ayırmasın”,“bu orospu çocukları ülkeyi bölmezlerse o zaman kadar çöktükleri bankamdaki paraları
hırsızlardan kurtarırsam pk” şeklinde ifadelerde bulunduğuna dair ihbarı kapsamında, kovuşturma izni verilen paylaşımlarına istinaden, sanığın Cumhurbaşkanına hakaret suçunu işlediği iddiası ile 5237 sayılı TCK'nın 299/1, 53 maddeleri uyarınca cezalandırılması istenilmiştir.
Samsun 5. Asliye Ceza Mahkemesinin 02.10.2017 tarih 2017/901 sayılı kararı ile iddianamenin kabulüne karar verilmesine müteakip, mahkemenin 2017/1091 esasına kayden, sanık hakkında kovuşturmaya başlanılmıştır.
12.10.2017 tarihli Cumhurbaşkanlığı Genel Sekreterliğinin yazısı ile sanık hakkında Cumhurbaşkanına hakaret suçundan açılan ve resen kovuşturulması gereken dava ile ilgili olarak Cumhurbaşkanının ve dolayısı ile Genel Sekreterliğin herhangi bir şikayetlerinin ve davaya katılma taleplerinin bulunmadığı bildirilmiştir.
Süreçte başka suçtan tutuklu bulunduğu ve adli kontrol tedbiri uygulanmak sureti ile de salıverildiği anlaşılan ve bu nedenle de duruşmalara katılamadığını da bildiren sanığın 07.03.2018 tarihinde talimatla alınan savunmasında ve sunduğunu dilekçesinde özetle, her iki şahıs hakkında da şikayette bulunduğunu, … hakkındaki şikayetinden annesinin vefatı nedeni ile duyduğu üzüntünün etkisi ile açılan davada vazgeçtiğini, atılı suçlamaları kabul etmediğini, iftira atıldığını, kurumda tahsis edilen bilgisayarından alınan imajlarda da suç unsuruna rastlanılmadığını, …'nun iddiaları kapsamında ise şahsın bilgisayarında imaj incelemesi yapılarak hangi yazışmaların kendisi tarafından yapıldığının araştırılmasını ve bu konuda ifadesinin alınmasını, kendisine iftira atıldığını, yazışmaların farzı mahal kendisi tarafından yapıldığı iddia edilse bile müştekinin o tarihlerde ki görevinin araştırılmasını, zira o tarihlerde müşteki Cumhurbaşkanlığı görevinde olmadığından atılı suçun unsurlarının oluşmayacağını, iki kişi arasında geçen yazışmalarında hakaret suçunu oluşturmayacağını, ihbarda adı geçen rektöründe şahıstan şikayetçi olduğunu, suçlamaları kabul etmediğini, beraatine karar verilmesini, aksi takdirde hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına rızasının olduğunu beyan ettiği görülmüştür.
Talimatla müşteki sıfatı ile alınan ifadesinde … özetle, Keşan Kaymakamı olması nedeni ile tanıdığı ve arkadaş listesinde de ekli olan sanığın 2014 yılı yerel seçimlerine üç gün kala yayımladığı anket kapsamında facebook adlı sosyal medya sitesinde bulunan messenger uygulamasından kendisine özel olarak mesaj atmak sureti ile Cumhurbaşkanına hakaret ve tehdit içerir söylemlerde bulunması üzerine, ekran görüntülerini alarak yazılı şikayette bulunduğunu, sanıktan davacı ve şikayetçi olduğunu beyan etmiştir.
Talimatla ihbar eden sıfatı ile alınan ifadesinde … özetle, Bimer'e ihbarda bulunduğunu, sanıkla arasında karşılıklı hakaret gerçekleştiğinden hakkında kamu davası açıldığını, sanıktan şikayetçi olduğunu beyan etmiştir.
Süreçte verilen ara karar kapsamında, Cumhuriyet Başsavcılığının 10.07.2018 tarihli yazısı ile … hakkında soruşturma kaydına rastlanılmadığı, … hakkında ise iftira suçundan ek takipsizlik kararı verildiği, hakaret suçundan ise kamu davası açıldığının bildirildiği, celp edilen Samsun 12 Asliye Ceza
Mahkemesinin 02.03.2017 tarih 2016/730 esas 2017/153 sayılı gerekçeli kararında özetle, müşteki …'ın yapmış olduğu şikayet kapsamında, sesli ve görüntülü bir ileti ile hakaret suçundan açılan kamu davasında, 25.07.2015 tarihinde instagram hesabında Cumhurbaşkanlığı külliyesine yönelik yapılan yoruma istinaden eleştiri maksatlı yorumda bulunduğunu beyan eden sanık … hakkında, kovuşturma aşamasında şikayetçi olmadığını beyan eden müştekinin "külliyen lüks, külliyen kaçak, külliyen örtü" yorumuna karşı "…ben sana vali olamazsın demedim, adam olamazsın dedim diye biten hikaye geldi" şeklinde yaptığı yorumda, atılı suçun yasal unsurları oluşmadığından 5271 sayılı CMK'nın 223/2-a maddesi uyarınca beraatine karar verildiği ve kararın istinaf edilmeden 29.03.2017 tarihinde kesinleştiği görülmüştür.
İdari soruşturma aşamasında sanığa tahsis edildiği bildirilen ve el konularak imajı alınan ayrıca 26.04.2016 tarihli inceleme raporuna da konu olan, adli emanetin 2016/1992 sırasına kayıtlı imaj içerir hard diske yönelik, verilen ara karar gereğince hazırlanan 31.08.2018 tarihli bilirkişi raporunda, 02.10.2015-06.04.2016 tarihleri arasına yönelik 26.04.2016 tarihli Adli bilişim uzmanınca hazırlanan inceleme raporu kapsamında incelemeye hazır hale getirilen log kayıtlarını içerir excel listesinde ve export raporu verilerinde facebook adlı sosyal medya sitesine yönelik bir aktivitenin olmadığı, "NASyedek" ibareli dosyada log kayıtlarının bağlantı yaptığı adreslerde facebook sitesine ait bazı kayıtlara rastlanılmış ise de bu kayıtlardan oturum açma gibi başarılı bir login uygulamasının yapıldığına dair net bir bilgi içermediği ancak Adli Bilişim Büro Amirliğince imaj alma esnasında kullanılan işleme özgü yardımcı programların aynı görevlilerce incelenmesi sonrasında ihbarlara konu ekran görüntüleri gibi sanığın paylaşımlarda bulunup bulunmadığının tespit edileceği, bu kapsamda kısmen çözümü yapılan imaj kayıtlarının bulunduğu klasörler içerisinde Cumhurbaşkanına hakaret olayı ile ilgili olarak bir aktiviteye rastlanılmadığı, ihbara konu ekran görüntülerini içerir çıktıların rapora konu edilmediği belirtilmiştir.
Her ne kadar gerekçeli kararın delillerin değerlendirilmesi ve gerekçe kısmında, katılan olarak anlatımda bulunulmuş ise de, ihbar edenlerin katılma taleplerinin 25.12.2017 ve 28.03.2018 tarihli duruşmalarda verilen ara kararlar ile suçtan zarar görmemeleri nedeni ile reddine karar verildiği görülen kamu davasında yapılan yargılama sonunda, sanığın yokluğunda 16.07.2019 tarihinde tefhim olunan hükümle, isnat edilen suçun yasal unsurları oluşmadığından, sanığın "Cumhurbaşkanına hakaret suçundan CMK'nın 223/2-a maddesi gereğince ayrı ayrı beraatlerine", istinaf kanun yolu açık olmak üzere karar verilmiştir.
Mahkemenin 16.07.2019 tarih, 2017/1091 esas, 2019/1290 karar sayılı gerekçeli kararında özetle, sanığın facebook sosyal medya hesaplarında yaptığı yorumlarda paralel yapının kullandığı dili kullanıyor olmasından ve Cumhurbaşkanlığı Külliyesi ile ilgili “külliyen israf, külliyen kaçak, külliyen örtü” “ya arkadaş, kim hırsız hainse diyoruzzz, beddua diye çırpınıyor kara ruhlular” “katılmayın zaten! hırsızlığı uyanıklığı da kimse örtbas edemeyecek” “kamu malı çalınırsa kul hakkına girer” “yiyenler yemiş yeme götürme operasyonu doğru” “en azından suçu ve suçluyu örtbas
etmem! Dikkatleri başka yerlere çekmeye çalışarak halkı aldatmam” “aba altından sopa gösterme hezeyanınada girmem, haddimi bilirim!!!” “ahitleşmeyi beddua olarak gören gerizekalılar dinden de bihaber” şeklinde yorumlarda bulunduğu, bu paylaşımlarının suç işleme kastı taşımadığı ve göreviyle ilgili olmadığı; … ile sanık arasında yapılan; “45 değil 42.7, yüzde 7 si de hırsızlık” ,“ben 17 aralık hırsızlığına kadar akpye oy verdim",“sahte peygamber demek kafir değil münafık demektir diyen kafir olur Bb gibi", “Elinden gelen her şey alınacak, yargılanacak, intihar etmezse evini de paralel alacak ona görecez”, Tayyip Erdoğan liderliğinde başkanlık sistemine geçiyoruz inşallah sözüne karşılık “Allah sizi sevdikleriniz münafıklarla haşreylesin ne istiyosanız yollayayım Allah için münafık övgüsü yapmayın ve benden uzak durun, Allah sizi ahirette deccalınızdan ayırmasın”, “bu orospu çocukları ülkeyi bölmezlerse o zaman kadar çöktükleri bankamdaki paraları hırsızlardan kurtarırsam pk” şeklindeki yazışmaların Cumhurbaşkanına hakaret niteliğinde olduğu anlaşılmakta ise de sosyal medya üzerinden özel mesajlaşma suretiyle yapılması nedeni ile mağdurun gıyabında hakaretin cezalandırılabilmesi için gerekli olan ihtilat şartı gerçekleşmediğinden, atılı suçun yasal şartlarının oluşmadığı değerlendirilerek beraat kararı verildiği belirtilmiştir.
Cumhuriyet savcısınca 27.08.2019 tarihinde görüldüsü yapılan ve 04.10.2019 tarihinde de sanığa tebliğ edilen gerekçeli karar, 05.11.2019 tarihli kesinleşme şerhine göre istinaf edilmediğinden, 14.10.2019 tarihinde kesinleşmiştir.
15.07.202 tarihli dilekçesi ile Cumhurbaşkanı vekili, Adalet Bakanlığı Ceza İşleri Genel Müdürlüğünden, Cumhurbaşkanına hakaret suçunda ihtilat unsuru aranmadığından beraat kararı verilmesinin usul ve yasaya aykırı olduğu gerekçesi ile kesinleşen kararın kanun yararına bozulması hususunda ihbar ve istemde bulunmuştur.
Samsun Cumhuriyet Başsavcılığının 13.10.2020 tarihli yazısı ile, sanığa atfedilen sözlerin hakaret unsuru taşıdığı hususunda ihtilaf bulunmadığı belirtilerek, Cumhurbaşkanına hakaret suçunun oluşması için ihtilat unsuru aranmadığından, "en az üç kişiyle paylaşma" unsuru oluşmadığı gerekçesi ile usul ve yasaya aykırı olarak verilen beraat kararına yönelik kanun yararına bozma yoluna gidilmesi hususunda, Adalet Bakanlığı Ceza İşleri Genel Müdürlüğüne ihbar ve görüşte bulunulmuştur.
III-KANUN YARARINA BOZMA İSTEMİNE İLİŞKİN UYUŞMAZLIĞIN KAPSAMI:
Yapılan yargılama sonunda CMK 223/2-a maddesi gereğince beraatine karar verilen sanığa atılı eylemlerin, Cumhurbaşkanına hakaret suçunu oluşturup oluşturmadığına yöneliktir.
IV-HUKUKSAL DEĞERLENDİRME;
Yasal düzenleme şöyledir;
5237 sayılı TCK'nun;
Cumhurbaşkanına hakaret
Madde 299- (1) Cumhurbaşkanına hakaret eden kişi, bir yıldan dört yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır.
(2) (Değişik: 29/6/2005 – 5377/35 md.) Suçun alenen işlenmesi hâlinde, verilecek ceza altıda biri oranında artırılır.
(3) Bu suçtan dolayı kovuşturma yapılması, Adalet Bakanının iznine bağlıdır şeklindedir.
Kanun yararına bozma, kesinleşen hükümde verildiği zaman yürürlükte bulunan usul ve maddi hukuka ilişkin hukuka aykırılıkların giderilmesi ile sınırlı olduğundan, inceleme karar tarihindeki mevzuat hükümlerine göre isteme bağlılık ilkesi nazara alınarak yapılmıştır.
TC Anayasasına göre, Cumhurbaşkanı devletin başıdır ve bu sıfatla Türkiye Cumhuriyetini ve Türk Milletinin birliğini temsil eder. Bu nedenledir ki Cumhurbaşkanına Hakaret suçu, kişilere ve şerefe karşı suçlar içerisinde değil Devlete karşı işlenmiş suçlar bölümünde düzenlenerek Devleti temsil eden Cumhurbaşkanlığı makamının saygınlığının korunması amaçlanmıştır. Devlete karşı işlenen suçlardan bir kısmının gerçek mağdurunun makamı temsil eden gerçek kişi olmakla birlikte, Devlete ilişkin hukuki yararın korunması, kişiye nazaran daha üstün tutulmuştur.
Suç doğrudan doğruya Cumhurbaşkanı olan kişiye karşı işlenmekte ise de, suçla korunan ve bu nedenle ihlal edilen hukuki değer Devletin siyasal iktidar yapısıdır. (Özek, Çetin, Siyasi İktidar Düzeni ve Fonksiyonları Aleyhine Cürümler, İst 1967 s. 10)
Ceza himayesinin konusu Devlet kuvvetlerinin korunmasıdır. (Faruk Erem, Türkiye Barolar Birliği Dergisi 1991/1, Manzini V trattato di diritto penale İtaliano, IV (Torino,1926 s. 198)
Suçun faili herkes olabilir. Cumhurbaşkanlığı sıfatı seçimle değil ant içmekle başlar. Suçun görevin devamı sırasında işlenmesi gerekli olduğu gibi görevden kaynaklanması şart değildir. (CGK 02.04.1990 tarih 84/106 sy karar)
Hakaret, bir kişiye onur, şeref ve saygınlığını rencide edebilecek şekilde bir fiil veya olgu isnat etmek veya sövmek suretiyle onur, şeref ve saygınlığa saldırmasıdır. Eylemin yüze karşı ya da yoklukta işlenmesi arasında fark yoktur. Gıyapta hakarette ihtilat öğesi aranmamaktadır.
Serbest hareketli suç olup, sözler, imalı şarkılar, yazı, çizim, resim, nefreti gösteren hareketler ve bunun gibi davranışlarla işlenebilir.
Manevi unsur genel kasttır. Mağdurun sıfatı bilinerek hareket edilmelidir. Saikin siyasi olması şart değildir. Cumhurbaşkanlığı sıfat veya vazifesiyle alakalı saike de lüzum yoktur. (Erem. age)
Bir eylemin hukuk düzeni tarafından cezalandırılması ancak onu hukuka uygun kılan diğer bir anlatımla hukuka aykırılığı ortadan kaldıran bir nedenin bulunmamasına bağlıdır. İfade hürriyeti, basın özgürlüğü, haber verme ve eleştiri hakkı gibi bir hakkın kullanmasına ilişkin hukuka uygunluk nedenleri mevcut ise hukuk düzeni tarafından kişi cezalandırılmayacaktır. Ancak, eleştiri hak ve görevi kötüye kullanılmamalı, ifade veya yazıda küçültücü, incitici, abartılı sözlerden kaçınılmalıdır. Sayılan öğelerden birinin olması halinde haber verme ve eleştiri hakkından söz edilmeyecek eylem hukuka aykırı olacaktır.
Hakaret suçları ifade özgürlüğünü sınırlayan hallerden bir tanesidir. Doğal haklardan kabul edilen ifade hürriyeti, çoğulcu demokrasilerde vazgeçilmez ve devredilmez bir niteliğe sahiptir. İfade hürriyeti insanın özgürce fikirler edinebilme, edindiği fikir ve kanaatlerinden dolayı kınanmama, bunları meşru yöntemlerle dışa vurabilme imkan ve özgürlüğüdür. Temel hak ve özgürlüklerden olan bu hak birçok Uluslararası belgeye, Anayasa ve yasalara konu olmuştur. Bu cümleden olarak, İnsan Hakları Evrensel Bildirgesinin 19. maddesinde, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesinin 10/1.maddesinde, T.C. Anayasasının 25 ve 26. maddelerinde birbirlerine benzer şekilde; "Herkes görüşlerini açıklama ve anlatım özgürlüğüne sahiptir. Bu hak, kanaat özgürlüğü ile kamu otoritelerinin müdahalesi ve ülke sınırları söz konusu olmaksızın haber veya fikir alma ve verme özgürlüğünü de içerir." biçiminde teminat altına alınmıştır.
Demokratik bir toplumun zorunlu temellerinden birini ve toplumun ilerlemesi ve bireyin özgüveni için gerekli temel şartlardan birini teşkil eden ifade hürriyeti sadece kabul gören veya zararsız veya kayıtsızlık içeren bilgiler veya fikirler için değil aynı zamanda kırıcı, şok edici veya rahatsız edici olanlar için de geçerlidir. Bunlar demokratik bir toplumun olmazsa olmaz tolerans ve hoşgörüsünün gerekleridir. (Tezcan, Erdem Sancaktar, Türkiye'nin İnsan Hakları sorunu 2. baskı sy 462)
Ancak mutlak haklardan olmayan ifade hürriyetinin sonsuz ve sınırsız olmadığı, kısıtlı da olsa belli şartlarda sınırlandırılabileceği de aynı metinlerde yer bulmuştur. İnsan Hakları Avrupa Sözleşmesinin 10/2 maddesine göre; görev ve sorumluluklar da yükleyen bu hakkın kullanılması, yasayla öngörülen ve demokratik bir toplumda başkalarının şöhret ve haklarının korunması için gerekli olan bazı formaliteler, koşullar, sınırlamalar veya yaptırımlara tabi tutulabilir. Anayasanın 26/2. maddesine göre de: "Bu hürriyetlerin kullanılması… başkalarının şöhret veya haklarının… korunması amaçlarıyla sınırlanabilir."
İfade özgürlüğünün sınırlandırılmasına ilişkin düzenlemelerin dar yorumlanması, sınırlandırma için önemli bir toplumsal ihtiyaç veya zorunluluğun bulunması, bu sınırlandırmanın meşru bir amacı gerçekleştirmek için yapılması, sınırlandırmada aşırıya gidilmemesi ve her halükarda hakkın özünü zedelemeyecek ölçüde yapılması gerekmektedir.
İftira, küfür, onur, şeref ve saygınlığı zedeleyici söz ve beyanlar, müstehcen içerikli söz, yazı, resim ve açıklamalar, savaş kışkırtıcılığı, hukuk düzeni cebir yoluyla değiştirmeye yönelen nefret, ayrımcılık, düşmanlık ve şiddet yaratmaya yönelik bulunan ifadeler ise düşünce özgürlüğü bağlamında hukuki koruma görmemekte, suç sayılmak suretiyle ceza yaptırımlarına bağlanmaktadır.
Bu doğrultuda Cumhurbaşkanına Hakaret suçları TCK 299. maddede yaptırıma bağlanmıştır. Suçun koruduğu hukuki yarar yukarıda da izah edildiği üzere Cumhurbaşkanının şeref ve saygınlığıdır. Bu suçun oluşumu için "Onun sosyal değeri konusunda kendisinin veya toplumun düşünce veya duyguları sarsıcı fiil veya sıfatlar isnat veya izafe edilmelidir. Ne tür hareketlerin şeref ve itibari ihlal edici olduğu,
toplumda hakim olan ortalama düşünüş ve anlayışa göre belirlenmelidir, bunun tayininde ölçü bireyin özel duyarlılığı değildir. Bu itibarla basit bir saygısızlık hakaret ve sövme olarak nitelendirilemez" (Erman, hakaret ve sövme suçları sy 80 vd)
Demokratik toplumlarda siyasiler, üst düzey bürokratlar ile kamuya mal olmuş kişiler, diğer insanlara nazaran ağır eleştirilere daha fazla katlanmalıdırlar. Ancak hakarete hiçbir kimse katlanmak zorunda değildir. İfade hürriyeti bakımından eleştiri ve hakaret ayrı ayrı değerlendirilmesi gereken kavramlardır. Kaba sövme hiçbir koşulda eleştiri olarak kabul edilemez. Türk toplumunun önemli bir kesiminin kendilerini siyasi liderleriyle özdeşleştirdiği, liderlerine yapılan ve kamuya yansıyan hakaretleri kendilerine yapılmış gibi algılayarak aşırı reaksiyon gösterdikleri, bu hakaretlerin toplumdaki kutuplaşmayı artırdığı, hakaret ve sövme fiillerinin, adi olaylarda dahi birçok öldürme ve nitelikli yaralamalara sebebiyet verdiği gözetildiğinde, bu fiillerin orantılı bir yaptırıma bağlanmasının toplumsal barışın ve kamu düzeninin korunması bakımından da demokratik toplumda zorlayıcı bir ihtiyacın karşılanması kapsamında değerlendirilmesi gerekir.
Bu açıklamalar ışığında somut olay değerlendirildiğinde:
İddianame ve tebliğname kapsamına göre suç tarihi itibari ile vali yardımcısı olduğu anlaşılan sanığın, sosyal medya paylaşımları ve tanığa gönderdiği mesajlarda kullandığı; "külliyen lüks, külliyen kaçak, külliyen örtü…" , "ya arkadaş, kim hırsız hainse diyoruzzz, beddua diye çırpınıyor kara ruhlular”,“katılmayın zaten! hırsızlığı uyanıklığı da kimse örtbas edemeyecek”,“kamu malı çalınırsa kul hakkına girer”,“yiyenler yemiş yeme götürme operasyonu doğru”,“en azından suçu ve suçluyu örtbas etmem! Dikkatleri başka yerlere çekmeye çalışarak halkı aldatmam”,“aba altından sopa gösterme hezeyanınada girmem, haddimi bilirim!!!”, “ahitleşmeyi beddua olarak gören gerizekalılar dinden de bihaber”
'' 45 değil 42.7, yüzde 7 si de hırsızlık” “ben 17 aralık hırsızlığına kadar akpye oy verdim……” “sahte peygamber demek kafir değil münafık demektir diyen kafir olur Bb gibi…” “Elinden gelen her şey alınacak, yargılanacak, intihar etmezse evini de paralel alacak ona görecez” “… liderliğinde başkanlık sistemine geçiyoruz inşallah sözüne karşılık” “Allah sizi sevdikleriniz münafıklarla haşreylesin ne istiyosanız yollayayım Allah için münafık övgüsü yapmayın ve benden uzak durun, Allah sizi ahirette deccalınızdan ayırmasın” “bu orspu çocukları ülkeyi bölmezlerse o zaman kadar çöktükleri bankamdaki paraları hırsızlardan kurtarırsam pk…..'' şeklindeki ifadelerin özellikle müsnet suç yönünden ihtilat şartının aranmadığı da gözetildiğinde,bireyin kendini gerçekleştirmesine ya da toplumun gelişmesine katkı sunması beklenen bir değer içermemesi, söylendiği yer ortam ve zaman itibariyle toplumsal barışı ve kamu düzenini bozma riski barındırması ve özellikle eleştiri sınırlarını aşarak açıkça Cumhurbaşkanının şeref ve saygınlığına saldırı mahiyetinde olması nedeniyle ifade hürriyeti kapsamında değerlendirilemeyeceğinden sübut bulan müsnet suçtan orantılı bir ceza ile cezalandırılması gerekirken hukuki olmayan gerekçe ile beraatine karar verilmesinde isabet görülmemiştir.
SONUÇ: Yukarıda açıklanan nedenlerle;
Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının 23.11.2020 tarih ve 2020/102198 sayılı kanun yararına bozma istemine dayanan ihbarname içeriği yerinde görüldüğünden Samsun 5. Asliye Ceza Mahkemesinin 16.07.2019 tarih, 2017/1091 esas, 2019/1290 sayılı kararının, 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanununun 309/4-c maddesi uyarınca sanığın yeniden yargılanmamak ve aleyhine sonuç doğurmamak üzere KANUN YARARINA BOZULMASINA, dosyanın mahalline gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİİNE, 11.02.2021 gününde oybirliğiyle karar verildi.
Yargıtay 16. Ceza Dairesi, E. 2018/666, K. 2018/2114Kaynağı aç
16. Ceza Dairesi         2018/666 E.  ,  2018/2114 K.
"İçtihat Metni"
TALEP:
Cumhurbaşkanına hakaret suçundan sanık … hakkında açılan kamu davasının sanık hakkındaki şikayetten vazgeçilmesi nedeniyle 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanununun 223/8 maddesi gereğince düşürülmesine dair Orhangazi 1. Asliye Ceza Mahkemesinin 04.11.2016 tarihli ve 2016/101 esas, 2016/896 sayılı kararını kapsayan dosya incelendi.
Benzer bir olaya ilişkin olarak Yargıtay 16. Ceza Dairesinin 19.07.2017 tarihli ve 2017/1046 esas, 2017/4805 sayılı ilamında, “…Cumhurbaşkanına hakaret suçu, takibi şikayete bağlı suçlardan olmayıp resen soruşturulması ve Adalet Bakanının izin vermesine bağlı olarak da kamu davası yoluyla yargılama yapılması mümkündür. Kovuşturmanın Adalet Bakanlığı'nın “olur”una tabi kılınması söz konusu suçun takibinin şikayete bağlı olduğu anlamına gelmemektedir. Cumhurbaşkanının feragati şahsi hakların kullanımı açısından sonuç doğurucu olup, kamu davasının düşürülmesini gerektirmez…” şeklinde belirtildiği,
Dosya kapsamına göre, katılan müdafinin 17.08.2016 tarihli davadan feragat etme dilekçesine istinaden sanık hakkında açılan kamu davasının düşürülmesine karar verilmiş ise de, sanığa isnad edilen 5237 sayılı Türk Ceza Kanununun 299. maddesinde düzenlenen Cumhurbaşkanına hakaret suçunu oluşturduğu, bu suçun kovuşturulmasının ise aynı maddenin 3. fıkrası gereğince Adalet Bakanının iznine tabi olduğu, bahse konu suçla ilgili olarak şikayet veya başkaca bir soruşturma veya kovuşturma şartının aranmadığı, Adalet Bakanlığının 11.11.2015 tarihli “Olur”u ile de sanığın kamuya ait ilan panosuna yazdığı hakaret içeren yazılar şeklindeki eylemi Cumhurbaşkanına hakaret eylemi olarak olarak değerlendirilerek Türk Ceza Kanununun 299/3 maddesi uyarınca kovuşturma izni verildiği anlaşılmakla, takibi şikayete bağlı olmayan suç bakımından yazılı gerekçeyle davanın düşürülmesine karar verilmesinde isabet görülmediğinden bahisle, Yüksek Adalet Bakanlığı Ceza İşleri Genel Müdürlüğünün 10.01.2018 gün ve 94660652-105-06-11912-2017-Kyb sayılı istemlerine dayanılarak anılan kararın 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanununun 309. maddesi gereğince kanun yararına bozulmasına ilişkin Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının 25.01.2018 gün ve 2018/6565 sayılı tebliğnamesiyle bozma talep edilmiş olmakla dosya incelenerek gereği düşünüldü.
TÜRK MİLLETİ ADINA
I-OLAY:
Orhangazi Cumhuriyet Başsavcılığının 2016/57 esas sayılı iddianamesiyle sanık … hakkında “Cumhurbaşkanına hakaret” suçunu işlediği iddiasıyla Orhangazi 1. Asliye Ceza Mahkemesine kamu davası açıldığı, yapılan yargılama sonucunda Orhangazi 1. Asliye Ceza Mahkemesi 04.11.2016 tarihli ve 2016/101 esas – 2016/896 karar sayılı ilamıyla “kovuşturma aşamasında mağdur vekilinin şikayetten vazgeçtiğini” gerekçe göstererek sanık hakkında Cumhurbaşkanına hakaret suçundan açılan kamu davasının TCK'nın 131/1, 73/4 ve CMK'nın 223/8 maddeleri gereğince düşürülmesine karar verdiği, bu karara karşı yerel Cumhuriyet savcısının İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 3. Ceza Dairesine istinaf talebinde bulunduğu, ancak İstanbul Bölge Adliye 3. Ceza Dairesi 18/01/2017 tarihli ve 2017/77 esas – 2017/82 karar sayılı ilamıyla “istinaf isteminin süresinden sonra yapıldığını” belirterek istinaf isteminin reddine yönelik karar verdiği anlaşılmıştır.
Söz konusu bu karar sanık yönünden; 18.01.2017 tarihinde kesinleşmiştir.
II-KANUN YARARINA BOZMA İSTEMİNE İLİŞKİN UYUŞMAZLIĞIN KAPSAMI:
Cumhurbaşkanına hakaret suçunun “takibi şikayete bağlı suçlardan olup olmadığı ve mağdurun şikayetten vazgeçmesi durumunda bu suçta kamu davasının düşmesine yönelik hüküm kurulup kurulamayacağının” belirlenmesine ilişkindir.
III-HUKUKSAL DEĞERLENDİRME:
Kanun yararına bozma, kesinleşen hükümde verildiği zaman yürürlükte bulunan usul ve maddi hukuka ilişkin hukuka aykırılıkların giderilmesi ile sınırlı olduğundan, inceleme karar tarihindeki mevzuat hükümlerine göre yapılmıştır.
“T.C. Anayasasına göre, Cumhurbaşkanı Devletin başıdır ve bu sıfatla Türkiye Cumhuriyetini ve Türk Milletinin birliğini temsil eder. Bu nedenledir ki Cumhurbaşkanına hakaret suçu, kişilere ve şerefe karşı suçlar içerisinde değil Devlete karşı işlenmiş suçlar bölümünde düzenlenerek Devleti temsil eden Cumhurbaşkanlığı makamının saygınlığının korunması amaçlanmıştır. Devlete karşı işlenen suçlardan bir kısmının gerçek mağdurunun makamı temsil eden gerçek kişi olmakla birlikte, devlete ilişkin hukuki yararın korunması, kişiye nazaran daha üstün tutulmuştur.
Suç doğrudan doğruya Cumhurbaşkanı olan kişiye karşı işlenmekte ise de, suçla korunan ve bu nedenle ihlal edilen hukuki değer devletin siyasal iktidar yapısıdır (Özek, Çetin, Siyasi İktidar Düzeni ve Fonksiyonları Aleyhine Cürümler, İst 1967 s. 10).
Hakaret, bir kişiye onur, şeref ve saygınlığını rencide edebilecek şekilde bir fiil veya olgu isnat etmek veya sövmek suretiyle onur, şeref ve saygınlığa saldırmasıdır. Eylemin yüze karşı ya da yoklukta işlenmesi arasında fark yoktur. Gıyapta hakarette ihtilat ögesi aranmamaktadır.
Serbest hareketli suç olup, sözler, imalı şarkılar, yazı, çizim, resim, nefreti gösteren hareketler ve bunun gibi davranışlarla işlenebilir.
Manevi unsur genel kastır. Mağdurun sıfatı bilinerek hareket edilmelidir. Saikin siyasi olması şart değildir. Cumhurbaşkanlığı sıfat veya vazifesiyle alakalı saike de lüzum yoktur (Erem. age).
Hakaret suçları ifade özgürlüğünü sınırlayan hallerden bir tanesidir. Doğal haklardan kabul edilen ifade hürriyeti, çoğulcu demokrasilerden vazgeçilmez ve devredilmez bir niteliğe sahiptir. İfade hürriyeti insanın özgürce fikirler edinebilme, edindiği fikir ve kanaatlerinden dolayı kınanmama, bunları meşru yöntemlerle dışa vurabilme imkan ve özgürlüğüdür. Temel hak ve özgürlüklerden olan bu hak birçok Uluslararası belgeye, Anayasa ve yasalara konu oluşturmuştur.
Avrupa İnsan Hakları Evrensel Bildirgesinin 19. maddesinde, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesinin 10/1. maddesinde, T.C. Anayasasının 25 ve 26. maddelerinde yer verilmiş olup birbirlerine benzer şekilde; “Herkes görüşlerini açıklama ve anlatım özgürlüğüne sahiptir. Bu hak, kanaat özgürlüğü ile kamu otoritelerinin müdahalesi ve Ülke sınırları söz konusu olmaksızın haber veya fikir almak ve verme özgürlüğünü de içerir.” biçiminde ifade edilmiştir.
Ancak; ifade hürriyetinin sonsuz ve sınırsız olmadığı kısıtlıda olsa sınırlandırılmasının gerekeceği Uluslararası ve Ulusal alanda normlara konu edilmiştir.
Bu cümleden olarak Uluslararası alanda İnsan Hakları Avrupa Sözleşmesinin 10/2. maddesinde; “kullanılması görev ve sorumluluk yükleyen bu özgürlükler, demokratik bir toplumda, gerekli tedbirler niteliğinde olarak … başkalarının şöhret ve haklarının korunması … için yasayla öngörülen bazı merasime koşullara sınırlamalar veya yaptırımlara bağlanabilir.”
Anayasanın 26/2. maddesinde “Bu hürriyetlerin kullanılması… başkalarının şöhret veya haklarının … korunması amaçlarıyla sınırlanabilir.”
T.C. Anayasası ve Uluslararası mevzuat birlikte değerlendirildiğinde hürriyetlerin demokratik bir toplumda, zorunlu tedbirler niteliğinde olarak; Ulusal güvenlik, toprak bütünlüğü, kamu güvenliği ve düzenin korunması, suç işlenmesinin önlenmesi, sağlığın veya ahlakın, başkalarının şöhret ve haklarının korunması gizli kalması gereken haberlerin yayılmasına engel olunması veya yargı gücünün otorite veya tarafsızlığının korunması için Kanunla öngörülen bazı biçim koşullarına, sınırlama ve yaptırımlara tabi tutulacağı anlaşılmaktadır. Ancak, ifade özgürlüğünün sınırlandırılmasına ilişkin düzenlemelerin dar yorumlanması gerektiği, sınırlandırma için önemli bir toplumsal ihtiyaç veya zorunluluğun bulunması, bu sınırlandırmanın meşru bir amacı gerçekleştirmek için yapılması, sınırlandırmada aşırıya gidilmemesi ve her halukarda gelişini zedelemeyecek ölçüde yapılması görüşü genel bir kabul görmüştür.
Özet olarak sınırlama veya müdahale için; yasal bir düzenleme, sınırlamanın meşru bir amacı ve nedenlerinin bulunması, sınırlamanın meşru amaçla orantılı ve önlemin demokratik toplum bakımından zorunlu olması gerekmektedir.
Demokratik bir toplumun zorunlu temellerinden birini ve toplumun ilerlemesi ve bireyin özgüveni için gerekli temel şartlardan birini teşkil eden ifade hürriyeti sadece kabul gören veya zararsız veya kayıtsızlık içeren bilgiler veya fikirler için değil aynı zamanda kırıcı, şok edici veya rahatsız edici olanlar için de geçerlidir. Bunlar demokratik bir toplumun olmazsa olmaz tolerans ve hoşgörüsünün gerekleridir (Tezca, Erdem Sancaktar, Türkiye'nin İnsan Hakları sorunu 2. baskı sy 462).
Ne var ki; iftira, küfür, onur, şeref ve saygınlığı zedeleyici söz ve beyanlar, müstehcen içerikli söz, yazı, resim ve açıklamalar, savaş kışkırtıcılığı, hukuk düzeni cebir yoluyla değiştirmeye yönelen nefret, ayrımcılık, düşmanlık ve şiddet yaratmaya yönelik bulunan ifadeler ise düşünce özgürlüğü bağlamında hukuki koruma görmemekte, suç sayılmak suretiyle ceza yaptırımlarına bağlanmaktadır.
Bu doğrultuda Cumhurbaşkanına hakaret suçlarına TCK 299. maddede yaptırıma bağlanmıştır. Suçun koruduğu hukuki yarar yukarıda da izah edildiği üzere Cumhurbaşkanının şeref ve saygınlığıdır. Bu suçun oluşumu için “Onun sosyal değeri konusunda kendisinin veya toplumun düşünce veya duyguları sarsıcı fiil veya sıfatlar isnat veya izafe edilmelidir. Ne tür hareketlerin şeref ve itibari ihlal edici olduğu, toplumda hakim olan ortalama düşünüş ve anlayışa göre belirlenmelidir, bunun tayininde ölçü bireyin özel duyarlılığı değildir. Bu itibarla basit bir saygısızlık hakaret ve sövme olarak nitelendirilemez” (Erman, hakaret ve sövme suçları sy 80 vd).
Cumhurbaşkanına hakaret suçu, takibi şikayete bağlı suçlardan olmayıp resen soruşturulan suçlardandır. Ancak kamu davası yoluyla yargılamasının yapılması Adalet Bakanının “olur”una tabi kılınmıştır. Kovuşturmanın Adalet Bakanlığının “olur”una tabi kılınması söz konusu suçun takibinin şikayete bağlı olduğu anlamına gelmemektedir. Cumhurbaşkanının feragati şahsi hakların kullanımı açısından sonuç doğurucu olup, kamu davasının düşürülmesini gerektirmez.
Bir eylemin hukuk düzeni tarafından cezalandırılması ancak onu hukuka uygun kılan diğer bir anlatımla hukuka aykırılığı ortadan kaldıran bir nedenin bulunmamasına bağlıdır. İfade hürriyeti, basın özgürlüğü, haber verme ve eleştiri hakkı gibi bir hakkın kullanmasına ilişkin hukuka uygunluk nedenleri mevcut ise hukuk düzeni tarafından kişi cezalandırılmayacaktır. Ancak, eleştiri hak ve görevi kötüye kullanmamalı, yazıda küçültücü, incitici, abartılı sözlerden kaçınılmalıdır. Sayılan öğelerden birinin olması halinde haber verme ve eleştiri hakkından söz edilmeyecek eylem hukuka aykırı olacaktır.
Siyasiler, üst düzey bürokratlar ile kamuya mal olmuş kişiler, diğer insanlara nazaran ağır eleştirilere daha fazla katlanmak zorunda oldukları demokratik toplumlarda kabul edilmektedir. Ancak hakarete hiçbir kimse katlanamaz. İfade hürriyeti bakımından eleştiri ile hakaret ayrı ayrı değerlendirilmesi gereklidir. Kaba sövme hiçbir koşulda eleştiri olarak kabul edilemez. Türk toplumunun önemli bir kesiminin kendilerini siyasi liderlerle özdeşleştirdiği bu kişiler yapılan ve kamuya yansıyan hakaretlerin kendilerine yapılmış gibi tepkilere sebebiyet verip toplumdaki kutuplaşmayı artırdığı, adi olaylarda dahi birçok öldürme ve nitelikli yaralama ile sona eren eylemlerin başlangıcında hakaret ve sövme fiillerinin olduğu gözetildiğinde, bu fiillerin yaptırımsız bırakılmasının toplumsal barışı bozucu ve kamu düzenine zarar vereceğinden, demokratik toplumda yaptırım uygulanması zorunlu görülmektedir.
Bu açıklamalar ışığında somut olay değerlendirildiğinde;
Sanık … hakkında, Orhangazi Cumhuriyet Başsavcılığının 26.01.2016 tarihli ve 2015/2313 soruşturma, 2016/57 esas, 2016/56 sayılı iddianame ile “Cumhurbaşkanına hakaret” suçunu işlediğinden bahisle Orhangazi 1. Asliye Ceza Mahkemesine kamu davası açıldığı, yapılan yargılama sonunda Orhangazi 1. Asliye Ceza Mahkemesi 04.11.2016 tarihli ve 2016/101 esas, 2016/896 karar sayılı kararıyla, “her ne kadar sanık hakkında Cumhurbaşkanına hakaretten cezalandırılması için TCK 299/1 maddesi gereği kamu davası açılmış ise de kovuşturma aşamasında katılan vekilinin şikayetten vazgeçtiğini” gerekçe göstererek sanık hakkındaki kamu davasının TCK 131/1, 73/4 ve CMK 223/8 maddeleri gereğince kamu davasının düşürülmesine karar verdiği,
Görülmüştür.
Cumhurbaşkanına hakaret suçu, takibi şikayete bağlı suçlardan olmayıp resen soruşturulan suçlardandır. Ancak kamu davası yoluyla yargılamasının yapılması Adalet Bakanının “olur”una tabi kılınmıştır. Kovuşturmanın Adalet Bakanlığının “olur”una tabi kılınması söz konusu suçun takibinin şikayete bağlı olduğu anlamına gelmemektedir. Cumhurbaşkanının feragati şahsi hakların kullanımı açısından sonuç doğurucu olup, kamu davasının düşürülmesini gerektirmez.
Bu nedenlerle;
TCK'nın 299. maddesinde düzenlenen “Cumhurbaşkanına hakaret” suçunun, takibi şikayete bağlı olmayıp resen soruşturulan suçlardan olması nazara alındığında, mahkemenin sanık hakkında açılan kamu davasını yürütmesi ve sonucunda bir hüküm kurması gerekirken "kovuşturma aşamasında mağdur vekilinin şikayetten vazgeçtiğini" gerekçe göstermek suretiyle sanık hakkında açılan kamu davasının TCK'nın 131/1, 73/4 ve CMK'nın 223/8 maddeleri gereğince düşürülmesine karar vermesinde,
İsabet görülmediğinden, anılan kararın kanun yararına bozulmasına karar verilmesi uygun görülmüştür.
IV-SONUÇ VE KARAR:
Yukarıda açıklanan nedenlerle; Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının kanun yararına bozma istemine dayanan ihbarname içeriği yerinde görüldüğünden Orhangazi 1. Asliye Ceza Mahkemesinin 04.01.2016 tarihli ve 2016/101 esas, 2016/896 karar sayılı kararının 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanununun 309. maddesi uyarınca BOZULMASINA, dosyanın gereği için Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİİNE, 05.06.2018 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.

Cumhurbaşkanına hakaret suçu serbest hareketli bir suç olup genel kastla işlenir; failin mağdurun sıfatını bilerek hareket etmesi kâfi olup siyasi saikle hareket etmesi veya göreve ilişkin özel bir amaç gütmesi zorunlu değildir. Suçun alenen işlenmesi hâlinde ceza TCK m. 299/2 uyarınca altıda bir oranında artırılır. Benzer şekilde genel hakaret suçunda da aleniyet TCK m. 125/4 gereği aynı oranda artırım sebebidir.

TCK m. 299/3 gereğince Cumhurbaşkanına hakaret suçundan dolayı kovuşturma yapılması Adalet Bakanının iznine bağlıdır. Bu suç resen takip edilen suçlardan olup şikâyete tabi değildir; mağdurun feragati kamu davasını düşürmez. Tek bir fiille birden çok kişiye ve bu arada Cumhurbaşkanına hakaret edildiği iddia olunan dosyalarda, kovuşturma izni prosedürünün tamamlanıp tamamlanmadığının araştırılması muhakeme hukuku bakımından zorunluluk arz eder.

Hükümlerden Birinin Kesinleşmesi Hâlinde İçtima Uygulaması

Yargıtay Ceza Genel Kurulu'nun 2021/202 Esas ve 2022/512 Karar sayılı ilamına konu somut olayda, aynı eylem nedeniyle Cumhurbaşkanına hakaret dosyasından verilen mahkûmiyet kararı kanun yoluna başvurulmaksızın kesinleşmiştir. Aynı fiil sebebiyle kamu görevlisine hakaret suçundan yürüyen yargılamada fikri içtima kurallarının gözetilmesi gerekliliği karşısında, kesinleşmiş hükmün hukuk düzenindeki varlığı dikkate alınmıştır.

Böyle bir durumda her iki hükmün de bozularak fiilin haksızlık muhtevasına göre tek bir ceza takdiri teorik olarak en elverişli çözüm yolu olsa da kesinleşen hükmün varlığı buna engel teşkil eder. Bu sebeple Yargıtay Ceza Genel Kurulu, daha ağır cezayı gerektiren ve eylemin haksızlık içeriğini kapsayan Cumhurbaşkanına hakaret suçundan kesinleşen ceza ile yetinilmesi ve kamu görevlisine hakaret suçundan ayrıca ceza tayin edilmesine yer olmadığına karar verilmesi gerektiğine hükmetmiştir.

Sık Sorulan Sorular

Aynı sözlerle birden fazla kişiye hakaret edildiğinde kaç ceza verilir?

Eylemin hukuki anlamda tek bir fiil oluşturması ve aynı suçun birden fazla kişiye karşı işlenmesi hâlinde TCK m. 43/2 uyarınca faile tek bir ceza verilir ve bu ceza TCK m. 43/1 uyarınca dörtte birinden dörtte üçüne kadar artırılır.

Mağdurlardan biri Cumhurbaşkanı ise hangi suçtan ceza verilir?

Yargıtay Ceza Genel Kurulu'nun 2021/202 Esas ve 2022/512 Karar sayılı kararında, eylemin tek fiille gerçekleşmesi hâlinde TCK m. 44 gereğince farklı neviden fikri içtima uygulanacağı ve sanığın en ağır cezayı gerektiren Cumhurbaşkanına hakaret suçundan cezalandırılacağı kabul edilmiştir; ancak Daire kararlarında eylemi TCK m. 43 kapsamında değerlendiren farklı yaklaşımlar da bulunmaktadır.

Cumhurbaşkanına gıyapta hakaret suçunda üç kişi şartı aranır mı?

Hayır, genel hakaret suçunda en az üç kişiyle ihtilat aranırken, Cumhurbaşkanına hakaret suçunda ihtilat koşulu aranmaz; eylemin tek bir kişinin duyabileceği şekilde yoklukta gerçekleştirilmesi suçun oluşumu için kâfidir.

Cumhurbaşkanına hakaret davası şikâyetten vazgeçme ile düşer mi?

Hayır, Cumhurbaşkanına hakaret suçu şikâyete tabi olmayıp takibi Adalet Bakanının iznine bağlıdır; Cumhurbaşkanının feragati veya şikâyetten vazgeçmesi kamu davasının düşürülmesi sonucunu doğurmaz.

Kurul hâlinde çalışan kamu görevlilerine hakarette ceza nasıl belirlenir?

TCK m. 125/5 uyarınca kurul hâlinde çalışan kamu görevlilerine görevlerinden dolayı hakaret edildiğinde suç kurulu oluşturan üyelerin tamamına karşı işlenmiş sayılır ve fail hakkında zincirleme suç hükümleri uygulanır.

Cumhurbaşkanına hakaretten ceza kesinleşmişse diğer kamu görevlisine hakaret davası nasıl sonuçlanır?

Fikri içtima ilişkisi bulunan aynı eylemde Cumhurbaşkanına hakaret cezası kesinleşmişse, kamu görevlisine hakaret davasında ayrıca ceza tayin edilmesine yer olmadığına karar verilmelidir.

Hukuki uyarı: Bu içerik genel bilgilendirme amacı taşır; somut olay değerlendirmesi için avukata başvurulmalıdır.

Hazırlayan: Av. Erdal Ersoy

Avukat Erdal Ersoyİletişim ve randevu