Askeri Ceza Kanunu'nun 90. maddesinde düzenlenen mukavemet suçu; bir asker kişinin amirini veya üstünü zorla ya da tehditle hizmet emrini vermekten alıkoymaya veya askeri hizmete ilişkin bir işlemi yapmak ya da yapmamak için zorlamaya kalkışması halinde oluşan sırf askeri bir suçtur. Asker kişilerin gerçekleştirdiği askeri suçlara benzer suçlar Türk Ceza Kanunu'nda yer alsa ve daha ağır bir cezayı gerektirse dahi, Askeri Ceza Kanunu'nun özel kanun niteliği taşıması sebebiyle somut olayda öncelikle tatbik edilmesi zorunludur. Özgü suç niteliği taşıyan bu fiil yalnızca asker kişiler tarafından işlenebilir.
Yargıtay 19. Ceza Dairesi, E. 2019/27486, K. 2020/2787Kaynağı aç
"İçtihat Metni"
MAHKEMESİ : 2. Kolordu Komutanlığı Askeri Mah. (Kapatılan)
SUÇ : 1632 Sayılı Kanuna Aykırılık
HÜKÜM : Mahkumiyet
Yerel Mahkemece verilen hükümler temyiz edilmekle; başvurunun süresi, kararın niteliği ve suç tarihine göre dosya incelendi, gereği görüşülüp düşünüldü:
A)Sanığın silahla kasten yaralamaya teşebbüs suçundan verilen beraat hükmüne yönelik temyiz isteminin incelenmesinde;
Sanığın temyiz talebinin silahla kasten yaralamaya teşebbüs suçundan verilen beraat kararının gerekçesine yönelik olmadığı gibi, hükmü temyiz etmede hukuki yararının bulunmadığı anlaşılmakla, 5320 sayılı Kanunun 8/1 ve 1412 sayılı CMUK’nin 317. maddeleri uyarınca, tebliğnameye uygun olarak, sanığın TEMYİZ İSTEĞİNİN REDDİNE,
B)Sanığın mahkumiyet hükümlerine yönelik temyiz istemlerinin incelenmesinde;
Temyiz isteğinin reddi nedenleri bulunmadığından işin esasına geçildi.
Vicdani kanının oluştuğu duruşma sürecini yansıtan tutanaklar, belgeler ve gerekçe içeriğine göre, yapılan incelemede;
I)Katılan Tarık Can’a yönelik üste hakaret ve üstü tehdit suçlarından verilen mahkumiyet hükümlerine yönelik temyiz isteminin incelenmesinde;
Katılandan sanığa karşı ve haksız tahrik oluşturacak bir eylem ya da söz bulunmadığı halde, herhangi bir gerekçe de gösterilmeksizin sanığın suçu haksız tahrik altında işlediği gerekçesiyle TCK'nin 29. maddesi uyarınca sanığın cezasından indirim yapılmak suretiyle eksik ceza tayini, aleyhe temyiz bulunmadığından bozma nedeni yapılmamıştır.
Sanık hakkında 5237 sayılı TCK'nin 53/1. maddesi uygulanmamış ise de, TCK’nin 53. maddesi ile düzenlenen hak yoksunluğu kazanılmış hak teşkil etmeyip güvenlik tedbiri niteliğinde bulunduğundan, kasten işlemiş olduğu suçtan dolayı hapis cezasına mahkumiyetin kanuni sonucu olarak sanık hakkında TCK’nin 53. maddesinin bazı bölümlerinin iptaline ilişkin Anayasa Mahkemesinin 24/11/2015 tarihinde yürürlüğe giren 08/10/2015 tarih ve 2014/140 Esas, 2015/85 Karar sayılı kararı da nazara alınarak bu maddede öngörülen hak yoksunluklarının uygulanmasının infaz aşamasında gözetilmesi mümkün görülmüştür.
Yükletilen suçların sanık tarafından işlendiğinin Kanuna uygun olarak yürütülen duruşma sonucu saptandığı, bütün kanıtlarla aşamalarda ileri sürülen iddia ve savunmaların temyiz denetimini sağlayacak biçimde ve eksiksiz sergilendiği, özleri değiştirilmeksizin tartışıldığı, vicdani kanının kesin, tutarlı ve çelişmeyen verilere dayandırıldığı,
Cezaların kanuni bağlamda uygulandığı,
Anlaşıldığından, sanığın temyiz nedenleri yerinde görülmemiş olmakla, tebliğnameye uygun olarak, TEMYİZ DAVASININ ESASTAN REDDİYLE HÜKÜMLERİN ONANMASINA,
II)Mukavemet suçundan verilen mahkumiyet hükmüne yönelik temyiz isteminin incelenmesinde;
Olay günü sanığın elindeki bıçak ile tabur içtima alanına geldiği, bunun üzerine durumun mağdur nöbetçi amir P.Yzb.Gürsel Aygar ile katılan nöbetçi astsubay P.Bçvş.Bülent Dağ’a haber verildiği, askerî disiplinin aşırı derecede ihlal edilmesi üzerine bozulan disiplini tesis etmek ve daha müessif olayları önlemekle görevli üst ve amirlerin, yani nöbetçi amir ile nöbetçi astsubayın sanığa, bıçağını vermesi yönündeki emirlerine rağmen sanığın bıçağını vermediği, küfür ve hakaretlerine devam ederek bıçağını havaya doğru savurduğu ve olaya müdahale eden mağdur Gürsel Aygan, katılan Bülent Dağ ve olay yerinde bulunan diğer katılanlar Sinan Demir, Servet Koç, Ali Tozanlı, Mehmet Dal ve müşteki Okan Öz’ü öldürmekle tehdit ettiği, böylece sanığın disiplini tesis etmeye çalışan amirlerine zorla ve tehditle karşı koyarak, görevlerini yerine getirmelerine engel olduğu anlaşıldığından sanığın mukavemet suçunu işlediğinin kabulünde bir isabetsizlik görülmemiştir.
Ancak;
Askerî Mahkemece; sanık hakkında mukavemet suçundan mahkûmiyet hükmü kurulurken asgari hadden ceza tayin edildiği belirtilmiştir. Sanık hakkında düzenlenen iddianamede bu suçtan sanığın, ASCK’nin 90/1’inci maddesi uyarınca cezalandırılması talep edilmiş, yargılama sonunda da talep doğrultusunda hüküm kurulmuştur. ASCK’nin 90/1’inci maddesi iki cümleden oluşmakta olup, ikinci cümlesinde “az vahim hâllerde” cezanın alt sınırının 3 aydan başlayacağı hüküm altına alınmıştır. Bu kapsamda, sanık hakkında hüküm kurulurken hem fail hem de fiil değerlendirilerek ağırlaştırıcı bir neden görülmediğinin belirtildiği dikkate alındığında; maddenin az vahim hâl fıkrasının uygulanmama gerekçesinin gösterilmemiş olması,
Kanuna aykırı ve sanığın temyiz nedenleri bu itibarla yerinde görüldüğünden, tebliğnameye uygun olarak, HÜKMÜN 5320 sayılı Kanun'un 8/1. maddesi gereğince uygulanması gereken 1412 sayılı CMUK'nin 321. maddesi uyarınca, BOZULMASINA,
III)Zincirleme hakaret ve zincirleme silahla tehdit suçlarından verilen mahkumiyet hükümlerine yönelik temyiz isteminin incelenmesinde;
Somut uyuşmazlıkta, Askeri Mahkemece, sanığın katılanlar Bülent Dağ, Sinan Demir, Servet Koç, Ali Tozanlı, Mehmet Dal ile mağdurlar P.Yzb.Gürsel Aygan ve Okan Öz’e hitaben “hepinizin anasını sinkaf edeceğim” demek suretiyle zincirleme hakaret ve elindeki bıçağı gösterip havaya kaldırarak “hepinizi kesip öldüreceğim” demek suretiyle zincirleme silahla tehdit suçunu işlediği kabul edilerek ayrı ayrı cezalandırılmasına karar verilmiş ise de;
(Kapatılan) Askeri Yargıtay Daireler Kurulunun; 28.6.2012 tarihli ve 2012/97-91 E.K. sayılı kararında belirtildiği üzere; asker kişilerin işledikleri askeri suçlara benzer suçların Türk Ceza Kanununda da suç olarak yer aldığı ve hatta kimi zaman daha ağır bir cezayı gerektirdiği açık olsa bile, ASCK’nin TCK’ya göre “Özel kanun” olması nedeni ile, ASCK hükümlerinin öncelikle uygulanma zorunluluğunun bulunduğu, Askeri Ceza Hukuku mevzuatındaki düzenlemelerde tarafların astlık-üstlük durumları ile amir veya maiyet durumlarının ölçü olarak alındığı, dava konusu eylemlerin niteliğinin tayininde de sanığın ve mağdurun rütbe ve kıdemlerinin, ölçü olarak göz önünde bulundurulması gerektiği, asker kişilerin işledikleri askeri suçların, benzeri suçlar Türk Ceza Kanununda yer alsa bile, öncelikle uygulanması, bunun Askeri Ceza Kanunu’nun “Özel kanun” olma niteliğinin doğal bir sonucu olduğu;
Bu kapsamda, somut uyuşmazlıkta katılanlardan birinin başçavuş rütbesinde sanığın üstü, mağdurlardan birinin yüzbaşı rütbesinde, ikisinin onbaşı rütbesinde sanığın üstü, yine katılanlardan üçünün sanıkla aynı rütbede er konumunda olması ve de üstü tehdit ile üste hakaret suçunun TCK’da düzenlenen tehdit ve hakaret suçuna göre daha nitelikli ve özel bir suç olması ve öncelikli olarak uygulanması gereği dikkate alınmak suretiyle, sanığın katılan/mağdurların kişilik özellikleri gözetilmeden ve aralarında hiçbir ayrım yapılmadan topluca hepsine yönelik tek bir fiille işlediği hakaret ve tehdit eylemlerinin bir bütün halinde zincirleme üstü tehdit ve zincirleme üste hakaret suçunu oluşturduğunun anlaşılması karşısında, üste hakaret ve üstü tehdit suçlarından cezalandırılması gerekirken, suç vasfında yanılgıya düşülerek yazılı şekilde uygulama yeri olmayan 5237 sayılı TCK’nin 125, 125/4 ve 106/2-a maddeleri uyarınca cezalandırılmasına karar verilmesi,
Kanuna aykırı ve sanığın temyiz nedenleri bu itibarla yerinde görüldüğünden tebliğnameye uygun olarak, HÜKMÜN 5320 sayılı Kanun'un 8/1. maddesi gereğince uygulanması gereken 1412 sayılı CMUK'nin 321. maddesi uyarınca, BOZULMASINA, sanığın CMUK'nin 326/son maddesi gereğince cezada kazanılmış hakkının saklı tutulmasına, yargılamanın bozma öncesi aşamadan başlayarak sürdürülüp sonuçlandırılmak üzere dosyanın mahkemesine gönderilmesine, 11/03/2020 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.
1632 sayılı ASKERİ CEZA KANUNU m. 90Kaynağı aç
tehdit ile hizmet emrini ifadan menetmeğe, yahut hizmete mütaallik bir
muameleyi yapmak veya yapmamak için zorlamağa kalkışan mukavemet cürmünü yapmış
olur. Bu cürmü işleyenler altı aydan on seneye kadar, az vahim hallerde üç
aydan az olmamak üzere hapis, seferberlikte iki seneden, az vahim hallerde altı
aydan aşağı olmamak üzere hapis cezalariyle cezalandırılır.
2. Mukavemet cürmü
amirin muhafazasına memur olan yahut bu maksatla getirilen erbaşa ve ere karşı
yapılırsa yine aynı ceza verilir.
Amire ve mafevka
fiilen taarruz edenlerin cezaları
Suçun Unsurları ve Seçimlik Hareketler
1632 sayılı Askeri Ceza Kanunu'nun 90. maddesi kapsamında mukavemet suçu, zorla veya tehditle hizmet emrini ifadan menetmek ya da hizmete ilişkin bir muameleyi yapmak veya yapmamak için zorlamaya kalkışmak biçiminde iki ayrı seçimlik hareketle işlenebilir. Bu seçimlik hareketlerin her biri bağımsız olarak suçu oluşturur. Kanuni tanımda geçen zor ve tehdit unsurlarından yalnızca birinin gerçekleşmesi suçun oluşumu açısından yeterli kabul edilmektedir.
Hizmet emrini ifadan alıkoyma hareketinde suçun oluşabilmesi için emrin yetkili amir veya üst tarafından verilmiş olması ve emrin askeri hizmete ilişkin bulunması şarttır. Bu iki koşuldan birinin eksikliği halinde mukavemet suçu oluşmaz. Amir veya üstü hizmete ilişkin bir işlemi yapmak ya da yapmamak üzere zorlamaya kalkışma hareketinde ise fiilin tamamlanması şart olmayıp bu yönde bir girişimde bulunulması suçun gerçekleşmesi için yeterlidir.
Fail, Mağdur ve Amir Kavramının Kapsamı
Mukavemet suçunun faili yalnızca asker kişiler olabilir. 211 sayılı Türk Silahlı Kuvvetleri İç Hizmet Kanunu'nun 9. maddesi uyarınca amir; makam ve memuriyet itibarıyla emir verme yetkisine sahip kimsedir. Bu yetki uyarınca askeri personel statüsünde bulunmayan kaymakam veya cumhuriyet savcısı gibi kamu görevlileri de yetkili amir konumunda olduklarından, bu kişilere karşı gerçekleştirilen eylemler de mukavemet suçunu oluşturur.
Türk Silahlı Kuvvetleri İç Hizmet Kanunu'nun 10. maddesi uyarınca rütbe veya kıdemce büyük olan kimse üst olup amir ile özdeş değildir ve askeri hiyerarşide rütbe ya da kıdem büyüklüğü üst sayılmak için yeterlidir. Askeri Ceza Kanunu'nun 90. maddesinin ikinci fıkrası uyarınca, mukavemet fiilinin amiri korumakla görevli olan yahut bu maksatla getirilen memur, erbaş veya ere karşı işlenmesi durumunda da fail amir veya üste karşı işlemiş gibi aynı ceza hükümleriyle cezalandırılır.
Mukavemet Suçunun Cezası ve Az Vahim Haller
1632 sayılı Kanun'un 90. maddesinin birinci fıkrası uyarınca mukavemet suçunu işleyenler altı aydan on yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır. Eylemin az vahim hal oluşturması durumunda verilecek temel hapis cezasının alt sınırı üç aydır. Suçun seferberlik döneminde işlenmesi halinde cezanın alt sınırı iki yıl hapis cezasına yükseltilir; seferberlikte az vahim halin varlığı halinde ise ceza altı aydan on yıla kadardır. 5252 sayılı Kanun'un 6. maddesinin birinci fıkrası gereğince kanunlarda öngörülen ağır hapis cezaları hapis cezasına dönüştürülmüştür.
5252 sayılı TÜRK CEZA KANUNUNUN YÜRÜRLÜK VE UYGULAMA ŞEKLİ HAKKINDA KANUN m. 6Kaynağı aç
(1) Kanunlarda öngörülen "ağır
hapis" cezaları, "hapis" cezasına dönüştürülmüştür.
(2) (Değişik: 6/12/2006
– 5560/14 md.) 1 Haziran 2005 tarihinden önce yürürlüğe girmiş kanunlarda;
a) Ağır hapis iken, birinci
fıkra uyarınca hapse dönüştürülen cezalar, kanunlarında aksine bir hüküm yoksa alt
sınır bir yıl, üst sınır yirmidört yıl olarak,
b) Hapis cezalarında kanunlarında
aksine bir hüküm yoksa alt sınır bir ay, üst sınır beş yıl olarak,
uygulanır.
Hafif hapis ve hafif para
cezalarının idari para cezasına dönüştürülmesi[7]
Askeri Ceza Kanunu'nun 90. maddesinin birinci fıkrasında az vahim haller için ceza üst sınırı gösterilmemiştir. 5252 sayılı Türk Ceza Kanununun Yürürlük ve Uygulama Şekli Hakkında Kanun'un 6. maddesinin ikinci fıkrası gereğince, aksine bir hüküm bulunmadıkça mukavemet suçunun az vahim halleri için üst sınır beş yıl hapis cezası olarak uygulanır. Yargıtay 19. Ceza Dairesi'nin 2019/27486 Esas ve 2020/2787 Karar sayılı ilamında açıklandığı üzere, fail ve fiil değerlendirilerek ağırlaştırıcı bir neden görülmediğinde Askeri Ceza Kanunu'nun 90/1. maddesindeki az vahim hal fıkrasının uygulanmama gerekçesinin gösterilmemesi bozma nedenidir.
Yargıtay 19. Ceza Dairesi, E. 2020/2339, K. 2020/12400Kaynağı aç
"İçtihat Metni"
MAHKEMESİ :Asliye Ceza Mahkemesi
SUÇ : 1632 Sayılı Kanuna Aykırılık
HÜKÜM : Mahkumiyet
Yerel Mahkemece verilen hüküm temyiz edilmekle; başvurunun süresi, kararın niteliği ve suç tarihine göre dosya incelendi, gereği görüşülüp düşünüldü:
Temyiz isteğinin reddi nedenleri bulunmadığından işin esasına geçildi.
Vicdani kanının oluştuğu duruşma sürecini yansıtan tutanaklar, belgeler ve gerekçe içeriğine göre, ASCK’nın 90/1’inci maddesinde mukavemet suçu için altı aydan on seneye kadar hapis cezası öngörüldüğü, mukavemet suçunun az vahim hâlleri için üst sınır gösterilmediği, ASCK’nın 1.6.2005 tarihinden önce yürürlüğe girmiş olduğu, 5252 sayılı TCK’nın Yürürlük ve Uygulama Şekli Hakkında Kanun’un 6’ncı maddesinin ikinci fıkrası gereğince aksine bir hüküm yoksa mukavemet suçunun az vahim hâlleri için üst sınırın beş yıl olarak uygulanması gerektiği, sanığa yüklenen eylemlerin daha ağır cezayı gerektirecek bir hâli ile başka bir suçu oluşturma ihtimalinin de bulunmadığı göz önüne alınarak yapılan incelemede;
Suç tarihleri itibariyle sanığa yükletilen suç için Kanun'da öngörülen cezanın türü ve üst sınırına göre, davanın 5237 sayılı TCK'nın 66/1-e ve 67. maddelerinde öngörülen 8 yıllık asli, 12 yıllık kesintili zamanaşımı süresine tabi bulunması, suç tarihleri ile inceleme tarihi arasında 12 yıllık kesintili zamanaşımı süresi tamamlanmış olmakla sanık müdafinin temyiz itirazları yerinde görülerek, tebliğnameye uygun olarak, hükmün 5320 sayılı Yasanın 8/1. maddesi gereğince yürürlükte bulunan 1412 sayılı CMUK'nun 321. maddesi uyarınca BOZULMASINA, 5271 sayılı CMK'nun 223/8. maddeleri uyarınca sanık hakkındaki kamu davasının zamanaşımı nedeniyle DÜŞÜRÜLMESİNE, 07/10/2020 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.
Soruşturma Usulü, Görevli Mahkeme ve Dava Zamanaşımı
Mukavemet suçu bakımından soruşturma yürütülebilmesi komutan iznine tabidir. Kovuşturma aşamasında görevli mahkeme Asliye Ceza Mahkemesidir. 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu'nun 223. maddesinin sekizinci fıkrası gereğince, Türk Ceza Kanunu'nda öngörülen düşme sebeplerinin varlığı ya da soruşturma veya kovuşturma şartının gerçekleşmeyeceğinin anlaşılması hallerinde kamu davasının düşmesine karar verilir.
5271 sayılı CEZA MUHAKEMESİ KANUNU m. 223Kaynağı aç
verilir. Beraat, ceza verilmesine yer olmadığı, mahkûmiyet, güvenlik tedbirine
hükmedilmesi, davanın reddi ve düşmesi kararı, hükümdür.
(2) Beraat kararı;
a) Yüklenen fiilin kanunda suç olarak tanımlanmamış olması,
b) Yüklenen suçun sanık tarafından işlenmediğinin sabit olması,
c) Yüklenen suç açısından failin kast veya taksirinin bulunmaması,
d) Yüklenen suçun sanık tarafından işlenmesine rağmen, olayda bir hukuka
uygunluk nedeninin bulunması,
e) Yüklenen suçun sanık tarafından işlendiğinin sabit olmaması,
Hallerinde verilir.
(3) Sanık hakkında;
a) Yüklenen suçla bağlantılı olarak yaş küçüklüğü, akıl hastalığı veya
sağır ve dilsizlik hali ya da geçici nedenlerin bulunması,
b) (Değişik: 25/5/2005 – 5353/30
md.) Yüklenen suçun hukuka aykırı fakat bağlayıcı emrin yerine getirilmesi
suretiyle veya zorunluluk hali ya da cebir veya tehdit etkisiyle işlenmesi,
c) Meşru savunmada sınırın heyecan, korku ve telaş nedeniyle aşılması,
d) Kusurluluğu ortadan kaldıran hataya düşülmesi,
Hallerinde, kusurunun bulunmaması dolayısıyla ceza verilmesine yer
olmadığı kararı verilir.
(4) İşlenen fiilin suç olma özelliğini devam ettirmesine rağmen;
a) Etkin pişmanlık,
b) Şahsî cezasızlık sebebinin varlığı,
c) Karşılıklı hakaret,
d) İşlenen fiilin haksızlık içeriğinin azlığı,
Dolayısıyla, faile ceza verilmemesi hallerinde, ceza verilmesine yer
olmadığı kararı verilir.
(5) Yüklenen suçu işlediğinin sabit olması halinde, sanık hakkında
mahkûmiyet kararı verilir.
(6) Yüklenen suçu işlediğinin sabit olması halinde, belli bir cezaya
mahkûmiyet yerine veya mahkûmiyetin yanı sıra güvenlik tedbirine hükmolunur.
(7) Aynı fiil nedeniyle, aynı sanık için önceden verilmiş bir hüküm veya
açılmış bir dava varsa davanın reddine karar verilir.
(8) Türk Ceza Kanununda öngörülen düşme sebeplerinin varlığı ya da
soruşturma veya kovuşturma şartının gerçekleşmeyeceğinin anlaşılması
hallerinde, davanın düşmesine karar verilir. Ancak, soruşturmanın veya
kovuşturmanın yapılması şarta bağlı tutulmuş olup da şartın henüz
gerçekleşmediği anlaşılırsa; gerçekleşmesini beklemek üzere, durma kararı
verilir. Bu karara itiraz edilebilir.
(9) Derhâl beraat kararı verilebilecek hâllerde durma, düşme veya ceza
verilmesine yer olmadığı kararı verilemez.
(10) Adlî yargı dışındaki bir yargı merciine yönelik görevsizlik kararı
kanun yolu bakımından hüküm sayılır.
Karar ve hükümlerde gerekli oy sayısı
Dava zamanaşımı süreleri 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun 66. maddesi hükümleri dikkate alınarak belirlenir. Beş yıldan fazla ve yirmi yıldan az hapis cezasını gerektiren suçlarda kamu davası on beş yıl, beş yıldan fazla olmamak üzere hapis veya adli para cezasını gerektiren suçlarda ise sekiz yıl geçmesiyle zamanaşımına uğrar. Mukavemet suçunun az vahim hallerinde, üst sınırın beş yıl olması dolayısıyla TCK'nın 66/1-e ve 67. maddeleri uyarınca sekiz yıllık asli ve azami on iki yıllık kesintili zamanaşımı süresi uygulanır ve bu sürenin tamamlanması durumunda davanın düşmesine karar verilir.
5237 sayılı TÜRK CEZA KANUNU m. 66Kaynağı aç
kamu davası;
a) Ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasını gerektiren suçlarda otuz yıl,
b) Müebbet hapis cezasını gerektiren suçlarda yirmibeş yıl,
c) Yirmi yıldan aşağı olmamak üzere hapis cezasını gerektiren suçlarda
yirmi yıl,
d) Beş yıldan fazla ve yirmi yıldan az hapis cezasını gerektiren suçlarda
onbeş yıl,
e) Beş yıldan fazla olmamak üzere hapis veya adlî para cezasını
gerektiren suçlarda sekiz yıl,
geçmesiyle düşer.
(2) Fiili işlediği sırada oniki yaşını doldurmuş olup da onbeş yaşını
doldurmamış olanlar hakkında, bu sürelerin yarısının; onbeş yaşını doldurmuş olup
da onsekiz yaşını doldurmamış olan kişiler hakkında ise, üçte ikisinin
geçmesiyle kamu davası düşer.
(3) Dava zamanaşımı süresinin belirlenmesinde dosyadaki mevcut deliller
itibarıyla suçun daha ağır cezayı gerektiren nitelikli halleri de göz önünde bulundurulur.
(4) Yukarıdaki fıkralarda yer alan sürelerin belirlenmesinde suçun
kanunda yer alan cezasının yukarı sınırı göz önünde bulundurulur; seçimlik cezaları
gerektiren suçlarda zamanaşımı bakımından hapis cezası esas alınır.
(5) (Değişik: 29/6/2005 – 5377/8
md.) Aynı fiilden dolayı tekrar yargılamayı gerektiren hallerde, mahkemece
bu husustaki talebin kabul edildiği tarihten itibaren fiile ilişkin zamanaşımı
süresi yeni baştan işlemeye başlar.
(6) Zamanaşımı, tamamlanmış suçlarda suçun işlendiği günden, teşebbüs
halinde kalan suçlarda son hareketin yapıldığı günden, kesintisiz suçlarda
kesintinin gerçekleştiği ve zincirleme suçlarda son suçun işlendiği günden, çocuklara
karşı üstsoy veya bunlar üzerinde hüküm ve nüfuzu olan kimseler tarafından
işlenen suçlarda çocuğun onsekiz yaşını bitirdiği günden itibaren işlemeye
başlar.
(7) Bu Kanunun İkinci Kitabının Dördüncü Kısmında yazılı ağırlaştırılmış
müebbet veya müebbet veya on yıldan fazla hapis cezalarını gerektiren suçların
yurt dışında işlenmesi halinde dava zamanaşımı uygulanmaz.
Dava zamanaşımı süresinin durması veya kesilmesi
Mukavemet suçu hangi mahkemede görülür?
Mukavemet suçunun kovuşturmasında görevli mahkeme Asliye Ceza Mahkemesidir ve yargılamanın yürütülebilmesi için yetkili komutan tarafından soruşturma izninin verilmesi şarttır.
Askeri personel olmayan kamu amirlerine karşı mukavemet suçu oluşur mu?
Evet, mevzuata göre makam ve memuriyeti dolayısıyla emir verme yetkisine sahip kaymakam veya cumhuriyet savcısı gibi askeri personel statüsünde olmayan amirlere karşı yöneltilen fiiller de mukavemet suçunu oluşturur.
Mukavemet suçunun az vahim hallerinde ceza üst sınırı ve zamanaşımı nedir?
Az vahim hallerde 5252 sayılı Kanun'un 6/2. maddesi uyarınca üst sınır beş yıl hapis cezası olup TCK'nın 66/1-e ve 67. maddeleri gereğince sekiz yıllık asli ve on iki yıllık kesintili zamanaşımı süresi uygulanır.
Amiri korumakla görevli erbaş ve erlere karşı mukavemet suçu işlenebilir mi?
Evet, Askeri Ceza Kanunu'nun 90. maddesinin ikinci fıkrası uyarınca, amiri korumakla görevli kılınan memur, erbaş veya ere karşı mukavemette bulunulması durumunda fail amir veya üste karşı işlemiş gibi aynı ceza ile cezalandırılır.
Hukuki uyarı: Bu içerik genel bilgilendirme amacı taşır; somut olay değerlendirmesi için avukata başvurulmalıdır.
Hazırlayan: Av. Erdal Ersoy

