Anonim Şirketlerde Temsil Yetkisi ve Sınırları

by Avukat Erdal Ersoy
Anonim Şirketlerde Temsil Yetkisi ve Sınırları

Yönetim Kurulunun Temsil Yetkisi ve Kullanım Şekli

Anonim şirketin dış ilişkilerde idare ve temsil edilmesi, 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu m. 365/1 uyarınca kanundaki istisnai hükümler saklı kalmak kaydıyla kural olarak yönetim kuruluna aittir. Şirket adına imza yetkisine sahip kılınan kişiler, Türk Ticaret Kanunu m. 39/1 ve m. 372/1 hükümleri uyarınca şirketin ticaret unvanı altına imza atmak suretiyle şirketi borç altına sokar. Ayrıca Türk Ticaret Kanunu m. 372/2 gereğince şirket tarafından tanzim edilen tüm belgelerde merkezin, şirketin sicile kayıtlı bulunduğu yerin ve ticaret sicil numarasının açıkça yer alması zorunludur. Temsile yetkili kişileri ve bu kişilerin tek başlarına münferit mi yoksa müştereken mi imza atacaklarını tayin etme yetkisi yönetim kuruluna verilmiştir.

6102 sayılı TÜRK TİCARET KANUNU m. 365Kaynağı aç
MADDE 365- (1) Anonim şirket, yönetim kurulu tarafından yönetilir ve temsil olunur. Kanundaki istisnai hükümler saklıdır. 2. Görev dağılımı
6102 sayılı TÜRK TİCARET KANUNU m. 372Kaynağı aç
MADDE 372- (1) Şirket adına imza yetkisini haiz kişiler şirketin unvanı altında imza atarlar. 40 ıncı maddenin ikinci fıkrası hükmü saklıdır. (2) Şirket tarafından düzenlenecek belgelerde şirketin merkezi, sicile kayıtlı olduğu yer ve sicil numarası gösterilir. 4. Tescil ve ilan

Anonim ortaklığın temsili bakımından kanunun benimsediği temel yöntem çift imza kuralıdır. 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu m. 370/1 çerçevesinde, şirket esas sözleşmesinde başka bir düzenleme yer almadığı veya yönetim kurulu sadece tek bir üyeden oluşmadığı sürece şirketin temsili yönetim kurulunun çift imzasıyla yerine getirilir. Dolayısıyla imza yetkisini haiz üyelerden en az ikisinin ortak imzası aranır; esas sözleşmede münferit imza veya farklı kuralların getirilmesi ile tek kişilik yönetim kurulu hali bu çift imza esasının istisnalarını oluşturur.

6102 sayılı TÜRK TİCARET KANUNU m. 370Kaynağı aç
MADDE 370- (1) Esas sözleşmede aksi öngörülmemiş veya yönetim kurulu tek kişiden oluşmuyorsa temsil yetkisi çift imza ile kullanılmak üzere yönetim kuruluna aittir. (2) Yönetim kurulu, temsil yetkisini bir veya daha fazla murahhas üyeye veya müdür olarak üçüncü kişilere devredebilir. En az bir yönetim kurulu üyesinin temsil yetkisini haiz olması şarttır. 2. Kapsam ve sınırlar

Temsil Yetkisinin Kapsamı ve İşletme Konusu Dışındaki İşlemler

Şirketi temsile yetkili kılınan kişiler, 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu m. 371/1 hükmü gereğince şirketin gayesine ve işletme konusuna dahil bulunan her türlü hukuki işlemi şirket adına gerçekleştirme ve şirket unvanını kullanma hakkına sahiptir. Yetkili kişilerin kanuna veya şirket esas sözleşmesine aykırı işlemler yapmaları halinde şirketin bu kişilere karşı rücu hakkı saklıdır. Bununla birlikte, Türk Ticaret Kanunu m. 371/5 gereğince temsile veya yönetime yetkili olan şahısların görevlerini ifa ettikleri esnada işledikleri haksız fiillerden şirket sorumludur; şirketin kusurlu temsilciye dönme imkanı kanunen korunmuştur.

6102 sayılı TÜRK TİCARET KANUNU m. 371Kaynağı aç
MADDE 371- (1) Temsile yetkili olanlar şirketin amacına ve işletme konusuna giren her tür işleri ve hukuki işlemleri, şirket adına yapabilir ve bunun için şirket unvanını kullanabilirler. Kanuna ve esas sözleşmeye aykırı işlemler dolayısıyla şirketin rücû hakkı saklıdır. (2) Temsile yetkili olanların, üçüncü kişilerle, işletme konusu dışında yaptığı işlemler de şirketi bağlar; meğerki, üçüncü kişinin, işlemin işletme konusu dışında bulunduğunu bildiği veya durumun gereğinden, bilebilecek durumda bulunduğu ispat edilsin. Şirket esas sözleşmesinin ilan edilmiş olması, bu hususun ispatı açısından, tek başına yeterli delil değildir. (3) Temsil yetkisinin sınırlandırılması, iyiniyet sahibi üçüncü kişilere karşı hüküm ifade etmez; ancak, temsil yetkisinin sadece merkezin veya bir şubenin işlerine özgülendiğine veya birlikte kullanılmasına ilişkin tescil ve ilan edilen sınırlamalar geçerlidir. (4) Temsile yetkili kişiler tarafından yapılan işlemin esas sözleşmeye veya genel kurul kararına aykırı olması, iyiniyet sahibi üçüncü kişilerin o işlemden dolayı şirkete başvurmalarına engel değildir. (5) Temsile veya yönetime yetkili olanların, görevlerini yaptıkları sırada işledikleri haksız fiillerden şirket sorumludur. Şirketin rücû hakkı saklıdır. (6) Sözleşmenin yapılması sırasında, şirket tek pay sahibi tarafından ister temsil edilsin ister edilmesin, tek pay sahipli anonim şirketlerde, bu pay sahibi ile şirket arasındaki sözleşmenin geçerli olması sözleşmenin yazılı şekilde yapılmasına bağlıdır. Bu şart piyasa şartlarına göre günlük, önemsiz ve sıradan işlemlere ilişkin sözleşmelerde uygulanmaz. (7) (Ek: 10/9/2014 – 6552/131 md.) Yönetim kurulu, yukarıda belirtilen temsilciler dışında, temsile yetkili olmayan yönetim kurulu üyelerini veya şirkete hizmet akdi ile bağlı olanları sınırlı yetkiye sahip ticari vekil veya diğer tacir yardımcıları olarak atayabilir. Bu şekilde atanacak olanların görev ve yetkileri, 367 nci maddeye göre hazırlanacak iç yönergede açıkça belirlenir. Bu durumda iç yönergenin tescil ve ilanı zorunludur. İç yönerge ile ticari vekil ve diğer tacir yardımcıları atanamaz. Bu fıkra uyarınca yetkilendirilen ticari vekil veya diğer tacir yardımcıları da ticaret siciline tescil ve ilan edilir. Bu kişilerin, şirkete ve üçüncü kişilere verecekleri her tür zarardan dolayı yönetim kurulu müteselsilen sorumludur. 3. İmza şekli

6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu m. 125/2 uyarınca ticaret şirketlerinin Türk Medenî Kanununun 48 inci maddesi çerçevesinde bütün haklardan yararlanabilmesi ve borçları üstlenebilmesi kuralı saklı kalmak üzere, Kanun'un 371/2 maddesi gereğince temsile yetkili olanların üçüncü kişilerle işletme konusu dışında yaptığı işlemler de kural olarak anonim şirketi bağlar. Meğerki üçüncü kişinin, işlemin işletme konusu dışında bulunduğunu bildiği veya durumun gereğinden bilebilecek durumda bulunduğu ispat edilsin. Şirket esas sözleşmesinin ilan edilmiş olması bu hususun ispatı açısından tek başına yeterli delil sayılmaz. Türk Ticaret Kanunu m. 371/4 uyarınca, temsilcinin yaptığı işlemin esas sözleşmeye yahut genel kurul kararına aykırılık taşıması da iyiniyetli üçüncü kişilerin o işlem sebebiyle şirket tüzel kişiliğine başvurmalarına engel oluşturmaz.

6102 sayılı TÜRK TİCARET KANUNU m. 125Kaynağı aç
MADDE 125- (1) Ticaret şirketleri tüzel kişiliği haizdir. (2) Ticaret şirketleri, Türk Medenî Kanununun 48 inci maddesi çerçevesinde bütün haklardan yararlanabilir ve borçları üstlenebilirler. Bu husustaki kanuni istisnalar saklıdır. C) Uygulanacak kanun hükümleri

Temsil Yetkisinin Sınırlandırılması ve Üçüncü Kişilere Etkisi

Anonim şirketlerde imza yetkililerinin temsil yetkisi kural olarak sınırlandırılamaz. Kanunda açıkça belirtilen istisnaların dışına çıkılarak getirilen kısıtlamalar, ticaret sicilinde tescil ve ilan ettirilmiş olsa dahi şirketle işlem gerçekleştiren iyiniyetli üçüncü kişileri bağlamaz. Bu tür sınırlamalar yalnızca temsil yetkisine getirilen kısıtlamayı bilen kişiler bakımından hüküm ifade eder.

Temsil yetkisi, iyiniyetli üçüncü kişilere karşı ancak iki yolla geçerli olarak kısıtlanabilir. 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu m. 371/3 hükmüne göre bu sınırlamalar; temsil yetkisinin münhasıran merkezin veya belirli bir şubenin işlerine hasredilmesi ya da yetkinin birlikte kullanılması şartına bağlanmasıdır. Kanunda öngörülen bu iki kısıtlama ticaret siciline tescil ve ilan edildiği takdirde üçüncü kişilere karşı ileri sürülebilir; bunların haricindeki yetki sınırlandırmaları iyiniyet sahibi üçüncü kişilere karşı hüküm ifade etmez.

Temsil Yetkisinin Devri ve Murahhas Üyeler

Anonim ortaklıklarda temsil yetkisinin bütünüyle yönetim kurulu dışındaki kişilere devri yasaklanmıştır. 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu m. 370/2 uyarınca yönetim kurulu, temsil yetkisini bir veya birden çok murahhas üyeye ya da müdür sıfatıyla üçüncü şahıslara devretme hakkına sahip olmakla birlikte, yönetim kurulu üyelerinden en az bir tanesinin şirketi temsil yetkisini koruması emredici bir kuraldır. Bunun yanında Türk Ticaret Kanunu m. 375/1(d) bendi uyarınca, müdürler ile aynı işleve sahip kişilerin ve şirketi temsile imza yetkisi bulunanların atanmaları ile görevden alınmaları yönetim kurulunun devredilemez ve vazgeçilemez görevleri arasında yer alır.

Sınırlı Yetkili Ticari Vekil ve Tacir Yardımcıları

Anonim şirket yönetim kurulu, kanuni temsilciler haricinde temsile yetkili bulunmayan yönetim kurulu üyelerini veya şirkete hizmet sözleşmesiyle bağlı çalışanları sınırlı yetkili ticari vekil veya tacir yardımcısı sıfatıyla görevlendirebilir. 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu m. 371/7 uyarınca bu kişilerin ifa edecekleri görev ve yetki sınırlarının, Kanun'un 367. maddesine göre hazırlanacak bir iç yönergede açıkça gösterilmesi ve bu iç yönergenin ticaret siciline tescil ile ilan ettirilmesi zorunludur.

İç yönerge ile ticari vekil ve diğer tacir yardımcıları atanamaz; atama işleminin yönetim kurulu kararıyla yapılması şarttır. Türk Ticaret Kanunu m. 371/7 gereğince bu düzenleme uyarınca yetkilendirilen ticari vekiller ve tacir yardımcıları ticaret siciline tescil ve ilan edilir. Bu kişilerin şirkete veya üçüncü kişilere verecekleri her çeşit zarardan ötürü yönetim kurulu üyeleri müteselsilen sorumluluk taşır.

Ticari Mümessil ve Ticari Vekilin Yetki Sınırları

Ticaret şirketleri organları vasıtasıyla yönetildiğinden ticari mümessil atama yetkisi de şirket organlarına aittir. Yargıtay 12. Hukuk Dairesinin 2017/5549 Esas ve 2018/7155 Karar sayılı ilamında açıklandığı üzere, şirket türüne göre idare organı değişmekle birlikte bütün ticaret şirketlerinde ticari mümessil şirket ana sözleşmesi aracılığıyla da belirlenebilir. Ticari mümessillik yasal sınırları çizilmiş iradi bir temsil türüdür. Mümessil, iyiniyetli üçüncü kişilere karşı işletme adına kambiyo taahhüdüne girmeye ve işletme amacına dahil olan her işlemi ifaya yetkilidir; fakat açıkça izin verilmedikçe taşınmazları devredemez veya ayni hakla kayıtlayamaz. Ticari mümessilliğin sicile tescili kanunen şart kılınmış olmakla beraber, tescil gerçekleşmeden önceki işlemlerden de işletme sahibi sorumludur.

Yargıtay 12. Hukuk Dairesi, E. 2017/5549, K. 2018/7155Kaynağı aç
12. Hukuk Dairesi         2017/5549 E.  ,  2018/7155 K. "İçtihat Metni" BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ : … Bölge Adliye Mahkemesi … Hukuk Dairesi İLK DERECE MAHKEMESİ : … İcra Hukuk Mahkemesi Yukarıda tarih ve numarası yazılı Bölge Adliye Mahkemesince verilen kararın müddeti içinde temyizen tetkiki borçlu tarafından istenmesi üzerine bu işle ilgili dosya daireye gönderilmiş olup, dava dosyası için Tetkik Hakimi … tarafından düzenlenen rapor dinlendikten ve dosya içerisindeki tüm belgeler okunup incelendikten sonra işin gereği görüşülüp düşünüldü : Bölge Adliye Mahkemesince HMK’nun 353/1-b-2 maddesi göre hüküm kurulmuş olduğundan temyizi kabil olduğu anlaşılmakla temyiz incelemesine geçildi: Alacaklı tarafından borçlu hakkında bonoya dayalı olarak yapılan kambiyo senetlerine mahsus haciz yolu ile başlatılan takiplerde davacı borçlu şirket icra mahkemesine başvurusunda; takiplere konu senetlerdeki imzaların şirket yetkilisi … tarafından vekaletname ile vekil tayin edilen … tarafından atıldığı,ancak …'e vekaletnamede verilen yetkiler arasında kambiyo taahhüdünde bulunma yetkisi verilmediği,bu nedenle şirketin bonolar nedeni ile borçtan sorumlu olmadığı iddiası ile takibin durdurulmasını talep ettiği, … İcra Hukuk Mahkemesi’nin 16.01.2017 tarih ve 2016/255 – 2017/10 Karar sayılı kararı ile itirazın kabulü ile takibin durdurulmasına karar verildiği, alacaklının ilk derece mahkemesi kararına karşı istinaf yoluna başvurduğu, … Bölge Adliye 4. Hukuk Dairesi’nin 28.03.2017 tarih ve 2017/271 – 2017/515 sayılı kararı ile ilk derece mahkemesi kararının kaldırılmasına, borca itirazın reddine karar verildiği anlaşılmaktadır. Mülga 818 sayılı Borçlar Kanunu'nun 449/1. maddesinde ticari mümessilin tanımı; “ticari mümessil, bir ticarethane veya fabrika veya ticari şekilde işletilen diğer bir müessese sahibi tarafından işlerini idare ve müessesenin imzasını kullanarak bilvekale imza vazetmek üzere sarih veya zımni kendisine mezuniyet verilen kimsedir" şeklinde yapılmıştır. 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu (TBK)’nun 547/1 maddesinde ise ticari mümessil “Ticari temsilci, işletme sahibinin, ticari işletmeyi yönetmek ve işletmeye ilişkin işlemlerde ticaret unvanı altında, ticari temsil yetkisi ile kendisini temsil etmek üzere, açıkça ya da örtülü olarak yetki verdiği kişidir.” şeklinde tanımlanmıştır. Ticari mümessilin temsil yetkisinin kapsamı kanunda tam olarak belirlenmiştir. Bu haliyle ticari mümessillik, sınırı kanunla çizilmiş iradi bir temsil yetkisidir. Ticari mümessil, iyiniyetli üçüncü kişilere karşı, işletme sahibi adına kambiyo taahhüdünde bulunmaya ve onun adına işletmenin amacına giren her türlü işlemleri yapmaya yetkili olup açıkça yetkili kılınmadıkça, taşınmazları devredemez veya bir hak ile sınırlandıramaz (BK 450; TBK 548). Ticari mümessillik ticaret siciline tescil olunur. Ancak işletme sahibi tescilden önce de temsilcinin yaptığı işlemden sorumludur (BK. 449/2; TBK. 542/2). Ticari mümessil, işletme sahibini temsile yetkili bir kişi olmanın yanı sıra, aynı zamanda ticari işletmenin belirli yetkilere sahip idarecisi niteliğini de taşır. Örneğin bir bankanın genel müdürü, hukuki bakımdan bankanın ticari mümessilidir; ancak idari bakımdan da, yürütme organının bir parçasıdır. Nitekim, ticari mümessilliğin bu yönü, ticari mümessili tarif eden BK 449/l'de "…işlerini idare …" ibaresiyle vurgulanmıştır. Ticaret şirketleri organları aracılığıyla idare ve temsil edildiğinden, ticari mümessil tayin etme yetkisi de organlarına aittir. Ticaret şirketlerinde idare ve temsil yetkisine sahip organlar, her ticaret şirketinin türüne göre değişiklik gösterir. Ancak şu hususu belirtmek gerekir ki, ticaret şirketlerinin tümünde ticari mümessil şirket ana sözleşmesiyle de tayin edilebilir. Mülga 6762 sayılı TTK 539/II (6102 sayılı TTK 616/1-b) ve 545. (6102 sayılı TTK 631/1) maddelerine göre, limitet şirketlerde, şirket sözleşmesinde aksine hüküm olmadıkça, ticari mümessil tayinine genel kurul yetkilidir. Buradan anlaşılacağı üzere, ticari mümessil doğrudan şirket sözleşmesiyle tayin edilebileceği gibi, şirket sözleşmesinde kararlaştırılması şartıyla bu yetkinin şirketi idare ve temsile yetkili müdürlere bırakılması da mümkündür. İşletme sahibinin, ticari mümessil dışında, duruma göre başka yardımcılardan da yararlanması mümkündür. Bu yardımcılardan, konumu ve yetkileri bakımından, ticari mümessile en çok benzeyeni ticari vekildir Ticari mümessillik gibi ticari vekalet de, BK’nun 32 vd. (TBK 40 vd.) maddelerinde düzenlenmiş temsilin ticari hayatın ihtiyaçlarına uydurulmuş bir türüdür. Dolayısıyla ticari vekalet, ticari mümessillik gibi tek taraflı hukuki işlemle verilen bir temsil yetkisini içerir. BK 453/lve II'ye göre, “Ticari vekil, ticari mümessil sıfatını haiz olmaksızın bir ticarethane veya fabrika veya ticari şekilde işletilen diğer bir müessese sahibi tarafından müessesenin bütün işleri veya muayyen bazı muameleleri için temsile memur edilen kimsedir. Bu salahiyet, müessesenin mutad olan muamelelerinin cümlesine şamildir. Şu kadar ki ticari vekil kendisine sarih mezuniyet verilmedikçe istikraz edemez ve kambiyo taahhütlerinde ve muhakeme ve murafaada bulunamaz.” Aynı husus TBK 551. maddesinde ise “Ticari vekil, bir ticari işletme sahibinin, kendisine ticari temsilcilik yetkisi vermeksizin, işletmesini yönetmek veya işletmesinin bazı işlerini yürütmek için yetkilendirdiği kişidir. Bu yetki, işletmenin alışılmış bütün işlemlerini kapsar. Ancak, ticari vekil açıkça yetkili kılınmadıkça, ödünç olarak para veya benzerlerini alamaz, kambiyo taahhüdünde bulunamaz, dava açamaz ve açılmış davayı takip edemez.” şeklinde düzenlenmiştir. Bu hükümden hareketle ticari mümessillik ile ticari vekalet arasındaki farkları ana hatlarıyla şöyle sıralayabiliriz: Ticari mümessil, hem ticari işletme hem esnaf işletmesi için; ticari vekil ise, sadece ticari işletme için tayin edilebilir. Ticari mümessil, bir işletmenin tüm işlerini idare etmekle görevlendirildiğinden, onun, işletmenin hem olağan hem olağanüstü nitelikteki bütün işleri yapmaya yetkisi vardır. Buna karşılık genel yetkili ticari vekil, işletmenin sadece olağan (mutad) işleriyle sınırlı temsil yetkisine sahiptir. Olağanüstü işlemleri yapabilmesi için, işletme sahibinin özel yetkisine ihtiyaç vardır. Belli bir işin ya da işlemin ifasıyla görevlendirilen sınırlı (özel) yetkili vekillerin sahip oldukları temsil yetkilerinin kapsamı ise, kendilerine bırakılan iş ya da işlemin niteliğine göre belirlenir. Ticari vekil, özel yetki verilmedikçe tacir adına ödünç alamaz, kambiyo taahhütlerinde bulunamaz ve davacı veya davalı olarak mahkemelerde taciri temsil edemez.(BK. 453/2; TBK 551/2) Oysa ticari mümessil, bu tür işlemleri dahi yapma yetkisine sahiptir. Nihayet, ticari mümessilin temsil yetkisinin ticaret siciline tescili gerekirken (BK 449/II-III); ticari vekilin temsil yetkisi sicile tescil edilemez (HGK'nun 19.06.2013 tarih ve 2013/12-2 esas, 2013/866 karar sayılı kararı).Somut olayda,bonoları keşideci sıfatı ile imzaladığı ihtilafsız olan …'ün ticari mümessil olarak tayin edildiğine ilişkin ,Mülga 6762 sayılı TTK 539/II (6102 sayılı TTK 616/1-b) ve 545. (6102 sayılı TTK 631/1) maddelerine göre, borçlu şirket tarafından alınmış bir genel kurul kararı bulunmadığı gibi, 13.02.2014 tarihli 00738 yevmiye numaralı Pazar Noterliğince onaylanmış şirket kuruluş sözleşmesinde şirket müdürü olarak atanan …'ya verilen yetkiler arasında ticari mümessil tayin etme yetkisinin bulunmadığı da anlaşılmıştır. Borçlu şirket müdürü … tarafından 25.07.2016 tarihli 0203 yevmiye numaralı … Noterliğince verilen vekaletnamede …'ün şirketin bazı işlemleri için ticari vekil olarak atandığı ve bu vekaletnamede verilen yetkiler arasında şirket nam ve hesabına kambiyo senetlerinden olan bono düzenleme yetkisinin bulunmadığı görülmüştür. Bu durumda Hakkı Öksüz tarafından düzenlenen bonoların borçlu şirketi sorumlu kılmayacağı anlaşılmaktadır. O halde Bölge Adliye Mahkemesince, alacaklının istinaf yoluna başvurusunun HMK’nun 353/1-b-1 maddesi gereğince esastan reddine karar verilmesi gerekirken, yazılı şekilde hüküm tesisi isabetsizdir. SONUÇ : Borçlunun temyiz isteminin kabulü ile Bölge Adliye Mahkemesi kararının yukarıda yazılı nedenlerle 5311 sayılı Kanun ile değişik İİK'nun 364/2. maddesi göndermesiyle uygulanması gereken 6100 sayılı HMK'nun 373/2. maddeleri uyarınca (BOZULMASINA), 03.07.2018 gününde oybirliğiyle karar verildi.

6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu m. 551 uyarınca ticari vekil, ticari temsilcilik yetkisi verilmeksizin işletmeyi yönetmek veya belirli işlerini yürütmek üzere yetkilendirilen kişidir ve yetki alanı işletmenin olağan işleriyle sınırlıdır. Açık özel yetki tanınmadıkça ticari vekil ödünç para alamaz, kambiyo taahhüdünde bulunamaz, dava açamaz ve takip edemez. Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 2013/12-2 Esas, 2013/866 Karar sayılı kararında belirtildiği üzere ticari mümessil olağan ve olağanüstü bütün işleri yapabilmesine karşılık ticari vekil yalnızca olağan işlemlerle yetkilidir ve özel yetki verilmedikçe bono düzenleyemez. Yine anılan ilam ile Yargıtay 12. Hukuk Dairesinin 2017/5549 Esas, 2018/7155 Karar sayılı kararında vurgulandığı üzere, ticari mümessilin temsil yetkisi ticaret siciline tescil edilirken borçlar hukuku anlamındaki genel ticari vekilin yetkisi sicile tescil edilmez.

6098 sayılı TÜRK BORÇLAR KANUNU m. 551Kaynağı aç
MADDE 551- Ticari vekil, bir ticari işletme sahibinin, kendisine ticari temsilcilik yetkisi vermeksizin, işletmesini yönetmek veya işletmesinin bazı işlerini yürütmek için yetkilendirdiği kişidir. Bu yetki, işletmenin alışılmış bütün işlemlerini kapsar. Ancak, ticari vekil açıkça yetkili kılınmadıkça, ödünç olarak para veya benzerlerini alamaz, kambiyo taahhüdünde bulunamaz, dava açamaz ve açılmış davayı takip edemez. C. Diğer tacir yardımcıları
Yargıtay Hukuk Genel Kurulu, E. 2013/12-2, K. 2013/866Kaynağı aç
Hukuk Genel Kurulu         2013/12-2 E.  ,  2013/866 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ : İstanbul 6. İcra Hukuk Mahkemesi TARİHİ : 07/11/2012 NUMARASI : 2012/703-2012/1106 Taraflar arasındaki “borca ve imzaya itiraz” isteminden dolayı yapılan yargılama sonunda; İstanbul 6. İcra Hukuk Mahkemesi'nce şikayetin reddine dair verilen 01.06.2011 gün ve 2008/919 E., 2011/742 K. sayılı kararın incelenmesi şikayetçi/borçlu vekili tarafından istenilmesi üzerine, Yargıtay 12. Hukuk Dairesi'nin 21/06/2012 gün ve 2012/16130 E., 2012/21815 K. sayılı ilamı ile; (…Alacaklı tarafından kambiyo senetlerine mahsus haciz yoluyla icra takibine başlandığı örnek 10 numaralı ödeme emri tebliği üzerine borçlunun yasal sürede icra mahkemesine başvurusunda çeklerin kambiyo vasfında olmadığı ve imzalarında şirket yetkilisine ait olmadığını ileri sürerek itiraz ettiği anlaşılmıştır. TTK'nun 542.maddesi göndermesi ile uygulanması gereken aynı Kanunun 321.maddesine göre geçerli bir yönetim kurulu kararına dayanmaksızın temsilci tayin edilen kişilerin şirket adına yapacağı işlemler geçersiz olur. Zira, TTK'nun 539.maddesine göre atanan müdürler esas itibariyle ticari mümessil niteliğinde olduklarından bir başka kişiyi ticari mümessil tayin etme yetkisine haiz değillerdir. Ayrıca İİK'nun 545.maddesine göre de sözleşmede aksine hüküm olmadıkça ticari mümessiller ile bütün işletmeyi idare selahiyetine haiz olan ticari vekiller şirketi oluşturan ortaklar kurulu kararı ile tayin olunabilirler. Somut olayda şirket ortaklar kurulu kararı ile M.Ç.'nın müdür olarak atandığı, senedi imzaladığı iddia olunan ve bu müdür tarafından vekaletname ile yetki verilen Z.Ş.'e şirket ortaklar kurulu kararı ile verilmiş şirketi borçlandırma yetkisi bulunmadığı anlaşılmaktadır. Bu sebeple Z. Ş. tarafından borçlu şirketi bağlayıcı kambiyo senedi düzenlenemez. Bu durumda mahkemece bonodaki imzanın borçlu şirket yetkilisi M. Ç.yönünden yöntemince imza incelemesi yapılarak oluşacak sonuca göre bir karar verilmesi gerekirken yazılı gerekçeyle istemin reddi yönünde hüküm tesisi isabetsizdir…) gerekçesiyle bozularak dosya yerine geri çevrilmekle, yeniden yapılan yargılama sonunda, mahkemece önceki kararda direnilmiştir. HUKUK GENEL KURULU KARARI Hukuk Genel Kurulu'nca incelenerek direnme kararının süresinde temyiz edildiği anlaşıldıktan ve dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra gereği görüşüldü: Asıl ve birleşen dava, şikayet yoluyla borca ve imzaya itiraza ilişkindir. Asıl ve birleşen davada şikayetçi/borçlu vekili,  alacaklı tarafından müvekkili şirket aleyhine İstanbul 11. İcra Müdürlüğü’nün 2007/16041 E. sayılı dosyası ile kambiyo senetlerine mahsus haciz yolu ile takip başlatıldığını, müvekkili şirketin alacaklı şahsa herhangi bir borcunun bulunmadığını, takibe konu senetlerde borcun sebebi ile neye karşılık verildiğinin belirtilmediğini, müvekkili tarafından alacaklı şahsa herhangi bir senedin verilmediğini, istenilen faizin fahiş olduğunu, senet altındaki imzanın müvekkiline ait olmadığını belirterek, takibin durdurulmasına ve iptaline karar verilmesini talep etmiştir. Karşı taraf/alacaklı vekili; kambiyo senetlerine mahsus yolla yapılan takiplerde asıl borç ilişkisinin ve borcun sebebinin açıklanmasına gerek olmadığını, takip konusu senetlerin şikayetçi şirket tarafından müvekkiline olan kira borcu nedeniyle verildiğini, şirket adına senedi imzalayan kişinin şirketin yetkilisi ve vekili olduğunu, istenen faizin fahiş olmadığını belirterek, şikayetin reddi ile % 40 icra inkar tazminatının şikayetçi/borçludan tahsiline karar verilmesini istemiştir. Mahkemece, şikayetin reddine dair verilen karar, şikayetçi/borçlu vekilinin temyizi üzerine Özel Daire'ce başlık bölümünde yer alan gerekçe ile bozulmuş, Yerel Mahkemece, önceki kararda direnilmiştir. Direnme hükmünü, şikayetçi/borçlu vekili temyize getirmiştir. Direnme yoluyla Hukuk Genel Kurulu'nun önüne gelen uyuşmazlık; borçlu şirket temsilcisinin yetki verdiği kişinin, şirket adına kambiyo senedi düzenlenme yetkisinin bulunup bulunmadığı; buradan varılacak sonuca göre takip konusu bonodaki imzanın borçlu şirket temsilcisine ait olup olmadığının araştırılmasının gerekip gerekmediği noktalarında toplanmaktadır. Uyuşmazlığın çözümü için “ticari mümessil” kavramının değerlendirilmesinde yarar vardır. Türk Hukukuna ticari mümessillik ile ilgili düzenleme ilk kez 1926 tarihli mülga 818 sayılı Borçlar Kanunu(BK) ile girmiştir. İsviçre Borçlar Kanunu’nun iktisabı ile bu hukuk sistemindeki ticari mümessillikle ilgili hükümler olduğu gibi hukukumuza girmiştir. Mülga 818 sayılı Borçlar Kanunu'nun 449/1. maddesinde ticari mümessilin tanımı; “ticari mümessil, bir ticarethane veya fabrika veya ticari şekilde işletilen diğer bir müessese sahibi tarafından işlerini idare ve müessesenin imzasını kullanarak bilvekale imza vazetmek üzere sarih veya zımni kendisine mezuniyet verilen kimsedir" şeklinde yapılmıştır. 6098 sayılı Türk Borçla Kanunu(TBK)’nun 547/1 maddesinde ise ticari mümessil “Ticari temsilci, işletme sahibinin, ticari işletmeyi yönetmek ve işletmeye ilişkin işlemlerde ticaret unvanı altında, ticari temsil yetkisi ile kendisini temsil etmek üzere, açıkça ya da örtülü olarak yetki verdiği kişidir.” şeklinde tanımlanmıştır. Ticari mümessillik; bir sözleşme olmayıp, tek taraflı bir hukuki işlemle verilen temsil yetkisini içerir. Buna bağlı olarak, ticari mümessillik işletme sahibinin iradesine dayanır. Dolayısıyla burada söz konusu olan temsil yetkisi kanuni değil, iradi temsil yetkisidir. Ticari mümessilin temsil yetkisinin kapsamı kanunda tam olarak belirlenmiştir. Bu haliyle ticari mümessillik, sınırı kanunla çizilmiş iradi bir temsil yetkisidir. Ticari mümessil, iyiniyetli üçüncü kişilere karşı, işletme sahibi adına kambiyo taahhüdünde bulunmaya ve onun adına işletmenin amacına giren her türlü işlemleri yapmaya yetkili olup açıkça yetkili kılınmadıkça, taşınmazları devredemez veya bir hak ile sınırlandıramaz(BK 450; TBK 548). Ticari mümessillik ticaret siciline tescil olunur. Ancak işletme sahibi tescilden önce de temsilcinin yaptığı işlemden sorumludur.(BK. 449/2; TBK. 542/2) Ticari mümessil, işletme sahibini temsile yetkili bir kişi olmanın yanı sıra, aynı zamanda ticari işletmenin belirli yetkilere sahip idarecisi niteliğini de taşır. Örneğin bir bankanın genel müdürü, hukuki bakımdan bankanın ticari mümessilidir; ancak idari bakımdan da, yürütme organının bir parçasıdır. Nitekim, ticari mümessilliğin bu yönü, ticari mümessili tarif eden BK 449/l'de "…işlerini idare …" ibaresiyle vurgulanmıştır. Ticaret şirketleri organları aracılığıyla idare ve temsil edildiğinden, ticari mümessil tayin etme yetkisi de organlarına aittir. Ticaret şirketlerinde idare ve temsil yetkisine sahip organlar, her ticaret şirketinin türüne göre değişiklik gösterir. Ancak şu hususu belirtmek gerekir ki, ticaret şirketlerinin tümünde ticari mümessil şirket ana sözleşmesiyle de tayin edilebilir. Mülga 6762 sayılı TTK 539/II (6102 sayılı TTK 616/1-b) ve 545. (6102 sayılı TTK 631/1) maddelerine göre, limitet şirketlerde, şirket sözleşmesinde aksine hüküm olmadıkça, ticari mümessil tayinine genel kurul yetkilidir. Buradan anlaşılacağı üzere, ticari mümessil doğrudan şirket sözleşmesiyle tayin edilebileceği gibi, şirket sözleşmesinde kararlaştırılması şartıyla bu yetkinin şirketi idare ve temsile yetkili müdürlere bırakılması da mümkündür. İşletme sahibinin, ticari mümessil dışında, duruma göre başka yardımcılardan da yararlanması mümkündür. Bu yardımcılardan, konumu ve yetkileri bakımından, ticari mümessile en çok benzeyeni ticari vekildir Ticari mümessillik gibi ticari vekalet de, BK’nun 32 vd. (TBK 40 vd.) maddelerinde düzenlenmiş temsilin ticari hayatın ihtiyaçlarına uydurulmuş bir türüdür. Dolayısıyla ticari vekalet, ticari mümessillik gibi tek taraflı hukuki işlemle verilen bir temsil yetkisini içerir. BK 453/lve II'ye göre, “Ticari vekil, ticari mümessil sıfatını haiz olmaksızın bir ticarethane veya fabrika veya ticari şekilde işletilen diğer bir müessese sahibi tarafından müessesenin bütün işleri veya muayyen bazı muameleleri için temsile memur edilen kimsedir. Bu salahiyet, müessesenin mutad olan muamelelerinin cümlesine şamildir. Şu kadar ki ticari vekil kendisine sarih mezuniyet verilmedikçe istikraz edemez ve kambiyo taahhütlerinde ve muhakeme ve murafaada bulunamaz.” Aynı husus TBK 551. maddesinde ise “Ticari vekil, bir ticari işletme sahibinin, kendisine ticari temsilcilik yetkisi vermeksizin, işletmesini yönetmek veya işletmesinin bazı işlerini yürütmek için yetkilendirdiği kişidir. Bu yetki, işletmenin alışılmış bütün işlemlerini kapsar. Ancak, ticari vekil açıkça yetkili kılınmadıkça, ödünç olarak para veya benzerlerini alamaz, kambiyo taahhüdünde bulunamaz, dava açamaz ve açılmış davayı takip edemez.” şeklinde düzenlenmiştir. Bu hükümden hareketle ticari mümessillik ile ticari vekalet arasındaki farkları ana hatlarıyla şöyle sıralayabiliriz: Ticari mümessil, hem ticari işletme hem esnaf işletmesi için; ticari vekil ise, sadece ticari işletme için tayin edilebilir. Ticari mümessil, bir işletmenin tüm işlerini idare etmekle görevlendirildiğinden, onun, işletmenin hem olağan hem olağanüstü nitelikteki bütün işleri yapmaya yetkisi vardır. Buna karşılık genel yetkili ticari vekil, işletmenin sadece olağan (mutad) işleriyle sınırlı temsil yetkisine sahiptir. Olağanüstü işlemleri yapabilmesi için, işletme sahibinin özel yetkisine ihtiyaç vardır. Belli bir işin ya da işlemin ifasıyla görevlendirilen sınırlı (özel) yetkili vekillerin sahip oldukları temsil yetkilerinin kapsamı ise, kendilerine bırakılan iş ya da işlemin niteliğine göre belirlenir. Ticari vekil, özel yetki verilmedikçe tacir adına ödünç alamaz, kambiyo taahhütlerinde bulunamaz ve davacı veya davalı olarak mahkemelerde taciri temsil edemez.(BK. 453/2; TBK 551/2) Oysa ticari mümessil, bu tür işlemleri dahi yapma yetkisine sahiptir. Nihayet, ticari mümessilin temsil yetkisinin ticaret siciline tescili gerekirken (BK 449/II-III); ticari vekilin temsil yetkisi sicile tescil edilemez Tüm bu açıklamalar ışığında somut olaya bakıldığında; şikayetçi/borçlu şirketin ticari mümessili M. Ç. tarafından, 29.06.2004 tarihli vekaletname ile Z.Ş.e şirket adına kambiyo senedi tanzime ve imzaya yetki verilmiş bulunmaktadır. Az yukarda söylendiği üzere, Limited şirketlerde ticari mümessil tayin etmeye genel kurul yetkili olup, ticari mümessil ise ticari vekil atayabilir. Dosya içerisindeki 29.06.2004 tarihli vekaletname incelendiğinde borçlu şirketin ticari mümessili M. Ç.’nın Z.Ş.’ü ticari vekil atadığı anlaşılmakta olup Z. Ç.’ün şirket adına kambiyo senedi tanzime yetkili bulunmaktadır. Hal böyle olunca; yerel mahkemenin, ticari mümessil olarak atanan Z.Ş.’ün uzun süre ticari faaliyette bulunmasına eylemli olarak benimseyen şirketin, takip konusu bononun keşide tarihinden sonra vekili azletmesi ve işlemlerini kabul etmemesinin iyi niyetli bir davranış olmadığı yönündeki direnme kararı doğru değil ise de; yukarıda ayrıntısıyla açıklandığı üzere, ticari vekil olan Z. Ş.’ün şirket adına kambiyo senedi tanzime yetkili olduğu anlaşıldığından, sonucu itibariyle doğru olan direnme kararı, açıklanan bu değişik gerekçe ile onanmalıdır. S O N U Ç : Şikayetçi/borçlu vekilinin temyiz itirazlarının reddi ile direnme kararının yukarıda gösterilen değişik gerekçe ve nedenlerden dolayı 6217 sayılı Kanunun 30. maddesi ile 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’na eklenen “Geçici madde 3” atfıyla uygulanmakta olan 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu’nun 429.maddesi gereğince ONANMASINA, gerekli ilam harcı peşin alındığından başkaca harç alınmasına mahal olmadığına, 2004 sayılı İcra ve İflas Kanunu’na 5311 sayılı Yasanın 29. maddesi ile eklenen “Geçici Madde 7” atfıyla aynı yasanın 366. maddesi uyarınca tebliğden itibaren 10 gün içerisinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere 19.06.2013 gününde oybirliğiyle karar verildi.

Yetkinin Kötüye Kullanılması ve Çıkar Çatışması

Temsilci ile şirketin menfaatlerinin zıtlaştığı ve çıkar çatışmasının doğduğu hallerde temsilcinin kendisiyle yahut kendi lehine yaptığı işlemler kural olarak şirketi bağlamaz. Yargıtay 11. Hukuk Dairesinin 2020/8334 Esas ve 2022/4052 Karar sayılı ilamına göre temsilcinin şahsi borcu için şirketi kefil veya avalist kılması gibi menfaat çatışması içeren tasarruflar geçersiz kabul edilir; şirket tarafından açık izin tanınması veya işleme icazet verilmesi bu kuralın istisnasını teşkil eder. Şirket temsilcisinin iyi niyet ve sadakat borcu uyarınca şirketin çıkarlarına aykırı olarak yaptığı işlemler temsil görevinin sınırları dışında kalır.

Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, E. 2020/8334, K. 2022/4052Kaynağı aç
11. Hukuk Dairesi         2020/8334 E.  ,  2022/4052 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ : BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 11. HUKUK DAİRESİ Taraflar arasında görülen davada Adıyaman 4. Asliye Hukuk Mahkemesince verilen 20.09.2018 tarih ve 2016/78 E. – 2018/542 K. sayılı kararın davalı vekili tarafından istinaf edilmesi üzerine, istinaf isteminin kabulüne dair Gaziantep Bölge Adliye Mahkemesi 11. Hukuk Dairesi'nce verilen 20.10.2020 tarih ve 2018/2181 E. – 2020/954 K. sayılı kararın Yargıtay'ca incelenmesi taraf vekilleri tarafından istenmiş ve temyiz dilekçelerinin süresi içinde verildiği anlaşılmış olmakla, dava dosyası için Tetkik Hakimi … tarafından düzenlenen rapor dinlendikten ve yine dosya içerisindeki dilekçeler, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup, incelendikten sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü: Davacı vekili, davalının müvekkili şirket aleyhine Adıyaman 1. İcra Dairesi'nin 2015/9623 sayılı dosyası ile takip başlattığını ve takibin kesinleştiğini, icra dairesince çıkartılan tebligattan şirket temsilcisi Hacı Mehmet Baltacı'nın bilgisinin olmadığını, borca konu bononun müvekkili şirket ile bir bağlantısının olmadığını, takibe konu borcun şirketin önceki azınlık hissedarı ve diğer borçlusu olan …' ya ait olduğunu, zaten takip alacaklısının takip öncesi çekmiş olduğu ihtarla doğrudan diğer borçlu …'ya yöneldiğini, hakkında dolandırıcılık söylentisi olan …' nın yurt dışına kaçtığını, müvekkili şirketin davalıya borcunun bulunmadığını, eski temsilcinin hiç bir sebep yokken davalı adına yetkisiz olarak eski tarih ile geriye dönük şekilde dava konusu senedi düzenlediğini, takip tarihinden çok önce şirketin el değiştirdiğini, takip öncesi Adıyaman 3.Asliye Hukuk Mahkemesi'nin 2015/32 D.İş Esas, 2015/32 D.İş sayılı kararı ile …'nın temsil ve ilzam yetkisinin tedbiren durdurulmasına karar verildiğini, dava konusu borca şirket kayıtlarında rastlanmadığını ileri sürerek müvekkili şirketin Adıyaman 1. İcra Dairesinin 2015/9623 esas sayılı dosyası nedeniyle davalıya borçlu olmadığının tespitine, davalının alacağın %40'ı oranında tazminata mahkum edilmesine karar verilmesini talep etmiştir. Davalı vekili, davacı borçlunun takip kesinleştikten sonra bu davayı açtığını, borçlunun yasal süresi içerisinde hiçbir şekilde borca itiraz etmediğini, icra takibine konu alacağın bonoya bağlı alacak olması nedeniyle senede karşı iddiaların tanıkla ispatının mümkün olmadığını, tanık dinlenmesine muvafakatlarının olmadığını, takip dayanağı senedin tanzim tarihi olan 03/01/2014 tarihinde …'nın davalı şirketin yetkili temsilcisi olduğunu, hatta senedin vade tarihinde dahi …'nın yetkili olduğunu, aksi düşüncenin şirket yetkilisini değiştirmek suretiyle borçtan kurtulmaya imkan vereceğini, dava konusu alacağın davacının dava konusu alacağın ticari defterlerine kaydetmemiş olmasından kendi lehine sonuç çıkaramayacağını savunarak, davanın reddine karar verilmesini istemiştir. İlk derece mahkemesi, iddia, savunma, toplanan deliller ve tüm dosya kapsamına göre, dava konusu bononun 03/01/2014 tanzim tarihli, 03/02/2014 vadeli 90.000,00 TL bedelli alacaklısının M.Fatih Karakuş, borçlusunun …, kefilinin Kınacı Eml.İnş.Ltd.Şti. olan bono olduğu, davacı şirketin Türkiye Ticaret Sicil Gazetesinde ticaret ünvanının Kınacı Emlak Müteahitlik Taşımacılık İnşaat Sanayi ve Ticaret Limited Şirketi olduğu, merkezinin Ulucami Mahallesi Ziya Gökalp Caddesi 806 Sokak No: 12/A -Merkez/Adıyaman olarak kayıtlı olduğu, davaya konu bonoda davacı şirketin kaşesinin bulunmadığı, ticaret ünvanının ve adresinin Ticaret Sicil Gazetesinde belirtildiği şekilde yazılmadığı,… tarafından atılan 2 adet imzanın bononun … adının yazılı olduğu kısmın yanında yer aldığı, şirket kaşesi olmadığından kaşe üzerinde imza bulunmadığı anlaşıldığından yukarıda değinilen yasal düzenlemeler ve Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 2011/12-480 esas 2011/598 karar sayılı ilamı ve Yargıtay 19. Hukuk Dairesinin 2016/11501 E. 2017/968 K. sayılı ilamında belirtilen hususlar ile eski şirket temsilcisi tarafından geçmişe dönük bono oluşturulabileceği, davacı şirketin eski temsilcisi … tarafından davalıya gönderilen Adıyaman 2. Noterliğinin 03/11/2015 tarih ve 10233 yevmiye numaralı ihtirnameye cevap belgesinde …'nın "sizden aldığım paraya karşılık ve yine şahsen size vermiş olduğum kambiyo senedini ödemeyi vaad ediyorum" şeklindeki beyanları, aldırılan bilirkişi raporu göz önünde bulundurularak davacı şirketi temsile yetkili kişi tarafından usulüne uygun şekilde davacı şirketin borçlandırılmadığı, dava konusu bononun davacı şirketi borç altına sokmadığı gerekçesiyle davanın kabulü ile davacının Adıyaman İcra Müdürlüğünün 2015/9623 esas sayılı icra dosyası nedeniyle davalı tarafa borçlu olmadığının tespitine, icra takibinin haksız ve kötü niyetli yapıldığının ispatlanamadığı gerekçesiyle davacının kötü niyet tazminatı talebinin reddine karar verilmiştir. Karar, davalı vekili tarafından istinaf edilmiştir. İstinaf Mahkemesince iddia, savunma ve tüm dosya kapsamına göre, dava konusu senet üzerinde iki adet imza bulunmakta olup senedin borçlu hanesine …'nın, kefil hanesine davacı şirketin ismi ve vergi numarasının yazılı olduğu, şirket kaşesi bononun zorunlu unsurlarından olmayıp kaşenin bulunmaması senedin geçerliliğini etkilemeyeceği, dava konusu senedin davacı şirketin kayıtlarında yer almaması senetten kaynaklanan borcu ortadan kaldırmayacağı, davacı tarafın senet nedeniyle borçlu olmadığı yönündeki iddiasını da ispatlayacak yazılı bir delil sunmadığı, bu nedenlerle mahkemece ispatlanamayan davanın reddine karar verilmesi gerekirken yanılgılı değerlendirme ile davanın kabulüne karar verilmesi doğru olmadığı gerekçesiyle davalı vekilin istinaf başvurusunun kabulü ile, İlk Derece Mahkemesi Kararının kaldırılmasına, davanın reddine karar verilmiştir. Karar, taraf vekilleri tarafından temyiz edilmiştir. 1-Dava, icra takibine konu bono nedeniyle borçlu olmadığının tespiti istemine ilişkin olup, İlk Derece Mahkemesince davacı şirketin temsile yetkili kişi tarafından usulüne uygun şekilde borçlandırılmadığı gerekçesiyle davanın kabulüne karar verilmiş, davalı vekilinin istinaf istemi üzerine, Bölge Adliye Mahkemesince davalı vekilinin istinaf başvurusunun kabulü ile İlk Derece Mahkemesi kararı kaldırılarak davanın reddine karar verilmiştir. Temsilci ile temsil edilenin çıkarlarının zıt olduğu, çıkar çatışmasının bulunduğu durumlarda temsilcinin kendisiyle, kendi lehine yaptığı işlemler (örneğin kişisel borcu için ipotek kurma, aval verme gibi) geçersizdir. Çünkü bu durumda, yani bu türdeki bir işlem için temsil edilenin yetki vermediğinin kabul edilmesi gerekir. Kısaca çıkar çatışması olasılığının bulunduğu bütün haller için temsilcinin kendisiyle veya kendi leyhine işlem yapmasının caiz olmadığı ve hukuki işlemin geçersiz olduğu ölçütünün kabulü gerekir.Bu hususların yanında, özenli bir temsilcinin, iyi niyet ve sadakat borcu gereği, temsil ettiği şirketin çıkarlarına aykırı olarak yaptığı bir işlem temsil görevinin dışında kalır ve bu işlem kural olarak temsil edileni bağlamaz. Bunun istisnası temsil edilenin temsilciye açıkca kendisiyle işlem yapma izni vermesi veya yapılan işleme sonradan icazet vermesi halidir ki, bu hallerde işlem geçerli olur. Somut olaya gelindiğinde; senette, dava dışı keşideci …, davalı … lehine düzenlediği senette o tarihte yetkilisi olduğu davacı şirketi avalist olarak göstermiştir. Dava dışı … keşide ve aval tarihinde şirketi temsile yetkili ise de, kendisinin keşideci olduğu bonoda, davacı şirketi avalist olarak göstermesi, bononun şirket defterlerinde kaydının bulunmaması, ayrıca düzenleyenin davalıya göndermiş olduğu 03.10.2015 tarihli ihtarnamede şahsen almış olduğu paraya karşılık vermiş olduğu kambiyo senedini ödemeyi vaat etmesi karşısında dava dışı keşidecinin, dava konusu bonoyu, şirket yetkilisi olduğu dönemde keşide etmesi ve şirket adına attığı aval imzasının TTK 626. ve 629. maddeleri çerçevesinde müdürün şirkete özen ve bağlılık yükümlülüğü ile bağdaşmayacak şekilde yetkinin kötüye kullanılması ve şirketi bağlayıcı nitelikte olup olmadığı temsilciye verilmiş bir iznin veya sonradan icazetin bulunup bulunmadığı, hususları değerlendirilmek suretiyle bir karar verilmesi gerekirken yazılı şekilde karar verilmesi doğru olmamış, bozmayı gerektirmiştir. 2- Bozma sebep ve şekline göre, davalı vekilinin temyiz itirazlarının şimdilik incelenmesine yer olmadığına karar verilmiştir. SONUÇ: Yukarıda (1) numaralı bentte açıklanan nedenlerle, davacı vekilinin temyiz isteminin kabulü ile Bölge Adliye Mahkemesi kararının davacı yararına BOZULMASINA, (2)numaralı bentte açıklanan nedenlerle davalı vekilinin temyiz itirazlarının incelenmesine şimdilik yer olmadığına, HMK'nın 373/2. maddesi uyarınca dava dosyasının Bölge Adliye Mahkemesi'ne gönderilmesine, ödedikleri peşin temyiz harcının istekleri halinde temyiz edenlere iadesine, 25/05/2022 tarihinde oyçokluğuyla karar verildi. KARŞI OY 1- Dava, limitet şirket yöneticisinin verdiği aval nedeniyle davacı şirketin lehine aval verilen kişiye karşı bonodan dolayı borçlu olunmadığının tespiti istemine ilişkindir. Somut olayda, davaya konu 90.000 TL bedelli bononun alacaklısının davalı …, borçlusunun …, aval verenin ise davacı şirket olduğu dava dışı …’ın hem keşide eden asıl borçlu, hem de davacı şirketi temsilen aval veren sıfatıyla bonoyu imzalayarak, davalı …’e verdiği, senedin tanzim tarihi itibariyle …’ın davacı şirketi tek başına temsil yetkisine sahip olduğu hususunda bir ihtilaf bulunmamaktadır. 2- Mahkemece, şirketi temsil yetkisine haiz …’nın davacı şirket aleyhine aval verirken şirket kaşesini kullanmadan imza atması nedeniyle bononun geçerli olmadığı gerekçesiyle davanın kabulü ile davacı şirketin borçlu olmadığının tespitine karar vermiştir. Bu kararı sadece davalı istinaf etmiş olup, davacı taraf gerekçe yönünden istinafa gelmemiştir. 3- Bölge Adliye Mahkemesi, Sezai’nin şirketi tek başına temsil yetkisin bulunması, avalde ayrıca şirketin kaşesinin kullanılmasının zorunlu unsur olmadığı gerekçesiyle İlk Derece Mahkemesi kararını kaldırarak davanın reddine karar verilmiştir. Bu karar Daire çoğunluğu tarafından bozulmuş ise de bu görüşe katılmıyorum. 4- Olaya uygulanacak 6102 sayılı TTK’nın Madde 629/1. Maddesi uyarınca; Müdürlerin temsil yetkilerinin kapsamına, yetkinin sınırlandırılmasına, imzaya yetkili olanların belirlenmesine, imza şekli ile bunların tescil ve ilanına bu Kanunun anonim şirketlere ilişkin ilgili hükümleri kıyas yolu ile uygulanır. TTK’nın anonim şirketlere ilişkin 371. Maddesi uyarınca; şirketi temsile yetkili kişiler, şirketin amacına ve işletme konusuna giren her tür işleri ve hukuki işlemleri, şirket adına yapabilir ve bunun için şirket unvanını kullanabilirler. Kanuna ve esas sözleşmeye aykırı işlemler dolayısıyla şirketin temsilciye karşı rücu hakkı saklıdır. Temsilcilerin üçüncü kişilerle, işletme konusu dışında yaptığı işlemler de şirketi bağlar; meğerki, üçüncü kişinin, işlemin işletme konusu dışında bulunduğunu bildiği veya durumun gereğinden, bilebilecek durumda bulunduğu ispat edilsin. Şirket esas sözleşmesinin ilan edilmiş olması, bu hususun ispatı açısından, tek başına yeterli delil değildir. Temsil yetkisinin sınırlandırılması, iyiniyet sahibi üçüncü kişilere karşı hüküm ifade etmeyeceği gibi, tescil ve ilan edilmek koşuluyla, bir temsilcinin temsil yetkisi sadece merkezin veya bir şubenin işleri yönünden bölgesel olarak veya birlikte temsil yetkisi kullanılması yönünden sınırlandırılabilir. Kısıtlama yapılmış olsa bile bu karar iyi niyetli üçüncü kişilere karşı ileri sürülemez. Şirketi temsilen yapılan iş ve işlemler her halükarda geçerli olup, iç ilişkide temsil yetkisinin sınırlandırılmış olması üçüncü kişilerin şirkete müracaat etmelerine engel değildir. Bu bağlamda, limitet şirketi temsile yetkili olanlar şirketi üçüncü kişilere karşı borçlandırabilecekleri gibi üçüncü kişiler lehine kefalet ve aval vermelerine de bir mani bulunmamaktadır. 5- Somut olayda Daire çoğunluğunca, şirket yöneticisi …’ın şirket adına davalı tarafa kendisinin (keşidecinin) lehine verdiği avalin şirketle işlem yapma gibi kabul edilerek davanın avalin geçersiz olduğu ve bu sebeple davanın kabulünün gerektiği düşüncesine katılmıyorum. Her şeyden önce burada işlem davacı şirket ile dava dışı … arasında yapılan işlem arasında görülmemelidir. Aval verme işlemi, şirket (şirketi temsilen …) ile aval verilen davalı arasında yapılan bir işlem olup bu konuda şirketten izin veya icazet almaya gerek yoktur. Diğer bir anlatımla olay, “izinsiz olarak şirketle işlem yapma yasağı” kapsamında görülmemelidir. Şirket temsilcisi temsil yetkisini kötüye kullanmış ise o takdirde TTK’nın 371/1 maddesinde dile getirildiği gibi şirketin rücu hakkı bulunmaktadır. O nedenle şirket lehine davalıya verilen avalin geçerli olduğu, davalı tarafın da kötü niyetinin iddia ve ispat olunamadığı ve bu sebeple Bölge Adliye Mahkemesi kararının onanması gerektiği kanaatinde olduğumdan bozma yönündeki Daire çoğunluk görüşüne katılmıyorum. 6- Öte yandan, İlk Derece Mahkemesi, keşideci ve davacı şirket temsilcisi …’ın şirket lehine aval verebileceğini, ancak bonoda şirket kaşesini kullanmadığı için avalin geçersiz olduğuna karar vermiş ve bu karar sadece davalı tarafından avalde şirket kaşesinin kullanılmasının gerekmediği gerekçesiyle istinaf edilmiştir. Davacı şirketin, şirket temsilcisi …’ın şirketi temsilen aval veremeyeceğine ilişkin bir istinaf talebi ve hatta herhangi bir istinaf dilekçesi bulunmamakta olup, Dairemizin yerleşik içtihatları doğrultusunda, istinaf sebebi yapılmayan bir hususun temyiz sebebi yapılması mümkün olmadığı gibi, oluşan USULÜ MÜKTESEP HAK karşısında temyiz aşamasında aval vermede …’ın şirketi temsile yetkisinin bulunmadığı yönünden kararın bozulamayacağı kanaatinde olduğumdan bu gerekçeyle da Daire çoğunluk görüşüne katılmıyorum.
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, E. 2021/4421, K. 2023/454Kaynağı aç
11. Hukuk Dairesi         2021/4421 E.  ,  2023/454 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ : … Bölge Adliye Mahkemesi 44. Hukuk Dairesi HÜKÜM : Açılmamış sayılmasına, reddine Taraflar arasındaki menfi tespit davasından dolayı yapılan yargılama sonunda İlk Derece Mahkemesince davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir. Kararın davalı… … Ltd. Şti. vekili tarafından istinaf edilmesi üzerine, Bölge Adliye Mahkemesince başvurunun kabulü ile İlk Derece Mahkemesi hükmü kaldırılarak yeniden esas hakkında hüküm kurulmak suretiyle davanın reddine karar verilmiştir. Bölge Adliye Mahkemesi kararı Yargıtayca duruşma istemli olarak davacı vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildi. Duruşma için belirlenen 17.01.2023 günü hazır bulunan davacı vekili Av. … dinlenildikten sonra duruşmalı işlerin yoğunluğu ve süre darlığından ötürü işin incelenerek karara bağlanması ileriye bırakıldı. Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü. I. DAVA Davacı vekili dava dilekçesinde; davacı şirketin eski ortağı olan …'ın şirket hisselerini Kartal 15. Noterliğinin 29.04.2013 tarih ve 31036 yevmiye sayılı hisse devir sözleşmesi ile devrettiğini, bu nedenle şirketi temsil ve ilzama yetkili bulunmadığı hâlde eski tarihli olarak davacı şirketin temsilcisi ve müdürüymüş gibi düzenlenen senetleri kefil olarak imzaladığını, bu şekilde tanzim edilen ve takibe konu edilen 30.03.2013 tanzim tarihli olarak düzenlenen 28.07.2013 vadeli, 400.000,00 TL bedelli ve yine 30.03.2013 tanzim tarihli olarak düzenlenen 03.08.2013 vadeli, 400.000,00 TL bedelli senetlerin gerçek borç senedi olmadığını ve dolandırma kastıyla sahte olarak tanzim edildiğini belirterek takibe konu bonolardan dolayı borçlu olunmadığının tespitine karar verilmesini talep etmiştir. II. CEVAP 1.Davalı… … Ltd. Şti. vekili cevap dilekçesinde; davalı şirketin, borçlu diğer davalı şirketten 30.03.2013 tanzim tarihli, 400.000,00 TL tutarlı iki senetten dolayı alacağının bulunduğunu, senet üzerinde imzası bulunan …'ın senetlerin düzenleme tarihi 30.03.2013 tarihi itibariyle davacıyı temsil ve ilzama yetkili bulunduğunu, davacının da bunu kabul ettiğini, senetler üzerindeki davacı şirket adına … tarafından atılan imzanın aval sıfatı ile atıldığını, davalı şirket ile senet borçlusu Tasarımevi-Tasarım Mim. Dek. İnş. San.Tic. Ltd. Şti. arasında uzun yıllara dayanan ticari ilişki olduğunu, senetlerin borca karşılık alındığını savunarak davanın reddini istemiştir. 2.Diğer davalı şirket cevap dilekçesi sunmamıştır. III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile davalı… … Ltd. Şti.'nin, diğer davalı Tasarımevi -Tasarım Mim. Dek. İnş. San.Tic. Ltd. Şti. ile ticari ilişkisinin bulunduğu, bu ilişkinin, 31.01.2013 tarihinde başladığı ve 31.12.2013 tarihi itibariyle davalı…'un diğer davalı Tasarım evi'nden 761.300,00 TL alacaklı bulunduğu, bu iki şirket arasındaki ticari kayıtlara göre esasen bu davalılar arasında bir ticari ilişkiden ziyade para alışverişi olduğu, zira, davalı… tarafından diğer davalı Tasarımevi'ne 2 adet toplam 92.214,30 TL tutarında fatura ile satış ve davalı Tasarımevi'nden 1 adet 90.860,00 TL tutarında fatura ile alış yaptığı, buna karşılık davalı…'un, diğer davalı Tasarımevi'nden 761.000,00 TL gibi yüksek bir alacağının bulunduğu, …'ın aynı zamanda davalı … Mim. Dek. İnş. San. Tic. Ltd. Şti.'nin ortağı, müdürü, temsil ve ilzama yetkilisi olduğu, davaya konu senetlerin davalı… … Ltd. Şti.'nin ticari defterlerinde kayıtlı bulunmadığı, diğer davalı … Mim. Dek. İnş. San.Tic. Ltd. Şti.'nin ise ticari defterlerini incelenmek üzere dosyaya sunmadığı, davacı şirketin ticari defter ve kayıtlarında, davalı ve… … Ltd. Şti. ile ticari ilişkisinin bulunduğuna dair herhangi bir kayda rastlanılmadığı ve dava konusu senetlerin davacının ticari defterlerinde kayıtlı olmadığı, davacı şirketin, ortaklık pay defterinin incelenmesinde senetler üzerinde imzası bulunan …'ın şirketin ortağı olduğu ve 31.05.2013 tarihinde hisselerin tamamının dava dışı Ebubekir Keskin'e devredildiği, kural olarak bononun illetten mücerret borç ikrarı, avalin de bir poliçe/bono borcunun ticari senetler hukukuna göre tekeffül edilmesi olduğu, aval verenin, kimin için taahhüt altına girmişse tıpkı onun gibi mesul olacağı, başka deyimle lehine aval verilen kimse hangi şartlar altında mesul olursa aval verenin de aynı şartlar altında mesul olacağı, davalı… Ltd. Şti. senetlerin diğer davalı şirketle ticari ilişkiden doğan 761.300,00 TL alacak nedeniyle alındığına dair savunması ile nakden kaydı içeren bonoların düzenlenme nedenini değiştirdiği, bu durumda davalı şirketler arasındaki temel borç ilişkine bağlı ticari ilişkinin niteliği ve bu ilişkiden doğan alacaklılık ve borçluluk durumuna göre, dava konusu bonoların düzenlendiği tarih itibariyle davalı… … Ltd. Şti.'nin diğer davalıdan ticari defter kayıtlarına göre 1.354,30 TL alacaklı bulunduğu, 31.12.2013 tarihi itibariyle davalı…'un diğer davalı Tasarımevi'nden 761.300,00 TL alacağın temel ilişkiye dayalı kaynağı ile 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu'nun (4721 sayılı Kanun) 6 ncı ve 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun (6100 sayılı Kanun) 190 ıncı maddeleri uyarınca belgesinin bulunmadığı gibi davaya konu senetlerin, davalı… … Ltd. Şti.'nin ticari defterlerinde de kayıtlı bulunmadığından mülga 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu'nun (1086 sayılı Kanun) 299 uncu maddesinin birinci fıkrasındaki genel hukuk kuralına göre davacı tarafından dava dışı … tarafından davacı şirketin ortaklığı ve müdürlüğünden ayrılmadan önce aval şerhinin verildiğinin noter veya yetkili memur tarafından tasdiki veyahut imza edenlerden birinin vefatı veya imza atma yeteneğinin kaybolması gibi maddi bir olayın vukuu veyahut senetlerin resmi bir işleme esas alınması durumunda gibi bir durumun da bulunmaması ve tüm dosya kapsamı ile emarelere müstenit/dayalı olarak dava konusu senetlerdeki aval şerhinin dava dışı … tarafından davacı şirketin ortaklığı ve müdürlüğünden ayrıldıktan sonra yazıldığı/verildiği ve bu durumun da davalı Seskom … Ltd. Şti. tarafından da bilindiğinin kabulünün gerektiği, bu durumda davalı… … Ltd. Şti.'nin diğer davalıdan 1.354,30 TL alacaklı bulunduğundan dava konusu senetlerden dolayı davacının 798.645,70 TL (800.000,00 TL-1.354,30 TL) davalıya borçlu olmadığı, bu nedenlerle davacının işbu davayı açmakta haklı ve hukuki yararının bulunduğu gerekçesiyle davanın davalı… Ltd. Şti. yönünden kısmen kabulüne, diğer davalı … İnşaat Sanayi ve Ticaret Limited Şirketi aleyhine açılan davanın 19.10.2016 tarihli oturumuna davacı vekilinin katılmadığı ve yasal süresi içerisinde bu davalı yönünden davanın yenilenmediği de dikkate alınarak 6100 sayılı Kanun'un 150 nci maddesinin birinci ve beşinci fıkraları uyarınca bu davalı yönünden davanın açılmamış sayılmasına karar verilmiştir. IV. İSTİNAF A. İstinaf Yoluna Başvuranlar İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davalı… Ltd. Şti. vekili istinaf başvurusunda bulunmuştur. B. İstinaf Sebepleri Davalı… Ltd. Şti. vekili istinaf dilekçesinde özetle; 1.Davacı şirket adına aval veren olarak senede imza atan …'ın ilgili tarihlerde şirket yetkilisi olduğunu, davacı yanın dolandırıcılık iddiasına ilişkin olarak hiçbir geçerli ve somut bir delil sunamadığını, 2.Yerel Mahkeme kararının gerekçeli olmadığını, gerekçenin nedenlerinin açıklanmadığını, 3.Aval veren olarak davacı şirket adına uyuşmazlık konusu senedi imzalayan …'ın, davacı şirkette yer alan hisselerini 29.04.2013 tarihinde devrettiğini, uyuşmazlık konusu senetlerin tanzim tarihinin ise 30.03.2013 olduğunu, hem … hem de müvekkili şirket yetkilisi … Bulut hakkında T.C. İstanbul Anadolu Cumhuriyet Başsavcılığının 2014/60256 soruşturma sayılı dosyası ile davacının iddialarının araştırıldığını ve 18.01.2018 tarih, 2018/9071 K. sayı ile müvekkili şirket yetkilisi ve davacı şirketin eski yetkilisi … hakkında kovuşturma yapılmasına yer olmadığına karar verildiğini, ticaret sicil gazetesinin davacı şirketle ilgili olan kısmında “10/04/2010 tarihinde 25 yıl süre ile müdür …’ın münferit imzası ile en geniş şekilde temsil ve ilzam etmesine” karar verildiğini ve davalının bu ilâna dayanarak ve uzun süredir süre gelen ticari ilişkisi gereği …'a güvenmesinin esas olduğunu, 4.Davacı şirketin işbu dava konusu senette kefil veren değil, avalist olduğunu, davacının uyuşmazlık konusu senede kefil sıfatı ile taraf olduğu, ancak bu konuda oybirliği ile alınmış bir karar olmadığından kefilliğinin geçerli olmadığı iddiasının dayanaksız olduğunu, davacının şekle ait bir eksiklik olmadığı müddetçe esas borçlunun öne süreceği def'ileri ileri sürerek borçtan ve sorumluluktan kurtulmasının mümkün olmadığını, Yargıtay kararına göre "nakden" kaydı bulunan senedin bir başka sebeple düzenlendiği iddiasının veya bu iddianın ispatının avalistin sorumluluğunu etkilemediğini, 5.Bononun ticari defterde yer almamasının bonodan dolayı alacak bulunmadığı sonucunu doğurmayacağını, hesap dökümlerinde Tasarımevi-Tasarım Mimarlık Dekorasyon Şirketi'nin müvekkili şirkete 2013 yılı kapanışı itibariyle 761.300,00 TL borçlu olduğunun görüldüğünü, kambiyo senedinin davacının ticari defterine kaydedilmemiş olmasının da onu hükümden düşürmediğini, tüm nedenlerle kararın kaldırılmasına karar verilmesini istemiştir. C. Gerekçe ve Sonuç Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile dava konusu senetler bono niteliğinde olup kambiyo vasfı taşıdığı, bono borçlusunun tüzel kişi olması hâlinde, yetki belgesinde şirketi temsile yetkili şahısların bonoyu imzalamış olması ve usulünce kaşe basılmış olması durumunda bonodan doğan sorumluluğun doğrudan doğruya temsil edilen tüzel kişiye ait olacağı, yetkisiz imza hâlinin düzenlendiği 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu'nun (6102 sayılı Kanun) 778 inci maddesinin birinci fıkrası uyarınca bonolarda da uygulanması gereken aynı Kanun'un 678 inci maddesi, “Temsile yetkili olmadığı hâlde bir kişinin temsilcisi sıfatıyla bir poliçeye imzasını koyan kişi, o poliçeden dolayı bizzat sorumludur; bu poliçeyi ödediği takdirde, temsil olunduğu kabul edilen kişinin haiz olabileceği haklara sahip olur. Yetkisini aşan temsilci için de hüküm böyledir.” şeklinde olup takibe dayanak bonoları imzalayan dava dışı …'ın aynı zamanda bononun düzenlenme tarihinde davacı aval veren şirketin yetkili temsilcisi olduğunun anlaşıldığı, zira 818 sayılı Borçlar Kanunu'nun (818 sayılı Kanun) 453 üncü maddesinin ikinci fıkrasına göre ticari vekil, açık yetki verilmedikçe kambiyo taahhütlerinde bulunamayacağı hâlde aynı Kanun'un 450 nci maddesinin birinci fıkrası uyarınca ticari mümessil, iyi niyetli 3. kişilere karşı müessese sahibi hesabına kambiyo taahhütlerinde bulunma yetkisine haiz sayılacağından …'ın ticari mümessil olduğunun kabulü gerekeceği, davalı şirketin kötü niyetinin ispatlanamaması sebebiyle söz konusu bono nedeniyle davacı borçlu şirketin sorumlu olduğu, bu sebeple davanın reddi gerekirken İlk Derece Mahkemesince hukukun olaya uygulanmasında hata edilerek davanın kabulüne karar verilmesinin usul ve yasaya aykırı bulunduğu gerekçesiyle davalı vekilinin istinaf başvurusunun kabulü ile İlk Derece Mahkemesinin istinafa konu kararının kaldırılarak davanın davalı… Ltd. Şti. yönünden reddine, davacı tarafından davalı … İnşaat Sanayi ve Ticaret Limited Şirketi aleyhine açılan davanın 19.10.2016 tarihli oturumuna davacı vekilinin katılmadığı ve yasal süresi içerisinde bu davalı yönünden davanın yenilenmediği de dikkate alınarak 6100 sayılı Kanun'un 150 nci maddesinin birinci ve beşinci fıkraları gereğince işbu davalı yönünden davanın açılmamış sayılmasına karar verilmiştir. V. TEMYİZ A. Temyiz Yoluna Başvuranlar Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı vekili temyiz isteminde bulunmuştur. B. Temyiz Sebepleri Davacı vekili temyiz dilekçesinde özetle; davaya ilişkin beyanlarda "aval veren" şeklinde borçlandırıcı senet düzenlendiğine dair iddia ve beyanın olmadığını, davacı şirketin kefil olarak gösterildiğini, bu nedenle senetlerin kefil olarak imzalandığını, yetkisiz kişi tarafından senetlerin tanzim edilmiş olduğunun nazara alınması gerektiğini, aynı zamanda keşideci şirketin yetkilisi olan …'ın davacı şirketteki hisselerini 29.04.2013 tarihli hisse devir sözleşmesi ile devrettiği sabit iken hisse devri yapıldıktan sonra senetleri düzenlediği gibi tarafların ticari defter ve kayıtlarında bilirkişi incelemesinde bahsedilen senetlere rastlanmadığı hâlde aval verenin temsilcisi olduğuna dair verilen kararın yerinde olmadığını, senet borçlusu ve keşidecisi olan Tasarımevi Şirketi'nin de temsilcisi … olduğu gibi davacı şirketteki hisselerini devrettiği tarihten sonra kefil göstermek sureti ile davacı şirketi dolandırmak kastı ile hareket ettiğinin dikkate alınmadığını, zira normal şartlar altında hiçbir şirketin durduk yere bir başkasının borcu için hiçbir gerekçe yokken kefil veya aval veren olarak senetlere imza atmasının beklenemeyeceğini, davacı şirket tarafından senede kefil olarak imza atan kişiye (…'a) davacı şirket tarafından verilmiş bir yetki veya vekâletname bulunmadığını, davacı şirketin temsilcisi veya ticari vekili olmadığını, …'ın davacı şirketin ticari temsilcisi olmadığını, kendisine yetki verilmediğini, ticaret sicil gazetesinde tescil edilmediği gibi hisse devrinden sonra düzenlediği geçmiş tanzim tarihli ve vadesi ileri tarihli senetleri tanzim ederken davacı şirketin hak ve menfaatlerini koruyarak ticari işletmeyi yani davacı şirketi yönetmek ve işletmeye ait işlemler için değil de kendi menfaati için özellikle müdürü olduğu diğer davalı Tasarımevi Şirketi'nin menfaatine olacak şekilde diğer davalı şirkete davacı şirketi kefil olarak gösterdiğini, bonolardan sorumlu olunmayacağını belirterek kararın kaldırılarak bozulmasına karar verilmesini istemiştir. C. Gerekçe 1. Uyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme Dava, davacı şirketin eski ortağının, eski tarihli ve şirketi de aval veren olarak borçlandırıcı senet düzenlediği iddiasına dayalı borçlu olunmadığının tespiti istemine ilişkindir. 2. İlgili Hukuk 1.2004 sayılı İcra ve İflas Kanunu'nun 67 nci maddesi. 2.6102 sayılı Kanun'un 625 ve devamı maddeleri. 3. Değerlendirme 1.Dava konusu bonolar, davacı şirketin yetkili temsilcisi olan ve aynı zamanda keşideci şirketin de temsilcisi ve ortağı durumundaki … tarafından davalı… İleri Teknoloji …. Ltd. Şti. lehine davalı … Ltd. Şti.’nin keşideci temsilcisi olduğu şirketin avalist olduğu bonolardır. Davalı … … Ltd. Şti. yetkilisi … aval ve keşide tarihinde davacı şirketi temsile yetkili ise de, kendisinin hakim ortağı olduğu şirketin keşideci olduğu bonolarda davacı şirketi avalist olarak göstermesi, davacı şirket yönünden temsil yetkisinin kötüye kullanılması olup bu nedenle aval işlemi geçersiz olmakla davacı şirketin dava konusu bonolardan dolayı borçlu olmadığı anlaşılmaktadır. 2.Temsilcinin izinsiz olarak yaptığı işlem sakat bir işlemdir. Bu işlem temsil olunanı bağlamaz. Özenli bir temsilci, iyi niyet ve sadakat borcu gereği temsil ettiği şirketin çıkarına aykırı olarak bir işlem yaparsa bu işlem kural olarak temsil görevinin dışında kalır (Erol Ulusoy, Anonim Şirketlerde Şirketle İşlem Yapma Yasağı ve Çifte Temsil, Ankara, 2005, s. 67-78-228). Bu nedenle Mahkemece, davalı keşideci Tasarımevi-Tasarım Mimarlık … Ltd. Şti.’nin dava konusu bonoları, bu şirketin hakim ortağı …’ın aynı zamanda davacı şirket yetkilisi olduğu dönemde keşide etmesi ve şirket adına attığı aval imzasının 6102 sayılı Kanun'un 626 ncı ve 629 uncu maddeleri çerçevesinde müdürün şirkete özen ve bağlılık yükümlülüğü ile bağdaşmayacak şekilde yetkinin kötüye kullanılması üzerinde durulup temsilciye verilmiş bir iznin olup olmadığı hususu da değerlendirilmek suretiyle bir karar verilmesi gerekirken yazılı şekilde karar verilmesi doğru olmamıştır. VI. KARAR Açıklanan sebeplerle; Temyiz olunan Bölge Adliye Mahkemesi kararının BOZULMASINA, Takdir olunan 8.400,00 TL duruşma vekâlet ücretinin davalıdan alınarak davacıya verilmesine, Peşin alınan temyiz karar harcının istek hâlinde davacıya iadesine, Dosyanın kararı veren Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine, 23.01.2023 tarihinde oy çokluğuyla karar verildi. (Karşı Oy) K A R Ş I O Y 1-Dava, şirketi temsile yetkili ortak tarafından, ortaklıktan ve yöneticilikten ayrıldıktan sonra şirket adına geçmiş tarihli olarak avalist sıfatıyla imza attığı iddiasıyla, takibe konu iki adet senet nedeniyle borçlu olunmadığının tespiti istemine ilişkindir. 2-Davacı şirket vekili, ortak ve müdür …’ın 29.04.2013 tarihinde hisselerini devrederek ortaklıktan ayrıldığı halde, 30.03.2013 tarihinde düzenlenmiş gibi gösterilen bonolara sırf zarar vermek için şirket adına aval verildiğini ve bu sebeple avallerin geçersiz olduğunu ileri sürerken, Bonoların lehtarı davalı Seskon Ltd. vekili, davaya konu senetlerin, Tasarımevi ltd. ile uzun yıllara sari ticari ilişkilerinin bir karşılığı olarak 30.03.2013 tarihinde, borçlusu Tasarımevi Ltd. ve şirket müdürü …’ın imzasına istinaden avalisti de davacı şirket olacak şekilde verilmesi suretiyle kendilerine geçtiğini savunmuştur. 3-İlk Derece Mahkemesince davalı… Ltd. yönünden kısmen davanın kabulüne, diğer davalı Tasarımevi yönünden takipsizlik nedeniyle davanın açılmamış sayılmasına karar verildiği, kararın davalı… tarafından istinaf olunduğu, Bölge Adliye Mahkemesi tarafından ise istinaf isteminin kabulü ile davanın… yönünden de reddine karar verilmiştir. 4-Somut olayda, davaya konu iki adet bononun şeklen bir eksikliğinin bulunmadığı, düzenleme tarihi itibariyle şirket müdürü sıfatıyla ve şirket adına şirket ortağı ve yetkili temsilcisi … tarafından keşideci lehine bonolara aval verildiği hususunda bir tereddüt bulunmamaktadır. 5-Davacı şirket, eski müdürü … ile keşideci ve lehtar arasında muvazaa yoluyla, sırf davacı şirketi borçlandırmak için geçmiş tarihli olarak düzenlenen bonolara aval verildiği iddiasındadır. 6-6102 sayılı TTK'nın 629/1. maddesi yollamasıyla TTK’nın 371. maddesinde yer alan “(2) Temsile yetkili olanların, üçüncü kişilerle, işletme konusu dışında yaptığı işlemler de şirketi bağlar; meğerki, üçüncü kişinin, işlemin işletme konusu dışında bulunduğunu bildiği veya durumun gereğinden, bilebilecek durumda bulunduğu ispat edilsin. Şirket esas sözleşmesinin ilan edilmiş olması, bu hususun ispatı açısından, tek başına yeterli delil değildir. (3) Temsil yetkisinin sınırlandırılması, iyiniyet sahibi üçüncü kişilere karşı hüküm ifade etmez; ancak, temsil yetkisinin sadece merkezin veya bir şubenin işlerine özgülendiğine veya birlikte kullanılmasına ilişkin tescil ve ilan edilen sınırlamalar geçerlidir” düzenlemeden de açıkça anlaşılacağı üzere, şirketi temsile yetkili olan kişilerin temsil yetkisinin sınırı sadece merkez/şube yerel çevresi ile birlikte/tek başına temsil ile sınırlandırılabilecek olup, şirket müdürünün şirketin ticari ilişkileri çerçevesinde üçüncü kişiler adına aval vermesini kısıtlayan bir düzenleme bulunmamaktadır. 7-Yukarıdaki düzenlemeler çerçevesinde şirketi tek başına temsil ve borçlandırma yetkisine sahip limitet şirket müdürlerinin şirketin ticari ilişkileri çerçevesinde şirket adına üçüncü kişilere kefil olabilecekleri gibi, aval de verebilecekleri noktasında öğreti ve uygulamada bir görüş aykırılığı bulunmamaktadır. Bu konuda şirket müdürüne temsil yetkisi verilmesi gerekmediği gibi, TTK 371 çerçevesinde bu konuda temsil yetkisinin sınırlandırılması dahi mümkün değildir. 8-Aval, niteliği itibariyle bono ile üstlenilen borçtan bağımsız olarak, bono şeklen geçerli olmasa bile, ayrı ve bağımsız bir borç doğuran, senetteki borcun ödenmesinin garanti edildiği bir “garanti sözleşmesi” niteliğinde olup, davacı şirketin, kendi müdürünün esasen ortaklıktan ve müdürlükten ayrıldıktan sonra geçmiş tarihli olarak şirket adına davaya konu avali verdiğini ileri sürmesi “taraf muvazaası” niteliğindedir. Üçüncü kişiler arasındaki muvazaa iddiasının her türlü delille ispatı mümkün iken yerleşik Yargıtay içtihatları doğrultusunda taraf muvazaası (senet lehtarı ile avalist arasındaki) iddiasının ise ancak yazılı delillerle kanıtlanması mümkündür. 9-Somut ilişkide, davacı şirket, eski müdürü ve ortağının, muvazaa yoluyla geçmiş tarihli olarak düzenlenen bonolara, ayrıldığı şirketi borçlandıracak şekilde aval verdiğini iddiasını ancak yazılı delille kanıtlaması gerektiği halde bu hususta hiçbir delil ibraz edemediği anlaşılmakla Bölge Adliye Mahkemesi tarafından davanın reddinin doğru olduğu kanaatinde olduğumdan, Daire çoğunluğu tarafından; davacı şirketin müdürüne aval için temsil yetkisi verip vermediği, eski müdürün özen ve bağlılık yükümlülüğüyle bağdaşmayacak şekilde temsile yetkili olduğu şirketi borçlandırmasının temsil yetkisinin kötüye kullanılması niteliğinde olup olmadığının araştırılması gerektiği gerekçesiyle kararın bozulmasını isabetli bulmuyorum.

Yargıtay 11. Hukuk Dairesinin 2021/4421 Esas ve 2023/454 Karar sayılı ilamında, temsilcinin şirket adına verdiği aval imzasının özen ve bağlılık yükümlülüğü çerçevesinde yetkinin kötüye kullanılması sayılıp sayılmadığı ve bu konuda verilmiş bir iznin bulunup bulunmadığının denetlenmesi gerektiği hüküm altına alınmıştır. Öte yandan Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 2019/149 Esas ve 2022/894 Karar sayılı kararında, şirkette yönetim kurulu üyesi ve pay sahibi konumunda bulunan kimselerin şirket içi işleyişi bilebilecek durumda olmaları nedeniyle üçüncü kişi vasfını haiz olmadıkları ve tüzel kişilik perdesinin aralanması teorisine dayanamayacakları belirlenmiştir.

Yargıtay Hukuk Genel Kurulu, E. 2019/149, K. 2022/894Kaynağı aç
Hukuk Genel Kurulu         2019/149 E.  ,  2022/894 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi 1. Taraflar arasındaki “itirazın iptali” davasından dolayı yapılan yargılama sonunda, Çorum 1. Asliye Hukuk Mahkemesince verilen davalı … Özel Medikal ve Sağlık Hizmetleri Turizm İnş. Gıda Tekstil ve İhracat San. Tic. Ltd. Şti. (Çorum Özel Medikal Ltd. Şti.) yönünden davanın hukukî yarar yokluğundan reddine, davalı …Ş. (Çorum Sağlık A.Ş.) bakımından ise davanın kısmen kabulüne ilişkin karar davalı …Ş. vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine Yargıtay (Kapatılan) 19. Hukuk Dairesince yapılan inceleme sonunda bozulmuş, Mahkemece Özel Daire bozma kararına karşı direnilmiştir. 2. Direnme kararı davalı …Ş. vekili tarafından temyiz edilmiştir. 3. Hukuk Genel Kurulunca dosyadaki belgeler incelendikten ve direnme kararının verildiği tarih itibariyle 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun geçici 3. maddesine göre uygulanmakta olan mülga 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu'nun 26.09.2004 tarihli ve 5236 sayılı Kanun’la değişikliği öncesi hâliyle 438. maddesinin ikinci fıkrası gereğince direnme kararlarının temyiz incelemesinde duruşma yapılamayacağından davalı …Ş. vekilinin duruşma isteğinin reddine karar verildikten sonra gereği görüşüldü: I. YARGILAMA SÜRECİ Davacı İstemi: 4. Davacı vekili dava dilekçesinde; davalılardan Çorum Sağlık Hizmetleri Yatırım A.Ş.'nin nakit ihtiyacı nedeni ile kardeş şirket durumunda bulunan diğer davalı şirketin dava dışı banka ile imzaladığı kredi sözleşmesini o dönemde hastane ortağı ve çalışanı olan müvekkilinin müteselsil kefil sıfatıyla imzaladığını, borcun kapatılmaması üzerine müvekkili ile dava dışı diğer kefilin vadeli hesapları kapatılmak suretiyle anapara olan 750.000TL'nin (müvekkilinin 375.000TL ödediğini) tahsil edildiğini, haksız yere ödenen bu bedelin faizi ile birlikte ödenmesi için davalılara ihtarname keşide edilmesine rağmen ihtarnamenin sonuçsuz kaldığını, krediyi çeken şirket ile kullanan diğer şirketin tüzel kişilikleri farklı olmasına rağmen kardeş şirket olduklarını, aralarında organik bağ bulunduğunu, tüzel kişilik perdesinin aralanması yöntemi ile asıl borçlular arasında davalı anonim şirket olduğunun ortaya çıkacağını ve her iki şirketin de yaptıkları muvazaalı işlemler nedeniyle doğan borçtan müteselsilen sorumlu bulunduklarını, davalıların alacağın tahsili için girişilen icra takibine haksız olarak itiraz ettiklerini ileri sürerek, itirazın iptaline, icra takibinin devamına ve davalıların alacağın %40’ı oranında icra inkâr tazminatına mahkûm edilmelerine karar verilmesini talep ve dava etmiştir. Davalılar Cevabı: 5. Davalı …Ş. vekili cevap dilekçesinde; kredi borcu için bloke konulan hesabın davacıya ait olmadığını, bu nedenle davacının davada taraf ehliyetinin bulunmadığını, ne müvekkili şirket tarafından bir kredi kullanımının ne de diğer davalı şirket tarafından müvekkili adına alınan bir kredi olmadığını, davacının kredi sözleşmesinin muhatabı olan diğer kredi çekenlerle kendi aralarındaki iç sorunu perdelemek suretiyle haksız ve kötü niyetle dava açıldığını belirterek davanın öncelikle usulden reddini savunmuş; bunun mümkün olmaması hâlinde ise yapılan icra takibinin iptaline ve davacının dava konusu edilen meblağın %20'sinden az olmamak üzerek icra tazminatı ödemeye mahkûm edilmesine karar verilmesini talep etmiştir. 6. Davalı … Özel Medikal ve Sağlık Hizmetleri Turizm İnş. Gıda Tekstil ve İhracat San. Tic. Ltd. Şti. yetkili temsilcisi cevap dilekçesinde; yetkilisi olduğu şirket aleyhine başlatılan icra takibine bir itirazları bulunmadığından davacının eldeki davayı açmakta hukukî yararının olmadığını belirterek davanın reddini savunmuştur. İlk Derece Mahkemesi Kararı: 7. Çorum 1. Asliye Hukuk Mahkemesinin 25.06.2015 tarihli ve 2012/266 E., 2015/2387 K. sayılı kararı ile; kredi sözleşmesinin tarafı Çorum Özel Medikal ve Sağlık Hizmetleri Turizm İnş. Gıda Tekstil ve İhr. San. Tic. Ltd. Şti. olup, kredi borcunun kefil sıfatıyla davacıdan tahsil edildiğinin çekişmesiz olduğu, her iki davalı şirketin yönetim kurulunda dava dışı Mehmet Erdal Orhanoğlu ve Fatih Mehmet Laçin'in bulundukları, bu kişilerin kredi sözleşmesinin imzalandığı sırada davalı şirketlerde müşterek veya münferit imza yetkilerinin bulunduğu, ortaklık ve yönetim yapısındaki bu kısmî özdeşliğin organik bağın varlığı için yeterli olacağının Yargıtay ve öğretinin genel kabulünde olduğu, bu hususun davalı şirketlerin organik anlamda mutlak suretle özdeş olduğunu ortaya koymamakla birlikte bu olguya işaret ettiği, davalı … Özel Medikal ve Sağlık Hizmetleri Turizm İnş. Gıda Tekstil ve İhr. San. Tic. Ltd. Şti.'nin ortaklık yapısında gerçekleşen değişiklik sonrasında şirketin ortağı konumuna gelen dava dışı Türker Cengiz'in kredi borcuna ilişkin ödemelerde bulunduğu, ayrıca "Çorum Özel Hastanesi kredi ve leasing borçları" başlıklı ve hazırlayanı Türker Cengiz olan 21.02.2013 tarihli belgede "YKB TL kredisi Özel Medikal Adına" kaydının mevcut olup, uyuşmazlık konusu kredi sözleşmesindeki tutara denk olan 750.000TL miktarın yer aldığı, bu belgenin de kredi konusu tutarın davalı … Özel Medikal ve Sağlık Hizmetleri Turizm İnş. Gıda Tekstil ve İhr. San. Tic. Ltd. Şti. tarafından kullanıldığı iddiasını desteklediği, bu tutarın hastanenin işletme borçları arasında algılandığı ve kredi sözleşmelerine ilişkin ödemelerin yapıldığının sabit olduğu dikkate alındığında organik bağın varlığı veya tüzel kişilik perdesinin aralanmasını gerektiren esaslı hâl olan malvarlığının karışması olgusunun somut olayda gerçekleştiği; davalı … Özel Medikal Sağlık Hizmetleri Ltd. Şti.'nin icra takibine karşı bir itirazı olmadığından bu davalı yönünden eldeki davanın açılmasında hukukî bir yararın bulunmadığı gerekçesiyle davanın kısmen kabulü ile; Çorum Sağlık Hizmetleri Yatırım A.Ş. yönünden yapılan itirazın kısmen iptaline, Çorum 4. İcra müdürlüğünün 2012/1395 E. sayılı takip dosyasının 375.000TL asıl alacak, 2.773,97TL işlemiş faiz olmak üzere takip talebindeki faiz miktarları üzerinden devamına, asıl alacak miktarı 375.000TL'nin %40'ı oranındaki icra inkâr tazminatının davalı …Ş. 'den tahsiline, davalı … Özel Medikal ve Sağlık Hizmetleri Turizm İnş. Gıda Tekstil ve İhr. San. Tic. Ltd. Şti. aleyhine açılan davanın hukukî yarar yokluğundan reddine karar verilmiştir. Özel Daire Bozma Kararı: 8. Çorum 1. Asliye Hukuk Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davalı …Ş. vekili temyiz isteminde bulunulmuştur. 9. Yargıtay (Kapatılan) 19. Hukuk Dairesinin 05.04.2016 tarihli ve 2015/14035 E., 2016/5923 K. sayılı kararı ile; “…Davacı, davalılardan Çorum Özel Medikal Ltd. Şti'nin dava dışı bankadan almış olduğu krediye kefil olmuş ve kefil olarak ödediği borç nedeniyle 6098 sayılı TBK'nın 596. maddesinde hükme bağlanan rücu hakkına dayanarak iş bu davayı açmıştır. Kefil rücu hakkını kullanarak ödediği bedelin asıl borçludan tahsilini isteyebilir. Somut olayda asıl borçlu Çorum Özel Medikal Ltd. Şti olup, diğer davalı …Ş'nin dava konusu kredi borcuyla herhangi bir ilgisi bulunmamaktadır. Davalı olarak gösterilen şirketlerin aralarında organik bağ bulunmadığı ve somut olay bakımından perdenin aralanması teorisinin uygulanamayacağı da dosya içeriğinden anlaşılmaktadır. Esasen asıl borçlu şirket, aleyhindeki takibe itiraz etmemiş ve icra takibi onun yönünden kesinleştiğinden asıl borçlu aleyhine açılan davanın hukuki yarar yokluğu nedeniyle reddine karar verilmiş ve bu yöne ilişkin hüküm temyiz edilmemiştir. Hükmü temyiz eden davalı şirketin ise dava konusu kredi ile ilgisi bulunmadığı ve davacının bu şirkete karşı kefaletten dolayı rücu hakkının mevcut olmadığı dosya kapsamı ile sabittir. O halde mahkemece davalı …Ş hakkındaki davanın reddi gerekirken somut olaya uygun düşmeyen gerekçelerle yazılı şekilde karar verildiği doğru görülmediğinden,…” gerekçesi ile karar bozulmuştur. Direnme Kararı: 10. Çorum 1. Asliye Hukuk Mahkemesinin 18.10.2018 tarihli ve 2018/194 E., 2018/179 K. sayılı kararı ile; önceki karar gerekçesi tekrar edilmek suretiyle direnme kararı verilmiştir. Direnme Kararının Temyizi: 11. Direnme kararı süresi içinde davalı …Ş. vekili tarafından temyiz edilmiştir. II. UYUŞMAZLIK 12. Direnme yoluyla Hukuk Genel Kurulu önüne gelen uyuşmazlık; davacının davalılardan Çorum Özel Medikal ve Sağlık Hizmetleri Turizm İnşaat Gıda Tekstil ve İhracat San. Tic.Ltd. Şti.’nin dava dışı bankadan almış olduğu krediye kefil olduğu ve kefil sıfatıyla ödediği borç nedeniyle 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun (TBK) 596. maddesinde hükme bağlanan rücu hakkına dayanarak açılan, davacı kefilin rücu hakkını kullanarak ödediği bedelin asıl borçludan tahsili için başlatılan icra takibine vâki itirazın iptaline ilişkin eldeki davada; asıl borçlu Çorum Özel Medikal ve Sağlık Hizmetleri Turizm İnşaat Gıda Tekstil ve İhracat San. Tic. Ltd. Şti. olup, diğer davalı …Ş.’nin dava konusu kredi borcuyla herhangi bir ilgisinin bulunup bulunmadığı, davalı olarak gösterilen şirketler arasında organik bağın mevcut olup olmadığı ve somut olay bakımından perdenin aralanması teorisinin uygulanıp uygulanamayacağı, buradan varılacak sonuca göre davacının bu şirkete karşı kefalete dayalı olarak rücu hakkının mevcut olup olmadığı noktasında toplanmaktadır. III. GEREKÇE 13. Uyuşmazlığın çözümü açısından öncelikle konuyla ilgili yasal düzenleme ve kavramların açıklanmasında yarar vardır. 14. Kefalet sözleşmesi, somut olaya uygulanması gereken 818 Sayılı Borçlar Kanunu'nun (BK) 483. ilâ 503. maddeleri (6098 Sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun (TBK) 581. ilâ 603. maddeleri) arasında düzenlenmiştir. 15. Kefalet sözleşmesiyle kefil, asıl borçlunun borcunu ödememesi durumda, söz konusu borçtan şahsen sorumlu olacağını taahhüt etmektedir (Aral, Fahrettin: Borçlar Hukuku -Özel Borç İlişkileri, 7. b., Ankara 2007, s. 437). Daha açık bir anlatımla bu sözleşme ile kefil, borçlunun asıl borcu ifa edememesi riskini üzerine almış olur. 16. Kefalet BK'nın 483. maddesinde; “Kefalet, bir akittir ki onunla bir kimse, borçlunun akdettiği borcun edasını temin etmeği alacaklıya karşı taahhüt eder.” şeklinde tanımlanmıştır. 17. Kefaletin türleri ise BK’nın 486 vd. maddelerinde düzenlenmiş ve uyuşmazlık konusu müteselsil kefaletle ilgili olarak da 487. maddesi; “Kefil, borçlu ile beraber müteselsil kefil ve müşterek müteselsil borçlu sıfatı ile veya bu gibi diğer bir sıfatla borcun ifasını deruhde etmiş ise alacaklı asıl borçluya müracaat ve rehinleri nakde tahvil ettirmeden evvel kefil aleyhinde takibat icra edebilir” hükmünü içermektedir. 18. Ayrıca, BK'nın 484. maddesi gereğince kefalet sözleşmesinin geçerliliği yazılı şekilde yapılmasına ve kefilin bu sözleşmede sorumlu olacağı miktarın gösterilmesine bağlıdır. 6098 sayılı TBK'nın 583/1. maddesi gereğince ise kefalet sözleşmesinin geçerliliği yazılı şekilde yapılmasına ve ayrıca kefilin sorumlu olduğu azami miktar ile kefalet tarihinin kefilin kendi el yazısıyla yazılmasına bağlı olacağı düzenlenmiştir. 19. Öte yandan, BK'nın 497. (TBK m. 591) maddesi gereğince kefalet sözleşmesinde kefil, borçluya ait bütün def'ileri alacaklıya karşı ileri sürebilme hakkına sahip olduğu gibi, kefil kefaletten doğan borcunu ödedikten sonra ödeme nispetinde alacaklının haklarına halef olup, asıl borçluya rücu edebileceğini düzenleyen “Alacaklının Haklarına Halefiyet” başlıklı BK'nın 496. (TBK m. 596) maddesi; “Kefil eda ettiği şey nisbetinde alacaklının haklarında, ona halef olur. Bu halefiyet kaidesinden evvelce feragat etmek caiz değildir. Şu kadar ki kefil ile borçlu beynindeki hukuki münasebetlerden mütevellit dava ve defi hakları mahfuzdur” hükmünü taşımaktadır. 20. Bu düzenlemeye göre kefil alacaklıya ifada bulunduğu miktarda onun haklarına halef olacaktır. Kefilin alacaklıya ifada bulunmasıyla kefalet borcu sona ermekle birlikte kefil alacaklı yerine geçerek borçluyu takip etme imkânı kazanmaktadır. Bu nedenle kanun koyucu kefili korumak amacıyla alacaklının asıl borç ilişkisinde sahip olduğu haklara halef olmasını ve bu şekilde asıl borçluya rücu edebilmesini mümkün kılmıştır. Bu kapsamda kefilin alacaklıya halef olmasının esasını, asıl borçluya rücu hakkı oluşturmaktadır. Kefilin alacaklının haklarına halef olması, bütün kefalet sözleşmeleri için mevcuttur. Bu doğrultuda müteselsil kefil de alacaklıya yaptığı ifa oranında alacaklının haklarına halef olacaktır. 21. Kefilin alacaklının haklarına halef olması kanundan kaynaklanmaktadır. Bu nedenle kefilin alacaklının haklarına sahip olması kendiliğinden gerçekleşmektedir. Halefiyetin söz konusu olabilmesi için alacaklının rızası gerekmemektedir. 22. Başka bir deyişle; yukarıda belirtilen hükme göre, kefil alacaklıya ifada bulunarak alacaklının haklarına halef olmaktadır. Kefilin alacaklıya yaptığı ifa asıl borcun sona ermesine sebep olmamaktadır. Bu kapsamda kefil de yaptığı ifayı asıl borçludan talep edebilmektedir. Kefilin, asıl borçludan yaptığı ifayı talep edebilmesi ise rücu hakkına dayanmaktadır. 23. Kefilin kefil olma sebebini asıl borçlu ile arasındaki hukukî ilişki oluşturmaktadır. Kefil ve asıl borçlu arasında vekâlet sözleşmesi olması ve kefilin asıl borçlunun vekili olarak hareket etmesi mümkündür. Böyle bir durumda kefil isterse asıl borçlu ile arasındaki iç ilişkiye dayanarak da yaptığı ödemeyi borçluya rücu etme imkânına sahip olacaktır. Bunun gibi aralarındaki iç ilişkinin vekâletsiz iş görme olarak nitelendirilmesi ve kefilin buna dayanarak borçluya rücu etmesi de mümkündür. Bir diğer olasılık olarak iç ilişkinin vekâlet ya da vekâletsiz iş görme olarak kabul edilememesi hâlinde kefil asıl borçludan sebepsiz zenginleşme hükümleri doğrultusunda da talepte bulunabilecektir (Reisoğlu, Seza: Kefilin Rücuu İle İlgili Meseleler, Banka ve Ticaret Hukuku Dergisi, C. 1, S. 4, Y. 1962, s. 466). Söz konusu sebeplere dayanarak kefil borçludan talepte bulunabilmekle birlikte kanun koyucu kefil ve asıl borçlu arasında hiçbir ilişki bulunmaması ihtimalini de göz önüne alarak kefile yasal rücu hakkı tanımıştır. Bu kapsamda kefil kanunî halefiyete dayanan rücu hakkına başvurabileceği gibi borçluyla arasındaki iç ilişkiden doğan rücu hakkına da dayanabilecektir (Reisoğlu, Seza: Türk Kefalet Hukuku, Ankara 2013, s. 270). 24. Nihayet BK'nın 492. (TBK m. 598/1) maddesi gereğince kefalet sözleşmesinde kefilin sorumluluğu asıl borcun geçerli oluşuna ve devamına bağlıdır. 25. Bu noktada tüzel kişilik perdesinin aralanması teorisine değinmek gerekirse; bu teori ancak istisnai ve sınırlı durumlarda titizlikle uygulanması gereken bir teoridir. Bu teoriye ihtiyatlı bir biçimde yaklaşılmalı; istisnai bir teori olduğundan mümkün olduğunca dar yorumlanmalı ve bu teorinin uygulanmasına ancak tüzel kişilik kavramının arkasına saklanılarak dürüstlük kuralına aykırı davranıldığı, kendisine tanınan hakkın kötüye kullanılarak üçüncü kişilerin zarara uğratıldığı, zarara yol açan tüzel kişinin sorumluluğuna hükmedebilmek için ise başka bir yasal nedene dayanılmasının mümkün olmadığı durumlarda başvurulmalıdır. Zira tüzel kişilik perdesinin aralanması, tüzel kişilerin borçlarından dolayı başkalarının sorumlu tutulamayacağı ilkesinin, özellikle şirketlerin sadece sermayeleri ile sorumlu olacakları ve tüzel kişilerin borçlarından dolayı ortakların sorumlu tutulamayacağı kuralının önemli bir istisnasını teşkil etmektedir (Çamoğlu, Ersin: Ticaret Ortaklıkları Bağlamında Perdenin Kaldırılması Kuramı ve Yargıtay Uygulaması, BATİDER, C. 32, S. 2, 2016, s. 12). 26. Anlaşılacağı üzere tüzel kişilik perdesinin aralanması teorisi her somut olayın özelliği gözetilerek değerlendirilmeli ve 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu’nun (TMK) 2. maddesi gereğince dürüstlük kuralı ve hakkın kötüye kullanılması yasağı gözetilerek tüzel kişiliğin alacaklılardan mal kaçırmak amacıyla kullanılıp kullanılmadığı, tüzel kişiliği düzenleyen normların dışına çıkılıp çıkılmadığı incelenmelidir. 27. Borçlu şirketin yanında aynı ana şirkete bağlı bir kardeş şirketin sorumluluğuna gidilebilmesi tüzel kişilik perdesinin aralanması suretiyle mümkün olabilmektedir. Bu durum sadece ana ve kardeş şirket için değil, aynı zamanda grup veya holding sistemi içinde yer alan kardeş şirketler arasında da söz konusu olabilmektedir. 28. Tüzel kişilik perdesinin aralanması genellikle kardeş  şirketler  arasında söz konusu olduğundan, ana  şirket  ile kardeş  şirket  ve ortaklar arasındaki karmaşık ilişkiler zinciri net bir şekilde ortaya konulmalıdır. Bu noktada bu  şirketlerin  ekonomik anlamda bağımsız  şirket  vasfında olup olmadığının araştırılması büyük önem taşımaktadır. Çünkü kardeş  şirketler  arasında perdenin aralanması teorisine başvurabilmek için tek bir iktisadi işletmenin yürütüldüğü farklı faaliyetler için birbirinden bağımsız tüzel kişiliklerin kurulmuş olması gerekmektedir. Hukuken iki farklı tüzel kişilik gibi görünen bu şirketler aslında özdeştir, alacaklılardan mal kaçırmak ya da sorumluluktan kurtulmak amacıyla kötü niyetli olarak iki farklı tüzel kişilik gibi kurulmuştur. Ayrıca bunların üretim, pazarlama ve ihracat faaliyetleri birbirini tamamlayıcı nitelikte olup, şirketler aslında tek ve aynı iktisadi işletmeye vücut vermektedir (Öztek, Selçuk/Memiş, Tekin: Şirketler Hukuku ve İcra İflas Hukuku İlkeleri Karşısında Borçlu Şirketin Alacaklılarının Hakim Ortağa Karşı Korunması, E. Ulusoy (Editör), I. Uluslararası Ticaret Hukuku Sempozyumu, Marmara Üniversitesi Hukuk Fakültesi, İstanbul 2008, s. 209). 29. Tüzel kişilik perdesinin çapraz aralanmasına benzeyen bir başka kavram  organik  bağ  kavramıdır. Tüzel kişilik perdesinin aralanmasında olduğu gibi  organik  bağ  kavramında da bir tüzel kişinin borçlarından bir başka tüzel kişinin sorumluluğuna gidilmektedir. Bu hâliyle  organik  bağ  kavramının da kaynağını TMK’nın 2. maddesinde yer alan dürüstlük kuralı ve hakkın kötüye kullanılması yasağı oluşturmaktadır (Öztek/Memiş, s. 210). Ancak  organik  bağ  kavramı, tüzel kişilik perdesinin aralanmasına göre daha geniş bir anlama sahip olsa da organik bağın varlığı, tek başına tüzel kişilik perdesinin aralanmasını gerektirmemektedir. Başka bir deyişle  şirketler  arasında  organik  bağ  tespit edilse dâhi tüzel kişilik perdesinin aralanması ve alacağın perdenin arkasındakinden de istenebilmesi için sırf alacaklıdan mal kaçırmak ve onu zarara uğratmak amacıyla kötü niyetli işlemler yapıldığının da somut verilerle ispatlanması gerekmektedir. 30. Şirketler  ortaklarının akraba olması tek başına  şirketler arasında organik  bağ  olduğunun kabulü veya tüzel kişilik perdesinin kaldırılması için yeterli olmadığı gibi şirketlerin aynı alanda faaliyet yürütüyor olması da organik bağ için yeterli değildir. 31. Şirketler arasında organik bağ olup olmadığı; şirketlerin adreslerinin aynı olması, ortaklık yapılarının ve yönetim kurullarının benzer olması veya temsilcilerinin aynı olması, faaliyet alanları, hisse devirleri, muvazaalı işlemler gibi hususlar ve somut olayın özellikleri de gözetilerek tespit edilebilir. Ancak tüzel kişilik perdesinin çapraz aralanmasında her iki şirketin faaliyet alanı, ortaklık yapısı, ortakları gibi konularda öyle büyük ve derin bir kesişme vardır ki; bu şirketlerle iş yapan kişiler nezdinde iktisadi bir bütünlük içerisinde tek bir şirketle iş yapılıyor algısı oluşmaktadır. Ayrıca üçüncü kişiler nezdinde uyandırılan bu algı neticesinde, ticaret yaparken güçlü bir yapıya sahip görüntüsü oluşturularak, şirketlerden birinin borca batırılması ya da içinin boşaltılıp iş alanının diğerine kaydırılması işlemleri tipik bir hakkın kötüye kullanılması olarak değerlendirilmelidir. Nitekim aynı hususlara Hukuk Genel Kurulunun 08.02.2022 tarihli ve 2021/(19)11-659 E., 2022/82 K. sayılı kararında da değinilmiştir. 32. Yukarıdaki açıklamalar ışığında somut olaya gelindiğinde; eldeki dava 27.12.2010 tarihli genel kredi sözleşmesinin müteselsil kefili olan davacı tarafından kredi borcunun bir kısmının kefil sıfatıyla ödenmesi sonrasında, kredi sözleşmesinin akidi Çorum Özel Medikal Ltd. Şti.'nin yanı sıra, davalı şirketler arasında tüzel kişilik perdesinin aralanması teorisi uygulanması suretiyle davalı …Ş.’ye rücu hakkının bulunulduğundan bahisle açılan icra takibine ilişkin itirazın iptali istemine ilişkin olup, mahkemece davalı …Ş.'ye karşı açılan davanın kısmen kabulüne, davalı … Özel Medikal Ltd. Şti. yönünden ise icra takibine bir itirazı bulunmadığından bahisle davanın hukukî yarar yokluğundan reddine karar verilmiş, davalı … Özel Medikal Ltd. Şti. hakkındaki karar temyiz kanun yoluna başvurulmaksızın kesinleşmiştir. 33. Kredinin kullanıldığı dönemde davalı …Ş.'nin yönetim kurulu; davacı …, Mehmet Erdal Orhanoğlu, Mehmet Sami Abraş, Fatih Mehmet Laçin ve Ahmet Ahlatcı'dan oluşmaktadır. Buna karşılık davalı … Özel Medikal Ltd. Şti.'nin yönetiminde ise Mehmet Erdal Orhanoğlu ve Fatih Mehmet Laçin bulunmaktadır. Davalıların yönetiminde ortak şekilde görev alan kişiler, kredi sözleşmesinin imzalandığı sırada davalı şirketlerde müşterek veya münferit imza yetkilisidir. 34. Yukarıda da açıklandığı üzere, kardeş şirketler arasında perdenin aralanması teorisine başvurabilmek için tek bir iktisadi işletmenin yürütüldüğü farklı faaliyetler için birbirinden bağımsız tüzel kişiliklerin kurulmuş olması gerektiği gibi, hukuken iki farklı tüzel kişilik taşıyan bu şirketlerin aslında özdeş olması, alacaklılardan mal kaçırmak ya da sorumluluktan kurtulmak amacıyla kötü niyetli olarak iki farklı tüzel kişilik gibi kurulmuş olması gerekir. Somut olayda bu şartlar gerçekleşmediği gibi, önemle vurgulamak gerekir ki; perdenin aralanması teorisine başvurabilecek kişinin zarara uğradığını iddia eden üçüncü kişi olması gerekir. Dolayısıyla somut olayda, genel kredi sözleşmesinin imzalandığı sırada davacı müteselsil kefil davalı …Ş.’nin yönetim kurulu üyesi ve ortağı olup, üçüncü kişi olmadığından bu teoriye dayalı olarak rücu isteminde bulunamaz. Davacı üçüncü kişi sıfatına haiz olmayıp, bizatihi iddia ettiği hususları bilebilecek durumda olan kişidir. 35. O hâlde davacının bu şirkete karşı kefaletten dolayı rücu hakkının mevcut olmadığı dosya kapsamı ile sabit olduğundan, mahkemece davalı …Ş. hakkındaki davanın reddi gerekirken, somut olaya uygun düşmeyen gerekçelerle davanın kısmen kabulüne karar verilmesi doğru değildir. 36. Hâl böyle olunca tarafların karşılıklı iddia ve savunmalarına, dosyadaki delillere ve yukarıda açıklanan gerektirici nedenlere göre, Hukuk Genel Kurulunca da benimsenen Özel Daire bozma kararına uyulmak gerekirken, önceki kararda direnilmesi usul ve yasaya aykırıdır. 37. Bu nedenle direnme kararı bozulmalıdır. IV. SONUÇ : Açıklanan nedenlerle; Davalı …Ş. vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile direnme kararının yukarıda belirtilen nedenlerden dolayı 6217 sayılı Kanun’un 30. maddesi ile 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’na eklenen “Geçici madde 3” atfıyla uygulanmakta olan 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu’nun 429. maddesi gereğince BOZULMASINA, İstek hâlinde temyiz peşin harcının yatırana geri verilmesine, Aynı Kanun’un 440. maddesi uyarınca kararın tebliğinden itibaren on beş gün içerisinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere, 14.06.2022 tarihinde oy birliği ile karar verildi.

Tescil Merasimi ve Tek Pay Sahipliğinde Şekil Şartı

Anonim ortaklıklarda yönetim kurulu, 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu m. 373/1 uyarınca temsile yetkili kişileri ve bunların temsil yetkisini kullanma biçimlerini gösteren kararının noter tasdikli suretini ticaret siciline tescil ve ilan ettirmek mecburiyetindedir. Türk Ticaret Kanunu m. 373/2 gereğince tescilden sonra, ilgili şahısların seçilmesine veya atanmalarına dair hukuki sakatlıklar üçüncü kişilere karşı ancak bu sakatlığın üçüncü şahıslarca bilindiğinin ispatı kaydıyla öne sürülebilir. Türk Ticaret Kanunu m. 373/3 uyarınca ise kamu kurum ve kuruluşları ticaret siciline tescil edilmiş temsilciler ve temsil şekilleri hususunda sicil kayıtlarını esas almakla yükümlü olup sicil belgeleri ve Ticaret Sicili Gazetesi ilanı dışında şirketten herhangi bir ek belge talep edemez.

6102 sayılı TÜRK TİCARET KANUNU m. 373Kaynağı aç
MADDE 373- (1) Yönetim kurulu, temsile yetkili kişileri ve bunların temsil şekillerini gösterir kararının noterce onaylanmış suretini, tescil ve ilan edilmek üzere ticaret siciline verir. (2) Temsil yetkisinin ticaret sicilinde tescilinden sonra, ilgili kişilerin seçimine veya atanmalarına ilişkin herhangi bir hukuki sakatlık, şirket tarafından üçüncü kişilere, ancak sakatlığın bunlar tarafından bilindiğinin ispat edilmesi şartıyla ileri sürülebilir. (3) (Ek:28/1/2021-7263/23 md.) Kamu kurum ve kuruluşları tarafından, ticaret siciline tescil olunan temsile yetkili kişiler ile bunların temsil şekilleri hakkında ticaret sicili kayıtları esas alınır ve şirketten bu kayıtlara ilişkin ticaret sicili müdürlüklerince düzenlenen belgeler ile Türkiye Ticaret Sicili Gazetesinde yayımlanan ilan dışında hiçbir belge istenemez. III – Görevler ve yetkiler 1. Genel olarak

Yargıtay 11. Hukuk Dairesinin 2016/1223 Esas ve 2017/3709 Karar sayılı kararı doğrultusunda, Türk Ticaret Kanunu m. 375/1(d) maddesindeki devredilemez yetkiler uyarınca banka şube müdürlerinin atanmasında yönetim kurulu kararı aranır ve yönetim kurulu kararı olmaksızın genel müdür işlemiyle yapılan atamaların tescil talebi reddedilebilir. Tek pay sahipli anonim şirketlerde ise Türk Ticaret Kanunu m. 371/6 uyarınca, şirket tek pay sahibi tarafından temsil edilsin yahut edilmesin, pay sahibi ile şirket arasında aktedilen sözleşmelerin geçerliliği yazılı şekilde kurulmalarına tabidir. Piyasa koşullarına göre mutat, günlük, önemsiz ve sıradan işlemlerde bu yazılı geçerlilik kuralı uygulanmaz.

Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, E. 2016/1223, K. 2017/3709Kaynağı aç
11. Hukuk Dairesi         2016/1223 E.  ,  2017/3709 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ :ASLİYE HUKUK MAHKEMESİ Taraflar arasında görülen davada … 1. Asliye Hukuk Mahkemesi’nce verilen 03/06/2015 tarih ve 2014/534-2015/415 sayılı kararın Yargıtayca incelenmesi davacı vekili tarafından istenmiş ve temyiz dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşılmış olmakla, dava dosyası için Tetkik Hakimi … tarafından düzenlenen rapor dinlendikten ve yine dosya içerisindeki dilekçe, layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup, incelendikten sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü: Davacı vekili; müvekkili bankanın Genel Müdürlüğü'nün 22/05/2014 tarihli ve 2/207 sayılı kararı ile …'ın … OSB Şubesi Müdürü olarak atandığını, şube işleri ile sınırlı atamanın tescil edilmesi amacıyla davalıya başvurulduğunu, tescil talebinin davalı tarafından TTK 375/1.d. uyarınca haksız yere reddedildiğini ileri sürerek tescil talebinin reddine ilişkin kararının kaldırılmasını talep ve dava etmiştir. Davalı vekili; TTK'nın 375. madde hükmüne aykırı olarak yönetim kurulu kararı olmadan müdür ataması ve görevden alma işlemi yapıldığını ve bu kararın tescilinin talep edildiğini, genel müdürün yaptığı atamanın davacı şirketin kendi iç yönetimi ile ilgili olduğunu ve tescil ve ilanının mümkün olmadığını savunarak davanın reddini istemiştir. Mahkemece iddia, savunma ve tüm dosya kapsamına göre; TTK'nın 375. madde düzenlemesi doğrultusunda davacı şirket genel müdürü tarafından yapılan şube müdürü atanması işleminin tescili talebinin reddi usul ve yasaya uygun olduğundan davanın reddine karar verilmiştir. Kararı, davacı vekili temyiz etmiştir. Dava dosyası içerisindeki bilgi ve belgelere, mahkeme kararının gerekçesinde dayanılan delillerin tartışılıp, değerlendirilmesinde usul ve yasaya aykırı bir yön bulunmamasına göre, davacı vekilinin tüm temyiz itirazları yerinde değildir. SONUÇ: Yukarıda açıklanan nedenlerden dolayı, davacı vekilinin bütün temyiz itirazlarının reddiyle usul ve kanuna uygun bulunan hükmün ONANMASINA, aşağıda yazılı bakiye 3,70 TL temyiz ilam harcının temyiz edenden alınmasına, 14.06.2017 tarihinde oyçokluğuyla karar verildi. (M) (M) KARŞI OY TTK. M. 375/d hükmündeki "Müdürlükleri" Şube Müdürleri ile, özellikle Banka Kanunun'da tanımı verilmiş bulunan müdürle karıştırmamak gerekir. Çünkü, Şube Müdürleri, Şubeyi Yönetmek ve temsil etmekle görevli olup A.O'nın tümünü kapsayan bir yetkiye haiz olmayan mevzii yöneticilerdir. Oysa TTK. m. 375/d A.O'ya yönelik bir yönetim görev ve yetkisi kendisine bırakılmış mevzii olmayan yöneticileri kastetmiştir. (Tekinalp Ünal: Sermaye Ortaklıklarının Yeni Hukuku, 4. Basım Sayfa 246) Yukarıda yapılan açıklamalar gözönüne alındığında, TTK. m. 375/d hükmündeki müdür ve aynı işleve sahip kişiler kavramının, mevzii yetkili şube müdürünü kapsamadığı, bunun sonucu olarak banka Şube Müdürünün tayininde, Yönetim kurulunun atama yapma zorunluluğu bulunmamaktadır. Böylece somut olaya TTK. M. 375/d'nin uygulanması olanağı olmadığından, … Ticaret Sicil Müdürlüğünün, banka genel müdürünün yaptığı atamayı ticaret siciline tescili gerekir. Bu nedenlerle kararın bozulması görüşünde olduğum için çoğunluğun görüşüne katılamıyoruz.
Anonim şirketlerde temsil yetkisi kural olarak kime aittir?

Dış ilişkilerde şirketi temsil yetkisi Türk Ticaret Kanunu m. 365/1 gereğince kural olarak yönetim kuruluna aittir ve şirketin ticaret unvanı altına imzaya yetkili kişilerin imza koymasıyla icra edilir.

Anonim şirkette çift imza zorunluluğunun istisnaları nelerdir?

Türk Ticaret Kanunu m. 370/1 uyarınca esas sözleşmede çift imzadan farklı bir temsil usulü öngörülmüşse ya da yönetim kurulu tek bir kişiden ibaretse çift imza kuralı uygulanmaz.

Temsil yetkisi yönetim kurulu üyesi olmayan kişilere tamamen devredilebilir mi?

Hayır, Türk Ticaret Kanunu m. 370/2 gereğince temsil yetkisinin tamamı şirket dışındaki müdürlere devredilemez; yönetim kurulu üyelerinden en az birinin şirketi temsil yetkisini haiz olması kanuni zorunluluktur.

Temsil yetkisi iyiniyetli üçüncü kişilere karşı nasıl sınırlandırılabilir?

Türk Ticaret Kanunu m. 371/3 uyarınca temsil yetkisi iyiniyetli kişilere karşı yalnızca merkezin veya bir şubenin işlerine özgülenerek yahut birlikte temsil şartı getirilerek ve bu durum ticaret siciline tescil ile ilan edilerek sınırlandırılabilir.

İşletme konusu dışında yapılan işlemler anonim şirketi bağlar mı?

Evet, Türk Ticaret Kanunu m. 371/2 uyarınca işletme konusu dışındaki tasarruflar şirketi bağlar; meğerki karşı tarafın işlemin işletme konusu haricinde kaldığını bildiği veya durumun gereğinden bilebilecek halde olduğu ispat edilsin.

Hukuki uyarı: Bu içerik genel bilgilendirme amacı taşır; somut olay değerlendirmesi için avukata başvurulmalıdır.

Hazırlayan: Av. Erdal Ersoy

Avukat Erdal Ersoyİletişim ve randevu