Anonim Şirketlerde Temsil ve İlzam Yetkisinin Kapsamı

by Avukat Erdal Ersoy
Anonim Şirketlerde Temsil ve İlzam Yetkisinin Kapsamı

Anonim Şirketlerde Temsil Yetkisi ve Yönetim Kurulu

Anonim şirket, 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu'nun 365. maddesi uyarınca yönetim kurulu tarafından yönetilir ve temsil olunur. Kanundaki istisnai hükümler saklı tutulmak kaydıyla, tüzel kişiliğin hak kazanması ve borç altına girmesi yönetim kuruluna tanınan idare ve temsil yetkisi kapsamında yürütülür.

6102 sayılı TÜRK TİCARET KANUNU m. 365Kaynağı aç
MADDE 365- (1) Anonim şirket, yönetim kurulu tarafından yönetilir ve temsil olunur. Kanundaki istisnai hükümler saklıdır. 2. Görev dağılımı
Yargıtay 9. Hukuk Dairesi, E. 2022/4943, K. 2022/7931Kaynağı aç
9. Hukuk Dairesi         2022/4943 E.  ,  2022/7931 K. "İçtihat Metni" BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ : … 8. Hukuk Dairesi DAVA TÜRÜ : TESPİT İLK DERECE MAHKEMESİ : … 1. Asliye Hukuk (İş) Mahkemesi Taraflar arasındaki toplu iş sözleşmesinin hükümsüzlüğünün tespiti davasından dolayı yapılan yargılama sonunda İlk Derece Mahkemesince davanın kabulüne karar verilmiştir. Kararın davalı vekili tarafından istinaf edilmesi üzerine, Bölge Adliye Mahkemesince başvurunun esastan reddine karar verilmiştir. Bölge Adliye Mahkemesi kararı davalı vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra, dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü: I. DAVA Davacı vekili dava dilekçesinde; müvekkili Şirket tarafından Artuklu Belediyesi adına kamu hizmetleri yürütüldüğünü, müvekkili Şirketin işyerlerinde uygulanmak üzere 01.07.2020 – 30.06.2023 tarihleri arası yürürlük süreli geçersiz toplu iş sözleşmesi imzalandığını, toplu iş sözleşmesini müvekkili Şirket adına imzalayan kişinin tek başına müvekkili Şirketi temsil yetkisi olmadığını, bu nedenle toplu iş sözleşmesinin 6356 sayılı Sendikalar ve Toplu İş Sözleşmesi Kanunu'nun (6356 sayılı Kanun) ve 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun (6098 sayılı Kanun) emredici hükümlerine aykırı olduğunu, 6356 sayılı Kanun ve 6098 sayılı Kanun hükümleri uyarınca toplu iş sözleşmesinin hüküm ifade etmesi için toplu iş sözleşmesini imzalayan işçi ve işveren tarafının toplu iş sözleşmesini imzalamaya yetkili olmasının zorunlu olduğunu, müvekkili Şirket ana sözleşmesi gereği müvekkili Şirketi temsil etmek, Şirket adına üçüncü kişilerle sözleşme imzalamak üzere …ve …’ın birlikte ve müştereken yetkili kılındığını, Şirket ana sözleşmesi ve Yönetim Kurulu kararı gereği, …ve …’ın müvekkili Şirketi tek başlarına temsil etme ve sözleşme imzalama yetkilerinin bulunmadığını, kanuna aykırı şekilde imzalanan toplu iş sözleşmesine müvekkili Şirket Yönetim Kurulu tarafından muvafakat verilmediğini, öncesinden de verilen görüşme yetkisi bulunmadığını, bu husus açıkça ortada olmasına karşın, …’ın, Şirket Yönetim Kurulunun yazılı onayını almadan, Şirket Yönetim Kurulunu bilgilendirmeksizin davaya konu toplu iş sözleşmesini 10.04.2020 tarihinde tek başına imzaladığını belirterek ve dilekçesinde yazılı diğer sebeplerle davaya konu 01.07.2020 – 30.06.2023 tarihleri arası yürürlük süreli ve 10.04.2020 imza tarihli toplu iş sözleşmesinin hükümsüzlüğünün tespitine karar verilmesini talep etmiştir. II. CEVAP Davalı vekili cevap dilekçesinde; davacı tarafın açmış bulunduğu davanın hukuki ve kanuni mesnedinin bulunmadığını, müvekkili Sendikanın davacı yana ait işyerinde toplu iş sözleşmesi yapmak için 09.01.2020 tarihinde T.C. Aile Çalışma ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı Çalışma Genel Müdürlüğüne başvurarak yetki tespiti istediğini, yetki tespiti istemine ilişkin olarak 22.01.2020 tarihli ve 198759 sayılı yazı ile ilgili işyeri/işletmede müvekkili Sendikanın kanunun aradığı çoğunluğu sağladığının tespit edildiğini, tespite itiraz olmadığından müvekkili Sendikaya yetki belgesi verildiğini, tek başına yetkisi olmadığı iddia edilen kişinin hem Yönetim Kurulu başkanı hem de Şirketin genel müdürü olup işletmenin bütününü sevk ve idare ettiğinden kanuna göre işveren konumunda olduğunu, sözleşmenin imzalanma tarihinin 10.04.2020, dava tarihinin ise 17.07.2020 olduğunu, kanunda aranan 45 günlük hak düşürücü sürenin geçtiğini belirterek ve dilekçesinde yazılı diğer sebeplerle davanın reddini talep etmiştir. III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile; “… Davacı ile davalı … İş Sendikası arasında imzalanan 01/07/2020-30/06/2023 tarihlerini içeren yürürlük sürenin ve 10/04/2020 tarihli toplu iş sözleşmesi incelendiğinde, imzacı tarafların davacı … AŞ ile Türkiye Genel İş Sendikası olduğu , sözleşmeyi Artuklu Belediyesi Personel AŞ adına …'ın, Türkiye Genel İş Sendikası adına Rahmi GÜNEŞ ve Mahmut ERSAN'ın imzaladığı görülmektedir. Ticaret Sicil Gazetesi kayıtları incelendiğinde ; davacı … sözleşme tarihinde … ve Esat ÖZDEMİR'in müştereken temsile yetkili oldukları anlaşılmıştır. Yapılan yargılama , toplanan deliller ve dosya kapsamı bir bütün olarak değerlendirildiğinde ; 6356 Sayılı Kanununun 45. Maddesi gereği toplu iş sözleşmesi imzalayan tarafların yetkili olmasının emredici hüküm niteliğinde olduğu , davacı şirket adına TİS'ini imzalayan …'ın davacı … tek başına temsile yetkili olmadığı , TİS' e şirket adına attığı imzanın davacı … TTK gereği sorumluluk altına sokmasının hukuken mümkün olmadığı , bu nedenlerle davaya konu toplu iş sözleşmesinin 6356 Sayılı Kanununun 45. Maddesi gereği yetkili olmayan tarafça imzalandığı …” gerekçesiyle “Davanın KABULÜ ile, 2-Davacı ile davalı … İş Sendikası arasında imzalanan 01/07/2020-30/06/2023 tarihlerini içeren yürürlük sürenin ve 10/04/2020 tarihli toplu iş sözleşmesinin HÜKÜMSÜZLÜĞÜNÜN TESPİTİNE” karar verilmiştir. IV. İSTİNAF A. İstinaf Yoluna Başvuranlar İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davalı vekili istinaf başvurusunda bulunmuştur. B. İstinaf Sebepleri Davalı vekili istinaf dilekçesinde; davacının davasının 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu'nun 2 nci maddesi uyarınca iyiniyet kurallarına aykırı olduğunu, bir toplu iş sözleşmesinin imzalanmasının uzun bir süreç aldığını, imzaya kadar iddia sahibi yanın yetkisiz Yönetim Kurulu başkanı ve genel müdür tarafından görüşmeler yapıldığından ve imzalandığından haberdar olmamasının mümkün olmadığını, Yargıtay içtihatlarına göre Yönetim Kurulu üyesinin işveren vekili ve hatta temsil organı konumunda olduğunu, kanunda aranan kırk beş günlük hak düşürücü sürenin geçtiğini, toplu iş hukukunun kendine özgü bir hukuk alanı olduğunu ve 6356 sayılı Kanun’a göre işveren vekillerinin bu kanun bakımından işveren sayıldıklarını, 6356 sayılı Kanun’un 48 inci maddesinde toplu sözleşmenin tevdii ve imzasına ilişkin düzenlemede Kanun'un 2 nci maddesine paralel olarak sadece taraf temsilcilerinden bahsedildiğini, ek bir koşul getirilmediğini, öte yandan ücrete ilişkin bazı hakların ödenmesinden imtina edilse de sözleşmenin idari maddelerinin uygulamasının da yapıldığını, davacının iddiası bir an için doğru kabul edilse de toplu iş sözleşmesinin tümüne böylelikle onay verilmiş bulunulduğunu, Mahkemece yeterince araştırma yapılmadan karar verildiğini belirterek ve dilekçesinde yazılı diğer sebeplerle kararın kaldırılmasını talep etmiştir. C. Gerekçe ve Sonuç Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile; “… Somut uyuşmazlıkta, davacı şirket ile davalı … İş Sendikası arasında 01/07/2020-30/06/2023 tarihleri arası yürürlük süreli ve 10/04/2020 tarihli toplu iş sözleşmesi imzalanmış olup, sözleşmeyi davacı … AŞ adına …'ın, Türkiye Genel İş Sendikası adına ise Rahmi GÜNEŞ ve Mahmut ERSAN'ın imzaladığı görülmektedir. Davacı şirkete ait ticaret sicil kayıtları ve imza sirküleri incelendiğinde, davacı … sözleşme tarihinde … ve Esat ÖZDEMİR'in birlikte müştereken temsile yetkili oldukları anlaşılmıştır. Buna göre davacı … tek başına temsil ve ilzama yetkili olmayan …'ın imzaladığı toplu iş sözleşmesinin, davacı şirket yönünden bağlayıcılığı olmayacağı açıktır. … Son olarak davalı taraf 6356 sayılı Kanun’un 45. maddesinde belirtilen dava açma süresinin geçtiğini iddia etmiş ise de, 6356 sayılı Kanun'un 45. maddesinde düzenlenen kırk beş günlük süre yetki belgesi bulunmaksızın yapılan toplu iş sözleşmelerine ilişkin olup, dava açma süresi de sözleşme tarihinden itibaren değil Bakanlıkça durumun tespitinden itibaren başlamaktadır. Bu açıklamalar kapsamında, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 355. maddesi uyarınca istinaf sebepleriyle sınırlı olarak ve resen kamu düzeni yönünden yapılan inceleme sonucu, ilk derece mahkemesinin vakıa ve hukuki değerlendirmesinde usul ve esas yönünden yasaya aykırılık bulunmadığı…” gerekçesiyle davalı vekilinin istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiştir. V. TEMYİZ A. Temyiz Yoluna Başvuranlar Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davalı vekili temyiz başvurusunda bulunmuştur. B. Temyiz Sebepleri Davalı vekili, istinaf başvurusunda belirttiği sebeplerle kararın bozulmasını talep etmiştir. C. Gerekçe 1. Uyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme Uyuşmazlık, toplu iş sözleşmesinin hükümsüzlüğünün tespiti istemine ilişkindir. 2. İlgili Hukuk 1. 6356 sayılı Kanun’un “Toplu iş sözleşmesinin imzalanması, tevdi edilmesi ve işyerinde ilanı” kenar başlıklı 48 inci maddesinin birinci fıkrası şöyledir: “Toplu görüşmenin sonunda bir anlaşmaya varılırsa dört nüsha olarak düzenlenecek olan toplu iş sözleşmesi, taraf temsilcilerince imzalanır ve iki nüshası altı iş günü içinde çağrıyı yapan tarafça görevli makama tevdi edilir. Görevli makam sözleşmenin bir nüshasını Bakanlığa gönderir.” 2. 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu’nun (6102 sayılı Kanun) “Ticaret Şirketleri” başlıklı ikinci kitabının “Anonim Şirket” başlıklı dördüncü kısmının “Yönetim Kurulu” başlıklı ikinci bölümünde yer alan 365 inci maddesi şöyledir: “Anonim şirket, yönetim kurulu tarafından yönetilir ve temsil olunur. Kanundaki istisnai hükümler saklıdır.” 3. 6102 sayılı Kanun’un aynı bölümde yer alan “Temsil yetkisi” kenar başlıklı 370 inci maddesi de şöyledir: “(1) Esas sözleşmede aksi öngörülmemiş veya yönetim kurulu tek kişiden oluşmuyorsa temsil yetkisi çift imza ile kullanılmak üzere yönetim kuruluna aittir. (2) Yönetim kurulu, temsil yetkisini bir veya daha fazla murahhas üyeye veya müdür olarak üçüncü kişilere devredebilir. En az bir yönetim kurulu üyesinin temsil yetkisini haiz olması şarttır.” 3. Değerlendirme 1. Dosya içeriğinden, davacı işveren ile davalı Sendika arasında 01.07.2020 ila 30.06.2023 tarihleri arasında geçerli toplu iş sözleşmesinin 10.04.2020 tarihinde imzalandığı, toplu iş sözleşmesinin işveren adına tek imza ile … isimli şahıs tarafından imzalandığı görülmektedir. 2. Somut uyuşmazlıkta 08.05.2019 tarihli Türkiye Ticaret Sicili Gazetesi suretine göre 02.05.2022 tarihine kadar Şirket Yönetim Kurulu üyesi …ve … Şirketi müştereken temsile yetkili kılınmıştır. Bu açıklamalara göre … isimli şahsın tek başına Şirketi temsil yetkisi bulunmadığı anlaşıldığından, temyiz olunan Bölge Adliye Mahkemesi kararı ve kararın gerekçesinin dosya kapsamına uygun olduğu anlaşılmış; temyiz dilekçesinde ileri sürülen temyiz nedenleri kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte görülmemiştir. VI. KARAR Açıklanan sebeplerle; Tarafların karşılıklı iddia ve savunmalarına, dayandıkları belgelere, uyuşmazlığa uygulanması gereken hukuk kuralları ile hukuki ilişkinin nitelendirilmesine, dava şartlarına, yargılama ve ispat kuralları ile temyiz olunan kararda belirtilen gerekçelere göre yerinde bulunmayan temyiz itirazlarının reddiyle usul ve kanuna uygun Bölge Adliye Mahkemesi kararının 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 370 inci maddesinin birinci fıkrası uyarınca ONANMASINA, Dosyanın İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine, 16.06.2022 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.

Şirketi temsile yetkili olanlar, 6102 sayılı Kanun'un 371. maddesinin birinci fıkrası uyarınca şirketin amacına ve işletme konusuna giren her tür işi ve hukuki işlemi şirket adına yapma ve şirket unvanını kullanma hakkına sahiptir. Kanuna ve esas sözleşmeye aykırı işlemler sebebiyle şirketin kusurlu temsilcilere rücu hakkı saklıdır.

6102 sayılı TÜRK TİCARET KANUNU m. 371Kaynağı aç
MADDE 371- (1) Temsile yetkili olanlar şirketin amacına ve işletme konusuna giren her tür işleri ve hukuki işlemleri, şirket adına yapabilir ve bunun için şirket unvanını kullanabilirler. Kanuna ve esas sözleşmeye aykırı işlemler dolayısıyla şirketin rücû hakkı saklıdır. (2) Temsile yetkili olanların, üçüncü kişilerle, işletme konusu dışında yaptığı işlemler de şirketi bağlar; meğerki, üçüncü kişinin, işlemin işletme konusu dışında bulunduğunu bildiği veya durumun gereğinden, bilebilecek durumda bulunduğu ispat edilsin. Şirket esas sözleşmesinin ilan edilmiş olması, bu hususun ispatı açısından, tek başına yeterli delil değildir. (3) Temsil yetkisinin sınırlandırılması, iyiniyet sahibi üçüncü kişilere karşı hüküm ifade etmez; ancak, temsil yetkisinin sadece merkezin veya bir şubenin işlerine özgülendiğine veya birlikte kullanılmasına ilişkin tescil ve ilan edilen sınırlamalar geçerlidir. (4) Temsile yetkili kişiler tarafından yapılan işlemin esas sözleşmeye veya genel kurul kararına aykırı olması, iyiniyet sahibi üçüncü kişilerin o işlemden dolayı şirkete başvurmalarına engel değildir. (5) Temsile veya yönetime yetkili olanların, görevlerini yaptıkları sırada işledikleri haksız fiillerden şirket sorumludur. Şirketin rücû hakkı saklıdır. (6) Sözleşmenin yapılması sırasında, şirket tek pay sahibi tarafından ister temsil edilsin ister edilmesin, tek pay sahipli anonim şirketlerde, bu pay sahibi ile şirket arasındaki sözleşmenin geçerli olması sözleşmenin yazılı şekilde yapılmasına bağlıdır. Bu şart piyasa şartlarına göre günlük, önemsiz ve sıradan işlemlere ilişkin sözleşmelerde uygulanmaz. (7) (Ek: 10/9/2014 – 6552/131 md.) Yönetim kurulu, yukarıda belirtilen temsilciler dışında, temsile yetkili olmayan yönetim kurulu üyelerini veya şirkete hizmet akdi ile bağlı olanları sınırlı yetkiye sahip ticari vekil veya diğer tacir yardımcıları olarak atayabilir. Bu şekilde atanacak olanların görev ve yetkileri, 367 nci maddeye göre hazırlanacak iç yönergede açıkça belirlenir. Bu durumda iç yönergenin tescil ve ilanı zorunludur. İç yönerge ile ticari vekil ve diğer tacir yardımcıları atanamaz. Bu fıkra uyarınca yetkilendirilen ticari vekil veya diğer tacir yardımcıları da ticaret siciline tescil ve ilan edilir. Bu kişilerin, şirkete ve üçüncü kişilere verecekleri her tür zarardan dolayı yönetim kurulu müteselsilen sorumludur. 3. İmza şekli

Temsile veya yönetime yetkili kişilerin görevlerini ifa ettikleri sırada işledikleri haksız fiillerden dolayı 6102 sayılı Kanun'un 371. maddesinin beşinci fıkrası gereğince şirket sorumludur. Tüzel kişiliğin sorumluluğuna gidilen durumlarda haksız fiili gerçekleştiren yetkililere karşı şirketin rücu hakkı bulunmaktadır.

Temsilde Çift İmza Kuralı ve Temsil Yetkisinin Sona Ermesi

6102 sayılı Kanun'un 370. maddesinin birinci fıkrasına göre, esas sözleşmede aksine düzenleme bulunmadığı veya yönetim kurulu tek kişiden oluşmadığı müddetçe anonim şirketi temsil yetkisi çift imza ile kullanılmak üzere yönetim kuruluna aittir. Şirket adına düzenlenen belgelerin şirketi bağlayabilmesi için temsile yetkili olanlardan en az ikisinin imzasının bulunması gerekir.

6102 sayılı TÜRK TİCARET KANUNU m. 370Kaynağı aç
MADDE 370- (1) Esas sözleşmede aksi öngörülmemiş veya yönetim kurulu tek kişiden oluşmuyorsa temsil yetkisi çift imza ile kullanılmak üzere yönetim kuruluna aittir. (2) Yönetim kurulu, temsil yetkisini bir veya daha fazla murahhas üyeye veya müdür olarak üçüncü kişilere devredebilir. En az bir yönetim kurulu üyesinin temsil yetkisini haiz olması şarttır. 2. Kapsam ve sınırlar
Yargıtay 19. Hukuk Dairesi, E. 2011/8636, K. 2012/2265Kaynağı aç
(Kapatılan)19. Hukuk Dairesi         2011/8636 E.  ,  2012/2265 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi Taraflar arasındaki menfi tespit davasının yapılan yargılaması sonunda ilamda yazılı nedenlerden dolayı davanın reddine yönelik olarak verilen hükmün davacı vekilince duruşmalı olarak temyiz edilmesi üzerine ilgililere çağrı kağıdı gönderilmişti. Belli günde davacı vek.Av…. gelmiş, diğer taraftan kimse gelmemiş olduğundan onun yokluğunda duruşmaya başlanarak hazır bulunan avukatın sözlü açıklaması dinlenildikten ve temyiz dilekçesinin süresinde olduğu anlaşıldıktan sonra dosya incelendi, gereği konuşulup düşünüldü. -KARAR- Davacı vekili, müvekkili şirket tarafından verilecek tüm belgelerle, akdedilecek sözleşmelerde çift imza ile temsil ve ilzam edilebileceğinin ana sözleşmesi ve 18.04.2011 günlü yönetim kurulu kararı gereği olduğunu, davalılardan …’ın kayınpederi olan diğer davalı …’ın cirosu ile hamili olduğu bono ile aleyhe icra takibine başladığını, bonoda sadece yönetim kurulu başkanı olan … …’ın imzası bulunduğundan şirketin borç altına sokulamayacağı gibi bonodaki teminat olduğuna dair Şerh kısmı kesilerek tahrif edilmiş olduğunu bildirerek, icraya konu bonodan dolayı borçlu olunmadığının tespitine, %40 tazminata karar verilmesini talep ve dava etmiştir. Davalılar vekili, davacı şirketin değişik iş alanlarında faaliyet gösterdiğini, asıl sermayesini yurt dışında yaşayan Türk vatandaşlarından topladığı paralarla sağladığını, davalılardan …’ın da bunlardan biri olup, davacıya mevduatlarını verdiğini, iddiaların gerçeği yansıtmadığını bildirerek davanın reddini istemiştir. Mahkemece, yapılan yargılama sonunda, icra takibine konu davacı şirketin borçlusu oluğu bononun davacı şirket yönetim kurulu başkanı … … imzasıyla düzenlendiği, 18.04.2001 tarihli davacı şirketin yönetim kurulu kararı ile yönetim kurulu başkanının tek başına işlem yapma yetkisinin bulunduğu, bu sebeple düzenlenen bononun geçerli olduğu, davacı yanın bononun teminat amacıyla verildiği hususunu da ispatlayamadığı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiş, hüküm davacı vekilince temyiz edilmiştir. T.T.K.’nun 321/3.maddesine göre, anonim şirket adına tanzim edilecek evrakın muteber olması için, aksine esas mukavelede hüküm olmadıkça temsile selahiyetli olanlardan ikisinin imzasının varlığı gerekli bulunmaktadır. Davacı şirketin ana sözleşmesinin 12.maddesinde; “Holding'in yönetimi ve temsili yönetim kuruluna aittir. Holding tarafından verilecek bütün belgelerin ve yapılacak sözleşmelerin geçerli olabilmesi için, bunların Holding unvanı altına konmuş ve Holdingi ilzama yetkili iki kişinin imzasın taşıması gereklidir. Yönetim kurulu yetkilerini murahhas azalara, müdürlere ve gerekli gördüğü diğer şahıslara verebilir ve bu yetkileri her zaman geri alabilir” denilmiştir. Davaya konu 480.000,00 Euro bedelli, borçlusu davalı şirket olarak şirket kaşesi üzerinde sadece şirket yönetim kurulu başkanı imzası bulunduğu halde 15.01.2002 tanzim tarihli olarak düzenlendiği hususunda ihtilaf bulunmayan bononun tanzimi tarihi itibariyle yürürlükte olan 18.04.2001 günlü davalı şirket yönetim kurulu kararının 3.maddesinde aynen;”… Holding Anonim Şirketi tarafından verilecek bütün belgeler ve akdedilecek sözleşmelerde yönetim kurulu üyeleri ikişer kişi müştereken şirket unvanı altına atacakları imza ile şirketimiz her sahada temsil ve ilzam edilecek ve taahhüt altına girecektir.”denilmiş, 5.maddesinde ise aynen;”Şirketin maksat ve konusuna dahil gayelerin tahakkuku ve işlerin yürütülmesi amacıyla yerli ve yabancı, gerçek ve tüzel kişilerle akdolunan sözleşmeleri ile şirketi borç ve yükümlülük altına sokan para ve ayniyat tahsil ve tesellümüne ait makbuzlar, mektuplar, dekontlar, sipariş teyitleri, ihale teklifleri, sigorta poliçeleri v.s her türlü evrak aşağıda yazılı parasal yetkiler çerçevesinde imza altına alınır. 5.1- Bir milyon Amerikan Doları karşılığı Türk Lirası veya yabanca parayı geçen işlemlerde Yönetim Kurulu Başkanı ve Yönetim Kurulu Başkan Yardımcısı, 5.2-Bir milyon Amerikan Doları karşılığı Türk Lirası veya yabancı paraya kadar olan işlemlerde Yönetim Kurulu Başkan veya Yönetim Kurulu Başkan Yardımcısı ile diğer yönetim kurulu üyelerinden herhangi birisi, 5.3-Elli Amerikan Doları karşılığı Türk Lirası veya yabancı paraya kadar olan işlemlerde yönetim kurulu üyeleri ile görev ünvanlarının altına “Kıymetli Evrak İmzalama Yetkilisi” ibaresi olanlar tarafından imzalanır “ şeklinde karar alınmıştır. Bu durumda, davacı şirket ana sözleşmesinde T.T.K.’nun 321/3.maddesindeki hükmün aksine düzenleme bulunmadığı, iki kişinin şirket kaşesi üzerine atacağı müşterek imza ile temsil ve ilzam olunacağının kararlaştırılmış olduğu gibi şirket yönetim kurulu kararında da rakam büyüdükçe imza yetkilileri farklılaşmakla birlikte şirketin yine iki kişi imzası ile temsil ve ilzam olunacağının kararlaştırıldığı anlaşılmış olmasına rağmen, davaya konu bonoyu tek başına imzalayan şirket yönetim kurulu başkanının şirketi tek başına temsil ve ilzama yetkili bulunmadığı gözden kaçırılarak yazılı şekilde karar verilmesi doğru değildir. SONUÇ: Yukarıda açıklanan nedenlerle hükmün BOZULMASINA, bozma nedenine göre davacı vekilinin diğer temyiz itirazlarının şimdilik incelenmesine yer olmadığına, vekili Yargıtay duruşmasında hazır bulunan davacı yararına takdir olunan 900,00 TL duruşma vekalet ücretinin davalılardan alınarak davacıya verilmesine, peşin harcın istek halinde iadesine, 16.02.2012 gününde oybirliğiyle karar verildi.

Esas sözleşmede veya yönetim kurulu kararında iki kişinin müşterek imzası ile temsil ve ilzam kuralı öngörülmüşse, yönetim kurulu başkanının tek başına imzaladığı bono şirketi borç altına sokmaz. Yargıtay 19. Hukuk Dairesinin 2011/8636 Esas ve 2012/2265 Karar sayılı kararında da benimsendiği üzere, çift imza şartının bulunduğu durumlarda münferit imza ile şirket adına senet keşide edilmesi şirketi ilzam etmez.

Anonim şirkette yeni yönetim kurulu üyelerinin seçilmesiyle birlikte önceki yönetim kurulu döneminden kaynaklanan temsil ve ilzam yetkileri sona erer. Yargıtay 11. Hukuk Dairesinin 2014/2954 Esas ve 2015/1359 Karar sayılı kararında açıklandığı üzere, yeni bir temsil kararı alınıp ilan edilmediğinde, şirket ana sözleşmesinde belirli grup üyelerinin müşterek imzası öngörülmüşse temsil bu grup üyelerinin birlikte imzasıyla sağlanır.

Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, E. 2014/2954, K. 2015/1359Kaynağı aç
11. Hukuk Dairesi         2014/2954 E.  ,  2015/1359 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ :TİCARET MAHKEMESİ Taraflar arasında görülen davada Asliye Ticaret Mahkemesi’nce verilen 18/12/2012 tarih ve 2011/1061-2012/1164 sayılı kararın duruşmalı olarak incelenmesi taraf vekilleri tarafından istenmiş olup, duruşma için belirlenen 03/02/2015 günü başkaca gelen olmadığı yoklama ile anlaşılıp hazır bulunan davacılar vekili Av. … dinlenildikten sonra duruşmalı işlerin yoğunluğu ve süre darlığından ötürü işin incelenerek karara bağlanması ileriye bırakıldı. Tetkik Hakimi tarafından düzenlenen rapor dinlenildikten ve yine dosya içerisindeki dilekçe, layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup incelendikten sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü: Davacılar vekili, müvekkillerinin davalı şirketin ortağı olduğunu, 28/05/2009 tarihli genel kurul toplantısı ile yönetim kurulu üyeliklerine …, …, …., … ve …'un seçildiğini, bu yönetim kurulunun kendi arasında toplanarak 28/05/2009 tarih 2009/4 sayılı karar ile görev dağılımı yaptığını, aynı tarih 2009/5 sayılı kararı ile de şirketin temsil ve ilzamı konusunun belirlendiğini ve imza sirkülerinin çıkarıldığını, davalı şirketin 15/03/2010 tarihinde yeni bir genel kurul toplayarak, yönetim kurulu üyeliklerine 3 yıl süre ile …, …, …, … ve müvekkili …'in seçildiğini, bu yönetim kurulunun toplanarak 15/03/2010 tarih 2010/5 no'lu kararı ile …'i başkanlığa, …'yü başkan yardımcılığına seçtiğini, ancak şirketin temsil ve ilzamı ile ilgili herhangi bir karar alınamadığını, daha sonra da yönetim kurulu üyelerinin şirketin temsil ve ilzamı için aralarındaki anlaşmazlık sebebi ile herhangi bir karar alamadıklarını, 28/05/2009 tarih 2009/5 sayılı yönetim kurulu kararı ile şirketi tek başına temsil ve ilzam etme yetkisinin, 27/05/2010 tarihinde sona ermesine rağmen, halen devam ediyormuş gibi kullanılmaya devam edildiğini, yönetim kurulu üyesi sıfatı sebebi ile …'in hukuki ve cezai sorumluluğunun her geçen gün arttığını ileri sürerek, 28/05/2009 tarihli 2009/5 no'lu davalı şirket yönetim kurulu kararının 27/05/2010 tarihi itibarı ile hükümsüz olduğunun ticaret sicil memurluğu nezdinde tescil ve ilan edilmesini, muarazanın men'ini, 27/05/2010 tarihinden itibaren davalı şirket yönetim kurulu üyelerinin …, …, … ve … olduğunun ve 27/05/2010 tarihinden itibaren davalı şirketi münferiden temsile yetkili herhangi bir yönetim kurulu üyesinin bulunmadığının tespitini talep ve dava etmiştir. Davalı vekili, davanın reddini savunmuştur. Davalı şirket ortakları … ve … vekilleri, davalı yanında davaya müdahale talebinde bulunmuştur. Mahkemece, toplanan kanıtlara ve bilirkişi raporuna dayanılarak, davalı şirkete 28/05/2009 tarihli genel kurul toplantısında yönetim kurulu üyeleri seçildiği ve şirketi 3 yıl süre ile temsil ve ilzamla bu kişilerin görevlendirildiği, 15/03/2010 tarihinde yapılan genel kurulda 3 yıl süre ile görev yapmak üzere seçilen yönetim kurulunun eski yönetim kurulunun devamı olmayıp tamamen yeni seçilmiş bir yönetim kurulu olduğu, üyelerden büyük çoğunluğunun bir önceki yönetim kurulunun üyesi olmasının bu durumu değiştirmeyeceği, 15/03/2010 tarihinde yeni yönetim kurulu üyelerinin seçimi ile beraber 28/05/2009 tarihinde yönetim kurulu üyeliğinden kaynaklanan temsil ve ilzamla ilgili yetkilerin sona erdiği, eski yönetim kurulu üyelerinin şirketi temsil ve ilzamı hakkında tekrar karar almaları ve bunu ilan ettirmeleri gerekirken bu gerekliliğe uyulmadığı, bu durumda bütün yönetim kurulu üyelerinin temsil yetkisine sahip olduğu, çift imza kuralı gereği şirketin iki üyenin imzası ile ilzam edilebileceği gerekçesiyle davalı şirketin 28/05/2009 tarihli 2009/5 sayılı yönetim kurulu kararının, 15/03/2010 günü yapılan olağan genel kurul kararı gereğince yeni seçilen yönetim kurulunun ticaret sicil memurluğu tarafından ticaret siciline tescil edildiği 27/05/2010 tarihi itibarı ile hükümsüz olduğuna ve bu durumun ticaret sicil gazetesinde ilanına, muarazanın bu suretle giderilmesine, 27/05/2010 tarihinden itibaren davalı şirket yönetim kurulunun …, …, …, … ve …'den oluştuğunun ve şirketi temsil ve ilzamla ilgili bir karar alınmadığının ve bu tarih itibarı ile …'nün şirketi mahkemenin tedbir kararının kalktığı ( Asliye Ticaret Mahkemesi 2011/184 E. sayılı dosyasında verilen 06//09/2012 gün 2012/797 sayılı kararda belirtilen) 06/09/2012 tarihine kadar mahkeme kararına istinaden yönettiğinin kabulü ile 06/09/2012 tarihinden sonra şirketin yönetim kurulu üyelerinin çift imza kuralı gereği davalı 1A-1B grubu yönetim kurulu üyelerinin müşterek imzası ile (2 yönetim kurulu imzası ile) bağlanabileceğine karar verilmiştir. Kararı, taraf vekilleri temyiz etmiştir. 1- HUMK’nın 433/2. maddesi uyarınca cevabi temyiz süresi 10 gündür. Somut uyuşmazlıkta da davalı vekilince hükmün tebliğine rağmen temyiz isteminde bulunulmamış ise de davacılar vekilinin temyiz dilekçesinin tebliğinden sonra sunulan 18.02.2014 tarihli cevap dilekçesinde, hükmün ikinci bendinin düzeltilmesi talep edildiğinden, davalı vekilinin bu dilekçesi cevabi temyiz dilekçesi olarak kabul edilmiştir. Ancak mümeyyiz davalı vekilinin cevabi temyiz dilekçesi, temyiz defterine kaydedilmediği gibi temyiz harcı da yatırılmamıştır. Bu durum karşısında davalı vekilinin usulüne uygun bir temyiz isteminde bulunduğundan söz edilemeyeceğinden, davalı vekilinin temyiz isteminin reddine karar vermek gerekmiştir. 2- Davacılar vekilinin temyiz itirazlarına gelince; dava, davalı şirket yönetim kurulu üyelerinin temsil yetkilerinin belirlendiği 28.05.2009 tarih ve 5 sayılı yönetim kurulu kararının, yeni yönetim kurulu üyelerinin seçildiği 27.05.2010 genel kurul tarihinden itibaren hüküm ifade etmediğinin ve 27.05.2010 tarihinden itibaren davalı şirketi münferiden temsile yetkili bir yönetim kurulu üyesinin bulunmadığının tespiti istemine ilişkindir. Her ne kadar davacı ortaklar tarafından davalı şirketi temsilen ve münferiden hareket eden yönetim kurulu üyelerinin her işleminin iptali için ayrı ayrı eda davası açılması mümkünken, olumsuz tespit niteliğindeki işbu davanın açılmasında hukuki yarar yoksa da, somut uyuşmazlıkta dava dışı …'nün davalı şirketi temsilen ve münferiden hareket ederek dava dilekçeleri düzenlediği ve şirketin avukatını vekaletten azlettiği, dava dilekçesinin ekinde sunulan delillerden anlaşıldığından, somut uyuşmazlıkta da işbu olumsuz tespit davası açılmasında hukuki yararın bulunduğu kabul edilmiştir. Dosyaya sunulan bilgi ve belgelerin incelenmesinden, 28.05.2009 tarih ve 5 numaralı yönetim kurulu kararı ile davalı şirketi gayrimenkul alım satımı, başka şirkete iştirak edilmesi, şirketin satışı, menkul ve gayrimenkulleri üzerinde ayni hakların tesisi, ihraç edilen tahviller ve finansman bonoları işlerinde, yönetim kurulu üyeleri … ve …'un müştereken, diğer konularda …'nün münferiden temsil edeceğinin belirlendiği, 15.03.2010 tarihli genel kurulda yeni yönetim kurulunun seçildiği, ancak yönetim kurulunun kendi arasında toplanarak şirketin temsili konusunda bir karar alamadığı, 15.02.2011 tarih ve 2011/1 numaralı yönetim kurulu kararı ile mevcut imza sirkülerinin iptaline ve tüm konularda … ve …'un şirketi müştereken temsiline karar verildiği, 2011/1 sayılı yönetim kurulu kararının yok hükmünde olduğunun tespiti için açılan davada, 08.03.2011 tarihli tensip kararı ile 15.02.2011 tarih ve 1 numaralı yönetim kurulu kararının tescil edilmesinin, tescil edilmişse 3. kişiler nezdinde hüküm doğurmasının önlenmesine, 20.05.2011 tarihli ara kararında, anılan davanın sonuna kadar şirket yetkilisi olan …'nün yanında şirketi temsile yönetici kayyumu olarak (birlikte yönetici) yeminli mali müşavir …'ın atanmasına, 19.07.2011 tarihli ara kararı ile de …'ın yönetici kayyumu atanmasına ilişkin ara kararından rücu edilerek …'ın aynı şartlar altında denetçi kayyımı atanmasına, 06.09.2012 tarihli son oturumda ise davanın reddi kararının yanında, davada verilen her türlü tedbir kararının, kararın verildiği tarihten (06.09.2012) itibaren geçerli olmak üzere kaldırılmasına karar verildiği anlaşılmaktadır. 6762 sayılı TTK'nın anonim şirket adına tanzim edilecek evrakın muteber olması için, aksine esas mukavelede hüküm olmadıkça temsile salahiyetli olanlardan ikisinin imzasının kafi olduğunu belirten 321/3. maddesi, davalı şirket ana sözleşmesinin, yönetim kurulunun alacağı kararlarda en az bir A grubu ve bir B grubu yönetim kurulu üyesinin olumlu oyunun bulunması gerektiğini bildiren 7. maddesi hükmü ile birlikte dikkate alındığında, 28.05.2009 tarih ve 5 numaralı yönetim kurulu kararı ile şirketi temsile yetkili kişilerin belirlendiği, 15.03.2010 tarihli genel kurulda yeni yönetim kurulunun seçilmesiyle temsile ilişkin 28.05.2009 tarih ve 5 sayılı kararın hükümsüz kaldığı, şirketin temsili ile ilgili yeni bir karar alınmadığından, 15.03.2010 tarihli genel kurul kararının tescil edildiği 27.05.2010 tarihi itibariyle davalı şirketi bir A grubu ve bir B grubu yönetim kurulu üyesinin müştereken temsil edebileceği, 15.02.2011 tarih ve 1 numaralı yönetim kurulu kararı ile temsil yetkisinin yeniden belirlendiği, bu kararın hükümsüz olduğunun tespiti için açılan davada 08.03.2011 tarihli tensip kararı ile 15.02.2011 tarih ve 1 numaralı yönetim kurulu kararının 3. kişiler nezdinde hüküm doğurmasının önlenmesine karar verildiğinden, 08.03.2011 tarihinden itibaren şirketi yeniden bir A grubu ve bir B grubu yönetim kurulu üyesinin temsil edebileceği, aynı davada yukarıdaki bentte belirtilen 20.05.2011 tarihli ara kararı ile bu tarihten itibaren şirketi … ve …'ın müştereken temsil edebileceği, ancak 20.05.2011 tarihli ara kararında adı geçenlere münferiden temsil yetkisi verilmediğinden, 19.07.2011 tarihli ara kararı ile …'ın yönetim kayyumluğundan çıkarılması ile bu tarihten itibaren davalı şirketi …'nün yanında (… B grubu hisse sahibi olduğundan) bir A grubu yönetim kurulu üyesinin müştereken temsil edebileceği, verilen tüm ihtiyati tedbir kararlarının kaldırıldığı 06.09.2012 tarihinden itibaren de 15.02.2011 tarih ve 1 numaralı yönetim kurulu kararı ile belirlenen temsil yetkilerine geri dönüldüğü kabul edilmelidir. Her ne kadar yerel mahkemece kurulan 1 numaralı hüküm fıkrası, yukarıda açıklanan duruma uygun ise de 2 numaralı hüküm fıkrasında, 27.05.2010 tarihinden 15.02.2011 tarihine kadar davalı şirketi temsil ile ilgili hiçbir karar alınmadığı, dolayısıyla bu dönem için şirketin yukarıda açıklandığı gibi müştereken temsil edilmesi gerektiği, yine …'nün şirketi münferiden temsil edebileceğine ilişkin hiçbir kararın da bulunmadığı halde, 27.05.2010 tarihi ile tedbir kararlarının kalktığı 06.09.2012 tarihi arasındaki dönem için, davalı şirketi …'nün yönettiğinin kabul edildiğine dair karar verilmesi doğru olmamış, kararın bu nedenle davacılar yararına bozulması gerekmiştir. SONUÇ: Yukarıda (1) numaralı bentte açıklanan nedenlerle davalı vekilinin temyiz isteminin REDDİNE, (2) numaralı bentte açıklanan nedenlerle davacılar vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile kararın davacılar yararına BOZULMASINA, takdir olunan 1.100,00 TL duruşma vekalet ücretinin davalıdan alınıp davacılara verilmesine, ödediği temyiz peşin harcın isteği halinde temyiz eden davacılara iadesine, alınmadığı anlaşılan 136,00 TL temyiz başvuru harcı ile 27,70 TL temyiz ilam harcının davalıdan alınmasına, 05.02.2015 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.

Temsil Yetkisinin Devri ve Sınırlı Yetkili Ticari Vekiller

Yönetim kurulu, 6102 sayılı Kanun'un 370. maddesinin ikinci fıkrası doğrultusunda temsil yetkisini bir veya daha fazla murahhas üyeye ya da müdür olarak üçüncü kişilere devredebilir. Bununla birlikte, yönetim kurulunun en az bir üyesinin şirketi temsil yetkisini haiz bulunması kanuni zorunluluktur.

Yönetim kurulu, temsile yetkili olmayan yönetim kurulu üyelerini veya şirkete hizmet akdi ile bağlı çalışanları sınırlı yetkiye sahip ticari vekil veya diğer tacir yardımcıları olarak atayabilir. 6102 sayılı Kanun'un 371. maddesinin yedinci fıkrası gereğince bu kişilerin görev ve yetkileri iç yönergede açıkça belirlenir ve iç yönergenin tescil ve ilanı zorunludur. İç yönerge ile ticari vekil ve diğer tacir yardımcıları atanamaz; bu kapsamda yetkilendirilen ticari vekil veya diğer tacir yardımcıları da ticaret siciline tescil ve ilan edilir. Bu kişilerin verdikleri her tür zarardan yönetim kurulu müteselsilen sorumludur.

Temsil Yetkisinin Sınırlandırılması ve İşletme Konusu Dışı İşlemler

Anonim şirketlerde temsil yetkisinin sınırlandırılması kural olarak iyi niyetli üçüncü kişilere karşı ileri sürülemez. 6102 sayılı Kanun'un 371. maddesinin üçüncü fıkrasına göre temsil yetkisinin yalnızca merkezin veya belirli bir şubenin işlerine özgülendiğine yahut birlikte kullanılmasına ilişkin tescil ve ilan edilmiş olan sınırlamalar üçüncü kişilere karşı hüküm ifade eder.

Temsile yetkili kimselerin şirket esas sözleşmesine veya genel kurul kararına aykırı işlem gerçekleştirmesi, 6102 sayılı Kanun'un 371. maddesinin dördüncü fıkrası uyarınca iyi niyet sahibi üçüncü kişilerin o işlem sebebiyle şirkete başvurmalarına engel oluşturmaz. İç ilişkideki yetki aşımları şirket ile temsilciler arasındaki sorumluluk dairesinde değerlendirilir.

Temsile yetkili olanların üçüncü kişilerle şirket işletme konusu dışında yaptığı hukuki işlemler de 6102 sayılı Kanun'un 371. maddesinin ikinci fıkrası uyarınca şirketi bağlar. Bu bağlayıcılığın istisnası, üçüncü kişinin işlemin işletme konusu dışında bulunduğunu bildiğinin veya durumun gereğinden bilebilecek durumda olduğunun şirket tarafından ispat edilmesidir; şirket esas sözleşmesinin ticaret sicilinde ilan edilmiş olması bu hususun ispatı bakımından tek başına yeterli delil sayılmaz.

Çıkar Çatışması, Temsil Yetkisinin Kötüye Kullanılması ve Dava Yolları

Temsilci ile temsil edilen şirket arasında çıkar çatışmasının bulunduğu durumlarda temsilcinin kendisiyle veya kendi lehine yaptığı işlemler kural olarak şirketi bağlamaz. Özen, iyi niyet ve sadakat borcuna aykırı biçimde şirket çıkarı aleyhine yapılan tasarruflar temsil görevinin dışında kabul edilir. Yargıtay 11. Hukuk Dairesinin 2020/8334 Esas ve 2022/4052 Karar sayılı ilamında belirtildiği üzere, temsil edilenin temsilciye açıkça işlem yapma izni vermesi veya yapılan işleme sonradan icazet göstermesi halinde bu tür işlemler geçerlilik kazanır.

Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, E. 2020/8334, K. 2022/4052Kaynağı aç
11. Hukuk Dairesi         2020/8334 E.  ,  2022/4052 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ : BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 11. HUKUK DAİRESİ Taraflar arasında görülen davada Adıyaman 4. Asliye Hukuk Mahkemesince verilen 20.09.2018 tarih ve 2016/78 E. – 2018/542 K. sayılı kararın davalı vekili tarafından istinaf edilmesi üzerine, istinaf isteminin kabulüne dair Gaziantep Bölge Adliye Mahkemesi 11. Hukuk Dairesi'nce verilen 20.10.2020 tarih ve 2018/2181 E. – 2020/954 K. sayılı kararın Yargıtay'ca incelenmesi taraf vekilleri tarafından istenmiş ve temyiz dilekçelerinin süresi içinde verildiği anlaşılmış olmakla, dava dosyası için Tetkik Hakimi … tarafından düzenlenen rapor dinlendikten ve yine dosya içerisindeki dilekçeler, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup, incelendikten sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü: Davacı vekili, davalının müvekkili şirket aleyhine Adıyaman 1. İcra Dairesi'nin 2015/9623 sayılı dosyası ile takip başlattığını ve takibin kesinleştiğini, icra dairesince çıkartılan tebligattan şirket temsilcisi Hacı Mehmet Baltacı'nın bilgisinin olmadığını, borca konu bononun müvekkili şirket ile bir bağlantısının olmadığını, takibe konu borcun şirketin önceki azınlık hissedarı ve diğer borçlusu olan …' ya ait olduğunu, zaten takip alacaklısının takip öncesi çekmiş olduğu ihtarla doğrudan diğer borçlu …'ya yöneldiğini, hakkında dolandırıcılık söylentisi olan …' nın yurt dışına kaçtığını, müvekkili şirketin davalıya borcunun bulunmadığını, eski temsilcinin hiç bir sebep yokken davalı adına yetkisiz olarak eski tarih ile geriye dönük şekilde dava konusu senedi düzenlediğini, takip tarihinden çok önce şirketin el değiştirdiğini, takip öncesi Adıyaman 3.Asliye Hukuk Mahkemesi'nin 2015/32 D.İş Esas, 2015/32 D.İş sayılı kararı ile …'nın temsil ve ilzam yetkisinin tedbiren durdurulmasına karar verildiğini, dava konusu borca şirket kayıtlarında rastlanmadığını ileri sürerek müvekkili şirketin Adıyaman 1. İcra Dairesinin 2015/9623 esas sayılı dosyası nedeniyle davalıya borçlu olmadığının tespitine, davalının alacağın %40'ı oranında tazminata mahkum edilmesine karar verilmesini talep etmiştir. Davalı vekili, davacı borçlunun takip kesinleştikten sonra bu davayı açtığını, borçlunun yasal süresi içerisinde hiçbir şekilde borca itiraz etmediğini, icra takibine konu alacağın bonoya bağlı alacak olması nedeniyle senede karşı iddiaların tanıkla ispatının mümkün olmadığını, tanık dinlenmesine muvafakatlarının olmadığını, takip dayanağı senedin tanzim tarihi olan 03/01/2014 tarihinde …'nın davalı şirketin yetkili temsilcisi olduğunu, hatta senedin vade tarihinde dahi …'nın yetkili olduğunu, aksi düşüncenin şirket yetkilisini değiştirmek suretiyle borçtan kurtulmaya imkan vereceğini, dava konusu alacağın davacının dava konusu alacağın ticari defterlerine kaydetmemiş olmasından kendi lehine sonuç çıkaramayacağını savunarak, davanın reddine karar verilmesini istemiştir. İlk derece mahkemesi, iddia, savunma, toplanan deliller ve tüm dosya kapsamına göre, dava konusu bononun 03/01/2014 tanzim tarihli, 03/02/2014 vadeli 90.000,00 TL bedelli alacaklısının M.Fatih Karakuş, borçlusunun …, kefilinin Kınacı Eml.İnş.Ltd.Şti. olan bono olduğu, davacı şirketin Türkiye Ticaret Sicil Gazetesinde ticaret ünvanının Kınacı Emlak Müteahitlik Taşımacılık İnşaat Sanayi ve Ticaret Limited Şirketi olduğu, merkezinin Ulucami Mahallesi Ziya Gökalp Caddesi 806 Sokak No: 12/A -Merkez/Adıyaman olarak kayıtlı olduğu, davaya konu bonoda davacı şirketin kaşesinin bulunmadığı, ticaret ünvanının ve adresinin Ticaret Sicil Gazetesinde belirtildiği şekilde yazılmadığı,… tarafından atılan 2 adet imzanın bononun … adının yazılı olduğu kısmın yanında yer aldığı, şirket kaşesi olmadığından kaşe üzerinde imza bulunmadığı anlaşıldığından yukarıda değinilen yasal düzenlemeler ve Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 2011/12-480 esas 2011/598 karar sayılı ilamı ve Yargıtay 19. Hukuk Dairesinin 2016/11501 E. 2017/968 K. sayılı ilamında belirtilen hususlar ile eski şirket temsilcisi tarafından geçmişe dönük bono oluşturulabileceği, davacı şirketin eski temsilcisi … tarafından davalıya gönderilen Adıyaman 2. Noterliğinin 03/11/2015 tarih ve 10233 yevmiye numaralı ihtirnameye cevap belgesinde …'nın "sizden aldığım paraya karşılık ve yine şahsen size vermiş olduğum kambiyo senedini ödemeyi vaad ediyorum" şeklindeki beyanları, aldırılan bilirkişi raporu göz önünde bulundurularak davacı şirketi temsile yetkili kişi tarafından usulüne uygun şekilde davacı şirketin borçlandırılmadığı, dava konusu bononun davacı şirketi borç altına sokmadığı gerekçesiyle davanın kabulü ile davacının Adıyaman İcra Müdürlüğünün 2015/9623 esas sayılı icra dosyası nedeniyle davalı tarafa borçlu olmadığının tespitine, icra takibinin haksız ve kötü niyetli yapıldığının ispatlanamadığı gerekçesiyle davacının kötü niyet tazminatı talebinin reddine karar verilmiştir. Karar, davalı vekili tarafından istinaf edilmiştir. İstinaf Mahkemesince iddia, savunma ve tüm dosya kapsamına göre, dava konusu senet üzerinde iki adet imza bulunmakta olup senedin borçlu hanesine …'nın, kefil hanesine davacı şirketin ismi ve vergi numarasının yazılı olduğu, şirket kaşesi bononun zorunlu unsurlarından olmayıp kaşenin bulunmaması senedin geçerliliğini etkilemeyeceği, dava konusu senedin davacı şirketin kayıtlarında yer almaması senetten kaynaklanan borcu ortadan kaldırmayacağı, davacı tarafın senet nedeniyle borçlu olmadığı yönündeki iddiasını da ispatlayacak yazılı bir delil sunmadığı, bu nedenlerle mahkemece ispatlanamayan davanın reddine karar verilmesi gerekirken yanılgılı değerlendirme ile davanın kabulüne karar verilmesi doğru olmadığı gerekçesiyle davalı vekilin istinaf başvurusunun kabulü ile, İlk Derece Mahkemesi Kararının kaldırılmasına, davanın reddine karar verilmiştir. Karar, taraf vekilleri tarafından temyiz edilmiştir. 1-Dava, icra takibine konu bono nedeniyle borçlu olmadığının tespiti istemine ilişkin olup, İlk Derece Mahkemesince davacı şirketin temsile yetkili kişi tarafından usulüne uygun şekilde borçlandırılmadığı gerekçesiyle davanın kabulüne karar verilmiş, davalı vekilinin istinaf istemi üzerine, Bölge Adliye Mahkemesince davalı vekilinin istinaf başvurusunun kabulü ile İlk Derece Mahkemesi kararı kaldırılarak davanın reddine karar verilmiştir. Temsilci ile temsil edilenin çıkarlarının zıt olduğu, çıkar çatışmasının bulunduğu durumlarda temsilcinin kendisiyle, kendi lehine yaptığı işlemler (örneğin kişisel borcu için ipotek kurma, aval verme gibi) geçersizdir. Çünkü bu durumda, yani bu türdeki bir işlem için temsil edilenin yetki vermediğinin kabul edilmesi gerekir. Kısaca çıkar çatışması olasılığının bulunduğu bütün haller için temsilcinin kendisiyle veya kendi leyhine işlem yapmasının caiz olmadığı ve hukuki işlemin geçersiz olduğu ölçütünün kabulü gerekir.Bu hususların yanında, özenli bir temsilcinin, iyi niyet ve sadakat borcu gereği, temsil ettiği şirketin çıkarlarına aykırı olarak yaptığı bir işlem temsil görevinin dışında kalır ve bu işlem kural olarak temsil edileni bağlamaz. Bunun istisnası temsil edilenin temsilciye açıkca kendisiyle işlem yapma izni vermesi veya yapılan işleme sonradan icazet vermesi halidir ki, bu hallerde işlem geçerli olur. Somut olaya gelindiğinde; senette, dava dışı keşideci …, davalı … lehine düzenlediği senette o tarihte yetkilisi olduğu davacı şirketi avalist olarak göstermiştir. Dava dışı … keşide ve aval tarihinde şirketi temsile yetkili ise de, kendisinin keşideci olduğu bonoda, davacı şirketi avalist olarak göstermesi, bononun şirket defterlerinde kaydının bulunmaması, ayrıca düzenleyenin davalıya göndermiş olduğu 03.10.2015 tarihli ihtarnamede şahsen almış olduğu paraya karşılık vermiş olduğu kambiyo senedini ödemeyi vaat etmesi karşısında dava dışı keşidecinin, dava konusu bonoyu, şirket yetkilisi olduğu dönemde keşide etmesi ve şirket adına attığı aval imzasının TTK 626. ve 629. maddeleri çerçevesinde müdürün şirkete özen ve bağlılık yükümlülüğü ile bağdaşmayacak şekilde yetkinin kötüye kullanılması ve şirketi bağlayıcı nitelikte olup olmadığı temsilciye verilmiş bir iznin veya sonradan icazetin bulunup bulunmadığı, hususları değerlendirilmek suretiyle bir karar verilmesi gerekirken yazılı şekilde karar verilmesi doğru olmamış, bozmayı gerektirmiştir. 2- Bozma sebep ve şekline göre, davalı vekilinin temyiz itirazlarının şimdilik incelenmesine yer olmadığına karar verilmiştir. SONUÇ: Yukarıda (1) numaralı bentte açıklanan nedenlerle, davacı vekilinin temyiz isteminin kabulü ile Bölge Adliye Mahkemesi kararının davacı yararına BOZULMASINA, (2)numaralı bentte açıklanan nedenlerle davalı vekilinin temyiz itirazlarının incelenmesine şimdilik yer olmadığına, HMK'nın 373/2. maddesi uyarınca dava dosyasının Bölge Adliye Mahkemesi'ne gönderilmesine, ödedikleri peşin temyiz harcının istekleri halinde temyiz edenlere iadesine, 25/05/2022 tarihinde oyçokluğuyla karar verildi. KARŞI OY 1- Dava, limitet şirket yöneticisinin verdiği aval nedeniyle davacı şirketin lehine aval verilen kişiye karşı bonodan dolayı borçlu olunmadığının tespiti istemine ilişkindir. Somut olayda, davaya konu 90.000 TL bedelli bononun alacaklısının davalı …, borçlusunun …, aval verenin ise davacı şirket olduğu dava dışı …’ın hem keşide eden asıl borçlu, hem de davacı şirketi temsilen aval veren sıfatıyla bonoyu imzalayarak, davalı …’e verdiği, senedin tanzim tarihi itibariyle …’ın davacı şirketi tek başına temsil yetkisine sahip olduğu hususunda bir ihtilaf bulunmamaktadır. 2- Mahkemece, şirketi temsil yetkisine haiz …’nın davacı şirket aleyhine aval verirken şirket kaşesini kullanmadan imza atması nedeniyle bononun geçerli olmadığı gerekçesiyle davanın kabulü ile davacı şirketin borçlu olmadığının tespitine karar vermiştir. Bu kararı sadece davalı istinaf etmiş olup, davacı taraf gerekçe yönünden istinafa gelmemiştir. 3- Bölge Adliye Mahkemesi, Sezai’nin şirketi tek başına temsil yetkisin bulunması, avalde ayrıca şirketin kaşesinin kullanılmasının zorunlu unsur olmadığı gerekçesiyle İlk Derece Mahkemesi kararını kaldırarak davanın reddine karar verilmiştir. Bu karar Daire çoğunluğu tarafından bozulmuş ise de bu görüşe katılmıyorum. 4- Olaya uygulanacak 6102 sayılı TTK’nın Madde 629/1. Maddesi uyarınca; Müdürlerin temsil yetkilerinin kapsamına, yetkinin sınırlandırılmasına, imzaya yetkili olanların belirlenmesine, imza şekli ile bunların tescil ve ilanına bu Kanunun anonim şirketlere ilişkin ilgili hükümleri kıyas yolu ile uygulanır. TTK’nın anonim şirketlere ilişkin 371. Maddesi uyarınca; şirketi temsile yetkili kişiler, şirketin amacına ve işletme konusuna giren her tür işleri ve hukuki işlemleri, şirket adına yapabilir ve bunun için şirket unvanını kullanabilirler. Kanuna ve esas sözleşmeye aykırı işlemler dolayısıyla şirketin temsilciye karşı rücu hakkı saklıdır. Temsilcilerin üçüncü kişilerle, işletme konusu dışında yaptığı işlemler de şirketi bağlar; meğerki, üçüncü kişinin, işlemin işletme konusu dışında bulunduğunu bildiği veya durumun gereğinden, bilebilecek durumda bulunduğu ispat edilsin. Şirket esas sözleşmesinin ilan edilmiş olması, bu hususun ispatı açısından, tek başına yeterli delil değildir. Temsil yetkisinin sınırlandırılması, iyiniyet sahibi üçüncü kişilere karşı hüküm ifade etmeyeceği gibi, tescil ve ilan edilmek koşuluyla, bir temsilcinin temsil yetkisi sadece merkezin veya bir şubenin işleri yönünden bölgesel olarak veya birlikte temsil yetkisi kullanılması yönünden sınırlandırılabilir. Kısıtlama yapılmış olsa bile bu karar iyi niyetli üçüncü kişilere karşı ileri sürülemez. Şirketi temsilen yapılan iş ve işlemler her halükarda geçerli olup, iç ilişkide temsil yetkisinin sınırlandırılmış olması üçüncü kişilerin şirkete müracaat etmelerine engel değildir. Bu bağlamda, limitet şirketi temsile yetkili olanlar şirketi üçüncü kişilere karşı borçlandırabilecekleri gibi üçüncü kişiler lehine kefalet ve aval vermelerine de bir mani bulunmamaktadır. 5- Somut olayda Daire çoğunluğunca, şirket yöneticisi …’ın şirket adına davalı tarafa kendisinin (keşidecinin) lehine verdiği avalin şirketle işlem yapma gibi kabul edilerek davanın avalin geçersiz olduğu ve bu sebeple davanın kabulünün gerektiği düşüncesine katılmıyorum. Her şeyden önce burada işlem davacı şirket ile dava dışı … arasında yapılan işlem arasında görülmemelidir. Aval verme işlemi, şirket (şirketi temsilen …) ile aval verilen davalı arasında yapılan bir işlem olup bu konuda şirketten izin veya icazet almaya gerek yoktur. Diğer bir anlatımla olay, “izinsiz olarak şirketle işlem yapma yasağı” kapsamında görülmemelidir. Şirket temsilcisi temsil yetkisini kötüye kullanmış ise o takdirde TTK’nın 371/1 maddesinde dile getirildiği gibi şirketin rücu hakkı bulunmaktadır. O nedenle şirket lehine davalıya verilen avalin geçerli olduğu, davalı tarafın da kötü niyetinin iddia ve ispat olunamadığı ve bu sebeple Bölge Adliye Mahkemesi kararının onanması gerektiği kanaatinde olduğumdan bozma yönündeki Daire çoğunluk görüşüne katılmıyorum. 6- Öte yandan, İlk Derece Mahkemesi, keşideci ve davacı şirket temsilcisi …’ın şirket lehine aval verebileceğini, ancak bonoda şirket kaşesini kullanmadığı için avalin geçersiz olduğuna karar vermiş ve bu karar sadece davalı tarafından avalde şirket kaşesinin kullanılmasının gerekmediği gerekçesiyle istinaf edilmiştir. Davacı şirketin, şirket temsilcisi …’ın şirketi temsilen aval veremeyeceğine ilişkin bir istinaf talebi ve hatta herhangi bir istinaf dilekçesi bulunmamakta olup, Dairemizin yerleşik içtihatları doğrultusunda, istinaf sebebi yapılmayan bir hususun temyiz sebebi yapılması mümkün olmadığı gibi, oluşan USULÜ MÜKTESEP HAK karşısında temyiz aşamasında aval vermede …’ın şirketi temsile yetkisinin bulunmadığı yönünden kararın bozulamayacağı kanaatinde olduğumdan bu gerekçeyle da Daire çoğunluk görüşüne katılmıyorum.
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, E. 2021/4421, K. 2023/454Kaynağı aç
11. Hukuk Dairesi         2021/4421 E.  ,  2023/454 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ : … Bölge Adliye Mahkemesi 44. Hukuk Dairesi HÜKÜM : Açılmamış sayılmasına, reddine Taraflar arasındaki menfi tespit davasından dolayı yapılan yargılama sonunda İlk Derece Mahkemesince davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir. Kararın davalı… … Ltd. Şti. vekili tarafından istinaf edilmesi üzerine, Bölge Adliye Mahkemesince başvurunun kabulü ile İlk Derece Mahkemesi hükmü kaldırılarak yeniden esas hakkında hüküm kurulmak suretiyle davanın reddine karar verilmiştir. Bölge Adliye Mahkemesi kararı Yargıtayca duruşma istemli olarak davacı vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildi. Duruşma için belirlenen 17.01.2023 günü hazır bulunan davacı vekili Av. … dinlenildikten sonra duruşmalı işlerin yoğunluğu ve süre darlığından ötürü işin incelenerek karara bağlanması ileriye bırakıldı. Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü. I. DAVA Davacı vekili dava dilekçesinde; davacı şirketin eski ortağı olan …'ın şirket hisselerini Kartal 15. Noterliğinin 29.04.2013 tarih ve 31036 yevmiye sayılı hisse devir sözleşmesi ile devrettiğini, bu nedenle şirketi temsil ve ilzama yetkili bulunmadığı hâlde eski tarihli olarak davacı şirketin temsilcisi ve müdürüymüş gibi düzenlenen senetleri kefil olarak imzaladığını, bu şekilde tanzim edilen ve takibe konu edilen 30.03.2013 tanzim tarihli olarak düzenlenen 28.07.2013 vadeli, 400.000,00 TL bedelli ve yine 30.03.2013 tanzim tarihli olarak düzenlenen 03.08.2013 vadeli, 400.000,00 TL bedelli senetlerin gerçek borç senedi olmadığını ve dolandırma kastıyla sahte olarak tanzim edildiğini belirterek takibe konu bonolardan dolayı borçlu olunmadığının tespitine karar verilmesini talep etmiştir. II. CEVAP 1.Davalı… … Ltd. Şti. vekili cevap dilekçesinde; davalı şirketin, borçlu diğer davalı şirketten 30.03.2013 tanzim tarihli, 400.000,00 TL tutarlı iki senetten dolayı alacağının bulunduğunu, senet üzerinde imzası bulunan …'ın senetlerin düzenleme tarihi 30.03.2013 tarihi itibariyle davacıyı temsil ve ilzama yetkili bulunduğunu, davacının da bunu kabul ettiğini, senetler üzerindeki davacı şirket adına … tarafından atılan imzanın aval sıfatı ile atıldığını, davalı şirket ile senet borçlusu Tasarımevi-Tasarım Mim. Dek. İnş. San.Tic. Ltd. Şti. arasında uzun yıllara dayanan ticari ilişki olduğunu, senetlerin borca karşılık alındığını savunarak davanın reddini istemiştir. 2.Diğer davalı şirket cevap dilekçesi sunmamıştır. III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile davalı… … Ltd. Şti.'nin, diğer davalı Tasarımevi -Tasarım Mim. Dek. İnş. San.Tic. Ltd. Şti. ile ticari ilişkisinin bulunduğu, bu ilişkinin, 31.01.2013 tarihinde başladığı ve 31.12.2013 tarihi itibariyle davalı…'un diğer davalı Tasarım evi'nden 761.300,00 TL alacaklı bulunduğu, bu iki şirket arasındaki ticari kayıtlara göre esasen bu davalılar arasında bir ticari ilişkiden ziyade para alışverişi olduğu, zira, davalı… tarafından diğer davalı Tasarımevi'ne 2 adet toplam 92.214,30 TL tutarında fatura ile satış ve davalı Tasarımevi'nden 1 adet 90.860,00 TL tutarında fatura ile alış yaptığı, buna karşılık davalı…'un, diğer davalı Tasarımevi'nden 761.000,00 TL gibi yüksek bir alacağının bulunduğu, …'ın aynı zamanda davalı … Mim. Dek. İnş. San. Tic. Ltd. Şti.'nin ortağı, müdürü, temsil ve ilzama yetkilisi olduğu, davaya konu senetlerin davalı… … Ltd. Şti.'nin ticari defterlerinde kayıtlı bulunmadığı, diğer davalı … Mim. Dek. İnş. San.Tic. Ltd. Şti.'nin ise ticari defterlerini incelenmek üzere dosyaya sunmadığı, davacı şirketin ticari defter ve kayıtlarında, davalı ve… … Ltd. Şti. ile ticari ilişkisinin bulunduğuna dair herhangi bir kayda rastlanılmadığı ve dava konusu senetlerin davacının ticari defterlerinde kayıtlı olmadığı, davacı şirketin, ortaklık pay defterinin incelenmesinde senetler üzerinde imzası bulunan …'ın şirketin ortağı olduğu ve 31.05.2013 tarihinde hisselerin tamamının dava dışı Ebubekir Keskin'e devredildiği, kural olarak bononun illetten mücerret borç ikrarı, avalin de bir poliçe/bono borcunun ticari senetler hukukuna göre tekeffül edilmesi olduğu, aval verenin, kimin için taahhüt altına girmişse tıpkı onun gibi mesul olacağı, başka deyimle lehine aval verilen kimse hangi şartlar altında mesul olursa aval verenin de aynı şartlar altında mesul olacağı, davalı… Ltd. Şti. senetlerin diğer davalı şirketle ticari ilişkiden doğan 761.300,00 TL alacak nedeniyle alındığına dair savunması ile nakden kaydı içeren bonoların düzenlenme nedenini değiştirdiği, bu durumda davalı şirketler arasındaki temel borç ilişkine bağlı ticari ilişkinin niteliği ve bu ilişkiden doğan alacaklılık ve borçluluk durumuna göre, dava konusu bonoların düzenlendiği tarih itibariyle davalı… … Ltd. Şti.'nin diğer davalıdan ticari defter kayıtlarına göre 1.354,30 TL alacaklı bulunduğu, 31.12.2013 tarihi itibariyle davalı…'un diğer davalı Tasarımevi'nden 761.300,00 TL alacağın temel ilişkiye dayalı kaynağı ile 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu'nun (4721 sayılı Kanun) 6 ncı ve 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun (6100 sayılı Kanun) 190 ıncı maddeleri uyarınca belgesinin bulunmadığı gibi davaya konu senetlerin, davalı… … Ltd. Şti.'nin ticari defterlerinde de kayıtlı bulunmadığından mülga 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu'nun (1086 sayılı Kanun) 299 uncu maddesinin birinci fıkrasındaki genel hukuk kuralına göre davacı tarafından dava dışı … tarafından davacı şirketin ortaklığı ve müdürlüğünden ayrılmadan önce aval şerhinin verildiğinin noter veya yetkili memur tarafından tasdiki veyahut imza edenlerden birinin vefatı veya imza atma yeteneğinin kaybolması gibi maddi bir olayın vukuu veyahut senetlerin resmi bir işleme esas alınması durumunda gibi bir durumun da bulunmaması ve tüm dosya kapsamı ile emarelere müstenit/dayalı olarak dava konusu senetlerdeki aval şerhinin dava dışı … tarafından davacı şirketin ortaklığı ve müdürlüğünden ayrıldıktan sonra yazıldığı/verildiği ve bu durumun da davalı Seskom … Ltd. Şti. tarafından da bilindiğinin kabulünün gerektiği, bu durumda davalı… … Ltd. Şti.'nin diğer davalıdan 1.354,30 TL alacaklı bulunduğundan dava konusu senetlerden dolayı davacının 798.645,70 TL (800.000,00 TL-1.354,30 TL) davalıya borçlu olmadığı, bu nedenlerle davacının işbu davayı açmakta haklı ve hukuki yararının bulunduğu gerekçesiyle davanın davalı… Ltd. Şti. yönünden kısmen kabulüne, diğer davalı … İnşaat Sanayi ve Ticaret Limited Şirketi aleyhine açılan davanın 19.10.2016 tarihli oturumuna davacı vekilinin katılmadığı ve yasal süresi içerisinde bu davalı yönünden davanın yenilenmediği de dikkate alınarak 6100 sayılı Kanun'un 150 nci maddesinin birinci ve beşinci fıkraları uyarınca bu davalı yönünden davanın açılmamış sayılmasına karar verilmiştir. IV. İSTİNAF A. İstinaf Yoluna Başvuranlar İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davalı… Ltd. Şti. vekili istinaf başvurusunda bulunmuştur. B. İstinaf Sebepleri Davalı… Ltd. Şti. vekili istinaf dilekçesinde özetle; 1.Davacı şirket adına aval veren olarak senede imza atan …'ın ilgili tarihlerde şirket yetkilisi olduğunu, davacı yanın dolandırıcılık iddiasına ilişkin olarak hiçbir geçerli ve somut bir delil sunamadığını, 2.Yerel Mahkeme kararının gerekçeli olmadığını, gerekçenin nedenlerinin açıklanmadığını, 3.Aval veren olarak davacı şirket adına uyuşmazlık konusu senedi imzalayan …'ın, davacı şirkette yer alan hisselerini 29.04.2013 tarihinde devrettiğini, uyuşmazlık konusu senetlerin tanzim tarihinin ise 30.03.2013 olduğunu, hem … hem de müvekkili şirket yetkilisi … Bulut hakkında T.C. İstanbul Anadolu Cumhuriyet Başsavcılığının 2014/60256 soruşturma sayılı dosyası ile davacının iddialarının araştırıldığını ve 18.01.2018 tarih, 2018/9071 K. sayı ile müvekkili şirket yetkilisi ve davacı şirketin eski yetkilisi … hakkında kovuşturma yapılmasına yer olmadığına karar verildiğini, ticaret sicil gazetesinin davacı şirketle ilgili olan kısmında “10/04/2010 tarihinde 25 yıl süre ile müdür …’ın münferit imzası ile en geniş şekilde temsil ve ilzam etmesine” karar verildiğini ve davalının bu ilâna dayanarak ve uzun süredir süre gelen ticari ilişkisi gereği …'a güvenmesinin esas olduğunu, 4.Davacı şirketin işbu dava konusu senette kefil veren değil, avalist olduğunu, davacının uyuşmazlık konusu senede kefil sıfatı ile taraf olduğu, ancak bu konuda oybirliği ile alınmış bir karar olmadığından kefilliğinin geçerli olmadığı iddiasının dayanaksız olduğunu, davacının şekle ait bir eksiklik olmadığı müddetçe esas borçlunun öne süreceği def'ileri ileri sürerek borçtan ve sorumluluktan kurtulmasının mümkün olmadığını, Yargıtay kararına göre "nakden" kaydı bulunan senedin bir başka sebeple düzenlendiği iddiasının veya bu iddianın ispatının avalistin sorumluluğunu etkilemediğini, 5.Bononun ticari defterde yer almamasının bonodan dolayı alacak bulunmadığı sonucunu doğurmayacağını, hesap dökümlerinde Tasarımevi-Tasarım Mimarlık Dekorasyon Şirketi'nin müvekkili şirkete 2013 yılı kapanışı itibariyle 761.300,00 TL borçlu olduğunun görüldüğünü, kambiyo senedinin davacının ticari defterine kaydedilmemiş olmasının da onu hükümden düşürmediğini, tüm nedenlerle kararın kaldırılmasına karar verilmesini istemiştir. C. Gerekçe ve Sonuç Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile dava konusu senetler bono niteliğinde olup kambiyo vasfı taşıdığı, bono borçlusunun tüzel kişi olması hâlinde, yetki belgesinde şirketi temsile yetkili şahısların bonoyu imzalamış olması ve usulünce kaşe basılmış olması durumunda bonodan doğan sorumluluğun doğrudan doğruya temsil edilen tüzel kişiye ait olacağı, yetkisiz imza hâlinin düzenlendiği 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu'nun (6102 sayılı Kanun) 778 inci maddesinin birinci fıkrası uyarınca bonolarda da uygulanması gereken aynı Kanun'un 678 inci maddesi, “Temsile yetkili olmadığı hâlde bir kişinin temsilcisi sıfatıyla bir poliçeye imzasını koyan kişi, o poliçeden dolayı bizzat sorumludur; bu poliçeyi ödediği takdirde, temsil olunduğu kabul edilen kişinin haiz olabileceği haklara sahip olur. Yetkisini aşan temsilci için de hüküm böyledir.” şeklinde olup takibe dayanak bonoları imzalayan dava dışı …'ın aynı zamanda bononun düzenlenme tarihinde davacı aval veren şirketin yetkili temsilcisi olduğunun anlaşıldığı, zira 818 sayılı Borçlar Kanunu'nun (818 sayılı Kanun) 453 üncü maddesinin ikinci fıkrasına göre ticari vekil, açık yetki verilmedikçe kambiyo taahhütlerinde bulunamayacağı hâlde aynı Kanun'un 450 nci maddesinin birinci fıkrası uyarınca ticari mümessil, iyi niyetli 3. kişilere karşı müessese sahibi hesabına kambiyo taahhütlerinde bulunma yetkisine haiz sayılacağından …'ın ticari mümessil olduğunun kabulü gerekeceği, davalı şirketin kötü niyetinin ispatlanamaması sebebiyle söz konusu bono nedeniyle davacı borçlu şirketin sorumlu olduğu, bu sebeple davanın reddi gerekirken İlk Derece Mahkemesince hukukun olaya uygulanmasında hata edilerek davanın kabulüne karar verilmesinin usul ve yasaya aykırı bulunduğu gerekçesiyle davalı vekilinin istinaf başvurusunun kabulü ile İlk Derece Mahkemesinin istinafa konu kararının kaldırılarak davanın davalı… Ltd. Şti. yönünden reddine, davacı tarafından davalı … İnşaat Sanayi ve Ticaret Limited Şirketi aleyhine açılan davanın 19.10.2016 tarihli oturumuna davacı vekilinin katılmadığı ve yasal süresi içerisinde bu davalı yönünden davanın yenilenmediği de dikkate alınarak 6100 sayılı Kanun'un 150 nci maddesinin birinci ve beşinci fıkraları gereğince işbu davalı yönünden davanın açılmamış sayılmasına karar verilmiştir. V. TEMYİZ A. Temyiz Yoluna Başvuranlar Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı vekili temyiz isteminde bulunmuştur. B. Temyiz Sebepleri Davacı vekili temyiz dilekçesinde özetle; davaya ilişkin beyanlarda "aval veren" şeklinde borçlandırıcı senet düzenlendiğine dair iddia ve beyanın olmadığını, davacı şirketin kefil olarak gösterildiğini, bu nedenle senetlerin kefil olarak imzalandığını, yetkisiz kişi tarafından senetlerin tanzim edilmiş olduğunun nazara alınması gerektiğini, aynı zamanda keşideci şirketin yetkilisi olan …'ın davacı şirketteki hisselerini 29.04.2013 tarihli hisse devir sözleşmesi ile devrettiği sabit iken hisse devri yapıldıktan sonra senetleri düzenlediği gibi tarafların ticari defter ve kayıtlarında bilirkişi incelemesinde bahsedilen senetlere rastlanmadığı hâlde aval verenin temsilcisi olduğuna dair verilen kararın yerinde olmadığını, senet borçlusu ve keşidecisi olan Tasarımevi Şirketi'nin de temsilcisi … olduğu gibi davacı şirketteki hisselerini devrettiği tarihten sonra kefil göstermek sureti ile davacı şirketi dolandırmak kastı ile hareket ettiğinin dikkate alınmadığını, zira normal şartlar altında hiçbir şirketin durduk yere bir başkasının borcu için hiçbir gerekçe yokken kefil veya aval veren olarak senetlere imza atmasının beklenemeyeceğini, davacı şirket tarafından senede kefil olarak imza atan kişiye (…'a) davacı şirket tarafından verilmiş bir yetki veya vekâletname bulunmadığını, davacı şirketin temsilcisi veya ticari vekili olmadığını, …'ın davacı şirketin ticari temsilcisi olmadığını, kendisine yetki verilmediğini, ticaret sicil gazetesinde tescil edilmediği gibi hisse devrinden sonra düzenlediği geçmiş tanzim tarihli ve vadesi ileri tarihli senetleri tanzim ederken davacı şirketin hak ve menfaatlerini koruyarak ticari işletmeyi yani davacı şirketi yönetmek ve işletmeye ait işlemler için değil de kendi menfaati için özellikle müdürü olduğu diğer davalı Tasarımevi Şirketi'nin menfaatine olacak şekilde diğer davalı şirkete davacı şirketi kefil olarak gösterdiğini, bonolardan sorumlu olunmayacağını belirterek kararın kaldırılarak bozulmasına karar verilmesini istemiştir. C. Gerekçe 1. Uyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme Dava, davacı şirketin eski ortağının, eski tarihli ve şirketi de aval veren olarak borçlandırıcı senet düzenlediği iddiasına dayalı borçlu olunmadığının tespiti istemine ilişkindir. 2. İlgili Hukuk 1.2004 sayılı İcra ve İflas Kanunu'nun 67 nci maddesi. 2.6102 sayılı Kanun'un 625 ve devamı maddeleri. 3. Değerlendirme 1.Dava konusu bonolar, davacı şirketin yetkili temsilcisi olan ve aynı zamanda keşideci şirketin de temsilcisi ve ortağı durumundaki … tarafından davalı… İleri Teknoloji …. Ltd. Şti. lehine davalı … Ltd. Şti.’nin keşideci temsilcisi olduğu şirketin avalist olduğu bonolardır. Davalı … … Ltd. Şti. yetkilisi … aval ve keşide tarihinde davacı şirketi temsile yetkili ise de, kendisinin hakim ortağı olduğu şirketin keşideci olduğu bonolarda davacı şirketi avalist olarak göstermesi, davacı şirket yönünden temsil yetkisinin kötüye kullanılması olup bu nedenle aval işlemi geçersiz olmakla davacı şirketin dava konusu bonolardan dolayı borçlu olmadığı anlaşılmaktadır. 2.Temsilcinin izinsiz olarak yaptığı işlem sakat bir işlemdir. Bu işlem temsil olunanı bağlamaz. Özenli bir temsilci, iyi niyet ve sadakat borcu gereği temsil ettiği şirketin çıkarına aykırı olarak bir işlem yaparsa bu işlem kural olarak temsil görevinin dışında kalır (Erol Ulusoy, Anonim Şirketlerde Şirketle İşlem Yapma Yasağı ve Çifte Temsil, Ankara, 2005, s. 67-78-228). Bu nedenle Mahkemece, davalı keşideci Tasarımevi-Tasarım Mimarlık … Ltd. Şti.’nin dava konusu bonoları, bu şirketin hakim ortağı …’ın aynı zamanda davacı şirket yetkilisi olduğu dönemde keşide etmesi ve şirket adına attığı aval imzasının 6102 sayılı Kanun'un 626 ncı ve 629 uncu maddeleri çerçevesinde müdürün şirkete özen ve bağlılık yükümlülüğü ile bağdaşmayacak şekilde yetkinin kötüye kullanılması üzerinde durulup temsilciye verilmiş bir iznin olup olmadığı hususu da değerlendirilmek suretiyle bir karar verilmesi gerekirken yazılı şekilde karar verilmesi doğru olmamıştır. VI. KARAR Açıklanan sebeplerle; Temyiz olunan Bölge Adliye Mahkemesi kararının BOZULMASINA, Takdir olunan 8.400,00 TL duruşma vekâlet ücretinin davalıdan alınarak davacıya verilmesine, Peşin alınan temyiz karar harcının istek hâlinde davacıya iadesine, Dosyanın kararı veren Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine, 23.01.2023 tarihinde oy çokluğuyla karar verildi. (Karşı Oy) K A R Ş I O Y 1-Dava, şirketi temsile yetkili ortak tarafından, ortaklıktan ve yöneticilikten ayrıldıktan sonra şirket adına geçmiş tarihli olarak avalist sıfatıyla imza attığı iddiasıyla, takibe konu iki adet senet nedeniyle borçlu olunmadığının tespiti istemine ilişkindir. 2-Davacı şirket vekili, ortak ve müdür …’ın 29.04.2013 tarihinde hisselerini devrederek ortaklıktan ayrıldığı halde, 30.03.2013 tarihinde düzenlenmiş gibi gösterilen bonolara sırf zarar vermek için şirket adına aval verildiğini ve bu sebeple avallerin geçersiz olduğunu ileri sürerken, Bonoların lehtarı davalı Seskon Ltd. vekili, davaya konu senetlerin, Tasarımevi ltd. ile uzun yıllara sari ticari ilişkilerinin bir karşılığı olarak 30.03.2013 tarihinde, borçlusu Tasarımevi Ltd. ve şirket müdürü …’ın imzasına istinaden avalisti de davacı şirket olacak şekilde verilmesi suretiyle kendilerine geçtiğini savunmuştur. 3-İlk Derece Mahkemesince davalı… Ltd. yönünden kısmen davanın kabulüne, diğer davalı Tasarımevi yönünden takipsizlik nedeniyle davanın açılmamış sayılmasına karar verildiği, kararın davalı… tarafından istinaf olunduğu, Bölge Adliye Mahkemesi tarafından ise istinaf isteminin kabulü ile davanın… yönünden de reddine karar verilmiştir. 4-Somut olayda, davaya konu iki adet bononun şeklen bir eksikliğinin bulunmadığı, düzenleme tarihi itibariyle şirket müdürü sıfatıyla ve şirket adına şirket ortağı ve yetkili temsilcisi … tarafından keşideci lehine bonolara aval verildiği hususunda bir tereddüt bulunmamaktadır. 5-Davacı şirket, eski müdürü … ile keşideci ve lehtar arasında muvazaa yoluyla, sırf davacı şirketi borçlandırmak için geçmiş tarihli olarak düzenlenen bonolara aval verildiği iddiasındadır. 6-6102 sayılı TTK'nın 629/1. maddesi yollamasıyla TTK’nın 371. maddesinde yer alan “(2) Temsile yetkili olanların, üçüncü kişilerle, işletme konusu dışında yaptığı işlemler de şirketi bağlar; meğerki, üçüncü kişinin, işlemin işletme konusu dışında bulunduğunu bildiği veya durumun gereğinden, bilebilecek durumda bulunduğu ispat edilsin. Şirket esas sözleşmesinin ilan edilmiş olması, bu hususun ispatı açısından, tek başına yeterli delil değildir. (3) Temsil yetkisinin sınırlandırılması, iyiniyet sahibi üçüncü kişilere karşı hüküm ifade etmez; ancak, temsil yetkisinin sadece merkezin veya bir şubenin işlerine özgülendiğine veya birlikte kullanılmasına ilişkin tescil ve ilan edilen sınırlamalar geçerlidir” düzenlemeden de açıkça anlaşılacağı üzere, şirketi temsile yetkili olan kişilerin temsil yetkisinin sınırı sadece merkez/şube yerel çevresi ile birlikte/tek başına temsil ile sınırlandırılabilecek olup, şirket müdürünün şirketin ticari ilişkileri çerçevesinde üçüncü kişiler adına aval vermesini kısıtlayan bir düzenleme bulunmamaktadır. 7-Yukarıdaki düzenlemeler çerçevesinde şirketi tek başına temsil ve borçlandırma yetkisine sahip limitet şirket müdürlerinin şirketin ticari ilişkileri çerçevesinde şirket adına üçüncü kişilere kefil olabilecekleri gibi, aval de verebilecekleri noktasında öğreti ve uygulamada bir görüş aykırılığı bulunmamaktadır. Bu konuda şirket müdürüne temsil yetkisi verilmesi gerekmediği gibi, TTK 371 çerçevesinde bu konuda temsil yetkisinin sınırlandırılması dahi mümkün değildir. 8-Aval, niteliği itibariyle bono ile üstlenilen borçtan bağımsız olarak, bono şeklen geçerli olmasa bile, ayrı ve bağımsız bir borç doğuran, senetteki borcun ödenmesinin garanti edildiği bir “garanti sözleşmesi” niteliğinde olup, davacı şirketin, kendi müdürünün esasen ortaklıktan ve müdürlükten ayrıldıktan sonra geçmiş tarihli olarak şirket adına davaya konu avali verdiğini ileri sürmesi “taraf muvazaası” niteliğindedir. Üçüncü kişiler arasındaki muvazaa iddiasının her türlü delille ispatı mümkün iken yerleşik Yargıtay içtihatları doğrultusunda taraf muvazaası (senet lehtarı ile avalist arasındaki) iddiasının ise ancak yazılı delillerle kanıtlanması mümkündür. 9-Somut ilişkide, davacı şirket, eski müdürü ve ortağının, muvazaa yoluyla geçmiş tarihli olarak düzenlenen bonolara, ayrıldığı şirketi borçlandıracak şekilde aval verdiğini iddiasını ancak yazılı delille kanıtlaması gerektiği halde bu hususta hiçbir delil ibraz edemediği anlaşılmakla Bölge Adliye Mahkemesi tarafından davanın reddinin doğru olduğu kanaatinde olduğumdan, Daire çoğunluğu tarafından; davacı şirketin müdürüne aval için temsil yetkisi verip vermediği, eski müdürün özen ve bağlılık yükümlülüğüyle bağdaşmayacak şekilde temsile yetkili olduğu şirketi borçlandırmasının temsil yetkisinin kötüye kullanılması niteliğinde olup olmadığının araştırılması gerektiği gerekçesiyle kararın bozulmasını isabetli bulmuyorum.

Şirketi temsile yetkili kişinin hâkim ortağı olduğu diğer şirketin keşideci bulunduğu bonolarda temsil ettiği şirketi avalist olarak göstermesi temsil yetkisinin kötüye kullanılmasıdır. Yargıtay 11. Hukuk Dairesinin 2021/4421 Esas ve 2023/454 Karar sayılı kararında vurgulandığı üzere, bağlılık yükümlülüğüyle bağdaşmayan bu nevi aval işlemleri geçersiz kabul edilir ve şirket bonolardan ötürü borçlu sayılamaz.

Şirketi münferiden hareket ederek bağlamaya çalışan yetkisiz temsilcinin işlemlerinin iptali için eda davası açılması kural olarak mümkünken, bazı istisnai durumlarda olumsuz tespit davası açılmasında da hukuki yarar bulunabilir. Yargıtay 11. Hukuk Dairesinin 2014/2954 Esas ve 2015/1359 Karar sayılı ilamına göre, yetkisiz yöneticinin şirket adına münferiden dava dilekçeleri düzenlemesi ve şirketin avukatını azletmesi gibi durumlarda, münferit temsil yetkisinin bulunmadığının tespiti amacıyla olumsuz tespit davası ikame edilmesinde hukuki yarar mevcuttur.

Tek Pay Sahipli Şirketler ve Tüzel Kişilik Perdesinin Aralanması

6102 sayılı Kanun'un 371. maddesinin altıncı fıkrası uyarınca, tek pay sahipli anonim şirketlerde, şirket tek pay sahibi tarafından temsil edilsin veya edilmesin, tek pay sahibi ile şirket arasında yapılacak sözleşmelerin geçerliliği yazılı şekilde kurulmuş olmalarına bağlıdır. Bu şekil zorunluluğu piyasa şartlarına göre günlük, olağan ve önemsiz nitelikteki sözleşmeler bakımından uygulanmaz.

Tüzel kişilerin borçlarından dolayı başkalarının sorumlu tutulamayacağı ve anonim şirket ortaklarının şirket borçlarından ötürü şahsen sorumlu kılınamayacağı ilkesinin istisnasını tüzel kişilik perdesinin aralanması oluşturur. Türk Medeni Kanunu'nun 2. maddesinde düzenlenen dürüstlük kuralı ve hakkın kötüye kullanılması yasağı çerçevesinde değerlendirilen bu kurama, şirket tüzel kişiliğinin arkasına sığınılarak üçüncü kişilerin zarara uğratıldığı ve başka bir yasal himaye yolunun kalmadığı durumlarda dar yorumlanarak başvurulabilir.

Yargıtay Hukuk Genel Kurulu, E. 2019/149, K. 2022/894Kaynağı aç
Hukuk Genel Kurulu         2019/149 E.  ,  2022/894 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi 1. Taraflar arasındaki “itirazın iptali” davasından dolayı yapılan yargılama sonunda, Çorum 1. Asliye Hukuk Mahkemesince verilen davalı … Özel Medikal ve Sağlık Hizmetleri Turizm İnş. Gıda Tekstil ve İhracat San. Tic. Ltd. Şti. (Çorum Özel Medikal Ltd. Şti.) yönünden davanın hukukî yarar yokluğundan reddine, davalı …Ş. (Çorum Sağlık A.Ş.) bakımından ise davanın kısmen kabulüne ilişkin karar davalı …Ş. vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine Yargıtay (Kapatılan) 19. Hukuk Dairesince yapılan inceleme sonunda bozulmuş, Mahkemece Özel Daire bozma kararına karşı direnilmiştir. 2. Direnme kararı davalı …Ş. vekili tarafından temyiz edilmiştir. 3. Hukuk Genel Kurulunca dosyadaki belgeler incelendikten ve direnme kararının verildiği tarih itibariyle 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun geçici 3. maddesine göre uygulanmakta olan mülga 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu'nun 26.09.2004 tarihli ve 5236 sayılı Kanun’la değişikliği öncesi hâliyle 438. maddesinin ikinci fıkrası gereğince direnme kararlarının temyiz incelemesinde duruşma yapılamayacağından davalı …Ş. vekilinin duruşma isteğinin reddine karar verildikten sonra gereği görüşüldü: I. YARGILAMA SÜRECİ Davacı İstemi: 4. Davacı vekili dava dilekçesinde; davalılardan Çorum Sağlık Hizmetleri Yatırım A.Ş.'nin nakit ihtiyacı nedeni ile kardeş şirket durumunda bulunan diğer davalı şirketin dava dışı banka ile imzaladığı kredi sözleşmesini o dönemde hastane ortağı ve çalışanı olan müvekkilinin müteselsil kefil sıfatıyla imzaladığını, borcun kapatılmaması üzerine müvekkili ile dava dışı diğer kefilin vadeli hesapları kapatılmak suretiyle anapara olan 750.000TL'nin (müvekkilinin 375.000TL ödediğini) tahsil edildiğini, haksız yere ödenen bu bedelin faizi ile birlikte ödenmesi için davalılara ihtarname keşide edilmesine rağmen ihtarnamenin sonuçsuz kaldığını, krediyi çeken şirket ile kullanan diğer şirketin tüzel kişilikleri farklı olmasına rağmen kardeş şirket olduklarını, aralarında organik bağ bulunduğunu, tüzel kişilik perdesinin aralanması yöntemi ile asıl borçlular arasında davalı anonim şirket olduğunun ortaya çıkacağını ve her iki şirketin de yaptıkları muvazaalı işlemler nedeniyle doğan borçtan müteselsilen sorumlu bulunduklarını, davalıların alacağın tahsili için girişilen icra takibine haksız olarak itiraz ettiklerini ileri sürerek, itirazın iptaline, icra takibinin devamına ve davalıların alacağın %40’ı oranında icra inkâr tazminatına mahkûm edilmelerine karar verilmesini talep ve dava etmiştir. Davalılar Cevabı: 5. Davalı …Ş. vekili cevap dilekçesinde; kredi borcu için bloke konulan hesabın davacıya ait olmadığını, bu nedenle davacının davada taraf ehliyetinin bulunmadığını, ne müvekkili şirket tarafından bir kredi kullanımının ne de diğer davalı şirket tarafından müvekkili adına alınan bir kredi olmadığını, davacının kredi sözleşmesinin muhatabı olan diğer kredi çekenlerle kendi aralarındaki iç sorunu perdelemek suretiyle haksız ve kötü niyetle dava açıldığını belirterek davanın öncelikle usulden reddini savunmuş; bunun mümkün olmaması hâlinde ise yapılan icra takibinin iptaline ve davacının dava konusu edilen meblağın %20'sinden az olmamak üzerek icra tazminatı ödemeye mahkûm edilmesine karar verilmesini talep etmiştir. 6. Davalı … Özel Medikal ve Sağlık Hizmetleri Turizm İnş. Gıda Tekstil ve İhracat San. Tic. Ltd. Şti. yetkili temsilcisi cevap dilekçesinde; yetkilisi olduğu şirket aleyhine başlatılan icra takibine bir itirazları bulunmadığından davacının eldeki davayı açmakta hukukî yararının olmadığını belirterek davanın reddini savunmuştur. İlk Derece Mahkemesi Kararı: 7. Çorum 1. Asliye Hukuk Mahkemesinin 25.06.2015 tarihli ve 2012/266 E., 2015/2387 K. sayılı kararı ile; kredi sözleşmesinin tarafı Çorum Özel Medikal ve Sağlık Hizmetleri Turizm İnş. Gıda Tekstil ve İhr. San. Tic. Ltd. Şti. olup, kredi borcunun kefil sıfatıyla davacıdan tahsil edildiğinin çekişmesiz olduğu, her iki davalı şirketin yönetim kurulunda dava dışı Mehmet Erdal Orhanoğlu ve Fatih Mehmet Laçin'in bulundukları, bu kişilerin kredi sözleşmesinin imzalandığı sırada davalı şirketlerde müşterek veya münferit imza yetkilerinin bulunduğu, ortaklık ve yönetim yapısındaki bu kısmî özdeşliğin organik bağın varlığı için yeterli olacağının Yargıtay ve öğretinin genel kabulünde olduğu, bu hususun davalı şirketlerin organik anlamda mutlak suretle özdeş olduğunu ortaya koymamakla birlikte bu olguya işaret ettiği, davalı … Özel Medikal ve Sağlık Hizmetleri Turizm İnş. Gıda Tekstil ve İhr. San. Tic. Ltd. Şti.'nin ortaklık yapısında gerçekleşen değişiklik sonrasında şirketin ortağı konumuna gelen dava dışı Türker Cengiz'in kredi borcuna ilişkin ödemelerde bulunduğu, ayrıca "Çorum Özel Hastanesi kredi ve leasing borçları" başlıklı ve hazırlayanı Türker Cengiz olan 21.02.2013 tarihli belgede "YKB TL kredisi Özel Medikal Adına" kaydının mevcut olup, uyuşmazlık konusu kredi sözleşmesindeki tutara denk olan 750.000TL miktarın yer aldığı, bu belgenin de kredi konusu tutarın davalı … Özel Medikal ve Sağlık Hizmetleri Turizm İnş. Gıda Tekstil ve İhr. San. Tic. Ltd. Şti. tarafından kullanıldığı iddiasını desteklediği, bu tutarın hastanenin işletme borçları arasında algılandığı ve kredi sözleşmelerine ilişkin ödemelerin yapıldığının sabit olduğu dikkate alındığında organik bağın varlığı veya tüzel kişilik perdesinin aralanmasını gerektiren esaslı hâl olan malvarlığının karışması olgusunun somut olayda gerçekleştiği; davalı … Özel Medikal Sağlık Hizmetleri Ltd. Şti.'nin icra takibine karşı bir itirazı olmadığından bu davalı yönünden eldeki davanın açılmasında hukukî bir yararın bulunmadığı gerekçesiyle davanın kısmen kabulü ile; Çorum Sağlık Hizmetleri Yatırım A.Ş. yönünden yapılan itirazın kısmen iptaline, Çorum 4. İcra müdürlüğünün 2012/1395 E. sayılı takip dosyasının 375.000TL asıl alacak, 2.773,97TL işlemiş faiz olmak üzere takip talebindeki faiz miktarları üzerinden devamına, asıl alacak miktarı 375.000TL'nin %40'ı oranındaki icra inkâr tazminatının davalı …Ş. 'den tahsiline, davalı … Özel Medikal ve Sağlık Hizmetleri Turizm İnş. Gıda Tekstil ve İhr. San. Tic. Ltd. Şti. aleyhine açılan davanın hukukî yarar yokluğundan reddine karar verilmiştir. Özel Daire Bozma Kararı: 8. Çorum 1. Asliye Hukuk Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davalı …Ş. vekili temyiz isteminde bulunulmuştur. 9. Yargıtay (Kapatılan) 19. Hukuk Dairesinin 05.04.2016 tarihli ve 2015/14035 E., 2016/5923 K. sayılı kararı ile; “…Davacı, davalılardan Çorum Özel Medikal Ltd. Şti'nin dava dışı bankadan almış olduğu krediye kefil olmuş ve kefil olarak ödediği borç nedeniyle 6098 sayılı TBK'nın 596. maddesinde hükme bağlanan rücu hakkına dayanarak iş bu davayı açmıştır. Kefil rücu hakkını kullanarak ödediği bedelin asıl borçludan tahsilini isteyebilir. Somut olayda asıl borçlu Çorum Özel Medikal Ltd. Şti olup, diğer davalı …Ş'nin dava konusu kredi borcuyla herhangi bir ilgisi bulunmamaktadır. Davalı olarak gösterilen şirketlerin aralarında organik bağ bulunmadığı ve somut olay bakımından perdenin aralanması teorisinin uygulanamayacağı da dosya içeriğinden anlaşılmaktadır. Esasen asıl borçlu şirket, aleyhindeki takibe itiraz etmemiş ve icra takibi onun yönünden kesinleştiğinden asıl borçlu aleyhine açılan davanın hukuki yarar yokluğu nedeniyle reddine karar verilmiş ve bu yöne ilişkin hüküm temyiz edilmemiştir. Hükmü temyiz eden davalı şirketin ise dava konusu kredi ile ilgisi bulunmadığı ve davacının bu şirkete karşı kefaletten dolayı rücu hakkının mevcut olmadığı dosya kapsamı ile sabittir. O halde mahkemece davalı …Ş hakkındaki davanın reddi gerekirken somut olaya uygun düşmeyen gerekçelerle yazılı şekilde karar verildiği doğru görülmediğinden,…” gerekçesi ile karar bozulmuştur. Direnme Kararı: 10. Çorum 1. Asliye Hukuk Mahkemesinin 18.10.2018 tarihli ve 2018/194 E., 2018/179 K. sayılı kararı ile; önceki karar gerekçesi tekrar edilmek suretiyle direnme kararı verilmiştir. Direnme Kararının Temyizi: 11. Direnme kararı süresi içinde davalı …Ş. vekili tarafından temyiz edilmiştir. II. UYUŞMAZLIK 12. Direnme yoluyla Hukuk Genel Kurulu önüne gelen uyuşmazlık; davacının davalılardan Çorum Özel Medikal ve Sağlık Hizmetleri Turizm İnşaat Gıda Tekstil ve İhracat San. Tic.Ltd. Şti.’nin dava dışı bankadan almış olduğu krediye kefil olduğu ve kefil sıfatıyla ödediği borç nedeniyle 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun (TBK) 596. maddesinde hükme bağlanan rücu hakkına dayanarak açılan, davacı kefilin rücu hakkını kullanarak ödediği bedelin asıl borçludan tahsili için başlatılan icra takibine vâki itirazın iptaline ilişkin eldeki davada; asıl borçlu Çorum Özel Medikal ve Sağlık Hizmetleri Turizm İnşaat Gıda Tekstil ve İhracat San. Tic. Ltd. Şti. olup, diğer davalı …Ş.’nin dava konusu kredi borcuyla herhangi bir ilgisinin bulunup bulunmadığı, davalı olarak gösterilen şirketler arasında organik bağın mevcut olup olmadığı ve somut olay bakımından perdenin aralanması teorisinin uygulanıp uygulanamayacağı, buradan varılacak sonuca göre davacının bu şirkete karşı kefalete dayalı olarak rücu hakkının mevcut olup olmadığı noktasında toplanmaktadır. III. GEREKÇE 13. Uyuşmazlığın çözümü açısından öncelikle konuyla ilgili yasal düzenleme ve kavramların açıklanmasında yarar vardır. 14. Kefalet sözleşmesi, somut olaya uygulanması gereken 818 Sayılı Borçlar Kanunu'nun (BK) 483. ilâ 503. maddeleri (6098 Sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun (TBK) 581. ilâ 603. maddeleri) arasında düzenlenmiştir. 15. Kefalet sözleşmesiyle kefil, asıl borçlunun borcunu ödememesi durumda, söz konusu borçtan şahsen sorumlu olacağını taahhüt etmektedir (Aral, Fahrettin: Borçlar Hukuku -Özel Borç İlişkileri, 7. b., Ankara 2007, s. 437). Daha açık bir anlatımla bu sözleşme ile kefil, borçlunun asıl borcu ifa edememesi riskini üzerine almış olur. 16. Kefalet BK'nın 483. maddesinde; “Kefalet, bir akittir ki onunla bir kimse, borçlunun akdettiği borcun edasını temin etmeği alacaklıya karşı taahhüt eder.” şeklinde tanımlanmıştır. 17. Kefaletin türleri ise BK’nın 486 vd. maddelerinde düzenlenmiş ve uyuşmazlık konusu müteselsil kefaletle ilgili olarak da 487. maddesi; “Kefil, borçlu ile beraber müteselsil kefil ve müşterek müteselsil borçlu sıfatı ile veya bu gibi diğer bir sıfatla borcun ifasını deruhde etmiş ise alacaklı asıl borçluya müracaat ve rehinleri nakde tahvil ettirmeden evvel kefil aleyhinde takibat icra edebilir” hükmünü içermektedir. 18. Ayrıca, BK'nın 484. maddesi gereğince kefalet sözleşmesinin geçerliliği yazılı şekilde yapılmasına ve kefilin bu sözleşmede sorumlu olacağı miktarın gösterilmesine bağlıdır. 6098 sayılı TBK'nın 583/1. maddesi gereğince ise kefalet sözleşmesinin geçerliliği yazılı şekilde yapılmasına ve ayrıca kefilin sorumlu olduğu azami miktar ile kefalet tarihinin kefilin kendi el yazısıyla yazılmasına bağlı olacağı düzenlenmiştir. 19. Öte yandan, BK'nın 497. (TBK m. 591) maddesi gereğince kefalet sözleşmesinde kefil, borçluya ait bütün def'ileri alacaklıya karşı ileri sürebilme hakkına sahip olduğu gibi, kefil kefaletten doğan borcunu ödedikten sonra ödeme nispetinde alacaklının haklarına halef olup, asıl borçluya rücu edebileceğini düzenleyen “Alacaklının Haklarına Halefiyet” başlıklı BK'nın 496. (TBK m. 596) maddesi; “Kefil eda ettiği şey nisbetinde alacaklının haklarında, ona halef olur. Bu halefiyet kaidesinden evvelce feragat etmek caiz değildir. Şu kadar ki kefil ile borçlu beynindeki hukuki münasebetlerden mütevellit dava ve defi hakları mahfuzdur” hükmünü taşımaktadır. 20. Bu düzenlemeye göre kefil alacaklıya ifada bulunduğu miktarda onun haklarına halef olacaktır. Kefilin alacaklıya ifada bulunmasıyla kefalet borcu sona ermekle birlikte kefil alacaklı yerine geçerek borçluyu takip etme imkânı kazanmaktadır. Bu nedenle kanun koyucu kefili korumak amacıyla alacaklının asıl borç ilişkisinde sahip olduğu haklara halef olmasını ve bu şekilde asıl borçluya rücu edebilmesini mümkün kılmıştır. Bu kapsamda kefilin alacaklıya halef olmasının esasını, asıl borçluya rücu hakkı oluşturmaktadır. Kefilin alacaklının haklarına halef olması, bütün kefalet sözleşmeleri için mevcuttur. Bu doğrultuda müteselsil kefil de alacaklıya yaptığı ifa oranında alacaklının haklarına halef olacaktır. 21. Kefilin alacaklının haklarına halef olması kanundan kaynaklanmaktadır. Bu nedenle kefilin alacaklının haklarına sahip olması kendiliğinden gerçekleşmektedir. Halefiyetin söz konusu olabilmesi için alacaklının rızası gerekmemektedir. 22. Başka bir deyişle; yukarıda belirtilen hükme göre, kefil alacaklıya ifada bulunarak alacaklının haklarına halef olmaktadır. Kefilin alacaklıya yaptığı ifa asıl borcun sona ermesine sebep olmamaktadır. Bu kapsamda kefil de yaptığı ifayı asıl borçludan talep edebilmektedir. Kefilin, asıl borçludan yaptığı ifayı talep edebilmesi ise rücu hakkına dayanmaktadır. 23. Kefilin kefil olma sebebini asıl borçlu ile arasındaki hukukî ilişki oluşturmaktadır. Kefil ve asıl borçlu arasında vekâlet sözleşmesi olması ve kefilin asıl borçlunun vekili olarak hareket etmesi mümkündür. Böyle bir durumda kefil isterse asıl borçlu ile arasındaki iç ilişkiye dayanarak da yaptığı ödemeyi borçluya rücu etme imkânına sahip olacaktır. Bunun gibi aralarındaki iç ilişkinin vekâletsiz iş görme olarak nitelendirilmesi ve kefilin buna dayanarak borçluya rücu etmesi de mümkündür. Bir diğer olasılık olarak iç ilişkinin vekâlet ya da vekâletsiz iş görme olarak kabul edilememesi hâlinde kefil asıl borçludan sebepsiz zenginleşme hükümleri doğrultusunda da talepte bulunabilecektir (Reisoğlu, Seza: Kefilin Rücuu İle İlgili Meseleler, Banka ve Ticaret Hukuku Dergisi, C. 1, S. 4, Y. 1962, s. 466). Söz konusu sebeplere dayanarak kefil borçludan talepte bulunabilmekle birlikte kanun koyucu kefil ve asıl borçlu arasında hiçbir ilişki bulunmaması ihtimalini de göz önüne alarak kefile yasal rücu hakkı tanımıştır. Bu kapsamda kefil kanunî halefiyete dayanan rücu hakkına başvurabileceği gibi borçluyla arasındaki iç ilişkiden doğan rücu hakkına da dayanabilecektir (Reisoğlu, Seza: Türk Kefalet Hukuku, Ankara 2013, s. 270). 24. Nihayet BK'nın 492. (TBK m. 598/1) maddesi gereğince kefalet sözleşmesinde kefilin sorumluluğu asıl borcun geçerli oluşuna ve devamına bağlıdır. 25. Bu noktada tüzel kişilik perdesinin aralanması teorisine değinmek gerekirse; bu teori ancak istisnai ve sınırlı durumlarda titizlikle uygulanması gereken bir teoridir. Bu teoriye ihtiyatlı bir biçimde yaklaşılmalı; istisnai bir teori olduğundan mümkün olduğunca dar yorumlanmalı ve bu teorinin uygulanmasına ancak tüzel kişilik kavramının arkasına saklanılarak dürüstlük kuralına aykırı davranıldığı, kendisine tanınan hakkın kötüye kullanılarak üçüncü kişilerin zarara uğratıldığı, zarara yol açan tüzel kişinin sorumluluğuna hükmedebilmek için ise başka bir yasal nedene dayanılmasının mümkün olmadığı durumlarda başvurulmalıdır. Zira tüzel kişilik perdesinin aralanması, tüzel kişilerin borçlarından dolayı başkalarının sorumlu tutulamayacağı ilkesinin, özellikle şirketlerin sadece sermayeleri ile sorumlu olacakları ve tüzel kişilerin borçlarından dolayı ortakların sorumlu tutulamayacağı kuralının önemli bir istisnasını teşkil etmektedir (Çamoğlu, Ersin: Ticaret Ortaklıkları Bağlamında Perdenin Kaldırılması Kuramı ve Yargıtay Uygulaması, BATİDER, C. 32, S. 2, 2016, s. 12). 26. Anlaşılacağı üzere tüzel kişilik perdesinin aralanması teorisi her somut olayın özelliği gözetilerek değerlendirilmeli ve 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu’nun (TMK) 2. maddesi gereğince dürüstlük kuralı ve hakkın kötüye kullanılması yasağı gözetilerek tüzel kişiliğin alacaklılardan mal kaçırmak amacıyla kullanılıp kullanılmadığı, tüzel kişiliği düzenleyen normların dışına çıkılıp çıkılmadığı incelenmelidir. 27. Borçlu şirketin yanında aynı ana şirkete bağlı bir kardeş şirketin sorumluluğuna gidilebilmesi tüzel kişilik perdesinin aralanması suretiyle mümkün olabilmektedir. Bu durum sadece ana ve kardeş şirket için değil, aynı zamanda grup veya holding sistemi içinde yer alan kardeş şirketler arasında da söz konusu olabilmektedir. 28. Tüzel kişilik perdesinin aralanması genellikle kardeş  şirketler  arasında söz konusu olduğundan, ana  şirket  ile kardeş  şirket  ve ortaklar arasındaki karmaşık ilişkiler zinciri net bir şekilde ortaya konulmalıdır. Bu noktada bu  şirketlerin  ekonomik anlamda bağımsız  şirket  vasfında olup olmadığının araştırılması büyük önem taşımaktadır. Çünkü kardeş  şirketler  arasında perdenin aralanması teorisine başvurabilmek için tek bir iktisadi işletmenin yürütüldüğü farklı faaliyetler için birbirinden bağımsız tüzel kişiliklerin kurulmuş olması gerekmektedir. Hukuken iki farklı tüzel kişilik gibi görünen bu şirketler aslında özdeştir, alacaklılardan mal kaçırmak ya da sorumluluktan kurtulmak amacıyla kötü niyetli olarak iki farklı tüzel kişilik gibi kurulmuştur. Ayrıca bunların üretim, pazarlama ve ihracat faaliyetleri birbirini tamamlayıcı nitelikte olup, şirketler aslında tek ve aynı iktisadi işletmeye vücut vermektedir (Öztek, Selçuk/Memiş, Tekin: Şirketler Hukuku ve İcra İflas Hukuku İlkeleri Karşısında Borçlu Şirketin Alacaklılarının Hakim Ortağa Karşı Korunması, E. Ulusoy (Editör), I. Uluslararası Ticaret Hukuku Sempozyumu, Marmara Üniversitesi Hukuk Fakültesi, İstanbul 2008, s. 209). 29. Tüzel kişilik perdesinin çapraz aralanmasına benzeyen bir başka kavram  organik  bağ  kavramıdır. Tüzel kişilik perdesinin aralanmasında olduğu gibi  organik  bağ  kavramında da bir tüzel kişinin borçlarından bir başka tüzel kişinin sorumluluğuna gidilmektedir. Bu hâliyle  organik  bağ  kavramının da kaynağını TMK’nın 2. maddesinde yer alan dürüstlük kuralı ve hakkın kötüye kullanılması yasağı oluşturmaktadır (Öztek/Memiş, s. 210). Ancak  organik  bağ  kavramı, tüzel kişilik perdesinin aralanmasına göre daha geniş bir anlama sahip olsa da organik bağın varlığı, tek başına tüzel kişilik perdesinin aralanmasını gerektirmemektedir. Başka bir deyişle  şirketler  arasında  organik  bağ  tespit edilse dâhi tüzel kişilik perdesinin aralanması ve alacağın perdenin arkasındakinden de istenebilmesi için sırf alacaklıdan mal kaçırmak ve onu zarara uğratmak amacıyla kötü niyetli işlemler yapıldığının da somut verilerle ispatlanması gerekmektedir. 30. Şirketler  ortaklarının akraba olması tek başına  şirketler arasında organik  bağ  olduğunun kabulü veya tüzel kişilik perdesinin kaldırılması için yeterli olmadığı gibi şirketlerin aynı alanda faaliyet yürütüyor olması da organik bağ için yeterli değildir. 31. Şirketler arasında organik bağ olup olmadığı; şirketlerin adreslerinin aynı olması, ortaklık yapılarının ve yönetim kurullarının benzer olması veya temsilcilerinin aynı olması, faaliyet alanları, hisse devirleri, muvazaalı işlemler gibi hususlar ve somut olayın özellikleri de gözetilerek tespit edilebilir. Ancak tüzel kişilik perdesinin çapraz aralanmasında her iki şirketin faaliyet alanı, ortaklık yapısı, ortakları gibi konularda öyle büyük ve derin bir kesişme vardır ki; bu şirketlerle iş yapan kişiler nezdinde iktisadi bir bütünlük içerisinde tek bir şirketle iş yapılıyor algısı oluşmaktadır. Ayrıca üçüncü kişiler nezdinde uyandırılan bu algı neticesinde, ticaret yaparken güçlü bir yapıya sahip görüntüsü oluşturularak, şirketlerden birinin borca batırılması ya da içinin boşaltılıp iş alanının diğerine kaydırılması işlemleri tipik bir hakkın kötüye kullanılması olarak değerlendirilmelidir. Nitekim aynı hususlara Hukuk Genel Kurulunun 08.02.2022 tarihli ve 2021/(19)11-659 E., 2022/82 K. sayılı kararında da değinilmiştir. 32. Yukarıdaki açıklamalar ışığında somut olaya gelindiğinde; eldeki dava 27.12.2010 tarihli genel kredi sözleşmesinin müteselsil kefili olan davacı tarafından kredi borcunun bir kısmının kefil sıfatıyla ödenmesi sonrasında, kredi sözleşmesinin akidi Çorum Özel Medikal Ltd. Şti.'nin yanı sıra, davalı şirketler arasında tüzel kişilik perdesinin aralanması teorisi uygulanması suretiyle davalı …Ş.’ye rücu hakkının bulunulduğundan bahisle açılan icra takibine ilişkin itirazın iptali istemine ilişkin olup, mahkemece davalı …Ş.'ye karşı açılan davanın kısmen kabulüne, davalı … Özel Medikal Ltd. Şti. yönünden ise icra takibine bir itirazı bulunmadığından bahisle davanın hukukî yarar yokluğundan reddine karar verilmiş, davalı … Özel Medikal Ltd. Şti. hakkındaki karar temyiz kanun yoluna başvurulmaksızın kesinleşmiştir. 33. Kredinin kullanıldığı dönemde davalı …Ş.'nin yönetim kurulu; davacı …, Mehmet Erdal Orhanoğlu, Mehmet Sami Abraş, Fatih Mehmet Laçin ve Ahmet Ahlatcı'dan oluşmaktadır. Buna karşılık davalı … Özel Medikal Ltd. Şti.'nin yönetiminde ise Mehmet Erdal Orhanoğlu ve Fatih Mehmet Laçin bulunmaktadır. Davalıların yönetiminde ortak şekilde görev alan kişiler, kredi sözleşmesinin imzalandığı sırada davalı şirketlerde müşterek veya münferit imza yetkilisidir. 34. Yukarıda da açıklandığı üzere, kardeş şirketler arasında perdenin aralanması teorisine başvurabilmek için tek bir iktisadi işletmenin yürütüldüğü farklı faaliyetler için birbirinden bağımsız tüzel kişiliklerin kurulmuş olması gerektiği gibi, hukuken iki farklı tüzel kişilik taşıyan bu şirketlerin aslında özdeş olması, alacaklılardan mal kaçırmak ya da sorumluluktan kurtulmak amacıyla kötü niyetli olarak iki farklı tüzel kişilik gibi kurulmuş olması gerekir. Somut olayda bu şartlar gerçekleşmediği gibi, önemle vurgulamak gerekir ki; perdenin aralanması teorisine başvurabilecek kişinin zarara uğradığını iddia eden üçüncü kişi olması gerekir. Dolayısıyla somut olayda, genel kredi sözleşmesinin imzalandığı sırada davacı müteselsil kefil davalı …Ş.’nin yönetim kurulu üyesi ve ortağı olup, üçüncü kişi olmadığından bu teoriye dayalı olarak rücu isteminde bulunamaz. Davacı üçüncü kişi sıfatına haiz olmayıp, bizatihi iddia ettiği hususları bilebilecek durumda olan kişidir. 35. O hâlde davacının bu şirkete karşı kefaletten dolayı rücu hakkının mevcut olmadığı dosya kapsamı ile sabit olduğundan, mahkemece davalı …Ş. hakkındaki davanın reddi gerekirken, somut olaya uygun düşmeyen gerekçelerle davanın kısmen kabulüne karar verilmesi doğru değildir. 36. Hâl böyle olunca tarafların karşılıklı iddia ve savunmalarına, dosyadaki delillere ve yukarıda açıklanan gerektirici nedenlere göre, Hukuk Genel Kurulunca da benimsenen Özel Daire bozma kararına uyulmak gerekirken, önceki kararda direnilmesi usul ve yasaya aykırıdır. 37. Bu nedenle direnme kararı bozulmalıdır. IV. SONUÇ : Açıklanan nedenlerle; Davalı …Ş. vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile direnme kararının yukarıda belirtilen nedenlerden dolayı 6217 sayılı Kanun’un 30. maddesi ile 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’na eklenen “Geçici madde 3” atfıyla uygulanmakta olan 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu’nun 429. maddesi gereğince BOZULMASINA, İstek hâlinde temyiz peşin harcının yatırana geri verilmesine, Aynı Kanun’un 440. maddesi uyarınca kararın tebliğinden itibaren on beş gün içerisinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere, 14.06.2022 tarihinde oy birliği ile karar verildi.
4721 sayılı TÜRK MEDENİ KANUNU m. 2Kaynağı aç
Madde 2 – Herkes, haklarını kullanırken ve borçlarını yerine getirirken dürüstlük kurallarına uymak zorundadır. Bir hakkın açıkça kötüye kullanılmasını hukuk düzeni korumaz. II. İyiniyet

Şirketler arasında organik bağın tespiti için adres aynılığı, yönetim kurullarının benzerliği veya temsilcilerin aynılığı gibi ölçütler değerlendirilir; ancak ortakların akraba olması veya şirketlerin aynı faaliyet alanında çalışması tek başına perdenin aralanması için yeterli görülmez. Organik bağ tespit edilse dahi perdenin aralanabilmesi için sırf alacaklıdan mal kaçırmak ve zarara uğratmak kastıyla hareket edildiğinin somut verilerle ispatı şarttır. Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 2019/149 Esas ve 2022/894 Karar sayılı kararında belirtildiği üzere, şirketin yönetim kurulu üyesi ve ortağı olan kişi şirket içi durumu bilebilecek konumda bulunduğundan ve üçüncü kişi sıfatını haiz olmadığından tüzel kişilik perdesinin aralanması teorisine dayanarak rücu talebinde bulunamaz.

Anonim şirkette çift imza kuralı nedir ve tek imza şirketi bağlar mı?

Esas sözleşmede aksi kararlaştırılmadıkça veya yönetim kurulu tek kişiden oluşmadıkça anonim şirketi temsil yetkisi çift imza ile kullanılmak üzere yönetim kuruluna aittir. Temsilde çift imza şartı bulunmasına rağmen tek başına atılan münferit imzalar şirketi borç altına sokmaz.

Yönetim kurulu temsil yetkisini kimlere devredebilir?

Yönetim kurulu şirketi temsil yetkisini murahhas üyelere veya müdür olarak üçüncü kişilere devredebilir. Bununla birlikte yönetim kurulunun en az bir üyesinin şirketi temsil yetkisini muhafaza etmesi kanunen zorunludur.

Temsil yetkisine getirilen miktar sınırlamaları üçüncü kişilere karşı geçerli midir?

Temsil yetkisine konulan parasal miktar veya işlem türü sınırlamaları tescil ve ilan edilmiş olsalar dahi iyi niyetli üçüncü kişileri bağlamaz. Kanunen geçerli kabul edilen sınırlamalar yalnızca temsil yetkisinin merkeze veya bir şubeye özgülenmesi ya da yetkinin birlikte kullanılması kayıtlarından ibarettir.

Şirket işletme konusu dışındaki işlemler şirketi bağlar mı?

Temsile yetkili olanların şirket işletme konusu dışında gerçekleştirdiği hukuki işlemler üçüncü kişilerle yapıldığında şirketi bağlar. Şirket, ancak üçüncü kişinin işlemin konu dışı olduğunu bildiğini veya durumun gereğinden bilebilecek durumda bulunduğunu ispatlarsa sorumluluktan kurtulabilir.

Temsilcinin çıkar çatışması halinde kendi lehine yaptığı işlem geçerli midir?

Temsilcinin çıkar çatışması varken kendisiyle veya kendi lehine yaptığı işlemler kural olarak temsil edilen şirketi bağlamaz. Ancak temsil edilen şirketin temsilciye açıkça yetki ve izin vermesi veya yapılan işleme sonradan icazet göstermesi durumunda işlem geçerli hale gelir.

Hukuki uyarı: Bu içerik genel bilgilendirme amacı taşır; somut olay değerlendirmesi için avukata başvurulmalıdır.

Hazırlayan: Av. Erdal Ersoy

Avukat Erdal Ersoyİletişim ve randevu