Asıl İşveren ve Alt İşveren İlişkisinde Sorumluluk

by Avukat Erdal Ersoy
Asıl İşveren ve Alt İşveren İlişkisinde Sorumluluk

Asıl işveren ile alt işveren arasındaki hukuki bağ; asıl işverenin yürüttüğü mal yahut hizmet üretimine dair yardımcı işlerde veya işletme ve işin gerekleri ile teknolojik uzmanlık isteyen asıl işin bir kısmında iş üstlenen ve personelini yalnızca bu işyerinde çalıştıran işverenle kurulur. 4857 sayılı İş Kanununun 2. maddesi gereğince asıl işveren, alt işverenin personeline karşı o işyeri bakımından kanundan, iş sözleşmesinden veya alt işverence bağıtlanan toplu iş sözleşmesinden doğan borçlardan ötürü alt işveren ile birlikte sorumlu tutulur. Bu sorumluluğun kapsamının ise işçinin ilgili işyerinde fiilen çalıştığı süreyle sınırlı olduğu kabul edilmektedir.

4857 sayılı İŞ KANUNU m. 2Kaynağı aç
Madde 2 – Bir iş sözleşmesine dayanarak çalışan gerçek kişiye işçi, işçi çalıştıran gerçek veya tüzel kişiye yahut tüzel kişiliği olmayan kurum ve kuruluşlara işveren, işçi ile işveren arasında kurulan ilişkiye iş ilişkisi denir. İşveren tarafından mal veya hizmet üretmek amacıyla maddî olan ve olmayan unsurlar ile işçinin birlikte örgütlendiği birime işyeri denir. İşverenin işyerinde ürettiği mal veya hizmet ile nitelik yönünden bağlılığı bulunan ve aynı yönetim altında örgütlenen yerler (işyerine bağlı yerler) ile dinlenme, çocuk emzirme, yemek, uyku, yıkanma, muayene ve bakım, beden ve meslekî eğitim ve avlu gibi diğer eklentiler ve araçlar da işyerinden sayılır. İşyeri, işyerine bağlı yerler, eklentiler ve araçlar ile oluşturulan iş organizasyonu kapsamında bir bütündür. (Ek fıkra: 23/7/2010-6009/48 md.; Mülga dördüncü fıkra: 20/6/2012-6331/37 md.) İşveren adına hareket eden ve işin, işyerinin ve işletmenin yönetiminde görev alan kimselere işveren vekili denir. İşveren vekilinin bu sıfatla işçilere karşı işlem ve yükümlülüklerinden doğrudan işveren sorumludur. Bu Kanunda işveren için öngörülen her çeşit sorumluluk ve zorunluluklar işveren vekilleri hakkında da uygulanır. İşveren vekilliği sıfatı, işçilere tanınan hak ve yükümlülükleri ortadan kaldırmaz. Bir işverenden, işyerinde yürüttüğü mal veya hizmet üretimine ilişkin yardımcı işlerinde veya asıl işin bir bölümünde işletmenin ve işin gereği ile teknolojik nedenlerle uzmanlık gerektiren işlerde iş alan ve bu iş için görevlendirdiği işçilerini sadece bu işyerinde aldığı işte çalıştıran diğer işveren ile iş aldığı işveren arasında kurulan ilişkiye asıl işveren-alt işveren ilişkisi denir. Bu ilişkide asıl işveren, alt işverenin işçilerine karşı o işyeri ile ilgili olarak bu Kanundan, iş sözleşmesinden veya alt işverenin taraf olduğu toplu iş sözleşmesinden doğan yükümlülüklerinden alt işveren ile birlikte sorumludur. Asıl işverenin işçilerinin alt işveren tarafından işe alınarak çalıştırılmaya devam ettirilmesi suretiyle hakları kısıtlanamaz veya daha önce o işyerinde çalıştırılan kimse ile alt işveren ilişkisi kurulamaz. Aksi halde ve genel olarak asıl işveren alt işveren ilişkisinin muvazaalı işleme dayandığı kabul edilerek alt işverenin işçileri başlangıçtan itibaren asıl işverenin işçisi sayılarak işlem görürler. İşletmenin ve işin gereği ile teknolojik nedenlerle uzmanlık gerektiren işler dışında asıl iş bölünerek alt işverenlere verilemez. (Ek fıkra: 1/7/2006-5538/18 md.) Kanuna veya Cumhurbaşkanlığı kararnamesine dayanılarak kurulan kamu kurum ve kuruluşları ile bunların doğrudan veya dolaylı olarak sermayesinin en az yüzde ellisine sahip oldukları ortaklıklarda, 4734 sayılı Kamu İhale Kanunu veya diğer kanun hükümleri çerçevesinde, hizmet alımı amacıyla yapılan sözleşmeler gereğince, yüklenici aracılığıyla çalıştırılanlar, bu şekilde çalışmış olmalarına dayanarak;[1] a) Bu kurum, kuruluş ve ortaklıklara ait kadro veya pozisyonlara atanmaya, b) Bu kurum, kuruluş ve ortaklıklara ait işyerlerinin kadro veya pozisyonlarında çalışanlar için toplu iş sözleşmesi, personel kanunları veya ilgili diğer mevzuat hükümlerine göre belirlenen her türlü malî haklar ile sosyal yardımlardan yararlanmaya, hak kazanamazlar. (Ek fıkra: 1/7/2006-5538/18 md.) Sekizinci fıkrada belirtilen işyerlerinde yükleniciler dışında kalan işverenler tarafından çalıştırılanlar ile bu işyerlerinin tâbi oldukları ihale mevzuatı çerçevesinde kendi nam ve hesabına sözleşme yaparak üstlendiği ihale konusu işte doğrudan kendileri çalışanlar da aynı hükümlere tâbidir. Sekizinci fıkrada belirtilen kurum, kuruluş veya ortaklıkların sermayesine katıldıkları ortaklıkların kadro veya pozisyonlarında çalışan işçilerin, ortak durumundaki kamu kurum, kuruluş veya ortaklıkların kadro veya pozisyonlarına atanma ya da bu kurum, kuruluş veya ortaklıklarda geçerli olan malî haklar ile sosyal yardımlardan yararlanma talepleri hakkında da sekizinci fıkra hükümleri uygulanır. Hizmet alımına dayanak teşkil edecek sözleşme ve şartnamelere; a) İşe alınacak kişilerin belirlenmesi ve işten çıkarma yetkisinin kamu kurum, kuruluşları ve ortaklıklarına bırakılması, b) Hizmet alım sözleşmeleri çerçevesinde ya da geçici işçi olarak aynı iş yerinde daha önce çalışmış olanların çalıştırılmasına devam olunması, yönünde hükümler konulamaz. İşyerini bildirme

İlişkinin Kurulma Koşulları ve Muvazaalı İşlemler

4857 sayılı Kanunun 2. maddesi doğrultusunda, işletmenin ve yürütülen işin niteliği ile teknolojik sebeplerle uzmanlaşmayı gerektiren durumlar haricinde, asıl işin kısımlara ayrılarak başkalarına gördürülmesi yasaklanmıştır. Benzer şekilde, asıl işverene ait personelin alt işverence istihdam edilerek hak kaybına uğratılması veya işyerinde daha önce çalışmış bir kişiyle sonradan alt işverenlik kurulması hukuken engellenmiştir. Bu kurallara aykırılık ve genel muvazaa hallerinde, kurulan ilişkinin muvazaaya dayandığı varsayılarak alt işverenin personeli en başından beri asıl işverenin kendi işçisi kabul edilmektedir.

Yargıtay 10. Hukuk Dairesinin 2013/22792 Esas ve 2015/3560 Karar sayılı ilamında; asıl işveren ve taşeron ilişkisinin varlığı için işin bir başka işverenden alınması, işverenin devredilen iş nedeniyle işverenlik vasfını muhafaza etmesi ve işyerinde kendi personeliyle faaliyeti sürdürmesi gerektiği değerlendirilmiştir. Aynı kararda, aracı sıfatının oluşabilmesi yönünden işin asıl işe veya işyerinin bölümlerine ya da eklentilerine ilişkin olması ve işi üstlenenin kendi sigortalılarını çalıştırması aranmıştır. Buna karşılık, işin bütünüyle veya kısımlara bölünerek başkalarına bırakıldığı, işverenin faaliyetten bütünüyle el çekerek sigortalı istihdam etmediği durumlarda tarafların asıl işveren ve alt işveren olarak nitelendirilemeyeceği belirtilmiştir.

Yargıtay 10. Hukuk Dairesi, E. 2013/22792, K. 2015/3560Kaynağı aç
10. Hukuk Dairesi         2013/22792 E.  ,  2015/3560 K. "İçtihat Metni" Mahkemesi : İş Mahkemesi. Dava, davacı şirketin maden sahası içerisinde rödovans sözleşmesi ile faaliyet gösteren davadışı ……… Tur. Taah. İnş. San. Tic. Ltd. Şti. aleyhine Kurumca 2012/11 dönemine ait ve idari para cezasının konu alan 2013/11468 sayılı ödeme emrinin iptali istemine ilişkindir. Mahkemece, Davacı… İşletmeleri tarafından yapılan ve dosyaya sunulan maden sahasının çalıştırılmasına dair sözleşme Rödövans Sözleşmesi olup taraflar arasındaki ilişkinin kira ilişkisi olduğu,maden sahasının…….. Tur.Taah.İnş.San.Tic.Ltd.Şti.tarafından çalıştırıldığı ve…İnşaat ile…..arasında asıl işveren-alt işveren ilişkisi bulunmadığı gerekçeleriyle davanın kabulüne karar verilmiştir. Hükmün, davalı Kurum avukatı tarafından temyiz edilmesi üzerine, temyiz isteğinin süresinde olduğu anlaşıldıktan ve Tetkik Hâkim……. tarafından düzenlenen raporla dosyadaki kâğıtlar okunduktan sonra, işin gereği düşünüldü ve aşağıdaki karar tespit edildi. 01.10.2008 tarihinde yürürlüğe giren 5510 sayılı Kanunun 12. maddesinde de "Bir işverenden, işyerinde yürüttüğü mal veya hizmet üretimine ilişkin bir işte veya bir işin bölüm veya eklentilerinde, iş alan ve bu iş için görevlendirdiği sigortalıları çalıştıran üçüncü kişiye alt işveren denir. Sigortalılar, üçüncü bir kişinin aracılığı ile işe girmiş ve bunlarla sözleşme yapmış olsalar dahi, asıl işveren, bu Kanunun işverene yüklediği yükümlülüklerden dolayı alt işveren ile birlikte sorumludur." hükümleri düzenlenmiştir. Bu çerçevede, asıl işveren taşeron ilişkisinin varlığı için öncelikle işin başka bir işverenden alınmış olması, bir başka ifade ile asıl işverenin işverenlik sıfatına devredilen iş dolayısıyla sahip olması, asıl işyeri ya da işyerinden sayılan yerlerde kendi adına işçi çalıştırıyor olması gerekir. İşin belirli bir bölümünde değil de tamamının bir bütün halinde ya da bölümlere ayrılarak başkalarına devredildiği, işten bu yolla tamamen el çekildiği, sigortalı çalıştırılmadığı için işveren sıfatının haiz olunmadığı durumda ise, bunları devralan kişiler alt işveren, devredenler de asıl işveren olarak nitelendirilemeyecektir. Aracı sıfatının kazanılmasında diğer koşullar ise; asıl işverenden istenilen işin, asıl iş ya da işyeriyle ilgili işin bir bölümünde veya işyeri eklentilerinde alınmış olması ve bu işte işi alanın kendi işçilerinin çalıştırılması ve bu nedenle de işveren sıfatına sahip olunmasıdır. Yapılan açıklamalar ışığında, davacı ile davadışı borçlu şirket arasında yapılan sözleşmenin tetkikinden; davacının, rödovans sözleşmesiyle işletmeye verdiği maden sahalarında kontrol, denetim, talimat yetkisi olduğu görülmektedir. 5510 sayılı Kanun sosyal güvenlik hakları bakımından işçileri korumayı amaçlamaktadır. Alt işveren, asıl işverenin işyerinde alt işveren olarak faaliyet gösterirken kendi çalıştırdığı işçilerin sigorta primlerini de ücretleri gibi ödemek zorundadır. Bu yükümlülüğünü yerine getirmezse, yani sigorta primlerini ödemez veya eksik öderse, asıl işveren alt işveren işçilerinin ödenmeyen veya eksik ödenen sigorta primlerini ödemek zorunda kalacaktır. Çünkü ödenmeyen pirimler Sosyal Güvenlik Kurumu için gelir kaybı olmanın ötesinde, sigortalıların gelecekteki emeklilik haklarını, en temel sosyal güvenlik haklarını ellerinden almaktadır. Eldeki davada da mahkemece davacı ile davadışı şirket arasında hasılat kirası akdinin varlığı kabul edilerek ve aralarında asıl işveren alt işveren ilişkisinin bulunmadığından hareketle davanın kabulne karar verilmiş ise de; verilen kararın yanılgılı değerlendirmeye ve eksik araştırmaya dayalı olduğu anlaşılmaktadır. Mahkemece her durumda prim borcu olan kişi/kişilerin işlettiği maden sahası/sahalarında davacının eleman çalıştırıp çalıştırmadığı belirlenerek yapılan açıklamalar çerçevesinde davacının dava konusuna ilişkin asıl işveren sıfatını haiz olup olmadığının irdelenmesi gereklidir. Ne var ki; davaya konu borcun idari para cezası olması nedeniyle, bu idari para cezasından dolayı asıl işverenlerin sorumlu olup olmadığı hususunun da açıklığa kavuşturulması gerekir. Klasik ceza hukukunda, toplum düzenini bozan hareketlerin suç olarak nitelendirilmesi ve karşılığında ceza yaptırımı öngörülmesi düşüncesi yer almaktadır. Ancak, 18. yüzyıldan itibaren, yargı organlarının iş yükünü azaltmak amacıyla düzeni bozan fakat hafif nitelikte sayılan suçlar suç olmaktan çıkartılmaya başlanmıştır. Bu “suç olmaktan çıkartma” akımının sonucunda 20. yüzyılda genel ceza hukukundan ayrı bir idari ceza hukuku kavramı ortaya atılmıştır. İdare tarafından verilecek cezalar ancak hürriyeti bağlayıcı cezanın haricindeki cezalardır. Görüldüğü üzere, İdari Ceza Hukukunun konusunu, hafif nitelikte sayılan düzeni bozucu davranışların önlenmesi ve düzenin korunması oluşturmaktadır. İdare, bu düzenin tekrar sağlanması amacıyla, düzeni bozanlar bakımından bir şeyin yapılması ya da yapılamaması yönünde bir yaptırım uygulayabileceği gibi çoğunlukla para cezası öngörmektedir. İdarenin verdiği cezaya ilgilinin itiraz etmesi nedeniyle adli makamların yapmış oldukları inceleme sadece hukukilik denetimi olup, idari suçun maddi unsurlarına yönelik değildir. (Prof. DR. Ersan Şen, “İdari Ceza Hukuku”) İdarî para cezaları, idarî makamların kararlarıyla oluşmaktadır. İtiraz halinde yargının vereceği karar, onun bu niteliğini değiştirmemektedir. Sonuçları belli ölçüde genel para cezalarına benzese de tümüyle idarî işleme dayanan bir yaptırımdır. Yargı organlarının müdahalesi olmadan doğrudan idarece kararlaştırılmakta ve uygulanmaktadır. İdarî para cezaları ile kamu düzenine aykırı davranışların önlenmesi, toplumda disiplinin sağlanması amaçlanmaktadır. Gelişen, büyüyen, çeşitlenen ve çoğalan toplumsal gereksinimleri yerinde, zamanında ve etkin bir biçimde karşılayabilmek için çağdaş yönetimlerde idareye geniş ve değişik alanlarda yaptırım yetkileri tanınmaktadır. Somut uyuşmazlıkta asıl işverenlerin idari para cezalarından dolayı Kuruma karşı müteselsilen sorumlu olup olmayacağı hususunda açık bir düzenleme bulunmadığı için, 5510 Sayılı Kanunun 12'. maddesindeki “bu Kanunun işverene yüklediği yükümlülüklerden” ifadesindeki yükümlülükler ifadesinin idari para cezalarını kapsayıp kapsamadığı hususu da irdelenmelidir. Bu konuda kuşkusuz yorum metodları kullanılacaktır. İdari Ceza Hukukunda da kıyas yasağının, belirlilik ilkesinin ve cezaların şahsiliği ilkesinin şimdiye dek uygulanageldiği dikkate alınarak yapılacak yorumlarda dava konusunun idari para cezası olması nedeniyle idari ceza hukukunda yapılan yorum metodlarını kullanmak gerekli olup, bu kapsamda genişletici yorum ile çözüme ulaşmak gerekecektir. Kanun metninin anlamının şüpheli ve anlaşılmaz olduğu durumlarda kanunu uygulayan kişi, kanun koyucunun kanunu yaparken sahip olduğu irade, kanunun yapılış nedeni, hazırlık çalışmaları, kanunun objektif iradesini, kanunun yapıldığı dönemdeki politik ve sosyal olayları, kanunun hukuk sistematiği içindeki yerini, yapılış tarihi ve dönemin felsefesini, doktrine ve hukukun genel prensipleri ile kanun maddesini bir arada değerlendirecektir. Bu değerlendirme suretiyle somut olayın kanuna uygun olup olmadığı belirlenecektir. Kanun koyucunun iradesine yönelik olarak konu benzetmesinin yapılması suretiyle kanunun uygulanma olanağının arttırılması genişletici yorum olarak değerlendirilmektedir.Lakin genişletici yorum kullanır iken de kıyas yasağını ihlal etmemek ve hukuka güvenilirliği zedelememek adına cezalandırılabilirlik alanının dar tutulması gerekmektedir. İdari para cezalarının amacı, yapılmaması gereken bir şeyin yapılması nedeniyle ileride bu tür durumların tekrarının önlenmesidir. İdari para cezalarının ödenmesi, sigortalı işçilere yeni bir hak getirmeyecek, onların mağduriyetini önleyici bir rol oynamayacaktır. Oysa alt işverenlerin ödemediği ücret ve sigorta primlerinin asıl işverenler tarafından ödenmesi sigortalı işçilerin mağduriyetlerini önleyen çok önemli bir düzenlemedir. Bu nedenle asıl işverenlerin, alt işverenlere ait ücret ve sigorta borçlarından sorumlulukları ile alt işverenlere ait idari para cezalarından sorumluluklarını ayrı ayrı değerlendirmek gerekir. Diğer taraftan, kanunsuz suç ve ceza olmaz ilkesinin bir parçası olan belirlilik ve cezaların şahsiliği ilkeleri, idari para cezaları için de geçerli olup, 4857 Sayılı İş Kanununun 98. maddesinde düzenlendiği gibi açık bir hüküm bulunmadıkça, üst işverenlerin bu cezalar nedeniyle sorumlu tutulması mümkün değildir. Asıl işverenin müteselsil sorumluluğu mali ve hukuki açıdan söz konusu olup, cezai sorumlulukta uygulanamaz. Bunun sonucu olarak, asıl işveren, taşeronun fiilinden dolayı idari para cezası yönünden müteselsilen sorumlu tutulamaz. Yukarıda yapılan açıklamalar çerçevesinde, mahkemece davacı şirketin asıl işveren olmadığı davadışı şirket ile aralarında hasılat kirası olduğu kabulünde sözleşme hükümlerinin tam olarak irdelenmemesi ve aradaki hukuki ilişkinin tespitinde eksik inceleme ile hüküm kurulmuş ise de, davaya konu borcun idari para cezası niteliğinde olması ve davacı şirketin her halükarda bu cezadan sorumlu tutulmasının mümkün olmaması karşısında sonucu itibari ile verilen karar isabetlidir ve onanmalıdır. SONUÇ: Dosyadaki yazılara, kararın dayandığı delillere kanuni gerektirici sebeplere göre,yerinde görülmeyen bütün temyiz itirazlarının reddiyle usûl ve kanuna uygun olan hükmün ONANMASINA, 02.03.2015 gününde oybirliğiyle karar verildi.

İşçilik Hakları ve İş Güvencesi Tazminatları

Bireysel iş hukuku uygulamasında müteselsil sorumluluğun kıdem, ihbar ve kötü niyet tazminatları ile ücret, fazla çalışma, tatil alacakları, yıllık izin, ikramiye, prim ve sosyal yardımları kapsadığı kabul edilmektedir. Benzer yaklaşımla, alt işveren işçisinin maruz kaldığı iş kazası ya da meslek hastalığından kaynaklanan maddi ve manevi tazminat taleplerinin de asıl işverenin birlikte sorumluluğu çerçevesinde ele alındığı belirtilmektedir.

İş güvencesine ilişkin uyuşmazlıklarda feshin geçersizliği tespiti ile işe iade yükümlülüğünün doğrudan iş sözleşmesinin tarafı olan alt işverene ait olduğu, asıl işverenin ise işe iade kararına rağmen işçinin işe başlatılmaması durumunda ortaya çıkan işe başlatmama tazminatı ve boşta geçen süre alacağı yönünden alt işverenle birlikte sorumlu tutulabileceği kabul edilmektedir.

Sosyal Sigorta Yükümlülükleri ve İdari Para Cezaları

5510 sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanununun 12. maddesi kapsamında alt işveren; asıl işverenin mal yahut hizmet ürettiği işyerindeki bir işte, bölüm veya eklentide iş üstlenen ve çalıştırdığı sigortalıları bu görevde istihdam eden kişi olarak tanımlanır. Çalışanların bir aracı vasıtasıyla işe alınmış veya sözleşme yapmış olması asıl işverenin kanuni sorumluluğunu ortadan kaldırmaz; kanunun getirdiği yükümlülüklerden alt işverenle beraber asıl işveren de müştereken sorumludur. Alt işverenin istihdam ettiği işçilere ait sigorta primlerini yatırmaması veya eksik bildirmesi durumunda, bu prim borçlarının karşılanması yükümlülüğü asıl işverene de yönelir.

5510 sayılı SOSYAL SİGORTALAR VE GENEL SAĞLIK SİGORTASI KANUNU m. 12Kaynağı aç
MADDE 12- 4 üncü maddenin birinci fıkrasının (a) ve (c) bentlerine göre sigortalı sayılan kişileri çalıştıran gerçek veya tüzel kişiler ile tüzel kişiliği olmayan kurum ve kuruluşlar işverendir. İşveren adına ve hesabına, işin veya görülen hizmetin bütününün yönetim görevini yapan kimse, işveren vekilidir. Bu Kanunda geçen işveren deyimi, işveren vekilini de kapsar. İşveren vekili ve 4857 sayılı İş Kanununda tanımlanan geçici iş ilişkisi kurulan işveren, bu Kanunda belirtilen yükümlülüklerinden dolayı işveren ile birlikte müştereken ve müteselsilen sorumludur. (Ek cümleler: 15/7/2016-6728/46 md.) Bu Kanun gereği internet, elektronik ve benzeri ortamda Kuruma gönderilecek muhtasar ve prim hizmet beyannamesinin defter ve kayıtlara ve bu kayıtların dayanağını teşkil eden belgelere uygun olmamasından işverenlerle birlikte yazılı sözleşme ile yetki verilmiş serbest muhasebeci, serbest muhasebeci malî müşavir ve yeminli malî müşavirler de müştereken ve müteselsilen sorumludur. Bu fıkranın uygulanmasına ilişkin usul ve esaslar Kurum tarafından çıkarılan yönetmelikle düzenlenir. 4 üncü maddenin ikinci fıkrasının (a) bendine tâbi olanlar hakkında, işverenlerin bu Kanunda belirtilen yükümlülükleri, bunları çalıştıran işçi sendikaları ve konfederasyonları veya işveren tarafından; 4 üncü maddenin dördüncü fıkrasına tâbi olanlar hakkında, işverenlerin bu Kanunda belirtilen yükümlülükleri, bunları çalıştıran kamu idareleri veya eğitim gördükleri okullar tarafından yerine getirilir.[23] 2/7/1941 tarihli ve 4081 sayılı Çiftçi Mallarının Korunması Hakkında Kanuna göre çalıştırılanlar hakkında, işverenlerin bu Kanunda belirtilen yükümlülükleri, bunları çalıştırmaya yetkili makam tarafından yerine getirilir. Ceza infaz kurumları ile tutukevleri bünyesinde oluşturulan tesis, atölye ve benzeri ünitelerde çalıştırılan hükümlü ve tutukluların işvereni, Ceza İnfaz Kurumları ile Tutukevleri İş Yurtları Kurumu, işveren vekilleri ise Ceza İnfaz Kurumları ile Tutukevleri İş Yurtları Kurumunun sorumlu müdür ve amirleridir. Bir işverenden, işyerinde yürüttüğü mal veya hizmet üretimine ilişkin bir işte veya bir işin bölüm veya eklentilerinde, iş alan ve bu iş için görevlendirdiği sigortalıları çalıştıran üçüncü kişiye alt işveren denir. Sigortalılar, üçüncü bir kişinin aracılığı ile işe girmiş ve bunlarla sözleşme yapmış olsalar dahi, asıl işveren, bu Kanunun işverene yüklediği yükümlülüklerden dolayı alt işveren ile birlikte sorumludur. ÜÇÜNCÜ BÖLÜM[24] Hizmet Akdiyle veya Kendi Adına ve Hesabına Bağımsız Çalışan Sigortalıların Tabi Olduğu Kısa Vadeli Sigorta Hükümleri İş kazasının tanımı, bildirilmesi ve soruşturulması

Asıl işverenin alt işverenin fiillerinden doğan idari para cezalarından sorumluluğu konusunda farklı yaklaşımlar bulunmaktadır. Mülga 506 sayılı Kanun döneminde Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 1991/10-277 Esas ve 1991/359 Karar sayılı ilamında, asıl işverenin alt işverene ait idari para cezasından da müteselsilen sorumlu olduğu sonucuna varılmıştır. Buna karşılık, güncel yargı uygulamasında cezaların şahsiliği ve belirlilik ilkeleri temel alınmaktadır. Nitekim Yargıtay 10. Hukuk Dairesinin 2013/22792 Esas ve 2015/3560 Karar sayılı ilamı ile Danıştay 15. Dairesinin 2015/10087 Esas ve 2018/7937 Karar sayılı ilamında; 4857 sayılı Kanunun 98. maddesindeki muvazaalı bildirim gibi açık bir yasal düzenleme bulunmadığı takdirde asıl işverenin müteselsil sorumluluğunun yalnızca mali ve hukuki yükümlülüklerle sınırlı olduğu, cezai sorumluluğun alt işverenin kusuruna teşmil edilemeyeceği vurgulanarak idari para cezalarından asıl işverenin sorumlu tutulmayacağı kabul edilmiştir. Danıştay kararında Sosyal Güvenlik Kurumunun bu yöndeki 2010/71 sayılı Genelgesi hukuka aykırı bulunarak iptal edilirken, mülga dönemdeki 1991 tarihli kararın aksine yeni içtihatlarda cezai sorumluluğun genişletilemeyeceği esası gözetilmiştir.

Danıştay Danıştay 15. Daire Başkanlığı, E. 2015/10087, K. 2018/7937Kaynağı aç
Danıştay 15. Daire Başkanlığı         2015/10087 E.  ,  2018/7937 K. "İçtihat Metni" T.C. D A N I Ş T A Y ONBEŞİNCİ DAİRE Esas No : 2015/10087 Karar No : 2018/7937 Davacı : Vekilleri : Davalı : Vekili : Davanın Özeti: Davacı tarafından; Sosyal Güvenlik Kurumu Sosyal Sigortalar Genel Müdürlüğü tarafından 07/06/2010 tarihinde yayınlanan, 2010/71 sayılı Alt İşverenin Borçları konulu Genelgenin, 5510 sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanunu'na, 4857 sayılı İş Kanununa, Türk Ceza Kanununa ve Ceza Hukukunun genel ilkelerine aykırı olduğu gerekçesiyle iptali istenilmektedir. Savunmanın Özeti : Davalı idare tarafından; alt işverenin Kanun ile işverene yüklenen sorumlulukları yerine getirmemesi nedeniyle prim borçlarının yanı sıra kurum tarafından uygulanan idari para cezalarından da asıl işverenin sorumlu olduğu belirtilerek, dava konusu 2010/71 sayılı Genelgenin; yürürlükteki yasal düzenlemelere aykırı olmadığından davanın reddine karar verilmesi talep edilmiştir. Düşüncesi : 5510 sayılı Kanunun 12. maddesinin 6. fıkrasında asıl işverenin alt işverenin borçlarından sorumluluğunun, bu kanunun işverene yüklediği yükümlülüklerden dolayı sorumluluk olduğu düzenlenmiştir. Bu yükümlülüğün işverene yüklenen bütün yükümlülüğü kapsadığı, bu kapsamın da mali ve hukuki açıdan söz konusu olduğu, cezai sorumluluğun bu kapsama girmediği açıktır. Bu itibarla cezaların şahsiliği ilkesi gereği işverenin alt işverenin idari para cezalarından sorumluluğunu öngören genelgenin iptali gerekeceği düşünülmektedir. Danıştay Savcısı : Düşüncesi : Dava, Sosyal Sigortalar Genel Müdürlüğü'nün 7/6/2010 günlü, 2010-71 sayılı, "Alt işverenlerin borçları" konulu Genelgesi'nin iptali istemiyle açılmıştır. Dava konusu Sosyal Sigortalar Genel Müdürlüğü'nün 7/6/2010 günlü, 2010-71 sayılı, "Alt işverenlerin borçları" konulu Genelge, aynı Genel Müdürlüğün 21/06/2011 tarihli" İcra takip haciz ve satı işlemleri" konulu 2011/53 sayılı Genelgesi ile yürürlükten kaldırıldığından, uygulama imkanı kalmayan dava konusu Genelge hakkında ayrıca bir karar verilmesine olanak bulunmamaktadır. Açıklanan nedenlerle, konusu kalmayan davada "karar verilmesine yer olmadığı" yönünde karar verilmesinin uygun olacağı düşünülmektedir. TÜRK MİLLETİ ADINA Karar veren Danıştay Onbeşinci Dairesince, duruşma için taraflara önceden bildirilmiş bulunan 28.11.2018 tarihinde davacı nu temsilen Av. … 'ın geldiği, davalı nı temsilen Av. … 'ın geldiği, Danıştay Savcısının hazır olduğu görülmekle açık duruşmaya başlandı. Gelen taraflara usulüne uygun olarak söz verilerek dinlendikten ve Danıştay Savcısının düşüncesi alındıktan sonra gelen taraflara son kez söz verilip, duruşma tamamlandı. Tetkik Hakiminin açıklamaları dinlenip, belgeler incelendikten sonra gereği görüşüldü: Dava; Sosyal Güvenlik Kurumu Sosyal Sigortalar Genel Müdürlüğü tarafından 07/06/2010 tarihinde yayınlanan, 2010/71 sayılı Alt İşverenin Borçları konulu Genelgenin iptali istemiyle açılmıştır. 5510 sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanununun 12. maddesinin 6. fıkrasının 2. cümlesine göre: "…Sigortalılar, üçüncü bir kişinin aracılığı ile işe girmiş ve bunlarla sözleşme yapmış olsalar dahi, asıl işveren, bu Kanunun işverene yüklediği yükümlülüklerden dolayı alt işveren ile birlikte sorumludur." Dava konusu edilen 2010/71 sayılı Alt İşverenin Borçları Konulu Genelgede; işveren ve alt işveren tanımları yapıldıktan sonra, alt işverenin sorumluluğu düzenlenerek alt işverenin Kanun ile işverene yüklenen sorumlulukları yerine getirmemesi nedeniyle prim borçlarının yanı sıra Kurum tarafından uygulanan idari para cezalarından da asıl işverenin sorumlu olduğu, bu sorumluluğun da müşterek ve müteselsil sorumluluk olduğu belirtilerek alt işverenin Kuruma olan ve yasal süresi içinde ödenmeyen borçların tahsilini teminen düzenlenecek ödeme emirlerinin asıl işverene ve alt işverene aynı anda (birlikte) gönderilerek icra takip işlemlerinin yapılması gerektiği belirtilmiştir. Her ne kadar dava konusu 2010/71 sayılı Genelge, 21/06/2011 tarih ve 2011/53 sayılı Genelge ile yürürlükten kaldırılmışsa da eski Genelgenin hükümleri yeni Genelgede aynen korunmuştur. Bu nedenle dava konusu 2010/71 sayılı Genelge Dairemizce incelenerek hüküm kurulmuştur. Dava konusu 2010/71 sayılı Genelge esas olarak, 5510 sayılı Yasanın 12. ve 87. maddeleri, Sosyal Sigorta İşlemleri Yönetmeliğinin 31. maddesi ile Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 12/06/1991 tarih, E:1991/10-277, K:1991/359 sayılı kararına dayanmaktadır. Dayanak alınan Yargıtay Hukuk Genel Kurulu kararında: “… idari para cezalarının bu Kanunun işverene yüklediği ödevlere uyulmamasının sonucu ve yaptırımı olduğu belirgindir. 506 sayılı Kanunun 87 . maddesinde, tali işverenin ödevine uymamasının sonuçlarından asıl işverenin de sorumlu olacağı kuralını koymuştur. Zira, tali işverenler hayat deneyimleriyle ortadadır ki ekonomik bakımdan asıl işverenlere göre güçsüz kişilerdir. Bunların kişisel olarak sorumlu tutulmaları gerek sigortalıların gerek sigortalılara verilecek sosyal güvenlik haklarını uygulayan Sosyal Sigortalar Kurumu’nun hak ve alacaklarını güvenceye almakta yetersiz olabilir. Bu nedenle, yasa koyucu ortak yükümlerde madde 86 ile tali işverenlerin ödevlerine uymamalarının yaptırımlarından güçlü asıl işverenleri de müteselsil sorumlu tutan, sosyal güvenlik hukukunun isteklerine uygun düşen bir düzenleme yapmıştır. Bu düzenleme gereğince, Kurumun parasal hak ve alacaklarından, ihale makamından iş alan asıl işverenler de sorumludur. İşte, asıl işveren bu müteselsil sorumluluk gereğince tali işverenin idari para cezasından sorumludur. Bunu Kuruma ödemiş ise Kurumdan geri isteyemez. Ödemekle yükümlü olduğu bir borcu ödemiştir. Fakat asıl yükümlü tali işverenlere rücu edebilir.” denilerek alt işverenin idari para cezasından dolayı asıl işvereni de sorumlu tutmuştur. Ancak, dava konusu Genelgenin dayandığı Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun bu kararından sonra Yargıtayın … Hukuk Dairesinin istikrar kazanmış ve daha yeni kararlarında alt işverene verilen idari para cezasından asıl işverenin sorumlu tutulmaması gerektiği açıkça belirtilmiştir. Yargıtay … Hukuk Dairesinin … tarih, E:…, K:… sayılı kararında: "…. İdari para cezalarının kimlerden ve ne şekilde tahsil edileceği 506 sayılı Sosyal Sigorta Kanununun 8. ve 140. maddelerde gösterilmiştir. Anılan maddede yazılı işverenin idari para cezası tayin edilen işveren, yani olayımızda aracı (Taşeron) işveren olduğu açıktır. Aracı (taşeron) işverenin cezai yönden sorumluluğu kişisel olup, bu cezadan asıl işverenin sorumlu tutulamayacağı ortadadır. Bu konuda açık bir yasa hükmü bulunmadıkça aracı (taşeron) işverenin suç teşkil eden fiili sonucu tayin edilen idari para cezasından onunla birlikte bir başkasının, örneğin asıl işverenin sorumlu tutulması mümkün değildir. Böyle bir durumun ceza hukuku ilkesi ile bağdaşmadığı açık seçiktir. …."denilmek suretiyle alt işverenin yükümlülüklerini yerine getirmemesinden kaynaklı idari para cezasının sorumlusunun sadece alt işveren olduğu açıkça belirtilmiştir. 5510 sayılı Yasanın "İşveren, işveren vekili, geçici iş ilişkisi kurulan işveren ve alt işveren" başlığını taşıyan 12. maddesinde, genel olarak işveren tanımı yapılmış ve 6. fıkrasında ise "Bir işverenden, işyerinde yürüttüğü mal veya hizmet üretimine ilişkin bir işte veya bir işin bölüm veya eklentilerinde, iş alan ve bu iş için görevlendirdiği sigortalıları çalıştıran üçüncü kişiye alt işveren denir." diyerek alt işverenin tanımını yapmıştır. Aynı fıkranın son cümlesinde de "asıl işveren, bu Kanunun işverene yüklediği yükümlülüklerden dolayı alt işveren ile birlikte sorumludur." demekle asıl işveren ile alt işverenin birlikte sorumluluğunu düzenlemiştir. Bu cümlede bahsi geçen ve kanunda işverene yüklenilen yükümlülüklerin başlıcaları; sigortalı işe giriş bildirgesini verme yükümlülüğü, sigortalı işten ayrılış yükümlülüğü, işyerini bildirme yükümlülüğü, iş kazalarını bildirme yükümlülüğü, aylık prim ve hizmet belgesini verme yükümlülüğü, sigorta primlerini ödeme yükümlülüğü ve buna benzer yükümlülüklerdir. Asıl işveren sadece bu yükümlülüklerin alt işveren tarafından kanuna uygun bir biçimde yerine getirilmemesi halinde Kuruma karşı müteselsilen sorumludur. Ayrıca Kanunda, belirtilen yükümlülüklerin yerine getirilmemesi durumunda asıl işverene de idari para cezası uygulanacağına dair açık bir hüküm yer almadığı gibi cezalardan somut ihlale bağlı olarak ilgili yükümlülüğe aykırı davrananın sorumlu tutulacağı, evrensel ceza hukuku ve hukukumuzda yer alan "cezaların şahsiliği" ilkesinin doğal sonucudur. Asıl işverenin sorumluluğu mali ve hukuki açıdan söz konusu olup, cezai sorumlulukta uygulanmaz. Bu durumda; alt işverenin Kanun ile işverene yüklenen sorumlulukları yerine getirmemesi nedeniyle prim borçlarının yanı sıra Kurum tarafından uygulanan idari para cezalarından da asıl işverenin sorumlu olduğu yolundaki düzenlemeyi içeren dava konusu 2010/71 sayılı Genelge hukuka, üst normlara uygun olmadığından iptali gerekmektedir. Açıklanan nedenlerle, Sosyal Sigortalar Genel Müdürlüğünün 07/06/2010 tarih ve 2010/71 sayılı Genelgesinin İPTALİNE, aşağıda dökümü yapılan yargılama gideri ile kararın verildiği tarihte yürürlükte olan Avukatlık Asgari Ücret Tarifesine göre duruşmalı davalar için belirlenen … TL avukatlık ücretinin davalı idareden alınarak davacıya verilmesine, kararın tebliğini izleyen günden itibaren 30 (otuz) gün içinde Danıştay İdari Dava Daireleri Kurulunda temyiz edilebileceğinin taraflara bildirilmesine, artan posta ücretinin istemi halinde davacıya iadesine, 28/11/2018 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.
4857 sayılı İŞ KANUNU m. 98Kaynağı aç
Madde 98 – (Değişik birinci fıkra: 15/5/2008-5763/8 md.) Bu Kanunun 3 üncü maddesinin birinci ve ikinci fıkralarındaki işyeri bildirme yükümlülüğüne aykırı davranan işveren veya işveren vekiline, çalıştırılan her işçi için yüz Yeni Türk Lirası, (…)[28] 3 üncü maddesinin ikinci fıkrasındaki işyerini muvazaalı olarak bildiren asıl işveren ile alt işveren veya vekillerine ayrı ayrı on bin Yeni Türk Lirası idari para cezası verilir. Bu para cezasının kesinleşmesinden sonra bildirim yükümlülüğüne aykırılığın sürmesi halinde takip eden her ay için aynı miktar ceza uygulanır. Genel hükümlere aykırılık

İdari aşamada kesinleşen ve ödenen idari para cezasının geri alınması talebiyle açılan davada Yargıtay 21. Hukuk Dairesinin 2012/18994 Esas ve 2013/8179 Karar sayılı ilamına göre İş Mahkemesi görevlidir ve mahkemenin işin esasına girerek karar vermesi gerekir.

Yargıtay 21. Hukuk Dairesi, E. 2012/18994, K. 2013/8179Kaynağı aç
21. Hukuk Dairesi         2012/18994 E.  ,  2013/8179 K.İDARİ PARA CEZASININ İSTİRDADIGÖREVMAKTU VEKALET ÜCRETİİŞ MAHKEMELERİ KANUNU (5521) Madde 1TÜRKİYE İŞ KURUMU KANUNU (4904) Madde 20 "İçtihat Metni" Davacı, idari para cezasına ilişkin kurum işleminin iptali ile tahakkuk eden asıl alacak ve gecikme zammının iadesine karar verilmesini istemiştir. Mahkeme ilamında belirtildiği şekilde, isteğin reddine karar vermiştir. Hükmün taraf vekilleri tarafından temyiz edilmesi üzerine temyiz isteğinin süresinde olduğu anlaşıldıktan ve Tetkik Hakimi tarafından düzenlenen raporla dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra işin gereği düşünüldü ve aşağıdaki karar tespit edildi. K A R A R 1) Davacılar, kendi şirketlerinin yaptırdığı inşaatın kaba kısmının taşeronu olan dava dışı A.. İnşaat Tur. San. ve Tic. Ltd. Şti. 'nin demir aksamını yaptırdığı Z..Y..- Ö..İnşaat San ve Tic Ltd Şti işçilerinden U..Ç..'ın 20.04.2008 tarihinde bir kaza sonucu hayatını kaybettiğini, S.. S.. görevlileri tarafından taşeron Z.. Y..-Ö.. İnşaat Tur.San. ve Tic. Ltd.Şt.‘nden inceleme için belge ibrazı istenmesine rağmen ibraz etmemesi sonucu Kurum tarafından Z..Y..-Ö.. İnşaat Tur.San. ve Tic. Ltd.Şt’ne idari para cezası tahakkuk ettirilidğini, kurum tarafından tahakkuk edilen idari para cezasının taraflarına tebliğ edilmemesi sonucu idareye bir itiraz veya düzeltme talebinde bulunma imkanlarının da bulunamadığını, tahakkuk edilen idari para cezasından sorumlu olmadıklarını, buna rağmen faiz ve gecikme cezası ödememek için ihtirazi kayıtla bu para cezasını ödediğini, bu sebeplerle davalı kurum tarafından tahakkuk ettirilen idari para cezasının iptaline, tahakkuk edilen asıl alacak ve gecikme zammı toplamı 9.092,12 TL 'nin davacıya iadesine karar verilmesini istemiştir. Mahkemece,” kesinleşen ve ödenen idari para cezasının istirdadı davasının İş Mahkemesinde açılamayacağı, para cezasının niteliği gözetildiğinde İş Mahkemesinin işin esasına girerek inceleme yapamayacağı, bu durumun işverenin idari para cezası kararının geçersizliğine ilişkin karar getirmedikçe İş Mahkemesinde istirdat veya menfi tespit davasının görülemeyeceği" gerekçesi ile davanın reddine ;alınması gereken 540,10 TL harçtan peşin alınan 18,40 TL harcın mahsubu ile bakiye 521,70 TL harcın davacılardan tahsili ile hazineye gelir kaydına karar verilmiştir. Dosyadaki kayıt ve belgelerden, davacı şirkete ait, alt taşeron Ö..İnş.Ltd. Şt. ortağı Zihni Yılmaz işyerinde U.. Ç.. isimli işçinin iş kazası sonucu ölümü sebebi ile S.. S.. Rehberlik ve teftiş Başkanlığı tarafından yapılan soruşturma sebebi ile Ö.. İnşaat Ltd. Şt. ile Z..Y..’dan kayıt ve belge ibrazı için tebligat çıkartıldığı; müfettiş raporuna istinaden kayıt ve belge ibraz edilmemesi nedeni ile 10.03.2010 tarihli yazı ile davacı şirket adına 7.992 TL idari para cezası uygulandığı, davacılar adına 13.01.2011 tarihli ödeme emri çıkartıldığı, 04.02.2011 tarihinde ödeme yapıldığı anlaşılmaktadır. Söz konusu İdari para cezasının idari aşamada kesinleştiği dosya içeriğinden anlaşılmaktadır. Bu nedenle Mahkemenin görevli olması nedeni ile, davanın esasına girerek karar vermesi gerekirken yazılı şekilde davanın reddine karar vermesi hatalıdır. 2) Kabule göre de davanın reddi nedeni ile maktu olarak harç alınması gerekirken nisbi olarak harca karar verilmesi de doğru değildir. O halde davacıların bu yönleri amaçlayan temyiz itirazları kabul edilmeli ve hüküm bozulmalıdır. SONUÇ:Hükmün yukarıda açıklanan nedenlerle BOZULMASINA, temyiz harcının istek halinde davacılara iadesine 25/04/2013 gününde oybirliğiyle karar verildi.

İşverenler Arasında Rücu ve İç İlişki

6098 sayılı Türk Borçlar Kanununun 167. maddesi kapsamında, taraflarca aksine bir sözleşme yapılmadığı veya aralarındaki hukuki münasebetin mahiyetinden farklı bir sonuç çıkmadığı müddetçe, müteselsil borçlular yapılan ifayı kendi iç ilişkilerinde eşit paylarla üstlenir. Payına düşenden daha fazla ödeme gerçekleştiren taraf, fazlalık teşkil eden tutar için diğer borçluya rücu etme imkanına kavuşur. Öte yandan asıl işveren ile alt işverenin kendi aralarında akdettikleri sorumluluk paylaşımı veya rücuya ilişkin sözleşme hükümleri, işçiler başta olmak üzere üçüncü kişilerin hak taleplerine karşı ileri sürülemez.

6098 sayılı TÜRK BORÇLAR KANUNU m. 167Kaynağı aç
MADDE 167- Aksi kararlaştırılmadıkça veya borçlular arasındaki hukuki ilişkinin niteliğinden anlaşılmadıkça, borçlulardan her biri, alacaklıya yapılan ifadan, birbirlerine karşı eşit paylarla sorumludurlar. Kendisine düşen paydan fazla ifada bulunan borçlunun, ödediği fazla miktarı diğer borçlulardan isteme hakkı vardır. Bu durumda borçlu, her bir borçluya ancak payı oranında rücu edebilir. Borçlulardan birinden alınamayan miktarı, diğer borçlular eşit olarak üstlenmekle yükümlüdürler. 2. Alacaklıya halef olma
Asıl işverenin sorumluluğu hangi süreyle sınırlıdır?

Asıl işverenin müteselsil sorumluluğu bakımından, işçinin yalnızca asıl işverene ait işyerinde fiilen geçirdiği çalışma dönemiyle sınırlı olarak sorumlu tutulacağı kabul edilmektedir.

Muvazaalı alt işverenlik kurulursa işçiler nasıl değerlendirilir?

Asıl işveren alt işveren ilişkisinin muvazaalı işleme dayandığı kabul edildiğinde, alt işverenin işçileri başlangıçtan itibaren asıl işverenin işçisi sayılarak işlem görürler.

İşe başlatmama tazminatından asıl işveren sorumlu mudur?

Uygulamada feshin geçersizliği ve işe başlatma borcunun doğrudan iş sözleşmesini fesheden alt işverene ait olduğu, ancak işe iade kararına rağmen işçinin işe alınmaması halinde doğan işe başlatmama ve boşta geçen süre tazminatlarından asıl işverenin de alt işverenle birlikte müteselsilen sorumlu tutulabileceği kabul edilmektedir.

Alt işverene verilen idari para cezasını asıl işveren ödemek zorunda mıdır?

Cezaların şahsiliği ilkesi uyarınca açık bir kanuni düzenleme bulunmadıkça asıl işveren, alt işverenin fiilinden kaynaklanan idari para cezalarından müteselsilen sorumlu tutulamaz.

Hukuki uyarı: Bu içerik genel bilgilendirme amacı taşır; somut olay değerlendirmesi için avukata başvurulmalıdır.

Hazırlayan: Av. Erdal Ersoy

Avukat Erdal Ersoyİletişim ve randevu