Adli kontrol, ceza soruşturmasında veya kovuşturmasında tutuklama sebeplerinin varlığı halinde şüphelinin tutuklanması yerine uygulanan geçici bir koruma tedbiridir. Bu tedbirle şüpheli veya sanığın kaçması, saklanması ya da delilleri karartması önlenmekte; kişi özgürlüğünün en az şekilde sınırlandırılması yoluyla beklenen amaca ulaşılması hedeflenmektedir. Kanunda tutuklama yasağı öngörülen hallerde de adli kontrol hükümleri tatbik edilebilir. Kanuni tutukluluk sürelerinin dolması nedeniyle tahliye edilen kişiler hakkında da bu tedbire hükmedilebilir. Bu çerçevede tutuklama istemlerinde adli kontrol uygulamasının yetersiz kalacağını belirten hukuki ve fiili nedenlere yer verilmesi gerekirken; tutuklamaya, tutukluluğun devamına veya tahliyenin reddine dair kararlarda adli kontrolün yetersiz kalacağını gösteren delillerin somut olgularla gerekçelendirilerek açıkça gösterilmesi kanunen zorunludur.
5271 sayılı CEZA MUHAKEMESİ KANUNU m. 101Kaynağı aç
Cumhuriyet savcısının istemi üzerine sulh ceza hâkimi tarafından, kovuşturma
evresinde sanığın tutuklanmasına Cumhuriyet savcısının istemi üzerine veya
re'sen mahkemece karar verilir. Bu istemlerde mutlaka gerekçe gösterilir ve
adlî kontrol uygulamasının yetersiz kalacağını belirten hukukî ve fiilî
nedenlere yer verilir.
(2) (Değişik: 2/7/2012-6352/97 md.) Tutuklamaya, tutuklamanın
devamına veya bu husustaki bir tahliye isteminin reddine ilişkin kararlarda;
a) Kuvvetli suç şüphesini,
b) Tutuklama nedenlerinin varlığını,
c) Tutuklama tedbirinin ölçülü olduğunu,
d) (Ek:8/7/2021-7331/14 md.) Adli kontrol uygulamasının yetersiz
kalacağını,
gösteren deliller somut olgularla gerekçelendirilerek açıkça gösterilir.
Kararın içeriği şüpheli veya sanığa sözlü olarak bildirilir, ayrıca bir örneği
yazılmak suretiyle kendilerine verilir ve bu husus kararda belirtilir.
(3) Tutuklama istenildiğinde, şüpheli veya sanık, kendisinin seçeceği
veya baro tarafından görevlendirilecek bir müdafiin yardımından yararlanır.
(4) Tutuklama kararı verilmezse, şüpheli veya sanık derhâl serbest
bırakılır.
(5) Bu madde ile 100 üncü madde gereğince verilen kararlara itiraz
edilebilir.
Tutuklulukta geçecek süre
5271 sayılı CEZA MUHAKEMESİ KANUNU m. 109Kaynağı aç
sebebiyle yürütülen soruşturmada, 100 üncü maddede belirtilen tutuklama
sebeplerinin varlığı halinde, şüphelinin tutuklanması yerine adlî kontrol
altına alınmasına karar verilebilir.
(2) Kanunda tutuklama yasağı öngörülen hallerde de, adlî kontrole ilişkin
hükümler uygulanabilir.
(3) Adlî kontrol, şüphelinin aşağıda gösterilen bir veya birden fazla
yükümlülüğe tabi tutulmasını içerir:
a) Yurt dışına çıkamamak.
b) Hâkim tarafından belirlenen yerlere, belirtilen süreler içinde düzenli
olarak başvurmak.
c) Hâkimin belirttiği merci veya kişilerin çağrılarına ve gerektiğinde
meslekî uğraşlarına ilişkin veya eğitime devam konularındaki kontrol
tedbirlerine uymak.
d) Her türlü taşıtları veya bunlardan bazılarını kullanamamak ve
gerektiğinde kaleme, makbuz karşılığında sürücü belgesini teslim etmek.
e) Özellikle uyuşturucu, uyarıcı veya uçucu maddeler ile alkol
bağımlılığından arınmak amacıyla, hastaneye yatmak dahil, tedavi veya muayene
tedbirlerine tâbi olmak ve bunları kabul etmek.
f) Şüphelinin parasal durumu göz önünde bulundurularak, miktarı ve bir
defada veya birden çok taksitlerle ödeme süreleri, Cumhuriyet savcısının isteği
üzerine hâkimce belirlenecek bir güvence miktarını yatırmak.
g) Silâh bulunduramamak veya taşıyamamak, gerektiğinde sahip olunan
silâhları makbuz karşılığında adlî emanete teslim etmek.
h) Cumhuriyet savcısının istemi üzerine hâkim tarafından miktarı ve ödeme
süresi belirlenecek parayı suç mağdurunun haklarını güvence altına almak üzere
aynî veya kişisel güvenceye bağlamak.
i) Aile yükümlülüklerini yerine getireceğine ve adlî kararlar gereğince
ödemeye mahkûm edildiği nafakayı düzenli olarak ödeyeceğine dair güvence
vermek.
j) (Ek: 2/7/2012-6352/98 md.) Konutunu terk etmemek.
k) (Ek: 2/7/2012-6352/98 md.) Belirli bir yerleşim bölgesini terk
etmemek.
l) (Ek: 2/7/2012-6352/98 md.) Belirlenen yer veya bölgelere
gitmemek.
(4) (Ek: 25/5/2005 – 5353/14 md.)[22]
(Mülga: 2/7/2012-6352/98 md.) (Yeniden Düzenleme:14/4/2020-7242/15 md.) Maruz
kaldığı ağır bir hastalık veya engellilik nedeniyle ceza infaz kurumu
koşullarında hayatını yalnız idame ettiremediği 13/12/2004 tarihli ve 5275
sayılı Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkında Kanunun 16 ncı maddesinin
üçüncü fıkrası uyarınca tespit edilen şüpheli ile gebe olan veya doğurduğu
tarihten itibaren altı ay geçmemiş bulunan kadın şüphelinin tutuklanması yerine
adlî kontrol altına alınmasına karar verilebilir. Hakkında mahkûmiyet hükmü
verilmiş ve bu hükümle ilgili olarak istinaf veya temyiz kanun yoluna
başvurulmuş olması hâlinde, UYAP kayıtlarını incelemek suretiyle hükmü veren
ilk derece mahkemesi de adlî kontrol kararı verebilir.
(5) Hâkim veya Cumhuriyet savcısı (d)
bendinde belirtilen yükümlülüğün uygulamasında şüphelinin meslekî uğraşılarında
araç kullanmasına sürekli veya geçici olarak izin verebilir.
(6) Adlî kontrol altında geçen süre,
şahsî hürriyeti sınırlama sebebi sayılarak cezadan mahsup edilemez. Bu hüküm,
maddenin üçüncü fıkrasının (e) ve (j) bentlerinde belirtilen hallerde
uygulanmaz. (Ek cümle:8/7/2021-7331/15 md.) Ancak, (j) bendinde
belirtilen konutunu terk etmemek yükümlülüğü altında geçen her iki gün, cezanın
mahsubunda bir gün olarak dikkate alınır.[23]
(7) (Ek: 6/12/2006 – 5560/19 md.) Kanunlarda
öngörülen tutukluluk sürelerinin dolması nedeniyle salıverilenler hakkında adlî
kontrole ilişkin hükümler uygulanabilir.[24]
Adlî kontrol kararı ve hükmedecek merciler
Yargıtay 12. Ceza Dairesi, E. 2021/4879, K. 2022/9807Kaynağı aç
"İçtihat Metni"
Mahkemesi:Ceza Dairesi
Davacının tazminat talebinin kısmen kabulüne ilişkin hükme yönelik, … Bölge Adliye Mahkemesi 19. Ceza Dairesi tarafından yapılan istinaf incelemesi sonucunda 09.07.2018 tarihli, 2018/1535 Esas, 2018/2243 Karar sayılı "düzeltilerek istinaf başvurusunun esastan reddine" ilişkin karar davacı vekili ve davalı vekili tarafından temyiz edilmekle dosya incelenerek gereği düşünüldü: Tazminat talebinin dayanağı olan … 11. Ağır Ceza Mahkemesinin 2017/204 Esas – 2017/188 Karar sayılı ceza dosyası kapsamında, davacının uyuşturucu madde imal ve ticareti suçundan 31.01.2005 – 23.02.2006 tarihleri arasında 388 gün gözaltında ve tutuklu kaldığı, 23.02.2006 tarihinde 100.000 TL nakdi kefalet yatırmak suretiyle tahliye edildiği, 23.02.2006 – 08.04.2015 tarihleri arasında 3331 gün yurt dışı çıkış yasağı şeklinde adli kontrol tedbiri uygulandığı yapılan yargılama sonunda beraatine hükmedildiği, beraat hükmünün 29.06.2017 tarihinde kesinleştiği, tutuklama tarihi itibariyle yürürlükte bulunan 5271 sayılı CMK'nın 142. maddesinde öngörülen süre içinde yetkili ve görevli mahkemeye davanın açıldığı ve kanunda öngörülen yasal şartların oluştuğu anlaşılmakla;Davacının 200.000 TL maddi, 100.000 TL manevi tazminatın gözaltına alınma tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile ödenmesi talebine ilişkin söz konusu davada, yerel mahkemece gözaltı ve tutukluk dönemi için 4.523,80 TL maddi, 15.000 TL manevi tazminatın gözaltına alınma tarihinden, adli kontrol uygulamasıyla CMK'nın 141. ve 142. maddeleri gereğince tazminat istenebileceğine dair düzenlemenin 18/06/2014 tarihli 6545 sayılı Yasayla yapılan değişiklikten sonra yapıldığı, davacının yurt dışı çıkış yasağı adli kontrolünün 23/02/2006 tarihinde konulmuş olup 08/04/2015 de kaldırıldığı, bu itibarla davacının 18/06/2014 tarihinden 08/04/2015 tarihine kadar olan dönem için CMK 141, 142 madde gereğince manevi tazminat talep edebileceği kabul edilerek 1.000 TL manevi tazminatın 18/06/2014 tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile yatırılan 100.000 TL nakdi kefalet için ise yatırılma ve iade edilme tarihleri arasındaki dönem için 104.350,68 TL yasal faiz hesaplanarak bu miktarın maddi tazminat olarak davalıdan alınarak davacıya ödenmesine hükmedilmesi üzerine davacı vekili ve davalı vekili tarafından yapılan istinaf başvurusu üzerine Bölge Adliye Mahkemesince yapılan istinaf incelemesi sonucunda gözaltı ve tutukluluk dönemi için hükmedilen manevi tazminatın 10.000 TL’ye indirilmesi suretiyle düzeltilerek istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmesinde;Yapılan yargılamaya, toplanıp karar yerinde gösterilen delillere, mahkemenin kovuşturma sonuçlarına uygun olarak oluşan kanaat ve takdirine, incelenen dosya kapsamına göre, davacı vekilinin ve davalı vekilinin yerinde görülmeyen sair temyiz sebeplerinin reddine, ancak;
1- Maddi tazminatın, davacının gözaltında ve tutuklu kaldığı döneme ilişkin net asgari ücret üzerinden hesaplanan ‘’4.544,63’’ TL yerine, hatalı bilirkişi raporuna dayanılarak bu miktarın üstünde kalacak şekilde ‘’4.523,80’’ TL olarak tayin edilmesi suretiyle, davacı lehine eksik maddi tazminata hükmolunması,
2- Gözaltı ve tutukluluk dönemi için hükmedilen manevi tazminata ilişkin olarak nesnel bir ölçüt olmamakla birlikte, davacı lehine hükmedilecek manevi tazminatın davacının sosyal ve ekonomik durumu, üzerine atılı suçun niteliği, tutuklanmasına neden olan olayın cereyan tarzı, tutuklu kaldığı süre ve benzeri hususlar ile tazminat davasının kesinleşeceği tarihe kadar faizi ile birlikte elde edeceği parasal değer dikkate alınıp, hak ve nesafet ilkelerine uygun, makul bir miktar olarak tayin ve tespiti gerekirken, belirlenen ölçütlere uymayacak miktarda eksik manevi tazminata hükmolunması,
3- Davacı tarafça 23.02.2006 tarihinde yatırılan 100.000 TL nakdi kefalet miktarına ilişkin ödeme ve iadeye ilişkin makbuzların aslı veya onaylı örneklerinin dosya arasına alınması, ödeme ve iade tarihleri arasındaki dönemde nemalandırılma yapılıp yapılmadığının araştırılması, nemalandırılma yapıldığının tespiti halinde davacıya ödenen miktarın belirlenmesi, nemalandırılma yapılmadığı tespit edilir ise yatırılan 100.000 TL’nin davacıya iade edildiği tarih olan 26.09.2017 tarihine kadar işleyecek yasal faiz miktarının 104.375,34 TL olduğu ve bu miktara ödeme tarihi olan 26.09.2017 tarihinden yasal faize hükmedilmesi gerekirken, davacı lehine 104.350,68 TL maddi tazminata hükmedilmesi,
4- Adli kontrol koruma tedbiri nedeniyle açılan tazminat davasında, davacının durumunun Ceza Muhakemesi Kanuna göre değerlendirilmesi gerekmektedir. Zira koruma tedbirleri nedeniyle tazminat istemini düzenleyen Ceza Muhakemesi Kanununun 141/1. maddesi tazminat ödenmesini kabul ettiği tedbir işlemlerini şu şekilde göstermiştir.
Bunlar:
a-Yakalama
b- Tutuklama
c- Arama
d- El koyma
e- Kanuni gözaltı süresi içinde hakim önüne çıkarılmama,
f- Yakalama veya tutuklama işlemine karşı kanunda öngörülen başvuru imkanlarından yararlandırılmama,
Fıkradaki açık düzenlemelerden de anlaşılacağı üzere, adli kontrol, telekomünikasyon yoluyla yapılan iletişimin denetlenmesi, gizli soruşturmacı ve teknik araçlarla izleme gibi koruma tedbirleri için tazminat ödenmesi kabul edilmemiştir.
Bununla beraber, somut olayda hakkında 9 yıl 1 ay 16 gün (3331 gün) süre ile uygulanan yurt dışı çıkış yasağı adli kontrol tedbirinden dolayı davacının (sanığın) manevi olarak zarar gördüğü ve görmesi hayatın olağan akışına göre, tartışmasız ve aşikardır.
Genel olarak tutuklama sanığın yargılamada hazır bulunmasını, maddi gerçeğin araştırılmasını temin etmek veya yargılama neticesinde verilecek cezanın infazını sağlamak amacıyla başvurulan bir koruma tedbirdir. Bazı durumlarda tutuklama koruma tedbiri ile ulaşılabilecek sonuçlara daha hafif tedbirler yoluyla da ulaşılmak mümkündür. Adli kontrol tedbiri de uygulamada genel olarak sıkça başvurulan bu tedbirlerden bir tanesidir. 5271 sayılı CMK’nın 109 ve devamı maddelerinde tutuklama tedbirinin oranlılık (ölçülülük) kriteri çerçevesinde (CMK’nın 101/1. vd) uygulamasını sağlamak amacıyla tutuklama koruma tedbirine alternatif bir koruma tedbiri olarak düzenlenen adli kontrol kurumu ile kişi özgürlüğünün en az şekilde sınırlandırılması yoluyla tutuklamanın sonuçlarına ulaşılması amaçlanmıştır. Kısaca, adli kontrolün amacı tutuklama koruma tedbirinde de genel olarak öngörülen, şüpheli veya sanığın kaçmasını, saklanmasını veya delilleri karartmasını önlemek, tanık ve mağdur veya başkaları üzerinde baskı yapılması girişimine engel olmak ve yargılamanın sağlıklı şekilde yapılmasını sağlamaktır. Tutuklama koruma tedbiri yönünden, başvurulan bu tedbirin ne kadar süreceği konusunda yasada azami bir kısım süreler belirlenmesine karşın, kanunda adli kontrol tedbirinin uygulanması açısından her ne kadar bir üst sınır belirtilmemiş ise de, bir koruma tedbiri olması nedeniyle, adli kontrol tedbiri de geçici olup, bunu haklı kılan şartlar ortadan kalkınca bu tedbirin de kaldırılması gerektiği kuşkusuzdur. Zira burada amaç, kural olarak kişi hürriyetini tam manasıyla sınırlandırmamak suretiyle veya daha geniş bir ifade ile kişinin belirlenen yükümlere uymak kaydıyla toplumsal ve bireysel yaşamını olağan şekilde sürdürmesine olanak sağlanmasıdır. Bu kapsamda tazminat talebine konu edilen dava konusu somut olayda, davacı hakkında uygulanan adli kontrolün Anayasanın 13. maddesinde öngörülen temel hakların sınırlandırılmasında geçerli olan ölçülülük ilkesinin ihlal edildiği anlaşılmaktadır. Ölçülülük ilkesi, genel bir ilke olup, adli kontrol tedbiri kapsamında yer alan yükümler açısından da geçerli olan bir ilkedir. Adli kontrol kararının verildiği hallerde, tutuklama kararının niteliğine ve somut olayın koşullarına göre; şüpheli veya sanık, birey hak ve özgürlüklerine en az müdahaleyi gerektiren yükümlere ve soruşturma ve kovuşturma konusu suçun niteliğine uygun düşen tedbirlere tabi kılınmalıdır. Kısaca ölçülülük ilkesi, temel hak ve özgürlüklere müdahale söz konusu olduğunda sınırlamada başvurulan aracın, amacı gerçekleştirmeye yetecek ölçüde olmasını gerektirir.
Tüm açıklamalar ışığında somut olay incelendiğinde, davacı hakkında uygulanan adli kontrol tedbiri nedeniyle oluştuğu anlaşılan zararın CMK'nın 141/1. maddesi kapsamında açıkça lafzi olarak belirtilmediği, ancak 18.06.2014 tarih ve 6546 sayılı Kanunun 70. maddesiyle CMK'nın 141. maddesine eklenen 3. fıkradaki "Birinci fıkrada yazan hâller dışında, suç soruşturması veya kovuşturması sırasında kişisel kusur, haksız fiil veya diğer sorumluluk hâlleri de dâhil olmak üzere hâkimler ve Cumhuriyet savcılarının verdikleri kararlar veya yaptıkları işlemler nedeniyle tazminat davaları ancak Devlet aleyhine açılabilir" şeklindeki düzenleme nazara alındığında, davacı (sanık) hakkında uzun süre uygulanan adli kontrol tedbiri açısından tutuklama ile serbest bırakma arasında düşünülen ve serbest bırakmanın oluşturabileceği zararları gidermek için uygulanan adli kontrolün bir aşamadan sonra seyahat özgürlüğünün sınırlandırıldığı, bu sınırlama ile kişi özgürlüğünün kısıtlanması olan tutuklama ile arasında bir derece ve yoğunluk farkı olduğu, davacıya uygulanan tedbirin seyahat özgürlüğünü kısıtlama tedbirini aştığı ve davacıyı özgürlükten yoksun bıraktığı, oranlılık ilkesinin ihlal edildiği, kanun ile belirlenen amacın dışına çıkıldığı ve uygulanan tedbirin ölçüsüz hale geldiğinin anlaşılması karşısında, davacı hakkında ilk kararın verildiği 23.02.2006 tarihinden sonra uygulanmaya devam edilen adli kontrol tedbiri nedeniyle davacı yararına (hak ve nasafet ilkelerine uygun) makul oranda manevi tazminata hükmedilmesi gerekirken yazılı gerekçe ile davacı lehine eksik manevi tazminata hükmedilmesi,Bozmayı gerektirmiş olup, davacı vekilinin ve davalı vekilinin temyiz sebepleri bu nedenle yerinde görülmüş olduğundan, açıklanan nedenlerle isteme aykırı olarak, … Bölge Adliye Mahkemesi 19. Ceza Dairesi tarafından yapılan istinaf incelemesi sonucunda 09.07.2018 tarihli, 2018/1535 Esas, 2018/2243 Karar sayılı "düzeltilerek istinaf başvurusunun esastan reddine" dair hükmünün 5271 sayılı CMK'nın 302/2. madde ve fıkrası uyarınca BOZULMASINA; bozma kararı doğrultusunda işlem yapılmak üzere 5271 sayılı CMK'nın 7165 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu ve Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanunun 8. maddesi ile değişik 304/2. maddesi uyarınca, dosyanın gereği için … Bölge Adliye Mahkemesi 19. Ceza Dairesine iletilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına GÖNDERİLMESİNE; 12.12.2022 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.
Adli Kontrol Tedbirinin Türleri ve Ölçülülük İlkesi
Adli kontrol tedbiri geçici nitelikte olup şüpheli veya sanık hakkında bu tedbiri haklı kılan şartlar ortadan kalktığında kaldırılması zorunludur. Ölçülülük ilkesi uyarınca şüpheli veya sanık, birey hak ve özgürlüklerine en az müdahaleyi gerektiren yükümlülüklere tabi tutulmalı ve isnat edilen suçun niteliğine uygun tedbirler seçilmelidir. Bu kapsamda adli kontrol kararı, şüphelinin yurt dışına çıkamaması ya da hâkim tarafından belirlenen yerlere tayin edilen süreler içinde düzenli olarak başvurması dahil kanunda gösterilen bir veya birden fazla yükümlülüğü kapsayabilir. Taşıt kullanamama yükümlülüğünün kararlaştırıldığı durumlarda hâkim veya Cumhuriyet savcısı, şüphelinin mesleki uğraşılarında araç kullanmasına sürekli ya da geçici olarak izin verebilir.
Adli kontrol kapsamında şüpheli veya sanıktan güvence göstermesi istenebilir. Bu güvence; kişinin bütün usul işlemlerinde, hükmün infazında veya altına alınabileceği diğer yükümlülükleri yerine getirmek üzere hazır bulunmasını sağlar. Aynı zamanda katılanın yaptığı masrafların, suçun neden olduğu zararların giderilmesinin, eski hâle getirmenin, nafaka borçlarının ödenmemesi sebebiyle kovuşturma yapılıyorsa nafaka borçlarının, kamusal giderlerin ve para cezalarının kanunda öngörülen sırayla ödenmesini temin eder. Şüpheli veya sanığı güvence göstermeye zorunlu kılan kararda güvencenin karşıladığı kısımlar ayrı ayrı gösterilir.
5271 sayılı CEZA MUHAKEMESİ KANUNU m. 113Kaynağı aç
güvence, aşağıda yazılı hususların yerine getirilmesini sağlar:
a) Şüpheli veya sanığın bütün usul işlemlerinde, hükmün infazında veya
altına alınabileceği diğer yükümlülükleri yerine getirmek üzere hazır
bulunması.
b) Aşağıda gösterilen sıraya göre ödemelerin yapılması:
1. Katılanın yaptığı masraflar, suçun neden olduğu zararların giderilmesi
ve eski hâle getirme; şüpheli veya sanık nafaka borçlarını ödememeleri
nedeniyle kovuşturuluyorlarsa nafaka borçları.
2. Kamusal giderler.
3. Para cezaları.
(2) Şüpheli veya sanığı güvence göstermeye zorunlu kılan kararda,
güvencenin karşıladığı kısımlar ayrı ayrı gösterilir.
Önceden ödetme
Adli kontrol altında geçen süreler şahsi hürriyeti sınırlama sebebi sayılarak kural olarak cezadan mahsup edilmez. Ancak uyuşturucu, uyarıcı veya uçucu maddeler ile alkol bağımlılığından arınmak amacıyla hastaneye yatmak dâhil tedavi veya muayene tedbirlerine tâbi olma hali ile konutunu terk etmeme durumu bu kuralın istisnalarıdır. Konutunu terk etmemek yükümlülüğü altında geçen her iki gün, cezanın mahsubunda bir gün olarak hesaba katılır.
Adli Kontrol Süreleri ve Periyodik İnceleme
Ağır ceza mahkemesinin yetki sahasına girmeyen dosyalarda adli kontrol süresi en fazla iki yıl olarak uygulanır; zorunlu durumlarda gerekçesi belirtilerek bu süreye bir yıl daha eklenebilir. Ağır ceza mahkemesinin görev alanına giren yargılamalarda ise temel adli kontrol tedbiri azami üç yıl sürer ve zorunlu hallerde gerekçe açıklanarak uzatılabilir. Buradaki ilave uzatma kural olarak toplamda üç yılı aşamaz. Bunun istisnası olarak Türk Ceza Kanunu’nun İkinci Kitabının Dördüncü Kısmında düzenlenen 4, 5, 6 ve 7 nci bölümlerdeki suç tipleri ile terör suçları mevzuatı kapsamındaki dosyalarda uzatma süresinin tavanı dört yıl olarak öngörülmüştür. Bahse konu adli kontrol tavan ve uzatma süreleri çocuklar yönünden yarı nispetinde dikkate alınır.
5271 sayılı CEZA MUHAKEMESİ KANUNU m. 110/AKaynağı aç
(1) Ağır ceza mahkemesinin görevine girmeyen işlerde adli kontrol süresi
en çok iki yıldır. Ancak bu süre, zorunlu hâllerde gerekçesi gösterilerek bir
yıl daha uzatılabilir.
(2) Ağır ceza mahkemesinin görevine
giren işlerde, adli kontrol süresi en çok üç yıldır. Bu süre, zorunlu hâllerde,
gerekçesi gösterilerek uzatılabilir; uzatma süresi toplam üç yılı, Türk Ceza
Kanununun İkinci Kitap Dördüncü Kısım Dördüncü, Beşinci, Altıncı ve Yedinci
Bölümünde tanımlanan suçlar ile Terörle Mücadele Kanunu kapsamına giren
suçlarda dört yılı geçemez.
(3) Bu maddede öngörülen adli kontrol süreleri, çocuklar bakımından yarı
oranında uygulanır.
Adlî kontrol kararının kaldırılması
Şüpheli veya sanığın adli kontrol yükümlülüğünün devamının gerekip gerekmeyeceği hususunda kanun gereğince en geç dört aylık aralıklarla karar verilir. Bu periyodik inceleme, soruşturma evresinde Cumhuriyet savcısının istemi üzerine sulh ceza hâkimi tarafından, kovuşturma evresinde ise ilgili mahkemece resen kanuni şartlar gözetilerek karara bağlanır.
5271 sayılı CEZA MUHAKEMESİ KANUNU m. 110Kaynağı aç
hâkiminin kararı ile soruşturma evresinin her aşamasında adlî kontrol altına
alınabilir.
(2) Hâkim, Cumhuriyet savcısının istemiyle, adlî kontrol uygulamasında
şüpheliyi bir veya birden çok yeni yükümlülük altına koyabilir; kontrolun
içeriğini oluşturan yükümlülükleri bütünüyle veya kısmen kaldırabilir,
değiştirebilir veya şüpheliyi bunlardan bazılarına uymaktan geçici olarak muaf
tutabilir.
(3) 109 uncu madde ile bu maddenin birinci ve ikinci fıkra hükümleri,
gerekli görüldüğünde, görevli ve yetkili diğer yargı mercileri tarafından da,
kovuşturma evresinin her aşamasında uygulanır.[25]
(4) (Ek:8/7/2021-7331/16 md.) Şüpheli
veya sanığın adli kontrol yükümlülüğünün devamının gerekip gerekmeyeceği
hususunda en geç dört aylık aralıklarla; soruşturma evresinde Cumhuriyet
savcısının istemi üzerine sulh ceza hâkimi, kovuşturma evresinde ise resen
mahkeme tarafından 109 uncu madde hükümleri göz önünde bulundurularak karar
verilir.
Adli kontrol altında geçecek süre
Adli Kontrolün Kaldırılması ve Değiştirilmesi Usulü
Soruşturma evresinde şüpheli, Cumhuriyet savcısının istemi ve sulh ceza hâkiminin kararıyla her aşamada adli kontrol altına alınabilir. Hâkim, Cumhuriyet savcısının istemiyle şüpheliyi yeni yükümlülükler altına koyabilir; tedbirin içeriğini oluşturan yükümlülükleri tamamen veya kısmen kaldırabilir, değiştirebilir ya da şüpheliyi bunlardan bazılarına uymaktan geçici olarak muaf tutabilir. Bu hükümler gerekli görüldüğünde görevli ve yetkili yargı mercileri tarafından kovuşturma evresinin her aşamasında da uygulanır.
Şüpheli veya sanık da adli kontrolün kaldırılmasını ya da değiştirilmesini her aşamada talep edebilir. Şüpheli veya sanığın bu yöndeki istemi üzerine, Cumhuriyet savcısının görüşü alındıktan sonra hâkim veya mahkeme beş gün içinde karar verebilir.
5271 sayılı CEZA MUHAKEMESİ KANUNU m. 111Kaynağı aç
savcısının görüşünü aldıktan sonra hâkim veya mahkeme 110 uncu maddenin ikinci
fıkrasına göre beş gün içinde karar verebilir.
(2) Adlî kontrole ilişkin kararlara itiraz edilebilir.
Tedbirlere uymama
Adli Kontrol Kararına İtiraz Usulü ve İnceleme Mercileri
5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu kapsamında adli kontrole bağlanan tüm kararlara yönelik itiraz yolu açıktır. Yasada aksi yönde özel bir kural bulunmadığı durumlarda ilgililer, kararı öğrendikleri tarihten itibaren iki haftalık zaman diliminde kararı tesis eden yargı merciine yazılı dilekçe vererek ya da zabıt kâtibine sözlü beyanda bulunup tutanak tanzim ettirerek başvuruda bulunabilirler. Kararına karşı itiraz edilen merci, yapılan başvuruyu haklı bulursa kararında düzeltmeye gider; başvuruyu uygun görmediği takdirde ise en geç üç günlük süre içinde dosyayı itirazı esastan değerlendirecek yetkili makama iletir.
5271 sayılı CEZA MUHAKEMESİ KANUNU m. 268Kaynağı aç
ayrıca hüküm koymadığı hâllerde 35 inci maddeye göre ilgililerin kararı
öğrendiği günden itibaren iki hafta içinde kararı veren mercie verilecek bir
dilekçe veya tutanağa geçirilmek koşulu ile zabıt kâtibine beyanda bulunmak
suretiyle yapılır. Tutanakla tespit edilen beyanı ve imzayı mahkeme başkanı
veya hâkim onaylar. 263 üncü madde hükmü saklıdır.[114]
(2) Kararına itiraz edilen hâkim veya
mahkeme, itirazı yerinde görürse kararını düzeltir; yerinde görmezse en çok üç
gün içinde, itirazı incelemeye yetkili olan mercie gönderir.
(3) İtirazı incelemeye yetkili merciler aşağıda gösterilmiştir:
a) (Değişik: 18/6/2014-6545/74 md.) Sulh ceza hâkimliği
kararlarına yapılan itirazların incelenmesi, o yerde birden fazla sulh ceza
hâkimliğinin bulunması hâlinde, numara olarak kendisini izleyen hâkimliğe; son
numaralı hâkimlik için bir numaralı hâkimliğe; ağır ceza mahkemesinin
bulunmadığı yerlerde tek sulh ceza hâkimliği varsa, yargı çevresinde görev
yaptığı ağır ceza mahkemesinin bulunduğu yerdeki sulh ceza hâkimliğine; ağır
ceza mahkemesinin bulunduğu yerlerde tek sulh ceza hâkimliği varsa, en yakın ağır
ceza mahkemesinin bulunduğu yerdeki sulh ceza hâkimliğine aittir.
b) (Değişik:8/7/2021-7331/24 md.) Sulh ceza hâkimliğinin tutuklama
ve adli kontrole ilişkin verdiği kararlara karşı yapılan itirazların
incelenmesi, yargı çevresinde bulunduğu asliye ceza mahkemesi hâkimine aittir.
İtirazı incelemeye yetkili mercilerin farklı olduğu hâllerde, itirazların
gecikmeksizin incelenmesi amacıyla, kararına itiraz edilen sulh ceza hâkimliği
tarafından gerekli tedbirler alınır. Sulh ceza hâkimliği işleri, asliye ceza
hâkimi tarafından görülüyorsa itirazı inceleme yetkisi ağır ceza mahkemesi
başkanına aittir.
c) Asliye ceza mahkemesi hâkimi tarafından verilen kararlara yapılacak
itirazların incelenmesi, yargı çevresinde bulundukları ağır ceza mahkemesine ve
bu mahkeme ile başkanı tarafından verilen kararlar hakkındaki itirazların
incelenmesi, o yerde ağır ceza mahkemesinin birden çok dairesinin bulunması
hâlinde, numara olarak kendisini izleyen daireye; son numaralı daire için
birinci daireye; o yerde ağır ceza mahkemesinin tek dairesi varsa, en yakın
ağır ceza mahkemesine aittir.
d) Naip hâkim kararlarına yapılacak itirazların incelenmesi, mensup
oldukları ağır ceza mahkemesi başkanına, istinabe olunan mahkeme kararlarına
karşı yukarıdaki bentlerde belirtilen esaslara göre bulundukları yerdeki
mahkeme başkanı veya mahkemeye aittir.
e) Bölge adliye mahkemesi ceza dairelerinin kararları ile Yargıtay ceza
dairelerinin esas mahkeme olarak baktıkları davalarda verdikleri kararlara
yapılan itirazlarda; üyenin kararını görevli olduğu dairenin başkanı, daire
başkanı ile ceza dairesinin kararını numara itibarıyla izleyen ceza dairesi;
son numaralı daire söz konusu ise birinci ceza dairesi inceler.
İtirazın kararın yerine getirilmesinde etkisi
Sulh ceza hâkimliği tarafından adli kontrol ya da tutuklamaya dair kurulan hükümlere vaki itirazları inceleme görevi, o yargı çevresinde faaliyet gösteren asliye ceza mahkemesi hâkimindedir. Sulh ceza görev alanı kapsamındaki işlerin doğrudan asliye ceza hâkimince yürütüldüğü adliyelerde ise inceleme mercii ağır ceza mahkemesi başkanıdır. Asliye ceza mahkemesi hâkiminin tesis ettiği kararlara itiraz edildiğinde dosya, ilgili yargı çevresindeki ağır ceza mahkemesine sevk edilir. Ağır ceza mahkemesi heyetince yahut mahkeme başkanınca verilen kararlara itiraz halinde ise o adliyede birden fazla daire varsa inceleme sayısal sıraya göre bir sonraki dairece, son numaralı heyetin kararlarında ilk dairece yürütülür; mahkeme yalnızca tek bir daireden oluşuyorsa en yakın yerdeki ağır ceza mahkemesi incelemeyi tamamlar.
Adli Kontrol Hükümlerine Uymamanın Sonuçları
Adli kontrol yükümlülüklerini isteyerek yerine getirmeyen şüpheli ya da sanık bakımından, suçun gerektirdiği hapis cezasının vadesi gözetilmeksizin yetkili yargı makamı derhal tutuklama kararı tesis edebilir. Yargılama evresinde mahkûmiyet kararı tesis edilmiş ve kanun yolu incelemesi için istinaf ya da temyize gidilmiş olsa dahi, sisteme ait UYAP verileri incelenerek kararı veren ilk derece mahkemesince de tutuklama kararı verilebilir. Diğer taraftan yasal azami tutukluluk süresinin dolması sebebiyle uygulanan adli kontrol yükümlülüklerinin çiğnenmesi durumunda da tutuklamaya gidilebilir; ancak bu haldeki tutukluluk süresi ağır ceza mahkemesinin görev alanındaki dosyalarda dokuz ayı, diğer görev sahalarında ise iki ayı geçemez.
5271 sayılı CEZA MUHAKEMESİ KANUNU m. 112Kaynağı aç
getirmeyen şüpheli veya sanık hakkında, hükmedilebilecek hapis cezasının süresi
ne olursa olsun, yetkili yargı mercii hemen tutuklama kararı verebilir. (Ek
cümle:14/4/2020-7242/16 md.) Hakkında mahkûmiyet hükmü verilmiş ve bu
hükümle ilgili olarak istinaf veya temyiz kanun yoluna başvurulmuş olması
hâlinde, UYAP kayıtlarını incelemek suretiyle hükmü veren ilk derece mahkemesi
de tutuklama kararı verebilir.
(2) (Ek: 24/11/2016-6763/24 md.) Birinci fıkra hükmü, azami
tutukluluk süresinin dolması nedeniyle verilen adli kontrol tedbirinin ihlali
hâlinde de uygulanabilir. Ancak, bu durumda tutuklama süresi ağır ceza
mahkemesinin görevine giren işlerde dokuz aydan, diğer işlerde iki aydan fazla olamaz.
Güvence
Adli Sicil Durumu ve Haksız Uygulamada Tazminat
Adli kontrol nihai bir mahkûmiyet veya ceza mahkemesi kararıyla verilen bir hüküm çeşidi olmadığından adli sicil kaydına işlenmez. 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu'nun 141 inci maddesinin birinci fıkrasında adli kontrol tedbiri açıkça belirtilmemiştir. Bununla beraber, tedbirin mahkemece kaldırılmasına karşın ilgili mercilere bildirilmemesi sebebiyle fiilen uygulanmaya devam edildiği ya da temel hak ve özgürlükleri ölçüsüz derecede aşacak şekilde uzun süre sürdürüldüğü somut olaylarda, maddenin üçüncü fıkrası dayanak gösterilerek Devlet aleyhine tazminat sorumluluğu gündeme gelmiştir. Bu kapsamdaki somut uyuşmazlıkta, davacının talep dilekçesinde faiz başlangıç tarihini açıkça göstermemiş olması halinde yasal faizin dava tarihinden başlatılmasında bir isabetsizlik bulunmadığı sonucuna varılmıştır.
Yargıtay 12. Ceza Dairesi, E. 2019/13827, K. 2021/1802Kaynağı aç
"İçtihat Metni"
Mahkemesi :Ceza Dairesi
Dava : Koruma tedbirleri nedeniyle tazminat
Hüküm : İstinaf başvurusunun esastan reddi
Davacının tazminat talebinin kısmen kabulüne ilişkin hükme yönelik, İzmir Bölge Adliye Mahkemesi 14. Ceza Dairesi tarafından yapılan istinaf incelemesi sonucunda 17.05.2019 tarihli, 2018/1423 Esas, 2019/2050 Karar sayılı "istinaf başvurusunun esastan reddine" ilişkin kararı davacı tarafından temyiz edilmekle dosya incelenerek gereği düşünüldü:
Davacının hakkında uygulanmış olan konutu terk etmeme şeklindeki adli kontrol kararın 06.10.2016 tarihinde kaldırılmış olmasına rağmen durumun fark edilmeyerek 10.03.2017 tarihine kadar hukuka aykırı olarak uygulanmaya devam edilmesi nedeniyle asgari ücret üzerinden hesaplanacak maddi ve 2.000.000 TL manevi tazminatın yasal faizi ile ödenmesi talebine ilişkin davada, yerel mahkemece 6.945,25 TL maddi, 10.000 TL manevi tazminatın dava tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile davalıdan alınarak davacıya ödenmesine hükmedilmesi üzerine davacı ve davalı vekili tarafından yapılan istinaf başvurusu üzerine Bölge Adliye Mahkemesince yapılan istinaf incelemesi sonucunda istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmesinde;
Davacı hakkında Gebze Cumhuriyet Başsavcılığınca, Anayasal düzeni ortadan kaldırmaya teşebbüs etme, Türkiye Cumhuriyeti Hükümetini ortadan kaldırmaya veya görevini yapmasını engellemeye teşebbüs etme ve silahlı terör örgütüne üye olma suçları yönünden 18.07.2016 tarih ve 2016/13003 soruşturma no ile soruşturma evrakı açıldığı, bu kapsamda davacının tutuklama istemiyle Gebze Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından Gebze 2. Sulh Ceza Hakimliğine mevcutlu olarak gönderildiği, Gebze 2. Sulh Ceza Hakimliğinin 19.07.2016 tarih 2016/255 sorgu nolu sorgusunda davacı hakkında Gebze Cumhuriyet Başsavcılığının tutuklama talebinin reddi ile CMK’nın 109/3-a maddesi gereğince yurt dışına çıkamamak suretiyle adli kontrol altına alındığı, bu karara Gebze Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından itiraz edilerek tutuklamaya yönelik davacı hakkında yakalama emri düzenlenmesi talep edilmesi üzerine yapılan itiraz neticesinde Gebze 1. Sulh Ceza Hakimliğinin 21.07.2016 tarih 2016/2641 değişik iş sayılı kararı tutuklama talebinin reddine karar vererek davacı hakkında yurt dışına çıkamamak adli kontrol kararı yanı sıra CMK’nın 109/3-j maddesi gereğince davacının konutunu terk etmemek üzere adli kontrol altına alınmasına karar verildiği,
İzmir Denetimli Serbestlik Müdürlüğünün 25.12.2017 tarihli cevabından anlaşılacağı üzere davacının, kurumlarında, konutu terk etmemek şeklindeki adli kontrol dosyalarının infaz işlemleri 19.08.2016 tarihinde elektronik kelepçe takılmak suretiyle başlamış olduğu,
Davacı hakkında hükmedilen adli kontrol tedbiri hakkında, Ankara 3. Sulh Ceza Hakimliğinin 06.10.2016 tarihinde 2016/5174 değişik iş sayılı kararı ile; Gebze 1. Sulh Ceza Hakimliğinin 21.07.2016 tarih 2016/2641 ceza değişik iş dosyası sayılı, Gebze 2. Sulh Ceza Hakimliğinin 19.07.2016 tarih 2016/255 ceza sorgu Gebze 2. Sulh Ceza Hakimliğinin 2016/255 ceza sorgu kararlarına istinaden, Ankara Cumhuriyet Başsavcılığının 04.10.2016 tarih ve 2016/104109 sayılı yazılarıyla bulundukları talep üzerine, Gebze 1. Sulh Ceza Hakimliğinin 21.07.2016 tarih ve 2016/2641 değişik iş sayılı kararı ile uygulanan CMK’nın 109/3-j maddesince verilen konutu terk etmemek adli kontrol kararının kaldırılmasına karar verildiği, fakat bu kararın ilgili kurumlara bildirilmediği,
Davacının 16.02.2017 tarihli dilekçesi ile hakkında uygulanan konutu terk etmeme şeklindeki adli kontrol kararının kaldırılmasına yönelik talebi üzerine Samsun Cumhuriyet Başsavcılığınca 10.03.2017 tarih, 2017/6298 soruşturma nolu dosyası ile davacı hakkındaki konutu terk etmeme şeklindeki adli kontrolün kaldırılmasının talep edildiği ve talebi inceleyen Samsun 2. Sulh Ceza Hakimliğince 10.03.2017 tarih, 2017/1740 değişik iş sayılı kararı ile davacı hakkındaki konutu terk etmeme şeklindeki adli kontrol kararının Ankara 3. Sulh Ceza Hakimliğinin 06.10.2016 tarih, 2016/5174 değişik iş sayılı kararı ile kaldırılmış olduğunun anlaşılması nedeniyle talep hakkında karar verilmesine yer olmadığına karar verilmesi üzerine davacı hakkında konutu terk etmeme kararının kaldırılmış olduğun farkına varılarak uygulanmasına devam edilen tedbirin aynı gün denetimli serbestlik yetkililerinin gelerek elektronik kelepçenin çıkarılması suretiyle tedbire son verildiği belirlenmiştir.
Buna göre; davacı hakkında uygulanan adli kontrol tedbiri nedeniyle oluştuğu anlaşılan zararın CMK'nın 141/1. maddesi kapsamında açıkça lafzi olarak belirtilmediği, ancak 18.06.2014 tarih ve 6546 sayılı Kanunun 70. maddesiyle CMK'nın 141. maddesine eklenen 3. fıkradaki "Birinci fıkrada yazan hâller dışında, suç soruşturması veya kovuşturması sırasında kişisel kusur, haksız fiil veya diğer sorumluluk hâlleri de dâhil olmak üzere hâkimler ve Cumhuriyet savcılarının verdikleri kararlar veya yaptıkları işlemler nedeniyle tazminat davaları ancak Devlet aleyhine açılabilir" şeklindeki düzenleme nazara alındığında, davacı hakkında kaldırılmış olmasına rağmen uygulanmaya devam edilen adli kontrol tedbiri nedeniyle davacı yararına (hak ve nasafet ilkelerine uygun) makul oranda maddi ve manevi tazminata hükmedilmesinde bir isabetsizlik görülmemiş, davacının talep dilekçesinde hükmedilen tazminat miktarlarına uygulanacak yasal faizinin başlangıcının belirtilmemiş olması nedeniyle faiz başlangıcının dava tarihinden başlatılmasında bir isabetsizlik görülmediğinden tebliğnamedeki bu hususa ilişkin düzeltilerek onama isteyen görüşe iştirak edilmemiştir.
Yapılan yargılamaya, toplanıp karar yerinde gösterilen delillere, mahkemenin kovuşturma sonuçlarına uygun olarak oluşan kanaat ve takdirine, incelenen dosya kapsamına göre, davacının hükmedilen tazminat miktarının az olduğuna ilişkin temyiz itirazlarının reddiyle, usul ve Kanuna uygun bulunan İzmir Bölge Adliye Mahkemesi 14. Ceza Dairesinin 17.05.2019 tarihli, 2018/1423 Esas, 2019/2050 Karar sayılı istinaf başvurusunun esastan reddine ilişkin karara karşı yapılan temyiz isteminin isteme uygun olarak 5271 sayılı CMK'nın 302/1. maddesi uyarınca ESASTAN REDDİNE; 5271 sayılı CMK'nın 7165 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu ve Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanunun 8. maddesi ile değişik 304/1. maddesi uyarınca, dosyanın gereği için İzmir 12. Ağır Ceza Mahkemesine; kararın bir örneğinin de İzmir Bölge Adliye Mahkemesi 14. Ceza Dairesine iletilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına GÖNDERİLMESİNE, 22.02.2021 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.
Adli kontrol kararına itiraz süresi ne kadardır?
Kanunda ayrıca özel bir süre öngörülmeyen hallerde adli kontrol kararına karşı ilgililerin kararı öğrendiği tarihten itibaren iki hafta içinde itiraz yapılmalıdır.
Adli kontrolde ev hapsinde geçen süre cezadan indirilir mi?
Konutunu terk etmemek yükümlülüğü altında geçen her iki gün, kanun uyarınca cezanın mahsubunda bir gün olarak dikkate alınır.
Adli kontrol kararı sabıka kaydına işlenir mi?
Adli kontrol nihai bir mahkûmiyet veya ceza hükmü niteliği taşımadığından adli sicil kaydına işlenmez.
Adli kontrolün kaldırılması talebi ne kadar sürede karara bağlanır?
Şüpheli veya sanığın kaldırılma veya değiştirilme istemi üzerine Cumhuriyet savcısının görüşü alındıktan sonra hâkim veya mahkeme beş gün içinde karar verebilir.
Hukuki uyarı: Bu içerik genel bilgilendirme amacı taşır; somut olay değerlendirmesi için avukata başvurulmalıdır.
Hazırlayan: Av. Erdal Ersoy

