Askeri Ceza Kanununda Asta Müessir Fiil ve Cezası

by Avukat Erdal Ersoy
Askeri Ceza Kanununda Asta Müessir Fiil ve Cezası

1632 sayılı Askeri Ceza Kanunu’nun 117. maddesinin birinci fıkrasına göre amir veya mafevk, madununu kasten itip kakan, döven, sair suretlerle cismen eza verecek ya da sağlığını bozacak hâlde bulunan, tazyip maksadıyla hizmetini gereksiz yere güçleştiren veya diğer askerlerin tazyip ya da kötü muamelesine müsamaha eden kişi iki seneye kadar hapisle cezalandırılır. Fıkrada alt sınır gösterilmemiştir. Maddenin ikinci fıkrası, madde metninde 31/1/2013-6413/45 ile mülga olarak gösterilmiştir.

1632 sayılı ASKERİ CEZA KANUNU m. 117Kaynağı aç
Madde 117 – 1. Madununu kasten itip kakan, döven,
veya sair suretlerle cismen eza verecek veya sıhhatini bozacak hallerde bulunan
veyahut tazip maksadiyle madunun hizmetini lüzumsuz yere güçleştiren veya onun
diğer askerler tarafından tazip edilmesine veya suimuamelde bulunulmasına
müsamaha eden amir veya mafevk iki seneye kadar hapsolunur.
2. (Mülga:
31/1/2013-6413/45 md.)
Müessir fiillerle Madununun
vücudunda tahribat yapan veya ölümüne sebep olan mafevka verilecek ceza

Suçun seçimlik hareketleri

117. maddenin birinci fıkrası tek bir davranışa bağlı değildir. İtip kakmak, dövmek, başka suretle bedenen eza verecek veya sağlığı bozacak hâlde bulunmak, tazyip amacıyla hizmeti gereksiz yere güçleştirmek ve diğer askerlerin tazyip ya da kötü muamelesine göz yummak aynı fıkrada sayılır. Hizmeti güçleştiren davranışta metin ayrıca tazyip maksadını arar. Cezanın üst sınırı bu fıkrada iki yıldır.

Metindeki kasten ifadesi, amir veya mafevkin madununa yönelen bu fiiller bakımından kastı gösterir. Bu ifade, ölüm gibi daha ağır bir neticenin ayrıca hangi kusurla gerçekleşmesi gerektiğini 117. maddede düzenlemez. Ölüm neticesi 118. maddenin dördüncü fıkrasındadır.

1632 sayılı ASKERİ CEZA KANUNU m. 118Kaynağı aç
Madde 118 – 1. 117 nci maddede yazılan fiiller
madunun vücudunda tahrıbatı mucip olmuş ise amir veya mafevk beş seneye kadar
hapsolunur.
2.Daha ziyade vahim
hallerde amir ve mafevk altı aydan beş seneye kadar hapsolunur.
3. Fiil taammüden
yapılmış ise amir veya mafevk on seneye kadar ağır hapis cezasiyle cezalandırılır.
4. Fiil ölümü intaç
etmiş ise fail on seneden az olmamak üzere ağır hapis cezasına mahkum olur.
Mafevkin cürüm
sayılmıyacak olan fiilleri

Vücut tahribatı, vahim hâl, taammüt ve ölüm

117. maddedeki fiiller madunun vücudunda tahribat doğurmuşsa 118. maddenin birinci fıkrası amir veya mafevk için beş seneye kadar hapis cezası öngörür. Daha ziyade vahim hâllerde aynı maddenin ikinci fıkrası altı aydan beş seneye kadar hapis cezası koyar. İkinci fıkranın üst sınırı birinci fıkrayla aynıdır; metin vahametin ölçütünü ayrıca tanımlamaz.

Fiil taammüden yapılmışsa 118. maddenin üçüncü fıkrasına göre amir veya mafevk on seneye kadar ağır hapis cezasıyla cezalandırılır. Fiil ölümü intaç etmişse dördüncü fıkra, failin on seneden az olmamak üzere ağır hapis cezasına mahkûm olacağını düzenler ve bu fıkrada üst sınır yazmaz. Bu kademeler 117. maddenin iki yıla kadar hapis öngören temel fıkrasının yerine geçmez. Metin ağır hapis ifadesini kullanır.

Üste yönelen fiille karışmaması

117. madde, amir veya mafevkin madununa karşı fiilini düzenler. Buna karşılık 91. maddenin birinci fıkrası, amire veya mafevka fiilen taarruz eden ya da taarruza teşebbüs eden kişi için üç seneden, az vahim hâllerde altı aydan aşağı olmamak üzere hapis cezası öngörür. Amir veya mafevkin madununa karşı eylemi ile amire veya mafevka karşı taarruz aynı hüküm değildir.

1632 sayılı ASKERİ CEZA KANUNU m. 91Kaynağı aç
Madde 91 – 1. Amire veya mafevka fiilen taaruz
eden veya fiilen taarruza teşebbüs eden üç seneden, az vahim hallerde altı
aydan aşağı olmamak üzere hapsolunur.
2. Taarruz veya taarruza
teşebbüs silahlı olarak veya bir hizmet esnasında veya toplu asker karşısında
veyahut silah ve tehlikeli bir alet ile yapılmış ise beş seneden, az vahim
hallerde bir seneden aşağı olmamak üzere suçluya hapis cezası verilir.
3. (Değişik:
22/1/2004–5078/1 md.) Taarruz, amirin veya mafevkin vücudunda tahribatı
mucip olmuşsa onbeş seneden az olmamak üzere ağır hapis, eğer ölümü mucip
olmuşsa müebbet ağır hapis, az vahim hâllerde yirmidört seneden otuz seneye
kadar ağır hapis cezası verilir.
4. (Değişik:
22/1/2004–5078/1 md.) Taarruz veya taarruza teşebbüs seferberlikte yapılmışsa
yirmi seneden, az vahim hâllerde onbeş seneden az olmamak üzere ağır hapis,
eylem amir veya mafevkin vücudunda tahribatı mucip olmuşsa müebbet ağır hapis,
ölümü mucip olmuş ise ölüm cezası verilir.
Tahrik suretiyle
madunun yaptığı suçlar hakkındaki cezaların nasıl indirileceği:

91. maddenin ikinci fıkrasına göre taarruz veya teşebbüs silahlı olarak, bir hizmet sırasında, toplu asker karşısında ya da silah veya tehlikeli bir aletle yapılmışsa ceza beş seneden, az vahim hâllerde bir seneden aşağı olmamak üzere hapistir. Üçüncü fıkraya göre amir veya mafevkin vücudunda tahribat doğuran taarruzda on beş seneden az olmamak üzere ağır hapis; ölüm doğmuşsa müebbet ağır hapis, az vahim hâllerde yirmi dört seneden otuz seneye kadar ağır hapis öngörülür.

Dördüncü fıkrada seferberlikte yapılan taarruz veya teşebbüs için yirmi seneden, az vahim hâllerde on beş seneden az olmamak üzere ağır hapis; vücutta tahribat varsa müebbet ağır hapis ve ölüm varsa ölüm cezası yazılıdır.

Şikâyet ve izin hükümleri

Askeri Ceza Kanunu’nun 48. maddesinin A bendi, askeri suçların takibinin şikâyete bağlı olmadığını hükme bağlar. Aynı maddenin B bendi, askerî yargıya tabi olup Türk Ceza Kanunu uyarınca takibi Adliye Vekilinin iznine bağlı suçlarda iznin Milli Müdafaa Vekili tarafından verileceğini düzenler. Bent, metnindeki kurum adlarını kullanır ve 117. madde için ayrı bir izin şartı yazmaz.

1632 sayılı ASKERİ CEZA KANUNU m. 48Kaynağı aç
Madde
48 – (Değişik; 12/5/1941 – 4026/1 md.)
A)
Askeri suçların takibi şikayete bağlı değildir.
B)
Askeri kazaya tabi olupta Türk Ceza Kanunu mucibince takibi Adliye Vekilinin
izinine bağlı suçlar hakkında izin, Milli Müdafaa Vekili tarafından verilir.
Askeri
cürümlerde dava ve cezanın nasıl düşeceği:

Ast-üst ilişkisi ve özgü suç

Yargıtay 19. Ceza Dairesinin 2018/8238 esas ve 2019/15838 karar sayılı hükmü, her ikisi de er olan sanık yönünden karşılıklı astlık-üstlük ilişkisinden söz edilemeyeceğini kabul etmiştir. Daire, bu sanık bakımından iştirak hâlinde asta müessir fiilden kurulan mahkûmiyeti bozmuş ve eylemin 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu kapsamında kasten yaralama olarak değerlendirilerek hüküm kurulması gerektiğini belirtmiştir. Bu sonuç, karardaki diğer sanıkların farklı suçlarına ilişkin değerlendirmelere genellenemez.

Yargıtay 19. Ceza Dairesi, E. 2018/8238, K. 2019/15838Kaynağı aç
19. Ceza Dairesi         2018/8238 E.  ,  2019/15838 K.
"İçtihat Metni"
MAHKEMESİ :Asliye Ceza Mahkemesi
SUÇ : Hizmete İlişkin Emirleri Yerine Getirmemek
HÜKÜMLER : Mahkumiyet
Yerel Mahkemece bozma üzerine verilen hükümler temyiz edilmekle; başvurunun süresi, kararın niteliği ve suç tarihine göre dosya incelendi, gereği görüşülüp düşünüldü:
Temyiz isteğinin reddi nedenleri bulunmadığından işin esasına geçildi.
A) Sanık … hakkında zincirleme amire ve üste hakaret ve amire fiilen taarruza teşebbüs suçlarından verilen mahkumiyet hükümlerine yönelik yapılan temyiz incelemesinde;
Vicdani kanının oluştuğu duruşma sürecini yansıtan tutanaklar, belgeler ve gerekçe içeriğine göre yapılan incelemede;
Yükletilen suçların sanık tarafından işlendiğinin Kanuna uygun olarak yürütülen duruşma sonucu saptandığı, bütün kanıtlarla aşamalarda ileri sürülen iddia ve savunmaların temyiz denetimini sağlayacak biçimde ve eksiksiz sergilendiği, özleri değiştirilmeksizin tartışıldığı, vicdani kanının kesin, tutarlı ve çelişmeyen verilere dayandırıldığı,
Eylemlerin doğru olarak nitelendirildiği ve Kanun'da öngörülen suç tipine uyduğu,
Cezanın kanuni bağlamda uygulandığı,
Anlaşıldığından, sanık müdafiilerinin temyiz nedenleri yerinde görülmemiş olmakla, tebliğnameye uygun olarak, TEMYİZ DAVASININ ESASTAN REDDİYLE HÜKÜMLERİN ONANMASINA,
B) Sanıklar … ve … hakkında emre itaatsizlikte ısrar, zincirleme amire ve üste hakaret, amire fiilen taarruza teşebbüs suçlarından verilen mahkumiyet hükümlerine yönelik yapılan temyiz incelemesinde;
Yükletilen suçların sanıklar tarafından işlendiğinin kanuna uygun olarak yürütülen duruşma sonucu saptandığı, bütün kanıtlarla aşamalarda ileri sürülen iddia ve savunmaların temyiz denetimini sağlayacak biçimde ve eksiksiz sergilendiği, özleri değiştirilmeksizin tartışıldığı, vicdani kanının kesin, tutarlı ve çelişmeyen verilere dayandırıldığı,
Eylemlerin doğru olarak nitelendirildiği ve Kanun’da öngörülen suç tipine uyduğu,
Anlaşılmış ve ileri sürülen başkaca temyiz nedenleri yerinde görülmediği gibi hükmü etkileyecek oranda hukuka aykırılığa da rastlanmamıştır.
Ancak,
TCK'nin 52/4. maddesi gereğince ödenmeyen adli para cezasının infaz aşamasında hapis cezasına çevrilebileceğinin ihtarı ile yetinilmesi gerekirken adli para cezasının ödenmemesi halinde hapis cezasına çevrilmesine karar verilmesi suretiyle infazda yetkinin kısıtlanması,
Kanuna aykırı ve sanıklar müdafiilerinin temyiz nedenleri bu itibarla yerinde görüldüğünden, hükümlerin BOZULMASINA, bu aykırılık yeniden yargılama yapılmasına gerek olmaksızın düzeltilebilir nitelikte olduğundan, 5320 sayılı Kanun'un 8/1. maddesi gereğince uygulanması gereken 1412 sayılı CMUK'nin 322. maddesi uyarınca, TCK'nin 52/4. maddesinin uygulanmasına ilişkin bölümden "…taksitlerden birinin zamanında ödenmemesi halinde geri kalan kısmın tamamının tahsil edilmesine ve ödenmeyen adli para cezasının hapse çevrilmesine" cümlesinin çıkartılıp yerine "taksitlerden birisinin zamanında ödenmemesi halinde geri kalan kısmın tamamının tahsil edilebileceğinin ve ödenmeyen adli para cezasının infaz aşamasında Cumhuriyet Başsavcılığı'nca hapis cezasına çevrilebileceğinin ihtarına" ibaresi yazılmak suretiyle, başkaca yönleri kanuna uygun bulunan hükümlerin DÜZELTİLEREK ONANMASINA,
C) Sanık … hakkında İştirak halinde asta müessir fiil suçundan verilen mahkumiyet hükmüne yönelik yapılan temyiz isteminin incelenmesinde;
5237 sayılı TCK’nin 40/2. maddesinde düzenlenen özgü suçlarda, ancak özel faillik niteliğini taşıyan kişinin fail olabileceği ve bu suçların işlenişine iştirak eden diğer kişilerin ise azmettiren veya yardım eden olarak sorumlu tutulabileceği öngörülmüştür.
Sanık …'nin eyleminin niteliği dikkate alındığında olaya TCK'nin 37/1’inci maddesi uyarınca müşterek fail sıfatıyla katıldığının kabulü gerektiği, sanık … ile katılan …’ın “Er” rütbesinde oldukları dolayısıyla karşılıklı olarak bir astlık-üstlük münasebetinden bahsedilemeyeceği cihetle sanığın eyleminin 5237 sayılı TCK kapsamında değerlendirilerek kasten yaralama suçundan hüküm kurulması gerekirken iştirak halinde asta müessir fiil suçundan cezalandırılmasına karar verilmesi,
Kanuna aykırı ve Askeri Savcı ve sanık … müdafiilerinin temyiz nedenleri bu itibarla yerinde görüldüğünden HÜKMÜN, tebliğnameye uygun olarak 5320 sayılı Kanun'un 8/1. maddesi gereğince uygulanması gereken 1412 sayılı CMUK'nin 321. maddesi uyarınca BOZULMASINA, yargılamanın bozma öncesi aşamadan başlayarak sürdürülüp sonuçlandırılmak üzere dosyanın mahkemesine gönderilmesine, 18/12/2019 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.

Aynı kararda daire, Türk Ceza Kanunu’nun 40. maddesinin ikinci fıkrası uyarınca özgü suçlarda ancak özel faillik niteliğini taşıyan kişinin fail olabileceğini, suça iştirak eden diğer kişilerin ise azmettiren veya yardım eden olarak sorumlu tutulabileceğini uygulamıştır. Bu uygulama, her ikisi de er olan sanık ile katılan arasında astlık-üstlük ilişkisi kurulamadığı için iştirak hâlinde asta müessir fiil yerine kasten yaralama kapsamında hüküm kurulması gerektiği sonucuna bağlanmıştır.

Kısa hapis, mahsup ve para cezası

Türk Ceza Kanunu’nun 50. maddesinin üçüncü fıkrası, daha önce hapis cezasına mahkûm edilmemiş olmak koşuluyla otuz gün ve daha az süreli hapis cezasının birinci fıkradaki seçenek yaptırımlardan birine çevrileceğini düzenler. Aynı fıkra, fiili işlediği tarihte on sekiz yaşını doldurmamış veya altmış beş yaşını bitirmiş kişilerin bir yıl veya daha az süreli hapis cezasını da bu kapsama alır.

5237 sayılı TÜRK CEZA KANUNU m. 50Kaynağı aç
Madde 50- (1) Kısa süreli hapis cezası, suçlunun
kişiliğine, sosyal ve ekonomik durumuna, yargılama sürecinde duyduğu pişmanlığa
ve suçun işlenmesindeki özelliklere göre;
a) Adlî para cezasına,
b) Mağdurun veya kamunun uğradığı zararın aynen iade, suçtan önceki hale
getirme veya tazmin suretiyle, tamamen giderilmesine,
c) En az iki yıl süreyle, bir meslek
veya sanat edinmeyi sağlamak amacıyla, gerektiğinde barınma imkanı da bulunan
bir eğitim kurumuna devam etmeye,
d) Mahkûm olunan cezanın yarısından bir katına kadar süreyle, belirli
yerlere gitmekten veya belirli etkinlikleri yapmaktan yasaklanmaya,
e) Sağladığı hak ve yetkiler kötüye kullanılmak suretiyle veya
gerektirdiği dikkat ve özen yükümlülüğüne aykırı davranılarak suç işlenmiş
olması durumunda; mahkûm olunan cezanın yarısından bir katına kadar süreyle,
ilgili ehliyet ve ruhsat belgelerinin geri alınmasına, belli bir meslek ve
sanatı yapmaktan yasaklanmaya,
f) Mahkûm olunan cezanın yarısından bir katına kadar süreyle ve gönüllü olmak
koşuluyla kamuya yararlı bir işte çalıştırılmaya,
çevrilebilir.
(2) Suç tanımında hapis cezası ile adlî para cezasının seçenek olarak
öngörüldüğü hallerde, hapis cezasına hükmedilmişse; bu ceza artık adlî para cezasına
çevrilmez.
(3) Daha önce hapis cezasına mahkûm edilmemiş olmak koşuluyla, mahkûm
olunan otuz gün ve daha az süreli hapis cezası ile fiili işlediği tarihte
onsekiz yaşını doldurmamış veya altmışbeş yaşını bitirmiş bulunanların mahkûm
edildiği bir yıl veya daha az süreli hapis cezası, birinci fıkrada yazılı
seçenek yaptırımlardan birine çevrilir.
(4) Taksirli suçlardan dolayı
hükmolunan hapis cezası uzun süreli de olsa; bu ceza, diğer koşulların varlığı
halinde, birinci fıkranın (a) bendine göre adlî para cezasına çevrilebilir.
Ancak, bu hüküm, bilinçli taksir halinde uygulanmaz.
(5) Uygulamada asıl mahkûmiyet, bu madde hükümlerine göre çevrilen adlî
para cezası veya tedbirdir.
(6) Hüküm kesinleştikten sonra Cumhuriyet savcılığınca yapılan tebligata
rağmen otuz gün içinde seçenek tedbirin gereklerinin yerine getirilmesine
başlanmaması veya başlanıp da devam edilmemesi halinde, infaz hâkimliği kısa
süreli hapis cezasının tamamen veya kısmen infazına karar verir ve bu karar
derhal infaz edilir. Bu durumda, beşinci fıkra hükmü uygulanmaz.[7][8]
(7) Hükmedilen seçenek tedbirin hükümlünün elinde olmayan nedenlerle
yerine getirilememesi durumunda, infaz hâkimliğince tedbir değiştirilir.8
Hapis cezasının ertelenmesi

Yargıtay 19. Ceza Dairesi, 2019/360 esas ve 2019/15061 karar sayılı dosyada, suç tarihi itibarıyla daha önce hapis cezasına mahkûm edilmemiş sanık hakkında asta müessir fiilden hükmedilen 25 gün hapis cezasının 50. maddenin birinci fıkrasındaki seçenek yaptırımlardan birine çevrilmesi zorunluluğunun gözetilmediğini belirtmiştir. Daire eylemin doğru nitelendirildiğini ve kanundaki suç tipine uyduğunu kabul etmiş; buna rağmen hükmün 5320 sayılı Kanun’un 8/1. maddesi gereğince uygulanan 1412 sayılı Ceza Muhakemeleri Usulü Kanunu’nun 321. maddesi uyarınca bozulmasına ve yargılamanın bozma öncesi aşamadan sürdürülmesi için dosyanın mahkemeye gönderilmesine 04/12/2019 tarihinde oy birliğiyle karar vermiştir. Karar suçu asta müessir fiil olarak adlandırır; metninde 117. madde numarası yer almaz.

Yargıtay 19. Ceza Dairesi, E. 2019/360, K. 2019/15061Kaynağı aç
19. Ceza Dairesi         2019/360 E.  ,  2019/15061 K.
"İçtihat Metni"
MAHKEMESİ :Asliye Ceza Mahkemesi
SUÇ : 1632 Sayılı Kanuna Aykırılık
HÜKÜM : Mahkumiyet
Yerel Mahkemece verilen hüküm temyiz edilmekle; başvurunun süresi, kararın niteliği ve suç tarihine göre dosya incelendi, gereği görüşülüp düşünüldü:
Temyiz isteğinin reddi nedenleri bulunmadığından işin esasına geçildi.
Vicdani kanının oluştuğu duruşma sürecini yansıtan tutanaklar, belgeler ve gerekçe içeriğine göre yapılan incelemede;
Yükletilen suçun sanık tarafından işlendiğinin Kanuna uygun olarak yürütülen duruşma sonucu saptandığı, bütün kanıtlarla aşamalarda ileri sürülen iddia ve savunmaların temyiz denetimini sağlayacak biçimde ve eksiksiz sergilendiği, özleri değiştirilmeksizin tartışıldığı, vicdani kanının kesin, tutarlı ve çelişmeyen verilere dayandırıldığı,
Eylemin doğru olarak nitelendirildiği ve Kanun’da öngörülen suç tipine uyduğu anlaşılmış ve ileri sürülen başkaca temyiz nedenleri yerinde görülmemiştir.
Ancak,
Suç tarihi itibariyle daha önce hapis cezasına mahkum edilmemiş olan sanık hakkında asta müessir fiil suçundan hükmedilen 25 gün hapis cezasının, TCK'nin 50/3. maddesinde düzenlenen “Daha önce hapis cezasına mahkum edilmemiş olmak koşuluyla mahkum olunan otuz gün ve daha az süreli hapis cezası ile fiili işlediği sırada onsekiz yaşını doldurmamış veya altmışbeş yaşını bitirmiş bulunanların mahkum olduğu bir yıl veya daha az süreli hapis cezası, birinci fıkrada yazılı seçenek yaptırımlardan birine çevrilir” hükmü uyarınca, TCK'nin 50/1. maddesindeki seçenek yaptırımlardan birine çevrilmesi zorunluluğunun gözetilmemesi,
Kanuna aykırı ve sanığın temyiz nedenleri bu itibarla yerinde görüldüğünden, tebliğnameye uygun olarak, HÜKÜMLERİN 5320 sayılı Kanun'un 8/1. maddesi gereğince uygulanması gereken 1412 sayılı CMUK'nin 321. maddesi uyarınca, BOZULMASINA, yargılamanın bozma öncesi aşamadan başlayarak sürdürülüp sonuçlandırılmak üzere dosyanın mahkemesine gönderilmesine, 04/12/2019 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.

Türk Ceza Kanunu’nun 63. maddesinin birinci fıkrası, hüküm kesinleşmeden önce gerçekleşen ve şahsi hürriyeti sınırlayan bütün hâller nedeniyle geçirilen sürelerin hapis cezasından indirilmesini öngörür. Yargıtay 19. Ceza Dairesinin 2019/30117 esas ve 2019/13868 karar sayılı hükmünde daire, adli gözlem süresine ilişkin mahsup kapsamının hükümde eksik yazılmasını, mahsup edilecek sürelerin infaz sırasında gözetilebileceği gerekçesiyle 14/04/2009 ve 27/04/2009 tarihli mahkûmiyetler bakımından bozma nedeni saymamıştır.

5237 sayılı TÜRK CEZA KANUNU m. 63Kaynağı aç
Madde 63- (1) Hüküm kesinleşmeden önce gerçekleşen ve şahsi
hürriyeti sınırlama sonucunu doğuran bütün haller nedeniyle geçirilmiş süreler,
hükmolunan hapis cezasından indirilir. Adlî para cezasına hükmedilmesi durumunda,
bir gün beşyüz Türk Lirası sayılmak üzere, bu cezadan indirim yapılır.[22]
DÖRDÜNCÜ
BÖLÜM
Dava
ve Cezanın Düşürülmesi
Sanığın veya hükümlünün ölümü
Yargıtay 19. Ceza Dairesi, E. 2019/30117, K. 2019/13868Kaynağı aç
19. Ceza Dairesi         2019/30117 E.  ,  2019/13868 K.
"İçtihat Metni"
MAHKEMESİ : 9. Kolordu Komutanlığı Askeri Mah. (Kapatılan)
SUÇ : 1632 Sayılı Kanuna Aykırılık
HÜKÜM : Mahkumiyet
Yerel Mahkemece verilen hükümler temyiz edilmekle; başvurunun süresi, kararın niteliği ve suç tarihine göre dosya incelendi, gereği görüşülüp düşünüldü:
Temyiz isteğinin reddi nedenleri bulunmadığından işin esasına geçildi.
1) 14/04/2009 ve 27/04/2009 tarihindeki iki ayrı asta müessir fiil suçundan verilen mahkumiyet hükümlerine yönelik sanık ve sanık müdafiinin temyiz istemlerinin incelenmesinde;
Sanığın 28/04/2011-09/05/2011 tarihleri arasında adli gözlem altında geçirdiği sürelerin TCK’nin 63. maddesi gereğince cezasından mahsubuna karar verilmesi gerekirken, hüküm fıkrasında hatalı olarak 28/04/2011-06/05/2011 tarihleri arasında adli gözlem altında geçirilen sürelerin mahsubuna karar verilmişse de mahsup edilecek süreler infaz aşamasında mahallinde gözetilebileceğinden bozma nedeni yapılmamıştır.
Vicdani kanının oluştuğu duruşma sürecini yansıtan tutanaklar, belgeler ve gerekçe içeriğine göre yapılan incelemede;
Yükletilen suçların sanık tarafından işlendiğinin Kanuna uygun olarak yürütülen duruşma sonucu saptandığı, bütün kanıtlarla aşamalarda ileri sürülen iddia ve savunmaların temyiz denetimini sağlayacak biçimde ve eksiksiz sergilendiği, özleri değiştirilmeksizin tartışıldığı, vicdani kanının kesin, tutarlı ve çelişmeyen verilere dayandırıldığı,
Eylemlerin doğru olarak nitelendirildiği ve Kanun’da öngörülen suç tipine uyduğu, anlaşılmış ve ileri sürülen başkaca temyiz nedenleri yerinde görülmediği gibi hükümleri etkileyecek oranda hukuka aykırılıklara da rastlanmamıştır.
Ancak,
TCK'nin 52/4. maddesi gereğince ödenmeyen adli para cezasının infaz aşamasında hapis cezasına çevrilebileceğinin ihtarı ile yetinilmesi gerekirken adli para cezalarının ödenmemesi halinde hapis cezasına çevrilmelerine karar verilmesi suretiyle infazda yetkinin kısıtlanması,
Kanuna aykırı ve sanık ile sanık müdafinin temyiz nedenleri bu itibarla yerinde görüldüğünden, tebliğnameye kısmen uygun olarak, hükümlerin BOZULMASINA, bu aykırılık yeniden yargılama yapılmasına gerek olmaksızın düzeltilebilir nitelikte olduğundan, 5320 sayılı Kanun'un 8/1. maddesi gereğince uygulanması gereken 1412 sayılı CMUK'nin 322. maddesi uyarınca, hükmün adli para cezalarının taksitlendirilmesine ilişkin 3. maddesinin 7. fıkrası ile 4. maddesinin 7. fıkrasında yer alan “…taksitlerden birinin zamanında ödenmemesi halinde geriye kalan miktarın tamamının bir seferde sanıktan tahsil edilmesine, adli para cezasının ödenmemesi durumunda hapis czeasına çevrilmesine” cümlelerinin çıkartılıp yerlerine "…taksitlerden birisinin zamanında ödenmemesi halinde geri kalan kısmın tamamının tahsil edilebileceğinin ve ödenmeyen adli para cezasının infaz aşamasında Cumhuriyet Başsavcılığınca hapis cezasına çevrilebileceğinin ihtarına" cümleleri yazılması suretiyle, başkaca yönleri kanuna uygun bulunan hükümlerin DÜZELTİLEREK ONANMASINA,
2) 29/03/2009 tarihindeki iki ayrı asta müessir fiil suçundan verilen mahkumiyet hükümlerine yönelik Askeri savcının, sanık ve sanık müdafinin temyiz istemlerinin incelenmesinde;
Vicdani kanının oluştuğu duruşma sürecini yansıtan tutanaklar, belgeler ve gerekçe içeriğine göre yapılan incelemede;
Sanığın mağdurlar …ile…ın kulaklarına ayrı ayrı eliyle vurmak suretiyle asta müessir fiil suçunu işlediğinden bahisle açılan kamu davasında;
Sanığın suçlamayı kabul etmemesi, tanık …’ın, “olay günü …ile…ın sanıktan habersiz kumanyalarını yemeleri nedeniyle sanığın kendilerine kızdığı, ancak kesinlikle onları tuvalete götürmediği ve onlara vurmadığı”; tanık…’ın da “mağdurların kumanyalarını açıp yemeğe başladıkları sırada sanığın geldiği ve onları gördüğü, siz ikiniz dışarı çıkın diyerek onları dışarıya çıkardığı, kendisinin de sanık onları dövecek mi diye peşlerinden çıktığı, bu sırada sanığın…a siz nasıl adamsınız, ben size emir vermedim mi diye kızdığı, fakat ne…’a ne de …’e vurduğunu görmediği, sadece kızdığını gördüğü” şeklinde beyanda bulunmaları, gerekçeli hükümde belirtilen tanıklar …, … ve…’in ise görgüye dayalı tanıklıklarının bulunmadığının anlaşılması karşısında; sanığın üzerine atılı suçu işleyip işlemediği hususunda her türlü şüpheden uzak kesin ve inandırıcı delil bulunmadığı gözetilmeden, sanığın atılı suçlardan ayrı ayrı beraati yerine yazılı şekilde mahkumiyetine karar verilmesi,
Kanuna aykırı ve askeri savcı ile sanık ve sanık müdafiinin temyiz nedenleri bu itibarla yerinde görüldüğünden tebliğnameye uygun olarak, HÜKMÜN 5320 sayılı Kanun'un 8/1. maddesi gereğince uygulanması gereken 1412 sayılı CMUK'nin 321. maddesi uyarınca, BOZULMASINA, yargılamanın bozma öncesi aşamadan başlayarak sürdürülüp sonuçlandırılmak üzere dosyanın mahkemesine gönderilmesine, 06/11/2019 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.

Türk Ceza Kanunu’nun 52. maddesinin dördüncü fıkrası, kararda taksitlerden birinin zamanında ödenmemesi hâlinde kalan kısmın tamamının tahsil edileceğinin ve ödenmeyen adli para cezasının hapse çevrileceğinin belirtilmesini düzenler. Yargıtay 19. Ceza Dairesi ise 14/04/2009 ve 27/04/2009 tarihli iki asta müessir fiil mahkûmiyetinde, ödenmeyen adli para cezasının infaz aşamasında hapis cezasına çevrilebileceğinin ihtarıyla yetinilmesi gerekirken doğrudan çevirme kararı verilmesini infazda yetkinin kısıtlanması sayarak bu sözleri düzeltmiş, hükümlerin başkaca yönlerini düzelterek onamıştır. Madde lafzı ile bu dosyadaki düzeltme aynı sonucu göstermez.

5237 sayılı TÜRK CEZA KANUNU m. 52Kaynağı aç
Madde 52- (1) Adlî para cezası, beş günden az ve kanunda aksine
hüküm bulunmayan hallerde yediyüzotuz günden fazla olmamak üzere belirlenen tam
gün sayısının, bir gün karşılığı olarak takdir edilen miktar ile çarpılması
suretiyle hesaplanan meblağın hükümlü tarafından Devlet Hazinesine ödenmesinden
ibarettir.
(2) En az yüz ve en fazla beşyüz Türk Lirası olan bir gün
karşılığı adlî para cezasının miktarı, kişinin ekonomik ve diğer şahsi halleri
göz önünde bulundurularak takdir edilir.[11]
(3) Kararda, adlî para cezasının belirlenmesinde esas alınan tam gün
sayısı ile bir gün karşılığı olarak takdir edilen miktar ayrı ayrı gösterilir.
(4) Hakim, ekonomik ve şahsi hallerini göz önünde bulundurarak, kişiye
adlî para cezasını ödemesi için hükmün kesinleşme tarihinden itibaren bir
yıldan fazla olmamak üzere mehil verebileceği gibi, bu cezanın belirli taksitler
halinde ödenmesine de karar verebilir. Taksit süresi iki yılı geçemez ve taksit
miktarı dörtten az olamaz. Kararda, taksitlerden birinin zamanında ödenmemesi
halinde geri kalan kısmın tamamının tahsil edileceği ve ödenmeyen adlî para
cezasının hapse çevrileceği belirtilir.
İKİNCİ
BÖLÜM
Güvenlik
Tedbirleri
Belli hakları kullanmaktan yoksun bırakılma[12]

Yargıtay 19. Ceza Dairesi aynı dosyada, 29/03/2009 tarihli iki ayrı asta müessir fiil mahkûmiyetini, sanığın suçu işlediğine dair her türlü şüpheden uzak, kesin ve inandırıcı delil bulunmadığı gözetilmeden mahkûmiyet kurulması nedeniyle bozmuştur. Karar beraat hükmü kurmamış, mahkûmiyeti bozarak dosyayı mahkemeye göndermiştir.

Genel artırım ve ölüm neticeli dosyadaki uygulama

Askeri Ceza Kanunu’nun 50. maddesine göre kanunda şahsi hürriyeti bağlayıcı cezanın artırılacağı yazılı yerlerde ceza, ilgili suç için belirli cezanın iki katına kadar çoğaltılabilir; ancak o suç için kanunda yazılı azami haddi geçemez. 51. madde, özel hüküm bulunmadıkça madunlarla birlikte suç işlemeyi veya onların suçuna iştirak etmeyi, suçu silahın ya da resmî nüfuz ve salahiyetin suistimaliyle hizmet sırasında işlemeyi ve suçu birden fazla kişinin topluca veya herkesin gözü önünde birlikte işlemesini ceza artırıcı hâl sayar. Artırım oranı 51. maddede değil, 50. maddede gösterilir.

1632 sayılı ASKERİ CEZA KANUNU m. 50Kaynağı aç
Madde
50 – Bu kanunda bir suç için şahsi hürriyeti
tahdit eden bir cezanın arttırılacağı yazılı olan yerlerde mezkür ceza mevzuubahis
cürüm için muayyen olan cezanın iki misline kadar çoğaltılabilir. Şu kadar ki
ceza o cürüm için kanunda yazılı azami haddi geçemez.
Cezanın
arttırılması icabeden sebepler:
1632 sayılı ASKERİ CEZA KANUNU m. 51Kaynağı aç
Madde
51 – Bu kanunda hususi bir hüküm tayin
edilmemiş oldukça aşağıdaki haller her halde cezanın arttırılmasını muciptir.
A)
Madunlarla birlikte bir suçu yapmak veya madunların bir suçuna iştirak etmek;
B)
Suç silahın veya resmi nüfuz ve salahiyetin suistimali suretiyle hizmetin ifası
esnasında yapılmak;
C)
Suç müteaddit şahıslar tarafından toplu olarak veya herkesin gözü önünde
birlikte işlenmek.
Memnu
hakların ne suretle geri verileceği ve neticeleri:

Yargıtay 19. Ceza Dairesinin 2020/378 esas ve 2020/12198 karar sayılı hükmü, ölümü intaç eden asta müessir fiil dosyasına ilişkindir ve 117. maddenin uygulanmasına dair bir karar değildir. Karar, 51/B kapsamındaki artırım için suçun silahın kötüye kullanılması veya resmî nüfuz ve salahiyetin kötüye kullanılması suretiyle hizmet sırasında işlenmesini arar. Ayrıca 50 ve 51. maddelerdeki nedenlerin, işlenen suçu düzenleyen maddede suçun unsuru veya ağırlatıcı nedeni olarak gösterilmişse artırım için kullanılamayacağını kabul eder.

Yargıtay 19. Ceza Dairesi, E. 2020/378, K. 2020/12198Kaynağı aç
19. Ceza Dairesi         2020/378 E.  ,  2020/12198 K.
"İçtihat Metni"
MAHKEMESİ :Ceza Dairesi
SUÇ : 1632 Sayılı Askeri Ceza Kanununa Muhalefet (Asta Karşı Ölümü İntaç Eden Müessir Fill)
HÜKÜM : Mahkumiyet
Sanık Vet.Asb.Kd.Bçvş. … hakkında, maktul …….'a yönelik "ölümü intaç eden asta müessir fiil" suçundan Bursa 1. Ağır Ceza Mahkemesinin 05/02/2019 tarih ve 2018/49 Esas 2019/36 Karar sayılı kararı ile 1632 sayılı Askeri Ceza Kanununun 118/4, 5237 sayılı Türk Ceza Kanununun 62/2. maddeleri gereğince neticeten 8 yıl 4 ay hapis cezası ile cezalandırılmasına dair mahkumiyet hükmüne karşı istinaf kanun yoluna başvurulması üzerine; Bursa Bölge Adliye Mahkemesi 5. Ceza Dairesinin, duruşma açmak ve önceki hükmü kaldırmak suretiyle verdiği ASCK m. 118/4, ASCK m. 51/B, TCK m. 62 gereğince 15 yıl hapis cezası ile cezalandırılmasına dair 13/05/2019 tarihli 2019/1492 Esas ve 2019/1142 Karar sayılı mahkumiyet hükmüne ilişkin sanık müdafiinin duruşmalı temyiz istemi üzerine duruşma açılması suretiyle yapılan incelemesinde;
Oluşa, dosya kapsamına ve suçun subütundaki kabule göre; olay tarihinde nöbetçi Astsubay olan sanığın 17.00-19.00 saatleri arasında 5 nolu devriye nöbetçisi olan maktul er …'ı nöbet hizmeti esnasında cep telefonu ile konuşurken gördüğü, bunun üzerine maktulun yanına geldiği, yasak olmasına rağmen cep telefonu ile konuşması nedeniyle maktule kızdığı, maktulün silahının dipçik kısmında asılı bulunan kompozit başlığı eline alarak maktulün başının sol kısmına vurduğu, vurmanın etkisiyle maktulün yere düştüğü, akabinde yerden kalkan maktulün nöbet görevine devam ettiği, sanığın ise olay yerinden ayrıldığı, nöbet bitiminde koğuşa dönen maktulün durumunun ağırlaşması üzerine bilinci kapalı halde önce Gemlik Devlet Hastanesine, burada uzman doktor bulunmaması üzerine acil olarak Bursa Devlet Hastanesine götürüldüğü, epidural kanama tanısı ile acil olarak ameliyata alınan maktulün 53 gün süren tedavi ve takibinin ardından 29/11/2017 tarihinde künt kafa travmasına bağlı kafatası kemik kırığı ile birlikte beyin kanaması ve gelişen komplikasyonlar (akciğer enfeksiyonu) sonucu öldüğü olayda;
Bursa Bölge Adliye Mahkemesi 5.Ceza Dairesinin 13/05/2019 gün 2019/1492 Esas ve 2019/1142 Karar sayılı kararında aşağıdaki bozma nedeni dışında bir isabetsizlik görülmemiş olduğundan, sanık müdafiinin temyiz dilekçesinde ve duruşmada ileri sürdüğü yerinde görülmeyen sair temyiz itirazlarının reddine,
Ancak;
Sanık hakkında ASCK m.118/4 gereğince tayin edilen cezada, ASCK'nın 51/B maddesi uyarınca (1/2 oranında) ceza artırımı yapılmış ise de;
ASCK'nın 50. maddesinde; bu kanunda bir suç için şahsi hürriyeti tahdid eden bir cezanın arttırılacağı yazılı olan yerlerde mezkur cezanın mevzu bahis cürüm için muayyen olan cezanın iki misline kadar çoğaltılabileceği, şu kadar ki cezanın o cürüm için kanunda yazılı azami haddini geçemeyeceği düzenlenmiş; aynı kanunun 51. maddesinde de cezanın arttırılmasını icap eden sebeplere yer verilmiştir. Nitekim ASCK'nın 51/B maddesinde; "Suç, silahın veya resmi nüfuz ve salahiyetin suistimali suretiyle hizmetin ifası esnasında işlenirse" cezanın arttırılacağı hükmü düzenlenmiştir. Bu maddeye göre, sanık hakkında tayin edilen cezanın arttırılabilmesi için; suçun silahın kötüye kullanılarak veya resmi nüfuz ve salahiyetin kötüye kullanılarak hizmet esnasında işlenmesi gerekmektedir. Diğer taraftan ASCK'nın 50 ve 51'nci maddelerinde gösterilen nedenler genel arttırım hükümleri olup, bu nedenlerle cezanın arttırılabilmesi için bu sebeplerden birinin, işlenen suçu düzenleyen maddede suçun unsuru veya ağırlatıcı nedeni olarak gösterilmemesi gerekir.
Dava konusu somut olayda; nöbetçi Astsubay olarak görevli olduğu sırada 1450 gram ağırlığındaki kompozit başlıkla astı olan maktulün başının sol kısmına vuran sanığın her ne kadar suçu hizmet esnasında işlediği kabul edilse de olayda silahın kötüye kullanılması veya resmi salahiyet ve nüfuzun kötüye kullanılması söz konusu değildir.
Şöyle ki, 1632 sayılı ASCK'nun 1. maddesi " Türk Ceza Kanununa göre cürümler ve cezalar hakkında umumi suretle cari olan esaslar bu kanunda hilafı yazılı olmadıkça askeri cürümler ve cezalar hakkında da tatbik olunur." hükmünü içermektedir. 1632 sayılı Askeri Ceza Kanununun pek çok maddesinde "silah" kavramı, TCK'daki "silah" kavramının içerik ve anlamından farklılıklar gösterebilmektedir. TCK m.6/1-f'de yer alan silah tanımı ASCK'daki bazı suçlar bakımından yol gösterici olurken, bazı suçlar bakımından ise daha geniş ve sınırları belirsiz bir tanım oluşturmaktadır. ASCK'daki silah kavramı tanımlanmamakla birlikte silah kavramının sınırlarının 5237 sayılı TCK'nın 6/1-f maddesinde ifade edildiği gibi geniş anlamda kullanılmamıştır. ASCK uygulaması bakımından "silah" Silahlı Kuvvetlerde kullanılması mutad olan kesici, patlayıcı ve ateşli silahlardır. Öte yandan ASCK m.51/B'de kullanılan terim "silah" olmayıp, "silahın kötüye kullanılması"dır. Birbiriyle aynı anlamda olmayan "silah" ve "silahın kötüye kullanılması" kavramlarını kanun koyucu bilinçli bir şekilde ilgili farklılaştırmıştır. Nitekim, ASCK'nın 51/B maddesinde ifade edilen "silahın suistimali" halinin mevcut olması için; eğitim, koruma, devriye, nöbet veya herhangi bir görevin ifası için görevinden dolayı sanığa/faile teslim edilmiş bir silah olması ve bu silahın gereklilik olmaksızın tahsis edildiği amaç dışında kullanılması gereklidir. Somut olayda kompozit başlığın tahsis edildiği amaç dışında kullanıldığı konusunda tereddüt yok ise de kompozit başlığın sanığa görevi gereği teslim edilmiş kesici, patlayıcı ve ateşli silahlardan olmadığı aşikardır. Bu durumda ASCK'nın 51/B maddesi kapsamında silahın suistimali halinin unsurları somut olayda mevcut bulunmamaktadır.
Diğer yandan; ASCK'nın 118. maddesinin yer aldığı 6.fasıl başlığının "makam ve memuriyet nüfuzunu suistimal" olduğu dikkate alındığında ortada suçun yasal unsuru dışında resmi nüfuz ve salahiyetin suistimali durumunun da bulunmadığı anlaşılmakla, bu suçla ilgili olarak uygulama alanı bulunmadığı halde yanılgıya düşülmüştür. Resmi nüfuz ve salahiyetin suistimalinden maksat, failin askeri rütbesinin kendisine kazandırdığı veya verdiği yetkileri ya da sırf askeri durumu ve pozisyonu nedeniyle haiz olduğu nüfuzu kötüye kullanmak suretiyle bir suç işlemesidir.
Somut olayda; bu şekilde bir askeri nüfuz ve salahiyetini kötüye kullanımı nitelik ve niceliğine ulaşmadan sanığın astına karşı atılı suçu işlediği, üstün asta karşı işlediği bu suçun işlenmesinde sırf askeri pozisyonun kullanımının mevcut bulunmadığı anlaşılmakla sanık hakkında ASCK m.51/B-2'deki arttırım maddesinin yasaya aykırı olarak kullanılarak fazla ceza tayin edilmiştir. Askeri Yargıtay Daireler Kurulunun 19.04.1993 tarihli 1993/44 Esas ve 1993/41 Karar sayılı hükmünde de belirtildiği üzere; bölük sabah içtiması sırasında çavuş rütbesindeki maktulün sırt çantasında eksiklikler ve aksilikler bulunması üzerine bölük komutanı olan sanığın çavuş olan maktulü yanına çağırıp maktulün kafasına ve ensesine 4-5 yumruk attığı ve maktulün olaydan iki gün sonra vefat ettiği olayda ASCK m.50/B'de yer alan resmi salahiyet ve nüfuzun kötüye kullanılması hali olmadığı, esasen ASCK'nun 118.maddesinin yer aldığı 6.fasıl başlığının "makam ve memuriyet nüfuzunu suistimal" olup, suçun yasal unsurları arasında yer alması sebebiyle sanığın cezasının ASCK'nun 50 ve 51/B maddelerince arttırılması kanuna aykırılık taşımaktadır.
Yukarıda açıklandığı üzere Kanuna aykırı ve sanık müdafiinin temyiz istemi bu sebeple yerinde görüldüğünden bozmayı gerektirmiş olup, maktül …'a yönelik ölümü intaç eden asta müessir fiil suçundan kurulan Bursa Bölge Adliye Mahkemesi 5.Ceza Dairesinin 13/05/2019 gün 2019/1492 Esas ve 2019/1142 Karar sayılı olarak 5271 sayılı CMK'nın 302/2.maddesi uyarınca hükmünün tebliğnamedeki düşünceye aykırı olarak BOZULMASINA, bozmaya konu kararın niteliği de gözetilerek aynı kanunun 304/2 maddesi uyarınca dosyanın takdiren Bursa Bölge Adliye Mahkemesi 5.Ceza Dairesine gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİİNE, sanık hakkında tayin olunan ceza miktarı, sanığın tutuklu kaldığı süre, sanık hakkında kuvvetli suç şüphesinin varlığını gösteren somut deliller olarak çok sayıda tanık ifadesi bulunması, adli tıp raporunun mevcut olması, tutukluluğun devamının verilmesi beklenen ceza ile ölçülü bulunması, tutuklama nedenlerinin mevcudiyetini devam ettirmesi nedenleri gözönüne alındığında TCK m. 102'de yer alan tutuklulukta geçecek azami sürenin dolmamış olması ve azami süre dolana kadar tutukluluğun uzatılabileceği hususları dikkate alınarak sanık müdafiinin tahliye talebinin reddine, 21.09.2020 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.
21.09.2020 tarihinde verilen işbu karar, Yargıtay Cumhuriyet savcısı… ve duruşmada savunmasını yapmış bulunan sanık … müdafii Av. … hazır olduğu halde, katılanlar ve katılan vekili yokluğunda 21.09.2020 tarihinde usulen ve açık olarak anlatıldı.

Daire, Askeri Ceza Kanunu uygulaması bakımından silahı Silahlı Kuvvetlerde kullanılması mutat olan kesici, patlayıcı ve ateşli silahlar olarak ele almış ve kompozit başlığı bu kapsamda görmemiştir. Silahın suistimali için görevi nedeniyle teslim edilmiş bir silahın gerekli olmaksızın tahsis amacı dışında kullanılmasını aramış; somut olayda bu unsurların bulunmadığı sonucuna varmıştır. Başlığın amaç dışında kullanıldığı yönündeki kabul, silah suistimalinin varlığına götürülmemiştir.

Daire, somut olayda resmî nüfuz ve salahiyetin 51/B kapsamında kötüye kullanılmadığına ve 51/B-2 artırımının hukuka aykırı biçimde fazla ceza doğurduğuna karar vermiştir. Belirttiği bozma nedeni dışında isabetsizlik görmemiş, sair temyiz itirazlarının reddine karar vermiş; buna rağmen ölümü intaç eden suçtan kurulan hükmün 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 302/2. maddesi uyarınca bozulmasına ve dosyanın 304/2. madde uyarınca ilgili bölge adliye mahkemesine gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına tevdiine oy birliğiyle karar vermiştir. Bozma, açıklanan artırıma bağlıdır.

Dava zamanaşımının genel ölçüsü

Türk Ceza Kanunu’nun 66. maddesinin birinci fıkrasının (e) bendine göre, kanunda başka süre yazılmayan hâllerde beş yıldan fazla olmayan hapis veya adli para cezasını gerektiren suçlarda kamu davası sekiz yıl geçmesiyle düşer. Süreyi belirlerken dosyadaki delillere göre daha ağır cezayı gerektiren nitelikli hâller ve kanundaki cezanın üst sınırı gözetilir; seçimlik cezalarda hapis cezası esas alınır. Bu genel hüküm, 117. maddenin iki yıllık üst sınırıyla ayrıca ilişkilendirilmeden uygulanacak bir özel süre olarak yazılmamıştır.

5237 sayılı TÜRK CEZA KANUNU m. 66Kaynağı aç
Madde 66- (1) Kanunda başka türlü yazılmış olan haller dışında
kamu davası;
a) Ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasını gerektiren suçlarda otuz yıl,
b) Müebbet hapis cezasını gerektiren suçlarda yirmibeş yıl,
c) Yirmi yıldan aşağı olmamak üzere hapis cezasını gerektiren suçlarda
yirmi yıl,
d) Beş yıldan fazla ve yirmi yıldan az hapis cezasını gerektiren suçlarda
onbeş yıl,
e) Beş yıldan fazla olmamak üzere hapis veya adlî para cezasını
gerektiren suçlarda sekiz yıl,
geçmesiyle düşer.
(2) Fiili işlediği sırada oniki yaşını doldurmuş olup da onbeş yaşını
doldurmamış olanlar hakkında, bu sürelerin yarısının; onbeş yaşını doldurmuş olup
da onsekiz yaşını doldurmamış olan kişiler hakkında ise, üçte ikisinin
geçmesiyle kamu davası düşer.
(3) Dava zamanaşımı süresinin belirlenmesinde dosyadaki mevcut deliller
itibarıyla suçun daha ağır cezayı gerektiren nitelikli halleri de göz önünde bulundurulur.
(4) Yukarıdaki fıkralarda yer alan sürelerin belirlenmesinde suçun
kanunda yer alan cezasının yukarı sınırı göz önünde bulundurulur; seçimlik cezaları
gerektiren suçlarda zamanaşımı bakımından hapis cezası esas alınır.
(5) (Değişik: 29/6/2005 – 5377/8
md.) Aynı fiilden dolayı tekrar yargılamayı gerektiren hallerde, mahkemece
bu husustaki talebin kabul edildiği tarihten itibaren fiile ilişkin zamanaşımı
süresi yeni baştan işlemeye başlar.
(6) Zamanaşımı, tamamlanmış suçlarda suçun işlendiği günden, teşebbüs
halinde kalan suçlarda son hareketin yapıldığı günden, kesintisiz suçlarda
kesintinin gerçekleştiği ve zincirleme suçlarda son suçun işlendiği günden, çocuklara
karşı üstsoy veya bunlar üzerinde hüküm ve nüfuzu olan kimseler tarafından
işlenen suçlarda çocuğun onsekiz yaşını bitirdiği günden itibaren işlemeye
başlar.
(7) Bu Kanunun İkinci Kitabının Dördüncü Kısmında yazılı ağırlaştırılmış
müebbet veya müebbet veya on yıldan fazla hapis cezalarını gerektiren suçların
yurt dışında işlenmesi halinde dava zamanaşımı uygulanmaz.
Dava zamanaşımı süresinin durması veya kesilmesi
Asta müessir fiilin temel cezası nedir?

Askeri Ceza Kanunu’nun 117. maddesinin birinci fıkrasında ceza iki seneye kadar hapistir ve alt sınır gösterilmemiştir. Vücut tahribatı, daha vahim hâl, taammüt ve ölüm bu fıkrada değil, 118. maddenin ayrı fıkralarında düzenlenir.

Amire veya mafevka taarruz aynı suç mudur?

Hayır. Amire veya mafevka yönelik fiilî taarruz ve teşebbüs 91. maddede, amir veya mafevkin madununa karşı fiili ise 117. maddede düzenlenir.

Bu suçun takibi şikâyete bağlı mıdır?

Askeri Ceza Kanunu’nun 48. maddesinin A bendi, askeri suçların takibinin şikâyete bağlı olmadığını hükme bağlar. B bendi, Türk Ceza Kanunu uyarınca takibi Adliye Vekilinin iznine bağlı suçlarda iznin Milli Müdafaa Vekili tarafından verileceğini düzenler; 117. madde için ayrı bir izin şartı yazmaz.

İki er arasında ast-üst ilişkisi var mıdır?

Yargıtay 19. Ceza Dairesinin 2018/8238 esas ve 2019/15838 karar sayılı hükmünde, her ikisi de er olan sanık ve katılan arasında karşılıklı astlık-üstlük ilişkisinden söz edilemeyeceği kabul edilmiştir. Daire, bu sanık hakkında eylemin Türk Ceza Kanunu kapsamında kasten yaralama olarak değerlendirilerek hüküm kurulması gerektiğini belirtmiştir.

Ölüm neticesi 117. maddenin temel cezasıyla mı cezalandırılır?

Hayır. 118. maddenin dördüncü fıkrası, 117. maddedeki fiil ölümü intaç etmişse failin on seneden az olmamak üzere ağır hapis cezasına mahkûm olacağını düzenler. Yargıtay 19. Ceza Dairesinin 2020/378 esas ve 2020/12198 karar sayılı incelemesi de ölümü intaç eden suç bakımındandır.

Hukuki uyarı: Bu içerik genel bilgilendirme amacı taşır; somut olay değerlendirmesi için avukata başvurulmalıdır.

Hazırlayan: Av. Erdal Ersoy

Avukat Erdal Ersoyİletişim ve randevu