Bankayı Tüketici Hakem Heyetine Şikayet ve Başvuru Şartları

by Avukat Erdal Ersoy
Bankayı Tüketici Hakem Heyetine Şikayet ve Başvuru Şartları

Tüketici Hakem Heyetine Başvuru Usulü ve Yetkili Merci

Tüketiciler, bankacılık işlemlerinden kaynaklanan uyuşmazlıklarında tüketici hakem heyetine başvurabilir. 6502 sayılı Tüketicinin Korunması Hakkında Kanun'un 68. maddesinin üçüncü fıkrası uyarınca başvurular, tüketicinin yerleşim yerinin bulunduğu veya tüketici işleminin yapıldığı yerdeki tüketici hakem heyetine sunulabilir. Tüketici hakem heyetinin bulunmadığı yerlerde başvurular o ilçe kaymakamlığına yapılır; kaymakamlıklar yapılan bu başvuruları gereği yerine getirilmek üzere Bakanlıkça belirlenen yetkili tüketici hakem heyetine iletir. Tüketici hakem heyetleri, kendilerine iletilen başvuruları gereğini yapmak üzere kabul etmekle kanunen yükümlüdür.

6502 sayılı TÜKETİCİNİN KORUNMASI HAKKINDA KANUN m. 68Kaynağı aç
MADDE 68- (1) (Değişik cümle:24/3/2022-7392/13 md.) Tarafların İcra ve İflas Kanunundaki hakları saklı kalmak kaydıyla; değeri otuz bin Türk Lirasının altında bulunan uyuşmazlıklarda tüketici hakem heyetlerine başvuru zorunludur. Bu değerlerin üzerindeki uyuşmazlıklar için tüketici hakem heyetlerine başvuru yapılamaz. (2) Tüketici hakem heyetleri kendilerine yapılan başvuruları gereğini yapmak üzere kabul etmek zorundadır. (3) Başvurular, tüketicinin yerleşim yerinin bulunduğu veya tüketici işleminin yapıldığı yerdeki tüketici hakem heyetine yapılabilir. (Değişik cümle:24/3/2022-7392/13 md.) Tüketici hakem heyetinin bulunmadığı yerlerde ise başvurular o ilçe kaymakamlığına yapılabilir. (Ek cümle:24/3/2022-7392/13 md.) Yapılan bu başvurular, kaymakamlıklarca gereği yapılmak üzere Bakanlıkça belirlenen yetkili tüketici hakem heyetine iletilir. (4) Bu maddede belirtilen parasal sınırlar her takvim yılı başından itibaren geçerli olmak üzere, o yıl için 4/1/1961 tarihli ve 213 sayılı Vergi Usul Kanununun mükerrer 298 inci maddesi hükümleri uyarınca tespit ve ilan edilen yeniden değerleme oranında artırılarak uygulanır. Bu artışların hesabında bin Türk Lirasının küsuru dikkate alınmaz. [16] (5) Bu madde tüketicilerin ilgili mevzuatına göre alternatif uyuşmazlık çözüm mercilerine başvurmasına engel değildir. İnceleme

Görev Alanını Belirleyen Parasal Sınır ve İcra Takibi Hakları

6502 sayılı Kanun'un 68. maddesinin birinci fıkrası uyarınca, kanunda belirlenen parasal sınırın altında kalan uyuşmazlıklarda tüketici hakem heyetlerine başvuru zorunludur ve bu sınırların üzerindeki uyuşmazlıklar için tüketici hakem heyetlerine başvuru yapılamaz. Bununla birlikte tarafların İcra ve İflas Kanunundaki hakları saklıdır. Hakem heyetinin görev sınırını oluşturan parasal tutarlar, 6502 sayılı Kanun'un 68. maddesinin dördüncü fıkrası ile Tüketici Hakem Heyetleri Yönetmeliği'nin 6. maddesi uyarınca her takvim yılı başından itibaren 213 sayılı Vergi Usul Kanunu'nun mükerrer 298. maddesi hükümleri doğrultusunda ilan edilen yeniden değerleme oranında artırılarak uygulanır ve bu artışların hesabında bin Türk Lirasının küsuru dikkate alınmaz. Hakem heyetine başvuruya ilişkin yasal çerçeve, tüketicilerin ilgili mevzuatına göre alternatif uyuşmazlık çözüm mercilerine müracaat etmesine engel teşkil etmez.

Bankaların Mevduatı Muhafaza ve Geri Verme Yükümlülüğü

Banka ile müşteri arasındaki hukuki ilişkide mevduatın korunması esastır. 5411 sayılı Bankacılık Kanunu'nun 61. maddesi ve 4389 sayılı Bankalar Kanunu'nun 10. maddesinin dördüncü fıkrası uyarınca bankalar, kendilerine tevdi edilen paraları mudilere istendiğinde veya kararlaştırılan vadede ayni ya da misli olarak eksiksiz iade etmekle yükümlüdür. Paranın güvenle muhafaza edilmesi ve istendiğinde geri verilmesi bankanın kanuni borcudur.

Basiretli Tacir Sıfatı ve Ağırlaştırılmış Özen Borcu

6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu'nun 18. maddesinin ikinci fıkrası uyarınca her tacirin ticari faaliyetlerinde basiretli bir iş adamı gibi hareket etmesi kanuni bir gerekliliktir. Yargıtay Hukuk Genel Kurulu'nun 2017/2224 Esas ve 2018/1753 Karar sayılı ilamında belirtildiği üzere bankaların tacir olarak bütün işlemlerinde basiretli davranma yükümlülüğü diğer tacirlerden farklı olup kendilerinden beklenen basiret ölçüsü ve özen borcu daha ağırdır. Bankaların internet bankacılığı hizmeti vermeye başladıkları andan itibaren bu özen yükümlülüğünün kapsamı daha da artmaktadır.

Yargıtay Hukuk Genel Kurulu, E. 2017/2224, K. 2018/1753Kaynağı aç
Hukuk Genel Kurulu         2017/2224 E.  ,  2018/1753 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ :Ticaret Mahkemesi Taraflar arasındaki "maddi tazminat" davasından dolayı yapılan yargılama sonunda; İzmir 8. Asliye Ticaret Mahkemesince davanın kısmen kabulüne dair verilen 28.01.2013 tarihli ve 2012/330 E. 2013/26 K. sayılı karar taraf vekillerince temyiz edilmekle Yargıtay 11. Hukuk Dairesinin 24.01.2014 tarihli ve 2013/11577 E. 2014/1594 K. sayılı kararı ile: "…Davacı vekili, müvekkilinin davalı bankada bulunan hesabından 12.05.2011 tarihinde 9.788 TL'nin internet vasıtasıyla başka hesaba EFT edildiğini, davalı bankanın internet vasıtasıyla yapılan işlemlerde müşterilerin haklarını koruyucu tedbir almaması nedeniyle zarara uğradığını ileri sürerek, 9.788 TL'nin faiziyle birlikte davalıdan tahsilini talep ve dava etmiştir. Davalı vekili, taraflar arasındaki sözleşmede güvenlik hususunda davacının uyarıldığını, söz konusu havale işleminden dolayı sorumlu olmadıklarını, davacının kusurlu hareketi bulunduğunu savunarak, davanın reddini istemiştir. Mahkemece iddia, savunma, bilirkişi raporu ve dosya kapsamına göre, davacının kişisel bilgilerini korumada gerekli özeni göstermediği bu nedenle % 40 kusuru bulunduğu, davalı bankanın ise yeterli güvenlik önlemlerini almayarak % 60 oranında kusuru olduğu gerekçesiyle, davanın kısmen kabulüne, 5.872,80 TL'nin faiziyle birlikte davalıdan tahsiline karar verilmiştir. Kararı, taraf vekilleri temyiz etmiştir 1-Dava dosyası içerisindeki bilgi ve belgelere, mahkeme kararının gerekçesinde dayanılan delillerin tartışılıp, değerlendirilmesinde usul ve yasaya aykırı bir yön bulunmamasına göre davalı vekilinin tüm temyiz itirazlarının reddine karar vermek gerekmiştir. 2-Dava, davalı banka nezdinde açılmış olan hesapta bulunan paranın davacının bilgisi ve izni dışında internet yolu ile yapılan işlemler sonucu çekilmesi suretiyle uğranılan zararın tazmini istemine ilişkindir. Bankalar kendilerine yatırılan paraları mudilere istendiğinde veya belli bir vadede ayni veya misli olarak iade etmekle yükümlüdür (4491 sayılı Yasa ile değişik 4389 sayılı Bankalar Kanunu'nun 10/4 ve 5411 sayılı Bankacılık Kanunu’nun 61. maddesi). Bu tanımlamaya göre, mevduat ödünç ile usulsüz tevdi sözleşmelerinin niteliklerini taşıyan kendine özgü bir sözleşmedir. Dava tarihinde yürürlükte olan 818 sayılı BK'nın 306 ve 307. maddeleri uyarınca ödünç alan, akdin sonunda ödünç verilen parayı eğer kararlaştırılmışsa faizi ile iadeye mecburdur. Aynı Yasa’nın 372/1. maddesi uyarınca usulsüz tevdide paranın nef’i ve hasarı mutlak şekilde saklayana geçtiği için ayrıca açıklamaya gerek kalmadan saklayan bu parayı kendi yararına kullanabilir. Bu açıdan değerlendirildiğinde, usulsüz işlemle çekilen paralar aslında doğrudan doğruya bankanın zararı niteliğinde olup, mevduat sahibinin bankaya karşı alacağı aynen devam etmektedir. Usulsüz işlemlerin gerçekleşmesinde ispatlandığı takdirde mevduat sahibinin müterafik kusurundan söz edilebilir ve banka bu kusur oranı üzerinden hesap sahibinin alacağından mahsup talebinde bulunabilir. Somut olayda, davalı banka davacıya vermiş olduğu şifre ve parolanın davacının kusuru ile ele geçirildiğini kanıtlayamamıştır. Tüm kusur davalı bankada olduğu halde yazılı gerekçelerle tarafların birlikte kusurlu olarak kabul edilmesi doğru görülmemiş kararan davacı yararına bozulması gerekmiştir…" gerekçesi ile bozularak dosya yerine geri çevrilmekle yeniden yapılan yargılama sonunda mahkemece önceki kararda direnilmiştir. HUKUK GENEL KURULU KARARI Hukuk Genel Kurulunca incelenerek direnme kararının süresinde temyiz edildiği anlaşıldıktan ve dosyadaki belgeler okunduktan sonra gereği görüşüldü: Dava, internet bankacılığı işlemi nedeniyle bankanın sorumluluğuna dayalı maddi tazminat istemine ilişkindir. Davacı vekili; müvekkilinin davalı bankanın müşterisi olduğunu, 12.05.2011 tarihinde müvekkilinin çeşitli bankalardaki hesaplarında internet aracılığı ile korsan girişimlerde bulunulduğunu ve müvekkilinin davalı banka şubesindeki hesabından 9.788,00TL’nin başka hesaplara EFT yapılarak aktarıldığını, davalıdan EFT yapılan paranın iadesinin istendiğini, ancak davalı tarafından paranın iade edilemeyeceğinin belirtildiğini, davalı bankanın objektif özen yükümlülüğünü yerine getirmediğini ve müşterilerini koruma amaçlı gerekli güvenlik önlemlerini almadığını ileri sürerek fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak kaydıyla 9.788,00TL zararın mevduata uygulanan en yüksek faizi ile birlikte davalı bankadan tahsiline karar verilmesini talep ve dava etmiştir. Davalı vekili; davacının internet bankacılığı işlemlerinde zorunlu kılınan tek kullanımlık şifre seçeneklerinden akıllı SMS seçeneğini kullandığını, dava konusu işlemin davacının müşteri numarası, internet bankacılığı şifresi ve cep telefonuna gönderilen işlem şifresi (Akıllık SMS) kullanılmak suretiyle gerçekleştiğini, davacı şirket yetkilisi tarafından Torbalı Cumhuriyet Başsavcılığının 2011/2069 soruşturma sayılı dosyasında verilen 13.05.2011 tarihli ifadede şifreleri korumak için gerekli dikkat ve özeni göstermediğini belirttiğini, bu durumda kötü niyetli üçüncü kişilerin davacının yetkilisinin bilgisayarına gönderdiği “trojan virüsü” ile davacının şifre gibi tüm kişisel bilgilerinin ele geçirildiğini, şifrenin üçüncü şahıslar tarafından ele geçirilmesinin banka sistemleri üzerinden gerçekleşmediğini, bu nedenle müvekkili bankanın herhangi bir sorumluluğunun bulunmadığını savunarak davanın reddini istemiştir. Mahkemece; davacının elektronik bankacılık için gerekli olan özel bilgilerin ve iletişim bilgilerinin korunması için gerekli dikkat ve özeni göstermediği, bu sebeple müterafik kusurunun olduğu, davalı bankanın da müşteri (hesap sahibi) tanımlamasını en üst düzeyde sağlayacak elektronik bankacılık sisteminin uygulanmasını sağlamadığı, bu nedenle davacı için % 40 ve davalı banka için % 60 kusur oranının uygulanmasının hakkaniyete uygun olduğu gerekçesiyle davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir. Taraf vekillerinin temyizi üzerine karar Özel Dairece yukarıda başlık kısmında yer alan gerekçelerle bozulmuştur. Yerel mahkemece, önceki gerekçeler tekrar edilmek suretiyle direnme kararı verilmiştir. Direnme kararını davacı vekili temyize getirmiştir. Direnme yoluyla Hukuk Genel Kurulu önüne gelen uyuşmazlık; davalı banka nezdindeki hesapta bulunan paranın internet bankacılığı aracılığı ile davacının iradesi dışında üçüncü kişilerce çekilmesinde davacıya atfedilecek bir kusurun bulunup bulunmadığı noktasında toplanmaktadır. Uyuşmazlığın çözümü için öncelikle internet bankacılığı kavramı ile bankaların müşterileriyle yaptığı internet bankacılığı sözleşmelerinden doğan yükümlülük ve sorumluluklarının açıklanmasında yarar bulunmaktadır. İnternet, birden fazla haberleşme ağının (network) bilgisayarlar aracılığıyla meydana getirdikleri bir iletişim ortamıdır. Bu ağlar arasındaki ilişkiler IP (internet protokolü) kullanılmak suretiyle bilgisayarlar arasında gerçekleşir. Bankaların da bu ağa dâhil olmasıyla banka hizmetlerinin yer ve zaman kısıtlaması olmaksızın internet ortamında sunulmasına başlanmış ve böylece internet bankacılığı adı verilen yeni bir sistem doksanlı yılların ikinci yarısından itibaren yaygınlaşmaya başlamıştır. Günümüzde internet, tüm dünya üzerine yayılmış olan çok geniş bir bilgisayar ağı durumuna gelmiş olup, bu iletişim ağından yararlanan internet bankacılığı; teknolojide meydana gelen gelişmeler sonucu ortaya çıkan ve hemen hemen bütün bankacılık işlemlerinin zaman ve yer sınırı olmaksızın internet üzerinden yapılabilmesini sağlayan elektronik bir bankacılık türü olarak karşımıza çıkmaktadır. Bankalar tarafından hazırlanan sözleşmelerde yer alan yaygın tarifiyle ise internet bankacılığı; şahsın kablolu, kablosuz iletişim sistemleri ile teknik şartlara haiz bilgisayar, tablet, cep telefonu gibi araçlar üzerinden ve internet-wap aracılığı ile otomatik, sesli yanıt sistemi ile şifre ve parolayı kullanarak, bankanın belirleyeceği kurallar ve limitler dâhilinde şahsın banka hesapları üzerinde her türlü işlem yapma yöntemidir. İnternet bankacılığı işlemleri bakımından uygulamada ortaya çıkan en önemli sorun, hiç kuşkusuz güvenlik sorunu olup, banka hesaplarındaki paraların, müşterilere ait özel bilgiler kullanılarak üçüncü kişilerce başka hesaplara aktarılmasıdır. Bu sorun hem bankalar hem de müşteriler açısından önemli riskler oluşturmaktadır. Güvenli bir internet bankacılık hizmetinin sunulmasında, böyle bir hizmetin alınmasında, normal bankacılık işlemlerindeki yükümlülüklerin yanı sıra hem bankanın hem de müşterinin üzerine düşen bazı ek yükümlülükler vardır. Bu bağlamda, internet bankacılığı hizmetini müşterilerine bankalar sunduğuna göre, bankaların internet bankacılığı sisteminin güvenliğine yönelik tüm tedbirleri almaları ve sistem hatalarını ve eksikliklerini gidererek sistemi bilinen en son teknolojik gelişmeye uygun hâle getirmeleri büyük önem taşımaktadır. Müşterilerin internet bankacılığını kullanmakta olması bankaların mevduatı koruma yükümlülüğünü ortadan kaldırmayacağı gibi, sorumluluğunu da hafifletmeyecektir. Bu kapsamda işlemlerini internet ortamına taşıyarak daha fazla müşteri kitlesine ulaşmak ve dolayısıyla daha fazla kâr elde etmek isteyen bankanın, buna paralel olarak gerekli teknolojik ve yazılımsal önlemleri alması, gelişen teknoloji karşısında kötü niyetli üçüncü kişilerin internet bankacılığı sistemine girişimlerini anında engelleyecek güvenlik mekanizmasını oluşturması, sistemini sürekli güncelleyerek yenilemesi, herhangi bir usulsüz işlemle karşılaşıldığında gerekli önlemleri almanın yanı sıra müşterilerini de anında bilgilendirmesi gerekmektedir (Savaş, Abdurrahman; İnternet Bankacılığı ve Tarafların Yükümlülükleri, Selçuk Üniversitesi Hukuk Fakültesi Dergisi, C. 19, S. 2, s. 151.) . Bankalar, özel yasa ile kurulan ve kendilerine alanlarında çeşitli imtiyazlar tanınan, topladıkları mevduatı sahteciliklere karşı özenle korumak zorunda olan kuruluşlar olup, sahip oldukları bu vasıfları sebebiyle bankacılık işlemlerinin güvenilen tarafı konumundadırlar. Bu durum, bankaların bir güven kurumu olarak kabul edilmesini ve bankanın sorumluluğunun özel güven sebebiyle ağırlaştırılmasını gerektirir (Battal, Ahmet; Güven Kurumu Nitelendirmesi Işığında Bankaların Hukuki Sorumluluğu, Ankara 2001, s. 106). O hâlde, bankalar, ağırlaştırılmış sorumluluğun bir gereği olarak objektif özen yükümlülüğü altında bulunmakta olup, buna karşılık hafif kusurlarından dahi sorumludurlar. Ayrıca, bu sorumluluğu kaldırmaya yönelik sözleşmeler de geçerli değildir. Zira sorumsuzluk sözleşmesi hükümlerine sınırlama getiren 818 sayılı Borçlar Kanununun (818 sayılı BK) 99/2 ve 100/3 (6098 sayılı Türk Borçlar Kanununun (6098 sayılı TBK) 115/3 ve 116/3) maddeleri gereğince, bankaların hafif kusurlarından dolayı ortaya çıkan sorumluluğunu kaldıran sözleşme hükümleri geçersiz olacaktır. 6762 sayılı Türk Ticaret Kanununun (6762 sayılı TTK) 20/2. (6102 sayılı Türk Ticaret Kanununun (6102 sayılı TTK) 18/2) maddesi gereğince, tacir, ticaretine ait bütün faaliyetlerinde basiretli iş adamı gibi hareket etmesi lazımdır. Nitekim, bankaların, tacir olarak bütün işlemlerinde basiretli davranma yükümlülüğü herhangi bir tacirden farklıdır. Bu sebeple bankalardan beklenen basiret ölçüsü ve özen yükümlüğü şüphesiz daha ağırdır. Özellikle bankaların internet bankacılığı hizmeti vermeye başladıkları andan itibaren özen yükümlülüğünün daha da arttığının kabul edilmesi gerekmektedir (Yılmaz, Süleyman; Hukuki Açıdan İnternet Bankacılığı, Ankara, 2010, s. 152.) . Buna karşılık, hiç kuşkusuz, internet bankacılığı işlemlerinde müşteriler de kendilerinden beklenen her türlü tedbiri almak ve her türlü dikkat ve özeni göstermek zorundadırlar. Bu sebeple bilgisayarlarına başkalarının ulaşmasına imkân tanıyan her türlü gerçek ve sanal saldırıyı önleyici tedbirleri almaları ve bu konuda azami özeni göstermeleri gerekmektedir. Müşterilerin, internet bankacılığında kullanılmak üzere kendilerine verilen özel bilgilerini, banka ve kredi kartlarında olduğu gibi, üçüncü kişilerden özenle koruma ve saklama yükümlülüğü mevcuttur. Bu yükümlülüklerin ihlal edilmesi hâlinde müşterinin kendi kusurundan kaynaklanan bu durumun sorumluluğuna kusuru oranında katlanması gerekmektedir. Bu itibarla, müşterinin internet dolandırıcılığı eyleminin işlenmesinde ve kişisel bilgilerinin kötü niyetli üçüncü kişilerin eline geçmesinde kusuru var ise 818 sayılı BK’nın 44. (6098 sayılı TBK’nın 52.) maddesi gereğince bu kusur, müterafik kusur olarak değerlendirilebilecektir. Bu durumda banka, sözleşmeden doğan yükümlülüğünü yerine getirememesinde kusurlu olmadığını 818 sayılı BK’nın 96. (6098 sayılı TBK’nın 112.) maddesi gereğince ispat etmek durumunda olup, ayrıca müşterisinin müterafik kusurunu da ispat etmekle yükümlüdür (Yasaman, Hamdi; Banka Hukuku, İstanbul 2013, C. II, s.105) . Yukarıda verilen bilgiler ışığında somut olay değerlendirildiğinde, mahkemece hükme esas alınan bilirkişi raporunda; “davacının dava dışı bankalardaki hesaplarına da girildiği dikkate alındığında davacının kişisel bilgilerini bir şekilde koruyamadığının anlaşıldığı, davacının kişisel bilgilerini büyük bir olasılıkla kullandığı bilgisayarından çaldırdığı, yine davacının Cumhuriyet Başsavcılığına verdiği ifadeden cep telefonuna yönlendirici program yüklenmesine sebebiyet verdiğinin anlaşıldığı, bu nedenle müterafik kusurunun bulunduğu” belirtilerek davacının %40 oranında müterafik kusurlu olduğu kabul edilmiş ise de, alınan rapor, somut olay yeterince irdelemeden ihtimallere dayalı olarak düzenlenmiştir. Dosya kapsamından, davacının üç ayrı bankadaki hesaplarına başka bir IP üzerinden aynı anda internet bankacılığı aracılığıyla kötü niyetli girişimlerde bulunulduğu, davalı haricindeki diğer bankaların kötü niyetli girişim sırasında davacıya bilgi vererek hesaplardan paranın çıkışını engelledikleri, davalı bankanın ise kötü niyetli girişimden davacının bildirimi ile haberdar olduğu anlaşılmaktadır. Mahkemece, bu hususlar değerlendirilmeden, davalı bankanın olayın gerçekleştiği tarih itibariyle internet bankacılığı sisteminde, o dönem sektörde kullanılmakta olan tüm gerekli tedbirleri almış olup olmadığı araştırılmadan eksik inceleme ile karar verilmiştir. Hâl böyle olunca mahkemece, alanında uzman bir başka bilirkişi heyetinden rapor alınarak, olayın gerçekleştiği tarih itibariyle yürürlükte bulunan Bankacılık Düzenleme ve Denetleme Kurumunun (BDDK) tebliği de gözetilerek o dönem sektörde kullanılmakta olan güvenlik tedbirlerinin neler olduğu ve davalı banka haricindeki diğer iki bankanın internet dolandırıcılığı işlemini engellemesi karşısında, davalı bankanın benzeri güvenlik tedbirlerini alıp almadığı, ayrıca davacının kusurunun zararın meydana gelmesinde ne derece etkili olduğu ayrıntılı bir şekilde irdelenip sonucuna göre karar verilmelidir. Hukuk Genel Kurulundaki görüşmeler sırasında; davacının bilgileri ele geçirilmiş olsa dâhi bankanın gerekli güvenlik tedbirlerini alsaydı dolandırıcılık eyleminin gerçekleşmeyeceği, davalı bankanın olay tarihi itibariyle gerekli tedbirleri almadığının anlaşıldığı, davacının kötü niyetli üçüncü kişilerle işbirliği ve suç teşkil edebilecek eyleminin varlığının da davalı bankaca kanıtlanamadığı, bu itibarla yeniden bilirkişi incelemesinin usul ekonomisine aykırı olduğu gibi sonuca da etkili olmayacağı, bu nedenle direnme kararının bozulması gerektiği görüşü ileri sürülmüş ise de bu görüş, Kurul çoğunluğunca benimsenmemiştir. Bu itibarla, yerel mahkeme direnme kararının yukarıda açıklanan değişik gerekçe ve nedenlerden dolayı bozulması gerekir. SONUÇ: Davacı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile direnme kararının yukarıda açıklanan değişik gerekçe ve nedenlerden dolayı 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun Geçici 3. maddesine göre uygulanmakta olan 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu'nun 429. maddesi gereğince BOZULMASINA, istek hâlinde temyiz peşin harcının iadesine, aynı Kanunun 440/III-1 maddesi gereğince direnme kararına karşı miktar itibari ile karar düzeltme yolu kapalı olmak üzere 22.11.2018 tarihinde yapılan ikinci görüşmede oy çokluğu ile kesin olarak karar verildi. KARŞI OY Davacı, davalı banka nezdindeki hesabında bulunan paranın kötü niyetli 3. kişilerce internet bankacılığı işlemiyle çekilmesi sonucu alacağını davalı bankadan talep etmiştir. 5411 sayılı Bankalar Kanunu 61. maddede, mevduat sahiplerinin geri alma haklarının hiçbir suretle sınırlandırılamayacağı (TMK’nın rehin, hapis hakkı, TBK’nın alacağın temliki- devri, takas hükümleri ve diğer kanunların verdiği yetkiler ve yükümlülükler saklıdır) hükmü yer almaktadır. Taraflar arasındaki sözleşme, ödünç (karz) ile usulsüz tevdi sözleşmelerinin niteliklerini taşıyan kendine özgü bir sözleşmedir. Olay tarihi itibariyle yürürlükte olan 818 s. Borçlar Kanunu’nun 306. vd. maddelerinde karz akdi düzenlenmiş olup, karz akdinde, ödünç veren bir miktar paranın yahut diğer mislî şeyin mülkiyetini ödünç alana nakleder, ödünç alan da aynı nevîden şeyleri geri vermekle yükümlü olur. Ödünç verilen parayı banka, kararlaştırılmışsa faizi ile iadeye mecburdur. Usulsüz tevdiye dair BK.nın 472/1. maddesi uyarınca da paranın nef’i ve hasarı saklayana, yani bankaya geçer. Saklayan banka, bu parayı kendi yararına kullanabilir, bu hükümler uyarınca, usulsüz işlemle kötü niyetli 3. kişilerce çekilen, EFT, havale edilen paralar, aslında doğrudan doğruya bankanın zararı niteliğinde olup, mevduat sahibinin; niteliği belirtilen sözleşme uyarınca bankaya karşı alacağı aynen devam etmektedir. Ancak, banka usulsüz işlemde mevduat sahibinin ispatlandığı takdirde, kusuru üzerinden alacakdan mahsup talebinde bulunabilir. Banka basiretli tacirden beklenen özeni göstermek zorunda olup, en hafif kusurundan dahi sorumludur ve bu sorumluluğu kaldıran sözleşme hükümleri de geçerli değildir. Bankalar, bir güven kurumudur, objektif özen borcu bulunduğundan, topladıkları mevduatı sahteciliklere karşı özenle korumak zorundadırlar. Somut olayda, davacının hesabından, internet yoluyla yapılan işlemle dava konusu miktarın EFT yapıldığı sabittir. Mahkemece alınan bilirkişi raporu doğrultusunda davacı %40, davalı banka %60 kusurlu bulunarak davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir. Davacının müşteki olarak Torbalı Cumhuriyet Başsavcılığına olayın nasıl olabileceğine dair verdiği ifadeye göre, iki gün önce bir diğer banka internet bankacılığına bilgisayarından giriş yaptığında kullandığı telefonun modeli, numarası, markasına dair soru butonu çıktığında bu bilgileri verdiği ve bir program yüklendiği ancak daha sonra bir işlem yapamadığı, beyanında şifresinin kırılmış olduğunu öğrendiği, bu nedenlerle davacının kötü niyetli 3. kişilerin şifreyi ele geçirmesine sebep olduğu, internet bankacılığı dolandırıcılık olaylarında casus programlar vasıtasıyla müşteri kişisel bilgilerinin çalındığına rastlandığı bu nedenlerle müşterinin, şifre, güvenlik kodu vb. bilgilerin yetkisiz 3. kişilerin eline geçmemesi için bunları gereği gibi muhafaza etmesi gerektiğinden kusurlu olduğu raporda belirtilmiştir. Ancak bankaların yukarıda açıklanan hükümlere ve taraflar arasındaki sözleşme hükümlerine göre müşterinin mevduat hesabında dolandırıcıların geliştirdikleri yöntemlere karşı, çalınan bilgilerle işlem yapmasını önleyecek güvenlik önlemlerini almaları zorunludur. Dolandırıcılık eylemi, davacıya karşı değil, mevduat sözleşmesi uyarınca (karz- usulsüz tevdi) mülkiyeti kendisine geçen paranın maliki bankaya karşı işlenmiştir. Davacının bankaya karşı alacağı aynen devam etmektedir. Banka, kısa mesajla gönderilen tek kullanımlık işlem onay şifresini dolandırıcıların kendilerine yönlendirmek sûretiyle işlemler yaptıklarını bilmektedir, bilebilecek durumdadır. Bu nedenle, davacıya sunduğu gibi, yetersiz kalan SMS seçeneğini sunmayacak, bilirkişi raporunda belirtildiği gibi, üst derece güvenlik sağlayan, elektronik imza, akıllı anahtar, smart banking (şifre ele geçse bile 3. kişiler bu olmadan müşteri hesabına girememekte) gibi uygulamaları zorunlu olarak kullandıracaktır. Banka bunu yapmamış, yetersiz kalan SMS şifre uygulamasını seçenek olarak sunmuş, davacı da bunu tercih etmiştir. Banka, kötü niyetli 3. kişilerce davacı hesabına girilmesini önleyen zorunlu güvenlik tedbirlerini alsaydı bankaya karşı dolandırıcılık eylemi de gerçekleşemeyecekti, davacının diğer bilgileri ele geçirilse dahi. Davacının dava dışı banka hesabından da internet yoluyla yapılan aynı işlemde transfer edilen tutara alıcısı tarafından çekilemeden bloke konduğu rapordan anlaşılmıştır. BDDK’nın 14 Eylül 2007 tarihli 26643 sayılı Resmi Gazete de yayınlanan “Bankalarda Bilgi Sistemleri Yönetiminde Esas Alınacak İlkelere İlişkin Tebliğ” in 8, 14, 15. maddelerinde de bankaların müşteri bilgilerini ele geçirmeye yönelik saldırılara karşı, olası tehditleri önceden belirlemeye ilişkin sistemsel ve yazılımsal önemleri alma zorunluluğu getirilmiştir. Şifresini gerekli şekilde muhafaza etmeyerek üçüncü kişilerin eline geçmesine neden olduğu gerekçesiyle %50 kusurlu bulunan bir mevduat sahibinin açtığı davada mahkemece davacı kusurlu kabul edilerek verilen kısmî kabul kararı, Özel Dairece aynı gerekçelerle bozulmuş, direnme kararının temyizi üzerine Hukuk Genel Kurulunun, 21.11.2012 tarih 2012/11-550 E. 2012/820 K. sayılı ilamında bankanın parayı davacıya iade etmekle sorumlu olduğu, şifre bilgilerinin üçüncü kişilerce ele geçirilmesini önleyecek güvenlik mekanizmasını oluşturması gerektiği, sistem güvenliğinin sağlanamamasından kaynaklanan zararların sorumluluğunun bankaya ait olduğu gerekçeleriyle direnme kararı bozulmuştur. Yargıtay 11.Hukuk Dairesinin 2005/4748 E., 2006/7341 K. , 2008/9239 E., 2010/504 K., 2009/1065 E. 2010/6921 K., 2015/14040 E., 2017/2093 K., 2016/10483 E., 2018/2840 K., 2016/7228 E., 2018/972 K. sayılı kararları emsal nitelikte olup, yerleşmiş içtihatları bu doğrultudadır. Açıklanan nedenlerle sorumluluk bankaya ait olup, davacının kötü niyetli 3. kişilerle el ve işbirliği ve suç teşkil edebilecek bir eyleminin de varlığı davalı bankaca kanıtlanmadığından, mudinin kendisine tevdî ettiği mevduatı aynen iade etmekle yükümlü olduğundan, yeniden bilirkişi incelemesi usul ekonomisine aykırı olduğu gibi, sonuca da etkili olmayacaktır. Kararın usul ve Yasaya uygun Yargıtay 11.Hukuk Dairesinin bozma ilâmı doğrultusunda belirtilen gerekçelerle bozulması görüşünde olduğumdan, yeniden bilirkişi raporu alınması yönündeki sayın çoğunluğun değişik bozma görüşüne katılmıyorum.
6102 sayılı TÜRK TİCARET KANUNU m. 18Kaynağı aç
MADDE 18- (1) Tacir, her türlü borcu için iflasa tabidir; ayrıca kanuna uygun bir ticaret unvanı seçmek, ticari işletmesini ticaret siciline tescil ettirmek ve bu Kanun hükümleri uyarınca gerekli ticari defterleri tutmakla da yükümlüdür. (2) Her tacirin, ticaretine ait bütün faaliyetlerinde basiretli bir iş adamı gibi hareket etmesi gerekir. (3) Tacirler arasında, diğer tarafı temerrüde düşürmeye, sözleşmeyi feshe, sözleşmeden dönmeye ilişkin ihbarlar veya ihtarlar noter aracılığıyla, taahhütlü mektupla, telgrafla veya güvenli elektronik imza kullanılarak kayıtlı elektronik posta sistemi ile yapılır. (4) Tacir sıfatına bağlı olan diğer hükümler saklıdır. II – Özel olarak 1. Ticari iş karinesi

Sözleşmelerdeki Sorumsuzluk Kayıtlarının Hükümsüzlüğü

Bankacılık sözleşmelerine tüketicinin haklarını sınırlandıran ve bankanın kusur sorumluluğunu ortadan kaldıran kayıtlar konulamaz. 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun 115. maddesinin birinci fıkrası uyarınca borçlunun ağır kusurundan sorumlu olmayacağına ilişkin önceden yapılan anlaşmalar kesin olarak hükümsüzdür. İzinle yürütülen ve uzmanlığı gerektiren bankacılık hizmetlerinde ise 6098 sayılı Kanun'un 115. maddesinin üçüncü fıkrası ile 116. maddesinin üçüncü fıkrası (ve 818 sayılı Borçlar Kanunu'nun 99/2 ile 100/3 maddeleri) gereğince borçlunun hafif kusurundan sorumlu olmayacağına ilişkin anlaşmalar kesin hükümsüz sayılır. Yargıtay Hukuk Genel Kurulu'nun 2017/2224 Esas ve 2018/1753 Karar sayılı ilamı doğrultusunda, bankaların hafif kusurlarından dolayı ortaya çıkan sorumluluklarını kaldıran sözleşme hükümleri geçersizdir.

6098 sayılı TÜRK BORÇLAR KANUNU m. 115Kaynağı aç
MADDE 115- Borçlunun ağır kusurundan sorumlu olmayacağına ilişkin önceden yapılan anlaşma kesin olarak hükümsüzdür. Borçlunun alacaklı ile hizmet sözleşmesinden kaynaklanan herhangi bir borç sebebiyle sorumlu olmayacağına ilişkin olarak önceden yaptığı her türlü anlaşma kesin olarak hükümsüzdür. Uzmanlığı gerektiren bir hizmet, meslek veya sanat, ancak kanun ya da yetkili makamlar tarafından verilen izinle yürütülebiliyorsa, borçlunun hafif kusurundan sorumlu olmayacağına ilişkin önceden yapılan anlaşma kesin olarak hükümsüzdür. 3. Yardımcı kişilerin fiillerinden sorumluluk

İnternet Bankacılığında Güvenlik Altyapısı ve Kusur Dağılımı

İnternet bankacılığı kullanımını müşterilerine özendiren bankalar, emanet edilen mevduatı koruma özel yükümlülüğü altındadır. Yargıtay 11. Hukuk Dairesi'nin 2018/3563 Esas ve 2019/5115 Karar sayılı ilamıyla onanan ilk derece mahkemesi kararında belirtildiği üzere bankalar; internet bankacılığı işlemlerinde işlem yapanın gerçek müşteri olup olmadığını saptamaya yönelik ve gelişen dolandırıcılık yöntemlerine karşı önleyici güvenlik altyapısını kurarak gerekli tedbirleri almak zorundadır.

Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, E. 2018/3563, K. 2019/5115Kaynağı aç
11. Hukuk Dairesi         2018/3563 E.  ,  2019/5115 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ :TİCARET MAHKEMESİ TÜRK MİLLETİ ADINA Taraflar arasında görülen davada İstanbul 14. Asliye Ticaret Mahkemesince bozmaya uyularak verilen 23.05.2018 tarih ve 2017/528-2018/617 sayılı kararın Yargıtayca incelenmesinin davalı bankalar vekilleri tarafından istenildiği ve temyiz dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşılmış olmakla, dava dosyası için Tetkik Hakimi … tarafından düzenlenen rapor dinlendikten ve yine dosya içerisindeki dilekçe, layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup, incelendikten sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü: Davacı vekili; müvekkilinin Vakıfbank Mecidiyeköy şubesi nezdinde bir vadesiz mevduat hesabı bir de vadeli mevduat hesabının bulunduğunu, vadeli hesabındaki 45.000.- TL’nin 26.08.2013 tarihinde müvekkilinin bilgisi ve rızası olmaksızın vadesiz hesabına aktarıldığını, yine müvekkilinin bilgisi ve rızası olmaksızın bu hesaptan da diğer davalı Yapı Kredi Bankası … Şubesi'ndeki müvekkiline ait vadesiz hesaba aktarıldığını, Yapı Kredi Bankası’ndaki hesaba aktarılan paranın 26.785.- TL'sinin aynı gün … isimli kişinin Türkiye Ekonomi Bankası A.Ş. nezdinde bulunan hesabına, 18.040.- TL'sinin ise yine aynı gün … isimli kişinin Yapı Kredi Bankası … Şubesi nezdindeki hesabına aktarıldığını, müvekkilinin anılan para transferlerinden Yapı Kredi Bankasına ait Akıllı Asistan uygulamasından kendisine mesaj gelince haberdar olduğunu, derhal bankaya telefonla ulaşmaya çalışsa da bu süreçte transfer işlemlerinin tamamlandığını, yapılan işlemlerin rızası hilafına gerçekleştirildiğini gerek telefonda ve gerekse de aynı gün dilekçe ile Yapı Kredi Bankası Genel Müdürlüğü'ne müracaat ederek bildirdiğini, her iki davalı bankanın da gerekli güvenlik önlemlerini almamaları nedeniyle müvekkilinin zarara uğradığını ileri sürerek müvekkilinin banka hesaplarında bulunan 44.825.- TL'nin olay tarihi 26.08.2013’den itibaren işleyecek reeskont avans faizi ile birlikte davalılardan müştereken ve müteselsilen tahsiline karar verilmesini istemiştir. Davalı Vakıfbank vekili; … ve … isimli 3. kişilerin hesaplarına yapılan havale ve EFT işlemlerinin davacının müvekkili banka nezdindeki hesaplarından değil, davalının diğer davalı Yapı Kredi Bankası nezdindeki hesabından yapıldığını, davacının müvekkil banka nezdinde bulunan hesabından Yapı Kredi Bankası … Şubesi nezdindeki hesabına para gönderilmesinde davacının hiçbir zararının olmadığı gibi müvekkili bankanın da hiçbir kusurunun olmadığını, hesap ekstrelerine bakıldığında davacının daha önce de Yapı Kredi Bankası … Şubesi nezdindeki hesabına para aktardığını, olay tarihi itibariyle müvekkili bankanın internet şubesine yalnızca kullanıcılar tarafından bilinen müşteri numarası, parola, internet şifresi ve SMS şifresi kullanılarak erişim sağlandığını, internet bankacılığı şubesine giriş için gerekli olan SMS'lerin davacının banka sistemine kayıtlı GSM hattına gönderildiğini, internet bankacılık işlemlerinin güvenli yapılabilmesi için müvekkilinin gerekli tüm önlemleri aldığını savunarak davanın reddini istemiştir. Davalı Yapı Kredi Bankası vekili; davacının hesabından 3. kişi hesaplarına yapılan EFT ve havale işlemlerinin davacının banka nezdinde kayıtlı telefonuna gönderilen tek kullanımlık şifre ile yapıldığını, davacının yalnızca müvekkili bankadaki hesap bilgilerinin değil, diğer davalı bankadaki hesap bilgilerinin de ele geçirildiğini, davacının kişisel hesap bilgilerini korumak için yeterli özeni göstermemiş olması nedeniyle kusurlu olduğunu, olayın meydana geliş şekli incelendiğinde, davacıya mail olarak gelen zararlı bir yazılım kullanıldığı ve cihaza yüklenmesi ile zarar doğurucu olayların başladığının açık olduğunu savunarak davanın reddini istemiştir. Mahkemece, bozma ilamına uyularak yapılan yargılama ve alınan bilirkişi ek raporuna göre, dava dışı şahıslarca davacı …'ın cep telefonuna uzaktan erişim ile SMS yönlendirmesi yapılarak, bankalar tarafından gönderilen ve içerisinde onay şifresi bulunan dinamik şifre SMS'leri kendi telefonlarına yönlendirdikleri ve para transfer işlemleri yapıldığı, internet bankacılığını müşterilerine özendiren davalı bankaların kendisine emanet edilen mevduatı koruma özel yükümlülüğü gereğince; internet bankacılığı işlemlerinde işlem yapanın gerçek müşteri olup olmadığını belirleme yönünde, gelişen dolandırıcılık yöntemlerine karşı, bunları önleyici gerekli altyapının sağlanarak güvenlik önlemlerini almak zorunda olduklarını, bozmadan sonra temin edilen bilgi ve belgelerin sonucu ve kusur oranını değiştirir nitelikte olmadığı, davacının 44.825,00 TL tutarındaki zararından davalı bankaların davacıya karşı müteselsilen sorumlu oldukları gerekçesiyle, davanın kabulü ile 44.825,00 TL'nin 26.08.2013 tarihinden itibaren işleyecek avans faiziyle birlikte davalılardan müştereken ve müteselsilen tahsiline karar verilmiştir. Kararı, davalı bankalar vekilleri temyiz etmiştir. Dosyadaki yazılara, mahkemece uyulan bozma kararı gereğince hüküm verilmiş olmasına ve delillerin takdirinde bir isabetsizlik bulunmamasına göre, davalı bankalar vekillerinin bütün temyiz itirazları yerinde değildir. SONUÇ: Yukarıda açıklanan nedenlerden dolayı, davalı bankalar vekillerinin bütün temyiz itirazlarının reddiyle usul ve kanuna uygun bulunan hükmün ONANMASINA, aşağıda yazılı bakiye 1.530,00 TL temyiz ilam harcının temyiz eden davalılardan müştereken ve müteselsilen alınmasına, 09/09/2019 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.

Buna karşılık Yargıtay Hukuk Genel Kurulu'nun 2017/2224 Esas ve 2018/1753 Karar sayılı ilamında belirtildiği üzere, internet bankacılığı kullanan müşterilerin de kendilerine tahsis edilen özel bilgileri üçüncü kişilerden özenle koruma ve saklama yükümlülüğü bulunmaktadır. İnternet bankacılığı yoluyla yapılan usulsüz para çekme uyuşmazlıklarında; bankanın işlem tarihi itibarıyla sektörde kullanılan tüm gerekli güvenlik tedbirlerini alıp almadığı ve müşterinin kusurunun zararın meydana gelmesindeki etkisi bilirkişi heyeti incelemesiyle ayrıntılı biçimde incelenerek karara bağlanmalıdır.

Tüketici Hakem Heyeti Kararının Bağlayıcılığı ve İtiraz Yolu

6502 sayılı Kanun'un 70. maddesinin birinci fıkrası uyarınca tüketici hakem heyeti kararları tarafları bağlar. Kanunun 70. maddesinin ikinci fıkrası uyarınca bu kararlar, İcra ve İflas Kanunu'nun ilamların yerine getirilmesi hakkındaki hükümlerine göre icra olunur.

6502 sayılı TÜKETİCİNİN KORUNMASI HAKKINDA KANUN m. 70Kaynağı aç
MADDE 70- (1) (Değişik cümle:24/3/2022-7392/14 md.) Tüketici hakem heyeti kararları tarafları bağlar. (Ek cümle:10/9/2014-6552/140 md.) Tüketici hakem heyetlerince vekâlet ücreti ödenmesine karar verilemez. (2) (Değişik cümle:24/3/2022-7392/14 md.) Tüketici hakem heyeti tarafından tebliği gereken evrakın taraflara veya vekillerine 213 sayılı Kanunun 107/A maddesi hükümlerine göre elektronik ortamda tebliği yapılır, bu kapsamda elektronik ortamda tebligat yapılamadığı durumlarda 11/2/1959 tarihli ve 7201 sayılı Tebligat Kanunu hükümleri uygulanır. Tüketici hakem heyetinin kararları, İcra ve İflâs Kanununun ilamların yerine getirilmesi hakkındaki hükümlerine göre yerine getirilir. (3) Taraflar, tüketici hakem heyetinin kararlarına karşı tebliğ tarihinden itibaren iki hafta içinde tüketici hakem heyetinin veya tüketicinin yerleşim yerinin bulunduğu yerdeki tüketici mahkemesine itiraz edebilir. İtiraz, tüketici hakem heyeti kararının icrasını durdurmaz. Ancak talep edilmesi şartıyla hâkim, tüketici hakem heyeti kararının icrasını tedbir yoluyla durdurabilir. [17][18] (4) İtiraz olunan kararın, esas yönünden kanuna uygun olup da, kanunun olaya uygulanmasında hata edilmiş olmasından dolayı itirazın kabul edilmesi gerektiği veya kanuna uymayan husus hakkında yeniden yargılamayı gerektirmediği takdirde tüketici mahkemesi evrak üzerinde, kararı değiştirerek veya düzelterek onama kararı verebilir. Tarafların kimliklerine, ticari unvanlarına ait yanlışlıklarla, yazı, hesap veya diğer açık ifade yanlışlıkları hakkında da bu hüküm uygulanır. Karar, usule ve kanuna uygun olup da gösterilen gerekçe doğru bulunmazsa, gerekçe değiştirilerek veya düzeltilerek onanır. (5) Tüketici hakem heyeti kararlarına karşı yapılan itiraz üzerine tüketici mahkemesinin vereceği karar kesindir. (6) Tüketici hakem heyetlerinin tüketici lehine verdiği kararlara karşı açılan itiraz davalarında, kararın iptali durumunda tüketici aleyhine, avukatlık asgari ücret tarifesine göre nisbi tarife üzerinden vekâlet ücretine hükmedilir. (Ek cümle:24/3/2022-7392/14 md.) Ancak, mevcut olduğu hâlde tüketici hakem heyetine sunulmayan bir bilgi veya belgenin tüketici mahkemesine sunulması nedeniyle kararın iptali hâlinde tüketici aleyhine yargılama giderine ve vekâlet ücretine hükmedilemez. (7) Uyuşmazlıkla ilgili olarak tüketici hakem heyeti tarafından tüketici aleyhine verilen kararlarda tebligat ve bilirkişi ücretleri Bakanlıkça karşılanır. Uyuşmazlığın tüketicinin lehine sonuçlanması durumunda ise, tebligat ve bilirkişi ücretleri 21/7/1953 tarihli ve 6183 sayılı Amme Alacaklarının Tahsil Usulü Hakkında Kanun hükümlerine göre karşı taraftan tahsil olunarak bütçeye gelir kaydedilir. Huzur hakkı ve ücreti

6502 sayılı Kanun'un 70. maddesinin üçüncü fıkrasına göre hakem heyeti kararlarına yönelik itirazlar, tebliğden başlayarak iki haftalık süre zarfında heyetin yahut tüketicinin yerleşim yerindeki tüketici mahkemesine yöneltilir. Mahkemeye başvurulması kararın yerine getirilmesini kendiliğinden engellemez; buna karşın istemde bulunulması şartıyla mahkeme hâkimi icrayı tedbiren durdurabilir. Anılan maddenin beşinci fıkrası uyarınca itirazı inceleyen tüketici mahkemesinin vereceği karar kesin niteliktedir.

Bankaya karşı tüketici hakem heyetine başvuru nerede yapılır?

6502 sayılı Kanun'un 68. maddesinin üçüncü fıkrası uyarınca tüketici hakem heyeti başvuruları tüketicinin yerleşim yerinin bulunduğu veya tüketici işleminin yapıldığı yerdeki tüketici hakem heyetine, heyet bulunmayan ilçelerde ise ilçe kaymakamlığına yapılır.

Banka sözleşmesinde yer alan bankayı kusurdan muaf tutan maddeler geçerli midir?

6098 sayılı Kanun'un 115. maddesi ve Yargıtay Hukuk Genel Kurulu'nun 2017/2224 Esas ve 2018/1753 Karar sayılı ilamı gereğince bankaların hafif veya ağır kusurlarından kaynaklanan sorumluluklarını kaldıran sözleşme hükümleri kesin olarak hükümsüzdür.

Tüketici hakem heyeti kararına karşı itiraz süresi ne kadardır?

6502 sayılı Kanun'un 70. maddesinin üçüncü fıkrası uyarınca tüketici hakem heyeti kararlarına karşı tebliğden itibaren iki hafta içinde tüketici mahkemesine itiraz edilebilir ve mahkemenin bu itiraz üzerine vereceği karar kesindir.

İnternet bankacılığı kullanan müşterinin kişisel bilgileri koruma borcu var mıdır?

Yargıtay Hukuk Genel Kurulu'nun 2017/2224 Esas ve 2018/1753 Karar sayılı ilamı uyarınca müşteriler internet bankacılığında kullanılmak üzere kendilerine verilen özel bilgileri üçüncü kişilerden özenle korumak ve saklamakla yükümlüdür.

Hukuki uyarı: Bu içerik genel bilgilendirme amacı taşır; somut olay değerlendirmesi için avukata başvurulmalıdır.

Hazırlayan: Av. Erdal Ersoy

Avukat Erdal Ersoyİletişim ve randevu