Bilişim Sistemini Bozma, Verileri Yok Etme veya Değiştirme Suçu

by Avukat Erdal Ersoy
Bilişim Sistemini Bozma, Verileri Yok Etme veya Değiştirme Suçu

Bilişim sistemini engelleme, bozma, verileri yok etme veya değiştirme suçu, 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun 244. maddesinde düzenlenen ve bilişim sistemlerinin işleyişi ile sistemde yer alan verilerin bütünlüğünü güvence altına alan bir suç tipidir. Bu düzenleme ile mala zarar verme suçunun özel bir biçimi ihdas edilerek, bilişim sistemlerinin doğru ve işlevine uygun faaliyet göstermesi, hem sistemin kendisinin hem de içerisindeki verilerin korunması amaçlanmıştır. Sistemin doğru ve işlevine uygun şekilde faaliyetine engel oluşturmayan eylemler bu madde kapsamındaki suçu oluşturmaz.

5237 sayılı TÜRK CEZA KANUNU m. 244Kaynağı aç
Madde 244- (1) Bir bilişim sisteminin işleyişini engelleyen veya
bozan kişi, bir yıldan beş yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır.
(2) Bir bilişim sistemindeki verileri bozan, yok eden, değiştiren veya erişilmez
kılan, sisteme veri yerleştiren, var olan verileri başka bir yere gönderen
kişi, altı aydan üç yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır.
(3) Bu fiillerin bir banka veya kredi kurumuna ya da bir kamu kurum veya
kuruluşuna ait bilişim sistemi üzerinde işlenmesi halinde, verilecek ceza yarı
oranında artırılır.
(4) Yukarıdaki fıkralarda tanımlanan fiillerin işlenmesi suretiyle
kişinin kendisinin veya başkasının yararına haksız bir çıkar sağlamasının başka
bir suç oluşturmaması halinde, iki yıldan altı yıla kadar hapis ve beşbin güne
kadar adlî para cezasına hükmolunur.
Banka veya kredi kartlarının kötüye kullanılması
Yargıtay 11. Ceza Dairesi, E. 2018/6165, K. 2021/2805Kaynağı aç
11. Ceza Dairesi         2018/6165 E.  ,  2021/2805 K.
"İçtihat Metni"
MAHKEMESİ :Ağır Ceza Mahkemesi
SUÇ : Resmi belgede sahtecilik
HÜKÜM : Beraat
Sanığın şirketin yetkili temsilcisi olarak, e-bildirge ile elektronik ortamda içeriği sahte işe giriş bildirgesi düzenleyip iş yerinde çalışmayan kişileri sigortalı olarak göstermek suretiyle resmi belgede sahtecilik suçunu işlediği iddiasıyla açılan kamu davasında;
Somut olaya bakıldığında, öncelikle elektronik ortamda verilen işe giriş bildirgesinin Türk Ceza Kanunu kapsamında sahtecilik suçunun maddi konusu olan “belge“ niteliğinde olup olmadığını değerlendirmek gerekecektir.
765 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun 339 ve devamı maddelerinde düzenlenen sahtecilik suçlarında suçun maddi konusu, üzerinde sahtecilik yapılan “varaka” ve “evrak” olarak tanımlanmış iken, 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun 204 ve devamı maddelerinde “belge”den bahsedilmiş, ancak tanımı yapılmamıştır. Maddenin gerekçesinde ise;
“Belge, eski dilimizdeki “evrak” kelimesi karşılığında kullanılmakta olup, yazılı kağıt anlamına gelmektedir. Bu bakımdan, yazılı kağıt niteliğinde olmayan şey, ispat kuvveti ne olursa olsun, belge niteliği taşımamaktadır.
Kağıt üzerindeki yazının, anlaşılabilir bir içeriğe sahip olması ve ayrıca, bir irade beyanını ihtiva etmesi gerekir.
Bu yazının belli bir kişiye veya kişilere izafe edilebilir olması gerekir.
… Gerçek veya hayalî belli bir kişiye izafe edilemeyen yazılı kağıt, belge niteliği taşımaz. Kağıt üzerindeki yazının belli bir kişiye izafe edilebilmesi için, bu kişinin ad ve soyadının kağıda eksiksiz bir şekilde yazılması ve kağıdın bu kişi tarafından imzalanmış olması şart değildir.
… Bir kişinin, düzenlediği belgeye başkasının adını yazması ve belgeyi imzalaması durumunda da bir belge vardır; ancak, bu belge sahtedir. Belge altında adı yazılan ve adına imza konulan kişi, gerçek veya hayali bir kişi olabilir. Bunun, belgenin varlığına bir etkisi bulunmamaktadır.
Bir belgeden söz edebilmek için, kağıt üzerindeki yazının içeriğinin hukukî bir kıymet taşıması, hukukî bir hüküm ifade eylemesi, hukukî bir sonuç doğurmaya elverişli olması gerekir.
… Her ne kadar, belgeden söz edilen durumlarda yazılı bir kağıdın varlığı gerekli ise de; bazı durumlarda belgenin varlığını kabul için, yazının kağıt üzerinde bulunması gerekmez. Bir metal levha üzerine yazı yazılması hâlinde de belgenin varlığını kabul etmek gerekir. Bu itibarla, araç plakaları da resmi belge olarak kabul edilmek gerekir.'' denilerek uygulamaya yol göstermek amaçlanmıştır.
Buna karşılık, belge ile ilgili başkaca yasal düzenlemelerin gerçekleşmesi, gelişen toplumsal yaşam ile özel ve kamudaki yazışmaların elektronik ortamda yapılıyor olması, sonuç olarak “belge” kavramının yeniden yorumlanmasını gerektirmiştir. Esasen Türk Ceza Kanunu’nun TBMM Adalet Komisyonu’nda görüşülmesi sırasında, belge kavramının tanımlanması tartışması yapılmıştır. Bu görüşmelerde, belgenin tanımlanmasının uygulamaya bir süre sonra dar gelebileceği vurgulanmış, bu tanımın uygulamacılar tarafından yapılmasının uygulamayı rahatlatacağı ve maddi gerçeğe ulaşmada kolaylık sağlayacağı belirtilmiştir.
Hâlihazırda kanun koyucu da birçok yasada, güvenli elektronik imza ile imzalanan bilişim sistemindeki verilerin belge hükmünde olduğunu kabul ederek, belgenin kapsamını genişletme eğilimindedir.
Genel olarak sahtecilik suçunun maddi konusu olan belgenin;
a) Taşınır şey üzerine yazılması,
b) Yazının belli bir kimseye ait olması (düzenleyenin belli olması),
c) Hukuki değer taşıyan içeriğe sahip ve (hukuki bir vakayı veya bir hakkı ispata elverişli bulunması) hukuki sonuç doğurmaya elverişli olması gerekir. Yargıtay da belgeyi, “Hukuki hüküm ifade eden bir hakkın doğmasına ve bir olayın ispatına yarayan yazı” olarak tanımlamıştır.
Elektronik belgeyi incelediğimizde ise; öncelikle bu belgenin içeriğini oluşturan “veri“ kavramındaki düzenlemelere bakmak gerekir.
5070 sayılı Elektronik İmza Kanunu'nun 3/a maddesinde veri; “elektronik, optik veya benzeri yollarla üretilen, taşınan veya saklanan kayıtlardır.” denilmiş; 5651 sayılı İnternet Ortamında Yapılan Yayınların Düzenlenmesi ve Bu Yayınlar Yoluyla İşlenen Suçlarla Mücadele Edilmesi Hakkında Kanun'un 2/1-k maddesinde ise, veri "bilgisayar tarafından üzerinde işlem yapılabilen her türlü değer” olarak tarif olunmuştur.
Elektronik belge; elektronik verilerin bir araya gelerek hukuken anlamlı ve önemli bir bütün oluşturmasına denilmektedir. Kâğıt belgeler, üzerlerindeki yazı ve işaretlerin taşıyıcısı iken; elektronik belgeler, elektronik verilerin taşıyıcısıdırlar. Elektronik belgelerin geleneksel anlamdaki belgelerden farkları, doğrudan algılanabilir olmamalarıdır. Elektronik verilerin algılanabilmesi için, bilgisayar veya benzeri yardımcı araçlara ihtiyaç duyulmaktadır.
Ayrıca, 5070 sayılı Elektronik İmza Kanunu’nun 5. maddesindeki “Güvenli elektronik imza, elle atılan imza ile aynı hukukî sonucu doğurur. Kanunların resmî şekle veya özel bir merasime tabi tuttuğu hukukî işlemler ile banka teminat mektupları dışındaki teminat sözleşmeleri, güvenli elektronik imza ile gerçekleştirilemez.“ hükmü uyarınca, istisnalar dışında güvenli elektronik imza ile ıslak imzanın aynı hukuki değere sahip oldukları belirtilmiştir.
Güvenli elektronik imza ile oluşturulan veya ilgili mevzuatında imza zorunluluğu olmayan ancak düzenleyeni belli olan (5258 sayılı Kanunun 5/3. maddesindeki düzenleme gibi veya işaret, mühür, etiket, amblem ya da hologramın yeterli olduğu belgeler) ve hukuki değer taşıyan içeriğe sahip olup hukuki sonuç doğurmaya elverişli elektronik verilerin, kanun hükmüyle "Belge" olarak nitelendirilmesi koşuluyla sahtecilik suçunun maddi konusu olarak kabulü, örneğin Türk Borçlar Kanunu’nun 15/1. maddesi, Türk Ticaret Kanunu’nun 1526. maddesi, İcra İflas Kanunu’nun 8/a. maddesi, 5271 sayılı CMK'nin 38/A. maddesi ile 6100 sayılı HMK'nin 199 ile 445. maddeleri kapsamında, UYAP sistemi ve diğer elektronik ortamlarda oluşturulan elektronik belgeleri ceza kanunu koruması altına alacaktır. Bu kabul kanunilik ilkesi ile çelişmeyeceği gibi, sahtecilik suçunun koruduğu hukuki yarar olan belgelerin gerçekliğine ilişkin kamu güveninin sarsılmasını da önleyecektir.
Nitekim Yargıtay Ceza Genel Kurulu‘nun 24/01/2017 tarih ve 2016/21-1065 E.-2017/27 K. sayılı kararında; ''… sanıkların gerçeğe aykırı şekilde oluşturdukları ödeme listelerini elektronik imzayla imzalamaksızın sanık K.U.‘ya ait e-posta adresinden bankaya gönderdikleri olayda;… e-posta adresinden bankaya gönderilen ödeme listelerinin elektronik imza ile imzalanmamış olması nedeniyle resmi belge niteliğinde bulunmaması karşısında, sanıklara atılı kamu görevlisinin resmi belgede sahteciliği suçunun unsurlarının oluşmadığı…’’ görüşüyle elektronik imza ile imzalanmayan elektronik verilerin belge niteliğinde olmadığını ve sahtecilik suçunun maddi konusunu oluşturmadığını savunan Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının itirazının kabulüne karar verilmiştir.
Uyuşmazlık konusu "İşe Giriş Belgesi"nin niteliği olduğundan, bu konuyu 5510 sayılı Kanun'un 100. maddesi ve TCK'nin 204. maddesi ile birlikte değerlendirmek gerekir;
5510 sayılı Kanunun 100. maddesi ile ilgili yönetmeliklerde, Kurumun bilgi ve belge isteme hakkı ile Kurumca istenecek her türlü bilgi ve belgeyi sürekli veya belirli aralıklarla Kuruma verme, elektronik ortamda görüntülenmesini sağlama ve görüntülenen bu bilgilerin güvenliğinin sağlanması ile ilgili yükümlülükler düzenlenmiştir.
İşe giriş bildirgesi açısından bakıldığında ise; bu bildirgeyi verme yükümlülüğünün sisteme giriş izni olanlar tarafından elektronik ortamda ve hangi zamanlarda verilmesi gerektiğine ait hükümler de bu düzenlemelerde mevcuttur.
Uygulamada Sosyal Güvenlik Kurumu elektronik ortamda verilen bu bildirgeleri, oluşturduğu kriterler çerçevesinde elektronik ortamda denetlediğinden, “İşe giriş bildirgesi“ verildikten sonra hiç bir denetim yapılmadan SGK kayıtlarını değiştiren bir beyan türü niteliğine haiz bulunmayıp, bildirgeye ilişkin verilerin sisteme girilmesinin tek başına hukuki sonuç doğurmaya elverişli bulunmadığı gözetilmelidir.
5510 sayılı Kanunun 100. maddesinin 3. fıkrasında, "Kurum, …. bu kanunun uygulaması ile ilgili işveren, sigortalı ve diğer kurum kuruluş ve kişilerin talepleri üzerine veya re'sen düzenleyeceği her türlü bilgi ve belgeyi bilgi işlem ortamında oluşturmaya, bu şekilde hazırlanacak olan bilgi ve belgelerin sadece İnternet ve benzeri iletişim ortamından ilgili kişilere verilmesini kararlaştırmaya yetkilidir. Elektronik ortamda hazırlanacak bilgi ve belgeler adli ve idari makamlar nezdinde resmi belge olarak geçerlidir." düzenlemesi mevcuttur. Bu düzenlemeye göre, resmi belge olarak geçerli olan belgelerin Kurum tarafından re'sen veya talep üzerine düzenlenen belgeler olacağı izahtan varestedir ve yönetmelik düzenlemeleriyle Kanunun bu kabulü genişletilemez. Dolayısı ile "İşe giriş bildirgesi"nin bu Kanunla resmi belge sayılması gibi bir düzenleme söz konusu değildir.
Somut olayda, şirket yetkili temsilcisi olan sanık tarafından SGK’nin sistemine  hukuka uygun şekilde şifre yetkisi ile elektronik imza kullanılmaksızın, e-bildirge içeriğine doğru olmayan bilgileri girme eyleminin TCK'nin 204/1. maddesindeki ''Resmi Belgede Sahtecilik'' suçunu oluşturacağı iddiası ile dava açıldığından, bu vasıflandırma yönünden yapılan değerlendirmede ; resmi belgenin kamu görevlisi veya hukuken yetkili kabul edilen görevli tarafından kanun gereğince yerine getirdiği kamu görevine dayanılarak düzenlenmesinin gerekmesi ve "İşe Giriş Bildirgesi"nin  resmi belge sayılması gibi bir kanuni düzenlemenin de bulunmaması karşısında; bu koşulları taşımayan sanığın eylemi atılı suçun maddi konusuna  ve tipikliğine uymadığından, resmi belgede sahtecilik suçunun oluşmadığı anlaşılmıştır.
Dava konusu eylemle ilgili olarak, özel belgede sahtecilik suçunu düzenleyen Türk Ceza Kanunu'nun 207. maddesi yönünden yapılan değerlendirmede;
“Bir özel belgeyi sahte olarak düzenleyen veya gerçek bir özel belgeyi başkalarını aldatacak şekilde değiştiren ve kullanan kişi, bir yıldan üç yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır.“ hükmüne göre; madde içeriğinde, gerçeğe aykırı belge düzenlemek olarak tanımlanan içerik sahteciliğine (fikri sahtecilik) yer verilmediği, yalnızca "Belgeyi sahte olarak düzenleme" hareketine yer verildiği görülmüştür.
İçerik sahteciliğinde; belgeyi düzenleyen olarak görünen kişi gerçek olduğu halde, belgenin içeriği gerçeğe aykırıdır. Madde metninde, özel belgenin sahte olarak düzenlenmesi ve kullanılması hareketlerine yer verilmiş ve bu husus madde gerekçesinde açıklanırken; “Özel belge esasında mevcut olmadığı hâlde, mevcutmuş gibi sahte olarak üretilmektedir.” ifadesiyle de, eylemin yalnızca maddi sahteciliği kapsadığı belirtilmiştir. Buna göre, düzenleyenin imzası gerçek olmakla birlikte salt yalan beyanı içeren özel belgeler, açıklanan ve unsurları gösterilen özel belgede sahtecilik suçunun maddi konusunu oluşturmamaktadır.
Bu nedenle özel belgede sahtecilik suçu açısından, madde içeriğinde fikri sahteciliğin cezalandırıldığına ilişkin bir düzenleme de bulunmaması ve elektronik ortamda verilen işe giriş bildirgesinin sahtecilik suçunun maddi konusunu oluşturan “belge“ niteliğini haiz olmadığının kabulü karşısında, özel belgede sahtecilik suçu da oluşmayacaktır.
Resmi belgenin düzenlenmesinde yalan beyan suçunu düzenleyen Türk Ceza Kanunu'nun 206. maddesi yönünden yapılan değerlendirmede;
Madde metininde, “Bir resmî belgeyi düzenlemek yetkisine sahip olan kamu görevlisine yalan beyanda bulunan kişi, üç aydan iki yıla kadar hapis veya adlî para cezası ile cezalandırılır.” düzenlemesi mevcut olup, anılan hükümle resmi belgeyi düzenleme yetkisine sahip kamu görevlisine yalan bildirimde bulunulması eylemi cezalandırılmıştır.
Bu suçun oluşması için; resmi belgeyi düzenlemeye yetkili ve aynı Kanunun 6. maddesindeki tanıma uyan kamu görevlisinin failin açıklamalarına dayanarak, bu beyanı araştırma yükümlülüğü de olmaksızın, resmi belgeyi düzenlemesi gerekir.
Ayrıca kişinin beyanı yeterli olmayıp, bu beyanın doğruluğunun kamu görevlisi tarafından araştırılması zorunlu ise; bu araştırma sonunda bildirimin gerçeğe uygun olmadığı belirlendiğinde kişinin beyanına itibar edilemeyeceğinden ve kişinin bu beyanını içeren belge ispat aracı olarak da kullanılamayacağından, anılan maddedeki suç oluşmayacaktır.
Resmî belgenin düzenlenmesinde yalan beyan suçu bakımından; somut olayda, sanığın elektronik ortamdaki beyanının muhatabı olarak TCK'nin 6. maddesindeki tanıma uyan bir kamu görevlisi bulunmadığı gibi, iddianamedeki anlatıma göre ve Yargıtay Ceza Genel Kurulu'nun 01/04/2014 tarih ve E.-2014/153 K. sayılı kararına göre, bu beyan sonucunda düzenlenen, öz ve biçimsel unsurları tam olan bir resmî belge de bulunmadığından, sanığın eyleminin bu suçu oluşturmadığı kabul edilmiştir.
Türk Ceza Kanunu'nun 244/2. maddesinde yer alan sistemdeki verileri bozma, verileri yok etme veya değiştirme suçu yönünden yapılan değerlendirmede ise;
Türk Ceza Kanunu'nun 244/2. maddesi “Bir bilişim sistemindeki verileri bozan, yok eden, değiştiren veya erişilmez kılan, sisteme veri yerleştiren, var olan verileri başka bir yere gönderen kişi, altı aydan üç yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır.“ şeklinde olup, maddenin gerekçesiyle birlikte yorumlanmasında;
Mala zarar verme suçunun özel bir biçimi olarak düzenlenen bu suç ile var olan sistem ve sistemdeki verilerin korunması, hem sistemin hem de sistem içerisindeki verilerin zarar görmemesi amaçlanmıştır, ancak sistemdeki verilere zarar verme dışında bu maddede tehlike suçu olarak nitelendirilebilecek iki seçimlik hareket daha düzenlenmiştir. Bunlar, sisteme veri yerleştirmek veya sistemdeki mevcut verilerin başka yere gönderilmesidir. Sistemdeki verilere müdahale niteliğindeki bu eylemleri gerçekleştiren kişiyi (faili) tespit için ise; mülkiyet, tasarruf ve kullanım yetkisine bakmak gerekecektir.
Sisteme veri yerleştirme suçunun oluşması için; hukuka aykırı olarak girilen sisteme, veri sağlayıcısı tarafından izin verilmeyen şekilde veri girişi yapmak ya da veri taşıma araçları ile yükleme yapmak gerekir. Fail ise açıklandığı gibi veriler üzerinde tasarruf yetkisine sahip olmayan, sisteme hukuka aykırı olarak giren kişidir.
Somut olayda; şirketin yetkili temsilcisi olan sanığın, katılan kurum ile aralarındaki sözleşmeye istinaden kurumun verdiği şifreyle sisteme hukuka uygun şekilde girerek, e-bildirge içeriğine doğru olmayan verileri yerleştirmesi sonucu kuruma elektronik ortamda gerçek olmayan bir beyanı iletmekten ibaret eyleminde, atılı suçun açıklandığı üzere unsurları itibariyle oluşmadığı anlaşılmıştır.
Bu nedenlerle tebliğnamedeki bozma isteyen görüşe iştirak edilmemiştir.
Yapılan yargılamada yüklenen fiilin Kanunda suç olarak tanımlanmamış olmasına rağmen CMK'nin 223/2-a maddesi yerine, aynı Kanunun 223/2-e maddesi uyarınca hüküm kurulmuş ise de, sonuçta beraate hükmolunması isabetli bulunduğundan, Cumhuriyet savcısı ve katılan vekilinin yerinde görülmeyen temyiz nedenlerinin reddiyle, sonucu itibarıyla doğru olan hükmün ONANMASINA, 11/03/2021 tarihinde Başkan … ve Üye …’ın karşı oyları ve oy çokluğuyla karar verildi.
KARŞI OY
Sanık … hakkında şirketin yetkili temsilcisi olarak, e-bildirge ile elektronik ortamda içeriği sahte işe giriş bildirgesi düzenleyip iş yerinde çalışmayan kişileri sigortalı olarak göstermek suretiyle resmi belgede sahtecilik suçunu işlediği iddiasıyla açılan kamu davasının, mahkemece yapılan yargılaması sonucunda yüklenen suçun sanık tarafından işlendiğinin sabit olmadığına ilişkin kurulan beraat hükmüne yönelik Yüksek Yargıtay 11. Ceza Dairemizde yapılan temyiz incelemesinde; işe giriş bildirgesinin resmi belge sayıldığına dair düzenlemenin bulunmaması nedeniyle suçun maddi konusuna ve tipikliğine uymadığından resmi belgede sahtecilik suçunun oluşmayacağı, fikri sahteciliğin cezalandırıldığında dair düzenleme bulunmaması ve elektronik ortamda verilen işe giriş bildirgesinin sahtecilik suçunun maddi konusunu oluşturan belge niteliğini haiz olmadığından özel belgede sahtecilik suçunun da oluşmayacağı, sanığın eyleminin kanunda suç olarak tanımlanmamış olması nedeniyle beraatine karar verilmesi gerektiğine ilişkin onama gerekçesine aşağıda açıklanan gerekçelerle katılmıyorum.
Daire ile aramızdaki görüş ayrılığı özü Sosyal Güvenlik Kurumu'na elektronik ortamda yapılan e-bildirgenin belge vasfı taşıyıp taşımadığı ve Türk Ceza Kanununun 204 ve 207. maddelerindeki resmi belgede ve özel belgede sahtecilik suçunun konusu olup olmayacağı hakkındadır.
SGK İşe Giriş Bildirimlerinin “Resmi Belge” olduğuna dair yasal düzenleme;
5510 sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanunu'nun 8. Maddesi ve ilgili yönetmelik işverenlerin sigortalı sayılan çalışanları, işe giriş bildirgesi elektronik bildirge ile Kuruma bildirmekle yükümlü olduğu açıklanmış, sigortalı işe giriş bildirgesinin şekli ve içeriği, bildirgenin verilme yöntemleri ve diğer usul ve esasların Kurum tarafından çıkarılacak yönetmelikle düzenleneceği belirtilmiş ve 12.05.2010 tarihli Sosyal Sigorta İşlemleri Yönetmeliğinde işe giriş bildirimlerinin nasıl yapılacağı düzenlenmiştir.
Yönetmelik, İşverenlerin çalışanlara ait bilgi ve belgelerin Kuruma verilme usulü başlıklı 5. maddesinde; Kurum, Kanun veya bu Yönetmelik gereği verilecek her türlü belge veya bilginin e-sigorta ortamında gönderilmesi hususunda gerçek kişiler ile her türlü kamu ve özel hukuk tüzel kişilerini ve tüzel kişiliği olmayan diğer kurum ve kuruluşları zorunlu tutmaya veya zorunluluk esasını kaldırmaya yetkilidir….' şeklinde düzenleme ve sigortalılığın başlangıcı ve bildirim yükümlülüğü başlıklı 11. Maddesinde 'İşverenler, …. Kuruma e-sigorta yoluyla bildirmekle yükümlüdür.' şeklinde düzenlemeler ile Kuruma verilecek bildirimlerin elektronik ortamdan yapılmasını esas kabul etmiştir.
5510 sayılı Kanunun 100/3. maddesinde işverenlerin de "Kurum, verilecek her türlü belge veya bilginin, internet elektronik ve benzeri ortamda gönderilmesi hususunda, gerçek veya tüzel kişiler ile yazılı sözleşme ile yetki verilmiş gerçek veya tüzel kişilere izin vermeye, bu kişileri aracı kılmaya veya zorunlu tutmaya, Kuruma verilmesi gereken her türlü belge, bildirge ve taahütnamenin gerçek ve tüzel kişiler ile tüzel kişiliği olmayan kurum ve kuruluşlara verilmesini mecbur kılınmaya, söz konusu belgeleri diğer kamu idarelerine ait formlarla birleştirmeye ve bu belgeleri kamu idarelerinin elektronik bilgi işlem ortamında almaya… yetkilidir. Elektronik ortamda hazırlanacak bilgi ve belgeler adli ve idari makamlar nezdinde resmi belge olarak geçerlidir." şeklinde düzenleme ile açıkça Sosyal Sigortalar Kurumu'na bu Kanun kapsamında verilmesi gereken işe giriş bildirimleri de dahil olmak üzere internet, elektronik ve benzeri ortamdan gönderilmesi hususunda, gerçek veya tüzel kişiler ile yazılı sözleşme ile yetki verilmiş gerçek veya tüzel kişilere izin vermeye, bu kişileri aracı kılmaya veya zorunlu tutmaya yetkili kılınmış olup, yukarıda belirtilen Kurumca çıkarılan Sosyal Sigorta İşlemleri Yönetmeliğinde de, Kuruma yapılacak bildirimlerin elektronik ortamda verilmesini düzenlemiştir.
Bu açıklamalar ve yasal düzenlemeler kapsamında; işe giriş belgesi İşverenin belgeyi kanunun belirlediği şekil ve şartlara uygun olarak düzenleyip, Kurumca verilen özel şifre ile işlemi tamamlamasından sonra, söz konusu belge ilgili Sosyal Güvenlik Kurumu Müdürlüğünce barkodlanıp tüm kamuya açık hale getirilmekte ve bu haliyle hukuki anlamda sonuç doğurucu bir belge ve işlem haline gelmektedir. Kanunun açıkça düzenlediği üzere de diğer tüm taraflar için bu belgenin resmi belge hükmünde kabul edilmesi yasal bir zorunluluktur. 5510 sayılı yasanın 100/3. maddesinde vasıfları açıklanmış belge vermeye yetkili olan işverenin, yanlarında çalışan çalışanlara ilişkin işe başlama tarihleri, izin tarihleri, günlük iş saatleri ve işin mahiyeti vb bilgileri doğru ve gerçeğe uygun şekilde verilmesi konusunda sorumlu kılan işe giriş bildiriminin güvenliği, Kurum tarafından, ilgiliye verilen kullanım şifresi ile sağlanmıştır. Aynı maddede elektronik ortamda verilen belgelerin adli ve idari makamlar nezdinde resmi belge sayılacağı da düzenlenerek, bu belgeler yasal güvence altına alınmış ve gerçeğe aykırı bildirimlerin cezalandırılacağı hüküm altına alınmıştır.
Elektronik ortamda hazırlanmış belgelerin diğer kanunlar tarafından belge olarak kabul eden özel yasalarda yapılan düzenlemeler;
Elektronik belgelerin kullanma zorunluluğunun yaygınlaşması bu belgelerin kamu güvenliğinin sağlanması amacıyla Elektronik imza mevzuatında ve Avrupa Parlamentosunun 1993/93/AT sayılı direktifinde elektronik imza tanımlanmıştır. Buna göre elektronik imza; “başka bir elektronik veriye eklenen veya onunla mantıksal bağlantısı bulunan ve kimlik doğrulama amacıyla kullanılan elektronik veri” şeklinde tanımlanmaktadır.
Avrupa hukuk sistemine uyum amacı ile 5070 sayılı Elektronik İmza Kanunu 3/b maddesinde de benzer bir düzenleme ile elektronik imzayı “başka bir elektronik veriye eklenen veya elektronik veriyle mantıksal bağlantısı bulunan ve kimlik doğrulama amacıyla kullanılan elektronik veri” şeklinde tanımlamıştır.
Aynı şekilde 15.01.2004 tarih ve 5070 sayılı Elektronik İmza Kanunu'nda güvenli elektronik imzanın hukukî sonucu ve uygulama alanını düzenleyen 5 maddesi ile ”Güvenli elektronik imza, elle atılan imza ile aynı hukukî sonucu doğurur“ şeklinde yasal düzenleme getirilmiştir.
HMK madde 199’da “belge”, uyuşmazlık konusu vakıaları ispata elverişli yazılı veya basılı metin, senet, çizim, plan, kroki, fotoğraf, film, görüntü veya ses kaydı gibi veriler ile elektronik ortamdaki veriler ve bunlara benzer bilgi taşıyıcılar olarak tanımlanmıştır. Görüldüğü üzere maddede elektronik veriler belge olarak kabul edilmiştir.
HMK 205/2.maddede ise güvenli elektronik imzalı belgelerin senet olarak kabul edildiği belirtilmiştir.
Ceza Muhakemesi Kanunu’nun (CMK) 38/A maddesine “kanunlarda gösterilen istisnalar hariç olmak üzere, dosyalar güvenli elektronik imza kullanılarak UYAP’tan incelenebilir ve her türlü ceza muhakemesi işlemi yapılabilir” hükmü getirilerek kanunun güvenli elektronik imzalı belgelere verdiği değer gösterilmiştir. Maddenin 5.fıkrasında elektronik imzalı belgenin elle atılan imzalı belgeyle çelişmesi durumunda güvenli elektronik imzalı belge geçerli kabul edilir, denilerek elektronik imzalı belgelere üstünlük tanınmıştır.
İcra İflas Kanunu’nun (İİK), 8/A maddesinde güvenli elektronik imzalı belgelerin elle atılan imzalı belgeler gibi olduğu düzenlenmiştir. Türk Ticaret Kanunu’nda (TTK) 24. maddesinde tacirler arasındaki bazı işlemlerin güvenli elektronik imza vasıtasıyla kayıtlı elektronik posta (KEP) sistemiyle yapılacağı düzenlenmiş ve bu verilere belge vasfı verilmiştir.
Yine TTK’ya göre tacirler güvenli elektronik imza vasıtasıyla e-fatura düzenleyebilmektedirler. Diğer yandan tacirler güvenli elektronik imza ve zaman damgası vasıtasıyla e-defter tutmakta ve bu defterler denetlenmektedir.
Yine elektronik ortamda şirket toplantısı yapılabilmesi de yeni TTK’nin güvenli elektronik imzaya verdiği değeri gösteren faktörlerden birisidir. Nitekim e-toplantıya katılan üyeler güvenli elektronik imza vasıtasıyla oylamalara katılmaktadırlar.
Vergi Usul Kanunu’nda ise elektronik defter ve elektronik faturalarla ilgili düzenleme yapılmış olup Maliye Bakanlığı’nın çıkarmış olduğu tebliğlerde bu belgelerin güvenli elektronik imza ile imzalanmaları düzenlenmiştir. Yine VUK 142. Maddesinde elekronik cihazlarla düzenlenen belgeler ile özel cihazlardan çıkarılan pulları ihtiva eden belgeler bu kanun hükümlerine uygun olarak düzenlenmiş belge hükmündedir şeklinde düzenlemeye yer verilmiştir.
6572 sayılı kanunla Aralık 2014’te Noterlik Kanunu’na eklenen 198/A maddesiyle noterlik işlemlerinin güvenli elektronik imza kullanılarak elektronik ortamda da yapılabileceği düzenlenmiştir.
Aile Hekimleri Kanunu’nun (AHK), 5.maddenin 3.fıkrasında elektronik ortamda tutulan kayıtlar resmi evrak niteliğindedir.
Görüldüğü üzere sadece 5510 sayılı yasa ve diğer ilgili yasalarda da elektronik ortamda hazırlanmış güvenli elektronik imza ile imzalanmış belgeler adli ve idari makamların kullanıldığı makamlar nezdinde belge olarak düzenleyen yasal düzenlemeler mevcuttur.
TCK 'da elektronik belgenin mahiyeti;
Yukarıda aktarılan mevzuat hükümleri dışında da elektronik belgeye ve elektronik imzaya hukuki sonuç bağlayan çok sayıda düzenleme mevcuttur. Bu yasal düzenleme ile Türk Ceza Kanunu sistematiğine göre elektronik belgelerin sahtecilik suçları bağlamında belge olarak kabulü gerekmektedir. Bu bilgiler ışığında, somut olayımızda Sosyal Güvenlik Kurumu'na elektronik ortamda yapılan e-bildirge konusu özelinde mevzuatta yer alan hükümler ve Türk Ceza Kanunu genel ilkeleri kapsamında sahtecilik suçları bağlamında suçun konusunu oluşturan belge olarak kabulüne ilişkin olarak konuyu incelemek gerekmiştir.
Türk Ceza Kanunu’nun menşei olarak kabul edilen ve 1889 tarihli ‘İtalyan Zanardelli Yasası’ olarak bilinen kanunun, ‘sahtecilik’ suçunun ‘yazılı bir kağıt üzerinde gerçekleşebileceği’ şeklindeki kabulünden günümüze artan teknolojik ve sosyolojik gelişmeler karşısında, bir yenilik getirmeyen 5237 sayılı Kanun'un 204. madde gerekçesinde kabul edilen yazılı kağıdın yanında taşınabilir metal ve diğer şeyler üzerinde sahteciliğin olabileceği yönündeki kabul günümüz sahtecilik suçlarını karşılayamaz hale gelmiştir. Esasen 5237 sayılı Kanun'un 204. maddesinde gerekçesinde belge kavramı tanımlanırken, kanun metni içerisinde herhangi bir tanıma yer verilmemiştir. Kanun metninde tanımlanmayan ve sınırlanmayan belge kavramının doktrin ve içtihatlar eliyle sosyolojik gelişmeler ve ihtiyaçlar çerçevesinde belirlenmesi gerekmekte olup, bu belirleme yapılırken kanunun amacı ve kanunun sistematiğini, hukuk devleti ilkesi ve kanunda belirlenmiş ve sınırları çizilmiş ilkelerle birlikte dikkate almak gerekmektedir.
Sahtecilik suçunun yazılı bir kağıt veya benzer elle tutulabilir bir nesne üzerinde gerçekleştirilebileceği görüşü, 1889 tarihinde İtalyan hukukçu “Zanardelli”nin yorumunun bu güne taşınmasıdır. Teknolojinin gelişmediği bu dönemin tanımlarının esas alınması, bu gün şahıslar ve kurumlar arası resmi ve özel belgelerin %90'dan fazlasının dijital veya elektronik ortamda gerçekleştiği gerçeği karşısında; yaşayan hukuku köhne, yetersiz ve aciz hale getirmekte ve bu haliyle anlamı değişmiş kavramları aynı tanım ve yorumları, aynı şekliyle kabul ederek hiçbir yenilik getirmeksizin yapılan tartışmalar da,hukukun başlangıç noktasından bir adım öteye gidememektedir. Değişen ve gelişen çağda, bir birinin yerini alan kavramlar karşısında, belgenin yalnızca 'yazılı bir kağıt' olarak dar yorumlanması ile hukuku etkisiz bırakmak, Türk Ceza Kanunu 1. Maddesinde düzenlenen; “kişi hak ve özgürlüklerini, kamu düzen ve güvenliğini, hukuk devletini, kamu sağlığını ve çevreyi, toplum barışını korumak ve suç işlemesini önlemektir” şeklindeki kanunun amacını göz artı etmektir.
Uygulama kanunlarında tanım yapılmayan çağa göre değişik anlamları olan kelimeleri yaşayan Türkçe'de kullanılan anlam dışında kullanmak kanun yorumlama ve uygulama tekniğine göre kabul edilemez. Bu kapsamda yorumlama suçta ve cezada kanunilik ilkelerine aykırılık teşkil eder. Ceza hukukunda belge; belirli bir düşünce, hukuki ilişki veya vakayı yansıtan, başka deyişle hukuki sonuç doğurmaya elverişli bir irade beyanını içeren ve düzenleyicisinin kim olduğunu da gösteren yazılı bir irade beyanı olarak tanımlanabilir. Madde gerekçesinde ve öğretinin baskın şekilde kabul ettiği şekliyle belgenin üç temel unsuru kabul edilmekte olup bunlar; yazılı olması, hukuki değer taşıyan bir içeriğinin olması ve düzenleyicisinin belli olmasıdır.
Bu noktada, uyuşmazlığın esas noktasının elektronik belgeler olması nedeniyle, öncelikle belge kavramının ele alınması ve elektronik belgelerin resmi ve özel belgede sahtecilik suçunun konusunu oluşturan "belge" niteliğinde kabul edilip edilemeyeceğinin belirlenmesi gerekmektedir.
TCK 204. ve 207. maddelerinde düzenlenen resmi belgede sahtecilik ve özel belgede sahtecilik suçlarının konusu belge oluşturmaktadır. Kanunlarımızda belge ile ilgili herhangi bir tanımı yapılmamıştır. Bu kapsamda elektronik belgenin diğer yazılı belgelerle olan bağını değerlendirmek gerekirse;
İlk olarak ve ayrışmanın en önemli noktası itibariyle belgenin yazılı olması unsurunu ele almak gerekmektedir. Yazı kelime anlamı olarak, düşüncenin belli işaretlerle tespit edilmesi anlamına gelmekte olup bunu tespit etmeye yarayan araçlar ve harflerle ifade olunmasıdır. Burada kullanılan dilin veya araçların bir önemi yoktur önemli olan okunabilir olmasıdır. Bu nedenle yazılı olma şartının gerçekleşmesi için yazının elverişli bir cisme kaydedilmesi ve okunabilmesi yeterlidir. Elektronik verilerin fiziksel bir kağıt üzerine değil, bilişim sistemlerine yazılı olması yazılılık şartının unsurlarını karşılayacak niteliktedir.
Yazının korunması ve daha sonra bir ispat aracı olarak kullanılmasının doğal sonucu olarak kanunda “belge “ vasfını taşıyabilmesi için yazının daha sonra ulaşılabilmesi ve varlığının kanıtlanabilmesi için bir cisme kaydı gerekmektedir. Buna göre, bir kağıda veya bez, parşömen, deri, levha veya metal plakaya yazılabileceği gibi bilgisayar, tablet vb. araçlar kullanılarak hukuki sonuçlar doğurabilecek nitelikte ve ulaşılması mümkün bir cisme yazılması da mümkün olacaktır. Belgeyi düzenleyeninin belirliliği unsuru itibariyle elektronik belgeleri ele aldığımızda, imza bir belgenin düzenleyenini gösteren en önemli husus olup, güvenli elektronik imza ile de bu unsur sağlanacaktır. Burada önemli olan husus elektronik imzanın, hukuki anlamda sonuç doğurabilmesi için bu imzanın belli bir kişiye izafe edilebilir olmasıdır. Nitekim gelişen elektronik çağın zorunlu sonucu ortaya çıkan elektronik imzaya ilişkin hukuk dünyamızda sonuç doğurucu yasal düzenlemeler ve yargı kararları uygulanmaya da başlamıştır.
Yargıtay Ceza Genel Kurulu yaptığı inceleme sonunda elektronik belgeler ile ilgili aşağıda yer verilen hususlara kararında yer vermiştir;
Elektronik belge: Elektronik ortamda sayısal olarak kodlanmış bulunan elektronik verileri ifade etmektedir.( YCK 2016/21-1065E, 2017/27 K) Her türlü elektronik verinin belge olarak kabulü mümkün bulunmasa da, 6100 sayılı HMK 199. Maddesi, 4982 sayılı Bilgi Edinme Hakkı Kanunu 3/d maddelerinde olduğu gibi hukuk sistemimizde elektronik verilerin hukuken belge niteliği olabileceği zaten kabul edilmektedir.
Nitekim, Yargıtay Ceza Genel Kurulu 2016/1065 E. , 2017/27 K. 24.01.2017 tarih ve sayılı kararında da;Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının yaptığı elektronik ortamda hazırlanmış belgede “elektronik imza olmaması”nın belge vasfı kazandırmayacağı şeklindeki itirazını incelemiş ve e-imzanın elektronik belgeye belge vasfını kazandırdığı yönünde aşağıda özetlenen kararı vermiştir.
Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı özetle; Bu bilgiler ışığında somut olayda elektronik imzanın da bulunmaması nedeniyle ortada bir belgenin varlığından söz edilemeyeceğinden, sanıkların unsurları oluşmayan kamu görevlisinin resmi belgede sahteciliği suçundan beraatlerine karar verilmesi gerekmektedir" düşüncesiyle itiraz kanun yoluna başvurmuştur.
Yargıtay Ceza Genel Kurulu yaptığı inceleme sonunda elektronik belgeler ile ilgili aşağıda yer verilen hususlara kararında yer vermiştir;
“Uyuşmazlığın isabetli bir şekilde çözümlenebilmesi için elektronik imzasız olarak e-posta yoluyla gönderilen ödeme listelerinin, resmi belgede sahtecilik suçunun konusunu oluşturan "belge" niteliğinde kabul edilip edilemeyeceğinin belirlenmesi gerekmektedir.
Elektronik belge, elektronik ortamda sayısal olarak kodlanmış bulunan elektronik verileri ifade etmektedir.
6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanununun 199. maddesinde de uyuşmazlık konusu vakıaları ispata elverişli elektronik ortamdaki verilerin belge olduğu belirtilmiştir.
Elektronik imza ise, fiziki ortamda bulunmayan dolayısıyla el yazısı ile imza atmanın fiilen imkânsız olduğu durumlarda, sanal (elektronik) ortamda bulunan belgenin doğruluğunu, bütünlüğünü koruyan ve beyan sahibinin bu belgenin içeriğini kabul edip onayladığını belirtmesine, diğer bir ifade ile imzalamasına imkân tanıyan bir teknik terim olup el yazısı ile imzanın elektronik ortamdaki karşılığıdır. Bu anlamda elektronik imza, ıslak imzanın istisnası olmayıp alternatifidir.
E-imza sahibinin imza doğrulama verisinin ve kimlik bilgilerini birbirine bağlayan elektronik kayıt yani elektronik sertifikanın da yer almasıyla e-belge hukuken sonuç doğurmaya elverişli belge niteliğini kazanacaktır. (Belgelerde Sahtecilik Suçları, Kubilay Taşdemir, Ankara, 2013, s.294-295)”
5237 sy 204 maddesine göre Resmi Belgede Sahtecilik suçunun faili;
5510 sayılı 100/3. mad.”Kurum, bu Kanun gereği verilecek her türlü belge veya bilginin internet, elektronik ve benzeri ortamda gönderilmesi hususunda, gerçek ve tüzel kişileri zorunlu tutmaya, Kuruma verilmesi gereken her türlü belge, bildirge ve taahhütnameyi diğer kamu idarelerine ait formlarla birleştirmeye, söz konusu belgeleri kamu idarelerinin internet ve elektronik bilgi işlem ortamından almaya, bu idarelere yapılacak bildirimleri Kuruma verilmiş saymaya, bu Kanunun uygulaması ile ilgili işveren, sigortalı ve diğer kurum, kuruluş ve kişilerin talepleri üzerine veya re'sen düzenleyeceği her türlü bilgi ve belgeyi bilgi işlem ortamında oluşturmaya, bu şekilde hazırlanacak olan bilgi ve belgelerin sadece internet ve benzeri iletişim ortamından ilgili kişilere verilmesini kararlaştırmaya yetkilidir. Elektronik ortamda hazırlanacak bilgi ve belgeler adli ve idari makamlar nezdinde resmi belge olarak geçerlidir.”
İşverenin sigortalıyı bildirme yükümlülüğü 5510 sy yasanın 8/1 fıkrasında düzenlenmiştir.”İşveren sigotalı yapılacak kişiyi başlangıç tarihinden önce, sigortalı işe giriş bildirgesi ile Kuruma bildirmekle yükümlüdür” Bu bildirim işin mahiyeti gereği "re'sen veya talep" üzerine gerçekleşmektedir.
Görüldüğü üzere 5510 sayılı yasanın 100/3 maddesinde Resmi belge sayılan işe giriş bildirimini "hukuken yükümlü "olarak düzenleyen 5510 sayılı 8/1. maddesi gereği İşveren bildirmekle yükümlüdür. Birçok özel ve genel kanunlarında sahtecilik suçunu düzenleyen memur olması aranmaz. Gerçekte var olmayan kişiye ait nüfus cüzdanını sahte olarak düzenleyen herhangi bir kişi, aynı şekilde yine gerçekte var olmayan bir kişiye ait ehliyeti veya gerçekte var olmayan kişiye veya şirkete adına Bankanın bastırması gereken çek'i düzenleyen herhangi bir kişi, sahte faturayı düzenleyen şirket sahibini vb.yüzlerce belgenin düzenleyenin kim olduğuna değil belgenin "kamu güveni" özelliği verilip verilmediğine bakılarak “Resmi Belgede Sahtecilik” suçunun sanığı olarak kabul edilmektedir. 5237 sayılı yasa 204/1 maddesinde belirtilen 'resmi belge sahtecilik' suçunun faili herkes olabilir. Kaldı ki burada yasanın açık ve özel bir düzenlemesi ile 5510 sayılı 100/3. maddesinde “Resmi Belge” kabul edilen belgeyi düzenleyerek Kuruma bildirmenin hukuki sorumluluğunu 5510 sayılı yasanın 8/1 fıkrasında “İşveren”e yüklemiştir.
5237 sayılı TCK 204. maddesi, 5510 sayılı yasa 8/1 ve 100/3. maddelerine göre elektronik ortamda gerçeğe aykırı işe giriş bildirgesi hazırladığı sübut bulan sanık …'un sahtecilik suçunun faili olarak kabul edilmesi gerekir.
Yukarıda aktarılan mevzuat hükümleri ve yargı kararları dışında da elektronik belgeye ve elektronik imzaya hukuki sonuç bağlayan çok sayıda düzenleme mevcuttur. Bu halde kanun sistematiği yaklaşımıyla elektronik belgelerin sahtecilik suçları bağlamında da belge olarak kabulü gerekmektedir.
5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun 1. maddesine göre Ceza Kanunun amacı kişi hak ve özgürlüklerini, kamu düzeni ve güvenliğini korumak ve suç işlenmesini önlemektir. Kanun'un 2. maddesinde ise, kanunun suç saymadığı bir fiil için kimseye ceza verilemeyeceği ve güvenlik tedbiri uygulanamayacğı, kanunda yazılı olan cezalardan ve güvenlik tedbirlerinden başka bir ceza ve güvenlik tedbirine hükmolunamayacğı, idarenin düzenleyici işlemleriyle suç ve ceza konulamayacağı belirtilerek suçta ve cezada kanunilik ilkesinin sınırları çizilmiştir. Ceza hukukunun temel ilkelerinden olan bu ilkenin suçta kanunilik ve cezada kanunilik olmak üzere iki yönü bulunmaktadır. Suçta ve cezada kanunilik, özetle bir fiilin suç teşkil edebilmesi için işlendiği sırada yürürlükte bulunan bir kanun hükmünde suç olduğunun belirtilmiş olması şeklinde tanımlanması aynı zamanda, TCK'nin 1. maddesinde düzenlenen kanunun amacı, hukuk devleti ve kamu düzeni ilkeleri ile birlikte değerlendirildiğinde, işlendiği sırada yürürlükte bulunan bir kanun hükmünde açıkça tanımlanmış eylemlerin yasa metninde geçen kelimeleri dar ve amacı dışında yorumlama ile suç olmaktan çıkarılması şeklinde yorumlanamaz. 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun 2. Maddesinin 3. Fıkrasında yer verilen, kanunların suç ve ceza içeren hükümlerinin uygulanmasında kıyas yapılamacağına ve suç ve ceza içeren hükümlerin kıyasa yol açacak biçimde geniş yorumlanamacağına ilişkin düzenleme, Kanunun amacı hukuk devleti ilkesi gereği 5510 sayılı SGK 100/3. maddesinde kanunun açık hükmüne rağmen elektronik işe giriş bildirgesinin belge olmadığını kabul etmek suçta ve cezada kanunilik ilkesine aykırılık teşkil etmektedir.
Yukarıda açıklandığı üzere TCK 204, 207. ve devamı maddelerinde düzenlenen belgede sahtecilik hükümlerinin, elektronik belgeleri de kapsamaktadır. Yazılı olma, hukuken sonuç doğurmaya elverişli anlamlı bir içeriğe sahip olma ve düzenleyeninin belli olması unsurlarını taşıyan bir elektronik belge, belgede sahtecilik suçlarının konusu olabilecektir. Bu hususun kabulü, bir yorumdan ziyade kanunun sistematiği ve elektronik belgeye ilişkin özel düzenlemeler gereği yasal bir zorunluluktur.
Bu açıklamalar ve yasal düzenlemeler kapsamında; işe giriş belgesi; 5510 sy SGK göre İşverenin iş yerinde çalışan kişileri Sosyal Güvenlik Kurumuna yasada belirtilen usule göre bildirmek için yetkili ve sorumlu tutulmuştur.İşveren belgeyi kamunun belirlediği şekil ve şartlara uygun olarak düzenleyip, Kurumca kendisine yasal sorumluluklar yüklenerek verilen özel şifre ile e-bildirgeyi tamamlamasından sonra, söz konusu belge ilgili Sosyal Güvenlik Kurumu Müdürlüğünce barkodlanıp tüm kamuya açık hale getirilmekte ve bu haliyle hukuki anlamda sonuç doğurucu bir belge ve işlem haline gelmektedir. Kanunun açıkça düzenlediği üzere de diğer tüm taraflar için bu belgenin resmi belge hükmünde kabul edilmesi bir zorunluluktur. 5510 sayılı yasanın 100/3. maddesinde vasıfları açıklanmış belge vermeye yetkili olan İşvereni, yanlarında çalışanlara ilişkin işe başlama tarihleri, izin tarihleri, günlük iş saatleri ve işin mahiyeti vb bilgileri doğru ve gerçeğe uygun şekilde verilmesi konusunda sorumlu kılan işe giriş bildiriminin güvenliği, Kurum tarafından, İşverene verilen kullanım şifresi ile sağlanmıştır. Aynı maddede elektronik ortamda verilen belgelerin adli ve idari makamlar nezdinde resmi belge sayılacağı da düzenlenerek, bu belgeler yasal güvence altına alınmış ve gerçeğe aykırı bildirimlerin cezalandırılacağı hüküm altına alınmıştır.
Yukarıda açıkladığım sebeplerle, somut olayda gerçeğe aykırı işe giriş bildirimini elektronik ortamda yapan sanığın eyleminin, yukarıda açıkladığım üzere işverenin SGK'nin kanundan aldığı yetkiye istinaden, SGK ile yapılan sözleşme gereği yüklendiği sorumluluğa aykırı şekilde, SGK tarafından onaylandığı zaman adli ve idari makamlar nezdinde resmi belge niteliği kazanan belgeyi gerçeğe aykırı doldurmak suretiyle; 5510 sayılı yasa 100/3 ve 8/1. maddeleri yollamasıyla TCK 204/1. maddesinde düzenlenen resmi belgede sahtecilik suçunu oluşturacağı kanaatinde olduğumdan, elektronik ortamda yapılan e-bildirgenin belge niteliğine haiz olmadığı ve sanığın eyleminin kanunda suç olarak tanımlanmamış olması nedeniyle beraatine karar verilmesi gerektiğine ilişkin sayın çoğunluğun kararına katılmıyorum.
KARŞI OY
Dairemizin 2018/6165 Esas, 2021/2805 Karar sayılı, 18.03.2021 tarihli kararına ilişkin karşı oy:
Sayın çoğunluk ile aramızdaki görüş ayrılığı; işyeri yetkilisi tarafından elektronik ortamda e-sigorta portalı aracılığı ile kullanıcı adı ve kullanıcı şifresi kullanılarak içeriği itibari ile gerçeğe aykırı işe giriş bildirgesi verme eyleminin suç oluşturup oluşturmadığı, suç oluşturması halinde ise 5237 sayılı TCK'nin 204/1 maddesinde düzenlenen "resmi belgede sahtecilik", 207 maddesinde düzenlenen "özel belgede sahtecilik", 206. Maddesinde düzenlenen "resmi belgenin düzenlenmesinde yalan beyan" ya da 244/2. Maddesinde düzenlenen "bilişim sistemine veri yerleştirme" suçunu mu oluşturduğuna ilişkindir.
Sorunun sağlıklı olarak ortaya konması ve çözümlenebilmesi için sırasıyla Belge, Elektronik Belge ve İşe Giriş Bildirgesi kavramları açıklanacaktır.
I-TÜRK CEZA HUKUKUNDA BELGE VE ELEKTRONİK BELGE KAVRAMI:
Türk ceza kanununda "belge" ya da "elektronik belge" kavramı tanımlanmamış ve bir sınırlama getirilmemiş, belgenin tanımı ve açıklanması doktrin ve uygulamaya bırakılmıştır.
Uygulamada ise hukuki değer taşıyan içeriği sahip,taşınabilen bir şey üzerine yazılan ve düzenleyeni belli olan yazılar belge olarak tanımlanmıştır.
Yargıtay'da “Hukuki hüküm ifade eden, bir hakkın doğmasına ve bir olayın ispatına yarayan yazıların" belge olduğunu kabul etmiştir.
Belgenin düzenlenme şekli, imzalı olması gerekip gerekmediği, belli bir işaret, amblem, hologram, etiket, mühür vb. taşımasının zorunlu olup olmadığı belgenin niteliğine ve düzünlendiği mevzuata göre tespit edilmelidir.
Kural olarak yazının geçerli olması için imza zorunluluğu gerekli ise de yasanın izin verdiği durumlarda işaret, amblem ve hologram da yeterli görülebilir. Örneğin; tekel bandrolü, otobüs, tiyatro ve piyango biletleri belge kabul edilmiştir. Bu anlamda belgenin düzenleyenin belirlenebilmesi için her zaman imza şartı aramaya gerek yoktur.
5237 sayılı TCK'nin 204. Maddesinin gerekçesinde resmi belge tanımlanırken "bir kamu görevlisi tarafından görevi gereği olarak düzenlenen yazıyı ifade ettiği, düzenlenen belge ile kamu görevlisinin ifa ettiği görev arasında bir irtibatın bulunması gerektiği" belirtilmiş olup, bir belgenin resmi belge niteliği taşıyabilmesi için kamu görevlisi tarafından, görevi gereği ve yasalarda belirtilen yönteme uygun ve zorunlu biçimsel koşulları içerecek şekilde düzenlenmelidir. Bir başka anlatımla düzenlenen belge ile kamu görevlisinin görevi arasında nedensellik bağı kurulmalıdır.
Resmi belge niteliğini taşımayan ve kanunlarda ayrıca düzenleme ve hüküm bulunmayan (TCK'nin 210/1, 213 sk 359 m. sayılan belgeler gibi) belgeler ise özel belgedir.
Elektronik belgelerin sahtecilik suçlarının konusunu oluşturabileceği doktrinde de ileri sürülmüştür:
"Bir kamu görevlisinin göreviyle ilgili olarak düzenlediği bir elektronik belgenin sahte olarak düzenlenmesi, değiştirilmesi ya da kullanılması durumunda TCK m. 204’te düzenlenen “resmi belgede sahtecilik” suçu, bu nitelikte bir elektronik belgenin bozulması, yok edilmesi ya da gizlenmesi (örneğin kriptolanarak kilitlenmesi) durumunda TCK m. 205’te yer alan “resmî belgeyi bozmak, yok etmek veya gizlemek” suçu oluşacaktır.
Resmi belgede sahtecilik suçları bakımından dikkat edilmesi gereken husus, bir resmi belgeden bahsedilebilmesi için belgenin üç unsurunun yanı sıra, varsa öngörülen şekil şartını da taşıması, yani belirlenmiş usul ve esaslara uygun olması gerektiğidir .(Sedat Şan, Resmi Belgede Sahtecilik Suçu, Benzer Suçlardan Farkı, Yargıtay İçtihatları, Bilge Yayıncılık, 2015, s. 90; Gökcen, s. 177.)
Bu bakımdan bir resmi belge ancak elektronik olarak düzenlenmesi öngörülmüşse elektronik belge suretinde suça konu olabilir. Bir elektronik resmi belgenin de özel bir usulle, örneğin güvenli elektronik imzalı olarak ya da belirli bir uygulama üzerinden ya da barkod vb. bir doğrulama mekanizması kullanılarak düzenlenmesi öngörülmüşse bu usule göre yapılması mecburidir. Bu usulle üretilmemiş bir elektronik belge, tıpkı mühürsüz bir ehliyet gibi, resmi belgede sahtecilik suçlarının konusu olamaz." (Doc.Dr.Murat Volkan Dülger, Belgede Sahtecilik ve Vergi Suçları Sempozyumu Sahtecilik Suçlarında Belge Kavramı sayfa 176-177)
Kanaatimizce de ceza kanununda sahtecilik suçlarının maddi konusu olan belgenin tanımına yer verilmeyerek bilinçli olarak bir sınırlamaya gidilmediği düşünüldüğünde; yazılı bulunan, hukuki değer ifade eden, düzenleyeni belli olan, ispat gücü taşıyan, tamamlanmış ve sabitlenmiş elektronik belgeler de sahtecilik suçlarının konusunu oluşturabilecektir.
Nitekim 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanununun "belge" başlıklı 199. Maddesinde "Uyuşmazlık konusu vakıaları ispata elverişli yazılı veya basılı metin, senet, çizim, plan, kroki, fotoğraf, film, görüntü veya ses kaydı gibi veriler ile elektronik ortamdaki veriler ve bunlara benzer bilgi taşıyıcıları bu Kanuna göre belgedir." biçiminde düzenleme yapan kanun koyucunun, elektronik ortamdaki "bilgi taşıyıcısı" niteliğindeki ispat gücü olan verileri elektronik belge olarak tanımladığı, güvenli elektronik imza şartı aramadığı ve bunları diğer fiziki/ yazılı belgeler ile eş değer tuttuğu, 205. maddesinde ise "Usulüne göre güvenli elektronik imza ile oluşturulan elektronik veriler, senet hükmündedir." düzenlemesi ile usulüne göre güvenli elektronik imza ile oluşturulan elektronik verilerin ise ispat gücü yönünden senet hükmünde olduğunu kabul ettiği görülmektedir.
Öte yandan 5070 sayılı Elektronik İmza Kanunun 3/b maddesinde "Başka bir elektronik veriye eklenen veya elektronik veriyle mantıksal bağlantısı bulunan ve kimlik doğrulama amacıyla kullanılan elektronik veriyi ifade eder" şeklinde elektronik imza tanımı, 4. Maddesinde " Münhasıran imza sahibine bağlı olan, sadece imza sahibinin tasarrufunda bulunan güvenli elektronik imza oluşturma aracı ile oluşturulan, nitelikli elektronik sertifikaya dayanarak imza sahibinin kimliğinin tespitini sağlayan, imzalanmış elektronik veride sonradan herhangi bir değişiklik yapılıp yapılmadığının tespitini sağlayan, elektronik imzadır." şeklinde güvenli elektronik imza tanımı yapıldığı, 5. Maddesinde ise "Güvenli elektronik imzanın elle atılan imza ile aynı hukukî sonucu doğuracağı belirtilmiştir.
Elektronik verinin aynı kanunun 3/a maddesinde "Elektronik, optik veya benzeri yollarla üretilen, taşınan veya saklanan kayıtlar" şeklinde tanımladığı düşünüldüğünde, elektronik imza ve güvenli elektronik imzanın da esasen mahiyeti itibarı ile bir veri niteliğinde olduğu anlaşılmaktadır.
5070 sayılı kanunda elektronik veri, elektronik imza, güvenli elektronik imza tanımına yer veren kanun koyucunun bilinçli olarak elektronik belge ile ilgili bir tanım ve sınırlama yapmadığı gibi elektronik belgelerde her zaman güvenli elektronik imza bulunması zorunluluğu getirmediği düşüncesindeyiz.
Şöyle ki;
Elektronik belgenin geçerliliği için mevzuatında güvenli elektronik imza ile imzalanma zorunluluğu aranmış ise sahtecilik suçuna konu belge niteliğini haiz olduğunu kabul edebilmek için güvenli elektronik imza ile oluşturulma şartı aranmalıdır.
(Örneğin;213 sayılı Vergi Usul Kanununun 242/2 maddesi, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanununun "Elektronik işlemler" başlıklı 445. Maddesinde öngörülen belgelerin oluşturulması aşamasında güvenli elektronik imza şartı arandığı)
Mevzuatında elektronik belgenin güvenli elektronik imza ile imzalanma zorunluluğu aranmamış ise yazılı bulunan, hukuki değer taşıyan, tamamlanmış, sabitlenmiş ve düzenleyeni belli olan elektronik belgelerin özel ya da resmi belge olma niteliğine göre sahtecilik suçlarının konusunu oluşturabileceği kabul edilmelidir. (Örneğin; 5258 sayılı Aile Hekimliği Kanununun 5/son maddesinde öngörülen belgelerin oluşturulmasında güvenli elektronik imza şartı aranmadığı)
Ancak elektronik belgenin "güvenli elektronik imza" ile imzalanması o belgenin resmi belge niteliğini taşıdığını göstermez. Elektronik ortamda düzenlenen belgelerin de resmi belge niteliği taşıyabilmesi için kamu görevlisi tarafından, görevi gereği ve yasalarda belirtilen yönteme uygun ve zorunlu biçimsel koşulları içerecek şekilde düzenlenmeli, ya da kanun koyucunun elektronik belgenin resmi belge olduğu hususunda özel bir düzenleme yapmış olması gerekir.
Örnek vermek gerekir ise; 5510 sayılı kanun hükümleri uyarınca işverenler tarafından düzenlenen aylık prim ve hizmet belgesi elektronik imza ile imzalanmış olsa dahi özel belge niteliğindedir. Buna karşın Sosyal Güvenlik Kurumuna ait bilgi işlem ortamının veri tabanında güvenli elektronik imza kullanılmadan oluşan kayıtlar ise 5510 sayılı kanunun 100/3. maddesindeki düzenlemeye göre resmi belge niteliğindedir.
Yargıtay Ceza Genel Kurulu'da 29.09.2020 tarih ve 2017/1122 Esas, 2020/381 Karar sayılı içtihadında elektronik ortamda düzenlenen belgelerin belge niteliğinde olduğu ve sahtecilik suçlarının konusunu oluşturabileceğini kabul etmiştir.
II- İŞE GİRİŞ BİLDİRGESİ:
Bildirge; bir kimsenin, resmi bir kuruluşa herhangi bir durumu bildirmek için, doldurup verdiği çizelge, beyanname anlamındadır.
İşe giriş bildirgesi; sigortalı çalıştırmaya başlayan işverenlerin çalıştırdıkları sigortalıları ve işe başladıkları tarihi bildiren 5510 sayılı kanunun 4-8. maddeleri uyarınca düzenlenen yazılı beyanname olarak tanımlanabilir.
5510 sayılı sosyal sigortalar ve genel sağlık sigortası kanununun 8. maddesine göre işverenlerin çalıştırdıkları her bir işçi için işe giriş bildirgesi düzenlemek ve sigorta başlangıç tarihini kuruma bildirmekle yükümlü oldukları,
Maddenin son fıkrasında; sigortalı işe giriş bildirgesinin şekli ve içeriği, bildirgenin verilme yöntemleri ve bu maddenin uygulanmasına ilişkin diğer usûl ve esasların Kurum tarafından çıkarılacak yönetmelikle düzenleneceği,
5510 sayılı kanunun “Bilgi ve belge isteme hakkı, bilgi ve belgelerin Kuruma verilme usûlü” başlıklı 100/3 maddesinde 17.04.2008 tarihinde yapılan değişiklikle
Sosyal Güvenlik Kurumu Görevlilerine yazılı olarak verilen işe giriş bildirgelerinin elektronik ortamda da verilebilmesi imkanının sağlandığı ve 100/3. maddesinin “Kurum, bu Kanun gereği verilecek her türlü belge veya bilginin internet, elektronik ve benzeri ortamda gönderilmesi hususunda, gerçek veya tüzel kişiler ile yazılı sözleşme ile yetki verilmiş gerçek veya tüzel kişilere izin vermeye, bu kişileri aracı kılmaya veya zorunlu tutmaya, kuruma verilmesi gereken her türlü belge, bildirge ve taahhütnamenin, gerçek ve tüzel kişiler ile tüzel kişiliği olmayan kurum ve kuruluşlara verilmesini mecbur kılmaya, söz konusu belgeleri diğer kamu idarelerine ait formlarla birleştirmeye ve bu belgeleri kamu idarelerinin elektronik bilgi işlem ortamından almaya, bu kişilere yapılacak bildirimleri kuruma verilmiş saymaya, bu kanunun uygulaması ile ilgili işveren, sigortalı ve diğer kurum, kuruluş ve kişilerin talepleri üzerine veya re’sen düzenleyeceği her türlü bilgi ve belgeyi bilgi işlem ortamında oluşturmaya, bu şekilde hazırlanacak olan bilgi ve belgelerin sadece internet ve benzeri iletişim ortamından ilgili kişilere verilmesini kararlaştırmaya yetkilidir. Elektronik ortamda hazırlanacak bilgi ve belgeler adli ve idari makamlar nezdinde resmi belge olarak geçerlidir.” biçiminde düzenlendiği,
Maddenin değişiklik gerekçesine baktığımızda da ; İşveren ve sigortalılar ile ilgili her türlü bilgi ve belgenin bilgi işlem ortamında oluşturulması hususunda kurum ve görevlilerinin yetkilendirildiği,
12.05.2010 tarihinde Resmi Gazete'de yayınlanarak yürürlüğe giren Sosyal Sigorta İşlemleri Yönetmeliği uyarınca : İşveren, alt işveren, sigortalı, genel sağlık sigortalısı, hak sahibi ve diğer ilgili kişi ve kuruluşlarca bu yönetmelikte belirtilen belgelerde yer alan bilgileri internet, elektronik ve benzeri ortamda kurumun veri tabanına aktarılmasını ve bu şekilde aktarılan bilgiler ve talepler ile kurumca yürütülen sosyal sigorta işlemleri sonuçlarından uygun görülenlerin işveren, sigortalı, hak sahibi ve diğer ilgili kişi ve kuruluşlara verilmesini sağlayan elektronik portalın kurum görevlilerince oluşturulduğu ve bu elektronik portalın yönetmeliğin 4. Maddesinde "e-sigorta" olarak tanımlandığı,
5510 sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanununun 107'nci maddesi hükmüne dayanılarak hazırlanan ve 12.05.2010 tarihli Resmi Gazetede yayınlanan Sosyal Sigorta İşlemleri Yönetmeliğinin "Sigortalılığın başlangıcı ve bildirim yükümlülüğü başlıklı 11. maddesinde "… (2) İşverenler, Kanunun 4'üncü maddesi birinci fıkrasının; (a) bendi kapsamında sigortalı sayılanları, çalışmaya başladıkları tarihten önce… Kuruma e-sigorta yoluyla bildirmekle yükümlüdür." şeklinde düzenleme yapılarak işe giriş bildirgelerinin Kuruma e-sigorta yoluyla bildirilme zorunluluğu getirildiği,
Aynı yönetmeliğin "Merkezi veri tabanının oluşturulması" başlıklı 6. Maddesinde "Sosyal sigorta işlemlerine ilişkin kayıtların elektronik ortamda tutulması esastır. Bu amaçla Kurumca…kayıtlarının elektronik ortamda tutulduğu merkezi bir veri tabanı oluşturulur." düzenlemesine yer verildiği anlaşılmaktadır.
Yukarıda izah ettiğimiz yasal düzenlemelere baktığımızda, Sosyal Güvenlik Kurumu ve Görevlilerinin, bu kanun gereği verilecek her türlü belge veya bilginin internet, elektronik ve benzeri ortamda gönderilmesi hususunda, gerçek veya tüzel kişiler ile yazılı sözleşme yapmaya, her türlü bilgi ve belgeyi bilgi işlem ortamında oluşturmaya, bu şekilde hazırlanacak olan bilgi ve belgelerin sadece internet ve benzeri iletişim ortamından ilgili kişilere verilmesini kararlaştırmaya yetkili olduğu,
Kurum görevlileri tarafından elektronik ortamda hazırlanacak bilgi ve belgelerin adli ve idari makamlar nezdinde resmi belge olarak geçerli olacağı, başlangıçta sosyal güvenlik kurumu görevlilerine yazılı olarak verilen işe giriş bildirgelerinin elektronik ortamda verilmesinin zorunluluk haline getirildiği,
İşveren tarafından kullanıcı adı, sistem şifresi ve işyeri şifresi kullanılarak düzenlenen e-beyan niteliğindeki işe giriş bildirgesinin işverence onaylanması ile kuruma ait olan ve kurum görevlilerince oluşturulup yönetilen bilgi işlem ortamının veri tabanında kayıtların oluştuğu, bu kayıtların 5510 sayılı kanunun 100/3. maddesindeki düzenlemeye göre resmi belge niteliğinde olduğu,
e- sigorta yoluyla verilen işe giriş bildirgelerindeki beyanın doğruluğu ve gerçek olup olmadığının sosyal güvenlik kurumu görevlilerince araştırılmadığı, beyanın tek başına hukuki değer taşıdığı,
Elektronik bilgi işlem ortamının oluşturulması, kayıtların düzenlenmesi, yürütülmesi, işletilmesi ve kontrol edilmesinin sosyal güvenlik kurumu görevlilerince gerçekleştirildiği göz önüne alındığında elektronik bilgi işlem ortamında işe giriş bildirgesi şeklinde düzenlenen beyanların sosyal güvenlik kurumu görevlilerine ve huzurlarına yapıldığı düşünülmelidir.
III- RESMİ BELGEDE SAHTECİLİK, ÖZEL BELGEDE SAHTECİLİK, YALAN BEYAN(BEYANDA SAHTECİLİK) ve BİLİŞİM SİSTEMİNE VERİ YERLEŞTİRME SUÇLARI:
a) Resmi belgede sahtecilik suçu TCK'nin 204. maddesinde "(1) Bir resmî belgeyi sahte olarak düzenleyen, gerçek bir resmî belgeyi başkalarını aldatacak şekilde değiştiren veya sahte resmî belgeyi kullanan kişi, iki yıldan beş yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır.
(2) Görevi gereği düzenlemeye yetkili olduğu resmi bir belgeyi sahte olarak düzenleyen, gerçek bir belgeyi başkalarını aldatacak şekilde değiştiren, gerçeğe aykırı olarak belge düzenleyen veya sahte resmi belgeyi kullanan kamu görevlisi üç yıldan sekiz yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır.
(3) Resmi belgenin, kanun hükmü gereği sahteliği sabit oluncaya kadar geçerli olan belge niteliğinde olması halinde, verilecek ceza yarısı oranında artırılır." şeklinde düzenlenmiştir.
Resmî belge, bir kamu görevlisi tarafından görevi gereği olarak düzenlenen yazıyı ifade etmektedir. Bu itibarla, düzenlenen belge ile kamu görevlisinin ifa ettiği görev arasında bir irtibatın bulunması gerekir.
Maddenin birinci fıkrasında düzenlenen resmi belgede sahtecilik suçu seçimlik hareketli bir suç olarak tanımlanmış olup, seçimlik hareketler resmî belgeyi sahte olarak düzenlemek, gerçek bir resmî belgeyi başkalarını aldatacak şekilde değiştirmek ve sahte resmî belgeyi kullanmaktır.
Maddenin ikinci fıkrasında, resmî belgede sahtecilik suçunun kamu görevlisi tarafından işlenmesi ayrı bir suç olarak tanımlanmaktadır. İkinci fıkrada tanımlanan suçun oluşması için failin kamu görevlisi olmasının yanı sıra, suçun konusunu oluşturan belgenin kamu görevlisinin görevi gereği düzenlemeye yetkili olduğu resmî bir belge olması gerekir. Bu bakımdan, resmî belgede sahteciliğin kamu görevlisi tarafından yapılmasına rağmen, düzenlenen sahte resmî belgenin kamu görevlisinin görevi gereği düzenlemeye yetkili olduğu bir belge olmaması hâlinde, bu fıkra hükmü uygulanamaz.
Öte yandan kamu görevlisinin gerçeğe aykırı belge düzenlemesi (içerik sahteciliği) eylemi maddenin ikinci fıkrasında seçimlik hareket olarak düzenlenmiştir. Belgenin içeriğinin doğru olmadığı durumlarda gerçeğe aykırı belgeden söz edilir. Bu içerik belgenin ispat edeceği hususlara ilişkin olmalıdır.
Burada belgeyi düzenleyenin kim olduğu bellidir ancak belgenin tevsik ettiği olay gerçek değildir. Kamu görevlisi şahit olduğu ve gözlemlediği bir olayı gerçeğinden farklı şekilde belgelendirmekte, gerçeğe aykırı belge düzenlemekte ya da huzurunda gerçekleşmeyen bir olayı gerçekleşmiş gibi yazmaktadır.
Gerçeğe aykırı belge düzenleme (içerik sahteciliği) eylemi yalnızca TCK'nin 204/2 maddesinde kamu görevlileri yönünden özgü suç olarak düzenlenmiştir.
b) Özel belgede sahtecilik suçu TCK'nin 207. Maddesinde " Bir özel belgeyi sahte olarak düzenleyen veya gerçek bir özel belgeyi başkalarını aldatacak şekilde değiştiren ve kullanan kişi, bir yıldan üç yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır.
Bir sahte özel belgeyi bu özelliğini bilerek kullanan kişi de yukarıdaki fıkra hükmüne göre cezalandırılır." şeklinde tanımlanmış olup, resmi belgede sahtecilik suçundan farklı olarak, bu suçun oluşması için özel belgenin kullanılması zorunludur.
Seçimlik hareketler ise özel belgeyi sahte olarak düzenlemek, gerçek bir özel belgeyi başkalarını aldatacak şekilde değiştirmek ve sahte özel belgeyi kullanmaktır.
"Özel belgede sahtecilikte içerik sahteciliğine yer verilmemiştir. Bunun nedeni ise bir kişinin irade beyanının tek başına hukuki sonuç doğurmayacağı düşüncesi olabilir." ( TOROSLU 2005-239)
"Özel belgenin içeriği itibarı ile gerçeği ifade etmemesi durumunda belgede sahtecilik gerçekleşmez ancak başka bir suç oluşabilir" ( ERMAN 3. Baskı 2010-494. sahife)
"Bilindiği üzere doktrinde sahtecilik suçları; maddi ve fikri sahtecilik olarak ikiye ayrılmaktadır. Maddi sahtecilik suçu, belgenin düzenleyen olarak görülen kişiden başka biri tarafından düzenlenmesi veya gerçek belgede değişiklik yapılmasıdır. Maddi sahteciliği oluşturan bu iki işleniş biçimi aynı zamanda; belgenin sahihliğine karşı işlenen suç olarak kabul edilir. Fikri sahtecilikte ise belgeyi düzenleyen olarak görünen kişi ile düzenleyen kişi aynıdır ve fakat sahtecilik eylemi; belgenin özüyle, fikri yapısı ve içeriği ile (gerçekliğiyle) ilgilidir. Örneğin sahte bir vasiyetname üretilmesi ile gerçek vasiyetnamenin bir şartının değiştirilmesi eylemleri maddi sahteciliktir. Buna karşın, bir noterin gerçekte meydana gelmeyen bir olayı, huzurunda meydana gelmiş gibi göstermesi veya tanık beyanlarını değiştirerek yazması halinde fikri sahtecilik bulunmaktadır." (Toroslu, Ceza Hukuku Özel Kısım, 2005, s. 228 vd.)
Kanaatimizce de; TCK'nin 204/2. maddesinde ‘gerçeğe aykırı belge düzenleme’ şeklinde tarif edilen içerik sahteciliği eylemine 204/1 ve 207/1. Maddelerinde yer verilmemiş olup, bu maddelerde yalnızca ‘belgeyi sahte olarak düzenleme, gerçek bir belgeyi başkalarını aldatacak şekilde değiştirme ve sahte olarak düzenlenen belgeyi kullanma" seçimlik hareketlerine yer verilerek maddi sahtecilik eylemleri düzenlenmiştir.
TCK'nin 207. Maddesinin gerekçesinde de belgenin sahte olarak düzenlenmesi hareketi açıklanırken; “özel belge esasında mevcut olmadığı hâlde, mevcutmuş gibi sahte olarak üretilmektedir” ifadesiyle eylemin maddi sahteciliği kapsadığı belirtilmiş olup, salt yalan beyanı içeren özel belgenin hukuken zarar olasılığı bulunmamakta, dolayısıyla yalan içeren özel yazılar özel belgede sahtecilik suçunun konusunu oluşturmamaktadır.
Buna karşın kanun koyucu özel belgede fikri sahtecilik sayılabilecek bir kısım eylemleri ise TCK'nin 206. Maddesinde (beyanda sahtecilik), 210/2. Maddesinde (kamu görevlisi olmayan sağlık mesleği mensuplarının sahte belge düzenlemesi), 213 sayılı V.U.K. 359/b maddesinde (sahte fatura düzenleme) ayrıca ve özel olarak düzenlemiştir.
5237 sayılı TCK'nin 207. Maddesinde düzenlenen özel belgede sahtecilik suçunda içerik sahteciliği (gerçeğe aykırı belge düzenleme) seçimlik hareket olarak düzenlenmediği göz önüne alındığında;
Mahiyeti itibari ile özel belge niteliğinde bulunan işe giriş bildirgelerinin imza kısımlarında sahtecilik (maddi sahtecilik) yapılmak sureti ile fiziki ( kağıt üzerinde ve maddi varlığı haiz, somut bir belge ) olarak düzenlenmesi halinde 5237 sayılı TCK'nin 207. maddesinde düzenlenen “özel belgede sahtecilik” suçu,
Fiziki olarak verilen işe giriş bildirgelerinin imza kısımlarının değilde içeriğinin sahte (yalan) olması halinde ise TCK'nin 206/1. maddesinde düzenlenen "resmi belgenin düzenlenmesinde yalan beyan" suçu oluşacaktır. (Y.11.C.D. 28.02.2019 tarih ve 2018/4004 Esas-2019/2115 Karar, 02.10.2018 tarih ve 2016/1436 Esas 2018/7538 Karar)
c) Resmi belgenin düzenlenmesinde yalan beyan suçu 5237 sayılı TCK'nin 206. maddesinde “Bir resmî belgeyi düzenlemek yetkisine sahip olan kamu görevlisine yalan beyanda bulunan kişi, üç aydan iki yıla kadar hapis veya adlî para cezası ile cezalandırılır” biçiminde düzenlenmiş olup, burada resmi belgeyi düzenlemek yetkisine sahip kamu görevlisine yalan bildirimde bulunulması eylemi cezalandırılmıştır.
Suçun oluşumu için kişinin beyanı üzerine düzenlenen resmî belgenin, bu beyanın doğruluğunu ispatlayıcı nitelikte de olması, beyanın doğruluğunun kamu görevlisi tarafından araştırılmasının zorunlu olmaması şarttır. Bir başka ifadeyle yetkili kamu görevlisinin failin açıklamalarına dayanarak ve bu beyanı araştırma yükümlülüğü olmaksızın resmi bir belgeyi düzenliyor olması gerekir.
Beyanın doğruluğu kamu görevlisi tarafından araştırıldığı durumlarda ise bu araştırma sonunda bildirimin gerçeğe uygun olmadığı belirlenecek ve kişinin beyanına itibar edilemeyeceğinden kişinin beyanını içeren belge ispat aracı olarak kullanılamayacak, anılan maddedeki suç oluşmayacaktır.
Kelime anlamı ile beyan, "söyleme, bildirme" anlamındadır. Bildirge anlamana gelen beyanname ise kişinin herhangi bir konu hakkında yaptığı yazılı beyandır. Örneğin; vergi beyannameleri, işe giriş bildirgeleri yazılı şekilde yapılan beyanlardır.
Yalan beyan suçunun konusunu, kamu görevlisi tarafından delil aranmaksızın, başkaca herhangi bir araştırma, inceleme ve işlem yapılmaksızın, doğrudan doğruya hukuksal sonuç doğuracak, delil aracı oluşturacak nitelikte ve resmi belgenin düzenlenmesine dayanak alınan beyan oluşturmaktadır.
Dolayısı ile kişinin beyanını ortaya koymak, açıklamak, bildirmek ve söylemek için tuttuğu tüm şekil ve yollar ister yazılı, ister sözlü, isterse elektronik ortamda olsun suçun konusunu oluşturabilir.
TCK'nin 206. maddesi ve gerekçesine baktığımızda kanun koyucunun resmi belgenin düzenlenmesi sırasında yapılacak beyanın şekli ve nasıl yapılacağı konusunda bir düzenleme ve sınırlama yapmadığı görülmektedir.
Yalan beyan, kamu görevlisine göreviyle ilgili resmi belgenin düzenlenmesi sırasında yapılmalıdır.Düzenlenen belge ile kamu görevlisinin yerine getirdiği görev arasında bir ilişkinin bulunması gerekir. Özel bir belgenin düzenlenmesi sırasında yalan beyanda bulunulması halinde ise yalan beyan suçu oluşmayacaktır.
Kamu görevlisi; kamusal faaliyetin yürütülmesine katılan kişi olup, beyanın yetkili kamu görevlisine yapılması gerektiği kavramından beyan sırasında mutlaka kamu görevlisinin huzurunda ve fiziki olarak bulunulması gerektiği anlamı çıkartılmamalıdır. Örneğin posta yolu ile bir yazılı beyan kamu görevlisine gönderilebilir ve kamu görevlisi posta yolu ile gelen bu yazılı beyana dayanarak resmi belge düzenliyor ise yalan beyan suçu oluşabilir.
Doktrinde de bir elektronik belgenin düzenlenmesi sırasında gerçeğe aykırı beyanda bulunulması halinde resmi belgenin düzenlenmesinde yalan beyan suçunun oluşacağı ileri sürülmüştür:
"Bir elektronik belgenin kişinin beyanına dayanılarak düzenlenmesi durumunda, bu belgeye ilişkin gerçeğe aykırı olarak beyanda bulunulması TCK m. 206’ta düzenlenen “resmi belgenin düzenlenmesinde yalan beyan” suçunu oluşturur. Bu noktada aslında elektronik belgeler bakımından özellik arz eden bir durum yoktur. Beyana dayanılarak hazırlanacak resmi belge ister bir elektronik belge, ister bir fiziki belge olsun buna ilişkin beyan niteliğinde olan elektronik bir formun gerçeğe aykırı olarak doldurulması durumunda resmi belgenin düzenlenmesinde yalan beyan suçu oluşacaktır. Burada önemli olan suça konu resmi belgenin ilgili kişinin beyanı esas alınarak düzenleneceği ve ilgilinin doğru beyanda bulunması yönünde açık bir kuralın bulunmasıdır.
Örneğin imar barışı olarak bilinen uygulama kapsamında yapı kayıt belgesi almak üzere yapılan elektronik başvuru bu şekildedir. İmar Kanunu’nun geçici 16. maddesi uyarınca yapı kayıt belgelerinin yapı sahibinin beyanına göre verileceği ve Yapı Kayıt Sistemine kaydedileceği belirtilmiştir. Yine aynı hüküm gereğince bu başvuruya ilişkin usul ve esasları belirlemekle yetkili Çevre ve Şehircilik Bakanlığı tarafından yapı kayıt belgesine esas olacak beyanların doğru olması zorunluluğu kuralı getirilmiş ve kamuya ilan edilmiştir. Çevre ve Şehircilik Bakanlığı tarafından düzenlenmiş yapı kayıt belgesi, güvenli elektronik imzalı olmayan ancak niteliği gereği imzasız düzenlenebilecek bir resmi elektronik belgedir. Bu belgenin düzenlenmesine dayanak teşkil eden bilgilerin sisteme yanlış girilmesi halinde bu suç oluşacaktır." (Doc.Dr.Murat Volkan Dülger Belgede Sahtecilik ve Vergi Suçları Sempozyumu Sahtecilik Suçlarında Belge Kavramı sayfa 176-177)
Yargıtay'da yalan beyan suçunun oluşması için; Bir kimsenin resmi bir belge düzenlenmesi sırasında, kendisinin veya başkasının kimlik ve sıfatı yahut mezkür varaka ile sıhhatı ispat olunacak diğer durumlar hakkında, kamu görevlisine karşı yalan beyanda bulunması, yalan beyanın resmi belge düzenleme yetkisine sahip kamu görevlisine yapılmış olması, kişinin beyanı üzerine düzenlenen resmî belgenin, bu beyanın doğruluğunu ispatlayıcı nitelikte olması, bir başka ifadeyle beyanın doğruluğunun kamu görevlisi tarafından araştırılmasının zorunlu olmaması ve beyan üzerine kamu görevlisi tarafından bir belgenin de düzenlenmesi gerektiğini kabul etmektedir. (C.G.K. 02.12.2014 tarih ve 2013/9 Esas, 2014/532 Karar)
Belgede sahtecilik suçunun bir türü olan yalan beyanda bulunulması ile oluşturulan resmi belgenin doğruyu yansıttığı düşünüldüğünde bu suçla korunan yarar kamu güvenidir. Burada kişinin gerçeğe aykırı beyanına dayanılarak düzenlenen belge gerçeği yansıtmamakta ise de kişinin yalan beyanda bulunması cezalandırılmaktadır. Failin amacı da gerçek dışı beyanda bulunmaktır.
Öte yandan kişinin yalan beyanda bulunması üzerine resmi belge düzenlenmesi nedeniyle eylemin resmi evrakta sahtecilik suçunu oluşturduğunun ileri sürülebilir ise de bu düşünce 5237 sayılı TCK'nin 206. maddesindeki resmi belgenin düzenlenmesinde yalan beyan suçu ile 268. Maddesinde düzenlenen başkasına ait kimlik veya kimlik bilgilerini kullanma suçunun işlenemez hale gelmesi sonucunu doğurur.
Her iki maddede tarif edilen eylemlerin resmi belge tanzim edilmesi sırasında işlenmesi şart olduğundan, eylemin resmi belgede sahtecilik suçunu oluşturduğunun kabul edilmesi halinde, kanunun amacına aykırı olarak 5237 sayılı Kanunun 206 ya da 268. madde hükümleri uygulanamaz hale gelir ki, bu görüşün kabulü mümkün değildir.(C….24.06.2014 tarih ve 2013/221 Esas,2014/214 Karar )
Kanaatimizce; 206. Maddenin uygulamasında kural olarak beyanın yazılı yada sözlü yapılabileceği kabul edilmiş ise de günümüzde bilgi-iletişim ve finansal teknoloji alanındaki hızlı gelişmeler ile elektronik belge uygulamalarında kat edilen mesafeler gözönüne alındığında elektronik bilgi işlem ortamında elektronik belge, elektronik beyanname, elektronik bildirge gibi yollarla da beyan yapılabileceği, elektronik bilgi işlem ortamında yapılacak sözlü ve yazılı beyanın da TCK'nin 206. maddesinde düzenlenen yalan beyan suçunun konusunu oluşturabileceği kabul edilmelidir.
Kanun koyucu beyanda bulunan kişinin kamu görevlisinin huzurunda bulunması şartını aramamış olup, önemli olan husus kişinin beyanının kamu görevlisi tarafından resmi belgenin düzenlenmesine esas alınmasıdır. Gerçeğe aykırı beyanın telefon, internet gibi sesli, görüntülü vb. iletişim sistemi aracılığı ile yapıldığı ve kamu görevlisinin de bu şekilde yapılan beyana dayanarak resmi belge düzenlemesi hallerinde (örneğin; UYAP sistemi aracılığı ile ve yine SEGBİS ortamında yapılan beyanlar) beyanın kamu görevlisinin huzuruna yapıldığı ve yalan beyan suçunun oluşacağı düşüncesindeyiz.
Kanun koyucunun 5510 sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanununun 107'nci maddesini dayanak alan Sosyal Sigorta İşlemleri Yönetmeliğinin 11. maddesinde sigortalı sayılanların e-sigorta yoluyla SGK bildirme/beyan yükümlülüğü getirdiği düşünüldüğünde; elektronik bilgi işlem ortamında düzenlenen işe giriş bildirgeleri elektronik ortamda düzenlenen yazılı beyan ve belge niteliğinde olup, TCK'nin 206. maddesinde düzenlenen yalan beyan suçunun konusunu oluşturabilecektir.
Mahiyeti itibari ile özel belge niteliğinde bulunan ve internet ortamında e-beyan şeklinde düzenlenen işe giriş bildirgelerinin, yetkili işveren tarafından gerçeğe aykırı olarak düzenlenmesi ve bu beyan esas alınarak kurum görevlilerince işletilen bilgi işlem sisteminin veri tabanında resmi belge niteliğinde kayıtların oluşması halinde 5237 sayılı TCK'nin 206/1. maddesinde düzenlenen "resmi belgenin düzenlenmesinde yalan beyan" suçu oluşacaktır.
Burada fail bilişim sistemi üzerinde işe giriş bildirgesini düzenlemeye ve sisteme veri yerleştirmeye yetkili olduğu gibi 5237 sayılı TCK'nin 204/1 ve 207/1 maddelerinde "gerçeğe aykırı belge düzenleme" (içerik sahteciliği) , 244/2 maddesinde "içerik itibari ile gerçek olmayan veri yerleştirme" eylemi seçimlik hareket olarak düzenlenmediği için "belgede sahtecilik" yada "bilişim sistemine veri yerleştirme" suçları oluşmayacaktır.
Nitekim Dairemizin 2018/4004 Esas, 2019/2115 Karar sayılı 28.02.2019 tarihli kararında ; "İşe giriş bildirgesinin e-bildirge şeklinde verilmesi durumunda, kurum tarafından bu bildirimlere istinaden düzenlenmiş belgelerin varlığı halinde eylemin TCK'nin 206/1. maddesinde düzenlenen resmi belgenin düzenlenmesinde yalan beyanda bulunma suçunu oluşturacağı" kabul edilmiştir.
d) Bilişim sistemindeki verileri bozma, yok etme , değiştirme, erişilmez kılma ve sisteme veri yerleştirme suçu TCK'nin 244/2 maddesinde; " Bir bilişim sistemindeki verileri bozan, yok eden, değiştiren veya erişilmez kılan, sisteme veri yerleştiren, var olan verileri başka bir yere gönderen kişi, altı aydan üç yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır. " şeklinde düzenlenerek bilişim sistemi ve sistemin işleyişine yönelik saldırıların önlenmesi amaçlanmış, sistemin soyut unsurlarına karşı işlenen zarar verici fiiller yaptırım altına alınmıştır.
Madde gerekçesinde ise; "Maddenin birinci fıkrasında bir bilişim sisteminin işleyişini engelleme, bozma, sisteme hukuka aykırı olarak veri yerleştirme, var olan verileri başka bir yere gönderme, erişilmez kılma, değiştirme ve yok etme fiilleri, suç olarak tanımlanmaktadır. Böylece sistemlere yöneltilen ızrar fiilleri özel bir suç hâline getirilmiştir" denilmek suretiyle, maddede düzenlenen suçun mala zarar verme suçunun özel bir görünüş biçimini oluşturduğu belirtilmiştir.
Esasen 244. Maddesindeki düzenleme ile bilişim sistemlerinin doğru ve işlevine uygun şekilde faaliyetine devam etmesi sağlanmak istenmiş olup, sistemin doğru ve işlevine uygun olarak faaliyetine engel olan fiiler bu madde kapsamında düznlenen suçu oluşturmakta, sistemin doğru ve işlevine uygun olarak faaliyetine engel oluşturmayan eylemler ise bu maddede düzenlenen suçu oluşturmamaktadır.
TCK’nin 244. maddenin 2. fıkrasındaki suçun faili, veriler üzerinde tasarruf yetkisine sahip olmayan kişi olup, sisteme veri yerleştirmeye yetkili olan kişinin gerçeğe aykırı veri yerleştirmesi eylemi 244 maddesi kapsamında suç olarak düzenlenmemiştir.
Madde kapsamındaki fiillerin haksız ve yetkisiz gerçekleştirilmesi aranırken ilgilinin rızası hukuka uygunluk nedenlerinden biridir. Yetkili kişi sisteme veri yerleştirilmesine veya diğer fiillere rıza göstermişse suç oluşmayacaktır.
Elektronik belgelerinde sahtecilik suçlarının konusunu oluşturabileceğini kabul ettiğimizde, haksız olarak elde ettiği şifre ile yetkisiz kişi tarafından internet ortamında e-bildirge şeklinde gerçeğe aykırı işe giriş bildirgesi düzenlenmesi ve ayrıca kuruma ait bilişim sistemine veri yerleştirilmesi halinde 5237 sayılı TCK'nin 212. Maddesinde düzenlenen gerçek içtima kuralı uyarınca 207/1. maddesinde düzenlenen "özel belgede sahtecilik" ve 244/2 maddesinde düzenlenen "bilişim sistemine veri yerleştirme" suçları ayrı ayrı oluşacak ise de ;
Y.C.G.K. 29.09.2020 tarih ve 2017 /1122 Esas, 2020 /381 Karar sayılı içtihadında "TCK'nın 244. maddesinin ikinci fıkrasındaki bu düzenlemenin elektronik belgelerde yapılacak sahtecilik eylemlerine ilişkin özel norm niteliğinde olduğu ve özel normun önceliği ilkesi gereğince de sanık hakkında genel normun değil özel normun uygulanması gerektiği hususları göz önünde bulundurulduğunda, sanığın eyleminin TCK’nın 204. maddesinin birinci fıkrasında yer alan resmî belgede sahtecilik suçuna göre özel norm niteliğinde olan aynı Kanun’un 244. maddesinin ikinci fıkrasındaki bilişim sistemine veri yerleştirme suçunu oluşturduğu" düşüncesi ile bu gibi durumlarda özel norm niteliğinde olan TCK'nin 244/2 maddesinde düzenlenen "bilişim sistemine veri yerleştirme" suçunun oluşacağını kabul etmiştir.
IV-SOMUT OLAY VE KANAATİMİZ:
İskan Biodizel Endüstri Bitkisel Pet. Ür. San. ve Tic. Ltd. Şti. yetkilisi olan (vekaleten) sanık …'un şirkete ait işyerinde …. isimli şahıslar çalışmadıkları halde 2007-2008-2009-2010 yılları içerisinde sanki işyerinde çalışıyormuş gibi göstererek birden fazla gerçeğe aykırı olarak işe giriş bildirgesi düzenleyip Sosyal Güvenlik Kurumuna internet ortamında e- bildirge şeklinde verdiği iddia ve kabul edilen somut olayda ise;
Sosyal Sigortalar Kurumu ile işyeri yetkilisi sanık Kıymet Dursun arasında imzalanan "e-bildirge sözleşmesi" gereğince İskan Biodizel Endüstri Bitkisel Pet. Ür. San. ve Tic. Ltd. Şirketi yetkili müdürü olarak işe giriş bildirgesi vermeye vekaleten sanık …'un yetkilendirildiği ve internet işlemlerinde kullanmak üzere "Kullanıcı Kodu" ve "Kullanıcı Şifresi" verildiği,
Sanık …'un ise şirkete ait işyerinde çalışmadıkları halde ….isimli şahıslar sanki iş yerinde çalışıyormuş gibi göstererek birden fazla gerçeğe aykırı olarak işe giriş bildirgesi düzenleyip Sosyal Güvenlik Kurumuna internet ortamında e- bildirge şeklinde verdiği,
e-bildirge şeklinde verilen işe giriş bildirgelerini düzenlemeye işverene vekaleten sanığın yetkili bulunması ve sisteme veri yerleştirmeye yetkili kişinin "gerçeğe aykırı veri yerleştirmesi" eyleminin TCK'nin 244/2. Maddesinde seçimlik hareket olarak düzenlenmemesi nedeni ile "sisteme veri yerleştirme" suçunun unsurlarının oluşmayacağı,
Yine 5237 sayılı TCK'nin 204/1 ve 207. maddelerinde içerik sahteciliğinin seçimlik hareket olarak düzenlenmediği ve suç olarak tanımlanmadığı dikkate alındığında; yetkili kişi tarafından düzenlenen ve fakat içeriği gerçeği yansıtmayan işe giriş bildirgeleri nedeni ile resmi belgede sahtecilik (204/1) ya da özel belgede sahtecilik (207/1) suçlarının da oluşmayacağı,
Ancak iş yeri yetkilisi (vekaleten) sanık … tarafından internet ortamında e-bildirge şeklinde düzenlenen ve mahiyeti itibari ile özel belge niteliğinde olan suça konu işe giriş bildirgelerinin işyeri yetkilisi tarafından düzenlenmesi nedeni ile maddi/fiziki sahteciliğin söz konusu olmadığı, bu durumda işe giriş bildirgelerinin beyan niteliğinde bulunduğu, e-bildirge şeklinde ki bu beyanlar üzerine Sosyal Güvenlik Kurumuna ait olan ve kurum görevlileri tarafından işletilen bilgi işlem ortamının veri tabanında 5510 sayılı kanunun 100/3. maddesi uyarınca resmi belge niteliğinde kabul edilen kayıtların oluştuğu,
Veri tabanında kayıtların oluşması sırasında e- beyanın doğruluğunun SGK görevlileri tarafından araştırılmadığı, ancak e-bildirge şeklinde düzenlenen bu beyanların gerçeği yansıtmadığı, iş yerinde çalışmayan kişilerin çalışıyormuş gibi gösterildiği, beyanın içeriğinin yalan olduğu hususları gözönüne alındığında, sanığın eyleminin resmi belgenin düzenlenmesinde yalan beyan suçunu oluşturacağı,
Sanığın yalan beyanda bulunması üzerine 5510 sayılı kanunun 100/3. maddesi uyarınca resmi belge niteliğinde kabul edilen kayıtların oluştuğu ve eylemin resmi evrakta sahtecilik suçunu oluşturduğu ileri sürülebilir ise de ; bu düşünce 5237 sayılı TCK'nin 206. maddesindeki resmi belgenin düzenlenmesinde yalan beyan suçunu işlenemez hale gelmesi sonucunu doğurur. Yalan beyan suçunun resmi belge tanzim edilmesi sırasında işlenmesi şart olduğundan, eylemin resmi belgede sahtecilik suçunu oluşturduğunun kabul edilmesi halinde, kanunun amacına aykırı olarak 5237 sayılı Kanunun 206. madde hükümleri uygulanamaz hale gelir ki, bu görüşün kabulü mümkün değildir.
Öte yandan 5271 sayılı CMK'nin 225. maddesi gereğince hükmün konusu duruşmanın neticesine göre iddianamede anlatılan fiilden ibaret olup, sanık hakkında düzenlenen iddianamede "suç tarihleri arasında fiilen , eylemli olarak suç adresindeki şirkette çalışmadıkları halde, Kıymet Dursun dışındaki şüphelileri internet ortamında sahte sigorta bildirim formları ile sigortalı göstererek/göstettirerek, bir kısım şüphelilerin haksız olarak müşteki kurumdan sağlık yardımı alarak, tüm şüphelilerin , kamu kurumuna ibraz edilerek resmi olarak sigortalılığı başlatan dolayısıyla resmi belge niteliğindeki sigorta bildirim formlarının içeriğinde sahtecilik yaparak veya yaptırarak ya da yapılan sahteciliği bilerek ve bu belgeleri kamu kurumları nezdinde kullanarak" şeklinde iddiada bulunularak sanığın gerçeğe aykırı yalan beyanının cezalandırılması istenmiştir. Sosyal Güvenlik Kurumuna ait olan ve kurum görevlileri tarafından işletilen bilgi işlem ortamının veri tabanında resmi belge niteliğinde kabul edilen kayıtların sahte olarak düzenlendiğine yönelik bir iddiada bulunulmamış ve dava açılmamıştır.
Somut olayda, işyeri yetkilisi sanık …'un amacı da çalışmayan kişiyi çalışıyormuş gibi gerçek dışı beyanda bulunmaktır. Sanığın gerçeğe aykırı bu beyanına dayanılarak bilişim sisteminde oluşturulan veriler gerçeği yansıtmamakta ise de burada sanığın yalan beyanda bulunması cezalandırılmaktadır.
İskan Biodizel Endüstri Bitkisel Pet. Ür. San. ve Tic. Ltd. Şirketi yetkilisi (vekaleten) sanık …'un ; Sosyal Güvenlik Kurumuna ait olan ve kurum görevlileri tarafından işletilen bilgi işlem ortamının veri tabanında resmi belge niteliğinde kabul edilen kayıtların düzenlenmesine esas olmak üzere e-sigorta portalından e-beyan şeklinde işe giriş bildirgesi düzenleyip çalışmayan kişiyi çalışıyormuş gibi beyanda bulunmak şeklinde sübut bulan eyleminin 5237 sayılı TCK'nin 206 maddesinde düzenlenen "resmi belgenin düzenlenmesinde yalan beyan" suçunu oluşturacağından beraat kararının bozulması gerektiği düşüncesi ile sayın çoğunluğun eylemin suç oluşturmadığına ilişkin onama düşüncesine katılmıyorum.18.03.2021
Yargıtay Ceza Genel Kurulu, E. 2017/1122, K. 2020/381Kaynağı aç
Ceza Genel Kurulu         2017/1122 E.  ,  2020/381 K.
"İçtihat Metni"
Kararı Veren
Yargıtay Dairesi : 11. Ceza Dairesi
Mahkemesi :Asliye Ceza
Sayısı : 71-519
Sanık …'ın bilişim sistemine veri yerleştirme suçundan TCK'nın 244/2-3, 43, 62 ve 51/1-3. maddeleri uyarınca 10 ay hapis cezası ile cezalandırılmasına ve cezanın ertelenmesine ilişkin Gaziantep 8. Asliye Ceza Mahkemesince verilen 09.12.2009 tarihli ve 798-1352 sayılı hükmün sanık müdafisi ve katılan kurum vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine dosyayı inceleyen Yargıtay 8. Ceza Dairesince 12.12.2013 tarih ve 31922- 29069 sayı ile;
"5510 sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanunu'nun 100. maddesinde yer alan 'Elektronik ortamda hazırlanacak bilgi ve belgeler adli ve idari makamlar nezdinde resmî belge olarak geçerlidir.' şeklindeki düzenleme karşısında sanığın bir başkasına ait şifreyi kullanarak çalışmayan kişilerin çalışmaya başladıkları yönünde e-bildirge hazırlaması şeklindeki eyleminin resmî evrakta sahtecilik suçunu oluşturup oluşturmayacağı tartışılmadan yazılı şekilde karar verilmesi," isabetsizliğinden bozulmasına karar verilmiştir.
Bozmaya uyularak yapılan yargılama sonucunda Gaziantep 8. Asliye Ceza Mahkemesince 30.10.2014 tarih ve 71-519 sayı ile; sanığın TCK’nın 204/1, 43/1, 62/2 ve 53. maddeleri uyarınca 2 yıl 1 ay hapis cezası ile cezalandırılmasına ve hak yoksunluğuna karar verilmiş, bu hükmün de sanık müdafisi ve katılan kurum vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine dosyayı inceleyen Yargıtay 11. Ceza Dairesince 13.09.2017 tarih ve 13703-5542 sayı ile;
"I-) Sanığın Sosyal Güvenlik Kurumuna e-bildirge ile bilgisayar ortamında sahte işe giriş bildirgesi düzenleyerek iş yerinde çalışmayan kişileri sigortalı olarak gösterdiği iddiasıyla açılan kamu davasında; e-bildirge, imza ve şifre ile bilgisayar ortamında işe giriş bildirgelerinin verilmesi eyleminde, sahte oluşturulmuş maddi varlığı haiz, somut bir belge olmadığı, eylemin bu hâli ile TCK'nın 244. maddesi 2. fıkrasında yazılı sisteme veri yerleştirme suçunu oluşturduğu gözetilmeden suç vasfında yanılgı ile yazılı şekilde resmî belgede sahtecilik suçundan hüküm kurulmuş olması,
II-) Kabule göre de;
1-) Bozma öncesi verilen 09.12.2009 tarihli ilk hükmün katılan vekili tarafından vekalet ücretine hasren temyiz edildiği ve bozma sonrası sanığın kazanılmış hakkı doğduğu hâlde CMUK’nın 326/son maddesine aykırı davranılarak sanık hakkında daha ağır cezaya hükmolunması yasaya aykırı,
2-) 5237 sayılı TCK’nın 53. maddesine ilişkin uygulamanın Anayasa Mahkemesinin 08.10.2015 tarih 140-85 sayılı iptal kararı ile birlikte yeniden değerlendirilmesinde zorunluluk bulunması," nedenleriyle bozulmasına karar verilmiştir.
Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı ise 05.10.2017 tarih ve 14853 sayı ile;
"…Haksız olarak elde ettiği şifre ile elektronik ortamda … sitesine giriş yapılarak çalışmayan kişileri çalışıyor göstermekten ibaret eylemin, aynı zamanda kamu kurumu olan Sosyal Güvenlik Kurumuna ait bilişim sistemine veri yerleştirme olarak kabulü ve bu itibarla eylem neticesi zararın bulunmadığına ilişkin iddianamedeki tespit de nazara alındığında, sanığın eyleminin TCK'nın 244/2-3 madde ve fıkraları kapsamında kalabileceği değerlendirilebilir ise de;
Sanık tarafından özel belge olarak tanzim edilip kurum kayıtlarına alınan işe girişe ilişkin e-bildirgelerin 5510 sayılı Kanun'un 100. maddesinde yer alan özel düzenleme nedeniyle SGK nezdinde resmî belge olarak geçerli olduğu ve kurumun kendi Kanunu'ndaki bu özel düzenleme karşısında, sanığın kanıtlanan eyleminin TCK'nın 204. maddesi kapsamında kaldığı kabul edilmelidir." görüşüyle itiraz kanun yoluna başvurmuştur.
CMK'nın 308. maddesi uyarınca inceleme yapan Yargıtay 11. Ceza Dairesince 23.10.2017 tarih ve 14849-6936 sayı ile; itiraz nedenlerinin yerinde görülmediğinden bahisle Yargıtay Birinci Başkanlığına gönderilen dosya, Ceza Genel Kurulunca değerlendirilmiş ve açıklanan gerekçelerle karara bağlanmıştır.
TÜRK MİLLETİ ADINA
CEZA GENEL KURULU KARARI
Özel Daire ile Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı arasında oluşan ve Ceza Genel Kurulunca çözümlenmesi gereken uyuşmazlık; sanığın eyleminin nitelendirilmesine ilişkin ise de yapılan müzakere esnasında Ceza Genel Kurulu Üyesi … tarafından ileri sürülmesi üzerine Yargıtay İç Yönetmeliği'nin 27. maddesi uyarınca öncelikle; sanığın suç tarihinde şikâyetçi …'in yanında çalışıp çalışmadığına yönelik eksik araştırmaya dayalı olarak hüküm kurulup kurulmadığı hususu değerlendirilmiştir.
İncelenen dosya kapsamından;
Mali müşavir olan şikâyetçi …’e ait büroda suç tarihinde çalışan ve daha sonra bu iş yerinden ayrılan sanık …’ın, büronun müşterilerinden olan katılan …’e ait … Kuyumculuk isimli iş yerinde gerçekte çalışmamalarına rağmen çalışıyorlarmış gibi … isimli kişiler hakkında haksız elde ettiği şifreler aracılığıyla işe giriş bildirgeleri (elektronik bildirge) düzenlediği iddiası ile kamu davası açıldığı,
… sistemi üzerinden alınan ve dosya içerisinde yer alan sigortalı işe giriş bildirgeleri çıktılarına göre; … isimli kişilerin, katılan …’e ait … Kuyumculuk isimli iş yerinde çalışıyorlarmış gibi sistem üzerinden sigortalı işe giriş bildirgelerinin düzenlendiği, belgelerde herhangi bir imzanın yer almadığı,
Gaziantep Sosyal Güvenlik İl Müdürlüğünün 01.06.2009 tarihli yazısında; … Kuyumculuk isimli iş yerinde katılan …’in bilgisi dışında sigortalı gösterilenlerin sigortalılıklarının iptal edildiği ve olayın zamanında fark edilmesi nedeniyle herhangi bir kurum zararının oluşmadığı bilgilerine yer verildiği,
Anlaşılmaktadır.
Şikâyetçi …; mali müşavir olduğunu, mükelleflerle aralarında yaptığı sözleşmelere istinaden SGK tarafından mükelleflere verilen şifrelerin kendisine teslim edildiğini, bu şekilde 17 sigortalı şirketin muhasebesini tuttuğunu, sanık …’ın da stajyer muhasebeci olarak 2008 yılının 6. ayına kadar iş yerinde çalıştığını, bu sebeple mükelleflere ait elektronik bildirge şifrelerini bildiğini, … Kuyumculuk isimli iş yerinin Ekim-2008 dönemine ait iş yeri çalışanlarının primlerini sistem üzerinden göndermek istediklerinde şifrenin çalışmadığını anladığını, bu hususu SGK’ya bildirdiklerini ve … Kuyumculuk isimli iş yerine yeni şifre verildiğini, 29.11.2008 tarihinde yeni şifre ile sisteme giriş yaptıklarında adı geçen firmada çalışıyormuş gibi gösterilen ancak daha önceden hiç çalışmayan … isimli şahısların veri girişinin yapıldığını tespit ettiklerini, çalışanı tanık …’ın sigortalı işe giriş bildirgeleri verilenlerden …’ın daha önceden iş yerinde çalışan sanığın amcası olduğunu söylemesiyle bu işlemleri sanığın gerçekleştirdiğini değerlendirdiklerini, ertesi gün tanık…’ın sanıkla görüştüğünde sanığın bu işlemleri kendisinin yaptığını ve işlem başı 170 TL para aldığını tanık…’a söylediğini öğrendiğini, … Kuyumculuk isimli iş yerinin bu olay nedeniyle 15.000 TL zararının olduğunu,
Katılan …; … Kuyumculuk isimli iş yerinin sahibi olduğunu, iş yerine ilişkin muhasebe işlemlerinin şikâyetçi … tarafından yerine getirildiğini, …'in telefonla arayarak muhasebe kayıtlarında sorun olduğunu, SGK’nın vermiş olduğu şifrenin çalışmadığını ve yeni şifre almaları gerektiğini söylediğini, bunun üzerine Gaziantep Sosyal Sigortalar Müdürlüğüne giderek yeni şifre aldığını, yeni şifre ile firmasına ait çalışan listesini sorguladığında, iş yerinde daha önceden çalışmayan ve tanımadığı … isimli şahısların iş yerinde çalışıyorlarmış gibi veri girişlerinin yapıldığını tespit ettiğini, bilgisi ve rızası dışında firmasına ait elektronik bildirge şifresini kullanmak suretiyle SGK’nın sistemine veri girişi yapan sanık …’dan şikâyetçi olduğunu, yaklaşık 15.000 TL zararının oluştuğunu,
Tanık …; şikâyetçi …’in iş yerinde yaklaşık 14 yıldır çalıştığını, katılan …’in ise işvereninin mükellefi olduğunu, iş yerinde mükelleflere ait elektronik bildirge işlemlerini genellikle kendisinin yaptığını, 28.11.2008 tarihinde mükelleflerinden … Kuyumculuk isimli firmanın elektronik bildirgesini göndermek istediğinde şifresi ile işlem yapamadığını, bunun üzerine mükellefle birlikte SGK’ya başvurduklarını, katılan …’e yeni bir şifre verildiğini, yeni şifre ile sisteme girdiğinde iş yerinde daha önceden çalışmayan ve tanımadığı … isimli şahısların iş yerinde çalışıyorlarmış gibi veri girişlerinin yapıldığını tespit ettiklerini, bu şahıslardan birisinin adının … olduğunu görünce bu şahsın daha önce birlikte çalıştıkları sanık …’ın akrabası olabileceğini düşündüğünü, sanığa telefon ettiğini, sanığın önce inkar ettiğini ancak ertesi gün sanıkla görüştüğünde, sanığın bu işlemleri kredi borcu olması nedeniyle para karşılığında yaptığını, … isimli şahsın da amcası olduğunu kendisine söylediğini,
Tanık …; şikâyetçi …’in muhasebe bürosunun bulunduğu iş merkezinin temizlik işlerini yaptığını, şikâyetçi …'ın yanında çalışması nedeniyle tanıdığı sanığa yeğenleri… ve…’nı bir yerde sigortalı olarak işe başlatıp başlatamayacağını sorduğunu, sanığın da yardımcı olabileceğini, sigorta işlemlerini yapabileceğini, bunun için 450 TL vermesi gerektiğini söylediğini, kendisinin de bunu kabul ederek 400 TL verdiğini, daha sonra sanığın da yeğenlerini sigortalı olarak işe başlattığını söylediğini, sanığın birkaç kişiyi daha bu şekilde sigortalı işe başlattığını sonradan öğrendiğini, sanığın yeğenlerini sahte olarak işe başlattığını bilmediğini,
Hakkında kovuşturmaya yer olmadığına dair ek karar verilen… soruşturma aşamasında şüpheli sıfatıyla verdiği ifadesinde; 2008 yılı içinde yeni yasanın çıkacak olması nedeniyle sigortalı olarak işe başlamalarının ileride avantaj sağlayacağını basından takip ettiğini, bunun üzerine teyzesi tanık … ile görüştüğünü, teyzesinin muhasebeci tanıdığı olduğunu, sigortalı olarak işe başlatabileceğini söylemesi üzerine kendisinin ve kardeşi… …’nın bu teklifi kabul ettiklerini, muhasebecinin kendilerinden 400 TL aldığını ve sigorta işlemlerini yaptığını söylediğini, daha sonra sigortacının gönderilen paranın eksik olduğunu, 200 TL daha göndermeleri gerektiğini söylediğini, ancak internette kayıtlarını göremeyince bu parayı göndermediklerini, daha sonra bu işlemleri sanık …’ın yaptığını öğrendiklerini, kendisinin ve kardeşi…’in … Kuyumculuk isimli iş yerinde çalışmadıklarını, bu iş yerinin nerede ve sahibinin kim olduğunu bilmediklerini, teyzesi …’un daha detaylı bilgi verebileceğini,
Hakkında kovuşturmaya yer olmadığına dair ek karar verilen… … soruşturma aşamasında şüpheli sıfatıyla verdiği ifadesinde; 2008 yılının Eylül veya Ekim aylarında kardeşi…’ın kendilerini sigortalı yaptıracağından bahisle nüfus cüzdanı fotokopisini istediğini, kendisinin bu işlerle hiç ilgilenmediğini, sonradan bir iş yerinde çalışıyormuş gibi gösterildiğini öğrendiğini, … Kuyumculuk isimli iş yerinde çalışmadığını, bu işlemleri kardeşi… ve teyzesi tanık …’nin takip ettiğini, bu kişilerin daha detaylı bilgi verebileceğini,
Hakkında kovuşturmaya yer olmadığına dair ek karar verilen… soruşturma aşamasında şüpheli sıfatıyla verdiği ifadesinde; bir muhasebe bürosunda çalıştığını, 2008 yılı Ekim ayı içerisinde daha önceden tanıdığı ve muhasebeci olarak bildiği sanık …’ın kendisini arayarak sigortalı çalışan olmak isteyen kimsenin olup olmadığını sorduğunu, sanığa niye böyle birilerini aradığını sorduğunda, sanığın da şahısların kendi primlerini ödemeleri hâlinde belirli iş yerlerinde sigortalı çalışan olarak gösterebileceğini söylediğini, bunun üzerine kendisi ile birlikte … ve …’in isimlerini ve gerekli evrakları verdiğini, sanığa kişi başı 170 TL ödediğini, kendilerinin … Kuyumculuk isimli iş yerinde hiç çalışmadıklarını, sanığın işe girişlerini yaptığını ancak bu iş yerini hiç görmediklerini, sahibini tanımadıklarını, ayrıca 1 ay sonra da işlemlerinin iptal edildiğini, daha sonra sanıkla konuştuğunda sanığın, iş yerinden sorunlu ayrıldığı için kendisi gibi başkalarını da sigortalı yaparak iş yerinde problem çıkartmaya çalıştığını söylediğini,
Hakkında kovuşturmaya yer olmadığına dair ek karar verilen … soruşturma aşamasında şüpheli sıfatıyla verdiği ifadesinde; bakkallık yaptığını, herhangi bir sosyal güvencesinin bulunmadığını, halasının oğlu olan…’un kendisini aradığını, primleri dışarıdan yatırarak bir arkadaşının kendilerini sigortalı yapabileceğini söylediğini, kendisinin de kabul ettiğini, …’a nüfus cüzdanı fotokopisini verdiğini, …’un da sanığa bu belge ile bir miktar para verdiğini ve sigorta başlangıçlarının yapıldığını, ancak nerede başlatıldığını bilmediğini, bu arada bir defa SGK hizmetlerinden faydalandıklarını, daha sonra sigortalılıklarının iptal edildiğini öğrendiğini, sigorta yaptıran şahsı görmediğini ve tanımadığını, bu şahsı halasının oğlu …’un tanıdığını, bu işlerle alakasının olmadığını,
Hakkında kovuşturmaya yer olmadığına dair ek karar verilen … soruşturma aşamasında şüpheli sıfatıyla verdiği ifadesinde; eşine ait iş yerinin muhasebe kayıtlarını tutan… isimli şahısla 2008 yılı Ekim ayında yaptıkları bir konuşmada emekliliğine 6 ay kaldığını söylediğini, bunun üzerine …’un da "Abi seni bir iş yerinde sigortalı olarak gösterelim, emekli ol." dediğini ve kendisinin de kabul ettiğini, …’a 170 TL verdiğini, aradan bir süre geçtikten sonra internette yaptığı sorgulama sonucunda primlerinin yatırılmadığını görünce … isimli şahsa bu hususu sorduğunu, … araştırıp döndüğünde kendisine sigorta işlemini yapan arkadaşının işten ayrıldığını ve patronundan habersiz bu işlemi yaptığını, daha sonra da primlerin iptal edildiğini söylediğini, hatta 170 TL'yi kendisine iade ettiğini, … Kuyumculuk isimli iş yerinde çalışmadığını,
İfade etmişlerdir.
Sanık Kollukta ve 12.11.2009 tarihinde Mahkemede; ticaret lisesi mezunu olduğunu, şikâyetçi …'in iş yerinde yaklaşık 2 sene kadar çalıştıktan sonra suç tarihinden önce bu iş yerinden ayrıldığını, yaptıkları iş nedeniyle şikâyetçinin mükelleflerine SGK tarafından verilen elektronik bildirge şifrelerini bildiğini, çıkan Yasa ile sigorta başlangıcı yapılan kişilerin emeklilikte avantajlı hâle geldiğini öğrendiğini, maddi durumu iyi olmadığından şikâyetçinin iş yerinden ayrıldıktan sonra şikâyetçinin mükelleflerinden katılan …’e ait şifreyi kullanarak…, …, … isimli şahısları 510 TL karşılığında elektronik bildirge yöntemiyle katılan …’e ait … Kuyumculuk isimli iş yerinde işe başlamış olarak gösterdiğini, 510 TL parayı…’tan aldığını, yine aynı iş yerinde… ve… … isimli şahısları 340 TL para karşılığında sigortalı hâle getirdiğini, bu kişilerin parasını da … isimli şahıstan aldığını, ayrıca amcası …’ı da aynı iş yerinde elektronik bildirge şifresiyle sigortalı yaptığını, amcasından da 170 TL aldığını, bu durumun anlaşılacağı düşüncesiyle … tarafından verilen şifreyi de değiştirdiğini, olayın ortaya çıkması sonrasında aldığı paraları şahıslara iade ettiğini, para kazanmak için böyle bir şey yaptığını, sonra yanlış olduğunu anladığını, pişman olduğunu,
Bozmadan sonra 19.06.2014 tarihinde Mahkemede verdiği ifadesinde ise; patronu olan şikâyetçi …’in talimatıyla fiilen çalışmayan kişiler hakkında elektronik bildirge düzenlediğini, sigortalı yaptığı şahısların çalışıp çalışmadıkları hakkında şikâyetçinin kendisine bir bilgi vermediğini, sadece "bu şahısların girişlerini yap" diye talimat verdiğini, kendisinin de bu şekilde işlemleri yaptığını,
Savunmuştur.
Uyuşmazlık konularının ayrı ayrı değerlendirilmesinde fayda bulunmaktadır.
1- Sanığın suç tarihinde şikâyetçi …'in yanında çalışıp çalışmadığına yönelik eksik araştırmaya dayalı olarak hüküm kurulup kurulmadığı;
Mali müşavir olan şikâyetçi …’in bürosunda çalışması nedeniyle mükelleflere ait elektronik bildirge şifrelerini bilen sanık …’ın, katılan …’e ait şifreyi onun bilgisi dışında kullanarak … Kuyumculuk isimli iş yerinde gerçekte çalışmayan … isimli kişileri sanki bu iş yerinde çalışıyorlarmış gibi gösterip haklarında gerçeğe aykırı elektronik işe giriş bildirgeleri düzenlediği olayda; şikâyetçi …’in, sanık …’ın 2008 yılının 6. ayına kadar yanında çalıştığını beyan etmesi, hakkında kovuşturmaya yer olmadığına dair ek karar verilen…'un, sanığın iş yerinden sorunlu ayrıldığı için kendisi gibi başkalarını da sigortalı yaparak iş yerinde problem çıkartmaya çalıştığını söylediğini ifade etmesi, sanığın da bozma öncesindeki aşamalarda suç tarihinden önce şikâyetçinin yanından ayrıldığını savunması, bozma sonrasındaki savunmasının kendisini suç ve cezadan kurtarmaya yönelik olması, işe giriş bildirgelerinin ise 2008 yılının Eylül ve Ekim aylarında düzenlenmiş olması hususları birlikte göz önünde bulundurulduğunda, sanığın suç tarihinde şikâyetçinin yanında çalışmadığı ve eksik araştırmaya dayalı olarak hüküm kurulmadığı kabul edilmelidir.
Çoğunluk görüşüne katılmayan Ceza Genel Kurulu Üyesi …; "Sayın çoğunluğun tarafımdan ön sorun olarak ileri sürülen eksik araştırma ile hüküm kurulmadığı yönündeki kararına katılmak mümkün bulunmamıştır, Zira;
İddianamede sanığın eylemi '… yanında suç tarihinde çalışan ve müteakiben bu iş yerinden ayrılan şüphelinin çalışmış bulunduğu dönem içerisinde haklarında ek takipsizlik kararı verilen kişileri iş yeri ile herhangi bir iş akti ile çalışmadıkları halde ihbar edenlerden … isimli kişinin iş yerinde çalışıyormuş gibi e- bildirge sistemi ile haksız elde ettiği şifreler ile iletişim sistemine müdahale ederek sisteme gerçeğe aykırı veri yüklemesi gerçekleştirmek suretiyle atılı eylemi gerçekleştirdiği' şeklinde nitelenmiştir.
Sanık bozmadan önceki savunmasında sisteme veri girişini …'in yanından ayrıldıktan sonra önceden öğrendiği şifre ile veri girişi yaptığını belirtmesine rağmen bozmadan sonraki savunmasında ise eylemi … Hösüklerin talimatıyla yanında çalıştığı dönem içinde gerçekleştirdiğini savunmuştur.
Yerel Mahkeme kabulünde iddianame gibi çalıştığı dönem içinde veri girişi yaptığı kabul edilmiştir.
Veri girişlerinin tarihleri dosyadan anlaşılmasına rağmen sanığın … yanında hangi tarihler arasında çalıştığı hususunda ilgili kurumdan araştırma yapılarak duraksamaya yer vermeden bu tarih tespit edilmemiştir.
Veri girişi suçunda hukuka aykırı veri girişi yapılmasının suçun unsuru olduğu ve …'in yanında çalıştığı dönem içinde çalışanlara şifreyi vererek veri girişi yapmakla yetkilendirdiği beyanı ve iddianamedeki anlatımda nazara alındığında, yalnızca sanığın sonradan döndüğü savunmasına dayanılarak veri girişinin çalıştığı dönemden sonra yapıldığı kabulü ile buna göre hukuki durumunun tayini duraksamaya yer verdiğinden, ön sorun olarak ele alınan eksik araştırmanın var olduğu kanaati ile sayın çoğunluğun kararına katılmam mümkün bulunmamıştır." düşüncesiyle karşı oy kullanmıştır.
2- Ön sorunun bu şekilde çözümlenmesinden sonra, sanığın eyleminin niteliğinin belirlenmesine ilişkin olarak;
Uyuşmazlığın isabetli bir hukuki çözüme kavuşturulabilmesi bakımından, öncelikle resmî belgede sahtecilik ve sistemi engelleme, bozma, verileri yok etme veya değiştirme suçları üzerinde durulması gerekmektedir.
Resmî belgede sahtecilik suçu TCK’nın 204. maddesinde;
"(1) Bir resmî belgeyi sahte olarak düzenleyen, gerçek bir resmî belgeyi başkalarını aldatacak şekilde değiştiren veya sahte resmî belgeyi kullanan kişi, iki yıldan beş yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır.
(2) Görevi gereği düzenlemeye yetkili olduğu resmi bir belgeyi sahte olarak düzenleyen, gerçek bir belgeyi başkalarını aldatacak şekilde değiştiren, gerçeğe aykırı olarak belge düzenleyen veya sahte resmi belgeyi kullanan kamu görevlisi üç yıldan sekiz yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır.
(3) Resmi belgenin, kanun hükmü gereği sahteliği sabit oluncaya kadar geçerli olan belge niteliğinde olması halinde, verilecek ceza yarısı oranında artırılır." şeklinde düzenlenmiş olup maddenin gerekçesi ise;
"Maddede, resmî belgede sahtecilik suçu tanımlanmıştır.
Suçun konusu resmî belgedir.
Belge, eski dilimizdeki ‘evrak’ kelimesi karşılığında kullanılmakta olup, yazılı kağıt anlamına gelmektedir. Bu bakımdan, yazılı kağıt niteliğinde olmayan şey, ispat kuvveti ne olursa olsun, belge niteliği taşımamaktadır.
Kağıt üzerindeki yazının, anlaşılabilir bir içeriğe sahip olması ve ayrıca, bir irade beyanını ihtiva etmesi gerekir.
Bu yazının belli bir kişiye veya kişilere izafe edilebilir olması gerekir. Ancak, bu kişilerin gerçekten mevcut kişiler olması gerekmez. Bu itibarla, gerçek veya hayalî belli bir kişiye izafe edilemeyen yazılı kağıt, belge niteliği taşımaz. Kağıt üzerindeki yazının belli bir kişiye izafe edilebilmesi için, bu kişinin ad ve soyadının kağıda eksiksiz bir şekilde yazılması ve kağıdın bu kişi tarafından imzalanmış olması şart değildir.
Ancak, bazı belgeler (örneğin poliçe gibi kambiyo senetleri) açısından, belge üzerinde kişinin kendi el yazısı ile imzasının atılmış olması gerekir. Zira, imza, ilgili kambiyo senedinin zorunlu şekil şartını (kurucu bir unsurunu) oluşturmaktadır.
Bir kişinin, düzenlediği belgeye başkasının adını yazması ve belgeyi imzalaması durumunda da bir belge vardır; ancak, bu belge sahtedir. Belge altında adı yazılan ve adına imza konulan kişi, gerçek veya hayali bir kişi olabilir. Bunun, belgenin varlığına bir etkisi bulunmamaktadır.
Bir belgeden söz edebilmek için, kağıt üzerindeki yazının içeriğinin hukukî bir kıymet taşıması, hukukî bir hüküm ifade eylemesi, hukukî bir sonuç doğurmaya elverişli olması gerekir.
Resmî belge, bir kamu görevlisi tarafından görevi gereği olarak düzenlenen yazıyı ifade etmektedir. Bu itibarla, düzenlenen belge ile kamu görevlisinin ifa ettiği görev arasında bir irtibatın bulunması gerekir. Bu itibarla, bir kamu kurumu ile akdedilen sözleşme dolayısıyla özel hukuk hükümlerinin uygulama kabiliyetinin olması hâlinde dahi, resmî belge vardır. Çünkü sözleşme, kamu kurumu adına kamu görevlisi tarafından imzalanmaktadır.
Ayrıca belirtilmelidir ki, her ne kadar, belgeden söz edilen durumlarda yazılı bir kağıdın varlığı gerekli ise de; bazı durumlarda belgenin varlığını kabul için, yazının kağıt üzerinde bulunması gerekmez. Bir metal levha üzerine yazı yazılması hâlinde de belgenin varlığını kabul etmek gerekir. Bu itibarla, araç plakaları da resmî belge olarak kabul edilmek gerekir.
Söz konusu suç, seçimlik hareketli bir suç olarak tanımlanmıştır.
Birinci seçimlik hareket, resmî belgeyi sahte olarak düzenlemektir. Bu seçimlik hareketle, resmî belge esasında mevcut olmadığı hâlde, mevcutmuş gibi sahte olarak üretilmektedir.
Sahtelikten söz edebilmek için, düzenlenen belgenin gerçek bir belge olduğu konusunda kişiyi yanıltıcı nitelikte olması gerekir. Başka bir deyişle, sahteliğin beş duyuyla anlaşılabilir olmaması gerekir. Özel bir incelemeye tâbi tutulmadıkça gerçek olmadığı anlaşılamayan belge, sahte belge olarak kabul edilmesi gerekir.
İkinci seçimlik hareket, gerçek bir resmî belgeyi başkalarını aldatacak şekilde değiştirmektir. Bu seçimlik hareketle, esasında mevcut olan resmî belge üzerinde silmek veya ilaveler yapmak suretiyle değişiklik yapılmaktadır. Mevcut olan resmî belge üzerinde sahtecilikten söz edebilmek için, yapılan değişikliğin aldatıcı nitelikte olması gerekir. Aksi takdirde, resmî belgeyi bozmak suçu oluşur.
Birinci ve ikinci seçimlik hareketle bağlantılı olarak belirtilmek gerekir ki; sahteciliğin, belgenin üzerindeki bilgilerin bir kısmına veya tamamına ilişkin olmasının, suçun oluşması açısından bir önemi bulunmamaktadır.
Üçüncü seçimlik hareket ise, sahte resmî belgeyi kullanmaktır. Kullanılan sahte belgenin kişinin kendisi veya başkası tarafından düzenlenmiş olmasının bir önemi yoktur.
Maddenin ikinci fıkrasında, resmî belgede sahtecilik suçunun kamu görevlisi tarafından işlenmesi ayrı bir suç olarak tanımlanmaktadır. Birinci fıkrada tanımlanan suçtan farklı olarak, bu suçun kamu görevlisi tarafından işlenmesinin yanı sıra, suçun konusunu oluşturan belgenin kamu görevlisinin görevi gereği düzenlemeye yetkili olduğu resmî bir belge olması gerekir. Bu bakımdan, resmî belgede sahteciliğin kamu görevlisi tarafından yapılmasına rağmen, düzenlenen sahte resmî belgenin kamu görevlisinin görevi gereği düzenlemeye yetkili olduğu bir belge olmaması hâlinde, bu fıkra hükmü uygulanamaz.
Söz konusu suçu oluşturan hareketler, birinci fıkrada tanımlanan suçu oluşturan seçimlik hareketlerden ibarettir. Ancak, bu bağlamda özellikle belirtilmelidir ki, kamu görevlisinin gerçeğe aykırı olarak bir olayı kendi huzurunda gerçekleşmiş gibi, bir beyanı kendi huzurunda yapılmış gibi göstererek belge düzenlemesi hâlinde, bu fıkra hükmünde tanımlanan suç oluşur.
Maddenin üçüncü fıkrasında, resmî belgede sahtecilik suçunun konu bakımından nitelikli unsuru belirlenmiştir. Buna göre, suçun konusunu oluşturan resmî belgenin, kanun hükmü gereği sahteliği sabit oluncaya kadar geçerli olan belge niteliğinde olması hâlinde, cezanın belirlenen oranda artırılması gerekir. Bu hüküm, belgelerde sahtecilik suçları ile delil teorisi arasındaki ilişki göz önüne alınarak, daha üstün ispat gücüne sahip belgeyi daha fazla korumak ihtiyacını karşılamaktadır. Ancak, değişik yorumlara son vermek maksadıyla bir belgenin böyle bir güce sahip olup olmadığının saptanması için kanunlarda bu hususu belirten bir hüküm bulunması gerekli sayılmıştır." biçimindedir.
Söz konusu suç, maddenin birinci fıkrasında seçimlik hareketli bir suç olarak tanımlanmış olup resmî belgenin sahte olarak düzenlenmesi, gerçek bir resmî belgenin başkalarını aldatacak şekilde değiştirilmesi veya sahte resmî belgenin kullanılması durumunda suç oluşacaktır.
Maddenin ikinci fıkrasında, resmî belgede sahtecilik suçunun kamu görevlisi tarafından işlenmesi ayrı bir suç olarak tanımlanarak daha ağır bir yaptırıma bağlanmış, maddenin üçüncü fıkrasında ise suçun konusunu oluşturan resmî belgenin, kanunun hükmü gereği sahteliği sabit oluncaya kadar geçerli olan bir belge niteliğinde olması hâlinde cezanın yarı oranında artırılması hüküm altına alınmıştır.
Sahtecilik suçlarının hukuki konusu kamunun güveni olup belgelerin gerçeğe aykırı olarak düzenlenmesi, tamamen veya kısmen değiştirilmesi ya da gerçek bir belgeye eklemeler yapılması eylemlerinin kamu güvenini sarstığı kabul edilerek yaptırıma bağlanmıştır.
Uyuşmazlık konusuyla ilgili "Sistemi engelleme, bozma, verileri yok etme veya değiştirme " suçu ise aynı Kanun'un 244. maddesinde;
"(1) Bir bilişim sisteminin işleyişini engelleyen veya bozan kişi, bir yıldan beş yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır.
(2) Bir bilişim sistemindeki verileri bozan, yok eden, değiştiren veya erişilmez kılan, sisteme veri yerleştiren, var olan verileri başka bir yere gönderen kişi, altı aydan üç yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır.
(3) Bu fiillerin bir banka veya kredi kurumuna ya da bir kamu kurum veya kuruluşuna ait bilişim sistemi üzerinde işlenmesi halinde, verilecek ceza yarı oranında artırılır.
(4) Yukarıdaki fıkralarda tanımlanan fiillerin işlenmesi suretiyle kişinin kendisinin veya başkasının yararına haksız bir çıkar sağlamasının başka bir suç oluşturmaması hâlinde, iki yıldan altı yıla kadar hapis ve beşbin güne kadar adlî para cezasına hükmolunur" şeklinde düzenlenmiştir.
Bu düzenleme ile bilişim sistemlerinin doğru ve işlevine uygun şekilde faaliyetine devam etmesi sağlanmak istenmiş olup, sistemin doğru ve işlevine uygun olarak faaliyetine engel olan fiiller bu maddeye uyan suçu oluşturmakta, sistemin doğru ve işlevine uygun olarak faaliyetine engel oluşturmayan eylemler ise bu maddede düzenlenen suçu oluşturmamaktadır.
Maddenin birinci fıkrasında, bir bilişim sisteminin işleyişini engelleme, bozma, ikinci fıkrasında, bilişim sistemindeki verileri bozma, yok etme, değiştirme veya erişilmez kılma, sisteme veri yerleştirme, var olan verileri başka yere gönderme fiilleri suç olarak düzenlenirken,
Üçüncü fıkrada, birinci ve ikinci fıkralarda belirtilen eylemlerin bir banka veya kredi kurumuna ya da bir kamu kurum veya kuruluşuna ait bilişim sistemi üzerinde gerçekleştirilmesi halinde, verilecek cezanın yarı oranında artırılacağı hükmüne yer verilmiş,
5237 sayılı TCK'nın 244. maddesi ile bilişim alanında suçlar bölümünde yer alan 243. maddede olduğu gibi bilişim sistemi ve sistemin işleyişine yönelik saldırıların önlenmesi amaçlanmış olup, sistemin soyut unsurlarına karşı işlenen zarar verici fiiller yaptırım altına alınmıştır.
Maddede bilişim sistemindeki verilere zarar verici nitelikteki hareketlerin işlenmesinin yanı sıra, niteliği itibarıyla sistemdeki verilere zarar verici olmayan iki seçimlik harekete daha yer verilmiştir. Bunlar sisteme veri yerleştirilmesi veya mevcut verilerin başka yere gönderilmesidir. Sistem üzerinde hak sahibi olan kişinin rızasına aykırı olarak herhangi bir verinin bilişim sistemine girilmesi hâlinde veri yerleştirilmesi söz konusudur (Mahmut Koca-İlhan Üzülmez, Türk Ceza Hukuku Özel Hükümler, Adalet Yayınevi, Ankara-2019, 6. Bası, s.872.).
TCK’nın 244. maddesinin ikinci fıkrası ile bilişim sisteminde kayıtlı veriyi bozma, yok etme, değiştirme, erişilmez kılma veya sisteme veri yerleştirme fiilleri cezalandırılarak özel bir sahtecilik suçuna yer verilmiştir (Durmuş Tezcan- Mustafa Ruhan Erdem- Murat Önok, Ceza Özel Hukuku, Seçkin Yayınevi, Ankara-2015, 12. Bası, s. 807.).
Bu aşamada elektronik belgelerin, resmî belgede sahtecilik suçunun konusunu oluşturan "belge" niteliğinde kabul edilip edilemeyeceğinin değerlendirilmesi gerekmektedir.
Elektronik belge, elektronik ortamda sayısal olarak kodlanmış bulunan elektronik verileri ifade etmektedir. 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 199. maddesinde de uyuşmazlık konusu vakıaları ispata elverişli elektronik ortamdaki verilerin belge olduğu belirtilmiştir.
5237 sayılı TCK’da 765 sayılı mülga TCK’dakine benzer biçimde elektronik verilerin "belge" olarak kabul edilebileceklerine ve sahtecilik suçunun konusunu oluşturabileceklerine ilişkin bir norm mevcut değildir. Bu nedenle kanunilik ilkesi gereğince elektronik belgelerin sahtecilik suçuna konu olabilmesi ve ceza hukuku korumasından yararlanabilmesi için yasa hükmüyle "belge" olarak nitelenmesi zorunludur (Çetin Arslan-İhsan Baştürk, Belgede Sahtecilik Suçunun Konusu Olarak Elektronik Ortamdaki Veriler, Erciyes Üniversitesi Hukuk Fakültesi Dergisi, Cilt-8, Sayı-2, Aralık-2013, s. 210.).
Kanun koyucu elektronik verilerin belge olarak kabul edildiği bazı özel düzenlemeler yapmıştır. Uyuşmazlık konusunu ilgilendirmesi bakımından bu hâllerden birisi olan 5510 sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanunu’nun suç tarihinde yürürlükte bulunan "Bilgi ve Belge İsteme Hakkı, Bilgi ve Belgelerin Kuruma Verilme Usûlü" başlıklı 100. maddesine değinmek gerekmektedir.
5510 sayılı Kanun’un suç tarihinde yürürlükte bulunan 100. maddesi;
"5411 sayılı Bankacılık Kanunu kapsamındaki kuruluşlar, döner sermayeli kuruluşlar ile diğer gerçek ve tüzel kişiler doğrudan, münferit olarak bilgi ve belge istenmesi hariç olmak üzere kamu idareleri ile kanunla kurulan kurum ve kuruluşlar ise Kurumla yapılacak protokoller çerçevesinde, Devletin güvenliği ve temel dış yararlarına karşı ağır sonuçlar doğuracak hâller ile özel hayat ve aile hayatının gizliliği ve savunma hakkına ilişkin hükümler saklı kalmak kaydıyla özel kanunlardaki yasaklayıcı ve sınırlayıcı hükümler dikkate alınmaksızın gizli dahi olsa Kurum tarafından kişilerin sosyal güvenliğinin sağlanması, 6183 sayılı Kanuna göre Kurum alacaklarının takip ve tahsili ile bu Kanun kapsamında verilen diğer görevler ile sınırlı olmak üzere istenecek her türlü bilgi ve belgeyi sürekli ve/veya belli aralıklarla vermeye, bilgilerin elektronik ortamda görüntülenmesini sağlamaya, görüntülenen bu bilgilerin güvenliğini sağlamaya, muhafaza etmek zorunda oldukları her türlü belge ile vermek zorunda oldukları bilgilere ilişkin mikrofiş, mikrofilm, manyetik teyp, disket ve benzeri ortamlardaki kayıtlarını ve bu kayıtlara erişim veya kayıtları okunabilir hale getirmek için gerekli tüm sistem ve şifreleri incelemek için ibraz etmeye mecburdurlar.
Bu madde kapsamında ilgili kişi, kurum ve kuruluşlar Kurumun belirleyeceği süre içerisinde söz konusu talebe cevap vermek ve gereken kolaylığı göstermekle yükümlüdürler.
Kurum, bu Kanun gereği verilecek her türlü belge veya bilginin internet, elektronik ve benzeri ortamda gönderilmesi hususunda, gerçek ve tüzel kişileri zorunlu tutmaya, Kuruma verilmesi gereken her türlü belge, bildirge ve taahhütnameyi diğer kamu idarelerine ait formlarla birleştirmeye, söz konusu belgeleri kamu idarelerinin internet ve elektronik bilgi işlem ortamından almaya, bu idarelere yapılacak bildirimleri Kuruma verilmiş saymaya, bu Kanunun uygulaması ile ilgili işveren, sigortalı ve diğer kurum, kuruluş ve kişilerin talepleri üzerine veya re’sen düzenleyeceği her türlü bilgi ve belgeyi bilgi işlem ortamında oluşturmaya, bu şekilde hazırlanacak olan bilgi ve belgelerin sadece internet ve benzeri iletişim ortamından ilgili kişilere verilmesini kararlaştırmaya yetkilidir. Elektronik ortamda hazırlanacak bilgi ve belgeler adli ve idari makamlar nezdinde resmi belge olarak geçerlidir.
Belge veya bilgileri internet, elektronik ve benzeri ortamda göndermekle zorunlu tutulan gerçek ve tüzel kişilerin, Kurumun bilgi işlem sistemlerinin herhangi bir nedenle hizmet dışı kalması sonucu belge ve bilgiyi, bu Kanunda öngörülen sürenin son gününde Kuruma gönderememesi ve muhteviyatı primleri de yasal süresi içinde ödeyememesi halinde, sorunların ortadan kalktığı tarihi takip eden beşinci işgününün sonuna kadar belge veya bilgiyi gönderir ve muhteviyatı primleri de aynı sürede Kuruma öder ise bu yükümlülükleri Kanunda öngörülen sürede yerine getirmiş kabul edilir.
Bu maddenin uygulanması ile ilgili usûl ve esaslar, Kurum tarafından çıkarılacak yönetmelikle düzenlenir." şeklinde düzenlenmiş olup maddenin gerekçesi ise;
"100 üncü maddesinde yapılan düzenleme ile; Kurumun, kamu ve özel hukuk tüzel kişileri ile gerçek kişilerden bilgi ve belge isteme yetkisine imkan tanınması sağlanmış, Kuruma verilmesi gereken her türlü belgenin diğer kamu idarelerine ait formlarla birleştirilmesi, internet ve elektronik bilgi işlem ortamında alınması, bu idarelere yapılacak bildirimlerin Kuruma verilmiş sayılması, Kanundaki bildirim ve prim ödeme sürelerinin yeniden belirlenmesi, işveren ve sigortalılar ile ilgili her türlü bilgi ve belgenin bilgi işlem ortamında oluşturulması hususunda Kurum yetkili kılınmakta, ayrıca elektronik ortamda hazırlanacak bilgi ve belgelerin, adli ve idari makamlar nezdinde resmi belge niteliğine sahip olduğu düzenlenmiştir." biçimindedir.
Bu madde, Kurumun bilgi ve belge isteme hakkı ile bunların hangi yöntemle Kuruma verileceğine ilişkin hükümleri içermektedir. Bu maddenin birinci fıkrasında belirtilen kurum ve kuruluşlarla gerçek ve tüzel kişiler, 6183 ve 5510 sayılı Kanun'un uygulamasıyla sınırlı kalmak koşuluyla, Kurumca istenecek her türlü bilgi ve belgeyi sürekli veya belirli aralıklarla Kuruma vermeye, elektronik ortamda görüntülenmesini sağlamaya ve görüntülenen bu bilgilerin güvenliğini sağlamakla yükümlüdürler.
Aynı Kanun'un "Sigortalı bildirimi ve tescili" başlıklı 8. maddesinin son fıkrası;
"Sigortalı işe giriş bildirgesinin şekli ve içeriği, bildirgenin verilme yöntemleri ve bu maddenin uygulanmasına ilişkin diğer usûl ve esaslar, Kurum tarafından çıkarılacak yönetmelikle düzenlenir." şeklindedir.
… tarafından düzenlenen, 28.08.2008 tarihli ve 26981 sayılı Resmî Gazetede yayımlanan, aynı yılın Ekim ayı başında yürürlüğe giren ve suç tarihinde yürürlükte bulunan mülga Sosyal Sigorta İşlemleri Yönetmeliği'nin "Sigortalılığın başlangıcı ve bildirim yükümlülüğü" başlıklı 11. maddesi;
"(1) Kanunun 4 üncü maddesi birinci fıkrasının (a) bendi kapsamında sigortalı sayılanlar için çalışmaya, meslekî eğitime veya zorunlu staja başladıkları tarihten itibaren sigortalı hak ve yükümlülükleri başlar.
(2) İşverenler, Kanunun 4 üncü maddesi birinci fıkrasının;
a- (a) bendi kapsamında sigortalı sayılanları, çalışmaya başladıkları tarihten önce,
b-(c) bendi kapsamında sigortalı sayılanlar, göreve başladıkları veya okullarında öğretime başladıkları tarihten, kendi hesabına okumakta iken Türk Silahlı Kuvvetleri veya Emniyet Genel Müdürlüğü hesabına okumaya başlayanlar ise bu tarihten itibaren sigortalı sayılırlar ve bu tarihten itibaren on beş gün içinde,
Kuruma e-sigorta yoluyla bildirmekle yükümlüdür…",
Aynı Yönetmelik'in "Sigortalı işe giriş bildirgesi" başlıklı 15. maddesi ise;
"(1) Bu Yönetmeliğin 11 inci maddesinde belirtilen sigortalılık başlangıcı ile ilgili bildirim yükümlülüğü, Kanunun 4 üncü maddesinin birinci fıkrasının; (a) ve (b) bentlerine tabi olanlar için Ek-4, (c) bendine tabi olanlar için ise Ek-4-A'da bulunan sigortalı işe giriş bildirgelerinin, Kuruma e-sigorta ile verilmesiyle yerine getirilir. Sigortalı işe giriş bildirgesi dışında, başka biçimlerde yapılan bildirimler geçerli sayılmaz…" şeklinde düzenlenmiştir.
Çağdaş ülkelerde olduğu gibi Ülkemizde de bilgi ve belgelerin, internet, elektronik ve benzeri ortamlarda gönderilmesi olgusu yaygınlaşmıştır. Bu nedenle 5510 sayılı Kanun'un 100. maddenin ikinci fıkrası hükümlerine göre Kurum, bu Kanun gereğince verilecek her türlü bilgi ve belgenin elektronik ortamda gönderilmesi için gerçek ve tüzel kişileri zorunlu tutmaya yetkili kılınmıştır. Ülkemizde elektronik ortama geçildiği ve bilgisayar kullanımına başlanıldığı yıllarda bilgisayar ortamında kayıtlı bilgi ve belgelerin mahkemelerde ve icra dairelerinde delil sayılıp sayılamayacağı konusu hayli tartışmalı idi. Bu maddenin ikinci fıkrasında bu konuya açıklık getirilmiş ve elektronik ortamda kayıtlı sözü edilen bilgi ve belgelerin resmî belge niteliğinde olduğu kabul edilmiştir. Elektronik ortamda hazırlanacak bilgi ve belgeler adli ve idari merciler nezdinde resmî belge olarak geçerli olacaktır (Aslanköylü Resul, Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanunu Şerhi, Ankara-2009, s.1534.).
Söz konusu açıklamalar göz önünde bulundurulduğunda Sosyal Sigorta İşlemleri Yönetmeliği'nin 11 ve 15. maddeleri gereğince elektronik ortamda düzenlenmesi gereken işe giriş bildirgelerinin 5510 sayılı Kanun'un 100. maddesi gereğince adli ve idari makamlar nezdinde resmî belge niteliğinde olacağı ve elektronik ortamda düzenlenecek bu belgeler üzerinde yapılacak sahtecilik eylemlerinin de resmî belgede sahtecilik suçunu oluşturacağı kabul edilmelidir.
Yukarıda açıklandığı üzere gerçeğe aykırı elektronik işe giriş bildirgesi düzenlenmesi hâlinde eylem TCK’nın 204/1. maddesinde düzenlenen resmî belgede sahtecilik suçunu oluşturacak ise de eylemin aynı zamanda TCK’nın 244/2. maddesinde düzenlenen sisteme veri yerleştirme suçunu da oluşturabileceği, bu nedenle söz konusu suçlar arasında içtima sorunu ortaya çıkacağından bu aşamada içtima kurumu üzerinde de durulmasında fayda bulunmaktadır.
Tek fiille birden fazla suç normunun ihlali hâlinde, bu normlar arasındaki içtima ilişkisi ya "farklı neviden fikri içtima" ya da "görünüşte içtima" kapsamında kalmaktadır.
Farklı neviden fikri içtima TCK'nın 44. maddesinde; "İşlediği bir fiil ile birden fazla farklı suçun oluşmasına sebebiyet veren kişi, bunlardan en ağır cezayı gerektiren suçtan dolayı cezalandırılır" şeklinde düzenlenmiş olup bu hükmün uygulanabilmesi için işlenen bir fiille birden fazla farklı suçun oluşması gerekmektedir. Kanun koyucu, işlediği bir fiille birden fazla farklı suçu işleyen failin, fiilinin tek olması nedeniyle en ağır ceza ile cezalandırılmasını yeterli görmüş, bu şekilde "non bis in idem" kuralı gereğince bir fiilden dolayı kişinin birden fazla cezalandırılmasının da önüne geçilmesini amaçlamış, "erime sistemi"ni benimsemek suretiyle, bu suçlardan en ağır cezayı gerektiren suçtan dolayı ceza verilmesi ile yetinilmesini tercih etmiştir.
Görünüşte içtima ise, çeşitli normların aynı fiille ilgili görünmelerine rağmen, aslında bunlardan yalnız birinin uygulanabilmesidir (Kayıhan İçel, Suçların İçtimaı, İstanbul, 1972, s. 167.). Görünüşte içtima kanunda düzenlenmemiştir, ancak ceza normlarının birbirleriyle olan ilişkisi ve bunların yorumundan aynı fiille ilgili görülen çeşitli normlardan sadece birinin uygulanabileceği sonucuna varmak mümkün olduğundan, kanun koyucunun görünüşte içtima şekillerine yer vermesi gerekmemektedir (Mahmut Koca-İlhan Üzülmez, Türk Ceza Hukuku Genel Hükümler, Seçkin Yayınevi, Ankara Eylül 2015, 8. Bası, s.519.).
Fikri içtima ve görünüşte içtimanın ortak özelliği fiilin tek ve aynı olmasıdır. Ancak fikri içtima hükmünün uygulanabilmesi için görünüşte içtima hâllerinden birinin bulunmaması gerekmektedir. Bu nedenle, tek fiille ilgili suç tipleri arasında öncelikle görünüşte içtima ilişkisinin bulunup bulunmadığının tespiti gerekli olup görünüşte içtima ilişkisinin bulunması, fikri içtima hükmünün uygulanmasına engel teşkil eder. Fikri içtimanın görünüşte içtimadan en önemli farkı, fikri içtima hâlinde sebebiyet verilen suç tiplerine ilişkin normların hepsinin uygulanabilmesine karşılık görünüşte içtimada normlardan sadece birinin uygulanabilir olmasıdır. Başka bir deyişle, görünüşte içtima hâlinde gerçekte sadece bir norm ihlâl edilmekte olup diğer normların ihlâli sadece görünüştedir. Çünkü suç tiplerine ilişkin normların hepsi fiilin haksızlık muhtevasını tümü ile kapsamakla beraber gerçekte uygulanacak olan norm, haksızlık muhtevası itibarı ile diğer normları da tüketmekte, tüm normlar haksızlık ilişkisi bakımından tamamen örtüşmektedir. Dolayısıyla, normlardan sadece biri gerçekte uygulanma kabiliyetine sahiptir (Neslihan Göktürk, Fikri İçtima, Adalet Yayınevi, Ankara 2013, s. 73-74.).
Görünüşte içtima hâllerinde hangi kanunun uygulanması gerektiği, "tüketen-tüketilen norm ilişkisi", "yardımcı (tali) normun sonralığı" ve "özel normun önceliği" gibi ilkelere göre belirlenmektedir.
Bir ceza normu bir veya daha fazla başka ceza normlarını bünyesine almış ise "tüketen-tüketilen norm ilişkisinden" söz edilir. Bu durumda normları bünyesine alan ceza normu, diğer normları tüketmektedir. Bu takdirde fiile sadece tüketen norm uygulanabilecektir. TCK'nın 42. maddesinde tanımlanmış olan "bileşik suç" tüketen-tüketilen norm ilişkisinin tipik görünümlerinden birisidir. Örneğin; yağma suçu, hırsızlık ve cebir/tehdit suçlarını bünyesinde barındırmakta, başka bir anlatımla o suçları tüketmektedir.
Yardımcı (tali) normlar da, asli normlarla benzer hukuki yararları koruyan normlardır. Bu tür normlar, asli normların tatbik edilemeyeceği durumlarda kanunda boşluk oluşmasını engellemek amacıyla getirilmiş düzenlemelerdir. Asli-yardımcı norm ilişkisinin olduğu durumda fiile yardımcı norm değil asli norm uygulanacaktır. Bir normun yardımcı norm mu asli norm mu olduğunun, asli normun uygulanamadığı yerlerde başvurulan bir norm olmasından anlaşılması bir yana, düzenleme içinde, "fiil daha ağır cezayı gerektiren başka bir suç oluşturmadığı takdirde", "kanunda ayrıca suç olarak tanımlanan hâller dışında" ve "eylemin başka bir suç oluşturmaması hâlinde" gibi ifadelerin yer alıp almamasına göre de belirlenmekte, bu gibi ifadelerin yer aldığı normların yardımcı norm olduğu kabul edilmektedir.
Genel norm ile aynı hukuki yararı koruyan özel norm, genel normun tüm unsurlarını taşımakla birlikte genel normda yer almayan özel bazı unsurları da ihtiva etmektedir. Böyle bir durumda "özel normun önceliği" ilkesi uyarınca olaya genel norm değil özel norm uygulanacaktır. Suçun temel ve nitelikli hâlleri arasındaki ilişki, özgü suç ve genel suç arasındaki ilişki ile genel ve özel kanun arasındaki ilişki, özel-genel norm ilişkisi içinde değerlendirilmektedir (M. Emin Artuk-A. Gökçen- A. Caner Yenidünya, Ceza Hukuku Genel Hükümler, 8. Bası, Adalet Yayınevi, Ankara, 2014, s. 636; Veli Özer Özbek, Mehmet Nihat Kanbur, Koray Doğan, Pınar Bacaksız, İlker Tepe, Türk Ceza Hukuku Genel Hükümler, Seçkin Yayınevi, 6. Bası, 2015, s. 612-613; Berrin Akbulut, Ceza Hukuku Genel Hükümler, 3. Bası, Adalet Yayınevi, Ankara, 2016, s. 685-686; Mahmut Koca-İlhan Üzülmez, Türk Ceza Hukuku Genel Hükümler, Adalet Yayınevi, 8. Bası, Ankara, 2015, s.520.). Örneğin, 5237 sayılı Kanun'da zimmet suçunu düzenleyen 247. madde hükmü genel norm niteliğinde iken 5411 sayılı Bankacılık Kanunu'nun 160. maddesinde düzenlenmiş olan zimmet suçu özel norm niteliği taşıdığından, Bankacılık Kanunu kapsamındaki bir banka görevlisinin zimmet suçunu işlemesi durumunda özel normun önceliği ilkesi gereğince 5237 sayılı TCK'nın 247. maddesi değil Bankacılık Kanunu’nun ilgili hükmü uygulanmalıdır.
Bu açıklamalar ışığında uyuşmazlık konusu değerlendirildiğinde;
Mali müşavir olan şikâyetçi …’in bürosunda çalışması nedeniyle mükelleflere ait elektronik bildirge şifrelerini öğrenen sanık …’ın, iş yerinden ayrıldıktan sonra katılan …’e ait şifreyi onun bilgisi dışında kullanarak … Kuyumculuk isimli iş yerinde gerçekte çalışmayan … isimli kişileri sanki bu iş yerinde çalışıyorlarmış gibi gösterip haklarında gerçeğe aykırı elektronik işe giriş bildirgeleri düzenlediği olayda; suç tarihinde yürürlükte bulunan Sosyal Sigorta İşlemleri Yönetmeliği'nin 11 ve 15. maddeleri gereğince elektronik ortamda düzenlenmesi gereken işe giriş bildirgelerinin 5510 sayılı Kanun'un 100. maddesi gereğince adli ve idari makamlar nezdinde resmî belge niteliğinde olacağı ve elektronik ortamda düzenlenecek bu belgeler üzerinde yapılacak sahtecilik eylemlerinin de resmî belgede sahtecilik suçunu oluşturacağı öngörülmüş ve Yerel Mahkemece sanık hakkında TCK’nın 204. maddesinin birinci fıkrasında düzenlenen resmî belgede sahtecilik suçundan mahkûmiyet hükmü kurulmuş ise de aynı Kanun’un 244. maddesinin ikinci fıkrasındaki "Bir bilişim sistemindeki verileri bozan, yok eden, değiştiren veya erişilmez kılan, sisteme veri yerleştiren, var olan verileri başka bir yere gönderen kişi, altı aydan üç yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır" şeklindeki düzenleme karşısında sanığın eyleminin aynı zamanda bilişim sistemine veri yerleştirme suçunu da oluşturduğu, TCK'nın 244. maddesinin ikinci fıkrasındaki bu düzenlemenin elektronik belgelerde yapılacak sahtecilik eylemlerine ilişkin özel norm niteliğinde olduğu ve özel normun önceliği ilkesi gereğince de sanık hakkında genel normun değil özel normun uygulanması gerektiği hususları göz önünde bulundurulduğunda, sanığın eyleminin TCK’nın 204. maddesinin birinci fıkrasında yer alan resmî belgede sahtecilik suçuna göre özel norm niteliğinde olan aynı Kanun’un 244. maddesinin ikinci fıkrasındaki bilişim sistemine veri yerleştirme suçunu oluşturduğu kabul edilmelidir.
Bu itibarla, haklı nedene dayanmayan Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı itirazının reddine karar verilmelidir.
Bir kısım Ceza Genel Kurulu Üyesi ise; sanığa atılı resmî belgede sahtecilik suçunun unsurları itibarıyla oluşmadığı, sanığın eyleminin sadece TCK'nın 244. maddesinin ikinci fıkrasında düzenlenen bilişim sistemine veri yerleştirme suçunu oluşturduğu, bu nedenle değişik gerekçe ile Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı itirazının reddine karar verilmesi gerektiği görüşüyle oy kullanmışlardır.
Çoğunluk görüşüne katılmayan üç Ceza Genel Kurulu Üyesi de; sanığın eyleminin resmî belgede sahtecilik suçunu oluşturduğu bu nedenle Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı itirazının kabul edilmesi gerektiği düşüncesiyle karşı oy kullanmışlardır.
SONUÇ :
Açıklanan nedenlerle;
1- Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı itirazının REDDİNE,
2- Dosyanın, mahalline gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİ EDİLMESİNE, 29.09.2020 tarihinde yapılan müzakerede oy çokluğuyla karar verildi.

Bilişim Sisteminin İşleyişini Engelleme veya Bozma

5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun 244. maddesinin birinci fıkrası uyarınca, bir bilişim sisteminin işleyişini engelleyen veya bozan kişi hakkında bir yıldan beş yıla kadar hapis cezasına hükmolunur. Bu fıkrada yaptırıma bağlanan seçimlik hareketler bilişim sisteminin işleyişini hedef alarak sistemin çalışmasını engellemeyi veya bozmayı kapsar.

Verileri Bozma, Yok Etme, Değiştirme veya Erişilmez Kılma

Türk Ceza Kanunu'nun 244. maddesinin ikinci fıkrasına göre bir bilişim sistemindeki verileri bozan, yok eden, değiştiren veya erişilmez kılan, sisteme veri yerleştiren ya da var olan verileri başka bir yere gönderen kişi, altı aydan üç yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır. Maddede yer alan bu düzenleme, sistem içerisindeki verilerin korunmasını sağlayarak mala zarar verme suçunun özel bir görünümünü teşkil eder.

Yargıtay 8. Ceza Dairesinin 2022/5469 Esas ve 2024/1869 Karar sayılı ilamında belirtildiği üzere, bu suçun söz konusu olabilmesi için öncelikle bir veri ve bilişim sisteminin bulunması zorunludur. Veri; bilgisayar tarafından üzerinde işlem yapılabilen her türlü değerdir. Bilişim sistemi ise verileri toplayıp yerleştirdikten sonra bunları otomatik olarak işleme tabi tutma olanağını veren manyetik sistem olarak kabul edilir.

Yargıtay 8. Ceza Dairesi, E. 2022/5469, K. 2024/1869Kaynağı aç
8. Ceza Dairesi         2022/5469 E.  ,  2024/1869 K.
"İçtihat Metni"
İNCELENEN KARARIN
MAHKEMESİ :Asliye Ceza Mahkemesi
SAYISI : 2016/309 E., 2016/540 K.
SUÇ : Başkasına ait banka veya kredi kartının izinsiz kullanılması suretiyle yarar sağlama, hırsızlık, bilişim sistemini bozma, verileri yok etme veya değiştirme
HÜKÜMLER : Mahkûmiyet
TEMYİZ EDENLER : Sanık, katılan banka vekili, Cumhuriyet savcısı
TEBLİĞNAME GÖRÜŞÜ : Onama, bozma
Sanık hakkında kurulan hükümlerin; karar tarihi itibarıyla yürürlükte bulunan usul hükümleri uyarınca temyiz edilebilir olduğu, temyiz edenlerin hükümleri temyize hak ve yetkilerinin bulunduğu, temyiz isteklerinin süresinde olduğu ve reddini gerektirir bir durumun bulunmadığı yapılan ön inceleme neticesinde tespit edilmekle, gereği düşünüldü:
I. HUKUKÎ SÜREÇ
1.Antalya Cumhuriyet Başsavcılığı'nın, 18.04.2016 tarihli iddianamesi ile sanıkların, zincirleme şekilde başkasına ait banka veya kredi kartının izinsiz kullanılması suretiyle yarar sağlama, bilişim sisteminin işleyişini engelleme veya bozma, hırsızlık suçlarından cezalandırılması talep olunmuştur.
2. Antalya 7. Asliye Ceza Mahkemesinin, 14.06.2016 tarihli, 2016/309 Esas ve 2016/540 Karar sayılı kararı ile sanığın, zincirleme şekilde başkasına ait banka veya kredi kartının izinsiz kullanılması suretiyle yarar sağlama suçundan 4 yıl hapis ve 1.000,00 TL adli para cezası ile cezalandırılmasına, hırsızlık
suçundan, 1 yıl hapis cezası ile cezalandırılmasına, bilişim sisteminin işleyişini engelleme veya bozma suçundan ise; beraatine, mahkumiyete konu cezalarının mükerrirlere özgü infaz rejimine göre çektirilmesine karar verilmiştir.
II. TEMYİZ SEBEPLERİ
A.Sanığın Temyiz Sebepleri
Atılı suçları işlememesine rağmen hakkında mahkumiyet kararı verilmesinin hukuka aykırı olduğuna ilişkindir.
B. Katılan Banka Vekilinin Temyiz Sebepleri
Sanığın, bilişim sisteminin işleyişini engelleme veya bozma suçundan da cezalandırılması gerekirken, hakkında beraat kararı verilmesinin hukuka aykırı olduğuna ilişkindir.
C. Cumhuriyet Savcısının Temyiz Sebepleri
1. Sanığın, müştekiye ait kart ile ayrı yerlerde, birden fazla çekim yaparak para aldığı anlaşılmakla; 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun (5237 sayılı Kanun) 245 inci maddesinin birinci fıkrası uyarınca tayin olunan cezada 5237 sayılı Kanun'un 43 üncü maddesi uyarınca artırım yapılması gerektiğinin gözetilmemesinin,
2. Sanığın …'a ait ATM makinesine düzenek yerleştirerek müştekinin kart ile para çekmesine engel olmak suretiyle, bilişim sisteminin işleyişini engellediği anlaşılmakla; bu eyleminden dolayı da mahkumiyetine karar verilmesi gerektiğinin gözetilmemesinin, hukuka aykırı olduğuna ilişkindir.
III. OLAY VE OLGULAR
1.Dava konusu olay, …'a ait ATM'ye aparat yerleştirmek suretiyle, yabancı uyruklu müştekiye ait banka kartının ATM'de sıkışmasını sağlayan sanık ve suç ortağının, yardım etme bahanesi ile müştekinin şifresini öğrendikleri ve daha sonra cihazdan kartı alarak, bu karttan PTT ve banka ATM'lerinden toplam 7 işlemle 5.740,00 TL para çektikleri iddialarına ilişkindir.
2. Mağdura ait Kazakistan City Bank 4330 **** **** 9596 numaralı kredi kartından, olay tarihinde, 14:32 ve 15:49 saatleri arasında banka ve PTT ATM'lerinden 7 ayrı işlemle toplam 5.740,00 TL para çekildiğine dair hesap özeti dökümü ve banka yazı cevapları dosyada mevcuttur.
3. Gerek aparat yerleştirilen bankamatiğe ait görüntüler gerek ise suça konu kart ile para çekilen ATM'lere ait kamera kayıtları incelendiğinde, kartı kullanan kişinin sanık olduğu tespit edilmiştir.
4. Ankara Kriminal Polis Labaratuvarı Müdürlüğü'nün 30.03.2016 inceleme tarihli uzmanlık raporunda da, yine bankamatik kamerasındaki görüntüde bulunan kişinin, genel kaba anotomisi, yüzünün genel fiziki görünümü, saç, alın, kaş, burun, yanak, ağız ve çene yapıları yönünden sanığın fotoğrafları ile uyumlu olduğu belirtilmiştir.
IV. GEREKÇE
Dosyadaki olgular itibari ile, olay tarihinde sanık ve kimliği belirlenemeyen suç ortağının, …'a ait ATM'ye aparat yerleştirmesi sonucu, ATM'den işlem yapmak isteyen yabancı uyruklu müştekinin Kazakistan City Bank 4330 **** **** 9596 numaralı kredi kartının ATM'de sıkıştığı, sanığın yardım etme bahanesi ile müştekinin yanına gelerek şifresini girmesini istediği, bu şekilde şifreyi öğrenen sanığın, müştekinin ATM'den uzaklaşması üzerine cihazdan kartı aldığı ve kartı kullanarak, PTT ve banka ATM'lerinden toplam 7 işlemle 5.740,00 TL para çektiği olayda;
A. Başkasına Ait Banka Veya Kredi Kartının İzinsiz Kullanılması Suretiyle Yarar Sağlama Ve Hırsızlık Suçlarından Kurulan Hükümler Yönünden
1.Sanığın Sübuta İlişkin Temyiz Sebepleri Yönünden
Sanık her ne kadar suçlamaları kabul etmemiş ise de; gerek aparat yerleştirilen bankamatiğe ait görüntüler gerek ise suça konu kart ile para çekilen ATM'lere ait kamera kayıtları incelendiğinde, kartı kullanan kişinin, benzer suçlardan sabıkası olan sanık olduğunun tespit edildiği, ayrıca Ankara Kriminal Polis Labaratuvarı Müdürlüğünün uzmanlık raporu ile de, görüntülerdeki kişinin, genel kaba anotomisi, yüzünün genel fiziki görünümü, saç, alın, kaş, burun, yanak, ağız ve çene yapıları yönünden sanığın fotoğrafları ile uyumlu olduğunun belirtildiği, bu şekilde sanığın ATM'de sıkışan kartı hırsızlayarak, kart sahibinin bilgisi ve rızası dışında kullanmak suretiyle para çektiği anlaşılmakla, mahkemenin sübuta dair kabulünde herhangi bir hukuka aykırılık görülmemiş ve yargılama sürecindeki işlemlerin usûl ve kanuna uygun olarak yapıldığı, aşamalarda ileri sürülen iddia ve savunmaların toplanan tüm delillerle birlikte gerekçeli kararda gösterilip tartışıldığı, eylemlerin sanık tarafından gerçekleştirildiğinin saptandığı, vicdanî kanının dosya içindeki belge ve bilgilerle uyumlu olarak kesin verilere dayandırıldığı anlaşıldığından, sanığın yerinde görülmeyen sair temyiz sebepleri reddedilmiştir.
2. Cumhuriyet Savcısının, Zincirleme Suç Hükümlerinin Uygulanması Gerektiğine İlişkin Temyiz Sebepleri Yönünden
Suça konu kart ile, aynı suç işleme kararının icrası kapsamında, PTT ve banka ATM'leri gibi farklı yerlerden, 7 ayrı işlemle 5.740,00 TL para çektiği sabit olan sanık hakkında, başkasına ait banka veya kredi kartının izinsiz kullanılması suretiyle yarar sağlama suçundan cezalandırma yapılırken, 5237 sayılı Kanun'un 43 üncü maddesinin birinci fıkrası gereğince zincirleme suç hükümlerinin uygulanmaması suretiyle eksik ceza tayini hukuka aykırı bulunmuştur.
B. Bilişim Sistemini Bozma, Verileri Yok Etme Veya Değiştirme Suçundan Kurulan Hükme Yönelik Katılan Banka Vekili ve Cumhuriyet Savcısının Temyiz Sebeplerinin İncelenmesinde
5237 sayılı Kanun'un 244 üncü maddesinin ikinci fıkrasında tanımlı bilişim sistemini bozma, verileri yok etme veya değiştirme suçunun söz konusu olabilmesi için öncelikle bir veri ve bilişim sistemi olması gerektiği ve verinin, bilgisayar tarafından üzerinde işlem yapılabilen her türlü değer olarak, bilişim sisteminin ise; verileri toplayıp yerleştirdikten sonra bunları otomatik olarak işleme tabi tutma olanağını veren manyetik sistem olarak tanımlandığı hususları dikkate alınarak yapılan incelemede;
Sanığın, banka veya kredi kartlarını ele geçirmek amacıyla, kartların sıkışması için ATM'ye aparat yerleştirmesi şeklindeki eylemi, hırsızlık suçunun hazırlık hareketi niteliğinde olup, bankanın bilişim sistemine yönelik olmadığı gibi, aparatın, veri olarak değerlendirilmesi de mümkün olmayacağından, mahkemenin, suçun unsurlarının olmadığı gerekçesi ile vermiş olduğu beraat kararında herhangi bir hukuka aykırılık görülmemiştir.
V. KARAR
A. Hırsızlık Suçundan Kurulan Hüküm Yönünden
Gerekçe bölümünde (A-1) bendinde açıklanan nedenle, Antalya 7. Asliye Ceza Mahkemesinin, 14.06.2016 tarihli, 2016/309 Esas ve 2016/540 Karar sayılı kararına yönelik sanık tarafından öne sürülen temyiz sebepleri ve dikkate alınan sair hususlar yönünden herhangi bir hukuka aykırılık görülmediğinden, temyiz talebinin reddiyle hükümlerin, Tebliğname’ye uygun olarak, oy birliğiyle ONANMASINA,
B. Bilişim Sistemini Bozma, Verileri Yok Etme Veya Değiştirme Suçundan Kurulan Hükme İlişkin
Gerekçe bölümünde (B) bendinde açıklanan nedenle, Antalya 7. Asliye Ceza Mahkemesinin, 14.06.2016 tarihli, 2016/309 Esas ve 2016/540 Karar sayılı kararına yönelik katılan banka vekili tarafından öne sürülen temyiz sebepleri ve dikkate alınan sair hususlar yönünden herhangi bir hukuka aykırılık görülmediğinden, temyiz talebinin reddiyle hükmün, Tebliğname’ye uygun olarak, oy birliğiyle ONANMASINA,
C. Başkasına Ait Banka Veya Kredi Kartının İzinsiz Kullanılması Suretiyle Yarar Sağlama Suçundan Kurulan Hükme İlişkin
Gerekçe bölümünde (A-2) bendinde açıklanan nedenlerle, Antalya 7. Asliye Ceza Mahkemesinin, 14.06.2016 tarihli, 2016/309 Esas ve 2016/540 Karar sayılı kararına yönelik Cumhuriyet savcısının temyiz istekleri yerinde görüldüğünden, hükmün, 1412 sayılı Ceza Muhakemeleri Usulü Kanunu'nun (1412 sayılı Kanun) 321 maddesi gereği, Tebliğname’ye uygun olarak, oy birliğiyle BOZULMASINA,
Dava dosyasının, Mahkemesine gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİİNE, 28.02.2024 tarihinde karar verildi.

Başkasına ait elektronik posta veya sosyal medya hesap şifrelerinin ele geçirilerek değiştirilmesi ve hak sahibinin hesaplara erişiminin engellenmesi eylemi, somut olayın özelliklerine göre Türk Ceza Kanunu'nun 244. maddesinin ikinci fıkrası kapsamında değerlendirilebilmektedir.

Sisteme Veri Yerleştirme ve Verileri Başka Bir Yere Gönderme

Türk Ceza Kanunu'nun 244. maddesinin ikinci fıkrasında sistemdeki verilere zarar verici nitelikteki hareketlerin yanı sıra, niteliği itibarıyla sistemdeki verilere zarar vermeyen iki seçimlik harekete daha yer verilmiştir. Bunlar sisteme veri yerleştirilmesi veya sistemdeki mevcut verilerin başka bir yere gönderilmesidir. Sistem üzerinde hak sahibi olan kişinin rızasına aykırı biçimde herhangi bir verinin bilişim sistemine girilmesi durumunda veri yerleştirme fiili gerçekleşmiş olur ve bu hareketler tehlike suçu vasfı taşır.

Yargıtay 11. Ceza Dairesinin 2022/9541 Esas ve 2025/7292 Karar sayılı ilamına göre, bir kimseye ait elektronik posta adresinin şifresi kırılarak hesaba izinsiz girildikten sonra sisteme sahte proforma fatura eklenerek üçüncü kişilere ileti gönderilmesi eylemi, Türk Ceza Kanunu'nun 243. maddesinin birinci fıkrasındaki bilişim sistemine girme suçunu değil, 244. maddesinin ikinci fıkrasında düzenlenen sisteme veri yerleştirme suçunu oluşturur.

Yargıtay 11. Ceza Dairesi, E. 2022/9541, K. 2025/7292Kaynağı aç
11. Ceza Dairesi         2022/9541 E.  ,  2025/7292 K.
"İçtihat Metni"
MAHKEMESİ :Ceza Dairesi
SAYISI : 2021/1676 E., 2022/1401 K.
SUÇLAR : Bilişim sistemlerinin araç olarak kullanılması suretiyle dolandırıcılık, bilişim sistemine girme
HÜKÜM : Mahkûmiyet
TEBLİĞNAME GÖRÜŞÜ : Onama, bozma
Yapılan ön inceleme neticesinde; sanık hakkında kurulan hükümlerin temyiz edilebilir olduğu, temyiz edenin hükümleri temyize hak ve yetkisinin bulunduğu, temyiz isteminin süresinde olduğu, temyiz dilekçesinde temyiz sebeplerine yer verildiği, temyiz isteminin reddini gerektirir bir durumun bulunmadığı tespit edilmekle, gereği düşünüldü:
I. HUKUKİ SÜREÇ
A. İlk Derece
İstanbul 9. Ağır Ceza Mahkemesinin, 07.04.2021 tarihli ve 2020/62 Esas, 2021/125 Karar sayılı kararı ile; sanık hakkında bilişim sistemlerinin araç olarak kullanılması suretiyle dolandırıcılık ve bilişim sistemine girme suçlarından 5271 sayılı CMK'nın 223/2-e maddesi uyarınca beraatine, karar verilmiştir.
B. İstinaf
Katılan vekilinin istinaf başvurusu üzerine, İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 22. Ceza Dairesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen incelemeye konu kararı ile duruşma açılarak yapılan incelemede sanık hakkında;
1. Bilişim sistemlerinin araç olarak kullanılması suretiyle dolandırıcılık suçundan 5237 sayılı TCK'nın 158/1-f, 35/2, 62, 52, 53. maddeleri uyarınca 1 yıl 8 ay hapis ve 2.000.000,00 TL adli para cezası ile cezalandırılmasına ve hak yoksunluklarına,
2.Bilişim sistemine girme suçundan 5237 sayılı TCK'nın 243/1, 62 ve 53. maddeleri uyarınca 10 ay hapis cezası ile cezalandırılmasına ve hak yoksunluklarına,
Karar verilmiştir.
II. TEMYİZ
A.Temyiz Sebepleri
Sanık Müdafiinin Temyiz İstemi
Suçların sübut bulmadığına, somut delil bulunmadığına, eksik araştırma ile karar verildiğine, zararın giderildiğine, suçların unsurlarının oluşmadığına, kararın usûl ve yasaya aykırı olduğuna, ilişkindir.
B.Değerlendirme ve Gerekçe
1.Nitelikli Dolandırıcılık Suçu Yönünden
Yargılama sürecindeki işlemlerin usul ve kanuna uygun olarak yapıldığı, aşamalarda ileri sürülen iddia ve savunmaların toplanan tüm delillerle birlikte gerekçeli kararda gösterilip tartışıldığı, eylemin sanık tarafından gerçekleştirildiğinin saptandığı, vicdanı kanının dosya içindeki belge ve bilgilerle uyumlu olarak kesin verilere dayandırıldığı, eyleme uyan suç vasfı ile yaptırımların doğru biçimde belirlendiği anlaşıldığından ileri sürülen temyiz istemleri yerinde görülmemiş, Bölge Adliye Mahkemesince verilen kararda hukuka aykırılık bulunmamıştır.
2.Bilişim Sistemine Girme Suçu Yönünden
Yapılan yargılamaya, toplanıp gerekçeli kararda gösterilerek tartışılan delillere, Mahkemenin oluşa uygun şekilde oluşan inanç ve takdirine, incelenen dosya içeriğine göre, diğer temyiz nedenleri yerinde görülmemiştir, ancak;
Sanığın, katılana ait elektronik posta adreslerinin şifrelerini kırdıktan sonra ele geçirdiği hesaplardan, katılanla ticari ilişki içerisinde bulunan yurt dışındaki şirkete, hesap numarasının değiştiğine ilişkin bilgi yazısı ve kendi hesap numarasını da ekleyerek oluşturduğu sahte proforma fatura ekli elektronik postaları katılan tarafından gönderilmiş gibi göndererek menfaat temin etmeye teşebbüs ettiğinin iddia ve kabul edildiği olayda; sanığın eylemlerinin, bilişim sistemlerinin araç olarak kullanılması suretiyle dolandırıcılığa teşebbüs suçunun yanı sıra, katılana ait elektronik posta adreslerinin şifrelerini kırıp hesaba izinsiz girdikten sonra sisteme veri yerleştirmesi nedeniyle 5237 sayılı Kanun'un 244/2. maddesindeki suçu oluşturduğu gözetilmeden, suç vasfında yanılgıya düşülerek aynı Kanun'un 243/1. maddesinde düzenlenen bilişim sistemine girme suçundan hüküm kurulması, hukuka aykırı bulunmuştur.
III. KARAR
A. Nitelikli Dolandırıcılık Suçundan Kurulan Hüküm Yönünden
Gerekçe bölümünde açıklanan nedenlerle İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 22. Ceza Dairesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen incelemeye konu kararında sanık müdafii tarafından öne sürülen temyiz sebepleri ve 5271 sayılı Kanun’un 289/1. maddesi ile sınırlı olarak yapılan temyiz incelemesi sonucunda hukuka aykırılık görülmediğinden 5271 sayılı Kanun’un 302/1. maddesi gereği Tebliğname’ye uygun olarak, oy birliğiyle TEMYİZ İSTEMİNİN ESASTAN REDDİ İLE HÜKMÜN ONANMASINA,
B. Bilişim Sistemine Girme Suçundan Kurulan Hüküm Yönünden
Gerekçe bölümünde açıklanan nedenlerle, sanık müdafiinin temyiz istemi yerinde görüldüğünden İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 22. Ceza Dairesinin kararının, 5271 sayılı Kanun’un 302/2. maddesi gereği, Tebliğname’ye aykırı olarak, oy birliğiyle BOZULMASINA, ceza miktarı bakımından sanığın kazanılmış hakkının saklı tutulmasına,
Dava dosyasının, 5271 sayılı Kanun’un 304/2. maddesi uyarınca Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİİNE,
17.06.2025 tarihinde karar verildi.

Failin Tasarruf Yetkisi ve Suçun Unsurları

Bilişim sistemindeki verilere müdahale niteliğindeki eylemleri gerçekleştiren failin tespitinde mülkiyet, tasarruf ve kullanım yetkisi esas alınır. Sisteme veri yerleştirme suçunun oluşması için hukuka aykırı olarak girilen sisteme, veri sağlayıcısı tarafından izin verilmeyen biçimde veri girişi yapılması ya da veri taşıma araçları ile yükleme yapılması gerekir. Suçun faili veriler üzerinde tasarruf yetkisi bulunmayan ve sisteme hukuka aykırı olarak giren kişidir. Bu nedenle, şirket yetkilisinin kurumla yapılan sözleşmeye istinaden verilen şifreyle sisteme hukuka uygun biçimde girerek gerçeğe aykırı veri içeren elektronik bildirge iletmesi eyleminde Türk Ceza Kanunu'nun 244. maddesinin ikinci fıkrasındaki suçun yasal unsurları oluşmaz.

Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 2017/1122 Esas ve 2020/381 Karar sayılı ilamında yer alan çoğunluk görüşüne göre, elektronik ortamda düzenlenen resmî nitelikteki bildirgeler üzerindeki sahtecilik fiilleri bakımından Türk Ceza Kanunu'nun 244. maddesinin ikinci fıkrası, kanunun 204. maddesinin birinci fıkrasındaki resmî belgede sahtecilik suçuna kıyasla özel norm niteliğindedir. Görünüşte içtima ilişkisinin bulunduğu hâllerde farklı neviden fikri içtima kuralı uygulanamayarak özel normun önceliği ilkesi tatbik edilir. Buna karşın aynı karardaki azınlık görüşünde, sanığın eyleminin resmî belgede sahtecilik suçunu oluşturduğu yönünde değerlendirme yapılmıştır.

ATM Cihazlarına Mekanik Aparat Yerleştirilmesi Eylemi

Banka veya kredi kartlarını ele geçirmek amacıyla kartların sıkışması için ATM cihazına mekanik aparat yerleştirilmesi fiili, hırsızlık suçunun hazırlık hareketi niteliğindedir. Yargıtay 8. Ceza Dairesinin 2022/5469 Esas ve 2024/1869 Karar sayılı ilamına göre, bu müdahale bankanın bilişim sistemine yönelik olmadığı gibi yerleştirilen mekanik aparat da veri olarak nitelendirilemeyeceğinden, eylem bilişim sistemini bozma veya verileri yok etme suçunun unsurlarını oluşturmaz.

Suçun Nitelikli Halleri ve Haksız Çıkar Sağlanması

5237 sayılı Kanun'un 244. maddesinin üçüncü fıkrası gereğince, maddede yer alan eylemlerin banka, kredi kurumu ya da kamu kurum ve kuruluşlarına ait bilişim sistemleri üzerinde gerçekleştirilmesi hâlinde verilecek ceza yarı oranında artırılır. Bu kapsamda kamu kurumuna ait bir eğitim sisteminin şifrelerinin ele geçirilerek not veya devamsızlık kayıtlarına yetkisiz şekilde müdahale edilmesi hâllerinde, sistemin kamu kurumuna ait olması nedeniyle anılan nitelikli artırım kuralı gündeme gelebilmektedir.

Maddenin dördüncü fıkrasında, söz konusu eylemlerle kişinin kendisi ya da başkası lehine haksız bir yarar sağlaması ve fiilin başka bir suçu oluşturmaması kaydıyla, iki yıldan altı yıla kadar hapis ve beş bin güne kadar adli para cezası öngörülmüştür. Yargı kararlarında, bu fıkranın uygulanabilmesi için sistemde gerçekleştirilen işlemlerin ötesinde temin edildiği belirtilen menfaatin niteliğinin ve kimin yararına sağlandığının kararda somut biçimde değerlendirilmesi gerektiği belirtilmektedir.

Soruşturma Usulü, Dava Zamanaşımı ve Uzlaşma

Türk Ceza Kanunu'nun 244. maddesinde düzenlenen eylemler kural olarak cumhuriyet savcılığı tarafından kendiliğinden soruşturulur ve mağdurun şikâyetten vazgeçmesi davayı kendiliğinden düşürmez. Ceza Muhakemesi Kanunu'nun 253. maddesinde yer alan uzlaştırma kataloğunda bu suç tipine yer verilmemiştir; suça sürüklenen çocuklar bakımından ise üst sınırı üç yılı geçmeyen suçlara dair genel şartlar saklıdır. Temel suç tiplerinde belirlenen hapis cezasının üst sınırına göre zamanaşımı sekiz yıl olarak uygulanabilmekte, kanunda ceza üst sınırının daha yüksek tayin edildiği nitelikli hâllerde ise süre bu çerçevede farklılaşabilmektedir.

5271 sayılı CEZA MUHAKEMESİ KANUNU m. 253Kaynağı aç
Madde 253 – (Değişik: 6/12/2006-5560/24 md.)
(1) Aşağıdaki suçlarda, şüpheli ile mağdur veya suçtan zarar gören gerçek
veya özel hukuk tüzel kişisinin uzlaştırılması girişiminde bulunulur:
a) Soruşturulması ve kovuşturulması şikâyete bağlı suçlar.
b) Şikâyete bağlı olup olmadığına bakılmaksızın, Türk Ceza Kanununda yer
alan;[102]
1. Kasten yaralama (üçüncü fıkra hariç, madde 86; madde 88),
2. Taksirle yaralama (madde 89),
3. (Ek: 24/11/2016-6763/34 md.) Tehdit
(madde 106, birinci fıkra),
4. Konut dokunulmazlığının ihlali (madde 116),
5. (Ek:17/10/2019-7188/26 md.) İş ve çalışma hürriyetinin ihlali
(madde 117, birinci fıkra; madde 119, birinci fıkra (c) bendi),
6. (Ek: 24/11/2016-6763/34 md.) Hırsızlık
(madde 141),
7. (Ek:17/10/2019-7188/26 md.) Güveni kötüye kullanma (üçüncü fıkra hariç, madde 155),[103]
8. (Ek: 24/11/2016-6763/34 md.) Dolandırıcılık
(madde 157),
9. (Ek:17/10/2019-7188/26 md.) Suç eşyasının satın
alınması veya kabul edilmesi (madde 165),
10. Çocuğun kaçırılması ve alıkonulması (madde 234),
11. Ticari sır, bankacılık sırrı veya müşteri sırrı niteliğindeki bilgi
veya belgelerin açıklanması (dördüncü fıkra hariç, madde 239),
suçları.
c) (Ek: 24/11/2016-6763/34 md.) Mağdurun
veya suçtan zarar görenin gerçek veya özel hukuk tüzel kişisi olması koşuluyla,
suça sürüklenen çocuklar bakımından ayrıca, üst sınırı üç yılı geçmeyen hapis
veya adli para cezasını gerektiren suçlar.
(2) Soruşturulması ve kovuşturulması şikâyete bağlı olanlar hariç olmak
üzere; diğer kanunlarda yer alan suçlarla ilgili olarak uzlaştırma yoluna
gidilebilmesi için, kanunda açık hüküm bulunması gerekir.
(3) Soruşturulması ve kovuşturulması şikâyete bağlı olsa bile, cinsel
dokunulmazlığa karşı suçlarda, ısrarlı takip suçunda (madde 123/A) ve hakaret
suçunda (madde 125) uzlaştırma yoluna gidilemez. (Ek
cümle: 26/6/2009 – 5918/8 md.) Uzlaştırma kapsamına giren bir suçun, bu
kapsama girmeyen bir başka suçla birlikte aynı mağdura karşı işlenmiş olması
hâlinde de uzlaşma hükümleri uygulanmaz. (Ek cümle:24/12/2025-7571/24 md.)
Ancak önödeme kapsamına giren bir suç ile uzlaştırma kapsamına
giren bir suçun birlikte aynı mağdura karşı işlenmiş olması hâlinde uzlaştırma
kapsamındaki suç bakımından uzlaşma hükümleri uygulanır.[104][105][106][107]
(4) Soruşturma konusu suçun uzlaşmaya
tâbi olması ve kamu davası açılması için yeterli
şüphenin bulunması hâlinde, dosya uzlaştırma bürosuna gönderilir. Büro
tarafından görevlendirilen uzlaştırmacı, şüpheli ile mağdur veya suçtan
zarar görene uzlaşma teklifinde bulunur. Şüphelinin, mağdurun veya suçtan zarar
görenin reşit olmaması halinde, uzlaşma teklifi kanunî temsilcilerine yapılır. Uzlaştırmacı, uzlaşma teklifini açıklamalı tebligat
veya istinabe yoluyla da yapabilir. Şüpheli, mağdur veya suçtan zarar gören,
kendisine uzlaşma teklifinde bulunulduktan itibaren yedi gün içinde kararını
bildirmediği takdirde, teklifi reddetmiş sayılır. 106[108]
(5) Uzlaşma teklifinde bulunulması halinde, kişiye uzlaşmanın mahiyeti ve
uzlaşmayı kabul veya reddetmesinin hukukî sonuçları anlatılır.
(6) Resmî mercilere beyan edilmiş olup da soruşturma dosyasında yer alan
adreste bulunmama veya yurt dışında olma ya da başka bir nedenle mağdura,
suçtan zarar görene, şüpheliye veya bunların kanunî temsilcisine ulaşılamaması
halinde, uzlaştırma yoluna gidilmeksizin soruşturma sonuçlandırılır.
(7) Birden fazla kişinin mağduriyetine veya zarar görmesine sebebiyet
veren bir suçtan dolayı uzlaştırma yoluna gidilebilmesi için, mağdur veya
suçtan zarar görenlerin hepsinin uzlaşmayı kabul etmesi gerekir.
(8) Uzlaşma teklifinde bulunulması veya teklifin kabul edilmesi,
soruşturma konusu suça ilişkin delillerin toplanmasına ve koruma tedbirlerinin
uygulanmasına engel değildir.
(9) (Mülga: 24/11/2016-6763/34 md.)
(10) Bu Kanunda belirlenen hâkimin davaya bakamayacağı haller ile reddi
sebepleri, uzlaştırmacı görevlendirilmesi ile ilgili olarak göz önünde
bulundurulur.
(11) Görevlendirilen uzlaştırmacıya soruşturma dosyasında yer alan ve
Cumhuriyet savcısınca uygun görülen belgelerin birer örneği verilir. Uzlaştırma bürosu uzlaştırmacıya, soruşturmanın
gizliliği ilkesine uygun davranmakla yükümlü olduğunu hatırlatır.[109]
(12) Uzlaştırmacı, dosya içindeki belgelerin birer örneği kendisine
verildikten itibaren en geç otuz gün içinde uzlaştırma işlemlerini sonuçlandırır.
Uzlaştırma bürosu bu süreyi her defasında
yirmi günü geçmemek üzere en fazla iki kez daha uzatabilir.
(13) Uzlaştırma müzakereleri gizli olarak yürütülür. Uzlaştırma
müzakerelerine şüpheli, mağdur, suçtan zarar gören, kanunî temsilci, müdafi ve
vekil katılabilir. Şüpheli, mağdur veya suçtan zarar görenin kendisi veya
kanunî temsilcisi ya da vekilinin müzakerelere katılmaktan imtina etmesi
halinde, uzlaşmayı kabul etmemiş sayılır.
(14) Uzlaştırmacı, müzakereler sırasında izlenmesi gereken yöntemle
ilgili olarak Cumhuriyet savcısıyla görüşebilir; Cumhuriyet savcısı,
uzlaştırmacıya talimat verebilir.
(15) Uzlaşma müzakereleri sonunda uzlaştırmacı, bir rapor hazırlayarak
kendisine verilen belge örnekleriyle birlikte uzlaştırma
bürosuna verir. Uzlaşmanın gerçekleşmesi halinde, tarafların imzalarını
da içeren raporda, ne suretle uzlaşıldığı ayrıntılı olarak açıklanır. (Ek
cümle: 24/11/2016-6763/34 md.) Uzlaştırma bürosu
soruşturma dosyasını, raporu ve varsa yazılı anlaşmayı Cumhuriyet savcısına
gönderir.
(16) Uzlaşma teklifinin reddedilmesine rağmen, şüpheli ile mağdur veya
suçtan zarar gören uzlaştıklarını gösteren belge ile en geç iddianamenin
düzenlendiği tarihe kadar Cumhuriyet savcısına başvurarak uzlaştıklarını beyan
edebilirler.
(17) Cumhuriyet savcısı, uzlaşmanın, tarafların özgür iradelerine
dayandığını ve edimin hukuka uygun olduğunu belirlerse raporu veya belgeyi
mühür ve imza altına alarak soruşturma dosyasında muhafaza eder.
(18) Uzlaştırmanın sonuçsuz kalması halinde tekrar uzlaştırma yoluna
gidilemez.
(19) Uzlaşma sonucunda şüphelinin
edimini def’aten yerine getirmesi halinde, hakkında kovuşturmaya yer olmadığı
kararı verilir. Edimin yerine getirilmesinin ileri tarihe bırakılması, takside
bağlanması veya süreklilik arzetmesi halinde, 171 inci maddedeki şartlar
aranmaksızın, şüpheli hakkında kamu davasının açılmasının ertelenmesi kararı
verilir. Erteleme süresince zamanaşımı işlemez. Kamu davasının açılmasının
ertelenmesi kararından sonra, uzlaşmanın gereklerinin yerine getirilmemesi halinde,
171 inci maddenin dördüncü fıkrasındaki şart aranmaksızın, kamu davası açılır. (…)[110] Uzlaşmanın sağlanması
halinde, uzlaşma anında tespit edilemeyen veya uzlaşmadan sonra ortaya çıkan
zararlar hariç, soruşturma konusu suç nedeniyle tazminat davası açılamaz; açılmış
olan davadan feragat edilmiş sayılır. Şüphelinin, edimini yerine getirmemesi
halinde uzlaşma raporu veya belgesi, 9/6/1932 tarihli ve 2004 sayılı İcra ve
İflas Kanununun 38 inci maddesinde yazılı ilam mahiyetini haiz belgelerden
sayılır.[111]
(20) Uzlaştırma müzakereleri sırasında yapılan açıklamalar, herhangi bir
soruşturma ve kovuşturmada ya da davada delil olarak kullanılamaz.
(21) Şüpheli, mağdur veya suçtan zarar
görenden birine ilk uzlaşma teklifinde bulunulduğu tarihten itibaren,
uzlaştırma girişiminin sonuçsuz kaldığı ve en geç, uzlaştırmacının raporunu
düzenleyerek uzlaştırma bürosuna verdiği
tarihe kadar dava zamanaşımı ile kovuşturma koşulu olan dava süresi işlemez.
(22) (Değişik birinci cümle:
24/11/2016-6763/34 md.) Uzlaştırmacıya Adalet
Bakanlığı tarafından belirlenen tarifeye göre ücret ödenir. Uzlaştırmacı
ücreti ve diğer uzlaştırma giderleri, yargılama giderlerinden sayılır.
Uzlaşmanın gerçekleşmesi halinde bu giderler Devlet Hazinesi tarafından
karşılanır.
(23) Uzlaşma sonucunda verilecek kararlarla ilgili olarak bu Kanunda
öngörülen kanun yollarına başvurulabilir.
(24) (Değişik: 24/11/2016-6763/34 md.) Her Cumhuriyet başsavcılığı
bünyesinde uzlaştırma bürosu kurulur ve yeteri kadar Cumhuriyet savcısı ile
personel görevlendirilir. Uzlaştırmacılar, hukuk fakültesi mezunlarının yer
aldığı, Adalet Bakanlığı tarafından belirlenen uzlaştırmacı listelerinden
görevlendirilir. Uzlaştırmacı, hazırladığı raporu, tutanakları ve varsa yazılı
anlaşmayı büroya gönderir. Uzlaştırma süreci sonunda soruşturma dosyaları,
uzlaştırma bürosunda görevli Cumhuriyet savcıları tarafından sonuçlandırılır.[112]
(25) (Ek: 24/11/2016-6763/34 md.)Uzlaştırmacıların nitelikleri,
eğitimi, sınavı, görev ve sorumlulukları, denetimi, eğitim verecek kişi, kurum
ve kuruluşların nitelikleri ve denetimleri ile uzlaştırmacı sicili,
uzlaştırmacılar ve eğitim kurumlarının listelerinin düzenlenmesi, Cumhuriyet
başsavcılığı bünyesinde kurulan uzlaştırma bürolarının çalışma usul ve
esasları, uzlaştırma teklifi ile müzakere usulü, uzlaştırma anlaşması ve
raporda yer alacak konular ile uygulamaya dair diğer hususlara ilişkin usul ve
esaslar, Adalet Bakanlığınca çıkarılan yönetmelikle düzenlenir.
Mahkeme tarafından uzlaştırma
Bilişim sistemini bozma ve verileri yok etme suçu şikayete tabi midir?

Türk Ceza Kanunu'nun 244. maddesindeki suçlar şikâyete tabi tutulmadığından soruşturma cumhuriyet savcılığı tarafından kendiliğinden yürütülür ve şikâyetten vazgeçme ceza davasını düşürmez.

Başkasına ait e-posta veya sosyal medya şifresini değiştirmek suç mudur?

Başkasına ait e-posta ve sosyal medya şifrelerini ele geçirip değiştirerek hesap sahibinin erişimini engelleme eylemi, olayın niteliğine göre Türk Ceza Kanunu'nun 244. maddesinin ikinci fıkrası kapsamında değerlendirilebilmektedir.

Bilişim sistemini engelleme veya veri değiştirme suçları uzlaşmaya tabi midir?

Ceza Muhakemesi Kanunu'nun 253. maddesindeki uzlaştırma kataloğunda sayılmadığından kural olarak uzlaşma kapsamında değildir; ancak suça sürüklenen çocuklar yönünden üst sınırı üç yılı geçmeyen suçlara ilişkin istisnalar saklıdır.

Bilişim sistemini bozma ve verileri değiştirme suçunda dava zamanaşımı süresi ne kadardır?

Türk Ceza Kanunu'nun 244. maddesinde düzenlenen temel suç tipleri bakımından dava zamanaşımı süresi kural olarak sekiz yıl olup, ceza üst sınırının arttığı nitelikli hâllerde süre farklılaşabilmektedir.

Hukuki uyarı: Bu içerik genel bilgilendirme amacı taşır; somut olay değerlendirmesi için avukata başvurulmalıdır.

Hazırlayan: Av. Erdal Ersoy

Avukat Erdal Ersoyİletişim ve randevu