Anonim Şirketlere Kayyum Atanması Şartları ve Usulü

by Avukat Erdal Ersoy
Anonim Şirketlere Kayyum Atanması Şartları ve Usulü

Anonim Şirketlerde Kayyum Atanmasının Hukuki Dayanakları

Anonim şirketlerde pay sahipleri arasındaki anlaşmazlıkların organların işleyişini bütünüyle durdurması veya şirketin kanunen zorunlu organlarından yoksun kalması hallerinde mahkemeden kayyum atanması talep edilebilir. 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu'nun 530 uncu maddesinin birinci fıkrası uyarınca şirketin zorunlu organlarından birinin uzun süreden beri mevcut olmaması yahut genel kurulun toplanamaması durumunda pay sahipleri, şirket alacaklıları veya Ticaret Bakanlığı şirket merkezinin bulunduğu yerdeki asliye ticaret mahkemesinden şirketin feshini isteyebilir. Mahkeme bu süreçte yönetim kurulunu dinleyerek şirketin durumunu kanuna uygun hale getirmesi için bir süre belirler. Anılan maddenin ikinci fıkrası kapsamında mahkeme, yargılama esnasında taraflardan birinin istemi üzerine gerekli önlemleri alabilir ve şirketin durumunu kanuna uygun hale getirmek amacıyla kayyım görevlendirebilir.

6102 sayılı TÜRK TİCARET KANUNU m. 530Kaynağı aç
MADDE 530- (1) Uzun süreden beri şirketin kanunen gerekli olan organlarından biri mevcut değilse veya genel kurul toplanamıyorsa, pay sahipleri, şirket alacaklıları veya Gümrük ve Ticaret Bakanlığının istemi üzerine, şirket merkezinin bulunduğu yerdeki asliye ticaret mahkemesi, yönetim kurulunu da dinleyerek şirketin durumunu kanuna uygun hâle getirmesi için bir süre belirler. Bu süre içinde durum düzeltilmezse, mahkeme şirketin feshine karar verir. (2) Dava açıldığında mahkeme, taraflardan birinin istemi üzerine gerekli önlemleri alabilir. b) Haklı sebeplerle fesih
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, E. 2022/148, K. 2023/3387Kaynağı aç
11. Hukuk Dairesi         2022/148 E.  ,  2023/3387 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ : Kayseri Bölge Adliye Mahkemesi 6. Hukuk Dairesi SAYISI : 2021/1417 Esas, 2021/1605 Karar HÜKÜM : Esastan ret İLK DERECE MAHKEMESİ : Kozaklı Asliye Hukuk Mahkemesi SAYISI : 2019/31 E, 2021/147 K. Taraflar arasındaki şirkete kayyım atanması davasından dolayı yapılan yargılama sonunda İlk Derece Mahkemesince davanın reddine karar verilmiştir. Kararın taraf vekilleri tarafından istinaf edilmesi üzerine, Bölge Adliye Mahkemesince başvurunun esastan reddine karar verilmiştir. Bölge Adliye Mahkemesi kararı davacı vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildi. Tetkik hakimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip, gereği düşünüldü. I. DAVA Davacı vekili dava dilekçesinde; müvekkilinin, davalı şirketin ortağı olduğunu, şirketin akrabalardan oluşan bir aile şirketi olduğunu, şirketin geçmişten bu güne kadar bir çok problemler yaşadığını, amatörce yönetilmesi nedeniyle şirketin her geçen gün daha kötü bir hale geldiğini, davalı şirketin yönetim kurulu başkanı … , üyelerinin ise … ve … olduğunu, davalı şirket tarafından tutulan defterlerin gerçeği yansıtmadığını, bu durumunda ortakların zararına olduğunu, ileriye dönük riskler taşıdığını, telafisi mümkün olmayan zararlara neden olacağını, davalı şirketin bir çok usulsüz işlemlerinin bulunduğunu, bunun yanı sıra kaçak yabancı işçiler çalıştırdığını, şirketin adına (envanterinde) kayıtlı taşınır ve taşınmazlar bulunduğunu, dava konusu taşınır ve taşınmazın son zamanlarda bir kısmının her hangi bir karşılık olmaksızın yakın akrabalara devredildiğini, davalı şirketin iyi yönetilmediğini ileri sürerek davalı şirket adına kayıtlı olan araçlar ile taşınmazlar üzerine ihtiyati tedbir konulmasına ve davalı şirkete kayyım atanmasına karar verilmesini talep etmiştir. II. CEVAP Davalı vekili cevap dilekçesinde; davalı şirketin tüm ortaklarının kardeş, amca, yeğen ve kuzenlerden oluştuğunu, şirketin faaliyet sahasının genişlemesi ile şirket faaliyetlerinin aile içerisindeki ortaklar arasında gayri resmi olarak dağıtımına, belli ortakların şirket ana çatısı altında belli departmanları işletilmesine karar verildiğini, şirket ortakları arasında düzenlenen 15.04.2009 tarihli Yapı Sel İnşaat Turizm Sanayi Ticaret A.Ş. ile şirketin tasfiye edilmeden bir kısım mallarının hisseleri karşılığında ortaklara devredildiğini, tüm ortakların bu sözleşmeyi imzaladıklarını, 75.000,00 TL öz sermayeli şirketin 20.000.000,00 TL'yi aşkın bir mal varlığına sahip olduğunu, davacının kötü niyetli ve haksız olduğunu, şirketi zarara uğratmak amacı ile açılmış bir dava olduğunu savunarak davanın reddini istemiştir. III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu'nun (6102 sayılı kanun) 630 uncu maddesinde genel kurulun, müdürü veya müdürleri görevden alabileceği, yönetim hakkını ve temsil yetkisini sınırlayabileceği, her ortağın, haklı sebeplerin varlığında, yöneticilerin yönetim hakkının ve temsil yetkilerinin kaldırılmasını veya sınırlandırılmasını mahkemeden isteyebileceği, yöneticinin, özen ve bağlılık yükümü ile diğer kanunlardan ve şirket sözleşmesinden doğan yükümlülüklerini ağır bir şekilde ihlal etmesi veya şirketin iyi yönetimi için gerekli yeteneği kaybetmesinin haklı sebep olarak kabul olunacağının düzenlendiğini, davalı şirkete kayyım tayinini gerektirecek bir durum olup olmadığı, kar zarar durumu ve öz sermaye, demirbaş , aktif, pasif artış ve azalış durumlarının tespiti amacıyla üç kişilik bilirkişi heyetinden rapor alındığı, bilirkişi raporunda şirketin taşınmaz ve taşınır mal varlığının değerlerinin tespitinin yapıldığı, davalı şirketin malvarlığının tespitine yönelik 2021/11 D. iş sayılı dosyası da değerlendirildiğinde davalı şirket açısından 6102 sayılı Kanun'un 630 uncu maddesinde yer alan durumların somut olayda mevcut olmadığı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir. IV. İSTİNAF A. İstinaf Yoluna Başvuranlar İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde taraf vekilleri istinaf başvurusunda bulunmuştur. B. İstinaf Sebepleri 1.Davacı vekili istinaf dilekçesinde özetle; şirket üzerinden bulunan mal varlıklarının şirket ortaklarına ve şirket ortaklarının çocuklarına bedelsiz olarak devredilmesinin şirketin açıkça zarara uğratıldığını gösterdiğini, dosya içerisindeki tüm bilgi ve belgelerin değerlendirilmeden bilirkişi raporunun alındığını, tapu çıktılarında şirkete ait taşınmaz malların usulsüz bir şekilde şirket ortakları ve ortakların çocuklarına aynı tarihte devir yapıldığının açıkça görüldüğünü, bilirkişi raporunda bu devirlerin hiçbirinin yer almadığını, bu taşınmazların devirleriyle ilgili ve aktif ve pasif tapu kayıtlarıyla ilgili hiçbir tespitin bulunmadığını, şirket bünyesinde resmi defterlerin yanında paralel defter tutulması olduğunu, şirket içerisinde müdür olan … …'in davacıya gönderdiği ihtarname ile şirkette tutulan resmi olmayan defterin teslimini davacıdan talep ettiğini, dava konusu şirketin yönetiminin hukuka aykırı olarak işletildiğini, şirketin yıllık karı belirlendikten sonra davacının payına düşen kar payı ödemesinin hiç yapılmadığını, uzun süre kar payı ödemesinin yapılmamış olmasının da şirket yönetiminin usulsüz temeller üzerine kurulduğunu açıkça gösterdiğini, davalı şirkete kayyum atanmasının açık bir zorunluluk olduğunu, şirket ortaklarının haklarının korunmasının başa bir yolla sağlanamayacağını, şirket tarafından yapılan iş ve işlemlerin davacıdan saklandığını ve davacıya hiçbir bilginin verilmediğini, şirket ortaklarına karşı şeffaf olma yükümlülüğünün gereklerinin yerine getirilmediğini beyan ederek mahkeme kararının kaldırılmasını istemiştir. 2.Davalı vekili istinaf dilekçesinde özetle; mahkemece mevcut ihtiyati tedbirlerin karar kesinleşinceye kadar devamına karar verildiğini, davalı şirketin malvarlığı üzerindeki tüm ihtiyati tedbirlerin kaldırılmasına karar verilmesini istemiştir. C. Gerekçe ve Sonuç Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile 6102 sayılı Kanunu'nun 530 uncu maddesindeki düzenlemeye göre anonim şirketlerde şirketin kanunen gerekli organların birisinin eksik olması veya genel kurulun toplanamaması hallerinde ilgililerin mahkemeye müracaatı ile mahkeme tarafından şirketin durumunun kanuna uygun hale getirilmesi için gerekli işlemler düzenlenmiş olup, bu süre içerisinde durumun düzeltilememesi halinde mahkemece şirketin feshine karar verileceği, bu aşamada mahkemece şirkete durumun uygun hale getirilmesi için kayyım da tayin edilebileceği, 531 inci madde hükmünün de haklı sebeplerle feshinin düzenlendiğini, davacı vekilinin dava dilekçesindeki açıklamalarından şirkette genel kurulun yapılamaması veya şirket organlarından birinin eksikliğinin ileri sürülmediğini, davacı vekilince davalı şirket ortaklarının şirketi kendi insiyatifleri ve menfaatleri doğrultusunda yönetip davacıya bilgi verilmediğini, taraflar arasında iletişimsizliğin söz konusu olduğunu, bu durumun 6102 sayılı Kanun'un 357 nci maddesindeki eşit işlem ilkesine aykırılık teşkil ettiğini, şirketin kötü yönetildiğini, yönetim kurulunun gerekli dikkat ve özeni göstermeksizin şirketi yönettiği iddiası ile kayyım atanmasını talep etmiş ise de, davacı tarafın iddialarının yönetim kurulunun kişisel sorumluluklarını gerektirmekte olup, kanunda belirtilmiş olan kayyım atanması için gerekli koşulların bu davada oluşmadığı, tüm bu sebeplerin şirkete kayyım atanması için haklı neden teşkil etmediği, haklı sebeplerin varlığı halinde şirketin feshinin istenebileceği, oysa bu hususta da açılmış bir dava olmadığı, davalı anonim şirkette organ boşluğu bulunmadığı, yönetim kurulunun görevden alınması, seçilmesinin şirketin genel kuruluna tanınmış bir yetki olduğu, 6102 sayılı Kanun'un 364 üncü maddesi uyarınca yönetim kurulunu azil yetkisinin genel kurulun mutlak yetkilerinden olmasına göre eldeki davanın dinlenemeyeceği, asıl olanın şirketlerin ortakları tarafından alınan kararlar ile belirlenen yöneticiler tarafından yönetilmesi olduğu, mevcut yöneticilerin görevlerini gereği gibi yerine getirmiyor ve bu nedenle şirket zarara uğruyorsa zarara yolaçan yöneticinin şirkete ve dolayısıyla diğer ortaklara verdiği zararların tazmini için her zaman dava açılmasının mümkün olduğu, yöneticilerin sorumluluğu davasına konu olabilecek hususların tek başına şirkete kayyımı atanmasının gerekçesi olamayacağı, mahkeme tarafından davanın reddine ve hükmün kesinleşmesine kadar ihtiyati tedbirlerin devamı yönündeki kararının usul ve yasaya uygun olduğu gerekçesiyle taraf vekillerinin istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiştir. V. TEMYİZ A. Temyiz Yoluna Başvuranlar Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı vekili temyiz isteminde bulunmuştur. B. Temyiz Sebepleri Davacı vekili temyiz dilekçesinde özetle; istinaf dilekçesinde ileri sürdüğü iitrazları tekrar ederek kararın bozulmasını istemiştir. C. Gerekçe 1. Uyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme Uyuşmazlık, davalı şirkete kayyım atanması istemine ilişkindir. 2. İlgili Hukuk 1. 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun (6100 sayılı Kanun) 369 uncu maddesinin birinci fıkrası ile 370 ve 371 inci maddeleri. 2. 6102 sayılı Kanun'un 530, 531 nci maddeleri, 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu'nun (4721 sayılı Kanun) 426 ıncı maddesi. 3. Değerlendirme 1.Bölge adliye mahkemelerinin nihai kararlarının bozulması 6100 sayılı Kanun’un 371 inci maddesinde yer alan sebeplerden birinin varlığı hâlinde mümkündür. 2.Temyizen incelenen karar, tarafların karşılıklı iddia ve savunmalarına, dayandıkları belgelere, uyuşmazlığa uygulanması gereken hukuk kuralları ile hukuki ilişkinin nitelendirilmesine, dava şartlarına, yargılama ve ispat kuralları ile kararda belirtilen gerekçelere göre usul ve yasaya uygun olup davacı vekilince temyiz dilekçesinde ileri sürülen nedenler kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte görülmemiştir. VI. KARAR Açıklanan sebeple; Temyiz olunan Bölge Adliye Mahkemesi kararının 6100 sayılı Kanun’un 370 inci maddesinin birinci fıkrası uyarınca ONANMASINA, Aşağıda yazılı temyiz giderinin temyiz edene yükletilmesine, Dosyanın İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine, 31.05.2023 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.

Anonim şirketlerin organ yokluğu nedeniyle iş göremez duruma gelmesi halinde Türk Ticaret Kanunu'nun 1 inci maddesi yollamasıyla 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu'nun tüzel kişilere ilişkin hükümleri tatbik edilir. Türk Medeni Kanunu'nun 427 nci maddesinin birinci fıkrasının dördüncü bendi uyarınca, bir tüzel kişinin kanunen gerekli organlarından yoksun kalması ve yönetiminin başka yoldan sağlanamaması durumunda vesayet makamı tarafından yönetim kayyımı atanır. Organ yoksunluğu sebebine dayalı olarak talep edilen yönetim kayyımlığı istemi, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu çerçevesinde geçici hukuki koruma önlemi niteliğindedir.

4721 sayılı TÜRK MEDENİ KANUNU m. 427Kaynağı aç
Madde 427- Vesayet makamı, yönetimi kimseye ait olmayan mallar için gereken önlemleri alır ve özellikle aşağıdaki hâllerde bir yönetim kayyımı atar: 1. Bir kimse uzun süreden beri bulunamaz ve oturduğu yer de bilinemezse, 2. Vesayet altına alınması için yeterli bir sebep bulunmamakla beraber, bir kişi malvarlığını kendi başına yönetmek veya bunun için temsilci atamak gücünden yoksunsa, 3. Bir terekede mirasçılık hakları henüz belli değilse veya ceninin menfaatleri gerekli kılarsa, 4. Bir tüzel kişi gerekli organlardan yoksun kalmış ve yönetimi başka yoldan sağlanamamışsa, 5. Bir hayır işi veya genel yarar amacı güden başka bir iş için halktan toplanan para ve sair yardımı yönetme veya harcama yolu sağlanamamışsa. 2. İstek üzerine
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, E. 2023/4103, K. 2024/5891Kaynağı aç
11. Hukuk Dairesi         2023/4103 E.  ,  2024/5891 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ : İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 13. Hukuk Dairesi SAYISI : 2022/2134 Esas, 2023/799 Karar HÜKÜM : Esas Hakkında Yeniden Hüküm Kurulması İLK DERECE MAHKEMESİ : Bakırköy 5. Asliye Ticaret Mahkemesi SAYISI : 2021/403 E., 2022/608 K. Taraflar arasındaki şirkete yönetim kayyımı ve özel denetçi atanması davasından dolayı yapılan yargılama sonunda İlk Derece Mahkemesince davanın şirkete kayyım atanması yönündeki istem hakkında karar verilmesine yer olmadığına, şirkete özel denetçi atanması yönündeki istemin ise reddine karar verilmiştir. Kararın davacı vekili tarafından istinaf edilmesi üzerine, Bölge Adliye Mahkemesince davacı vekilinin istinaf başvurusunun usulen kabulü ile İlk Derece Mahkemesi hükmü kaldırılarak yeniden esas hakkında hüküm kurulmak suretiyle davanın şirkete kayyım atanması talebinin reddine, özel denetçi atanması yönündeki talebin koşulları oluşmaması nedeniyle reddine karar verilmiştir. Bölge Adliye Mahkemesi kararı, Yargıtayca duruşma istemli olarak davacı vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne, dava, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun (6100 sayılı Kanun) 369 uncu maddesinin ikinci fıkrası gereğince miktar veya değer söz konusu olmaksızın duruşmalı olarak incelenmesi gereken dava ve işlerin dışında bulunduğundan duruşma isteğinin reddine karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü: I. DAVA Davacı vekili dava dilekçesinde; müvekkilinin davalı şirket ortağı olduğunu, şirketin genel kurul toplantısı yapılmadığından yönetim kurulunun da oluşturulmadığını, zorunlu organlarından yoksun hale geldiğini, kötü yönetildiğini ve her geçen gün maddi zararının arttığını, hali hazırda yönetim yokluğunun giderilemediğini, davalılarca şirketin kötü yönetildiğini, davalıların şirket malvarlığından haksız menfaat temin ettiklerini, davalı şirketin hiç bir faaliyette bulunmadığını ileri sürerek davalı şirkete 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu'nun (4721 sayılı Kanun) 427 nci maddesinin dördüncü fıkrası gereğince kayyum ve ayrıca 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu'nun (6102 sayılı Kanun) 439 uncu maddesinin birinci fıkrası gereğince de özel denetçi atanmasına karar verilmesini talep etmiştir. II. CEVAP Davalılar vekili cevap dilekçesinde; müvekkili şirketin 16.10.2019 tarihli genel kurul toplantısında … …, … ve …'ün yönetim kurulu üyeliğine seçildiklerini, … …'ün vefatından sonra yönetim kurulu üyeliğinin sona ermesi nedeniyle şirket ana sözleşmesinin 7. maddesi uyarınca şirket ortaklarından …'ün yönetim kurulu tarafından 27.07.2020 tarihli ve 2 sayılı karar ile yönetim kurulu üyeliğine seçildiğini, yine yönetim kurulunun aynı kararı ile …'ün 1 yıl süre ile yönetim kurulu başkanı, …'ün başkan vekili seçildiklerini, bu hali ile … …'ün vefatından sonra yönetim kurulu başkan ve yardımcısı seçilmiş olmakla şirketin temsil ve ilzamında, ticari faaliyetlerinin yürütülmesinde herhangi bir aksaklık ve organ boşluğu bulunmadığını, davacının özel denetçi atanması talebi koşullarının da oluşmadığını savunarak davanın reddine karar verilmesini istemiştir. III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile yargılama devam ederken davalı şirkete ait 10.12.2021 tarihinde yapılan olağan genel kurul toplantısında alınan 7 nolu karar kapsamında şirket yönetim kurulu üyelerinin seçildiği, dolayısıyla şirketin 4721 sayılı Kanun'un 427 nci maddesinin dördüncü fıkrası kapsamında organsız kalmadığı, bu bağlamda dava açıldıktan sonra organ eksikliğinin giderildiği, bu talep yönünden karar verilmesine yer olmadığına kararı verilmesi gerektiğii; şirkete özel denetçi atanması için 6102 sayılı Kanun'un 439 uncu maddesinin ikinci fıkrası kapsamında davacı tarafın, kurucuların veya şirket organlarının kanunu veya esas sözleşmeyi ihlal ederek, şirketi veya pay sahiplerini zarara uğrattıklarına ilişkin dosyaya herhangi bir delil sunulmadığınan özel denetçi atanması yönündeki istemin de reddine karar vermek gerektiği gerekçesiyle şirkete kayyım atanması yönündeki istem hakkında karar verilmesine yer olmadığına, şirkete özel denetçi atanması yönündeki istemin reddine karar verilmiştir. IV. İSTİNAF A. İstinaf Yoluna Başvuranlar İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı vekili istinaf başvurusunda bulunmuşlardır. B. İstinaf Sebepleri Davacı vekili istinaf dilekçesinde özetle; davalı şirketin 2019 yılına ilişkin olağan genel kurul toplantısı ve 2020 yılına ilişkin olağanüstü genel kurul toplantıları yapılamamış olduğundan bahisle davalı şirkette azlık pay sahibi olan müvekkili tarafından toplantının gerçekleşmesi için usulüne uygun ilan ve davetin gönderilmesinin talep edildiğini, Beyoğlu 13. Noterliğinin 07.10.2020 tarihli ihtarnamesi ile davalılara ihtarname gönderildiğini, taraflarınca keşide edilen 07.10.2020 tarihli ihtarname sonrası davalı şirket Yönetim Kurulu'nun 15.10.2020 tarihli kararı ile, Türkiye Ticaret Sicil Gazetesi'nde yayınlanan toplantı daveti üzerine 2019 yılına ait Genel Kurul toplantısının 13.11.2020 tarihinde gerçekleştirilmesinin kararlaştırıldığını, buna göre belirlenen tarihte genel kurulun toplandığını ancak mali tabloların müzakeresi ve buna bağlı konuların görüşülmesinin 6102 sayılı Kanun'un 420 inci maddesi uyarınca 1 ay süre ile ertelendiğini, bunun üzerine yeni bir toplantı düzenlenmediğini, Genel Kurul'un toplanmaması, gündemde yer alan konuların görüşülmemesi, müvekkilinin bu süreçte bilgi alma hakkının ihlal edilmesi nedeni ile taraflarınca davalılara Beyoğlu 12. Noterliği'nin 07.10.2020 tarihli ihtarnamesinin gönderildiğini, "13.11.2020 tarihli Genel Kurul Toplantısı'nda görüşülmesi ertelenen finansal tabloların müzakeresi ve onaylanması ve buna bağlı maddelerin görüşülmesi için Genel Kurul toplantısının bir an önce gerçekleştirilmesinin" tekraren ihtaren bildirildiğini, tüm bu davetlere rağmen genel kurul toplantısının yapılamaması üzerine huzurdaki davanın ikame edildiğini, dava tarihinden sonra 2019 yılında olağan genel kurul toplantısı yapılabildiğini, 6102 sayılı Kanun'un 530 uncu maddesinde belirtilen organ yokluğu hususunun uzunca bir süre devam etmesinin somut olayda vuku bulduğunu, davalı şirkete ilişkin 2020 yılı genel kurul toplantısının müvekkilinin bilgi alma ve inceleme hakkını zedeleyecek şekilde geç yapıldığını, yapılan genel kurul toplantısında da müvekkilince sorulan sorulara genel geçer ve tabiri caizse baştan savma cevaplar verilerek müvekkilinin bilgi alma ve inceleme hakkının kullanılmasının adeta engellendiğini, Yerel mahkemece, belirtilen işbu hususta herhangi bir değerlendirme yapılmamış olmakla eksik incelemeye dayalı bir kararın husule geldiğini, ertelenen 2019 yılı genel kurul toplantısının en geç 13.12.2020 tarihine kadar yapılması gerektiği halde davalı şirket yönetim kurulunun toplantıyı 09.07.2021 tarih ve 10367 sayılı Türkiye Ticaret Sicil Gazetesi (TTSG) ile çağrı yaparak toplantının 27.07.2021 tarihinde yapılacağını duyurduğunu, bahsi geçen toplantıda bilgi alma talepleri kapsamındaki sorularına cevap verilmemiş olup tekrar toplantının ertelenmesinin talep edildiğini, tekraren bir ay içerisinde yapılması gereken genel kurul toplantısının yine zamanında yapılmadığını, 27.08.2021 tarihine kadar yapılması gereken 3. Genel kurul toplantısının, 16.11.2021 tarih ve 10452 sayılı TTSG ile 10.12.2021 tarihinde yapılacağının bildirildiğini, bilahare davalı şirketçe 27.09.2021 tarihinde müvekkilinin, bilgi alma ve inceleme hakkı kapsamında sormuş olduğu sorulara ilişkin davalı şirketçe genel geçer ve asla müvekkilini bilgilendirmeye ve aydınlatmaya yarar cevaplar verilmediğini, müvekkilinin bilgi alma hakkının engellendiğini, tanık beyanları ile şirketin organ yokluğunun mütemadiyen devam ettiğinin, bahsi geçen yıllara ilişkin davalı şirketin tüzel kişiliğinin mevcudiyetini sağlayan organların kurulmadığının veya çok geç kurulduğunun ispat ve tevsik edildiğini, Yerel mahkemece, gerekçeli kararda tanık beyanlarına ilişkin herhangi bir değerlendirme yapılmadığını, davalı şirketin davalılarca kötü yönetilmekle, hâkim payı temsil eden paydaşların çoğunluk gücünü kullanarak, şirket malvarlığından haksız menfaat elde ettiğinin ve şirketi iflasa sürüklediğinin aşikâr olduğunu, davalı şirket yönetim kurulunun eşit işlem ilkesi ve hakların sakınılarak kullanılması ilkesine uymadığını, basiretli bir tacirin işlerinde göstermesi gereken dikkat ve özeni işlerinde göstermediğini, bu nedenle şirketin her geçen gün zarara uğratıldığını, Yerel mahkemece bu hususta herhangi bir değerlendirme yapılmadığını, hali hazırda adeta bir aile şirketi olan ve bu şekilde yönetilen davalı şirketin büyük ortağı ve yine aileye mensup yönetim kurulu üyelerinin tüm hukuk dışı işlemlerde şirket menfatini hiçbir şekilde düşünmediğini, sadece kendi menfaatleri yönünde hareket ettiklerini, şirketin fiilen yönetim organından yoksun hale geldiğini, şirketin gereği gibi yönetilmediğini, Yerel mahkemece araştırılmayan bir diğer hususun şirketin son derece kötü yönetilmesi ve diğer ortaklardan pay devri yaparak hakim ortak olan pay sahibinin kendi gücünü şahsi menfaatleri doğrultusunda kötüye kullanması ile şirket sermayesinin önemli miktarda azalma gösterdiği hususları olduğunu, davalı şirketin bugün itibariyle faaliyet konusundaki hiçbir işi yapmadığını, şirketin kuruluş amacından saptığını, varlık amacı ortadan kalkmış olan ve kâr dağıtımı gibi herhangi bir ekonomik amaca hizmet etmeyen şirketin faaliyetini sürdürmesinde maddi veya ekonomik bir gereklilik bulunmadığını, davalı şirketin ticari faaliyetlerini sürdürdüğü ve merkezinin bulunduğu taşınmazın malikinin önceki yönetim kurulu üyesi (dava dışı-vefat eden) … … olduğunu, hali hazırda yönetim kurulu başkanı ve üyeleri … …'ün eşi ve çocukları olduğundan yeni malikin kendileri olduğunu, davalı şirket adına diğer davalılara ödenen kira bedeli dahi incelendiğinde şirketin çıkarlarına aykırı hareket edilerek kendilerine haksız kazanç sağladıklarının ortaya çıkacağını, tanık beyanları ile şirketin davalılarca kötü yönetildiğinin, hakim payı temsil eden paydaşların basiretli bir tacirin işlerinde göstermesi gereken dikkat ve özeni göstermediğinin aşikar olduğunu, bahsi geçen konulara ilişkin bilirkişi raporu alınmaksızın eksik ve yetersiz bir gerekçeyle, salt dava tarihinden sonra genel kurul toplantısının yapılmış olmasından bahisle karar verilmesine yer olmadığına karar verilmesinin hukuka uygun olmadığını, organ eksikliğinin giderildiğinin kabulünün mümkün olmadığını, müvekkili aleyhine vekalet ücretine hükmedilmesinin de hukuken hatalı olduğunu, Mahkemece verilen kararda yargılama devam ederken davalı şirkete ait 10.12.2021 tarihinde yapılan olağan genel kurul toplantısında alınan 7 nolu karar kapsamında yönetim kurulu üyelerinin seçildiğinden bahisle dava açıldıktan sonra organ eksikliğinin giderildiği belirtilerek bu talep yönünden karar verilmesine yer olmadığına karar verildiğini, bahsi geçen genel kurul toplantı ile organ eksikliğinin giderildiği varsayımında dahi Mahkemece belirtildiği üzere dava ikame edildikten sonra söz konusu eksiklik giderildiğinden bahisle müvekkilinin dava açmakta haklı olduğunun sabit olduğunu, organ eksikliğinin giderildiği değerlendirilse dahi huzurdaki davanın açılmasına sebebiyet veren davalı aleyhine ve müvekkili lehine vekalet ücretine hükmedilmesi gerekirken müvekkili aleyhine vekalet ücretine hükmedilmesi hukuken doğru olmayıp kaldırılması gerektiğini belirterek İlk Derece Mahkemesi kararının kaldırılmasını istemiştir. C. Gerekçe ve Sonuç Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile 6102 sayılı Kanun'un 440 ncı maddesinin ikinci fıkrası hükmü gereği mahkemece özel denetçi talebi hususunda verilen karar kesin nitelikte olup mahkemece gerekçeli kararda istinaf kanun yolunun açık olduğunun belirtilmiş olmasının bir önemi bulunmadığı, bu nedenle davacının özel denetçi tayini talebinin reddine ilişkin kararı yönünden istinaf talebinin reddi gerektiği, davalı şirket ana sözleşmesinin 7. maddesi uyarınca yönetim kurulunun en az üç en çok yedi üyeden oluşması gerektiği, davalılar … ile …'ün 16.10.2019 tarihinde yapılan genel kurul toplantısı ile üç yıl süre ile davalı şirktin yöneyim kurulu üyeliğine seçildikleri, aynı tarihte seçilen diğer yönetim kurulu üyesi … …'ün vefatı üzerine 6102 sayılı Kanun'un 363 üncü maddesi uyarınca davalı şirket yönetim kurulunun 27.07.2020 tarihli ve 2020/2 sayılı kararı ile …'ün, müteveffanın yerine yönetim kurulu üyeliğine seçildiği, buna göre dava tarihinde davalı şirketin yönetim kurulunun üç üyeden oluştuğu ve faaliyetine devam ettiği, herhangi bir organ boşluğunun bulunmadığı, davacı tarafın yönetim kurulunun davalı şirket zararına hareket ettiği, davalı şirketi kötü yönettiğine dair iddialarının ise bu davada ileri sürülebilecek iddialar olmadığı, dolayısıyla Mahkemece 4721 sayılı Kanun'un 427 inci maddesinin dördüncü fıkrası kapsamında şartları oluşmayan yönetim kayyımı atanması talebinin reddine karar verilmesi gerekirken davadan sonra 10.12.2021 tarihinde yapılan 2019 yılı olağan genel kurul toplantısında yönetim kurulu üyelerinin seçilmiş olması sebebiyle davacının kayyım atanması talebinin konusuz kaldığından bahisle karar verilmesine yer olmadığına karar verilmesinin usul ve yasaya aykırı olduğu gerekçesiyle davacı vekilinin istinaf başvurusunun usulen kabulü ile İlk Derece Mahkemesi kararının kaldırılmasına, davalı şirkete kayyım atanması talebinin reddine, davalı Şirkete özel denetçi atanması yönündeki talebin koşulları oluşmaması nedeniyle reddine karar verilmiştir. V. TEMYİZ A. Temyiz Yoluna Başvuranlar Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı vekili temyiz isteminde bulunmuştur. B. Temyiz Sebepleri Davacı vekili temyiz dilekçesinde özetle; istinaf dilekçesinde ileri sürdüğü hususları tekrar ederek kararın bozulmasını istemiştir. C. Gerekçe 1. Uyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme Uyuşmazlık, davalı şirkete yönetim kayyımı atanması şartlarının oluşup oluşmadığı noktasında toplanmaktadır. 2. İlgili Hukuk 6100 sayılı Kanun’un 369 uncu maddesinin birinci fıkrası ile 370 ve 371 inci maddeleri, 6102 sayılı Kanun'un 359, 363 ve 420 nci maddeleri ile 439 uncu maddesinin ikinci fıkrası ve 440 ıncı maddenin ikinci fıkrası. 3. Değerlendirme Dava, davalı anonim şirketin yasal ve zorunlu organlarının yokluğu nedeni ile yönetim kayyımı atanması ve özel denetçi tayini istemine ilişkindir. 6102 sayılı Kanun'un 440 ıncı maddesinin ikinci fıkrası uyarınca özel denetçi tayinine ilişkin mahkemenin verdiği kararın kesin olduğu düzenlenmiştir. Ayrıca; kayyım atanması istemi yönünden yapılan inceleme de davanın yasal dayanağı 4721 sayılı Kanun'un 427 nci maddesinin dördüncü fıkrası olup, bir tüzel kişinin gerekli organlarından yoksun kalması ve yönetiminin başka yoldan sağlanamaması durumunda yönetim kayyımı atanacağı düzenlenmiştir. Bu yöndeki istemin, mahiyeti itibariyle mahkemeden geçici hukuki koruma önlemine dair karar verilmesi niteliğinde olduğunda kuşku yoktur. Öte yandan, 6100 sayılı Kanun'un 382 nci maddesinin birinci fıkrasında, uyuşmazlığın hangi ölçütlere göre çekişmesiz yargı işi sayılacağı açıklanmış, Kanun'un ikinci fıkrasında da çekişmesiz yargı kapsamında olan işler sayılmış, 6100 sayılı Kanun'un 382/2-b-19 maddesinde de vesayet işlerinin çekişmesiz yargı işlerinden sayıldığı düzenlenmiştir. 6100 sayılı Kanun'un 362 nci maddesinin birinci fıkrasının (ç) fıkrasında ise çekişmesiz yargı işlerinde verilen kararların temyizinin kabil olmadığı öngörülmüştür. Açıklanan yasal düzenlemeler karşısında 4721 sayılı Kanun'un 427 nci maddesinin dördüncü fıkrasında hukuki dayanağını bulan eldeki kayyım tayini davası, 6100 sayılı Kanun'un 382/2-b-19 uncu maddesinde düzenlenen vesayet işleri kapsamında bulunması nedeniyle çekişmesiz yargı işi olduğu gibi mahiyeti gereğince 6100 sayılı Kanun'un 10 uncu kısmında yer verilen geçici hukuki koruma önlemi istemine ilişmesi nedeniyle, Bölge Adliye Mahkemesi kararı, 6100 sayılı Kanun'un 362 nci maddesinin birinici fıkrasının (ç) ve (f) bentleri gereğince temyiz edilemeyeceğinden 6100 sayılı Kanun'un 366 ncı maddesi delaletiyle 346 ncı maddesi gereğince davacı vekilinin temyiz dilekçesinin reddine karar verilmesi gerekmiştir. (Dairemizin 22.01.2021 tarih, 2020/871 E., 2021/1558 K. ve 04.11.2019 tarih, 2018/5724 E., 2019/6752 K., 28.05.2024 tarih, 2023/1320 E., 2024/4395 K. sayılı kararları) KARAR Açıklanan sebeplerle; Davacı vekilinin temyiz dilekçesinin REDDİNE, Peşin alınan temyiz karar harcının istek halinde ilgiliye iadesine, Dosyanın İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin kararı veren Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine, 03.09.2024 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, E. 2022/2841, K. 2023/6788Kaynağı aç
11. Hukuk Dairesi         2022/2841 E.  ,  2023/6788 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ : İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 12. Hukuk Dairesi SAYISI : 2020/1279 Esas, 2021/1164 Karar HÜKÜM : Usulden Ret İLK DERECE MAHKEMESİ : İstanbul 19. Asliye Ticaret Mahkemesi SAYISI : 2018/1374 E., 2019/513 K. Şirkete kayyım atanması davasından dolayı yapılan yargılama sonunda İlk Derece Mahkemesince davanın kabulüne, ek kararlarla kayyımların değiştirilmesine karar verilmiştir. Kararın ve ek kararların ilişkili kişiler … ve … vekili, … terekesi idare memuru, davayı vasi sıfatıyla açan ve ilk kararda kayyım atanan … tarafından istinaf edilmesi üzerine, Bölge Adliye Mahkemesince başvurunun kabulü ile İlk Derece Mahkemesi hükmü kaldırılarak yeniden esas hakkında hüküm kurulmak suretiyle davanın usulden reddine karar verilmiştir. Bölge Adliye Mahkemesi kararı … terekesi idare memuru tarafından temyiz edilmiş, Bölge Adliye Mahkemesi tarafından temyiz isteminin reddine karar verilmiş, … terekesi idare memuru tarafından ek karar temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü: I. DAVA Davacı vekili dava dilekçesinde; … Turizm İşl. ve İnş. Ltd. Şti.’nin … Daştan ve …’ün eşit hissedarlığında …’un 07.12.2016, müvekkilinin murisi …’in 20.11.2018 tarihinde vefat ettiğini, yaşayan ortağı kalmayan şirketin yüksek bedellerle kiralanabilecek taşınmazları ve banka mevduatı bulunduğunu, mirasçıların kısa sürede aralarında anlaşma şartlarının oluşmayacağı yönünde bir görünüm bulunduğunu, açılan tereke tespit davalarının uzun süre devam edebileceğini, şirketin taraf olduğu davaların ve yapılması gereken bir çok işin bulunduğunu, şirketin temsil ve ilzama yetkili kimsenin olmadığını ileri sürerek … Turizm İşl. ve İnş. Ltd. Şti.’ne ivedilikle kayyım veya kayyımlar tayin edilmesini talep etmiştir. II. CEVAP Dava …açıldığından, Mahkeme kararına kadar cevap dilekçesi verilmemiştir. III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile şirketin ortaklarının … ve … olduğu, iki ortaklı şirketin ortaklarından …'ün 07.12.2016 tarihinde, diğer ortak …’ün ise 20.11.2018 tarihinde vefat ettiği, bu iki ortaktan geriye mirasçılarının kaldığı, bu sebeple 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu’nun (4721 sayılı Kanun) 427 nci maddesinin dördüncü fıkrasında öngörülen koşulun gerçekleştiği, şirketin organsız kaldığı gerekçesiyle davanın kabulüne, … Turizm İşletmecilik Yatırım ve İnşaat Ltd. Şti.’ne temsil ve yönetim kayyımı olarak, …’ün atanmasına, kayyımın yönetim kurulu ve şirket müdür yetkilerini kullanmasına, kayyımlık kararının ticaret siciline tescil ve ilanı için gönderilmesine, ilan işlemlerinin davacı tarafça 1 hafta içerisinde elden götürülmek üzere yaptırılmasına, kayyıma karar ile birlikte görevinin tebliğine ve tebliğ ile birlikte kayyımlık görevine başlanmasına, kayyım ücret talep etmediğinden ücret takdirine yer olmadığına karar verilmiştir. Mahkemece, 20.02.2020 tarihli ek kararla; 21.11.2019 tarih 2018/1374 E., 2019/513 K. sayılı dava konusu şirkete kayyım …'ün atanmasına ilişkin itiraz nedeni ile kayyım ile sözkonusu şirket ortaklarının varisleri arasında menfaat çatışması söz konusu olduğundan kayyımın değiştirilmesi isteminin kabulüne, kayyım olarak serbest mali müşavir, …'nun … Turizm İşletmecilik Yatırım ve İnşaat Limited Şirketi'ne temsil ve yönetim kayyımı olarak tayinine, kayyımın yönetim kurulu ve şirket müdür yetkilerini kullanmasına, 29.06.2020 tarihli ek kararla da; kayyım …'nun talebinin kabulüne, kayyımlık görevinden affı ile yerine kayyım olarak serbest mali müşavir, …'ün … Turizm İşletmecilik Yatırım ve İnşaat Limited Şirketi'ne temsil ve yönetim kayyımı olarak tayinine karar verilmiştir. IV. İSTİNAF A. İstinaf Yoluna Başvuranlar İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararlarına karşı süresi içinde ilişkili kişiler … ve … vekilleri, … terekesi idare memuru, davayı vasi sıfatıyla açan ve ilk kararda kayyım atanan … istinaf başvurusunda bulunmuştur. B. İstinaf Sebepleri 1. İlişkili kişiler … ve … vekili istinaf dilekçesinde özetle; müvekkillerinin …’in ve …’un mirasçıları olduklarını, şirket organsız kalmışsa da her iki müteveffa ortağın terekesine tasfiye memuru ve resmi yönetici atandığını, şirketin yönetiminin tereke temsilcileri tarafından yapılması gerektiğini, şirket ortaklarının sağlığında başlayan, vefatlarından sonra devam eden davaların muris … adına işbu davanın davacısı ve atanan kayyımı tarafından takip edildiğini, taraflar arasında bariz husumet bulunduğunu, muris …’in vefatını müteakip miras hukukuyla ilgili bir çok çekişmeli hususun doğduğunu, vasiyetname ve ıskat iptal davaları açıldığını, atanan kayyımın kötü niyet taşıdığını, davanın …açılamayacağını, davacının adına dava açtığı kısıtlı ile menfaat çatışmasının bulunduğunu ileri sürerek kararın kaldırılmasını istemiştir. 2. … terekesi idare memuru istinaf dilekçesinde özetle; mahkemelerce şirket ortaklarından birinin terekesine tasfiye memuru, diğerinin tereke idare memuru atandığını, bu durumda 20.02.2020 tarihli ek kararla kayyımın tümüyle kaldırılmayıp değiştirilmesinin hukuka aykırılık taşıdığını ileri sürerek kararın kaldırılmasını istemiştir. 3. Davayı vasi sıfatıyla açan ve ilk kararda kayyım atanan … istinaf dilekçesinde özetle; kesinleşme şerhinden sonra ek kararla görevden alınmasının ve yeni kayyım atanmasının hukuka aykırılık taşıdığını, murisin kendisini vasiyeti yerine getirme görevlisi olarak atadığını, şirkete kayyım ve müdür olması gereken kişinin kendisi olduğunu, çünkü diğerlerinin şirkete ödemek istemedikleri borçları bulunduğunu ileri sürerek 20.02.2020 tarihli ek kararın kaldırılmasını istemiştir. C. Gerekçe ve Sonuç Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile … Turizm İşletmecilik Yatırım ve İnşaat Ltd. Şti.'nin % 50'şer hissedarı olan, … … ve …'ın vefat ettikleri, şirketin yönetimden yoksun olduğu hususunda ihtilaf bulunmadığı, her iki hissedarın terekesine idare memuru atandığı, terekenin idare memurlarınca yönetildiği, tereke yöneticilerinin ayrı ayrı verdikleri dilekçelerinde şirket hisselerinin de taraflarınca yönetilmesi gerektiğini ileri sürerek kayyım atama kararlarına itiraz ettikleri, 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu’nun (6102 sayılı Kanun) 596 ncı maddesinde düzenlendiği üzere esas sermaye payının miras yolu ile geçmesi halinde tüm haklar ve borçların genel kurulun onayına gerek olmaksızın esas sermaye payını iktisap eden kişiye geçmesi sebebi ile temsilci atanmasında hukuki yarar bulunmadığı, anonim şirket hisselerinin aksine limited şirket hisselerinin terekeye dahil olmadan mirasçılara doğrudan intikal ettiği, tereke idare memurlarının kayyım atanmasına itirazlarının yerinde görülmediği, limited şirketin organları teşekkül ettirilmek ve yeni şirket müdürü seçilene kadar yönetim ve temsil kayyımına ihtiyaç olduğu, mirasçıların paylarının intikali ve oluşacak ortaklar kurulu tarafından yeni şirket müdürü seçilene kadar şirkete yönetim kayyımı atanması gerektiği, emsal içtihatlara bakıldığında 6102 sayılı Kanun’da limited şirketlere kayyım atanmasını gerekli kılan sebeplere ve usulüne dair özel bir düzenleme bulunmaması nedeniyle aynı Kanun’un 1 inci maddesi yollaması ile 4721 sayılı Kanun'un bu konudaki ilgili hükümlerinin uygulanması gerektiği, 4721 sayılı Kanun’un 427 nci maddesinin dördüncü fıkrasında belirtilen “gerekli organlardan yoksun kalma” halinin, limited şirketin zorunlu organlarından yoksun kalmasını vurguladığı, kayyım atanması davasında husumetin mutlaka şirkete karşı da yönetilmesi gerektiği halde davanın şirkete yöneltilmediği, diğer mirasçıların tamamına da yöneltilebileceği, ancak …açılan davada davanın kabul edilerek şirkete kayyım tayin edildiği, taraf ehliyetinin dava şartlarından olduğu, resen gözetildiği, davalı tarafta taraf ehliyeti bulunan kimsenin bulunmadığı gerekçesiyle asıl karara yönelik mirasçı hissedarlar vekilinin; ek karara yönelik davacı ve mirasçıların istinaf başvurularının kabulüne, İlk Derece Mahkemesinin 21.11.2019 tarihli kararı ile 20.02.2020 tarihli ek kararının kaldırılmasına, …açılan davanın usulden reddine, ek kararla atanan son kayyımın görevine son verilmesine, kararın mirasçılardan biri tarafından başvuru halinde Ticaret Sicil Müdürlüğüne bildirilmesine karar verilmiştir. V. TEMYİZ A. Temyiz Yoluna Başvuranlar Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde muris … tereke temsilcisi temyiz isteminde bulunmuştur. B. Temyiz Sebepleri Muris … tereke temsilcisi temyiz dilekçesinde özetle; her ne kadar Bölge Adliye Mahkemesince kayyımlığın kaldırılmasına karar verilmiş ve tereke temsilciliğinin lehine bir durum oluşmuşsa da gerekçe kısmında usul ve yasaya aykırı hususlar bulunduğunu, zira 6102 sayılı Kanun’un 596 ncı maddesinde esas sermaye payının miras yolu ile geçmesi halinde tüm haklar ve borçlar genel kurulun onayına gerek olmaksızın esas sermaye payını iktisap eden kişiye geçeceği düzenlenmiş ise de terekeye dahil olan limited şirket hisselerinin hangi oranlarda ve hangi mirasçılara intikal edeceğinin huzurdaki görülen dosyada belirsiz olduğunu, … terekesinin bugün itibariyle hem yasal mirasçıları hem de vasiyetname ile atanmış mirasçısı bulunduğunu, yasal mirasçılar tarafından atanmış mirasçı aleyhine vasiyetnamenin iptali, olmadığı taktirde tenkisine karar verilmesi talepli dava açıldığını, bu haliyle yasal mirasçılar ile atanmış mirasçı arasında bu dava sonuçlanmadan ihtilafın sona ermeyeceğini, tarafların mirasçılık durumu ve keza mirasçı olacaklarsa mirasçılık oranının da belirsizlik taşıdığını, 6102 sayılı Kanun’un 596 ncı maddesinin mirasçılar arasında ihtilafsız durumlar için genel bir düzenlemeyi içerdiğini, 4721 sayılı Kanun’un 589 vd. maddelerine göre tereke temsilcisi atanması durumunun ise bu durumun istisnasını teşkil eden özel bir düzenleme ve uygulamayı içerdiğinden huzurda görülen davada 6102 sayılı Kanun’un 596 ncı maddesinin uygulanamayacağını, aksini kabulün miras bırakanın vasiyetname ile ölümünden sonra oluşturmak istediği mirasçılık durumunu ve tereke temsilciliği kurumunu yok saymak anlamına geleceği, 6102 sayılı Kanun’un 596 ncı maddesinin uygulanmasının bugün itibariyle önünün açılması ve söz konusu şirketin hisselerinin yasal mirasçılara devri halinde terekeye ait olan şirket hisselerinin de tereke dışına çıkartılmış olacağını, bu haliyle terekeye ait olan bir malın tereke hakimliğinin daha önce vermiş olduğu tereke tedbir şerh ve kararlarının da bertaraf edilmesi sonucunu doğuracağını, ayrıca Sulh Hukuk Mahkemesinde görülmekte olan ve tereke hakimliğince yürütülen bir kısım işlemlerin de tereke hakimliği kararı olmadan sonuçsuz bırakılması durumunu da oluşturacağını ileri sürerek kararın bozulmasını istemiştir. VI.BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ'NİN TEMYİZ BAŞVURUSU DEĞERLENDİRME KARARI Bölge Adliye Mahkemesi 03.01.2022 tarihli ek kararı ile; Bakırköy 2. Sulh Hukuk Mahkemesi’nin 10.10.2019 tarih, 2019/7 Tereke ve 2019/25 K. sayılı ilamı ile müteveffa …'ün tereke idare memurluğuna atanan Av….'nun yetkisinin, İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 6. Hukuk Dairesi’nin 27.05.2021 tarih, 2020/313 E., 2021/1265 K. sayılı ilamı ile yerel mahkeme kararının kaldırılarak Bakırköy 8. Sulh Hukuk Mahkemesi’nin 2018/42 Tereke sayılı dosyada terekenin tesbiti davasında karara bağlanması gerektiğinden … terekesine idare memuru atanmasına ilişkin kararın kaldırılmasına, dosyanın kararı veren mahkemeye gönderilmesine karar verildiği, tereke idare memurunun görevinin sona erdiği, eldeki davada da tüm mirasçılara tebliğin sağlandığı, tereke idare memuru Av. …'nun yetkisinin kalmadığı gerekçesiyle temyiz başvurusunun reddine karar verilmiştir. VII.EK KARARIN TEMYİZİ A. Temyiz Yoluna Başvuranlar Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen temyiz başvurusu değerlendirme kararına karşı süresi içinde muris … tereke temsilcisi temyiz isteminde bulunmuştur. B. Temyiz Sebepleri Muris … tereke temsilcisi temyiz başvurusunun değerlendirilmesine ilişkin karara yönelik temyiz dilekçesinde özetle; Bölge Adliye Mahkemesi 6. Hukuk Dairesinin dosyanın esasına girmediğini, verdiği kararda tereke temsilciliği sıfatına ilişkin inceleme ve değerlendirme yapılmadığını, usuli bir karar verildiğini, Bakırköy 2. Sulh Hukuk Mahkemesi’nin ve dosyanın birleştirme ile gönderildiği Bakırköy 8. Sulh Hukuk Mahkemesi’nin de tereke temsilciliğinin sona erdiğine dair bir karar tesis etmediğini, bu durumda Bölge Adliye Mahkemesi’nin tereke temsilciliğinin devam edip etmeyeceği yönünde bir karar vermesinin usul ve yasalara aykırılık taşıdığını, tereke temsilciliğinin yürütülmesi ile ilgili karar veremeyeceğini, Bakırköy 2. Sulh Hukuk Mahkemesi’nin dosyasının birleştirildiği Bakırköy 8. Sulh Hukuk Mahkemesi’nin 2018/42 Tereke sayılı dosyasının 19.01.2022 tarihli celsesinde muris …’ün terekesine kendisinin atandığını ileri sürerek ek kararın ve temyiz dilekçesindeki itirazları doğrultusunda asıl kararın bozulmasını istemiştir. C. Gerekçe 1. Uyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme Dava, limited şirkete kayyım atanması istemine ilişkindir. 2. İlgili Hukuk 1. 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun (6100 sayılı Kanun) 366 ncı maddesinin atfıyla 346 ncı maddesi. 2. 6102 sayılı Kanun'un 596 ncı maddesi. 3. 4721 sayılı Kanun'un 589 vd. maddeleri. 3. Değerlendirme Temyiz istemi, tereke idare memurunun görevinin sona erdiği gerekçesiyle … terekesi idare memurunun temyiz başvurusunun yapılmamış sayılmasına yönelik Bölge Adliye Mahkemesinin 03.01.2022 tarihli ek kararına ilişkindir. Temyiz başvurusunun yapılmamış sayılmasına ilişkin Bölge Adliye Mahkemesince verilen ek karar yerinde olduğundan temyiz isteminin reddi ile söz konusu kararın onanması gerekir. KARAR: Açıklanan sebeple; Bölge Adliye Mahkemesince verilen 03.01.2022 tarihli ek kararının ONANMASINA, Aşağıda yazılı temyiz giderinin temyiz edene yükletilmesine, Dosyanın İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin kararı veren Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine, 23.11.2023 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.

Organ Yoksunluğu ve Yönetim Kilitlenmesi Koşulları

Organlardan yoksunluk hali; genel kurulun toplantıya çağrılamaması, genel kurulun toplanmasına rağmen yönetim kurulunu seçememesi, yönetim kurulunda açılan üyeliklere atama yapılamaması sebebiyle karar veya toplantı nisabının oluşamaması ya da nisap yokluğu sebebiyle organın devamlı bir şekilde çalışamaması durumlarında gündeme gelir. Yargıtay 11. Hukuk Dairesi'nin 2014/4548 Esas, 2015/2472 Karar sayılı ilamında aktarılan ilk derece mahkemesi gerekçesinde de belirtildiği üzere, organ eksikliğine dayalı taleplerde şirket organlarından birisinin eksikliği veya genel kurulun uzun yıllardır toplanamaması olgusunun mevcudiyeti aranmaktadır.

Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, E. 2014/4548, K. 2015/2472Kaynağı aç
11. Hukuk Dairesi         2014/4548 E.  ,  2015/2472 K. "İçtihat Metni" ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ Taraflar arasında görülen davada Asliye Ticaret Mahkemesi’nce verilen 19/11/2013 tarih ve 2013/188-2013/398 sayılı kararın duruşmalı olarak incelenmesi davacılar vekili tarafından istenmiş olup, duruşma için belirlenen 24/02/2015 günü hazır bulunan davacılar vekili Av. … ile davalılar vekili Av. … dinlenildikten sonra duruşmalı işlerin yoğunluğu ve süre darlığından ötürü işin incelenerek karara bağlanması ileriye bırakıldı. Tetkik Hakimi … tarafından düzenlenen rapor dinlenildikten ve yine dosya içerisindeki dilekçe, layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup incelendikten sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü: Davacılar vekili, davalı şirketin süt ve süt ürünleri alanında faaliyet gösterdiğini, tarafların bu şirketin ortakları olduğunu, müvekkillerinin azınlık pay sahibi, davalı gerçek kişilerin ise hakim ortak konumunda bulunduklarını, hakim ortak olan davalıların şirketin işleyişi, ciro, kâr dağılımı ve benzeri konularda müvekkillerine bilgi vermekten imtina ettiklerini ve şirketi kendi inisiyatifleri doğrultusunda yönettiklerini, davacı …'un davalı şirketin yönetim kurulu üyesi olmasına karşın, yönetim kurulu toplantılarına dahi çağrılmadığını, davacıların bilgi edinme haklarının çekilen ihtarnamelere rağmen engellendiğini, ortaklar arasında büyük bir iletişimsizlik bulunduğunu, sektörde büyük bir ciroya sahip olan şirketin reel kârı ile resmiyetteki kâr oranlarının farklı gösterildiğini, davalı şirketten elde ettikleri gelir dışında başka bir gelirleri olmayan davalı ortakların mal varlığında son dönemde meydana gelen büyük artışın bu durumun açık bir göstergesi olduğunu, davalı yöneticilerin şirketi yönetirken özen yükümlülüklerine aykırı davrandıklarını, davalı şirketin Şubat ayında hazırlanması gereken yıllık faaliyet raporunun üç aylık bir zaman geçmesine karşın halen hazırlanmadığını ileri sürerek, davalıların temsil yetkisinin kaldırılarak, davalı şirketin temsil yetkisinin mahkemece atanacak kayyuma verilmesini talep ve dava etmiştir. Davalılar vekili, davacı tarafın 6102 sayılı TTK'nın 235/1. maddesine dayanarak kayyum atanması talepli bu davayı açtığını, gösterilen gerekçenin hiçbir maddi delile dayanmadığını, dayanak alınan yasa maddesinin kollektif şirketlerle ilgili olduğunu ve anonim şirketlerde uygulanamayacağını, anonim şirketlerde kayyum atanmasına ilişkin şart ve koşulların MK'nın 427/4 ve 6102 sayılı TTK'nın 530'uncu maddesinde düzenlendiğini, anonim şirkete kayyum atanması için gerekli olan ''şirket organlarının gerekli sayının altına düşmesi, genel kurul ve yönetim kurulu toplantılarının gerçekleştirilememesi, şirket yönetiminin sağlanamaması'' gibi sebeplerin somut olayda bulunmadığını, müvekkili şirketin bütün organlarının faal olarak çalıştığını ve herhangi bir sıkıntı bulunmadığını, davacıların şirketten bilgi alamadıklarına, toplantılarına davet edilmediklerine, yönetim kurulu yıllık faaliyet raporunun oluşturulmadığına ve yönetimde söz sahibi olmadıklarına ilişkin iddialarının asılsız olduğunu, davacıların gerçek kişi davalılara yönelik diğer suçlamalarını da kabul etmediklerini savunarak, davanın reddini dilemiştir. Mahkemece, iddia, savunma ve dosya kapsamına göre, anonim şirketlerde kayyım atanmasına ilişkin düzenlemenin TTK'nun 530. maddesinde düzenlendiği, şirket organlarından birisinin eksikliğinin veya genel kurulun uzun yıllardır toplanamamasının gerektiği, davacıların bu durumun varlığını iddia etmediği gerekçesiyle, davanın reddine karar verilmiştir. Kararı, davacılar vekili temyiz etmiştir. Dava dosyası içerisindeki bilgi ve belgelere, delillerin tartışılıp, değerlendirilmesinde usul ve yasaya aykırı bir yön bulunmamasına, TTK'nun 364. maddesi uyarınca yönetim kurulunu azil yetkisinin genel kurulun mutlak yetkilerinden olmasına göre, davacılar vekilinin tüm temyiz itirazlarının reddi gerekmiştir. SONUÇ: Yukarıda açıklanan nedenlerle davacılar vekilinin tüm temyiz itirazlarının reddi ile usul ve yasaya uygun bulunan hükmün ONANMASINA, takdir olunan 1.100 TL duruşma vekalet ücretinin davacılardan alınarak davalılara verilmesine, aşağıda yazılı bakiye 2,50 TL temyiz ilam harcının temyiz eden davacılardan alınmasına, 24/02/2015 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.

Yönetim kurulunun düzenli şekilde toplanmasının ardından toplantıda karar nisabının sağlanamaması veya bazı üyelerin kararlara muhalif kalması organsızlık hali sayılmaz. Yönetim organının hiç toplanamaması yahut toplanmasına rağmen karar alamaması halindeki kurumsal kilitlenmenin organsızlık seviyesine ulaşabilmesi için bu durumun uzunca bir süre devam etmesi ve şirketin fiilen çalışamaz vaziyete gelmesi şarttır. Hangi sürenin uzunca kabul edileceği ise somut olayın özellikleri göz önünde bulundurularak mahkemece belirlenir.

Yönetim kurulu üyelerinin yasal görev süresinin dolması, başka koşullar gerçekleşmedikçe Türk Medeni Kanunu m. 403 kapsamında kayyum atanmasını gerektirmez. Organın süresi dolmuş olsa dahi görevi, yeni üyelerin seçilmesini sağlamak amacıyla ve var olan işlerle sınırlı kalmak kaydıyla kural olarak devam eder. Ancak organ yoksunluğunun süreklilik kazandığı hallerde, şirketin genel kurulunu toplantıya çağırmak ve organ seçimini gerçekleştirmek üzere yetkilendirilmek maksadıyla Türk Medeni Kanunu'nun 427 nci maddesinin dördüncü fıkrası uyarınca kayyım atanması yoluna gidilir.

Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, E. 2015/15547, K. 2017/2554Kaynağı aç
11. Hukuk Dairesi         2015/15547 E.  ,  2017/2554 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ :ASLİYE HUKUK MAHKEMESİ Taraflar arasında görülen davada … Asliye Hukuk Mahkemesi’nce bozmaya uyularak verilen 06/05/2015 tarih ve 2014/45-2015/16 sayılı kararın Yargıtayca incelenmesi davacı vekili tarafından istenmiş ve temyiz dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşılmış olmakla, dava dosyası için Tetkik Hakimi … tarafından düzenlenen rapor dinlendikten ve yine dosya içerisindeki dilekçe, layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup, incelendikten sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü: Davacı vekili, davacının … Tic. Ltd. Şti'nin %50 oranında ortağı olduğunu, şirketin %50 ortağının ise davalı … olduğunu, tarafların ortağı olduğu şirketin 2007 yılından beri yasal temsilcisinin bulunmaması nedeniyle, resmi kurumlar, ticari muhatapları ve 3. şahıslar nezdinde şirketi temsil edecek, şirketin hak ve çıkarlarını koruyacak temsilci atanması gerektiğini ileri sürerek, davacının şirketi münferiden temsil ve ilzama yetkili olmak üzere şimdilik tedbiren kayyum olarak atanmasına, dava sonunda ise kesin olarak şirketin fesih ve tasfiyesine kadar bu göreve atanmasına karar verilmesini talep ve dava etmiştir. Davalı vekili, davanın reddini talep etmiştir. Mahkemece, Dairemizin bozma ilamına uyularak, iddia, savunma ve dosya kapsamına göre, tarafların dava dışı şirketin eşit hisseli ortakları olduğu, şirketin ana sözleşmesinde ilk üç yıl … ve …'ın şirket müdürü seçildikleri ve süre bitiminde tekrar şirket müdürü belirlenmediği, dava dışı şirkete yönetim kayyumu atanmasını gerektiren bir durum olmadığı, zira ortakların şirket müdürü olarak yetkileri sona erdiği tarih itibariyle yürürlükte olan mülga 6762 sayılı Türk Ticaret Kanunu uyarınca ortaklar kurulunca aksine bir karar alınmadığı sürece ismen şirket müdürleri belirtilmediği hallerde tüm ortakların aynı zamanda müdür sıfatını haiz olduğunun düzenlendiği, ortaklar arasında yönetime ilişkin bir takım uyuşmazlıkların olmasının şirkete kayyım atanmasını gerektirmeyeceği, şirket yönetiminde müşterek olarak yetkili olan her iki ortağın şirketin çıkarlarını gözeterek asgari müşterekte uzlaşmadıkları takdirde kanunda çeşitli yolların öngörüldüğü, şirketin feshi ve tasfiyesi davasının söz konusu olmadığı gibi bir şirketin ilelebet kayyım marifetiyle yönetilemeyeceği gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir. Kararı, davacı vekili temyiz etmiştir. Dava, limited şirkete kayyum atanması istemine ilişkindir. Mahkemece, davanın reddine karar verilmiştir. Davacının, dava dışı şirkete kuruluştan sonra devir almak suretiyle hissedar olduğu konusunda uyuşmazlık bulunmamaktadır. 6762 sayılı TTK m. 540/3 gereğince, kuruluştan sonra şirkete giren ortaklar, bu hususta umumi heyetin ayrı bir kararı olmadıkça, idare ve temsile mezun ve mecbur değildir. Bu durumda, davacının ayrı bir karar olmadığı sürece diğer ortakla birlikte şirketin müdürlük görevini yerine getiren kişi olarak kabulü mümkün değildir. Öte yandan, dava tarihi itibariyle 6103 sayılı Türk Ticaret Kanunu'nun Yürürlüğü ve Uygulama Şekli Hakkındaki Kanun'un 25. maddesine göre ‘‘Türk Ticaret Kanunu'nun yürürlüğe girdiği tarihte görevde bulunan anonim şirket yönetim kurulları ile limited şirket müdürleri, görevden alınmaları veya yönetim kurulu üyeliğinin başka bir sebeple boşalması hâli hariç, sürelerinin sonuna kadar görevlerine devam ederler. Ancak, tüzel kişinin temsilcisi olarak üye seçilmiş bulunan gerçek kişinin, Türk Ticaret Kanunu'nun yürürlüğe girdiği tarihten itibaren üç ay içinde istifa etmesi, onun yerine tüzel kişinin ya da başkasının seçilmesi gerekir. Tüm ortakların hep birlikte müdür sıfatıyla şirket işlerini idare ve şirketi temsil ettiği limited şirketlerde de aynı üç aylık süre içinde Türk Ticaret Kanunu'nun 623. maddesi hükmünün gereği yerine getirilir." Somut uyuşmazlıkta bu yönde bir iddia da taraflarca ileri sürülmediğine göre, dava dışı şirket ana sözleşmesiyle atanan müdürlerin görev süresinin dolduğu dikkate alınmak suretiyle, şirkete genel kurulu toplantıya çağırmak için yetkili kılınmak üzere TMK m. 427/4 gereğince kayyum tayini gerekirken yazılı şekilde karar verilmesi doğru görülmeyip bozmayı gerektirmiştir. SONUÇ: Yukarıda açıklanan nedenlerle, davacı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile kararın anılan taraf yararına BOZULMASINA, ödediği peşin temyiz harcının isteği halinde temyiz edene iadesine, 02.05.2017 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.

Kötü Yönetim İddiaları ve Genel Kurulun Yetkileri

Ortaklar arasındaki fikir ayrılıkları, kişisel uyuşmazlıklar yahut yönetim kurulunun şirketi basiretle idare edemediği, zarara uğrattığı veya beklenen kârlılığa ulaştıramadığı iddiaları kayyum atanması için haklı sebep oluşturmaz. Yöneticilerin görevlerini gereği gibi yerine getirmemesi ve özen yükümlülüğünü ihlal etmeleri, yöneticilerin hukuki sorumluluğuna dayalı tazminat davasına konu teşkil edebilir; ancak bu neviden kötü yönetim savları tek başına şirkete kayyım atanmasının gerekçesi yapılamaz.

6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu'nun 364 üncü maddesi uyarınca yönetim kurulu üyelerini görevden alma ve yeni üyeleri seçme yetkisi genel kurulun devredilemez mutlak yetkilerindendir. Yargıtay 11. Hukuk Dairesi'nin 2022/148 Esas, 2023/3387 Karar sayılı ilamına konu yargılamada vurgulandığı üzere, sermaye şirketlerinde asıl olan şirketin ortaklar tarafından seçilen yöneticiler eliyle idare edilmesidir. Bu doğrultuda organ boşluğu bulunmayan bir şirkette yöneticilerin temsil yetkisinin kaldırılarak kayyum atanması istemi genel kurulun yetki alanına müdahale niteliği taşıdığından dinlenmez. Ticari faaliyeti bulunmayan ancak tasfiye sürecine de girmemiş bir şirkette de organlar iş başında olduğu müddetçe kayyum talep edilemez.

Belirli İşlerin Görülmesi ve İvedi İdari Yükümlülükler

Türk Medeni Kanunu'nun 403 üncü maddesinin ikinci fıkrası uyarınca kayyım, belirli işleri görmek veya bir malvarlığını yönetmek amacıyla atanır. Aynı maddenin üçüncü fıkrası gereğince vasi hakkındaki kanuni kurallar kural olarak kayyım hakkında da uygulanır. Vesayet makamı kanunda belirtilen hallerde ilgilisinin istemi üzerine veya re'sen temsil kayyımı görevlendirebilir; nitekim Türk Medeni Kanunu m. 426/3 yasal temsilcinin görevini yerine getirmesine engel bulunması durumunu düzenlemektedir. Buna karşın anonim şirketin organları yasal temsilci statüsünde olmayıp tüzel kişinin iradesini açıkladığından Türk Medeni Kanunu m. 426/3 hükmü anonim şirket organlarını kapsamaz. Şirket organları iş başında olduğu müddetçe kural olarak belirli işlerin görülmesine dair TMK m. 403 hükmü uygulanamaz.

Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, E. 2022/3263, K. 2023/7228Kaynağı aç
11. Hukuk Dairesi         2022/3263 E.  ,  2023/7228 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ : Antalya Bölge Adliye Mahkemesi 11. Hukuk Dairesi SAYISI : 2020/1457 Esas, 2022/155 Karar DAVACILAR : 1.Zahir Döviz ve … Ticaret A.Ş. 2…. vekilleri Avukat … DAVALILAR : 1…. 2…. vekili Avukat … DAVA TARİHİ : HÜKÜM : Esastan red İLK DERECE MAHKEMESİ : … 1. Asliye Hukuk Mahkemesi SAYISI : 2019/100 E., 2020/174 K. Taraflar arasındaki kayyım atanması davasından dolayı yapılan yargılama sonunda İlk Derece Mahkemesince davanın reddine karar verilmiştir. Kararın davacılar vekili tarafından istinaf edilmesi üzerine, Bölge Adliye Mahkemesince başvurunun esastan reddine karar verilmiştir. Bölge Adliye Mahkemesi kararı davacılar vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü: I. DAVA Davacılar vekili dava dilekçesinde; tarafların Avsallar Mah. İncekum Cad. No:43/A … adresinde davacı Zahir Döviz ve … A.Ş.'nin ortakları olduğunu, bu şirketin %65 hissesinin aynı zamanda şirketin yönetim organı temsilcisi olan davacı …'a, %30 hissesi davalı …'a, % 5 hissesi de davalı …'e ait olduğunu, Maliye ve Hazine Bakanlığı'nın 2018- 32/45 sayılı tebliğ uyarınca 01.07.2019 tarihine kadar yapılması zorunlu işlemlerin ifası için davalılara ihtar çekildiğini, ancak davalılarca işlemlerin yerine getirilmediğini, tüm bu nedenlerle Maliye ve Hazine Bakanlığı'nın 2018- 32/45 sayılı tebliğ uyarınca 01.07.2019 tarihine kadar yapılması zorunlu işlemlerin ifası için 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu'nun (4721 sayılı Kanun) 403 üncü maddesinin ikinci fıkrası ve devamı maddeleri uyarınca işin aciliyeti, süre kısıtlılığı ve yapılacak işlerin davalıların menfaatine olacağı nazara alınarak davalılara tebligat ve kayyımla ilgili menfaat çatışması araştırması yapılmaksızın ihtiyati tedbir yoluyla mahkemede hazır edilecek olan … …'un veya mahkemece uygun görülecek başka bir şahsın Hazine ve Maliye Bakanlığı Mali Sektörle İlişkiler ve Kambiyo Genel Müdürlüğü'nün şirket ortaklarınca yerine getirilmesi istenen yükümlülüklerin ifasıyla sınırlı olarak kayyım atanmasına, atanacak kayyıma tüm bu belgelerin temini, işlemlerin ifası için elden takip yetkisi verilerek davanın kabulüne karar verilmesini talep etmiştir. II. CEVAP 1.Davalı … vekili cevap dilekçesinde; şirket ortağının diğer ortaklara böyle bir dava açmasının mümkün olmadığını, anonim şirketlerin sermaye ortaklıkları olduğunu, sermaye ortaklıkları olmasından dolayı da kanun koyucunun amacının sermayelerin korunması olduğunu, bu noktada davacının davasında ileri sürdüğü hususların öncelikle hukuki temelinin oturtulması gerektiğini, Sermaye ortaklıklarının 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu'ndaki (6102 sayılı Kanun) düzenlemesinde kayyum atanması talebine ilişkin hiçbir yasal düzenleme bulunmadığını, anonim şirketlerde kayyum atanabilmesi için öncelikle 4721 sayılı Kanun'un 403 üncü maddesi uyarınca kayyum belirli işleri görmek ve malvarlığını yönetmek için atanabileceğini, 4721 sayılı Kanun'un 426 ncı maddesinin üçüncü fıkrası uyarınca yasal temsilcinin görevini yerine getirmesine bir engel varsa ilgilinin isteği üzerine veya resen temsil kayyumu atanmasının mümkün olduğunu, aynı Kanun'un 427 nci maddesinin dördüncü fıkrası uyarınca da "bir tüzel kişi gerekli organlarından yoksun kalırsa ve yönetim başka yoldan sağlanmazsa" diyerek tüzel kişinin organsız kalması yani, iş göremez hale gelmesinin düzenlendiğini, somut olayımızda davacının talebinin tarafların ortağı olduğu şirkete kayyum atanmasına ilişkin olduğunu davacının talebinin hukuka aykırı olduğunu savunarak davanın reddini istemiştir. 2.Davalı …, duruşmadaki beyanında davanın reddine karar verilmesini istemiştir. III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile davacı Zahir Döviz ve … A.Ş.'ye belirli işlerin yapılması için kayyım atanmasının talep edildiği, 4721 sayılı Kanun'un 403 üncü maddesinin ikinci fıkrasında, kayyımın, belirli işleri görmek veya malvarlığını yönetmek için atanacağı, 4721 sayılı Kanun'un 427 nci maddesinde ise bir tüzel kişi gerekli organlardan yoksun kalmış ve yönetimi başka yoldan sağlanamamışsa kayyım atanacağı hususlarının düzenlendiği, davacı şirketin organ yoksunluğunun bulunmadığı ve yönetimin sağlanamadığının davacı tarafça ispat edilemediği gerekçeleriyle davanın reddine karar verilmiştir. IV. İSTİNAF A. İstinaf Yoluna Başvuranlar İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacılar vekili istinaf başvurusunda bulunmuştur. B. İstinaf Sebepleri Davacılar vekili istinaf dilekçesinde özetle; şirket ortağı olan davalıların, kendileri tarafından yerine getirilmesi gereken yükümlülükleri yerine getirmekten imtina ettiğini ve halen de imtina etmeye devam ettiklerini, 01.07.2019 tarihine kadar yerine getirilmesi zorunlu olan bu yükümlülüklerin yerine getirilmesi için 5 … gibi kısa bir süre kalmış olmasına rağmen davalı şirket ortaklarının bu yükümlülüklerini yerine getirmeyerek şirketin faaliyet izninin iptali ve dolayısıyla da şirketin mahvına yol açacak bir tutum sergilediklerini, zira faaliyet izninin iptali durumunda şirketin hiçbir değerinin kalmayacağını, mahkemece herhangi bir gerekçe ortaya konmaksızın genel geçer ifadelerle davanın reddine karar verilmesinin usul ve yasaya aykırı olduğunu belirterek İlk Derece Mahkemesi kararının kaldırılmasını istemiştir. C. Gerekçe ve Sonuç Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile davalıların temsilcisi olduğu şirketin organsız kalmadığı, 4721 sayılı Kanun'un 427 nci maddesine göre organ eksikliği bulunmayan şirkete kayyum atanamayacağı, kamu düzenine herhangi bir aykırılığın bulunmaması ve kararın usul ve esas yönünden hukuka uygun olduğu gerekçesiyle davacılar vekilinin istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiştir. V. TEMYİZ A. Temyiz Yoluna Başvuranlar Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacılar vekili temyiz isteminde bulunmuştur. B. Temyiz Sebepleri Davacılar vekili temyiz dilekçesinde; istinaf dilekçesinde ileri sürdüğü hususları tekrar ederek kararın bozulmasını istemiştir. C. Gerekçe 1. Uyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme Uyuşmazlık, anonim şirkete belirli işlemlerin yerine getirilmesi için kayyım atanması istemine ilişkindir. 2. İlgili Hukuk 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun (6100 sayılı Kanun) 369 uncu maddesinin birinci fıkrası ile 370 ve 371 … maddeleri, 4721 sayılı Kanun'un 403 üncü maddesinin ikinci fıkrası, 426 ncı maddesinin üçüncü fıkrası ve 427 nci maddesinin dördüncü fıkrası. 3. Değerlendirme 1. Tarafların iddia, savunma ve dayandıkları belgelere, uyuşmazlığın hukuki nitelendirilmesi ile uygulanması gereken hukuk kurallarına, dava şartlarına, yargılamaya hâkim olan ilkelere, ispat kurallarına ve temyiz olunan kararda belirtilen gerekçelere ve şirketin belli işlemlerinin yerine getirilmesine yönelik kayyım atanması talepli davada davacı … yönünden aktif dava ehliyetinden davanın reddi gerekirken davanın reddine karar verilmesi yerinde değil ise de, bu davacı yönünden verilen ret kararı sonucu itibariyle doğru olmasına göre aşağıdaki paragrafın kapsamı dışındaki davacılar vekilinin temyiz itirazları yerinde görülmemiştir 2.Dava, belirli işlemlerin yerine getirilmesine yönelik kayyım atanması istemine ilişkindir. Dava dilekçesinde, Hazine ve Maliye Bakanlığı Mali Sektörle İlişkiler ve Kambiyo Genel Müdürlüğü'nün şirket ortaklarınca yerine getirilmesi istenen yükümlülüklerin ifasıyla sınırlı olarak davacı şirkete kayyım atanması talep edilmiştir. 4721 sayılı Kanun'un 403 üncü maddesinin ikinci fıkrasında Kayyım'ın belirli işleri görmek ve malvarlığını yönetmek için atanabileceği düzenlenmiştir. Hazine ve Maliye Bakanlığı Mali Sektörle İlişkiler ve Kambiyo Genel Müdürlüğünün Şirket Ortaklarınca yerine getirilmesi istenen yükümlüklüklerin '' A- Müflis olunmadığına , Konkordato ilan edilmediğine ve İflasın ertelenmesi kararının verilmediğine dair beyan, B-Adli sicil belgesi, C- Vergi Borcu Bulunmadığına Dair Belge, D- Yetkili Müessese kuruluşu için kurucular beyannamesi, E- Tebliğde belirtilen şartları sağladığına ilişkin yazılı beyan, F- Ticari Özgeçmiş '' şeklinde olduğu, davalılara ihtar çekilmesine rağmen söz konusu ivedi işlemlerin yerine getirilmediği ve şirket lehine yapılması gereken işlemlerin yapılmadığı, davalı ortakların yükümlülüklerini yerine getirmeyerek şirketin faaliyet izninin iptaline yol açabileceklerinin iddia edildiği anlaşıldığından sadece bu yükümlülüklerin yerine getirilmesiyle sınırlı olarak kayyım tayin edilmesi talep edildiği hususu gözetilmeksizin yanılgılı değerlendirilmeyle şirketin organ yoksunluğu olmadığı gerekçesiyle yukarıda yazılı şekilde karar verilmesi doğru olmamış, kararın bozulması gerekmiştir. VI. KARAR Açıklanan sebeplerle; 1.Davacılar vekilinin bozma kapsamı dışındaki temyiz itirazlarının REDDİNE, 2. Temyiz olunan, İlk Derece Mahkemesi kararına karşı istinaf başvurusunun esastan reddine ilişkin Bölge Adliye Mahkemesi kararının ORTADAN KALDIRILMASINA, 3. İlk Derece Mahkemesi kararının BOZULMASINA, Peşin alınan temyiz karar harcının istek hâlinde davacılara iadesine, Dosyanın kararı veren İlk Derece Mahkemesine, bozma kararının bir örneğinin kararı veren Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine, 11.12.2023 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.
4721 sayılı TÜRK MEDENİ KANUNU m. 403Kaynağı aç
Madde 403- Vasi, vesayet altındaki küçüğün veya kısıtlının kişiliği ve malvarlığı ile ilgili bütün menfaatlerini korumak ve hukukî işlemlerde onu temsil etmekle yükümlüdür. Kayyım, belirli işleri görmek veya malvarlığını yönetmek için atanır. Bu Kanunun vasi hakkındaki hükümleri, aksi belirtilmiş olmadıkça kayyım hakkında da uygulanır. İKİNCİ AYIRIM VESAYETİ GEREKTİREN HÂLLER A. Küçüklük
4721 sayılı TÜRK MEDENİ KANUNU m. 426Kaynağı aç
Madde 426- Vesayet makamı, aşağıda yazılı olan veya kanunda gösterilen diğer hâllerde ilgilisinin isteği üzerine veya re'sen temsil kayyımı atar: 1. Ergin bir kişi, hastalığı, başka bir yerde bulunması veya benzeri bir sebeple ivedi bir işini kendisi görebilecek veya bir temsilci atayabilecek durumda değilse, 2. Bir işte yasal temsilcinin menfaati ile küçüğün veya kısıtlının menfaati çatışıyorsa, 3. Yasal temsilcinin görevini yerine getirmesine bir engel varsa. II. Yönetim 1. Kanun gereği

Şirket ortaklarının şirketin faaliyet izninin iptaline yol açabilecek ivedi işlemleri yerine getirmekten kaçındığı durumlarda, münhasıran bu yükümlülüklerin ifasıyla sınırlı kayyım talep edilebilir. Yargıtay 11. Hukuk Dairesi'nin 2022/3263 Esas, 2023/7228 Karar sayılı ilamında; sadece bu yükümlülüklerin yerine getirilmesi amacıyla yapılan başvurularda, şirkette organ yoksunluğu bulunmadığı gerekçesiyle davanın reddedilmesi hukuka aykırı görülmüştür.

Genel Kurul Çağrı Kayyımı ve Yetki Sınırları

6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu'nun 412 nci maddesinin birinci fıkrası uyarınca, pay sahiplerinin genel kurulu toplantıya çağırma veya gündeme madde konulmasına ilişkin istemleri yönetim kurulunca reddedildiği veya yedi iş günü içinde olumlu cevap verilmediği takdirde, pay sahipleri şirket merkezinin bulunduğu yerdeki asliye ticaret mahkemesine başvurabilir. Mahkeme toplantıyı gerekli gördüğü takdirde gündemi düzenlemek ve kanun hükümleri uyarınca çağrıyı yapmak üzere şirkete bir kayyım atar. Mahkeme kararında çağrı kayyımının görevlerini ve toplantı için gerekli belgeleri hazırlamaya ilişkin yetkilerini açıkça gösterir. Söz konusu başvurularda mahkeme zorunluluk olmadıkça dosya üzerinden inceleme yaparak karar verir ve bu karar kesindir.

6102 sayılı TÜRK TİCARET KANUNU m. 412Kaynağı aç
MADDE 412- (1) Pay sahiplerinin çağrı veya gündeme madde konulmasına ilişkin istemleri yönetim kurulu tarafından reddedildiği veya isteme yedi iş günü içinde olumlu cevap verilmediği takdirde, aynı pay sahiplerinin başvurusu üzerine, genel kurulun toplantıya çağrılmasına şirket merkezinin bulunduğu yerdeki asliye ticaret mahkemesi karar verebilir. Mahkeme toplantıya gerek görürse, gündemi düzenlemek ve Kanun hükümleri uyarınca çağrıyı yapmak üzere bir kayyım atar. Kararında, kayyımın, görevlerini ve toplantı için gerekli belgeleri hazırlamaya ilişkin yetkilerini gösterir. Zorunluluk olmadıkça mahkeme dosya üzerinde inceleme yaparak karar verir. Karar kesindir. II – Gündem

Kayyımın görevi geçici nitelikte olup mahkemece görev süresi, yetkileri ve ücreti açıkça tayin edilir; kayyım şirketi sürekli olarak organın yerine geçip idare edecek biçimde atanamaz. Organ yokluğu sebebiyle atanan kayyımın temel görevi organın yerini almak değil, o organın seçimini sağlamaktır; örneğin genel kurul toplanamadığı için yönetim kurulu seçilemiyorsa kayyım genel kurulu toplayıp seçimi gerçekleştirmekle görevlendirilir. Yargıtay Hukuk Genel Kurulu'nun 2024/60 Esas, 2025/588 Karar sayılı ilamına konu ilk derece mahkemesi değerlendirmesinde işaret edildiği üzere, kayyımın yetkisinin borçlandırma muameleleri dışında acil ve mali konularla sınırlandırıldığı hallerde kayyım atanmış olması diğer organların kanuni yetkilerini ortadan kaldırmaz. Ayrıca görevlendirilen çağrı kayyımı şirketin gayrifaal durumu ve mali tablosu hakkında rapor tanzim ederek mahkemeye sunabilir.

Yargıtay Hukuk Genel Kurulu, E. 2024/60, K. 2025/588Kaynağı aç
Hukuk Genel Kurulu         2024/60 E.  ,  2025/588 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ : İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 13. Hukuk Dairesi SAYISI : 2023/861 E., 2023/908 K. ÖZEL DAİRE KARARI : Yargıtay 11. Hukuk Dairesinin 01.12.2022 tarihli ve 2021/3116 Esas, 2022/8583 Karar sayılı BOZMA kararı Taraflar arasındaki genel kurul kararının iptali davasından dolayı yapılan yargılama sonunda İlk Derece Mahkemesince davanın reddine karar verilmiştir. Kararın davacı vekili tarafından istinaf edilmesi üzerine, Bölge Adliye Mahkemesince davacı vekilinin istinaf başvurusunun usulen kabulüyle İlk Derece Mahkemesinin kararının kaldırılarak yeniden hüküm kurulmasına ve davanın usulden reddine karar verilmiştir. Bölge Adliye Mahkemesi kararı davacı vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine Yargıtay 11. Hukuk Dairesince yapılan inceleme sonunda bozulmuş, Bölge Adliye Mahkemesi tarafından Özel Daire bozma kararına karşı direnilmiştir. Direnme kararı davacı vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan gündem ve dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü: I. DAVA Davacı vekili; müvekkilinin davalı şirketin 500.000,00 TL değerindeki %5 hissesinin sahibi olduğunu, davalı şirket ortaklarından … A.Ş. Tarafından davalı şirket hakkında Bakırköy 12. Asliye Ticaret Mahkemesinin 2013/347 Esas sayılı davası ile kayyım atanmasına ve olağanüstü genel kurul toplantısı yapılmasına izin verilmesine dair karar alındığını, atanan kayyımın 17.12.2013 tarihli olağanüstü genel kurul toplantısının yapılmasını sağladığını, 07.12.2013 tarihli olağanüstü genel kurul toplantısında alınan kararların iptali için şirket ortaklarından … İnş. Tur. San. ve Tic. Ltd. Şti’nin (Kapatılan) Bakırköy 20. Asliye Ticaret Mahkemesinin 2013/469 Esas sayılı dosyası ile açtığı davanın reddedildiğini, anılan olağanüstü genel kurul kararlarının tescil talebinin de Ticaret Sicil Müdürlüğü tarafından reddedildiğini, bunun üzerine davalı şirketin İstanbul 15. Asliye Ticaret Mahkemesinin 2014/1124 Esas sayılı dosyası ile İstanbul Ticaret Sicil Müdürlüğü aleyhine itiraz davası açtığını, dava devam ederken … İnş. Tur. San. ve Tic. Ltd. Şti. tarafından davalı şirket aleyhine Bakırköy 7. Asliye Ticaret Mahkemesinin 2014/253 Esas sayılı dosyası ile bölünme sözleşmesinin uygulanması, olmadığı takdirde şirketin feshi talepli dava açıldığını, mahkemenin 17.08.2014 tarihinde ihtiyati tedbir kapsamında İstanbul 15. Asliye Ticaret Mahkemesinin 2014/1124 Esas sayılı davası sonuçlanıncaya kadar yönetim, sonrasında denetim kayyımı atanmasına karar verdiğini, (Kapatılan) Bakırköy 20. Asliye Ticaret Mahkemesinin 2013/469 Esas sayılı davanın reddedildiğini, Yargıtayın kararı bozduğunu ve yargılamanın (Kapatılan) Bakırköy 3. Asliye Ticaret Mahkemesinin 2016/80 Esas üzerinden devam ettiğini, (Kapatılan) Bakırköy 7. Asliye Ticaret Mahkemesinin 2014/253 Esas sayılı dosyasında davalı şirketin feshine karar verildiğini ve kararın temyiz incelemesinin devam ettiğini, İstanbul 15. Asliye Ticaret Mahkemesinin 2014/1124 Esas sayılı dosyasında kayyımın kasıtlı eylem/eylemsizlikleri neticesinde davanın açılmamış sayılmasına karar verildiğini, belirttikleri davaların yargılamaları devam etmekteyken kayyımın şirket genel kurulunu, bölünme sözleşmesinin görüşülmesi gündemi ile 08.12.2014 tarihinde toplanmak üzere olağanüstü toplantıya davet ettiğini, toplantının nisap sağlanamadığından 22.12.2014 tarihine ertelendiğini, bu toplantının da 16.01.2015 tarihine ertelendiğini, ancak yapılamadığını, durum bu aşamadayken şirketin büyük iki hissedarının, her nasılsa kendi aralarında ve kayyımla anlaştıklarını, bu anlaşma çerçevesinde kayyımın şirket genel kurulunu bölünme planının görüşülmesi ve karar alınması gündemli olarak olağanüstü toplantıya davet ettiğini ve ihbarname gönderdiğini, kayyıma ve davalı şirkete ihtarname gönderildiğini ancak hiçbir netice alınamadığını, davalı şirketin olağanüstü genel kurulunun 11.04.2016 tarihinde toplandığını ve bir kısım kararlar alındığını, kararların tamamına muhalefet edildiğini, kararların yoklukla malûl, kanun, esas sözleşme hükümlerine ve özellikle dürüstlük kuralına aykırı olduğunu, olağanüstü genel kurul toplantısının bildirilen ve ilan edilen zamanda yapılmadığını, bakanlık temsilcisinin toplantı saati geçtikten sonra toplantı mahalline geldiğini, itirazlarına rağmen toplantıyı açtığını, toplantı başlangıcında toplantı ile ilgili noter onaylı bir karar olmadığının anlaşıldığını, bunun üzerine hâkim ortakların o sırada kayyıma hitaben toplantı talep ettiklerine dair yazı hazırlayarak bakanlık temsilcisine verdiklerini, gündemin 3. maddesine göre tam bölünme hâlinde 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu’nun (6102 sayılı TTK) 159/1-a maddesi gereğince şirketin tüzel kişiliği ve bu suretle mahkeme tarafından atanan yönetim/denetim kayyımının da görevinin kendiliğinden sona ereceğini, bu durum karşısında tam bölünmenin yönetim kayyımlığının ve dolayısıyla mahkeme kararının ortadan kaldırılmasına yönelik olduğunu, tam bölünme gündemli olağanüstü genel kurul daveti yapmaya mahkeme tarafından atanan yönetim kayyımının yetkili olmadığını, bölünme planının hukuka, malî kayıtlara ve usule uygun olup olmadığının toplantı öncesi makul sürede denetlenemediğini, bölünmenin, dürüstlük kuralına aykırı olduğunu, müvekkiline hisse devreden şirketlerin yönetim yetkisini kötüye kullandıklarını, şirketin malî kayıtlarında usulsüzlük yaptıklarını, kendi adlarına gerçekte olmayan alacaklar oluşturarak ortaklar cari hesabına kaydettirdiklerini, bölünme konusunda anlaşan ve eldeki dava konusu kararları alan şirket ortaklarının, şirketi yönettikleri dönemde davalı şirketin sattığı, bedelini tahsil ettiği taşınmazları alıcılara fatura etmediklerini, bu defa bölünme sureti ile şirketin sattığı taşınmazları kendi üzerlerine geçirdiklerini, şirket mal varlığını alacaklılar aleyhine kaçırdıklarını, bölünme sonucu oluşturulan şirketlerde müvekkiline hisse verilmesinin öngörülmediğini, müvekkilinin davalı şirketteki hissesinin yok edildiğini, ayrılma akçesi gösterilmediğini ileri sürerek davalı şirketin 11.04.2016 tarihli olağanüstü genel kurul toplantısında alınan tüm kararların yokluğunun tespitine ve iptaline karar verilmesini talep etmiştir. II. CEVAP 1. Davalı (1) numaralı … İnş. San. ve Tic. A.Ş. vekili cevap dilekçesinde; dava dilekçesinde husumetin münfesih … Dünyası A.Ş'ye yöneltildiğini, … Dünyası A.Ş'nin tüzel kişiliğinin son bulmasının sebebinin 11.04.2016 tarihli genel kurul kararı ile gerçekleşen tam bölünme olduğunu, anılan şirketin bölünmesi neticesinde üç yeni şirketin oluştuğunu, huzurdaki dava açısından müvekkilinin halefiyetinin sadece bölünen şirketin aktif ve pasif mal varlığı ile sınırlı olduğunu, davanın, iptali istenen şirkete ve genel kurula katılan ortaklara karşı açılması gerektiğini, tasfiye işleminden sonra bir şirkete dava açılmasının hukuken mümkün olmadığını, davanın öncelikle husumet yokluğundan reddini talep ettiklerini, bölünme kararının anlaşmazlığı sonlandırmayı amaçlayan, kararların payların neredeyse tamamına sahip ortakların teklifi, tüm ortakların ve dava dışı üçüncü kişilerin menfaatine olacak şekilde alındığını, davacının genel kurul toplantısında hazır bulunduğunu, toplantı gündeminden, tarihinden ve yerinden bilgi sahibi olan davacının bilgi alma ve inceleme hakkının engellendiğine yönelik soyut iddiasının da davacı tarafça ispatlanması gerektiğini belirterek davanın reddini savunmuştur. 2. Davalı (2) numaralı … İnş. San. ve Tic. A.Ş. vekili cevap dilekçesinde; dava dilekçesinde davalı olarak … Dünyası İnş. Turz. San. ve Tic. A.Ş.'nin tüzel kişiliğini kaybettiğini, bu nedenle davanın pasif husumet yokluğundan reddinin gerektiğini, müvekkili şirketin ise davacının dava konusu ettiği genel kurul kararının alındığı tarihte henüz tüzel kişilik dahi kazanmadığını, kayyımın yetkili olmadığı, usulsüz işlemler yaptığı ve davalı şirketi zarara uğrattığı iddialarının genel kurul kararının iptali davasının konusunu oluşturmadığını, davacının bilgi alma hakkının ve inceleme hakkının kullandırılmadığı iddiasının doğru olmadığını, davacı bölünme kararının oylaması sırasında muhalefet şerhi vermediğinden davanın dava şartı eksikliği nedeniyle usulden reddinin gerektiğini belirterek davanın reddini savunmuştur. 3. Davalı (3) numaralı Autopia Yönetim Hizmetleri İnş. San. ve Ticaret A.Ş. vekili; duruşmadaki beyanında davanın reddini savunmuştur. III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI İlk Derece Mahkemesinin 07.03.2019 tarihli ve 2016/644 Esas, 2019/283 Karar sayılı kararı ile; davacının iptale ilişkin olarak ileri sürdüğü iki nokta bulunduğu, bunlardan birincisinin şirkete atanan yönetim kayyımının bölünme ile ilgili yetki ve görevinin bulunmaması, ikincisinin ise bölünmeye ilişkin belgelerin talep edildiği hâlde kendilerine iletilmemiş olması olduğu, bölünen … Dünyası A.Ş'ye Bakırköy 7. Asliye Ticaret Mahkemesi tarafından 07.08.2014 tarihinde İstanbul 24. Asliye Ticaret Mahkemesinin 2014/114 Esas sayılı dosyası sonuçlanıncaya kadar yönetim ve sonrasında denetim kayyımı olarak …'ın atandığı, atama kararında kayyımın yetkisi borçlandırma işlemleri dışında acil ve malî konularla sınırlandırılmış olup, şirketin bölünmesine ilişkin işlemlerin bu kapsamda değerlendirilip değerlendirilmeyeceğinin tartışılması gerektiği, kayyım tarafından böyle bir plan hazırlanması görev kapsamında kabul edildiği takdirde kayyım atanmasının diğer organların yetkilerini ortadan kaldırmayacağından bu planın genel kurulda onaylanmasında herhangi bir hukuka aykırılık olmayacağı, ayrıca anılan bölünme kararı bakımından 6102 sayılı TTK’nın 173. maddesinin yollamada bulunduğu 151. maddesinde anılan nisaplara uyulduğunun anlaşıldığı, davacının ikinci iptal sebebine ilişkin olarak 6102 sayılı TTK’nın 171. maddesinde bir takım düzenlemeler öngörüldüğü, buna göre bölünmeye katılan şirketlerden her birinin, genel kurulun kararından iki ay önce merkezlerinde, halka açık anonim şirketlerin ayrıca Sermaye Piyasası Kurulunun uygun gördüğü yerlerde, bölünme sözleşmesini veya bölünme planını, bölünme raporunu, son üç yılın finansal tabloları ile faaliyet raporlarını ve varsa ara bilançoları, bölünmeye katılan şirketlerin ortaklarının incelemesine sunacağı, bölünme planı hazırlanmasının dava dışı kayyımın görev ve yetkisi dahilinde olmadığı sonucuna varılması veya bölünmeye ilişkin belgelerin talep edildiği hâlde bir örneğinin kendisine ibraz edilmemiş olduğunun tespit edilmesi durumunda da … Dünyası A.Ş. yeni kuruluş yoluyla bölünmüş olup bölünme tescil edildikten sonra tescilin onarıcı etkisi gereği yeni kurulan şirketin butlanına veya yokluğuna karar verilemeyeceğini (6102 sayılı TTK md. 353/1), yeni kurulan şirketin feshi davasının da, ancak yeni kurulan şirketin tescil ve ilanından itibaren üç aylık hak düşürücü süre içerisinde karar verilebileceği (6102 sayılı TTK md. 353/4), bu durumda davalı … Dünyası A.Ş’nin bölünme kararının tescilinden sonra açılmış olan iptal davası veya yokluğun tespiti talebine dayalı olarak yeni kurulan şirketlerin 6102 sayılı TTK’nın 353/1. maddesi gereğince butlanına veya yokluğuna karar verilemeyeceği, her iki kararın da geçmişe etkili olarak sonuç doğuracağı dikkate alındığında bu yönde verilecek karar neticesinde bölünme işleminin iptali veya yok hükmünde olduğunun kabul edileceği, bölünen şirketin ihyası ve yeni kurulan şirketlerin ise fesih ve terkininin gerekeceği, böyle bir sonucun hukuk ve işlem güvenliğinin sarsılmasına neden olacağı ve kanuni düzenlemeye aykırılık teşkil edeceği, yine yeni kurulan şirketlerin feshi için bu şirketlerin tescil ve ilanından sonra kanunda öngörülen üç aylık hak düşürücü süre de geçirilmiş olduğundan yeni kurulan davalı şirketlerin feshinin de artık mümkün olmadığı, son olarak 6102 sayılı TTK’nın 192/3. maddesinde "Bölünme ve tür değiştirmeye ilişkin işlemlerde herhangi bir eksikliğin varlığı hâlinde, mahkeme taraflara bunun giderilmesi için süre verir. Hukuki sakatlık, verilen süre içinde giderilemiyorsa veya giderilememiş ise mahkeme kararı iptal eder ve gerekli önlemleri alır" hükmünü içerdiği, ancak eldeki davada bölünme işleminin 2016 yılında gerçekleştiği dikkate alındığında eksiklik olarak kabul edilen hususların giderilmesi konusunda süre verilmesinin bir çözüm olmayacağı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir. IV. İSTİNAF A. İstinaf Yoluna Başvuranlar İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı vekili istinaf başvurusunda bulunmuştur. B. Gerekçe ve Sonuç Bölge Adliye Mahkemesinin 28.01.2021 tarihli ve 2019/1201 Esas, 2021/78 Karar sayılı kararı ile; dava dilekçesinde davalı olarak gösterilen … Dünyası İnşaat Turizm Sanayi ve Ticaret A.Ş'nin tam bölünme yoluyla bölünmesine ilişkin genel kurul kararının 30.06.2016 tarihinde tescil edildiği, tasfiyesiz infisah nedeniyle sicil kaydının 30.06.2016 tarihinde terkin olduğu, davanın ise 11.07.2016 tarihinde açıldığı, dava dilekçesinde davalı olarak "… Gayrimenkul Yatırım Pazarlama A.Ş.", davacılar olarak "… Dünyası İnşaat Turizm Sanayi ve Ticaret A.Ş."nin gösterildiği, bilahare davacı vekilince ibraz edilen 12.07.2016 tarihli dilekçe ile dava dilekçesinin başlığında davacı …Ş.'yi sehven davalı, davalı … Dünyası İnşaat Turizm Sanayi ve Ticaret A.Ş.'yi de sehven davacı olarak gösterdiklerini, dava dilekçesinin başlığını 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun (HMK) 183. maddesine istinaden "DAVACI:… Gayrimenkul Yatırım Pazarlama A.Ş., DAVALI: … Dünyası İnşaat Turizm Sanayi ve Ticaret A.Ş." şeklinde düzelttiklerini beyan ettiği, mahkemenin 19.01.2017 tarihli ön inceleme hazırlık tutanağı ara kararı ile "Tam bölünme yoluyla sicilden terkin edilen davalı şirket yerine kurulan şirketlere dava dilekçesi ve eklerinin tebliğine" karar verilerek, dava dilekçesinin gerekçeli karar başlığında isimleri yazılı şirketler adına davalı olarak tebliğ edildiği, davalı tarafça husumet itirazında bulunulduğu, HMK'nın 124. maddesi uyarınca, ancak karşı tarafın açık rızası varsa veya maddi bir hatadan kaynaklanan veya dürüstlük kuralına aykırı olmayan bir talebin bulunması hâlinde karşı tarafın rızası aranmaksızın taraf değişikliğinin yapılabileceği, dosya kapsamında davalı taraf değişikliği yapılması hususunda davacı tarafça yapılmış herhangi bir talep bulunmadığı, mahkemece talep olmaksızın dava dilekçesinde davalı olarak gösterilen … Dünyası İnşaat Turizm Sanayi ve Ticaret A.Ş. yerine karar başlığında isimleri yazılı şirketlerin taraf değişikliği sonucunu doğuracak şekilde davaya dahil edilerek yargılama yapılıp karar verilmesinin usul ve yasaya aykırı olduğu, 6102 sayılı TTK’nın 159. maddesinin 1. fıkrasının, “Bir şirket tam veya kısmi bölünebilir. a) Tam bölünmede, şirketin tüm malvarlığı bölümlere ayrılır ve diğer şirketlere devrolunur. Bölünen şirketin ortakları, devralan şirketlerin paylarını ve haklarını iktisap ederler. Tam bölünüp devrolunan şirket sona erer ve unvanı ticaret sicilinden silinir" düzenlemesini içerdiği, tüzel kişiliğin son bulması ile artık eski tüzel kişinin taraf ehliyetinin son bulacağı, HMK'nın 114/1-d maddesinde açıkça dava ve taraf ehliyetinin dava şartı olduğu düzenlendiği, mahkemece resen taraf değişikliği yapılması usule aykırı olduğu gibi, davacı şirketin … Dünyası İnşaat Turizm Sanayi ve Ticaret A.Ş'nin ortağı olup iptalini talep ettiği genel kurul toplantısına da katıldığı nazara alındığında davanın terkin edilen şirkete yöneltilmesinin maddi bir hatadan kaynaklandığının da kabul edilemeyeceği, açıklanan nedenlerle mahkemece dava tarihi itibarı ile tüzel kişiliği ortadan kalktığından davalı taraf ehliyetine haiz olmayan … Dünyası İnşaat Turizm Sanayi ve Ticaret A.Ş'nin aleyhine açılan davanın taraf ehliyeti dava şartı yokluğundan usulden reddine karar verilmesi gerekirken yazılı şekilde karar verilmesinin doğru görülmediği gerekçesiyle davacı vekilinin istinaf başvurusunun usulen kabulüne, İlk Derece Mahkemesinin kararı kaldırılarak yeniden esas hakkında hüküm kurulmasına, davanın HMK’nın 114/d maddesi uyarınca taraf ehliyeti dava şartı yokluğundan HMK'nın 115/2. maddesi uyarınca usulden reddine karar verilmiştir. V. BOZMA VE BOZMADAN SONRAKİ YARGILAMA SÜRECİ A. Bozma Kararı 1. Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı vekili temyiz isteminde bulunmuştur. 2. Yargıtay 11. Hukuk Dairesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile; “…Dava, davacının pay sahibi olduğu şirketin bölünme kararının iptali ve yokluğunun tespiti istemine ilişkindir. İlk Derece Mahkemesi’nce yukarıda açıklanan gerekçelerle davanın reddine karar verilmiş, iş bu kararın davacı vekilince istinaf edilmesi üzerine Bölge Adliye Mahkemesi’nce İlk Derece Mahkemesi kararı kaldırılarak davanın HMK’nın 114/d maddesinde yazılı taraf ehliyeti dava şartı yokluğundan 115/2. maddesi uyarınca usulden reddine karar verilmiştir. Davacı dava dilekçesinde, … Dünyası İnşaat Turizm Sanayi ve Ticaret A.Ş.’yi davalı olarak göstermiş, bu şirketin 11.04.2016 tarihli olağanüstü genel kurul toplantısında alınan tüm kararların yokluğunun tespitine ve iptaline karar verilmesini istemiştir. Dava dilekçesinde davalı olarak gösterilen bu şirketin, tam bölünme yoluyla bölünmesine ilişkin genel kurul kararının 30.06.2016 tarihinde tescil edildiği, tasfiyesiz infisah nedeniyle sicil kaydının 30.06.2016 tarihinde terkin olduğu, davanın ise 11.07.2016 tarihinde açıldığı anlaşılmaktadır. Yukarıda açıklanan somut durum karşısında eldeki davada, dava dilekçesinde davalı olarak gösterilen … Dünyası İnşaat Turizm Sanayi ve Ticaret A.Ş.’nin 11.04.2016 tarihli olağanüstü genel kurul toplantısında alınan tüm kararların yokluğunun tespiti ve iptali talep edilmiş olduğu gözetilerek davacıya, somut davaya münhasır olarak sicil kaydı terkin edilen davalı … Dünyası İnşaat Turizm Sanayi ve Ticaret A.Ş.’ni ihya ettirmesi için süre verilip ihya ettirilmesi halinde tarafların iddia ve savunmaları çerçevesinde inceleme ve değerlendirme yapılarak varılacak uygun sonuç dairesinde bir karar verilmesi gerekirken Bölge Adliye Mahkemesi’nce davanın usulden reddi doğru görülmediğinden temyize konu kararın bozulması gerekmiştir,…”gerekçesiyle karar oy çokluğuyla bozulmuştur. B. Bölge Adliye Mahkemesince Verilen Direnme Kararı Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile; önceki karar gerekçesi genişletilmek suretiyle direnme kararı verilmiştir. VI. TEMYİZ A. Temyiz Yoluna Başvuranlar Direnme kararına karşı süresi içinde davacı vekili temyiz isteminde bulunmuştur. B. Temyiz Sebepleri Davacı vekili; 6102 sayılı TTK'nın 179/3. maddesinde belirtildiği gibi devreden şirketin tescil ile infisah ettiğini, tescilin de genel kurul toplantısından sonra olduğunu, 6102 sayılı TTK'nın 179/1. maddesinde bölünmenin yönetim organınca talep edileceğinin belirtildiğini, buna göre sırf genel kurul toplantısına katıldığından bahisle davacının bölünmenin tescil edildiğinden haberdar olduğunun kabul edilemeyeceğini, devralan şirketlerin külli halefiyet gereğince önceki bölünen şirketten kaynaklanan tüm hukuki ihtilaflar yönünden pasif husumet ehliyetine sahip olduklarını belirterek direnme kararının bozulmasını talep etmiştir. C. Uyuşmazlık Direnme yoluyla Hukuk Genel Kurulu önüne gelen uyuşmazlık; dava dilekçesinde davalı olarak gösterilen … Dünyası İnşaat Turizm Sanayi ve Ticaret A.Ş’nin 11.04.2016 tarihli olağanüstü genel kurul toplantısında alınan tüm kararların yokluğunun tespiti ve iptali talep edilen olduğu eldeki davada, mahkemece davacıya somut davaya münhasır olarak sicil kaydı terkin edilen davalı … Dünyası İnşaat Turizm Sanayi ve Ticaret A.Ş’yi ihya ettirmesi için süre verilip ihya ettirilmesi hâlinde tarafların iddia ve savunmaları çerçevesinde inceleme ve değerlendirme yapılarak varılacak uygun sonuca göre bir karar verilmesinin gerekip gerekmediği noktasında toplanmaktadır. D. Gerekçe 1. İlgili Hukuk 1. 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun (HMK) 124. maddesi. 2. 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu'nun (TTK) 159 ilâ 193. maddeleri, 445 vd. maddeleri ile 547. maddesi. 2. Değerlendirme 1. Uyuşmazlığın çözümü için öncelikle konuya ilişkin yasal düzenlemeler ile hukuki kavram ve kurumların ortaya konulmasında yarar bulunmaktadır. 2. Bölünme; bir ortaklık hukuku kurumu olarak şirketlerde yapısal değişiklik türlerinden biri olup kelime anlamıyla en yalın biçimde; bir bütünün en az iki parçaya ayrılması şeklinde ifade edilebilecektir. Bölünme; halefiyet sonucunu doğuran, bir başka ifadeyle bölünen şirketin bölünen kısmını devralan şirketi, aynı zamanda bölünen şirketin halefi hâline getiren bir yapısal değişiklik türüdür. Terminolojik açıdan halefiyet kavramı bir kimsenin yerini almayı, onun yerine geçmeyi ifade etmektedir (Haluk Nami Nomer, Halefiyet ile Rücu Arasındaki İlişki, Özellikle Sosyal Sigortalar ile Özel Sigortaların Rücu Hakları Bakımından Halefiyetin Rolü, İHFM C. L,V S. 3, 1997, s. 243). 3. Bölünme; şirketin çeşitli gereksinimlerine dayanan küçülme yahut iktisadi ve hukuki varlığını sona erdirme hedefini gerçekleştirmek üzere başvurabileceği bir yapısal değişiklik türüdür. Bu hedefleri, şirketin kısa, orta ve uzun vadede belirlediği amaçları çerçevesinde farklılık gösterebilecektir. Hukuken bölünmesi caiz olan şirket; örneğin öz iştigal alanlarından uzaklaşmış olması ve bu alanlara dönüş ihtiyacı sebebiyle şirketin aktif faaliyetleri içerisinden bir kısmını ayırarak kalan faaliyetler ile ticari hayatına devam edecek biçimde kısmen bölünebileceği gibi ticari faaliyetlerine tümüyle son verme ihtiyacından kaynaklı olarak iki veya daha fazla parçaya ayrılarak tüzel kişiliği son bulacak biçimde bölünebilecektir. 4. Anonim şirketlerde bölünme, şirketin mal varlığı ile yükümlülüklerinin bölümlere ayrılarak diğer şirketlere devredilmesi olarak tanımlanabilir. Başka bir anlatımla şirketin mal varlığının ve yükümlülüklerinin tümünün yahut bir kısmının bölünen şirketten ayrılarak kül hâline mevcut yahut yeni kurulacak bir şirkete yahut şirketlere tasfiyesiz olarak devredilip karşılığında devralan şirketteki payların ve hakların bölünen (devreden) şirketin ortaklarının yahut bölünen şirketin bizzat kendisinin devralması, şirket bölünmesini ifade etmektedir (Reha Poroy, Ünal Tekinalp, Ersin Çamoğlu, Ortaklıklar ve Kooperatif Hukuku, İstanbul 2009, s. 143; Hasan Pulaşlı, Şirketler Hukuku Şerhi, Ankara 2022, C. I, s. 331, 332). 5. Bu işlem sırasında şirketin bölünen mal varlığı ile yükümlülükleri, tasfiyesiz olarak devralan şirkete intikal ederek karşılığında devreden şirketin ortakları yahut bizzat devreden şirketin kendisi, devralan şirketlerde ortaklık ve diğer hakları tek işlemle ve kendiliğinden kazanırlar. Bu anlamda bölünmeye konu mal varlığına bağlı bütün hak ve yükümlülükler devralan şirkete geçmekle bu geçiş, tek bir işlem ile kendiliğinden gerçekleşir (Pulaşlı, s. 333). 6. Anonim şirketlerde bölünme, tam bölünme ve kısmî bölünme olarak iki şekilde gerçekleşir. Tam bölünmede şirketin mal varlığı bölümlere ayrılarak diğer şirketlere devredilir, devreden şirket ortakları devralan şirketlerde paylar ve haklar elde ederler. Tam bölünme suretiyle devreden/bölünen şirket ise tasfiyesiz olarak sona ererek ünvanı ticaret sicilinden terkin edilir (6102 sayılı Kanun md. 159/1-a; 179/3). Devralan şirketler hâlihazırda mevcut olan şirketler olabileceği gibi yeni kurulan şirketler de olabilir. Bu şekilde devreden şirketin payları itfa olunarak bu şirketin ortakları, devralan şirketlerin paylarını/haklarını iktisap ederek bölünmeyle sona eren şirketteki hakları ikame edilir (Ferna İpekel Kayalı, Şirketler Hukuku Şerhi, Editör Kemal Şenocak, Cilt I, Ankara 2023, s. 374). 7. Kısmî bölünmede ise şirketin mal varlığının bir veya birden fazla kısmı mevcut yahut yeni kurulmuş şirketlere devredilerek devreden şirket varlığı muhafaza edilir. Devreden şirketin ortakları, devralan şirket yahut şirketlerin pay ve haklarını iktisap edebileceği gibi devreden şirket de devredilen mal varlığı karşılığında devralan şirketlerdeki pay ve hakları elde ederek yavru şirketini oluşturabilir. Tam bölünmeden farklı olarak kısmen bölünen şirket mal varlığının sadece bir bölümünü kendisinden ayırarak bu kısmı bir ortaklığa devretmekle yetinebilir (Ünal Tekinalp, Sermaye Ortaklıklarının Yeni Hukuku, İstanbul 2015, s. 726; 727, İpekel Kayalı, s. 377). 8. Kısmî bölünmede de bölünen mal varlığı mevcut bir şirkete devredilebileceği gibi devralan şirket yeni bir şirket de olabilir. Bu kapsamda öğretide de, şirketin bölünen mal varlığının hâlihazırda mevcut olan bir ortaklığa devredilerek gerçekleştirilen kısmî bölünme “devralma yoluyla bölünme”, ayrılan mal varlığının bölünme çerçevesinde yeni kurulacak bir şirkete devredilerek gerçekleştirilen bölünme ise “yeni kuruluş yoluyla bölünme” olarak adlandırılmaktadır (Pulaşlı, s. 336, 337). 9. Anonim şirket bölünmelerindeki başka bir ayrım ise oranların korunduğu (simetrik) bölünme ile oranların korunmadığı (asimetrik) bölünmedir. Bu ayrım, bölünen şirket ortaklarının bölünme işleri sırasındaki payları ile ortaklık haklarının ne şekilde korunacağında ve devralan şirketteki hakların ne şekilde devreden şirket ortaklarına tahsis edileceğinde önem arz eden bir ayrımdır. Bu anlamda simetrik bölünmede; devreden şirket ortaklarına devralan şirkette, devreden şirketteki mevcut payına uygun oranda pay tahsisi söz konusu iken asimetrik bölünmede ise bölünmeye katılan bazı veya tüm şirketlerde, devreden şirketteki mevcut paylarının oranına göre değişik oranlarda şirket payları tahsisi söz konusu olur. 10. Bu noktada bölünme kararının iptalini isteme hakkına ilişkin iptal davasının özelliklerine değinmek gerekir. Kanun koyucu tarafından, 6102 sayılı TTK’da özel düzenleme olan 192. madde ile bölünmeye katılan şirketlerin pay sahiplerine doğrudan bölünme kararının iptalini isteme hakkı tanınmıştır. Bölünme kararının iptali isteminde bulunacak olan pay sahibi, elbette pay sahibi olduğu şirketin genel kurulunca onaylanan bölünme kararının iptalini isteyebilecektir. Ancak herhangi bir pay sahibinin bu hakkına dayanarak iptal isteminde bulunabilmesi için ön koşul, bölünme kararına olumlu oy vermemiş olması ve bunu tutanağa geçirmiş olmasıdır. Bu iki zorunlu koşulu gerçekleştirmeyen pay sahiplerinin iptal istemlerinde esas incelemeye girilemeyeceği açıktır. 11. Anonim şirket genel kurul kararlarının iptaline ilişkin genel düzenleme olan hüküm 6102 sayılı TTK’nın 445. maddesidir. Bu hükme göre kanuna veya esas sözleşmeye, ayrıca özellikle dürüstlük kuralına aykırı olarak alınan genel kurul kararlarının iptali istenebilmektedir. Bu yönü ile hükmün, genel iptal davasına ilişkin düzenlendiği açıktır. Ancak 6102 sayılı TTK’nın 192. maddesi, yapısal değişiklikler yönünden özel iptal davasının düzenlendiği bir hükümdür. 6102 sayılı TTK’nın 192. maddesinde yer alan özel iptal davasında, genel kurul tarafından alınan bölünme kararının “kanuna aykırı” olması koşulu aranmamaktadır. Alınan bölünme kararı Türk Ticaret Kanunu'na uygun olmakla birlikte bölünmeye ilişkin bir kısım hüküm ihlâl edilmiş olabilecektir. Özel iptal davasına göre yalnızca bu ihlâllerden kaynaklı olarak da bölünme kararı iptal edilebilecektir. Aynı şekilde genel iptal davasında “etki kuralı” uygulanmaktayken özel iptal davasında bu kural uygulanmayacaktır. 6102 sayılı TTK’nın 1 34… . maddelerinin ihlâli hâlinde asıl olan özel iptal davasına başvurulmasıdır. Ancak özel iptal davası imkânına rağmen, bu hükümlerin ihlâli hâlinde genel iptal davasına başvurulması önünde bir engel de bulunmamaktadır. Kanun koyucunun bölünme kararına karşı açılacak iptal davasını, 6102 sayılı TTK’nın 445. maddesinin dışında, özel bir hüküm ile düzenleyerek pay sahiplerini bu hususta genel hükme ve dolayısıyla “genel kurul kararının kanuna veya esas sözleşmeye, ayrıca özellikle dürüstlük kuralına aykırı olarak alınmış olması koşuluna” mecbur bırakmamış olması; pay sahiplerinin iddia olunan menfaat zedelenmelerine yahut bölünme usulsüzlüklerine karşı hızlı sonuç almalarını sağlayıcı niteliktedir. 12. Türk Ticaret Kanunu'nun 192. maddesinde yer bulan bu özel iptal davasının konusu bölünme kararıdır. Ancak iptal davasının hangi sebeplere dayanılarak açılacağı hususunda hükümde: “134 ilâ 190 ıncı maddelerin ihlali hâlinde” ifadesi kullanılmıştır. Buna göre iptal davasında ileri sürülebilecek yegâne sebepler, 6102 sayılı TTK’nın 134-190 maddeleri arasında düzenlenen hususlara aykırı biçimde veya noksanlar ile bölünme kararı verildiği yönündeki iddialar olabilecektir. Dolayısıyla bu hükümlerde düzenlenmeyen bir hususa dayanılarak, bu özel iptal davasının açılması mümkün değildir. 13. Bölünme kararına karşı iptal davası açmak üzere hak düşürücü süre tayin eden kanun koyucu, bu süreyi iki ay ile sınırlamıştır. 6102 sayılı TTK'nın 192/1’e göre: “İlanın gerekmediği hâllerde süre tescil tarihinden başlar” Bölünme kararının ilanı gerekmediğinden; bu iki aylık hak düşürücü süre bölünme kararının tescil edildiği tarihten itibaren başlayacaktır. Hak düşürücü süre ay olarak belirlendiğinden; tescilden sonra takip eden ikinci ay içinde tescilin yapıldığı güne karşılık gelen gün, iptal davası açmak üzere son gündür. 14. Bölünme kararına karşı açılacak özel iptal davasının davacısı, bölünme kararına olumlu oy vermemiş ve bunu tutanağa geçirmiş olan pay sahipleridir. Davalısı ise tam bölünme hâlinde tam bölünen şirket kendiliğinden sona erip ticaret sicilinden silineceğinden devralan veya yeni kurulan şirket/şirketlere karşı dava açılacaktır (Şafak Narbay, Buğra Kesici, Ticaret Ortaklıklarında Yapısal Değişiklik Kararına Karşı Öngörülen İptal Davası Üzerine Karşılaştırmalı Bir İnceleme, Ticaret ve Fikri Mülkiyet Hukuku Dergisi, C.1, S.2, Y. 2015, s. 121) . Kısmî bölünmede ise bölünen şirket sona ermeyeceğinden devralan şirket veya şirketler ile birlikte bölünen şirket de davalı olabilecektir. Bir başka deyişle kısmi bölünmenin tarafı olan ve ayakta kalmış tüm şirketler davalı olacaktır. 15. Yapılan açıklamalar ışığında somut olay değerlendirildiğinde; bölünmeye dair olağanüstü genel kurul kararının iptaline ilişkin eldeki davada İlk Derece Mahkemesince, davanın reddine dair verilen karar davacı vekili tarafından istinaf edilmesi üzerine Bölge Adliye Mahkemesince, İlk Derece Mahkemesi kararı kaldırılarak davanın HMK’nın 114/d maddesine göre taraf ehliyeti dava şartı yokluğundan HMK'nın 115/2. maddesi uyarınca usulden reddine karar verilmiştir. Bu karar Özel Dairece davacı şirkete somut davaya münhasır olarak sicil kaydı terkin edilen davalı … Dünyası İnşaat Turizm Sanayi ve Ticaret A.Ş’yi ihya ettirmesi için süre verilip, ihya ettirilmesi hâlinde tarafların iddia ve savunmaları çerçevesinde inceleme ve değerlendirme yapılarak varılacak uygun sonuç dairesinde bir karar verilmesi gerektiği gerekçesiyle bozulmuştur. 16. Davacı vekili dava dilekçesinde, … Dünyası İnşaat Turizm Sanayi ve Ticaret A.Ş’yi davalı olarak göstermiş, bu şirketin 11.04.2016 tarihli olağanüstü genel kurul toplantısında alınan tüm kararların yokluğunun tespitine ve iptaline karar verilmesini istemiştir. Dava dilekçesinde davalı olarak gösterilen bu şirketin tam bölünme yoluyla bölünmesine ilişkin genel kurul kararının 30.06.2016 tarihinde tescil edildiği, tasfiyesiz infisah nedeniyle sicil kaydının 30.06.2016 tarihinde terkin olduğu, davanın ise 11.07.2016 tarihinde açıldığı anlaşılmaktadır. 17. Önemle vurgulamak gerekir ki; TTK'nın 547. maddesinde öngörülen “ek tasfiye” müessesesi; şirketin sicilden terkin edilmesine rağmen hâlen alınması zorunlu olan bir takım ek tedbirlere ihtiyaç duyulması, dağıtım dışı kalmış aktifler, mevcut bir dava ya da takipte taraf sıfatının devam etmesi vs. gibi arızî hâller için öngörülmüş bir düzenleme olup, eldeki davaya uygulanamaz. 18. Öte yandan; HMK'nın 124. maddesi ile davalardaki iradi taraf değişikliği hüküm altına almış olup buna göre diğer kanunlarda yer alan özel hükümler saklı kalmak kaydıyla ve karşı tarafın açık rızası ile davada taraf değişikliği mümkündür. Ancak maddi bir hatadan kaynaklanan veya dürüstlük kuralına aykırı olmayan taraf değişikliği talebi, karşı tarafın rızası aranmaksızın hâkim tarafından kabul edilebileceği gibi dava dilekçesinde tarafın yanlış veya eksik gösterilmesinin kabul edilebilir bir yanılgıya dayandığı durumlarda, hâkim karşı tarafın rızasını aramaksızın taraf değişikliği talebini kabul edebilir. Eldeki davada bu hükmün uygulamasının şartlarını değerlendirmeye gerek bulunmamaktadır. Zira; yukarıda açıklandığı üzere bölünme kararına karşı açılacak özel iptal davasının (6102 sayılı TTK md. 192) veya genel iptal davasının (6102 sayılı TTK md. 445) davalısı tam bölünme hâlinde tam bölünen şirket kendiliğinden sona erip ticaret sicilinden silineceğinden (6102 sayılı Kanun md. 159/1-a; 179/3) devralan veya yeni kurulan şirket/ şirketler olup, devralan şirket veya şirketler külli halefiyet gereğince önceki şirketten kaynaklanan tüm hukuki ihtilaflar yönünden de pasif husumet ehliyetine sahip olmakla, somut olayda ek tasfiyeye (6102 sayılı TTK md. 547) gerek kalmadığı gibi HMK'nın 124. maddesinin şartlarının da değerlendirilmesine gerek yoktur. 19. Hukuk Genel Kurulunda yapılan görüşmeler sırasında; dava dilekçesinde davalı olarak gösterilen … Dünyası İnşaat Turizm Sanayi ve Ticaret A.Ş’nin 11.04.2016 tarihli olağanüstü genel kurul toplantısında alınan tüm kararların yokluğunun tespiti ve iptali talep edilmiş olduğu gözetilerek davacıya, somut davaya münhasır olarak sicil kaydı terkin edilen davalı … Dünyası İnşaat Turizm Sanayi ve Ticaret A.Ş’yi ihya ettirmesi için süre verilip, ihya ettirilmesi hâlinde tarafların iddia ve savunmaları çerçevesinde inceleme ve değerlendirme yapılarak varılacak uygun sonuç dairesinde bir karar verilmesi gerektiği görüşü ileri sürülmüş ise de bu görüş Kurul çoğunluğunca benimsenmemiştir. 20. Hâl böyle olunca Bölge Adliye Mahkemesince önceki kararda direnilmesi doğru olmadığından, hükmün açıklanan bu değişik gerekçe ve nedenlerle bozulması gerekmiştir. VII. KARAR Açıklanan nedenlerle; Davacı vekilinin temyiz itirazlarının kabulüyle, direnme kararının değişik gerekçe ve nedenlerden dolayı 6100 sayılı Kanun’un 371. maddesi gereğince BOZULMASINA, İstek hâlinde temyiz peşin harcının yatırana geri verilmesine, Dosyanın 6100 sayılı Kanun’un 373. maddesinin 2. fıkrası uyarınca İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 13. Hukuk Dairesine gönderilmesine, 01.10.2025 tarihinde oy çokluğuyla kesin olarak karar verildi. "K A RŞ I O Y" Hukuk Genel Kurulu (HGK) önüne gelen uyuşmazlık; tam bölünme yoluyla infisah eden bir şirkete ilişkin olarak, bölünme kararının alındığı olağanüstü genel kurul toplantısının iptali istemli davada şirketin ihya ettirilmesinin gerekip gerekemediğine ilişkindir. Somut olayda … Dünyası İnşaat Turizm Sanayi ve Ticaret Anonim Şirketi (… Dünyası A.Ş.) isimli şirketin 11.04.2016 tarihinde yapılan olağanüstü genel kurul toplantısında alınan kararlar sonucunda, şirketin tam bölünmeyle infisahı söz konusudur. Bu bölünme sonucunda; dava dilekçesinde davalı olarak gösterilen üç yeni şirket (… İnşaat Sanayi ve Ticaret. A.Ş., … Yönetim Hizmetleri İnşaat Sanayi ve Ticaret A.Ş., … İnşaat Sanayi ve Ticaret A.Ş.) teşekkül etmiştir. … Dünyası A.Ş. isimli şirketin ortağı olan davacı …Ş. ise bu bölünmenin kararlaştırıldığı 11.04.2016 tarihli genel kurul toplantısının hukuka aykırı şekilde gerçekleştiğini, genel kurulda alınan kararların da hukuka aykırı olduğunu ileri sürerek bu kararların yokluğunun tespitine ve iptaline karar verilmesini talep etmektedir. İlk Derece Mahkemesince, ön inceleme hazırlık tutanağı ara kararı ile "tam bölünme yoluyla sicilden terkin edilen davalı şirket yerine kurulan şirketlere dava dilekçesi ve eklerinin tebliğine" karar verilerek taraf teşkilinin tamamlandığı görülmektedir. Mahkeme yargılama sonucunda davanın (esas bakımından) reddine karar vermiş; hüküm davacı tarafından istinaf edilmiştir. Bölge Adliye Mahkemesince -İlk Derece Mahkemesi kararı kaldırılarak- taraf ehliyeti dava şartı yokluğu nedeniyle davanın usulden reddine karar verilmiştir. Kararın gerekçesinde, dava dilekçesinde davalı olarak gösterilen … Dünyası A.Ş'nin dava tarihi itibarıyla tüzel kişiliğinin ortadan kalktığına vurgu yapılmıştır. Mahkeme ayrıca İlk Derece Mahkemesinin taraf değişikliği anlamına gelen ara kararının ve işleminin de hukuka aykırı olduğu değerlendirmesinde bulunmuştur. Anılan hüküm, davacı tarafından temyiz edilmekle Yargıtay 11. Hukuk Dairesince bozulmuştur. Daire, dava dilekçesinde davalı olarak gösterilen … Dünyası …nin tam bölünme yoluyla bölünmesine ilişkin genel kurul kararının 30.06.2016 tarihinde tescil edildiğine, tasfiyesiz infisah nedeniyle sicil kaydının bu tarihte terkin olduğuna, davanın ise 11.07.2016 tarihinde açıldığına dikkat çekerek, sicil kaydı terkin edilen davalı … Dünyası A.Ş'yi bu davaya münhasır olarak ihya ettirmesi için davacıya süre verilmesi gerektiğini oy çokluğuyla kabul etmiştir. Karara ilişkin muhalefet şerhinde ise Türk Ticaret Kanunu'nun (TTK) 547. maddesi kapsamında şirketin ihyasına karar verilmesinin somut olayda mümkün bulunmadığı görüşüne yer verilmiştir. Muhalefet şerhinde ayrıca devralan şirketler külli halefiyet gereğince önceki şirketten kaynaklanan tüm hukuki ihtilaflar yönünden de pasif husumet ehliyetine sahip olduğundan ek tasfiyeye gerek kalmadığı, yine belirli bir amaçla sınırlı olsa bile şirketin yeniden tescilinin bölünme kararını kısmen de olsa kadük hâle getireceği değerlendirmesinde bulunulmuş; sonuç olarak Bölge Adliye Mahkemesi kararının açıklanan bu gerekçelerle bozulması gerektiği düşüncesi dile getirilmiştir. Yargıtay 11. Hukuk Dairesinin bozma ilâmı üzerine Bölge Adliye Mahkemesince direnme kararı verilmiş; Hukuk Genel Kurulunun Sayın Çoğunluğunca, Daire kararındaki muhalefet şerhinde açıklanan görüşler esas alınarak direnme kararının değişik gerekçeyle bozulmasına hükmedilmiştir. Sayın Çoğunluğun bu görüş ve değerlendirmelerine aşağıda açıklamış olduğumuz nedenlerle katılmamız mümkün olmamıştır: TTK'nın 159. maddesinde şirketlerin tam veya kısmi olarak bölünebileceği ifade edildikten sonra "Tam bölünmede, şirketin tüm malvarlığı bölümlere ayrılır ve diğer şirketlere devrolunur. Bölünen şirketin ortakları, devralan şirketlerin paylarını ve haklarını iktisap ederler. Tam bölünüp devrolunan şirket sona erer ve unvanı ticaret sicilinden silinir." hükmüne yer verilmiştir. Buna göre anonim şirketlerde bölünme, şirketin mal varlığı ile yükümlülüklerinin bölümlere ayrılarak diğer şirketlere devredilmesi olarak tanımlanabilir. Bu işlem sırasında şirketin bölünen mal varlığı ile yükümlülükleri, tasfiyesiz olarak devralan şirkete intikal ederek karşılığında devreden şirketin ortakları yahut bizzat devreden şirketin kendisi, devralan şirketlerde ortaklık ve diğer hakları tek işlemle ve kendiliğinden kazanırlar. Bu anlamda bölünmeye konu mal varlığına bağlı bütün hak ve yükümlülükler devralan şirkete geçmekle bu geçiş, tek bir işlem ile kendiliğinden gerçekleşir (HGK'nın 31.05.2023 tarihli ve E.2021/11-418, K.2023/547 sayılı kararı). Buradaki bölünme türlerinden biri olan tam bölünmede; şirketin mal varlığı bölümlere ayrılarak diğer şirketlere devredilir, devreden şirket ortakları devralan şirketlerde paylar ve haklar elde ederler. Tam bölünme suretiyle devreden/bölünen şirket ise tasfiyesiz olarak sona ererek unvanı ticaret sicilinden terkin edilir. Devralan şirketler hâli hazırda mevcut olan şirketler olabileceği gibi yeni kurulan şirketler de olabilir. Bu şekilde devreden şirketin payları itfa olunarak bu şirketin ortakları, devralan şirketlerin paylarını/haklarını iktisap ederek bölünmeyle sona eren şirketteki hakları ikâme edilir (HGK'nın 31.05.2023 tarihli ve E.2021/11-418, K.2023/547 sayılı kararı). Eldeki davaya konu olan … Dünyası …nin 11.04.2016 tarihli genel kurul toplantısında alınan kararlarla tam bölünme şeklinde bölündüğü, bu bölünme sonucunda dava dilekçesinde davalı olarak gösterilen üç yeni şirketin teşekkül ettiği konusunda bir uyuşmazlık bulunmamaktadır. Öte yandan TTK'nın 179. maddesinin (3) numaralı fıkrasında "Tam bölünme hâlinde devreden şirket ticaret siciline tescil ile birlikte infisah eder." düzenlemesi bulunmaktadır. Bu çerçevede … Dünyası …nin 11.04.2016 tarihli genel kurul kararıyla birlikte tam bölünmesi sonrasında bu durumun 30.06.2016 tarihinde tescil edildiği, şirketin sicil kaydının 30.06.2016 tarihinde tasfiyesiz infisah nedeniyle terkin olduğu da doysa kapsamıyla sabittir. Somut olayda davacı; tam bölünme suretiyle tasfiyesiz infisah olan ve ortağı olduğu … Dünyası A.Ş. isimli şirketin tam bölünmesine ilişkin kararların alındığı genel kurulunun ve söz konusu kararların iptalini talep etmektedir. Bir başka anlatımla davacı, ortağı olduğu şirketin hukuka aykırı olarak bölündüğü ve ticaret sicilinden terkin edildiği iddiasındadır. Bu kapsamda eldeki davada dile getirilen uyuşmazlığın bir anonim şirketin varlığını sona erdirecek şekilde (tam) bölünmesi ve varlıklarının başka şirketlere intikaliyle ilgili olduğu, dolayısıyla da burada infisah eden ve teşekkül eden tüzel kişilerin varlığıyla ilgili bir takım hukuka aykırılıkların öne sürüldüğü görülmektedir. Tam bölünme hâlinde devralan şirketlerin bölünen şirketin hak ve borçlarından sorumlu olmaları, bölünme kararının alındığı genel kurul kararının iptali istemiyle açılan eldeki dava bakımından bir önem taşımamaktadır. Bu durum ancak bölünen şirketin hak, alacak veya borçlarının uyuşmazlık konusu olduğu davalar bakımından devralan şirketlerin tam bölünme suretiyle infisah eden şirketin yerine geçmelerine imkân tanımaktadır. Oysaki eldeki davada uyuşmazlık, dava konusu bölünen ve devralan şirketlerin bizatihi varlığına ilişkin hukuki süreç hakkındadır. Bu tür bir durumda infisah eden şirketin bu uyuşmazlık bakımından yeniden ihyası hukuki bir zorunluluk olarak ortaya çıkmaktadır. Bununla birlikte TTK'da tam bölünme suretiyle infisah eden şirketlere ilişkin olarak bölünme sürecinin dava konusu edildiği uyuşmazlıklar bakımından şirketin nasıl ihya edileceği konusunda bir düzenleme bulunmamaktadır. Bu bağlamda TTK'nın 547. maddesinde düzenlenen "Ek tasfiye"ye ilişkin hükümlerin kıyas yoluyla uygulanmasının mümkün olup olmadığı üzerinde durulmalıdır. Bir ticaret şirketi infisah veya fesih hâlinde sona erer. İnfisah, kanunda veya esas sözleşmede öngörülen sebeplerden birinin gerçekleşmesi ile ayrıca bir karar alınmasına veya ihbarda bulunulmasına gerek olmaksızın şirketin kendiliğinden sona ermesini ifade ederken; fesih ise kanun veya esas sözleşmede yer alan sebeplerden birine dayanarak bu yetkiye sahip olanlar tarafından şirketin karar şeklinde somutlaşan irade ile sona erdirilmesidir (HGK'nın 10.07.2024 tarihli ve 2024/11-420Esas, 2024/382 Karar sayılı kararı). Esasında bir anonim şirketin sona ermesiyle hukuki varlığının tamamen ortadan kalkmasını ifade eden tüzel kişiliğinin sona ermesi birbirinden tamamen farklı durumlardır. Sona ererek tasfiye hâline gelen ve tasfiye işlemleri eksiksiz bir şekilde tamamlanan şirketin tüzel kişiliğinin sona erebilmesi için ayrıca ticaret sicilinden de silinmesi gerekmektedir. Diğer bir anlatımla anonim şirketin tüzel kişiliğinin sona erdiğinden bahsedebilmemiz için hem tasfiye işlemlerinin eksiksiz olarak tamamlanması hem de hukuk güvenliğinin sağlanması açısından ticaret sicilinden silinmesi ve bu iki durumun birlikte gerçekleşmesi gerekir. Bununla birlikte anonim şirkete ait alacağın veya borcun varlığı ya da mal varlığı ile ilgili olmasa da taraf sıfatını gerektiren ve devam eden hukuki ilişkilerinin söz konusu olduğu hâllerde ticaret sicilinden silinme şirketin gerçekten ve kesin olarak ortadan kalkmış olması sonucunu doğurmaz; bu hukuki ilişkilerin sonlandırılabilmesi için şirketin tüzel kişiliğinin devamının sağlanması gerekir (HGK'nın 10.07.2024 tarihli ve 2024/11-420 Esas, 2024/382 Karar sayılı kararı). Bu çerçevede TTK'nın 547. maddesiyle ek tasfiye özellikle düzenlenmiş; anonim şirketin tasfiye işlemleri tamamlanıp ticaret sicilinden terkin edilmesinden sonra tasfiyenin eksiksiz bir şekilde gerçekleştirilmediğinin ve dolayısıyla ek tasfiye işlemlerinin yapılmasının zorunlu olduğunun anlaşılması hâlinde son tasfiye memurları,  yönetim kurulu  üyeleri, pay sahipleri veya alacaklıların şirket merkezinin bulunduğu yerdeki asliye ticaret  mahkemesinden, bu ek işlemler sonuçlandırılıncaya kadar şirketin yeniden tescilini isteyebilecekleri; mahkemece istemin yerinde olduğuna kanaat getirilirse, şirketin ek tasfiye için yeniden tesciline karar verileceği ve bu işlemlerin yapmaları için son tasfiye memurlarını veya yeni bir veya birkaç kişiyi tasfiye memuru olarak atayarak tescil ve ilan ettirileceği belirtilmiştir. Anılan yasal düzenleme, tasfiyenin kapanmasından sonra ek tasfiye işlemlerinin yapılmasının zorunlu olduğu hâllere ilişkindir. Bu bağlamda eldeki davada tam bölünme yoluyla infisah eden bir şirkete ilişkin olarak, bölünme kararının alındığı olağanüstü genel kurul toplantısına ilişkin bir uyuşmazlık söz konusudur. Bir başka anlatımla dava konusu … Dünyası A.Ş. tasfiyesiz şekilde infisah etmiştir. Bu durumda TTK'nın 547. maddesindeki ihya koşullarının somut olayda bulunduğu söylenemez. Buna karşılık tasfiyesiz olarak infisah eden şirketlerin ihyasıyla ilgili olarak izlenecek usulün belirlenmesinde TTK'nın 547. maddesinde yer alan hükümlerden yararlanması mümkündür. Bir başka deyişle anılan kanun hükmündeki düzenlemelerden hareketle eldeki davada taraf teşkilini sağlamak bakımından şirketin yeniden ihyası ile ticaret siciline tescilinin önünde yasal bir engel bulunmamaktadır. Bu çerçevede Yargıtay 11. Hukuk Dairesinin bozma ilâmında da açıklandığı üzere davacı tarafa … Dünyası A.Ş'yi ihya etmesi için imkân sağlanması en doğru çözüm olarak öne çıkmaktadır. Bu itibarla Bölge Adliye Mahkemesi direnme kararının Yargıtay 11. Hukuk Dairesinin bozma ilâmı doğrultusunda ve yukarıda açıklanan gerekçelerle bozulması gerektiği kanaatinde olduğumdan Sayın Çoğunluğun bozma gerekçesine katılmıyorum.
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, E. 2016/4245, K. 2017/6420Kaynağı aç
11. Hukuk Dairesi         2016/4245 E.  ,  2017/6420 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ :TİCARET MAHKEMESİ Taraflar arasında görülen davada … 2. Asliye Ticaret Mahkemesi’nce verilen 04/12/2015 tarih ve 2014/1405-2015/1177 sayılı kararın Yargıtayca incelenmesi davacı vekili tarafından istenmiş ve temyiz dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşılmış olmakla, dava dosyası için Tetkik Hakimi … tarafından düzenlenen rapor dinlendikten ve yine dosya içerisindeki dilekçe, layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup, incelendikten sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü: Davacı vekili, müvekkilinin davalı şirketin ortağı olduğunu, şirketin altı yıldır genel kurulun toplanmadığını, bu nedenle yönetim kurulu ve denetim kurulunun oluşturulamadığını, organ eksikliğinin olduğunu, son seçilen yönetim kurulunun da şirketi kendi şahsı menfaatleri için kullandığını ileri sürerek şirkete tedbiren kayyum atanarak şirketin fesih ve tasfiyesini talep ve dava etmiştir. Davalı vekili, müvekkili şirkete 2012 yılında mahkeme kararıyla kayyum atandığını ve genel kurul toplantısı yapılarak yönetim kurulu seçiminin yapıldığını, 6102 sayılı TTK'na göre denetçi bulunmasının zorunlu olmadığını, şirketin tasfiyesine gerektiren bir durumun bulunmadığını savunarak davanın reddini istemiştir. Mahkemece iddia, savunma, bilirkişi raporu ve tüm dosya kapsamına göre; davalı şirketin halihazırda ticari faaliyetini sürdürdüğü ve 2012-2014 yılları arasındaki dönemde kârını ve özvarlık değerini arttırdığı, işletme konusunun gerçekleşmesinin imkansız hale gelmesinden söz edilemeyeceği, organ eksikliğinin yapılan genel kurullarda giderildiği, davacının davalı şirket yönetim kurulu üyelerinin faaliyetleri ile şirketin zarara uğratılmış olduğu iddiasına dayalı olarak davalı şirketin 6102 sayılı TTK m. 531 hükmüne göre haklı sebeplerle feshi talebinde bulunamayacağı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir. Kararı, davacı vekili temyiz etmiştir. Dava, anonim şirketin fesih ve tasfiyesi istemine ilişkin olup, davacı vekili dava dilekçesinde, ortağı olduğu davalı şirketin gayrifaal olduğunu, şirketin kendisine ait fabrikasından gelen kira geliri dışında başka geliri olmadığını, ticari faaliyet göstermediğini, var olma amacının ortadan kalktığını iddia etmektedir. Bu kapsamda davacı tarafça dosyaya, şirket ve yöneticileri hakkında açılmış çok sayıda dava ve bu davalarda alınan bilirkişi raporları ile kayyım raporu sunulmuştur. Bu belgelerin incelenmesi neticesinde; davalı şirket yöneticilerinin … Asliye Ceza Mahkemesi 2009/424 esas 2011/614 karar sayılı dosyasında, hizmet nedeniyle güveni kötüye kullanma suçundan yargılandığı, şirketin alacak ve borç hesaplarında gerçeğe aykırı belgelendirme yaptıkları, muhasebe belgelerinde usulsüzlükle belgeye dayanmayan işlemler yaptıkları, fiktif belgelerle kendilerini şirketten alacaklı duruma getirdikleri, bilançoda mevcut aktif kıymetlerin bir kısmının aslında fiziki olarak var olmadığı tespit edilmiş; … 5. Asliye Ticaret Mahkemesi 2011/130 esas sayılı dosyasına sunulu bilirkişi raporunda davalı şirkete ait fabrikada gıda üretim faaliyetlerinin devam etmediği, başka bir firmanın mobilya faaliyeti gösterdiği ve mobilya imalatına yönelik makine ve malzemelerin bulunduğu belirlenmiş; yine şirketin olağanüstü genel kurul toplantısını yapması için görevlendirilen kayyım tarafından hazırlanan 18.07.2013 tarihli rapora göre, şirketin gayrifaal olduğu, şirketin kendisine ait fabrikasında aylık kira gelirinden başka bir geliri olmadığı, Maliye'ye ve SGK'ya borcu bulunduğu, şirketin bu şartlarda faaliyette bulunmasının ortaklara hiçbir kazanç sağlamayacağı, şirketin ya sermaye arttırımına gitmesi yada acilen tasfiye edilmesi gerektiği sonucuna varılmıştır. Ancak işbu dava dosyasında alınan bilirkişi raporunda; şirketin ticari defter ve kayıtları incelenmiş ve halihazırda ticari faaliyetine devam ettiği, 2012-2014 yılları arasında kârını ve özvarlık değerini sürekli arttırdığı TTK 529/1-b hükmü anlamında işletme konusunun gerçekleşmesinin imkansız hale gelmesi durumunun söz konusu olmadığı yönünde tespitler yapılmıştır. Davacı tarafça şirketle ilgili diğer dava dosyalarındaki bilirkişi raporlarındaki tespitler ileri sürülerek bilirkişi raporuna itiraz edilmiş ise de, itirazları karşılanmamıştır. Davacı dava dilekçesinde de aynı iddiaları ileri sürmüş olup, dava dilekçesi ekinde de söz konusu rapor ve tespitlere yer vermiştir. Bu durumda, mahkemece davacı tarafından dosyaya sunulan ve şirket hakkında tespitler içeren bilirkişi raporlarının da incelenmesi ve alınan bilirkişi raporu ile arasındaki çelişkilerin giderilmesi, davalı şirketin esas sözleşmesinde yer alan faaliyetlerine halihazırda devam edip etmediği, şirket fabrikasının kiraya verilip verilmediği ve hesap ve kayıtlarının gerçeği yansıtıp yansıtmadığı hususlarında davacının itirazlarını karşılar şekilde yeni bir bilirkişi heyetinden denetime elverişli bir rapor alınarak infisah sebebinin oluşup oluşmadığının değerlendirilmesi ve böylelikle sonuca varılması gerekirken eksik incelemeye dayalı olarak davanın reddine karar verilmesi doğru olmamış, bozmayı gerektirmiştir. SONUÇ: Yukarıda açıklanan nedenlerle davacı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile hükmün davacı yararına BOZULMASINA, ödediği peşin temyiz harcının isteği halinde temyiz edene iadesine, 22/11/2017 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.

Yargılama Usulü, Görevli Mahkeme ve Kanun Yolları

Anonim şirkete kayyum atanması istemi anonim şirketi ilgilendirdiğinden mutlak ticari dava mahiyetindedir. Görevli ve yetkili mahkeme şirket merkezinin bulunduğu yerdeki asliye ticaret mahkemesi; asliye ticaret mahkemesinin kurulmadığı yargı çevrelerinde ise bu sıfatla davaya bakan asliye hukuk mahkemesidir. Davada husumetin ihtilaflı diğer pay sahiplerinin yanında tüzel kişiliği doğrudan etkilenecek olan anonim şirkete de mutlaka yöneltilmesi zorunludur. Dava sürecinde nihai hükümle aynı sonucu doğuracak kapsamda ihtiyati tedbir yoluyla şirketin idaresi bütünüyle kayyıma devredilemez; tedbir ancak aciliyeti ve zorunluluğu kanıtlanan sınırlı görevler için verilebilir.

Türk Medeni Kanunu'nun 427 nci maddesinin dördüncü fıkrasına dayalı yönetim kayyımı atanması talepleri, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu m. 382/2-b-19 uyarınca vesayet işleri kapsamında çekişmesiz yargı işi ve aynı Kanun'un onuncu kısmında yer alan geçici hukuki koruma önlemi niteliğindedir. Bu sebeple HMK m. 362/1-(ç) ve (f) bentleri gereğince Bölge Adliye Mahkemesi tarafından bu taleplere ilişkin verilen kararlara karşı temyiz yoluna başvurulamaz. Öte yandan Yargıtay 11. Hukuk Dairesi'nin 2019/1263 Esas, 2020/3992 Karar sayılı ilamı doğrultusunda, kayyım atanması davası derdest iken şirketin tasfiyesine ve yönetim kurulunun tasfiye memuru olarak atanmasına dair genel kurul kararının iptali davasının bulunması halinde, anılan davanın sonucu eldeki davayı etkileyeceğinden kesinleşme durumu araştırılarak bekletici mesele yapılması gerekir.

Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, E. 2019/1263, K. 2020/3992Kaynağı aç
11. Hukuk Dairesi         2019/1263 E.  ,  2020/3992 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ :ASLİYE HUKUK MAHKEMESİ Taraflar arasında görülen davada Edremit 2. Asliye Hukuk Mahkemesi'nce verilen 16.03.2017 gün ve 2013/252 – 2017/138 sayılı kararı onayan Daire'nin 18.12.2018 gün ve 2017/2553 – 2018/8029 sayılı kararı aleyhinde davacı vekili tarafından karar düzeltilmesi isteğinde bulunulmuş ve karar düzeltme dilekçesinin süresi içinde verildiği de anlaşılmış olmakla, dosya için düzenlenen rapor dinlenildikten ve yine dosya içerisindeki dilekçe, layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup, incelendikten sonra gereği konuşulup düşünüldü: Davacı vekili, müvekkilinin davalı şirketin ortağı olduğunu, davacıya ait taşınmazın şirkete satılmasında ve sermaye artırımında usulsüzlükler yapıldığını, Ticaret ve Sanayi İl Müdürlüğü tarafından şirket yöneticileri hakkında suç duyurusunda bulunulduğunu, şirket yöneticilerinin daha fazla zarara yol açmaması için kayyım atanması gerektiğini ileri sürerek, şirkete kayyım atanmasını talep etmiştir. Davalı vekili, davanın reddini istemiştir. Mahkemece davanın reddine dair verilen kararın davacı vekilince temyizi üzerine karar Dairemizce onanmıştır. Bu kez davacı vekili karar düzeltme talebinde bulunmuştur. Dava, davalı anonim şirkete kayyumu atanması istemine ilişkindir. Mahkemece, işbu dava açıldıktan sonra yapılan 26.12.2008 tarihli genel kurul toplantısında şirketin tasfiyesine ve tasfiye kurulu olarak yönetim kurulunun görevlendirilmesine karar verildiği, anonim şirkete kayyım atanmasının kural olarak şirketin organsız kalması halinde talep edilebilecek bir tedbir olduğu, davalı şirketin halen tasfiye halinde olduğu, tasfiye memuru olan yönetim kurulu üyelerinin görevlerinin devam ettiği, davalının organsız kalmasının söz konusu olmadığı, şirket organlarının görev başında oldukları, kötü yönetim nedeniyle kayyım tayini talep edilemeyeceği gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir. Ancak, davacı tarafça 26.12.2008 tarihli genel kurul toplantısında alınan şirketin tasfiyesine ve tasfiye kurulu olarak yönetim kurulunun görevlendirilmesine dair kararın iptali için Edremit 2. Asliye Hukuk Mahkemesinin 2019/81 Esas sayılı dosyası ile genel kurul kararının iptali davası açıldığı ve davanın kabulüne karar verildiği ileri sürülmüştür. Bu durumda, anılan dava eldeki davayı etkileyecek mahiyette olup, kesinleşip kesinleşmediği araştırılarak, kesinleşmemişse bekletici mesele yapılıp sonucuna göre bir karar vermek gerekirken yazılı şekilde eksik incelemeye dayalı karar verilmesi doğru görülmediğinden davacı vekilinin karar düzeltme isteminin kabulü ile Dairemizin 18.12.2018 tarih, 2017/2553 E. – 2018/8029 K. sayılı onama ilamının kaldırılarak kararın açıklanan gerekçeyle bozulmasına karar vermek gerekmiştir. SONUÇ: Yukarıda açıklanan nedenlerle davacı vekilinin karar düzeltme isteminin kabulü ile Dairemizin 18.12.2018 tarih, 2017/2553 Esas – 2018/8029 Karar sayılı onama ilamının kaldırılarak kararın açıklanan gerekçeyle davacı yararına BOZULMASINA, ödediği temyiz peşin, temyiz ilam ve karar düzeltme harçlarının isteği halinde karar düzeltme isteyen davacıya iadesine, 12.10.2020 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.
Anonim şirkete kayyum atanması davası hangi mahkemede açılır?

Kayyum atanması davası mutlak ticari dava niteliğinde olup anonim şirket merkezinin bulunduğu yerdeki asliye ticaret mahkemesinde, ticaret mahkemesi bulunmayan yerlerde ise bu sıfatla asliye hukuk mahkemesinde açılır.

Yönetim kurulunun yetersizliği veya kötü yönetimi sebebiyle kayyum atanabilir mi?

Yönetim kurulunun şirketi kötü yönettiği veya zarara uğrattığı iddiaları yöneticilerin sorumluluğu davasına konu olabilir ancak tek başına şirkete kayyım atanmasının gerekçesi yapılamaz. TTK m. 364 uyarınca yöneticileri görevden alma yetkisi genel kurula aittir.

Genel kurul toplantıya çağrılamadığında kayyum nasıl talep edilir?

Pay sahiplerinin çağrı talepleri yönetim kurulunca reddedildiğinde veya yedi iş günü içinde cevaplanmadığında asliye ticaret mahkemesine başvurulabilir. Mahkeme TTK m. 412 uyarınca genel kurulu toplantıya çağırmak ve gündemi düzenlemek üzere çağrı kayyımı atayabilir.

Bölge Adliye Mahkemesinin yönetim kayyımı kararlarına karşı temyize gidilebilir mi?

Türk Medeni Kanunu m. 427/4 dayanaklı yönetim kayyımı istemleri çekişmesiz yargı işi ve geçici hukuki koruma önlemi niteliğinde olduğundan HMK m. 362/1 hükümleri uyarınca Bölge Adliye Mahkemesi kararları temyiz edilemez.

Yargılama sürerken tedbiren tüm şirket yönetimi kayyuma devredilebilir mi?

Yargılama aşamasında nihai hükümle aynı hukuki neticeyi doğuracak biçimde şirketin tüm yönetimini devralan tedbir kararı verilemez; tedbir yoluyla kayyuma ancak yapılması zorunlu ve acil olan sınırlı işler için yetki tanınabilir.

Yönetim kurulunun görev süresinin dolması halinde kendiliğinden kayyum atanır mı?

Sırf görev süresinin dolması başka şartlar bulunmadıkça kayyum atanmasını gerektirmez. Görev süresi biten organın yetkileri yeni üyelerin seçilmesini temin etmek ve var olan işlerle sınırlı kalmak kaydıyla devam eder.

Kayyum atanması davasında husumet kime yöneltilmelidir?

Kayyum atanması davasında husumetin davaya taraf olan diğer ortakların yanında tüzel kişiliği doğrudan etkilenecek olan anonim şirkete de mutlaka yöneltilmesi zorunludur.

Hukuki uyarı: Bu içerik genel bilgilendirme amacı taşır; somut olay değerlendirmesi için avukata başvurulmalıdır.

Hazırlayan: Av. Erdal Ersoy

Avukat Erdal Ersoyİletişim ve randevu