Araç Haczi Ne Zaman Düşer ve Nasıl Kaldırılır?

by Avukat Erdal Ersoy
Araç Haczi Ne Zaman Düşer ve Nasıl Kaldırılır?

Araç haczi, 2004 sayılı İcra ve İflas Kanunu kapsamında haciz tarihinden itibaren bir yıl içinde usulüne uygun satış istenmemesi, dosya borcunun ferileriyle birlikte icra dairesine ödenmesi, alacaklının hacizden vazgeçmesi veya mahkeme kararıyla haczin iptali hallerinde kalkar. Satış isteme süresinin geçmesiyle araç üzerindeki haciz kanun gereğince kalksa da trafik kaydındaki şerhin silinmesi için icra dairesine başvurularak sicilden terkin talep edilmelidir.

2004 sayılı İCRA VE İFLAS KANUNU m. 106Kaynağı aç
Madde 106 – (Başlığı ile Birlikte Değişik:24/11/2021-7343/9 md.) Alacaklı veya borçlu, hacizden itibaren bir yıl içinde haczolunan malın satışını isteyebilir. Borçlunun üçüncü şahıslardaki alacağı da bu hükme tabidir. Bir yıllık süre içinde satışı istenip de artırma sonucu satışı gerçekleştirilemeyen mahcuz hakkındaki satış isteme süresi, satış isteyen alacaklı bakımından birinci fıkrada belirtilen sürenin sona ermesinden itibaren bir yıl daha uzar. Satış talebiyle birlikte kıymet takdiri ve satış giderlerinin tamamının peşin olarak yatırılması zorunludur. Sicile kayıtlı motorlu kara araçları bakımından muhafaza, kıymet takdiri ve satış talebinin birlikte yapılması ve bunlara ilişkin giderlerin tamamının birlikte ve peşin olarak yatırılması zorunludur. Kıymet takdiri ve satış giderlerinin, sicile kayıtlı motorlu kara araçları bakımından ilaveten muhafaza giderinin tamamı, satış talebiyle birlikte peşin olarak yatırılmazsa satış talebi vaki olmamış sayılır. Yukarıdaki fıkralar uyarınca satış talebiyle birlikte peşin olarak yatırılan miktarın satış işlemleri sırasında yetersiz kaldığı anlaşılırsa icra müdürü tarafından satış isteyene on beş günlük süre verilir ve bu sürede eksik miktar tamamlanmazsa satış talebi vaki olmamış sayılır. Bu maddede belirtilen giderler Adalet Bakanlığınca her yıl yürürlüğe konulan tarifede belirlenir. Talep hakkı:
2004 sayılı İCRA VE İFLAS KANUNU m. 110Kaynağı aç
Madde 110 – (Değişik: 2/7/2012-6352/22 md.) Bir malın satılması kanuni müddet içinde istenmez veya (…)[44] talep geri alınıp da kanuni müddet içinde yenilenmezse o mal üzerindeki haciz kalkar. Hacizli malın satılması yönündeki talep bir defa geri alınabilir. Haczedilen resmi sicile kayıtlı malların, icra dairesiyle yapılacak yazışmalar sonucunda haczinin kalktığının tespit edilmesi hâlinde, sicili tutan idare tarafından haciz şerhi terkin edilir ve işlem ilgili icra dairesine bildirilir. Birinci fıkra gereğince haczin kalkmasına sebebiyet veren alacaklı o mala yönelik olarak, haczin konulması ve muhafazası gibi tüm giderlerden sorumlu olur. Taksitle ödeme:

Araç Haczinde Yasal Satış İsteme Süresi

2004 sayılı İcra ve İflas Kanunu'nun 106 ncı maddesine göre, alacaklı veya borçlu hacizden itibaren bir yıl içinde haczedilen malın satışını isteyebilir. Bir yıllık süre içinde satışı talep edilip de artırma sonucunda satışı gerçekleştirilemeyen araç bakımından satış isteme süresi, satış talep eden alacaklı yönünden sürenin bitiminden itibaren bir yıl daha uzar. Haczedilen aracın satışı bu kanuni süre içinde istenmez veya talep geri alınıp süresinde yenilenmezse, kanunun 110 uncu maddesi uyarınca araç üzerindeki haciz kalkar; hacizli malın satışına dair talep kanun gereği sadece bir defa geri alınabilir. Süresi içinde satış istemeyerek haczin kalkmasına yol açan alacaklı, o araca ilişkin haciz ve muhafaza masrafları dahil tüm giderleri bizzat üstlenmekle yükümlüdür.

Yargıtay Ceza Genel Kurulu'nun 2016/494 Esas ve 2020/94 Karar sayılı ilamına göre, haciz tarihi ile tasarruf tarihi arasında İcra ve İflas Kanunu'nun 106 ncı maddesinde yer alan yasal sürenin dolması ve süreyi durduran hukuki sebeplerin bulunmaması durumunda mal üzerindeki haciz başkaca bir işleme gerek kalmaksızın kendiliğinden kalkar. Süresinde satış istenmemesi sebebiyle haczin düşmesi hali ile icra ihalesi sürecinin tamamlanması sonucu haczin kanun gereği kalkması hukuken farklı sonuçlar meydana getirir.

Yargıtay Ceza Genel Kurulu, E. 2016/494, K. 2020/94Kaynağı aç
Ceza Genel Kurulu         2016/494 E.  ,  2020/94 K. "İçtihat Metni" Kararı Veren Yargıtay Dairesi : 4. Ceza Dairesi Mahkemesi :Sulh Ceza Tarih : 05.05.2009 Sayı : 157-255 Güveni kötüye kullanma suçundan sanık … hakkında açılan kamu davasında yapılan yargılama sonucunda eylemin muhafaza görevini kötüye kullanma suçunu oluşturduğu kabul edilerek sanığın TCK'nın 289/1 ve 53. maddeleri uyarınca 2 yıl hapis ve 300.000 TL adli para cezası ile cezalandırılmasına ve hak yoksunluğuna ilişkin Trabzon (Kapatılan) 1. Sulh Ceza Mahkemesince verilen 05.05.2009 tarihli ve 157-255 sayılı hükmün sanık müdafisi tarafından temyiz edilmesi üzerine dosyayı inceleyen Yargıtay 4. Ceza Dairesince 11.11.2015 tarih, 22416-37579 sayı ve oy çokluğuyla onanmasına karar verilmiştir. Daire Üyesi N. Meran; "… Muhafaza görevinin kötüye kullanılması suçunun unsurları, satış ve tescil gerçekleşmiş olmakla haciz ve muhafaza görevi de kalkmış olması nedeniyle oluşmadığından sanığın beraatine karar verilmesi için hükmün bozulması yerine, mahkûmiyet kararının onanması biçimindeki sayın çoğunluk görüşüne katılmıyorum." düşüncesiyle karşı oy kullanmıştır. Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı ise 30.12.2015 tarih ve 260852 sayı ile; “… Her ne kadar sanık …'a 20.05.2008 tarihinde usülüne uygun şekilde haciz işlemi sonrasında, hukuki ve cezai sorumlulukları hatırlatılarak suça konu …plaka sayılı yarı römork ve … plaka sayılı çekicinin yediemin sıfatıyla teslim edildiği anlaşılmakta ise de, Katılan Banka yetkilileri tarafından 2004 sayılı İcra İflas Kanunu'nun 110/2. maddesi uyarınca 1 yıl içinde (daha sonra yapılan yasal değişiklikle, bu süre 6 aylık süre olarak belirlenmiştir) hacizli malların satışının istendiği ve 04.08.2008 tarihinde yapılan ikinci satış işlemi sonrasında mahcuz malların katılan banka tarafından satın alındığı ve İstanbul Trafik Tescil ve Denetleme Şube Müdürlüğü tarafından yapılan tescil işlemi sonrasında, suça konu haciz işleminin hukuken ortadan kalktığı ve sanık …'ın yedieminlik görevinin sona erdiği ve bu tarihten itibaren cezai ve hukuki sorumluluğunun bulunmadığı, sanık hakkında muhafaza görevinin kötüye kullanılması suçunun hukuka aykırılık öğesinin gerçekleşmediği ve sanık hakkında atılı suçtan beraatine karar verilmesi gerektiği nedenle, Yargıtay 4. Ceza Dairesinin 11.11.2015 tarihli ve 22416-37579 sayılı onama kararı yerinde değildir. Sanık hakkında her ne kadar TCK'nın 155/1 maddesi iddianamede sevk maddesi olarak gösterilmiş ise de, CMK'nın 225 maddesi göz önüne alındığında iddianamedeki anlatımın TCK'nın 289/1 maddesinde yazılı muhafaza görevini kötüye kullanma suçuna yönelik olduğu ve sanık hakkında güveni kötüye kullanma suçundan kamu davasının açılmadığı kabul edilerek zamanaşımı süresi içinde atılı suçtan kamu davası açılabileceği” görüşüyle itiraz kanun yoluna başvurmuştur. CMK'nın 308. maddesi uyarınca inceleme yapan Yargıtay 4. Dairesince 25.02.2016 tarih, 980-3481 sayı ve oy çokluğu ile; itiraz nedenlerinin yerinde görülmediğinden bahisle Yargıtay Birinci Başkanlığına gönderilen dosya, Ceza Genel Kurulunca değerlendirilmiş ve açıklanan gerekçelerle karara bağlanmıştır. TÜRK MİLLETİ ADINA CEZA GENEL KURULU KARARI Özel Daire çoğunluğu ile Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı arasında oluşan ve Ceza Genel Kurulunca çözümlenmesi gereken uyuşmazlık; sanığa atılı muhafaza görevini kötüye kullanma suçunun unsurları itibarıyla oluşup oluşmadığının belirlenmesine ilişkin ise de; yapılan müzakere esnasında bir kısım Ceza Genel Kurulu Üyelerince muhafaza görevini kötüye kullanma suçunun oluştuğuna karar verilmesi hâlinde, temel hapis cezasının 2 yıl olarak tayin edilmesinin isabetli olup olmadığı ve adli para cezasının bir gün karşılığı miktarının belirlenmesinde eksik araştırmayla hüküm kurulup kurulmadığı hususlarının da tartışılması gerektiğinin ileri sürülmesi üzerine uyuşmazlık konuları bu doğrultuda değerlendirilmiştir. İncelenen dosya kapsamından; Katılan Albaraka Türk Katılım Bankası Trabzon Şubesinin, borçlu …’e verdiği 200.000 TL kredi karşılığında 2004 model Man ve 2007 model Fargo marka tırın trafik kaydı üzerine rehin koydurarak alacağını teminat altına aldığı, borçlu …’ün iflas etmesi üzerine katılan Bankanın rehin koydurduğu …plaka sayılı yarı römork ve … plaka sayılı çekicinin trafik tescil kaydına haciz şerhi düşüldüğü, 20.05.2008 tarihinde yapılan haciz işlemi sonucunda plaka sayıları belirtilen çekici ve yarı römorkun haczedilerek sanık …’a yediemin olarak teslim edildiği, Trabzon 3. İcra Müdürlüğünün 18.08.2008 tarihli ve 5066 esas sayılı yazısına göre; … plaka sayılı çekicinin17.000 TL ve …plaka sayılı yarı römorkun ise 9.000 TL bedelle 04.08.2008 tarihinde yapılan ikinci artırmada katılan bankaya ihale edildiği ve ihalenin kesinleştiği, plaka sayıları belirtilen araçların vergi borçlarının bulunmadığı, üzerlerinde bulunan tüm engellerin (haciz, rehin dâhil) kaldırılarak eski kayıt malikinin terkini ile katılan banka adına kayıt ve tescilinin yapılması gerektiği yönünde Trafik Tescil ve Denetleme Şube Müdürlüğüne müzekkere yazıldığı, Trabzon 3. İcra Müdürlüğünün 31.10.2008 tarihli 5066 sayılı haciz tutanağına göre; katılan tarafından açık artırma ile alınan araçların teslimi için gidildiğinde, sanığın; araçları bankaya teslim ettiğini, bu nedenle araçların haciz mahallinde bulunmadığını beyan ettiği ancak katılan banka vekilinin teslimi doğrulamadığı, Araçların ruhsat bilgilerinin şase numaralarıyla karşılaştırılması suretiyle yapılan incelemeye göre … plaka sayılı Man marka çekicinin ve …plaka sayılı yarı römorkun sırasıyla …ve… plaka sayılarıyla 28.08.2008 tarihinde katılan banka adına tescil edildiği, Trabzon Emniyet Müdürlüğünün 16.01.2009 tarihli yazısına göre; icra müdürlüklerince satışı yapılan araçların trafik tescil ve belgeleri mevcut ise araçlar fiziken görülmeden de icra satış tutanağındaki alıcının adresinin bağlı bulunduğu trafik tescil müdürlüklerince alıcı adına tescillerinin yapılabildiği, Anlaşılmaktadır. Katılan Banka müdürü … Savcılıkta; sanığı bankanın haczettiği araçların yediemini olduğundan ve bu araçlarla ilgili sorun çıkması nedeniyle tanıdığını, sanıktan plaka sayıları belirtilen araçları teslim almadığını, trafikten tescil yapılabilmesi için araçların fiziken götürülmelerine gerek olmadığını, araçları Trabzon 3. İcra Müdürlüğünce yazılan 18.08.2008 tarihli yazıya istinaden banka adına tescil ettirdiklerini, tescil işleminden sonra sanığın, yanına gelerek araçların motorlarının terleme yapacağı gerekçesiyle hareket ettirilmesi gerektiğini söyleyerek kendisinden ruhsatları ve plakaları aldığını, daha sonra araçları kendilerine teslim etmediğini, Mahkemede; Trabzon’da Albaraka Türk Katılım Bankası Trabzon Şubesi Müdürü olarak görev yaptığını, … isimli şahsa banka olarak 200.000TL kredi verdiklerini, bu kredilere karşılık da 2004 model yıllı MAN ve 2007model yıllı FARGO model iki tır’ın trafik kaydı üzerine rehin koyarak krediyi teminat altına aldıklarını, ilerleyen zamanlarda …’ün ödemelerinde zorlanmaya başladığını, sonradan da battığını duyduklarını, borçlarını ödeyemeyince bankaya vermiş olduğu borcuna karşılık 10.01.2007 vadeli 150.210,16 TL’lik bonoya istinaden borçlu … ve kefilleri …ve … Küçük aleyhine icra takibi başlattıklarını, daha sonra …’ün kendisiyle görüştüğünü, suça konu olan tırı göndereceğini, bunun üzerinde başka hacizler de olduğunu, ancak kendi bankalarının alacağı rehinli olduğu için öncelikle bunun icra kanalıyla satışının yapılarak borcundan düşülmesini, bu hususta muvafakatname de göndereceğini söylediğini, ve kendilerine söz konusu muvafakatnameyi gönderdiğini, …’ün kendisine “Ben suça konu tırı bir tanıdığım var onunla göndereceğim” dediğini, sanık …’i daha önceden tanımadığını, …’ün kendisini telefonla arayarak …'la suça konu tırı gönderdiğini ve Trabzon’da teslim almasını istediğini, söylediği gibi de sanığın suça konu olan tırı Trabzon’a getirdiğini, bankanın bu aracı koyacak yeri olmadığı için icra kanalıyla yediemin olarak sanığa teslim ettiklerini, sanığın kendisine “Ben zaten tır işi ile uğraşıyorum, bunu koyacak yeri de bulurum, siz bana teslim edin.” diye teklifte bulunmuş olduğunu, daha sonra icrada aracın satışa çıkarıldığını, birinci satışta alıcı çıkmadığı için ikinci satışta aracın muhammen bedelinin % 40 karşılığı 26.000 TL’ye ihalenin bankaya kaldığını, ihalenin 10 gün sonra kesinleştiğini, arabanın resmi olarak trafik-tescil işlemlerinin gerçekleştiğini, sonra sanığın kendisine gelerek “Siz bu arabayı satmayı düşünüyorsunuz, ben bu arabayı 75.000 TL’ye satın alırım.” diyerek yazılı fiyat teklifi verdiğini, bu belgeyi talep edilmesi hâlinde mahkemeye sunabileceğini, bu yazıyı genel müdürlüğe gönderdiklerini, genel müdürlüğün de 75.000 TL’ye bu aracın satılabileceği yönünde onay verdiğini, bunu sanığa bildirdiklerini, sanığın kendisine biraz süre vermelerini, kredi çekerek ödeyebileceğini söylediğini, kendisine istediği süreyi verdiklerini, bu arada aracı sanığa satacaklarını düşündüklerinden dolayı Trabzon 3. İcra müdürlüğünden aracın yediemin olan sanıktan alınarak kendilerine teslimini talep etmediklerini, aracın yeni plakaları ile evraklarının şubelerine geldiğini, sanığın bir gün bankaya kendisinin yanına gelerek “Müdür bey aracı bulunduğu yerden hareket ettirmemiz lazım, motoru terler hem de otoparkçı ordan kaldırmamı istiyor, onun için plakayı ve ruhsatını bana ver” dediğini, müdür yardımcısı… Bey’in de olduğu sırada sanığa aracın yeni plakalarını ve ruhsatın verdiğini, çünkü o güne kadar sanığın herhangi bir yanlışı olmadığı için sanığa güven duyduğunu, daha sonra sanığın kendisine gelerek “Şu anda kriz var, bankalar kredi vermiyor, bana biraz daha süre ver parayı temin etmeye çalışıyorum.” dediğini, sonra kendisini bankaya çağırarak “Biz banka olarak daha fazla bekleyemeyiz, arabayı alacaksan al almayacaksan anahtarı ve aracın evraklarını bize getir teslim et.” dediğini, sanığın ise “Ben bu arabaya çok masraf ettim, arabayı ben alacağım, bu araba benim namusum oldu, ben bu arabayı alamazsam kendimi yakarım, dünyayı yakarım!” gibi sözler söyleyerek anahtarı ve aracı teslim etmediğini, bunun üzerine icra kanalıyla kendisine yediemin olduğu aracı icra teslim etmesi için yazı gönderdiklerini, ancak o günden bugüne aracın teslim edilmediğini, ayrıca araç teslim edilmeyince Trabzon Cumhuriyet Başsavcılığına da suç duyurusunda bulunduklarını, İfade etmiştir. Sanık aşamalarda; Trabzon Liman Kooperatifinde, Kaya Nakliyat isimli iş yerinin bulunduğunu, nakliye işiyle uğraştığını, icrada satışı yapılan araçlardan da bugüne kadar hiç satın almadığını, katılan Banka müdürü olan … ile daha önceden tanışmadığını, bu banka ile de herhangi bir kredi alışverişi ve başka bir alışverişinin olmadığını, ancak katılan Bankanın, … isimli şahsa 100.000 TL'nin üzerinde kredi verdiğini, krediye karşılık …plaka sayılı yarı römork ve … plaka sayılı çekicinin trafik kaydına haciz konularak teminat altına alındığını, …’le beraber borçlu olan şahıslardan … isimli kişiyi tanıdığını, … ile birkaç sefer banka müdürü olan Akın beyin yanına gittiklerini bu sebeple kendisini tanıdığını, bir gün …’ün yanına gelerek, bankaya borçlu olan …, … ve … Küçük adına kayıtlı bulunan …plakalı yarı römork ve … plakalı çekiciyi İstanbul’da diğer alacaklıların haciz koydurarak bağlattıklarını, … isimli müteahhidin şantiyesinde bulunduğunu, aracı getirip getiremeyeceğini sorduğunu, Akın beyin kendisinden aracı getirmesini istemesi üzerine irtibata geçtiğini, …’ten alacağı bulunan kamyon şoförlerinin tırı Trabzon'da bulunan Albaraka Türk Bankasına verdikleri takdirde …’ün borçlarının ödenmiş olacağını ve dolayısıyla kendilerine ait olan borçların da ödenebileceği yönünde konuşarak şantiye şefini ikna ettiğini, zaten banka adına bu araçların teminatta rehinli olduğunu, kendisi de aracı şantiye şefi …’den teslim alarak Trabzon’a getirdiğini, Banka müdürü …’ün kendileri lehine rehinli olan bu aracın icra kanalıyla satışı için muamelelerini başlattıklarını söylediğini, icra kanalıyla satışın başlatıldığını, çok düşük fiyat verildiği için araçların bankanın alacağını mahsuben bankaya bırakıldığını, aracı satış esnasında banka veya icra müdürlüğünün teslim almadığını, tırın haciz yoluyla satışına katılmadığını, 26.000 TL bedelle katılan bankaya ihale edildiğini ve ihalenin kesinleştiğini, ihale kesinleştikten 20 gün sonra katılan Banka Trabzon Şube Müdürü …’e bankada bizzat aracın anahtarlarını teslim ettiğini, Trabzon 3. İcra Müdürlüğünün satıştan önce bu tırı usulüne uygun şekilde yediemin olarak bizzat kendisine teslim ettiğini, aracın anahtarını ve kendisini bizzat banka müdürü olan …'e teslim ettiğini ancak teslim ettiğine dair kendisinden bir belge almadığını, daha sonra bu araçların… ve …plaka sayılı olarak banka adına tescil edildiğini, araçları bizzat fiilen teslim almalarına rağmen icra müdürlüğünün bankaya ihale edilen ve yediemin olarak kendisi uhdesinde bulunan tırı ve çekici dorsesini icra müdürlüğüne teslim edilmesi yönünde talepte bulunduğunda aracı banka müdürüne teslim ettiğinden dolayı icraya teslim edemediğini, bu araçların muayeneleri yapılmadan İstanbul’da evrak üzerinden banka adına trafikten ve noterden satışlarının mümkün olmadığını, banka adına trafikten ve noterden satışı yapılarak geçtiğini, bu suretle atılı suçlamayı kabul etmediğini savunmuştur. Uyuşmazlık konularının ayrı ayrı değerlendirilmesinde yarar bulunmaktadır. 1- Sanığa atılı muhafaza görevini kötüye kullanma suçunun unsurları itibarıyla oluşup oluşmadığı; Uyuşmazlığın sağlıklı bir şekilde çözüme kavuşması için TCK'nın 155. maddesinde düzenlenen "Güveni kötüye kullanma" ve TCK'nın 289. maddesinde düzenlenen "Muhafaza görevini kötüye kullanma" suçları üzerinde durulmasında fayda bulunmaktadır. “Güveni kötüye kullanma” suçu TCK'nın 155. maddesinde; “(1) Başkasına ait olup da, muhafaza etmek veya belirli bir şekilde kullanmak üzere zilyedliği kendisine devredilmiş olan mal üzerinde, kendisinin veya başkasının yararına olarak, zilyedliğin devri amacı dışında tasarrufta bulunan veya bu devir olgusunu inkâr eden kişi, şikâyet üzerine, altı aydan iki yıla kadar hapis ve adli para cezası ile cezalandırılır. (2) Suçun, meslek ve sanat, ticaret veya hizmet ilişkisinin ya da hangi nedenden doğmuş olursa olsun, başkasının mallarını idare etmek yetkisinin gereği olarak tevdi ve teslim edilmiş eşya hakkında işlenmesi hâlinde, bir yıldan yedi yıla kadar hapis ve üçbin güne kadar adli para cezasına hükmolunur” şeklinde düzenlemiş, Maddenin gerekçesinde de; “Bu suçla mülkiyetin korunması amaçlanmaktadır. Ancak, söz konusu suçun oluşabilmesi için eşya üzerinde mülkiyet hakkına sahip olan kişi ile lehine zilyetlik tesis edilen kişi (fail) arasında bir sözleşme ilişkisi mevcuttur. Bu ilişkinin gereği olarak taraflar arasında mevcut olan güvenin korunması gerekmektedir. Bu mülahazalarla, eşya üzerinde mevcut sözleşme ilişkisiyle bağdaşmayan kasıtlı tasarruflar, cezai yaptırım altına alınmıştır. Suçun konusunu oluşturan mal üzerinde belirli bir şekilde kullanmak üzere fail lehine zilyetlik tesisi gerekir. Bu nedenle, güveni kötüye kullanma suçunun oluşabilmesi için hukuken geçerli bir sözleşme ilişkisinin varlığı gereklidir” açıklaması yapılmıştır. Madde gerekçesinde de belirtildiği üzere kanun koyucu tarafından mülkiyetin korunması amacıyla getirilen güveni kötüye kullanma suçu, muhafaza etmek veya belirli bir şekilde kullanmak üzere zilyetliği kendisine devredilmiş olan taşınır veya taşınmaz bir mal üzerinde, kendisinin veya başkasının yararına olarak, zilyetliğin devri amacı dışında tasarrufta bulunulması veya bu devir olgusunun inkâr edilmesiyle oluşmaktadır. TCK'nın 155. maddesinde sözü edilen zilyetlik kavramı 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu'nun 973. maddesinin birinci fıkrasında; “Bir şey üzerinde fiili hakimiyeti bulunan kimse onun zilyedidir.” şeklinde açıklanmış, Asli ve fer'i zilyetlik ise aynı Kanun'un 974. maddesinde; “Zilyet, bir sınırlı ayni hak veya bir kişisel hakkın kurulmasını ya da kullanılmasını sağlamak için şeyi başkasına teslim ederse, bunların ikisi de zilyet olur. Bir şeyde malik sıfatıyla zilyet olan aslî zilyet, diğeri fer'î zilyettir.” biçiminde tanımlanmıştır. Güveni kötüye kullanma suçunda malın teslimi, belirli biçimde kullanılmak için hukuka ve yöntemine uygun, aldatılmamış özgür bir iradeye dayanılarak tesis edilmektedir. Söz konusu suçun oluşabilmesi için eşya üzerinde mülkiyet hakkına sahip olan kişi ile lehine zilyetlik tesis edilen fail arasında bir sözleşme ilişkisi mevcut olmalı ve bu hukuki ilişkinin gereği olarak taraflar arasında oluşan güvenin korunması gerekmektedir. Bu amaçla, eşya üzerinde mevcut sözleşme ilişkisiyle bağdaşmayan kasıtlı tasarruflar ve devir olgusunu inkâr kanun koyucu tarafından cezai yaptırım altına alınmıştır. Eğer mülkiyet hakkına sahip olan kişi ile lehine zilyetlik tesis edilen fail arasında hukuken geçerli bir sözleşme ilişkisi yoksa usulüne uygun bir teslim olmayacağı için güveni kötüye kullanma suçu da oluşmayacaktır. Zira, hukuksal anlamda geçerli bir sözleşmeden söz edilebilmesi için tarafların iradelerinin aldatılmamış olması gerekmektedir. Bu suçun, meslek ve sanat, ticaret veya hizmet ilişkisinin ya da hangi nedenden doğmuş olursa olsun, başkasının mallarını idare etmek yetkisinin gereği olarak tevdi ve teslim edilmiş eşya hakkında işlenmesi hâlinde ise, daha ağır cezayı gerektiren nitelikli hâli söz konusu olacaktır. 5237 sayılı TCK'nun “Adliyeye Karşı Suçlar” bölümünde yer alan "Muhafaza görevini kötüye kullanma" başlıklı 289. maddesinin 1. fıkrası; “Muhafaza edilmek üzere kendisine resmen teslim olunan rehinli veya hacizli veya herhangi bir nedenle elkonulmuş olan mal üzerinde teslim amacı dışında tasarrufta bulunan kişi, üç aydan iki yıla kadar hapis ve üç bin güne kadar adli para cezası ile cezalandırılır. Kişinin bu malın sahibi olması hâlinde, verilecek ceza yarı oranında indirilir” şeklinde düzenlenmiştir. Anılan normun konuluş amacı, gerekçesinde; “Madde metninde tanımlanan suç, esas itibarıyla güveni kötüye kullanma suçunun özel bir şeklini oluşturmaktadır. Ancak, malın kişiye özel bir görevin gereği olarak teslim edilmiş ve kişinin bunları olduğu gibi muhafaza ile ödevlendirilmiş olması nedeniyle, fiil aynı zamanda bir görevin kötüye kullanılmasını da ifade etmektedir. Birinci fıkraya göre, suçun konusunu oluşturan mal üzerinde teslim amacı dışında tasarrufta bulunulması, bu suçu oluşturacaktır. Teslim amacı muhafaza olduğuna göre, suçun konusunu oluşturan malın örneğin satılması, başkasına verilmesi gibi, bu amaçla bağdaşmayan davranışlar, söz konusu suçun oluşumuna neden olacaktır. Bu bakımdan, söz konusu suç, serbest hareketli suç görüntüsü arzetmektedir. Failin suç konusu eşyanın sahibi olması, cezanın indirilmesini gerektiren bir neden olarak kabul edilmiştir” şeklinde belirtilmiştir. Uyuşmazlık konusuyla ilgisi bulunan 2004 sayılı İcra ve İflas Kanununun 106. maddesi suç tarihi itibarıyla “Alacaklı, haczolunan mal taşınır ise hacizden itibaren bir yıl, taşınmaz ise hacizden itibaren iki yıl içinde satılmasını isteyebilir. Borçlunun üçüncü şahıslardaki alacağı taşınır hükmündedir” biçiminde iken 05.07.2012 tarihinde yürürlüğe giren 6352 sayılı Kanun ile taşınır mallar bakımından “bir yıl” olan satış isteme süresi “altı ay”, taşınmazlar yönünden "iki yıl" olan satış isteme süresi de "bir yıl" olarak değiştirilmiştir. Aynı Kanun'un 110. maddesi ise suç tarihi itibarıyla "Bir malın satılması kanuni müddet içinde istenmez veya talep geri alınıp da bu müddet içinde yenilenmezse o mal üzerindeki haciz kalkar" şeklinde iken 6352 sayılı Kanun ile "Bir malın satılması kanuni müddet içinde istenmez veya icra müdürü tarafından verilecek karar gereği gerekli gider onbeş gün içinde depo edilmezse veya talep geri alınıp da kanuni müddet içinde yenilenmezse o mal üzerindeki haciz kalkar…" biçiminde yeniden düzenlenmiştir. Görüldüğü üzere, İcra ve İflas Kanunu'nun 106. maddesinin suç tarihinde yürürlükte olan hâlinde, alacaklının haczedilen menkul malların satışını hacizden itibaren bir yıl içinde isteyebileceği, aynı Kanun'un 110. maddesinde ise kanuni müddet içinde satışın istenmemesi durumunda mal üzerindeki haczin kalkacağı belirtilmiştir. Muhafaza görevini kötüye kullanma suçuna ilişkin süreklilik gösteren yargısal kararlarda, haczin kalkması hâlinde suçun hukuka aykırılık öğesinin oluşmayacağı ve eylemin muhafaza görevini kötüye kullanma suçunu oluşturmayacağı vurgulanmıştır. Öğretide de; "İcra takibinde, ödeme emrinin tebliğinden itibaren 1 yıl geçtikten sonra haciz istenmesi (İİK 78. madde) durumunda haciz isteme hakkı düşer ve suçun hukuka aykırılık öğesi oluşmaz. Yine, taşınırlarda satışın haciz tarihinden itibaren bir yıl geçtikten sonra istenmesi (İİK 106 ve 110. madde) nedeniyle kendiliğinden hükümsüz olan hacze dayalı olarak yapılan satış veya muhafaza haczi de geçerli olmadığından suçun hukuka aykırılık öğesi oluşmayacaktır" (Osman Yaşar, H.Tahsin Gökcan, Mustafa Artuç, Yorumlu Uygulamalı Türk Ceza Kanunu, Cilt. VI, Ankara, 2010, s.8140.); "Ödeme emrinin tebliğinden itibaren 1 yıl geçtikten sonra haciz istenmemesi (İİK 78/2. madde) veya satışın haciz yapıldıktan 6 ay sonra istenmesi (İİK 106 ve 110. madde), kamu alacaklarının tahsilinde haczin 3 ay içinde yapılmaması durumunda haciz düşmüş olacağından bu suç oluşmaz." (Durmuş Tezcan, Mustafa Ruhan Erdem, R. Murat Önok, Teorik ve Pratik Ceza Özel Hukuku, 14. Baskı, Ankara, 2017, s. 1208.) şeklinde görüşlere yer verilmiştir. Diğer yandan uyuşmazlığın çözümünde yediemin olarak sanığa teslim edilen hacizli menkullerin, suç tarihi itibarıyla İcra ve İflas Kanunu'nun 106. maddesinin birinci fıkrasında öngörülen ve haciz tarihinden itibaren başlayan bir yıllık satış isteme süresinin hangi tarihte dolacağının belirlenmesi gerekmektedir. Haciz işleminin yapılıp haczedilen menkullerin yediemin olarak kendisine tesliminden sonra failin, mahcuzlar üzerinde teslim amacı dışında tasarrufta bulunduğunun tespit edildiği tarih suç tarihi olacaktır. Yediemin olarak faile teslim edilen mahcuzlar ile ilgili olarak, haciz tarihinden itibaren başlayan satış isteme süresinin, failin mahcuzlar üzerinde teslim amacı dışında tasarrufta bulunduğunun tespit edildiği tarih itibarıyla dolmaması hâlinde haciz geçerliliğini koruduğundan, muhafaza görevini kötüye kullanma suçu oluşacaktır. Ancak haciz tarihi ile failin mahcuzlar üzerinde teslim amacı dışında tasarrufta bulunduğunun tespit edildiği tarih arasında İcra ve İflas Kanunu'nun 106. maddesinin birinci fıkrasında öngörülen satış isteme süresinin dolması ve aynı Kanun'da düzenlenen sürenin durmasını gerektirecek nedenlerin bulunmaması hâlinde, mahcuzlar üzerindeki haciz başka bir işleme gerek kalmaksızın kalkacağından, hukuka aykırılık öğesinin bulunmaması nedeniyle muhafaza görevini kötüye kullanma suçunun unsurları da oluşmayacaktır. Bu açıklamalar ışığında uyuşmazlık konusu değerlendirildiğinde; Albaraka Türk Katılım Bankası tarafından borçlu …’e 200.000 TL kredi verildiği, bu kredinin borçlu tarafından ödenmemesi üzerine daha önce kredi karşılığı ipotek konulan …plaka sayılı yarı römork ve … plaka sayılı çekiciye yapılan 20.05.2008 tarihli haciz işlemi sonucu, araçların sanık …’a yediemin olarak teslim edildiği, hacze konu malların 04.08.2008 tarihinde gerçekleştirilen açık arttırma usulü ihalede 35.000 TL bedelle katılan banka adına ihale edildiği ve ihalenin kesinleşmesi üzerine araçlar üzerindeki haciz şerhleri Trabzon 3. İcra Müdürlüğünün 18.08.2008 tarihli yazısı uyarınca kaldırılarak 28.08.2008 tarihinde araçların trafik tescil belgeleri üzerinden katılan banka adına tescil edildiği, araçların teslim alınması için 31.10.2008 tarihinde katılan banka vekili tarafından araçların bulunduğu haciz mahalline gidildiğinde, sanık …’ın araçları daha önce katılan banka müdürü Akın Beye teslim ettiğini, bu nedenle araçların haciz mahallinde bulunmadığını, hatta bu araçların tescil işlemlerinin ancak bu şekilde olabileceğini ifade ettiği. katılan banka vekili tarafından bu hususun doğru olmadığının beyan edildiği olayda; Suça konu araçların üstünde bulunan tüm engellerin (haciz, rehin dahil) kaldırılıp eski kayıt malikinin terkini ile katılan banka adına kayıt ve tescilinin yapılması için Trabzon 3. İcra Müdürlüğünce 18.08.2008 tarihinde Trafik Tescil ve Denetleme Şube Müdürlüğüne hitaben müzekkere yazılması üzerine araçların tescil belgeleri üzerinden katılan banka adına tescil edilmesi karşısında sanık savunmasına itibar edilemeyeceği, ihale sonrası araçlar üzerindeki haczin kalkmış olmasının İcra ve İflas Kanunu’nun yasal sonucu olduğu, muhafaza görevini kötüye kullanma suçunda yedieminlik sıfatının kazanılmasını sağlayan işlemin hukuken geçerli olması için görevlendirmenin dayanağının yetkili kamu idaresince ve mevzuatta öngörülen yönteme uygun biçimde yapılmış olması gerektiği, bir eşyanın muhafazası için adli merciler veya diğer kamu organları tarafından usulüne uygun biçimde yapılan görevlendirmeye aykırı davranılması yaptırıma bağlanmış olup malın muhafazası için görevlendirmeyi yapan organların güvenirliliği ve işleyişini korumak amacını taşıyan bu görevlendirmenin tüm haciz işlemleri süresince devam ettiğinin kabulü gerekmektedir. İcra ve İflas Kanunu’nda düzenlenen yasal süresi içerisinde satışı istenmeyen mal üzerindeki haczin kalkması (düşmesi) ile tamamlanmış bir haciz işlemi sonrasında satışı istenen mal üzerindeki haczin Kanun'un yasal bir sonucu olarak kalkması birbirinden farklı hükümler olup muhafaza görevinin kötüye kullanılması suçuyla korunan hukuki yarar gözetildiğinde haciz sonucu açık arttırma ile satılan eşyalar üzerinde yedieminlik görevi, malların ilgilisine teslim edilmesine kadar devam etmektedir. İtiraznamedeki düşüncenin kabulü hâlinde, satışı ve tescili yapılıp da üzerindeki haciz kalkan ancak henüz fiilen teslim edilmeyen mallara ilişkin yedieminlik görevi sona ereceğinden, somut olaydaki gibi satış ve tescil ile fiilen teslim arasında geçen sürede yedieminin, malı bir başkasına satması veya vermesi durumunda atılı suç oluşmayacak olup haciz işleminin tüm kanuni sürecini takip eden alacaklının mağdur olmasına neden olacaktır. Böyle bir durumun, malın muhafazası için görevlendirmeyi yapan organların güvenirliği ve işleyişini korumak amacını taşıyan yedieminlik kurumuyla bağdaşması da mümkün görülmemektedir. Sonuç olarak; yedieminlik görevi, tüm haciz işlemleri sırasında başka bir deyişle malın fiilen teslim edilmesine kadar devam ettiğinden, sanığın eyleminin muhafaza görevini kötüye kullanma suçunu oluşturduğu kabul edilmelidir. Bu itibarla Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının haklı nedene dayanmayan itirazının reddine karar verilmelidir. Çoğunluk görüşüne katılmayan iki Ceza Genel Kurulu Üyesi; sanığın eyleminin TCK'nın 155. maddesinde düzenlenen "Güveni kötüye kullanma" suçunu oluşturduğu düşüncesiyle karşı oy kullanmışlardır. Birinci uyuşmazlık konusunda ulaşılan sonuca göre diğer uyuşmazlıkların ayrı ayrı ele alınmasında fayda bulunmaktadır. 2- Sanığa verilen temel hapis cezasının 2 yıl olarak tayin edilmesinin isabetli olup olmadığı; Sanığın işlediği kabul edilen muhafaza görevini kötüye kullanılması suçu TCK'nın 289. maddesinin birinci fıkrasında 3 aydan 2 yıla kadar hapis ve 3000 güne kadar adli para cezasını gerektirecek şekilde yaptırıma bağlanmış, temel cezanın belirlenmesine ilişkin ilkeler ise TCK'nın 61. maddesinin birinci fıkrasında; "(1) Hâkim, somut olayda; a) Suçun işleniş biçimini, b) Suçun işlenmesinde kullanılan araçları, c) Suçun işlendiği zaman ve yeri, d) Suçun konusunun önem ve değerini, e) Meydana gelen zarar veya tehlikenin ağırlığını, f) Failin kast veya taksire dayalı kusurunun ağırlığını, g) Failin güttüğü amaç ve saiki, Göz önünde bulundurarak, işlenen suçun kanuni tanımında öngörülen cezanın alt ve üst sınırı arasında temel cezayı belirler…" şeklinde düzenlenmiştir. TCK’nın "Adalet ve kanun önünde eşitlik ilkesi" başlıklı 3. maddesinin birinci fıkrasındaki; "Suç işleyen kişi hakkında işlenen fiilin ağırlığıyla orantılı ceza ve güvenlik tedbirine hükmolunur." biçimindeki düzenleme ile de işlenen fiil ile hükmolunan ceza ve güvenlik tedbirleri arasında "Orantı" bulunması gerektiği vurgulanmıştır. Kanun koyucu, cezaların kişiselleştirilmesinin sağlanması bakımından hâkime, olayın özelliği ve işlenen fiilin ağırlığıyla orantılı bir şekilde gerekçesini göstererek iki sınır arasında temel cezayı belirleme yetki ve görevi yüklemiştir. Hâkimin temel cezayı belirlerken dayandığı gerekçe, TCK’nın 61. maddesinin birinci fıkrasına uygun olarak, suçun işleniş biçimi, işlenmesinde kullanılan araçlar, işlendiği zaman ve yer, suç konusunun önem ve değeri, meydana gelen zarar veya tehlikenin ağırlığı, failin kast veya taksire dayalı kusurunun ağırlığı, failin güttüğü amaç ve saiki ile ilgili, dosyaya yansıyan bilgi ve belgelerin isabetle değerlendirildiğini gösterir biçimde kanuni ve yeterli olmalıdır. TCK’da suçlar için çoğunlukla sabit cezalar öngörülmemiş, alt ve üst sınırlar gösterilerek, bu sınırlar arasından hâkime temel cezayı belirleme yetkisi verilmiştir. Basamaklı ceza öngören suçlarda, iki sınır arasında cezayı belirleme konusundaki takdir yetkisi her somut olayın özelliğine göre kanunun genel amacı ve felsefesi gözetilerek TCK'nın 61. maddesinde sıralanan ölçütlere göre kullanılır (Mahmut Koca-İlhan Üzülmez Türk Ceza Hukuku Genel Hükümler, 4. Baskı, s. 530). Bu açıklamalar ışığında uyuşmazlık konusu değerlendirildiğinde; Bir numaralı uyuşmazlık konusunda açıklandığı şekilde gelişen olayda; Yerel Mahkemece yediemin olarak teslim edilen suça konu araçları icra müdürlüğünün satışı sonrasında tesliminin istenmesine rağmen iade etmeyen ve pişmanlık duymayan sanık hakkında, muhafaza görevini kötüye kullanma suçundan mâhkumiyet hükmü kurulurken 150-200 bin TL civarında piyasa değeri olan araçlar nedeniyle katılan Bankaya verilen zararın ağırlığına göre hapis cezasının üst sınırdan belirlenmesinin, temel cezanın belirlenmesinde suçun işleniş biçimi, suç konusunun önem ve değeri ile meydana gelen zarar veya tehlikenin ağırlığı gibi kriterleri esas alan TCK’nın 61. maddesi gözetildiğinde dosya kapsamına uygun, olayın özelliği ve işlenen fiilin ağırlığıyla orantılı olduğu ve TCK'nın 3. maddesinin birinci fıkrasında düzenlenen "orantılılık" ilkesine de aykırılık oluşturmadığı kabul edilmelidir. 3- Sanığa verilen adli para cezasının bir gün karşılığı miktarının belirlenmesinde eksik araştırmayla hüküm kurulup kurulmadığı; 5237 sayılı TCK'nın “Adli para cezası” başlıklı 52. maddesinin ikinci fıkrasında; “En az yirmi ve en fazla yüz Türk Lirası olan bir gün karşılığı adli para cezasının miktarı, kişinin ekonomik ve diğer şahsi hâlleri göz önünde bulundurularak takdir edilir” şeklinde düzenlemeye yer verilmiştir. Adli para cezasının bir gün karşılığı miktarının, kişinin ekonomik durumu ve diğer şahsi hâllerinin göz önünde bulundurulmak suretiyle tespit edilmesi gerektiği, anılan Kanun’un 52. maddesinin gerekçesinde; "Hâlen yürürlükte olan ve Hükûmet Tasarında da muhafaza edilen, para cezası sistemi, cezadan beklenen amaçları gerçekleştirmekten uzak kalmaktadır. Özellikle enflasyon nedeniyle Türk parasının değerinin düşmesi karşısında, para cezalarını artırmak için sık sık yapılan kanun değişikleri de, uygulamada çeşitli sorunlara yol açmaktadır. Bu sorunların giderilmesi için para cezasının miktarının belirlenmesinde 'memur maaş katsayısı' veya 'yeniden değerleme oranı' gibi ölçütlerin dikkate alınması ise, ceza hukuku ilkeleriyle bağdaşmamaktadır. Suç işleyen kişinin ekonomik durumu dikkate alınmadan hükmolunan para cezası, eşitlik ilkesine aykırı sonuçlar doğurmaktadır. Ödeme gücü olan kişi üzerinde etkisi olmayan, ödeme gücü olmayanı ise sonuçta yine infaz kurumuna gönderilmesini sonuçlayan bu sistemden vazgeçilerek; gün para cezası olarak adlandırılan ve günümüzde Almanya, Avusturya, Polonya, İsveç, Finlandiya, Danimarka ve hatta, Fransa gibi bir çok ülkede uygulanan sisteme geçilmiştir. Gün para cezası sisteminin temel amacı, para cezasının kişinin ödeme gücüne göre belirlenmesi yoluyla, suç işleyen zengin ile fakir arasındaki eşitsizliği gidermektir. Bunun yanında sistem, uygulaması basit, etkili, saydam ve para cezasından güdülen amaçları yerine getirebilecek özelliktedir…." şeklindeki açıklamayla belirtilmiştir. Bu düzenlemeye göre kanun koyucu, verilen cezadan beklenen etkinin oluşturulabilmesi için adli para cezasının belirlenmesinde kişinin ekonomik gücünün önemli olduğunu vurgulamış, bununla birlikte belirtilen soyut çerçeve içerisinde bir gün karşılığı miktarı takdir etme yetkisini yargılamayı yapan hâkime vermiştir. Hâkim bu tespiti yaparken, kolluk güçlerince belirlenen somut verileri göz önünde bulundurmalı, ancak rapordaki subjektif değerlendirmeler ile de bağlı olmamalıdır. Bu bilgiler ışığında uyuşmazlık konusu değerlendirildiğinde; Sanık …'ın Cumhuriyet savcılığında alınan beyanında nakliye işi ile uğraştığını, 3.000 TL aylık gelirinin olduğunu, mahkemede alınan savunmasında ise aynı şekilde nakliyecilik yaptığını ancak soruşturmadaki beyanından farklı olarak aylık gelirinin 1.000 TL olduğunu ifade ettiği ve bu suretle de sanığın sosyal ve ekonomik durumunun mahkemece tespit edildiği anlaşılmaktadır. Yargılamayı yapan, sanığı birebir gözlemleyen ve somut verileri dosyadaki diğer delillerle birlikte değerlendiren hâkim tarafından, adli para cezasının bir gün karşılığının belirlenmesi sırasında alt sınır olan "20 Liradan" uzaklaşılarak üst sınır olan "100 Lira" takdir edilmiştir. İfadesinin alınması sırasında sanığın kişisel ve ekonomik durumu hakkında bilgi alan ve bu konuda dosyada bulunan bilgileri değerlendirerek bir sonuca ulaşan hâkimin takdir alanının daraltılması, müessesenin amaçlarıyla da örtüşmeyeceği anlaşılmakla adli para cezasının bir gün karşılığı miktarının belirlenmesinde eksik araştırmayla hüküm kurulmadığı ve Yerel Mahkeme kararında isabetsizlik bulunmadığına kabul edilmelidir. Çoğunluk görüşüne katılmayan Ceza Genel Kurulu Üyesi …; "Somut olayda sanığın eylemi TCK’nın 289/1. maddesinde düzenlenen muhafaza görevini kötüye kullanma suçunu oluşturduğu kabul edilerek teşdiden 2 yıl hapis ve 3000 gün adli para cezasına hükmedilip tayin edilen 3000 gün adli para cezası ise takdiren gün karşılığı 100 TL taktir edilerek sanık 300.000.00 TL adli para cezası ile cezalandırılmıştır. Eylemin sübutunda ve vasıflandırılmasında bir uyuşmazlık bulunmamaktadır. Ancak, sanık hakkında tayin olunan 3000 gün adli para cezasının gün sayısının bir gün karşılığı takdir olunan miktar ile çarpılması sırasında sanığın sosyal ve ekonomik durumu araştırılmadan asgari hadden uzaklaşılarak günlüğü 100 Liradan hesaplanmak suretiyle TCK'nın 3 ve 52/2. maddelerine muhalefet edilmiştir. Şöyle ki: Adli para cezasının belirlenmesinde, sanığın ekonomik ve şahsi hâlleri göz önünde tutulacaktır. Sanığın ödeyebileceği miktar, ceza miktarı olarak belirlenmelidir. Maddenin gerekçesinde de gün para cezasına ilişkin bu husus: 'Gün para cezası sisteminin temel amacı, para cezasının kişinin ödeme gücüne göre belirlenmesi yoluyla suç işleyen zengin ile fakir arasındaki eşitsizliği gidermektir.' şeklinde belirtilmiştir. Suç işleyen kişinin ekonomik durumu dikkate alınmadan hükmolunan para cezası eşitlik ilkesine aykırı sonuçlar doğuracaktır. Sonuçta mahkeme tarafından belirlenen kişinin bir gün ödeyebileceği miktar ile sonuç gün sayısı çarpılmak suretiyle, adli para cezasının miktarı tespit edilmektedir (İzzet Özgenç, Türk Ceza Kanunu Genel Hükümler s. 718.). Sanık soruşturma aşamasındaki ifadesinde nakliyeci olduğunu ve aylık gelirinin 3.000 TL olduğunu, kovuşturma evresinde sorgudaki beyanında ise evli, 4 çocuğunun olduğunu, nakliyecilik yaptığını, aylık gelirinin 1000 TL olduğunu beyan etmiştir. Mahkemece kolluğa ekonomik ve sosyal durum araştırılması yönünden müzekkere yazılmış ancak sonucu beklenilmeden karar verilmiştir. TCK'nın 52.maddesinde 'bir gün karşılığı miktarı takdir etme' yetkisi yargılamayı yapan hâkime verilmiş ise de, takdir yetkisinin dosya içeriğiyle açıkça çelişmemesi ve kanunla takdir yetkisi tanınan yerlerde hak ve nesafetle hüküm verilmesi gerekir. Öncelikle mahkemece ekonomik ve sosyal durum araştırılması yönünden kolluğa yazılan müzekkere sonucu beklenerek duraksamaya neden olmayacak bir şekilde sanığın sosyal ve ekonomik durumu tespit edilmelidir. Yapılan araştırma sonucu aylık ekonomik gelirinin sanığın beyanlarında belirttiği miktar olduğu tespit edilmesi hâlinde ise, bir gün karşılığı belirlen 100 TL miktar sanığın sosyal ve ekonomik durumuna göre faiş bir miktardır ve TCK'nın 3 ve 52/2. maddelerine göre hakkaniyete uygun değildir. Bu itibarla, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının itirazının değişik geekçeyle kabulüne karar verilmelidir." görüşüyle, Çoğunluk görüşüne katılmayan beş Ceza Genel Kurulu Üyesi de; benzer düşüncelerle adli para cezasının bir gün karşılığı miktarının belirlenmesinde eksik araştırmayla hüküm kurulduğu görüşüyle karşı oy kullanmışlardır. SONUÇ: Açıklanan nedenlerle; 1-Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının itirazının REDDİNE, 2- Dosyanın, mahalline gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİ EDİLMESİNE, 14.11.2019 tarihinde yapılan müzakerede (1) numaralı uyuşmazlık konusu bakımından oy çokluğuyla, (2) numaralı uyuşmazlık konusu bakımından oy birliğiyle, (3) numaralı uyuşmazlık konusu bakımından birinci müzakerede yasal çoğunluk sağlanamadığından, 13.02.2020 tarihinde yapılan ikinci müzakerede oy çokluğuyla karar verildi.

Yargıtay 12. Hukuk Dairesi'nin 2015/2822 Esas ve 2015/8406 Karar sayılı ilamı doğrultusunda, satış istemek için aracın fiilen yakalanmış veya el konulmuş olması gerekmez; aracın sicil kaydına haczin işlendiği andan itibaren satış isteme süresi işlemeye başlar. Aynı karara göre artırmada satışın düşmesi halinde sürenin kaldığı yerden devam etmeyip alacaklı bakımından yeniden satış isteme süresinin başlayacağı kabul edilir.

Yargıtay 12. Hukuk Dairesi, E. 2015/2822, K. 2015/8406Kaynağı aç
12. Hukuk Dairesi         2015/2822 E.  ,  2015/8406 K. "İçtihat Metni" ESAS NO : 2015/2822 KARAR NO : 2015/8406 T.C. YARGITAY 12. Hukuk Dairesi T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A Y A R G I T A Y İ L A M I ESAS NO : 2015/2822 KARAR NO : 2015/8406 İNCELENEN KARARIN MAHKEMESİ : Bodrum İcra Hukuk Mahkemesi Yukarıda tarih ve numarası yazılı mahkeme kararının müddeti içinde temyizen tetkiki alacaklı tarafından istenmesi üzerine bu işle ilgili dosya mahallinden daireye gönderilmiş olup, dava dosyası için Tetkik … tarafından düzenlenen rapor dinlendikten ve dosya içerisindeki tüm belgeler okunup incelendikten sonra işin gereği görüşülüp düşünüldü : Borçlunun usulüne uygun yapılmadığını belirterek ihalenin feshi istemi ile icra mahkemesine başvurduğu, mahkemece davacıya ait aracın kaydına haciz konulan tarih olan 04/03/2011'de satış isteme süresinin başladığı, satış istemek için aracın fiilen haczedilmesinin gerekmediği ve icra takibine 05/01/2013 tarihli 6352 sayılı Yasadan önce başlandığından satış isteme süresinin hacizden itibaren bir yıl olduğu, alacaklı vekilince 1 yıllık süre dolmadan 27/02/2012 tarihinde satışın istenerek satış avansının yatırıldığı, satış talebi ile sürenin durduğu,10/10/2012 tarihli 2. artırmada satışın düşmesi üzerine durmuş olan satış isteme süresinin kaldığı yerden işlemeye devam ettiği, ancak alacaklı vekilinin kalan satış talebi süresi içinde yeniden satış talebinde bulunabileceği, alacaklı vekilince 22/01/2013 tarihinde yeniden satış talebinde bulunulduğu, yasal satış isteme süresinin bu tarihten önce dolduğu ve haczin düştüğü gerekçesiyle mahkemece ihalenin feshine karar verildiği anlaşılmaktadır. 10/10/2012 tarihli 2.artırmada satışın düşmesi üzerine yeniden 1 yıllık satış isteme süresi başlayacak olup, mahkemenin satış isteme süresinin kaldığı yerden devam edileceğine yönelik tespiti doğru değildir. Bu durumda 22.01.2013 tarihli satış talebi, 10.12.2012 tarihli satışın düşmesinden itibaren 1 yıllık süre içinde yapıldığından haciz düşmemiştir. O halde mahkemece borçlunun diğer şikayet sebepleri incelenerek sonucuna göre karar verilmesi gerekirken yazılı gerekçe ile istemin kabulü isabetsizdir. SONUÇ : Alacaklının temyiz itirazlarının kabulü ile mahkeme kararının yukarıda yazılı nedenlerle İİK'nun 366 ve HUMK’nun 428. maddeleri uyarınca (BOZULMASINA), peşin alınan harcın istek halinde iadesine, ilamın tebliğinden itibaren 10 gün içinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere, 02.04.2015 gününde oybirliğiyle karar verildi.

Motorlu Araçlarda Satış Talebi ve Avans Şartları

Trafik siciline kayıtlı motorlu araçların satışında kanun koyucu özel usul kuralları öngörmüştür. İcra ve İflas Kanunu'nun 106 ncı maddesi gereğince, sicile kayıtlı motorlu kara taşıtlarında muhafaza, kıymet takdiri ve satış taleplerinin bir arada yapılması ve bu işlemlere ilişkin tüm giderlerin peşin şekilde icra veznesine yatırılması şarttır.

Kıymet takdiri ve satış masrafları ile motorlu araçlara özgü muhafaza giderinin tamamı taleple birlikte peşin ödenmediği takdirde satış talebi vaki olmamış sayılır. Peşin yatırılan giderlerin icra işlemleri sırasında yetersiz kaldığı tespit edilirse icra müdürü alacaklıya on beş günlük tamamlama süresi verir; bu mühlette eksik tutar depo edilmezse satış talebi yine vaki olmamış kabul edilir.

Yargıtay 12. Hukuk Dairesi, E. 2016/6780, K. 2016/24709Kaynağı aç
12. Hukuk Dairesi         2016/6780 E.  ,  2016/24709 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ :İcra Hukuk Mahkemesi . Yukarıda tarih ve numarası yazılı mahkeme kararının müddeti içinde temyizen tetkiki alacaklı tarafından istenmesi üzerine bu işle ilgili dosya mahallinden daireye gönderilmiş olup, dava dosyası için Tetkik Hakimi … tarafından düzenlenen rapor dinlendikten ve dosya içerisindeki tüm belgeler okunup incelendikten sonra işin gereği görüşülüp düşünüldü: Alacaklı tarafından genel haciz yolu ile başlatılan ilamsız takipte borçluya ait araçlara 22.06.2015 tarihinde haciz konulduğu, alacaklı vekilinin 26.11.2015 tarihinde satış talebinde bulunduğu ve her bir araç için 250 TL olmak üzere toplam 2.000 TL satış avansı yatırdığı, icra memurluğunca yakalama ve fiili haciz yapılmadığından talebin reddi yönünde işlem tesis ediliği, alacaklının icra mahkemesine başvurarak memurluk işleminin iptaline karar verilmesini talep ettiği, mahkemece; yakalama, fiili haciz ve kıymet takdiri gibi satışa hazırlık işlemleri tamamlanmadan alıcının satış avansı yatırmak istemesinde ve satış talebinde bulunmasında hukuki yararının bulunmadığı, elde edilmeyen araçların satışının fiilen mümkün olmadığı, satışa hazırlık işlemleri tamamlanmadan satış avansı yatırılsa dahi İİK' nun 106. maddesinde düzenlenen satış isteme süresinin kesilmeyeceği gerekçesi ile şikayetin reddine kesin olarak karar verildiği, mahkeme kararının alacaklı tarafından temyiz ediliği, mahkemece 08.02.2016 tarihli ek karar ile kesin olarak verilmiş bir karar olduğundan temyiz talebinin reddine karar verildiği görülmektedir. İcra mahkemesinin kararı sebebiyle satış yapılamayacağından verilen karar İİK’nun 363. maddesi kapsamında kalmayıp temyizi kabil bir karar olduğu anlaşılmaktadır. Bu nedenle … İcra Hukuk Mahkemesi'nin 08.02.2016 tarih ve 2015/1096 E. – 2016/38 K. sayılı ek kararın kaldırılmasına oy birliği ile karar verildikten sonra temyiz dilekçesinin incelenmesine geçildi. Haciz tarihi itibari ile uygulanması gereken 6352 sayılı yasanın 21 ve 22. maddeleri ile değişik İİK'nun 106 ve 110. maddeleri uyarınca haczedilen mal, taşınır ise altı ay içinde satışının istenmemesi halinde haciz düşer. İİK'nun 59. maddesi uyarınca, bir işlemin yapılmasını isteyen alacaklı o işlemin yapılması için gerekli masrafı avans olarak peşin yatırmalıdır. Az da olsa satış avansının yatırılmış olması halinde, usule uygun satış talebi yapılmış sayılır. İİK'nun 110. maddesi hükmüne göre, satış talebi yapıldığında, icra müdürünün alacaklıdan satış avansını onbeş gün içinde depo etmesini talep etmesi gerekir. İcra müdürünce verilen süre içinde belirtilen satış avansı depo edilmez ise, anılan hüküm gereği haciz kalkar. Kanunda icra müdürünün ne kadarlık bir sürede satış avansı olarak yatırılması gereken miktarı belirleyeceği hususu yazılı değildir. Bu nedenle icra müdürlüğünce satış avansı ile ilgili bir süre verilmemiş ve alacaklı .satış talebinden sonra satış avansı yatırmış ise, satış talep tarihi olarak satış avansının yatırıldığı tarihin kabulü zorunludur. İcra takibinin amacı borcun tahsildir. Yakalama işlemi satış isteme süresini kesmeyeceğinden, İİK'nun 106 ve 110 maddeleri uyarınca haczin düşmemesi için alacaklının yasal sürede satış talep etmesi ve satış avansını yatırması zorunludur. Aksinin kabulü halinde, aracın yakalanamaması ve fiili haczin yapılaması durumunda, alacaklının kusuru olmaksızın haczin düşmesi ve alacağın tahsilinin gecikmesi sonucu ortaya çıkacaktır ki bu durum icra takibinin amacı ile bağdaşmaz. O halde mahkemece, şikayetin kabulüne karar verilmesi gerekirken şikayetin reddi yönünde hüküm tesisi isabetsizdir. SONUÇ : Alacaklının temyiz itirazlarının kabulü ile mahkeme kararının yukarıda yazılı nedenlerle İİK'nun 366 ve HUMK’nun 428. maddeleri uyarınca (BOZULMASINA), peşin alınan harcın istek halinde iadesine, ilamın tebliğinden itibaren 10 gün içinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere, 01.12.2016 gününde oybirliğiyle karar verildi. .

Yargıtay 12. Hukuk Dairesi'nin 2016/6780 Esas ve 2016/24709 Karar sayılı kararı uyarınca, İcra ve İflas Kanunu'nun 59 uncu maddesi kapsamında bir işlemin yapılmasını talep eden taraf masrafı avans olarak peşin vermelidir; usulüne uygun satış talebinin varlığı için avansın yatırılması ve icra müdürünün belirleyeceği süreye riayet edilmesi zorunludur.

Araç Haczi Nasıl Kaldırılır?

Araç haczinin kaldırılabilmesi için temel yollardan biri dosya borcunun tamamen ödenmesidir. İcra dairesi tarafından çıkarılan asıl borç, birikmiş faiz, vekalet ücreti ve takip giderlerini kapsayan hesap tutarı icra dairesine ödendiğinde, alacaklının onayına gerek kalmaksızın araç üzerindeki haciz kaldırılır.

Borcun icra veznesine yatırılması dışında, tarafların uzlaşması, alacağın haricen ödenmesi veya alacaklının takipten vazgeçtiğini icra dosyasına bildirmesi halinde haciz kaydı silinir. Borçlu ayrıca aracın kıymetini karşılayacak tutarda nakit parayı veya teminat mektubunu icra dairesine sunarak aracın hacizden kurtarılmasını talep edebilir. İcra mahkemesine yapılan şikayetler veya başvurular neticesinde haczin usulsüz yapıldığının ya da borcun bulunmadığının karara bağlanması durumunda mahkeme kararıyla haciz kaldırılır.

Vergi dairesi veya kamu kurumlarınca 6183 sayılı Amme Alacaklarının Tahsil Usulü Hakkında Kanun uyarınca uygulanan hacizlerde ise borcun ödenmesi veya kanunun 74 üncü maddesi uyarınca teminat verilmesi üzerine haciz ilgili idarece kaldırılır. Trafik tescil kuruluşlarının re'sen haciz kaldırma yetkisi bulunmamakta olup işlem ancak takibin bulunduğu icra veya tahsil idaresinin bildirimiyle yürütülür.

İhale Yoluyla Satış ve Tescil İşlemleri

Haczedilen araç icra dairesince ihale yoluyla satıldığında, ihalenin kesinleşmesiyle araç üzerindeki tüm hacizler ve mülkiyeti kısıtlayan kayıtlar kanun gereği kalkar. İcra ve İflas Kanunu'nun 134 üncü maddesi gereğince, ihale konusu araç alıcıya teslim edilmedikçe ya da teslime hazır hale getirilmedikçe ihale parası alacaklılara ödenmez; aracın alıcıya teslim edilemeyeceği hallerde ihale icra müdürü tarafından iptal edilerek satış bedeli iade edilir.

2004 sayılı İCRA VE İFLAS KANUNU m. 134Kaynağı aç
Madde 134 – (Değişik: 18/2/1965-538/63 md.) İcra dairesi tarafından taşınmaz kendisine ihale edilen alıcı o taşınmazın mülkiyetini iktisap etmiş olur. (Ek cümle: 17/7/2003-4949/38 md.) İhale kesinleşinceye kadar taşınmazın ne şekilde muhafaza ve idare edileceği icra dairesi tarafından kararlaştırılır. (Ek cümleler:24/11/2021-7343/27 md.) İhale alıcısının talebi üzerine icra dairesi, satışı yapılan taşınmazda kira sözleşmesine bağlı olarak oturan kişiye kira bedelini, diğer hâllerde ise taşınmazı kullanan kişiye bilirkişi marifetiyle tespit edilen aylık kullanım bedelini icra dairesine yatırmasını emreder. İlgili, ihtara rağmen kirayı veya belirlenen bedeli icra dairesine yatırmazsa hakkında 356 ncı madde hükmü kıyasen uygulanır. Bu şekilde depo edilen bedel, ihalenin sonucuna göre hak sahibine ödenir. (Değişik ikinci fıkra:24/11/2021-7343/27 md.) İhalenin feshini, 11/1/2011 tarihli ve 6098 sayılı Türk Borçlar Kanununun 281 inci maddesinde yazılı sebepler de dâhil olmak üzere yalnız satış isteyen alacaklı, borçlu, mahcuzun resmî sicilinde kayıtlı olan ilgililer ve sınırlı ayni hak sahipleri ile pey sürmek suretiyle ihaleye iştirak edenler yurt içinde bir adres göstermek koşuluyla icra mahkemesinden şikâyet yolu ile ihale tarihinden itibaren yedi gün içinde isteyebilirler. (Ek cümle:24/12/2025-7571/1 md.) Belirtilen kişiler dışında kalan kişilerce ihalenin feshinin talep edilmesi halinde mahkemece ihalenin feshi talebi dosya üzerinden ve kesin olarak reddedilir. İlgililerin ihale yapıldığı ana kadar cereyan eden muamelelerdeki yolsuzluklara en geç ihale günü ıttıla peyda ettiği kabul edilir. (Ek fıkra:24/11/2021-7343/27 md.) Satış isteyen alacaklı, borçlu, resmî sicilde kayıtlı ilgililer ile sınırlı ayni hak sahipleri dışında kalan kişilerce yapılan ihalenin feshi talebi, ihale bedeli üzerinden nispi harca tabidir. Bu harcın yarısı talepte bulunulurken peşin olarak yatırılmak zorundadır. Talebin kabulü hâlinde bu harç başka bir kimseye yüklenmez ve istem hâlinde iade edilir. Talebin reddi hâlinde ise alınan bu harç iade edilmez ve harcın kalan kısmı ihalenin feshini isteyenden tahsil edilir. (Ek fıkra:24/11/2021-7343/27 md.) Satış isteyen alacaklı, borçlu, resmî sicilde kayıtlı ilgililer ile sınırlı ayni hak sahipleri dışında kalan kişilerce yapılan ihalenin feshi talebinde, talepte bulunulurken, ilgili kişilerin muhtemel zararına karşılık olmak üzere ihale bedelinin yüzde beşi oranında teminat gösterilmesi şarttır. Talebin reddine ilişkin kararın kesinleşmesinden itibaren bir ay içinde genel hükümlere göre tazminat davasının açılmaması hâlinde hükmedilen para cezasının 21/7/1953 tarihli ve 6183 sayılı Amme Alacaklarının Tahsil Usulü Hakkında Kanun hükümleri uyarınca tahsili için durum mahkemece tahsil dairesine bildirilir. Tahsil dairesi alınan teminattan, bildirimin yapıldığı tarihten itibaren üç ay içinde para cezasını tahsil etmezse talep hâlinde teminat ilgilisine iade edilir. (Ek cümleler:24/12/2025-7571/1 md.) Teminatın veya üçüncü fıkra uyarınca yatırılması gereken harcın yatırılmaması veya eksik yatırılması suretiyle ihalenin feshinin talep edilmesi hâlinde mahkeme tebliğ edeceği muhtırada, iki haftalık kesin süre içinde teminatın veya harcın ikmal edilmesini, aksi hâlde ihalenin feshi talebinin dosya üzerinden kesin olarak reddedileceğini bildirir. Mahkeme, süresi içinde teminat veya harç ikmal edilmediği takdirde derhal ihalenin feshi talebini reddeder. (Ek fıkra:24/11/2021-7343/27 md.) İhalenin feshi talebi üzerine icra mahkemesi talep tarihinden itibaren yirmi gün içinde duruşma yapar ve taraflar gelmeseler bile icap eden kararı verir. Ancak ihalenin feshi talebinin usulden reddi gereken hâllerde duruşma yapılmadan da karar verilebilir. İcra mahkemesi; 1. Satış isteyen alacaklı, borçlu, mahcuzun resmî sicilinde kayıtlı olan ilgililer ve sınırlı ayni hak sahipleri ile pey sürmek suretiyle ihaleye iştirak edenler dışında kalan kişilerce talep edilmesi nedeniyle, 2. Satış isteyen alacaklı, borçlu, mahcuzun resmî sicilinde kayıtlı olan ilgililer ve sınırlı ayni hak sahipleri dışında kalan kişiler bakımından feragat nedeniyle, 3. İşin esasına girerek, talebin reddine karar verirse ihalenin feshini talep edeni feshi istenen ihale bedelinin yüzde onuna kadar para cezasına mahkûm eder. (Ek fıkra: 21/2/2007-5582/4 md.) 2499 sayılı Sermaye Piyasası Kanununun 38/A maddesinin birinci fıkrasında tanımlanan konut finansmanından kaynaklanan alacaklar ile Toplu Konut İdaresi Başkanlığının rehinle temin edilmiş alacaklarının takibinde, beşinci fıkrada yer alan oran yüzde yirmi olarak uygulanır.[54] (Ek fıkra: 17/7/2003-4949/38 md.) İhalenin feshine ilişkin şikâyet görevsiz veya yetkisiz icra mahkemesi veya mahkemeye yapılırsa, icra mahkemesi veya mahkeme evrak üzerinde inceleme yaparak başvuru tarihinden itibaren en geç on gün içinde görevsizlik veya yetkisizlik kararı verir ve masrafını gider avansından karşılamak suretiyle dosyayı resen görevli veya yetkili icra mahkemesine gönderir. Bu kararlar kesindir.[55] (Ek fıkra: 17/7/2003-4949/38 md.) Taşınmazı satın alanlar, ihaleye alacağına mahsuben iştirak etmemiş olmak kaydıyla, ihalenin feshi talep edilmiş olsa bile, satış bedelini derhâl veya 130 uncu maddeye göre verilen süre içinde nakden ödemek zorundadırlar. İcra müdürü, ödenen ihale bedeli ile ilgili olarak, ihalenin feshine yönelik şikâyet sonucunda verilecek karar kesinleşinceye kadar para bankalarda nemalandırılır. İhalenin feshine ilişkin şikâyetin kabulüne veya reddine ilişkin kararın kesinleşmesi üzerine, ihale bedeli nemaları ile birlikte hak sahiplerine ödenir. (Değişik fıkra:24/11/2021-7343/27 md.) İhale kesinleşmedikçe ve ihale konusu mal alıcıya teslim edilmedikçe veya teslime hazır hâle getirilmedikçe ihale bedeli alacaklılara ödenmez. İhale konusu malın teslim edilemeyeceği veya teslime hazır hale getirilemeyeceği durumlarda ihale icra müdürü tarafından iptal olunarak ihale bedeli alıcısına ödenir. Satış ilanı tebliğ edilmemiş veya satılan malın esaslı vasıflarındaki hataya veya ihalede fesada bilahare vakıf olunmuşsa şikayet müddeti ıttıla tarihinden başlar. Şu kadar ki, bu müddet ihalenin yapıldığına ilişkin kararın elektronik satış portalında ilan edildiği tarihten itibaren bir seneyi geçemez.[56] İhalenin feshini şikayet yolu ile talep eden ilgili, vakı yolsuzluk neticesinde kendi menfaatlerinin muhtel olduğunu ispata mecburdur. Tescil için tapu idaresine yapılacak tebligat, şikayet için muayyen müddetin geçmesinden veya şikayet edilmişse şikayeti neticelendiren kararın kesinleşmesinden sonra yapılır. (Mülga son fıkra: 17/7/2003-4949/103 md.) Tescil için tapuya tebliğ ve zorla çıkarma:

İhale kesinleştikten sonra icra müdürlüğü tarafından trafik tescil birimine bildirim yapılarak araç üzerindeki haciz ve rehin gibi tüm takyidatların kaldırılması ve tescilin alıcı adına yapılması sağlanır. Yargıtay Ceza Genel Kurulu'nun 2016/494 Esas ve 2020/94 Karar sayılı ilamı uyarınca, açık artırma ile satılan mallar üzerindeki haciz kalksa dahi yedieminlik görevi mal ilgilisine fiilen teslim edilene kadar devam eder.

İcra ve İflas Kanunu'nun 110 uncu maddesi kapsamında, tescile tabi resmi sicilli malların haczinin kalktığı icra dairesi ile yapılacak yazışmalar neticesinde belirlendiğinde sicili tutan kurum haciz kaydını terkin eder ve durumu icra dairesine bildirir. 2918 sayılı Karayolları Trafik Kanunu'nun 20 nci maddesi uyarınca ise üzerinde haciz, rehin veya ihtiyati tedbir gibi hak kısıtlaması bulunan araçların noter huzurunda rızaen satışı yapılamaz.

Üçüncü Kişilerin İstihkak Prosedürü

Haczedilen aracın borçluya ait olmadığını veya üzerinde üstün hak bulunduğunu iddia eden üçüncü kişiler İcra ve İflas Kanunu'nun 96 ve 97 nci maddelerindeki usulü işletir. Borçlu aracı başkasına ait gösterirse ya da üçüncü kişi hak öne sürerse icra memuru bu durumu tutanağa bağlayarak taraflara bildirir. Alacaklı ve borçluya itirazlarını sunmaları için üç günlük süre tanınır; bu sürede itiraz edilmezse istihkak iddiası kabul edilmiş sayılır.

2004 sayılı İCRA VE İFLAS KANUNU m. 96Kaynağı aç
Madde 96 – (Değişik: 18/2/1965-538/53 md.) Borçlu, elinde bulunan bir malı başkasının mülkü veya rehni olarak gösterdiği yahut üçüncü bir şahıs tarafından o mal üzerinde mülkiyet veya rehin hakkı iddia edildiği takdirde, icra dairesi bunu haciz ve icra tutanaklarına geçirir ve keyfiyeti iki tarafa bildirir. İcra dairesi aynı zamanda istihkak iddiasına karşı itirazları olup olmadığını bildirmek üzere alacaklı ve borçluya üç günlük mühlet verir. Sükütları halinde istihkak iddiasını kabul etmiş sayılırlar. Malın haczine muttali olan borçlu veya üçüncü şahıs, ıttıla tarihinden itibaren yedi gün içinde istihkak iddiasında bulunmadığı takdirde, aynı takipte bu iddiayı ileri sürmek hakkını kaybeder. İstihkak iddiasının yapıldığı veya istihkak davasının açıldığı tarihte istihkak müddeisi ile birlikte oturan kimseler yahut bu şahısların iş ortakları, iddianın yapıldığı tarihte veya istihkak davası 97 nci maddenin 9 uncu fıkrası gereğince açılmışsa davanın açıldığı tarihte malın haczine ıttıla kesbetmiş sayılırlar. 2 – Üçüncü şahsın istihkak iddiası:

Hacizden haberdar olan borçlu veya üçüncü kişi, öğrenme tarihinden itibaren yedi gün içinde istihkak iddiasında bulunmalıdır; süresinde ileri sürülmeyen iddia hakkı aynı takipte kaybedilir. İstihkak iddiasına itiraz gelirse dosya icra mahkemesine aktarılır ve mahkeme takibin durmasına veya devamına karar verir; takibin devamına ilişkin mahkeme kararı kesindir.

2004 sayılı İCRA VE İFLAS KANUNU m. 97Kaynağı aç
Madde 97 – (Değişik: 18/2/1965-538/54 md.) İstihkak iddiasına karşı alacaklı veya borçlu tarafından itiraz edilirse, icra memuru dosyayı hemen icra mahkemesine verir. İcra mahkemesi, dosya üzerinde veya lüzum görürse ilgilileri davet ederek mürafaa ile yapacağı inceleme neticesinde varacağı kanaate göre takibin devamına veya talikıne karar verir. İstihkak davasının sırf satışı geri bırakmak gayesiyle kötüye kullanıldığını kabul etmek için ciddi sebepler bulunduğu takdirde icra mahkemesi takibin talikı talebini reddeder. Takibin talikıne karar verilirse, haksız çıktığı takdirde alacaklının muhtemel zararına karşı davacıdan 36 ncı maddede gösterilen teminat alınır. Teminatın cins ve miktarı mevcut delillerin mahiyetine göre takdir olunur. (Değişik beşinci fıkra: 2/3/2005-5311/9 md.) Takibin devamına dair verilen icra mahkemesi kararı kesindir. Üçüncü şahıs, icra mahkemesi kararının tefhim veya tebliğinden itibaren yedi gün içinde icra mahkemesinde istihkak davası açmaya mecburdur. Bu müddet zarfında dava edilmediği takdirde üçüncü şahıs alacaklıya karşı iddiasından vazgeçmiş sayılır. Kiralanan taşınmaz veya gemilerdeki hapis hakkına tabi eşya ile ilgili istihkak davaları Borçlar Kanununun 268 inci maddesinin 1 inci fıkrasında yazılı hükümlere uygun olmadıkça talik emri verilemez.[42] Dava esnasında 106 ncı maddedeki müddetler cereyan etmez. Yukardaki hükümler dairesinde kendisine istihkak talebinde bulunmak imkanı verilmemiş olan üçüncü şahıs, haczedilen şey hakkında veya satılıp da bedeli henüz alacaklıya verilmemişse bedeli hakkında, hacze ıttıla tarihinden itibaren yedi gün içinde, icra mahkemesinde istihkak davası açabilir. Aksi takdirde aynı takipte bu iddiayı ileri sürmek hakkını kaybeder. Bu halde davacının talebi üzerine icra hakimi takibin talik edilip edilmemesi hakkında yukardaki hükümler dairesinde acele karar vermeye mecburdur. Bu karar diğer taraf dinlenmeksizin de verilebilir. İstihkak davası neticelenmeden mahcuz mal paraya çevrilmiş bulunursa icra hakimi işbu bedelin yargılama neticesine kadar ödenmemesi veya teminat karşılığında veya halin icabına göre teminatsız derhal alacaklıya verilmesi hususunda ayrıca karar verir. İstihkak davasına umumi hükümler dairesinde ve basit yargılama usulüne göre bakılır. Mahcuz eşya ile ilgili olarak icra memuruna dermeyan edilen iddiada üçüncü şahıs ve borçlunun birleşmeleri alacaklıya müessir değildir. Üçüncü şahsın bu iddiasını ispat etmesi lazımdır. Ancak üçüncü şahsın mahcuz eşyanın kendisinin mülkü veya kendisine merhun olduğu hakkındaki iddiasının borçlu tarafından kabulü kendi aleyhine delil teşkil eder ve ileride bu ikrara aykırı hiçbir iddiada bulunamaz. (Değişik: 9/11/1988-3494/11 md.) İstihkak davası üzerine takibin talikine karar verilip de neticede dava reddolunursa alacaklının alacağından bu dava dolayısıyla istifası geciken miktarın yüzde yirmisinden aşağı olmamak üzere davacıdan tazminat alınmasına hükmolunur.[43] (Değişik ondördüncü fıkra: 2/3/2005-5311/9 md.) Davanın reddi hakkındaki karara karşı istinaf veya temyiz yoluna başvuran istihkak davacısı icra dairesinden 36 ncı maddeye göre mühlet isteyebilir. İstihkak davası sabit olur ve birinci fıkra gereğince istihkak iddiasına karşı itiraz eden alacaklı veya borçlunun kötü niyeti tahakkuk ederse haczolunan malın değerinin yüzde onbeşinden aşağı olmamak üzere itiraz edenden tazminat alınmasına asıl dava ile birlikte hükmolunur. Koca aleyhine yapılmış bir hacizde karı şahsi malları üzerindeki haklarını Medeni Kanunun 160 ıncı maddesi hükmüne tabi olmaksızın kendisi takip edebilir. İstihkak davasına karşı haczi yaptıran alacaklı bu kanunun 11 inci babı hükümlerine dayanarak ve muvakkat veya kati aciz belgesi ibrazına mecbur olmaksızın mütekabilen iptal davası açabilir. Dava ve mütekabil davada tarafların gösterecekleri bütün delilleri hakim serbestce takdir eder. İstihkak davaları süratle ve diğer davalardan önce görülerek karara bağlanır. İstihkak davalarında mülkiyet karinesi:

İcra mahkemesi kararının tebliğ veya tefhiminden itibaren yedi gün içinde üçüncü kişi icra mahkemesinde dava açmak zorundadır, aksi halde alacaklıya karşı iddiasından vazgeçmiş sayılır. Kanuni istihkak bildirim imkanı verilmeyen üçüncü kişi ise haczi öğrendiği andan itibaren yedi gün içinde araç hakkında ya da araç satılıp parası alacaklıya henüz verilmemişse bedeli hakkında dava açabilir. Dava esnasında İcra ve İflas Kanunu'nun 106 ncı maddesinde yer alan yasal satış isteme süreleri işlemez.

İstihkak davası sebebiyle takibin ertelenmesine karar verilip de dava reddedilirse, alacaklının bu sebeple tahsili geciken alacak tutarının en az yüzde yirmisi oranında davacıdan tazminat alınır. Davanın kabulü durumunda ise itiraz edenin kötü niyeti belirlenirse mahcuzun kıymetinin en az yüzde on beşi oranında tazminata hükmedilir.

Yakalama ve Muhafaza Tedbirleri

İcra ve İflas Kanunu'nun 88 inci maddesi gereğince, haczedilmiş olup da muhafazaya alınmamış mallar satış talebiyle birlikte muhafazaya alınır veya teslim edilecek duruma getirilir; sicile kayıtlı araçlarda ise 106 ncı madde kuralı saklıdır. Kolluk birimlerince yakalanan araçlar en geç üç iş günü içinde en yakın icra dairesine teslim edilir ve durumu aracı isteyen müdürlüğe iletir.

2004 sayılı İCRA VE İFLAS KANUNU m. 88Kaynağı aç
Madde 88 – (Değişik: 2/7/2012-6352/17 md.) Haczolunan paraları, banknotları, hamiline ait senetleri, poliçeler ve sair cirosu kabil senetler ile altın, gümüş ve diğer kıymetli şeyleri icra dairesi muhafaza eder. Diğer taşınır mallar, masrafı peşinen alacaklıdan alınarak muhafaza altına alınır. Alacaklı muvafakat ederse, istenildiği zaman verilmek şartıyla, muvakkaten borçlu yedinde veya üçüncü şahıs nezdinde bırakılabilir. Üçüncü şahsın elinde bulunan taşınır mallar haczedildiğinde, üçüncü şahsın kabulü hâlinde üçüncü şahsa yediemin olarak bırakılır. (Değişik cümle:24/11/2021-7343/7 md.) Haczedilmiş ancak muhafaza altına alınmamış mallar satış talebi üzerine muhafaza altına alınır veya ihale alıcısına teslime hazır hâle getirilir, aksi takdirde satış yapılamaz. (Ek cümle:24/11/2021-7343/7 md.) Sicile kayıtlı motorlu kara araçları bakımından 106 ncı madde hükmü saklıdır. Türkiye’nin taraf olduğu uluslararası andlaşma hükümleri saklı kalmak kaydıyla, yabancı devlet başkanı, parlamento başkanı, hükümet başkanı veya hükümet üyelerini taşıyan ulaşım araçları, bu kişiler Türkiye’de bulundukları sürece, muhafaza altına alınamaz ve yediemine bırakılamaz. İcra dairesi üçüncü bir şahsa rehnedilmiş olan malları da muhafaza altına alabilir. Ticari işletme rehni kapsamındaki taşınırlar ise icra dairesince satılmalarına karar verilmesinden sonra muhafaza altına alınabilir. Bu mallar paraya çevrilmediği takdirde geri verilir. Haczedilen mallar, Adalet Bakanlığı tarafından yetki verilen gerçek veya tüzel kişilere ait lisanslı yediemin depolarında muhafaza edilir. Yetki verilen gerçek veya tüzel kişiler, bu yetkilerini Adalet Bakanlığının onayıyla alt işleticilere aynı standartları sağlamak koşuluyla devredebilirler. Bu devir, yetki verilen gerçek veya tüzel kişilerin sorumluluklarını ortadan kaldırmaz. Bu depoların yönetmelikte belirlenen nitelik ve şartlara uygunluğunun saptanması sonucunda işletme belgesi Adalet Bakanlığı tarafından verilir. Haczedilen malların muhafaza işlemleri; lisanslı yediemin depolarının kuruluşuna, bu depolarda bulunması gereken asgari niteliklere, depo için alınacak teminata, mallar için muhtemel rizikolara karşı yapılacak sigortaya; işletici olma niteliklerine, işletici lisansına, Adalet Bakanlığı tarafından bu lisansın verilmesine; Adalet Bakanlığının lisanslı işletmelerle ilgili görev ve yetkilerine; faaliyetin durdurulması ya da iptali gibi idari tedbir ve tasarruflara; bu depoların denetimine ve diğer hususlara ilişkin usul ve esaslar, Adalet Bakanlığı tarafından çıkarılan yönetmelikte düzenlenir. Haczedilen malların muhafazası aşamasındaki ücretler Adalet Bakanlığı tarafından düzenlenecek tarifeyle belirlenir. (Mülga fıkra: 28/3/2023-7445/42 md.) İcra müdürlüklerinin talebi üzerine kolluk kuvvetleri tarafından yakalanan araçlar, en geç üç iş günü içinde en yakın icra müdürlüğüne teslim edilir. Aracı teslim alan icra müdürlüğü, aracın yakalanmasını isteyen icra müdürlüğüne bildirimde bulunur. Muhafazasına gerek kalmayan malların tasfiyesi:

Yargıtay 12. Hukuk Dairesi'nin 2016/6780 Esas ve 2016/24709 Karar sayılı ilamında ifade edildiği üzere, yakalama işlemi satış isteme süresini kesmez. İcra ve İflas Kanunu'nun 106 ve 110 uncu maddeleri uyarınca haczin düşmemesi için alacaklının yasal sürede satış talep etmesi ve satış avansını yatırması zorunludur.

Araç haczi bir yıl dolunca kendiliğinden düşer mi?

İcra ve İflas Kanunu'nun 106 ve 110 uncu maddelerine göre hacizden itibaren bir yıl içinde geçerli satış istenmezse haciz kanunen kalkar. Trafik sicilindeki kaydın silinmesi için icra dairesine başvurularak terkin işleminin resmi yazıyla yapılması sağlanmalıdır.

Yakalama kararı çıkarılması satış isteme süresini durdurur mu?

Yargıtay 12. Hukuk Dairesi ilamına göre yakalama işlemi satış isteme süresini kesmez veya durdurmaz. Alacaklının aracın yakalanmasını beklemeden bir yıllık yasal sürede satış talep ederek gerekli avansı icra dairesine yatırması gerekir.

İhalede satılamayan aracın haczi hemen kalkar mı?

İcra ve İflas Kanunu'nun 106 ncı maddesi gereğince süresinde satışı istenip ihalede alıcı bulamayan araç hakkında satış isteme süresi, satış isteyen alacaklı için sürenin bitiminden itibaren bir yıl daha uzar.

Hacizli aracın noterden devri mümkün müdür?

Karayolları Trafik Kanunu'nun 20 nci maddesi uyarınca üzerinde haciz, rehin veya benzeri kısıtlama şerhi bulunan araçların noter huzurunda satışı ve devri yapılamaz.

İstihkak davası satış isteme süresini nasıl etkiler?

İcra ve İflas Kanunu'nun 97 nci maddesi uyarınca açılan istihkak davası devam ettiği sürece kanunun 106 ncı maddesinde yer alan yasal satış isteme süreleri işlemez ve durur.

Hukuki uyarı: Bu içerik genel bilgilendirme amacı taşır; somut olay değerlendirmesi için avukata başvurulmalıdır.

Hazırlayan: Av. Erdal Ersoy

Avukat Erdal Ersoyİletişim ve randevu