7417 Sayılı Kanun ile Vergi Mevzuatındaki Değişiklikler

by Avukat Erdal Ersoy
7417 Sayılı Kanun ile Vergi Mevzuatındaki Değişiklikler

7417 Sayılı Kanun ile Getirilen Temel Değişiklikler ve Yürürlük

7417 sayılı Kanun ile 6183 sayılı Amme Alacaklarının Tahsil Usulü Hakkında Kanun, 213 sayılı Vergi Usul Kanunu, 5520 sayılı Kurumlar Vergisi Kanunu ve 7394 sayılı Kanun kapsamında çeşitli düzenlemeler yapılmıştır. Gerçekleştirilen bu yasal düzenlemeler; kamu alacaklarının teminata bağlanmasından kurum kazançlarının vergilendirilmesine, idarenin yetki alanından usulsüzlük yaptırımlarına kadar vergi hukukunun farklı alanlarını kapsamaktadır.

Kanun kapsamında yer alan özel usulsüzlük cezalarındaki artışa dair hükümler 1 Ağustos 2022 tarihinde, diğer maddeler ise düzenlemenin yayımlandığı 5 Temmuz 2022 tarihinde yürürlüğe girmiştir.

Finans ve Sigorta Sektöründe Kurumlar Vergisi Oranı

5520 sayılı Kurumlar Vergisi Kanunu uyarınca bankalar, finansal kiralama, faktoring, finansman ve tasarruf finansman şirketleri, elektronik ödeme ve para kuruluşları, yetkili döviz müesseseleri, varlık yönetim şirketleri, sermaye piyasası kurumları ile sigorta, reasürans ve emeklilik şirketleri için kurumlar vergisi oranı yüzde 25 olarak tespit edilmiştir. 7417 sayılı Kanun ile yapılan düzenlemeyle söz konusu yüzde 25 oranının 2023 yılını izleyen vergilendirme dönemlerine ait kurum kazançlarına da tatbik edileceği hüküm altına alınmıştır.

Kamu Alacaklarında Kefalet Senetlerinin Teminat Kabul Edilmesi

6183 sayılı Amme Alacaklarının Tahsil Usulü Hakkında Kanun'un 10. maddesinin birinci fıkrasının (2) numaralı bendinde yapılan değişiklikle teminat kapsamı genişletilmiştir. Önceden bankalar ve özel finans kurumları tarafından verilen süresiz teminat mektupları aranmaktayken, yapılan düzenleme ile bankalar tarafından verilen süresiz ve şartsız teminat mektuplarının yanında sigorta şirketleri tarafından düzenlenen süresiz ve şartsız kefalet senetleri de amme alacaklarında teminat olarak kabul edilmiştir.

Gerçek Faydalanıcı Bildirimi ve İdarenin Düzenleme Yetkisi

7417 sayılı Kanun'un 26. maddesiyle 213 sayılı Vergi Usul Kanunu'nun mükerrer 257. maddesinin birinci fıkrasına eklenen (9) numaralı bent ile Hazine ve Maliye Bakanlığına yetki tanınmıştır. Hüküm uyarınca Bakanlık; tüzel kişiler ile tüzel kişiliği bulunmayan teşekküllerin gerçek faydalanıcı bilgisinin sıhhatli biçimde belirlenmesi amacıyla kimlerin bu kapsama dahil olduğunu tayin etmeye, ilgililere bildirim verme zorunluluğu getirmeye, bildirimlerin şekil ve usullerini oluşturmaya, mükellef grupları ve sektörler bazında ayrımlar yapmaya ve bu kayıtların elektronik ortamda saklanıp ibraz edilmesine dair kuralları belirlemeye yetkili kılınmıştır.

Danıştay 4. Daire, E. 2021/8785, K. 2022/8755Kaynağı aç
Danıştay 4. Daire Başkanlığı         2021/8785 E.  ,  2022/8755 K. "İçtihat Metni" T.C. D A N I Ş T A Y DÖRDÜNCÜ DAİRE Esas No : 2021/8785 Karar No : 2022/8755 DAVACI : … Eğitim ve Danışmanlık Limited Şirketi VEKİLİ : Av. … DAVALI : … Bakanlığı VEKİLİ : Av. … – Av. … DAVANIN KONUSU :13/07/2021 tarih ve 31540 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanan 529 Sıra Nolu Vergi Usul Kanunu Genel Tebliği'nin "Diğer hususlar ve cezai yaptırım" başlıklı 8. maddesinin 2. fıkrası ile "İlk bildirim" başlıklı geçici 1. maddesinin iptali istenilmektedir. DAVACININ İDDİALARI : Dava konusu tebliğ ile bildirilmesi istenilen tüm bilgilerin Ticaret Sicil Müdürlüklerinde olduğu, ayrıca kayıtlı mükellefi olduğu Vergi Dairesi Müdürlüğünde şirket ortaklık yapısı, ortaklık pay oranları ile ortakların ikametgâh adres ve iletişim bilgileri bulunduğundan, zaten mevcut bulunan bilgilerin tekrar istenildiği, tebliğin dayanağı olarak gösterilen 3. maddeye bakıldığında, gerçek faydalanıcı bilgisi ile ilgili bir maddenin yer almadığı, bildirim yükümlüsü mükelleflere süre verilmeden cezai müeyyide uygulandığı, kişi ve kurumların aynı suç/kabahat nedeniyle bir kez cezalandırılmasının esas olmasına rağmen tebliğ ile bildirilmemesi suç olan ve Türk Ticaret Kanunu’na göre idari para cezası uygulanan bir fiil için tekrar ceza uygulanmasına neden olunacağı gerekçeleriyle iptali istenilmektedir. DAVALININ SAVUNMASI : Dava konusu edilen tebliğ ile uluslararası anlaşmalara uygun olarak yükümlülükler getirildiği, ülkemizin taraf olduğu (OECD ve BM nezdinde) Uluslararası vergi anlaşmaları gereğince taraf olan ülkelere karşı sorumluluklarından birisi de gerçek faydalanıcı bilgisinin istenmesi halinde buna ilişkin bilgi verme yükümlülüğü olduğu, Çifte Vergiyi Önleme Anlaşmaları gereğince 03/11/2011 tarihinde imzalanan, 03/05/2017 tarih ve 7018 sayılı Kanunla kabul edilen ve 01/07/2018 tarihi itibariyle yürürlüğe giren Vergi Konularında Karşılıklı İdari Yardımlaşma Sözleşmesi ve 5 ülke ile yürürlükte olan "Vergi Konularında Bilgi Değişimi Anlaşmaları" kapsamında gerçek faydalanıcı bilgisi talep edildiğinde anlaşma veya sözleşmeye taraf ülkelere bilgi sağlanabilmesi için söz konusu bilgiye uluslararası bilgi değişimini yürüten Gelir İdaresi Başkanlığı tarafından erişilebilir olması gerektiği, Vergi Usul Kanunu'nun 148 ve 149. maddelerinde yer alan bilgi verme yükümlülüklerine ilave olarak aynı kanunun 152/A maddesi uyarınca, Gelir İdaresi Başkanlığının uluslararası anlaşmalarda yer alan bilgi değişimi hükümleri çerçevesinde Bakanlıkça tespit edilecek usullere göre Kanun'un 1. maddesinde belirlenen şümulle sınırlı olmaksızın bilgi toplayabileceği ileri sürülerek davanın reddi gerektiği savunulmaktadır. DANIŞTAY TETKİK HÂKİMİ : … DÜŞÜNCESİ : Dava konusu tebliğin, ilgili Kanun maddelerinin Hazine ve Maliye Bakanlığı'na verdiği hak ve yetki kapsamında çıkarıldığı, üst hukuk normlarına aykırılık teşkil etmediği, dolayısıyla dava konusu tebliğin ilgili maddelerinde hukuka aykırılık bulunmadığı gerekçesiyle davanın reddi gerektiği düşünülmektedir. DANIŞTAY SAVCISI : Danıştay Savcısı … DÜŞÜNCESİ : Dava, T.C. Hazine ve Maliye Bakanlığınca 13/07/2021 tarih ve 31540 sayılı Resmi Gazetede yayımlanarak yürürlüğe giren 529 Sıra Nolu Vergi Usul Kanunu Genel Tebliğinin "Diğer hususlar ve cezai yaptırım" başlıklı 8. maddesinin ve "İlk bildirim" başlıklı geçici 1. maddesinin iptali istemi ile açılmıştır. İPTALİ İSTENİLEN DÜZENLEMELER: 529 sayılı Vergi Usul Genel Tebliğinin "Diğer hususlar ve cezai yaptırım" başlıklı 8. maddesinde, "gerçek faydalanıcı bilgisi bildirimine konu edilen bilgilerin mükellefler tarafından, bildirimin verildiği tarihi takip eden takvim yılının başından itibaren 5 yıl süreyle muhafaza edilmesi gerektiği; bu Tebliğde yapılan düzenlemeler kapsamında bildirilmesi gereken bilgileri bildirmeyen, eksik veya yanıltıcı bildirimde bulunan mükellefler hakkında 213 sayılı Kanun'un ilgili ceza hükümlerinin tatbik olunacağı; Mali Suçları Araştırma Kurulu Başkanlığı tarafından yapılacak araştırma, inceleme ve uluslararası bilgi değişimi ile vergi incelemesine yetkili olanlar tarafından yapılacak araştırma ve incelemeler neticesinde, 4. maddede yer verilen mükellef ve diğer kişilerin gerçek faydalanıcı bilgisine ilişkin hatalı kayıtların bulunduğunun tespit edilmesi halinde, gerekli cezai işlemlerin ve sicil kayıtlarında gerekli değişikliklerin yapılabilmesi amacıyla Gelir İdaresi Başkanlığına bilgi verileceği" öngörülmüş; Tebliğin "İlk bildirim" başlıklı Geçici 1. maddesinde, "gerçek faydalanıcı bilgisi verme yükümlülüğü getirilen kurumlar vergisi mükellefleri dahil bütün mükellefler ile diğer kişilerin, en geç 31/8/2021 günü sonuna kadar gerçek faydalanıcı bilgisini 6. maddenin ikinci fıkrasında belirtilen form ile elektronik ortamda Gelir İdaresi Başkanlığına bildirmeleri gerektiği" düzenlenmiştir. USULE YÖNELİK İNCELEME: 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 7. maddesinin 1. fıkrasında, dava açma süresinin, özel kanunlarında ayrı süre gösterilmeyen hallerde Danıştayda altmış gün olduğu; 4. fıkrasında da, ilanı gereken düzenleyici işlemlerde dava süresinin, ilan tarihini izleyen günden itibaren başlayacağı; ancak, bu işlemlerin uygulanması üzerine ilgililerin, düzenleyici işlem veya uygulanan işlem yahut her ikisi aleyhine birden dava açabilecekleri kurala bağlanmıştır. Yasal düzenlemelere göre, ilan tarihini izleyen günden itibaren işlemeye başlayan dava açma süresi içerisinde idari davaya konu edilmeyen düzenleyici işlemlerin, bu tarihten sonra davaya konu edilebilmeleri için, ilgililer hakkında uygulama işlemi kurulmuş olması; bireysel işlemlerin ise, birlikte dava konusu yapıldıkları düzenleyici işlemlerin uygulaması niteliğinde bulunması gerekmektedir. Kanun'un 7. maddesinde sözü edilen uygulama işlemi; ilgili idari birim tarafından, kural koyucu nitelikteki düzenleyici işlemlere dayanılarak kişiler hakkında tesis edilen işlemdir. Dosyadaki belgelerin ve UYAP kayıtlarının incelenmesinden, davacı adına 529 Sıra Nolu Vergi Usul Kanunu Genel Tebliğinde öngörülen; 31/08/2021 tarihine kadar verilmesi gereken gerçek faydalanıcı bildiriminin verilmemesi neden gösterilerek 213 sayılı Vergi Usul Kanunu'nun mükerrer 355. maddesinin 1. bendi uyarınca kesilen ve 20/09/2021 tarihinde davacıya tebliğ edilen özel usulsüzlük cezasına karşı yasal dava açma süresi içinde; 08/10/2021 tarihinde; Ankara Altıncı Vergi Mahkemesinin E:2021/1589 sayılı dosyasında dava açıldığı ve davanın derdest bulunduğu anlaşılmış olup, 2577 sayılı Kanun'un 7. maddesinin 4. fıkrasında öngörülen anlamda bir uygulama işlemi niteliğinde olduğu değerlendirilen cezanın tebliği üzerine, işlemin dayanağı Tebliğ hükümlerine karşı açılan davada süre aşımı bulunmadığı sonucuna varıldığından, davalı idarenin usule ilişkin iddialarına itibar edilmemiştir. ESASA YÖNELİK İNCELEME: Konu İlgili Yasal Düzenlemeler: 529 sayılı Genel Tebliğin 1. maddesinde, gelirlerin/servetlerin arkasındaki gerçek isimlerin bilinmesi vergi kaçakçılığı ile mücadele açısından büyük önem arz etttiği, ülkemizin de üyesi bulunduğu Ekonomik İşbirliği ve Kalkınma Teşkilatı Vergi Amaçlarına Yönelik Şeffaflık ve Bilgi Değişimi Küresel Forumunun vergi kaçakçılığıyla mücadele amacına yönelik olarak yürüttüğü çalışmalar bağlamında Küresel Forumun, faaliyetleri gereği şeffaflık ve bilgi değişimi konusunda ülkelerin uyması gereken uluslararası asgari standartlar oluşturmuş olup tüzel kişiliklerin ve tüzel kişiliği olmayan teşekküllerin gerçek faydalanıcısının bilinmesi hususunun standardın unsurlarından biri olarak kabul edildiği, bu konunun, suç gelirlerinin aklanması ve terörizmin finansmanının önlenmesi amacıyla Mali Eylem Görev Gücü tarafından belirlenen tavsiyelerde de karşılık bulduğu, bu kapsamda, tüzel kişiler ve tüzel kişiliği olmayan teşekküllerin gerçek faydalanıcı bilgisinin güncel, tam ve doğru bir şekilde tespit edilebilmesi amacıyla gerçek faydalanıcının belirlenmesine ve bildirilmesine ilişkin olarak bildirim zorunluluğu getirilen mükelleflerin kapsamı, bildirimin şekli, bildirimde bulunulacak dönem, bildirim verme zamanı, bildirimin gönderilme usulü ile uygulamaya ilişkin diğer usul ve esasların belirlenmesinin bu Tebliğin konusunu teşkil ettiği açıklanmış; Tebliğin 2. maddesinde, gerçek faydalanıcının, tüzel kişi veya tüzel kişiliği olmayan teşekkülleri nihai olarak kontrolünde bulunduran ya da bunlar üzerinde nihai nüfuz sahibi olan gerçek kişi veya kişileri; Bakanlığın, Maliye Bakanlığını; bu Tebliğ uygulamasında ifade edilen Tedbirler Yönetmeliğinin, 11/10/2007 tarih ve 2007/13012 sayılı Bakanlar Kurulu Kararı ile yürürlüğe konulan, Suç Gelirlerinin Aklanmasının ve Terörün Finansmanının Önlenmesine Dair Tedbirler Hakkında Yönetmeliği ifade ettiği ortaya konulmuştur. Tebliğ, 3/11/2011 tarihinde imzalanan ve 3/5/2017 tarihli ve 7018 sayılı Kanunla onaylanması uygun bulunan ve 1/7/2018 tarihinde yürürlüğe giren Vergi Konularında Karşılıklı İdari Yardımlaşma Sözleşmesi, yürürlükteki Çifte Vergilendirmeyi Önleme Anlaşmaları ile 4/1/1961 tarihli ve 213 sayılı Vergi Usul Kanunu'nun 148, 149, 152/A ve 256. maddeleri ve mükerrer 257. maddesinin birinci fıkrasının (4) numaralı bendine dayanılarak hazırlanmıştır. Suç gelirlerinin aklanmasının önlenmesine ilişkin usul ve esasların belirlenmesi amacıyla 18/10/2006 tarih ve 26323 sayılı Resmi Gazetede yayımlanarak konulan 5549 sayılı Suç Gelirlerinin Aklanmasının Önlenmesi Hakkında Kanun'un "Tanımlar" başlıklı 2. maddesinin (d) işaretli bendinde Kanunun uygulanmasında "yükümlü" olanlar sayma yoluyla gösterilmiş; "Müşterinin Tanınması" başlıklı 3. maddesinde, yükümlülerin müşterinin tanımasına ilişkin esaslar kapsamında, kendileri nezdinde yapılan veya aracılık ettikleri işlemlerde işlem yapılmadan önce, işlem yapanlar ile nam veya hesaplarına işlem yapılanların kimliklerini tespit etmek ve diğer tedbirleri almak zorunda oldukları, kimlik tespitini gerektiren işlem türlerini belirlemeye Bakanlığın(Maliye Bakanlığı) yetkili olduğu, bunların parasal sınırları ile müşterinin tanınmasına ilişkin ve konuyla diğer usul ve esasların yönetmelikle belirleneceği; "Şüpheli işlem bildirimi" başlıklı 4. maddesinde, yükümlüler nezdinde veya bunlar aracılıyla yapılan veya yapılmaya teşebbüs edilen işlemlere konu mal varlığının yasa dışı yollardan elde edildiğine veya yasa dışı amaçlarla kullanıldığına dair herhangi bir bilgi, şüphe veya şüpheyi gerektirecek bir hususun bulunması halinde bu işlemlerin yükümlüler tarafından Başkanlığa (Mali Suçları Araştırma Kurulu Başkanlığı) bildirilmesinin zorunlu olduğu, yükümlülerin hangi faaliyetlerinden dolayı ve hangi usul ve esaslara göre şüpheli işlem bildiriminde bulunulacağının yönetmelikle belirleneceği kurala bağlanmış; Kanun'un 6. maddesinde "yükümlüler"in maddede gösterilen işlemlerle ilgili olarak devamlı bilgi verme zorunluluğu bulunduğu düzenlenmiş, "Bilgi ve belge verme" başlıklı 7. maddesinde, kamu kurum ve kuruluşları, gerçek ve tüzel kişiler ve ile tüzel kişiliği olmayan kuruluşların, Başkanlık ve denetim elemanları tarafından istenebilecek her türlü bilgi, belge ve bunlara ilişkin her türlü ortamdaki kayıtları, bu kayıtlara erişimi sağlamak veya okunabilir hale getirmek için gerekli tüm bilgi ve şifreleri tam ve doğru olarak vermek ve gerekli kolaylığı sağlamakla yükümlü olduğu, talepte bulunulanların savunma hakkına ilişkin hükümler saklı kalmak kaydıyla, özel kanunlarda yazılı hükümleri ileri sürerek bilgi ve belge vermekten kaçınamayacakları; "Muhafaza ve ibraz" başlıklı 8. maddesinde, yükümlülerin, bu Kanunla getirilen yükümlülüklere ve işlemlerine ilişkin her türlü ortamdaki; belgeleri düzenleme tarihinden, defter ve kayıtları son kayıt tarihinden, kimlik tespitine ilişkin belgeleri ise son işlem tarihinden itibaren sekiz yıl süreyle muhafaza ve istenmesi halinde yetkililere ibraz etmekle yükümlü olduğu hüküm altına alınmıştır. Kanun'un Üçüncü Bölümünde yer verilen "Yükümlülük ihlali halinde idari ceza" başlıklı 13. maddesinin 1. fıkrasında, bu Kanunun 3, 5, 6. maddeleri kapsamındaki yükümlülüklerin ihlal edilmesi halinde; 2. fıkrasında, Kanun'un 5. maddesinin birinci fıkrasında yer alan yükümlülüklere aykırı hareket edilmesinin tespiti halinde yükümlüye uygulanacak idari ceza; 3. fıkrasında, Kanun'un 5. maddesinin birinci fıkrasında belirtilen yükümlülüklere uymayan sorumlu yönetim kurulu üyesine, yoksa üst düzey yöneticisine uygulanacak idari ceza; 4. fıkrasında, Kanun'un 9/A gereği getirilen elektronik tebligata ilişkin yükümlülüklerini yerine getirmediği tespit edilen kişi, kurum veya kuruluşlarına uygulanacak idari cezaya ilişkin usul ve esaslar kurala bağlanmış; 5. fıkrasında, maddenin birinci ve ikinci fıkrası kapsamında uygulanacak cezanın üst sınırı belirtilmiş ve üst tutardan ceza uygulanan yükümlüler nezdinde takip eden yılda aynı neviden bir yükümlülük ihlali olması durumunda uygulanacak cezanın esası düzenlenmiş; 6. fıkrasında, yükümlülüğün ihlal edildiği tarihten itibaren sekiz yıl geçtikten sonra idari para cezası verilemeyeceği; 7. fıkrasında ise, bu madde ile ilgili diğer usul ve esasların Bakanlık tarafından çıkarılacak yönetmelikle belirleneceği hüküm altına alınmıştır. Aynı Kanun'un "Yönetmelikler" başlıklı 27. maddesinde, aralarında Kanun'un 2/d, 3,4,6, ve 7. maddelerinin de sayıldığı hükümlerinde belirtilen hususlara ilişkin usul ve esasların Bakanlar Kurulunca Kanun'un yayımı tarihini izleyen altı ay içinde çıkarılacak yönetmeliklerle düzenleneceği kurala bağlanmış; 02/07/2018 tarih ve 703 sayılı Kanun Hükmünde Kararnamenin 15. maddesiyle, bu maddede yer alan "Bakanlar Kurulunca Kanunun yayımı tarihini izleyen altı ay içinde çıkarılacak" ibaresi "Cumhurbaşkanınca çıkarılan" şeklinde değiştirilmiştir. 5549 sayılı Kanun'un 27. maddesine dayanılarak ve Kanun'un uygulanmasına yönelik olarak; suç gelirlerinin aklanmasının ve terörün finansmanının önlenmesi amacıyla; yükümlüler, yükümlülükler, yükümlülüklere uyumun denetimi, gümrük idaresine açıklama yapılması ve diğer tedbirlere ilişkin usul ve esasları düzenlemek amacıyla hazırlanarak 10/12/2007 tarih ve 2007/13012 sayılı Bakanlar Kurulu Kararı ile yürürlüğe konulan ve yukarıda değinilen hükümleri davaya konu yapılan 529 sayılı Genel Tebliğde atıfta bulunulan, Suç Gelirlerinin Aklanmasının ve Terörün Finansmanının Önlenmesine Dair Tedbirler Hakkında Yönetmeliğin 3. maddesinin birinci fıkrasının (h) bendinde "gerçek faydalanıcı"nın, yükümlü nezdinde adına işlem yapılan gerçek kişi, tüzel kişi veya tüzel kişiliği olmayan teşekkülleri kontrolünde bulunduran ya da bunlara ait hesap ya da işlemin nihai faydalanıcısı durumunda olan gerçek kişi veya kişileri ifade ettiği düzenlenmiş; maddenin, 02/10/2010 tarih ve 27450 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanan Suç Gelirlerinin Aklanmasının ve Terörün Finansmanının Önlenmesine Dair Tedbirler Hakkında Yönetmelikte Değişiklik Yapılmasına Dair Yönetmeliğin 1. maddesi ile değiştirilen (h) bendinde "gerçek faydalanıcı", "yükümlü nezdinde işlem gerçekleştirilen gerçek kişiler, adına işlem yapılan gerçek kişi, tüzel kişi veya tüzel kişiliği olmayan teşekkülleri kontrolünde bulunduran ya da bunlara ait hesap ya da işlemin nihai faydalanıcısı durumunda olan gerçek kişi veya kişiler" olarak tanımlanmıştır. 213 sayılı Vergi Usul Kanunu'nun 529 sayılı Genel Tebliğe dayanak olarak gösterilen; 148. maddesinde, "Kamu idare ve müesseseleri, mükellefler veya mükelleflerle muamelede bulunan diğer gerçek ve tüzel kişiler, Maliye Bakanlığının veya vergi incelemesi yapmaya yetkili olanların istiyecekleri bilgileri vermeye mecburdurlar. Bilgiler yazı veya sözle istenilir. Sözle istenen bilgileri vermeyenlere keyfiyet yazı ile tekit ve cevap vermeleri için kendilerine münasip bir mühlet tayin olunur. Bilgi istenmek üzere ilgililer vergi dairesine zorla getirilemez." 149. maddesinde, "Kamu idare ve müsseseleri (Kamu hizmeti ifa eden kurum ve kuruluşlar dahil) ile gerçek ve tüzelkişiler vergilendirmeye ilişkin olaylarla ilgili olarak Hazine ve Maliye Bakanlığı ve vergi dairesince kendilerinden yazı ile istenecek bilgileri belli fasılalarla ve devamlı olarak yazı ile vermeye mecburdurlar." 256. maddesinde, "….. gerçek ve tüzel kişiler ile mükerrer 257. madde ile getirilen zorunluluklara tabi olanlar, muhafaza etmek zorunda oldukları her türlü defter, belge ve karneler ile vermek zorunda bulundukları bilgilere ilişkin mikro fış, mikro film, manyetik teyp, disket ve benzeri ortamlardaki kayıtlarını ve bu kayıtlara erişim veya kayıtları okunabilir hale getirmek için gerekli tüm bilgi ve şifreleri muhafaza süresi içerisinde yetkili makam ve memurların talebi üzerine ibraz ve inceleme için arz etmek zorundadırlar. Bu zorunluluk Hazine ve Maliye Bakanlığınca belirlenecek usule uygun olarak, tasdike ve 3568 sayılı Kanun'un 8/A maddesi uyarınca düzenlenecek katma değer vergisi iadesine dayanak teşkil eden rapora konu hesap ve işlemlerin doğrulanması için gerekli kayıt ve belgelerle sınırlı olmak üzere, bu hesap ve işlemlere doğrudan ya da silsile yoluyla taraf olanlara, defter ve belglerinin tetkiki amacıyla yeminli mali müşavirler ve serbest muhasebeci mali müşavirler tarafından yapılan talepler için de geçerlidir." hükümlerine yer verilmiş; Mükerrer 257 maddesinin birinci fıkrasının (4) işaretli bendinde; bu Kanun'un 149. maddesine göre devamlı bilgi vermek zorunda olanlardan istenilen bilgiler ile beyanname, bildirim, yazı, dilekçe, tutanak, rapor ve diğer belgelerin, şifre, elektronik imza veya diğer güvenlik araçları kullanılmak suretiyle internet de dâhil olmak üzere her türlü elektronik bilgi iletişim araç ve ortamında verilmesine, beyanname, bildirim, yazı, dilekçe, tutanak, rapor ve diğer belgelerin yetki verilmiş gerçek veya tüzel kişiler aracı kılınarak gönderilmesi hususlarında izin vermeye, standart belirlemeye veya zorunluluk getirmeye, beyanname, bildirim, yazı, dilekçe, tutanak, rapor ve diğer belgeler ile bilgilerin aktarımında uyulacak format ve standartlar ile uygulamaya ilişkin usul ve esasları tespit etmeye, bu zorunluluk veya standartları beyanname, bildirim, yazı, dilekçe, tutanak, rapor ve diğer belgeler veya bilgi ve işlem çeşitleri, mükellef grupları ve faaliyet konuları itibarıyla ayrı ayrı uygulatmaya ya da belirlemeye, kanuni süresinden sonra kendiliğinden veya pişmanlık talepli olarak verilen beyannameler üzerine düzenlenen tahakkuk fişi ve/veya ihbarnameler ile süresinden sonra verilen bildirim, yazı, dilekçe, tutanak, rapor ve diğer belgelere istinaden düzenlenen ihbarnameleri, mükellefe, vergi sorumlusuna veya bunların elektronik ortamda beyanname, bildirim, yazı, dilekçe, tutanak, rapor ve diğer belgeleri gönderme yetkisi verdiği gerçek veya tüzel kişiye elektronik ortamda tebliğ etmeye, bildirim, yazı, dilekçe, tutanak, rapor ve diğer belgelere ilişkin yapılan işlemlerin sonuçlarını internet de dahil olmak üzere her türlü elektronik bilgi iletişim araç ve ortamında ilgili kişilere göndermeye ve bunların uygulanmasına ilişkin usul ve esasları belirlemeye Hazine ve Maliye Bakanlığının yetkili olduğu kurala bağlanmış; 05/07/2022 tarihinde yürürlüğe giren 7417 sayılı Kanun'un 26. maddesi ile, 213 sayılı Vergi Usul Kanunu'nun mükerrer 257. maddesinin birinci fıkrasına (8) numaralı bendinden sonra gelmek üzere eklenen 9. bent ile, tüzel kişiler ve tüzel kişiliği olmayan teşekküllerin gerçek faydalanıcı bilgisinin güncel, tam ve doğru bir şekilde tespit edilebilmesi için gerçek faydalanıcının kapsamının belirlenmesi, bu kapsama girenlerin bildirilmesi zorunluluğunun getirilmesi, bildirimin içerik, format, standart, verilme süresi ve yönteminin belirlenmesi, bunlarda değişiklik yapma, bildirim verme yükümlülüğünü sektör, mükellef grupları ve mükellefiyet durumları itibarıyla belirleme, bu bent kapsamındaki bilgi ve bildirimlerin elektronik ortamda muhafaza ve ibraz edilmesi yükümlülüğü getirme ve uygulamaya ilişkin diğer usul ve esasların belirlenmesinde de Hazine ve Maliye Bakanlığı yetkili kılınmıştır. Kanun'un mükerrer 355. maddesinin birinci fıkrasında, bu Kanun'un 148,149, 256 ve mükerrer 257. maddesi uyarınca getirilen zorunluluklara uymayanlara (Kamu idare ve müesseselerinde bilgi verme görevini yerine getirmeyen yöneticiler dahil) yine bu maddede belirtilen mükellef sınıfları gözetilerek özel usulsüzlük cezası kesileceği hüküm altına alınmış; maddenin birinci fıkrasına, 7417 sayılı Kanun'un 28. maddesi hükmü ile, "mükerrer 257. maddenin birinci fıkrasının (9) numaralı bendi ile getirilen zorunluluklara uymayanlara (1) numaralı bentte yer alan özel usulsüzlük cezasının 3 katı uygulanacağı" kuralı eklenmiştir. HUKUKİ DEĞERLENDİRME: 529 sayılı Vergi Usul Genel Tebliğinin "Diğer hususlar ve cezai yaptırım" başlıklı 8. maddesi yönünden: T.C.Anayasasının 124. maddesinde, kamu tüzel kişilerinin, kendi görev alanlarını ilgilendiren kanunların ve tüzüklerin uygulanmasını sağlamak üzere ve bunlara aykırı olmamak şartıyla, düzenleme yetkisinin bulunduğu kurala bağlanmıştır. İdarenin düzenleme yetkisini kanunlar çerçevesinde ve kanunlara uygun olarak kullanması gereklidir. Bir alanın kanunla düzenlenmiş olması, idarenin düzenleme yetkisini kullanabilmesinin ön koşuludur. Kanunla düzenlenmiş bir hususta normlar hiyerarşisi içerisinde üst norma aykırı olmayan ve uygulanmasına açıklık getiren yönetmelik, tebliğ ve genelgeler, idarenin takdir yetkisinin objektifleştirilmesine hizmet eder. Dolayısıyla, yürütülen kamu hizmetinin ve tesis edilen işlemlerin nesnelleştirilmesiyle ilgililerine hukuki güvence sağlayan genel tebliğ hükümlerinin uygulanacağı tabiidir. Ancak, hiyerarşik sıralamada daha altta yer alan genel tebliğlerin, kendisinden üstte bulunan kanun ve yönetmelik hükümlerine aykırı hükümler içermeyeceği, başka bir deyişle alt norm niteliğindeki düzenleyici işlemlerin, bir hakkın kullanımını üst normlarda öngörülmeyen bir şekilde daraltamayacağı veya kısıtlayamayacağı açıktır. Anayasanın 38. maddesinin birinci fıkrasında yer verilen "Kimse, işlendiği zaman yürürlükte bulunan kanunun suç saymadığı bir fiilden dolayı cezalandırılamaz” kuralı ile "suçun kanuniliği"; üçüncü fıkrasında da “Ceza ve ceza yerine geçen güvenlik tedbirleri ancak kanunla konulur” ifadesine yer verilerek "cezanın kanuniliği ilkesi" güvence altına alınmıştır. Anayasada güvence altına alınan "suçta ve cezada kanunilik ilkesi" uyarınca, hangi eylemlerin yasaklandığının ve bu yasak eylemlere verilecek cezaların hiçbir kuşkuya yer bırakmayacak biçimde kanunda gösterilmesi, kuralın açık ve anlaşılır, sınırlarının belirli olması gerekmektedir. Kişilerin yasak eylemleri önceden bilmeleri düşüncesine dayanan bu ilkeyle temel hak ve özgürlüklerin güvence altına alınması amaçlanmaktadır. Anayasa'nın 38. maddesinde idari ve adli cezalar arasında bir ayrım yapılmadığından vergi suç ve cezaları da bu maddede öngörülen ilkelere tabidir. Vergi cezalarına ilişkin düzenlemelerin Anayasanın 38. maddesi kapsamında incelenmesinde, vergi kanunlarının bütüncül bir yaklaşımla ele alınması gerekir. Vergi, resim, harç veya benzeri mali yükümlülüklerle ilgili düzenlemeler yapılırken bu yükümlülüklere ilişkin tüm unsurların aynı kanun, madde veya fıkrada düzenlenmesi zorunlu değildir. Bu çerçevede kanunla belirlenmesi zorunlu olan temel unsurlar aynı kanunun farklı hükümlerinde düzenlenebileceği gibi farklı kanunlarda da düzenlenebilir. Anayasanın 38. maddesindeki suç ve cezalara ilişkin kanunilik ilkesi uyarınca vergi suç ve cezalarının düzenlenmesinde tek kaynak kanundur ve vergi idaresinin düzenleyici işlemleri ile vergi suç ve ceza kuralı konulamaz. 529 sayılı Tebliğin yayımlanma amacı ve içerdiği düzenlemeler incelendiğinde, Tebliğin suç gelirlerinin aklanması ve terörün finansmanının önüne geçilmesi kapsamında mal ve para akışının takibi sağlanarak gerekli tedbirlerin alınması amacıyla yürürlüğe konulan 5549 sayılı Kanun'da kurala bağlanan usul ve esasların belirlenmesi ve duyurulmasına yönelik olarak yayımlandığı anlaşılmaktadır. 5549 sayılı Kanun'da, kendileri nezdinde yapılan veya aracılık ettikleri işlemlerin gerçek mahiyetinin tespiti bakımından yükümlü sayılanların, bu işlemlere konu mal varlığının yasa dışı yollardan elde edildiğine veya yasa dışı amaçlarla kullanıldığına dair herhangi bir bilgi, şüphe veya şüpheyi gerektirecek bir husus bulunması halinde bu hususa ilişkin olarak Mali Suçları Araştırma Kurulu Başkanlığına bilgi vermek zorunda oldukları; bu Kanun kapsamındaki yükümlülük ve işlemlerine ilişkin her türlü ortamdaki bilgi, belge ve kaydı sekiz yıl süre ile muhafaza ve istenmesi halinde yetkililere ibraz etmek zorunda oldukları, yükümlülerin hangi faaliyetlerinden dolayı, hangi usul ve esaslar dahilinde bildirimde bulunacağının belirlenmesinde Maliye Bakanlığının yetkili kılındığı düzenlenmiş; yükümlülüklerin yerine getirilmemesi; ihlal edilmesi ya da yükümlülüklere aykırı hareket edilmesi halinde tutar ve sınırları açık olarak belirtilmek suretiyle hangi idari cezanın uygulanacağı hüküm altına alınmıştır. Aynı Kanun'un 27. maddesinde verilen yetkiye dayanılarak yayımlanan Yönetmelikte, yükümlü nezdinde işlem gerçekleştirilen gerçek kişiler, adına işlem yapılan gerçek kişi, tüzel kişi veya tüzel kişiliği olmayan teşekkülleri kontrolünde bulunduran ya da bunlara ait hesap ya da işlemin nihai faydalanıcısı durumunda olan gerçek kişi veya kişiler" gerçek faydalanıcı" olarak tanımlanmıştır. Bu itibarla, kurumlar vergisi mükellefleri de dahil olmak üzere tüm yükümlüler, Kanun'da düzenlenen kurallar kapsamında gerçek faydalanıcı ve şüpheli işleme ilişkin bilgi, belge ve kayıtlarla ilgili olarak yükümlü kılındıkları ödevler ve bu yükümlülüklerin yerine getirilmemesi nedeniyle öngörülen idari ceza kurallarına tabidir. 529 sayılı Genel Tebliğin 3. maddesinde, 213 sayılı Vergi Usul Kanunu'nun 148,149,152/A, 256. maddeleri ile mükerrer 257. maddesinin birinci fıkrasının (4) numaralı bendi Tebliğe dayanak olarak gösterilmiş; dava konusu yapılan 8. maddesinde, gerçek faydalanıcı bilgisi bildirimine konu edilen bilgi, belge ve kayıtların mükellefler tarafından, bildirimin verildiği tarihi takip eden takvim yılının başından itibaren 5 yıl süreyle muhafaza edilmesi gerektiği; bu Tebliğde yapılan düzenlemeler kapsamında bildirilmesi gereken bilgileri bildirmeyen, eksik veya yanıltıcı bildirimde bulunan mükellefler hakkında 213 sayılı Kanun'un ilgili ceza hükümlerinin tatbik olunacağı; Mali Suçları Araştırma Kurulu Başkanlığı tarafından yapılacak araştırma, inceleme ve uluslararası bilgi değişimi ile vergi incelemesine yetkili olanlar tarafından yapılacak araştırma ve incelemeler neticesinde, 4. maddede yer verilen mükellef ve diğer kişilerin gerçek faydalanıcı bilgisine ilişkin hatalı kayıtların bulunduğunun tespit edilmesi halinde, gerekli cezai işlemlerin ve sicil kayıtlarında gerekli değişikliklerin yapılabilmesi amacıyla Gelir İdaresi Başkanlığına bilgi verileceği öngörülmüştür. 213 sayılı Vergi Usul Kanunu'nun 1. maddesinde, bu Kanun hükümlerinin, Kanun'un ikinci maddesinde yazılı olanlar dışında genel bütçeye giren vergi,resim ve harçlar ile il özel idarelerine ve belediyelere ait vergi, resim ve ve harçlar ile bunlara bağlı vergi, resim ve harçlar hakkında uygulanacağı kurala bağlanmıştır. Kanun'un, Tebliğde dayanak gösterilen maddelerinde kurala bağlanan bilgi, belge ve kayıtların bildirimi ve gerektiğinde Maliye Bakanlığınca istenmesi halinde paylaşımına ilişkin yükümlülükler, vergilendirmeye ilişkin zorunluluklar olup, aynı Kanun'un mükerrer 355. maddesinde, bu hükümlerde verilen zorunluluklara uymayanlara uygulanacak cezaya dair usul ve esaslar düzenlenmiştir. Vergi mükellefleri, 213 sayılı Kanun'un 253. maddesi hükmü uyarınca, bu Kanun'a göre tutulan ve üçüncü kişilerle münasebet ve muamelelerine dair her tür evrak ile defterlerini ilgili yılı izleyen yıldan itibaren 5 yıl süre ile muhafaza ve gerektiğinde ibraz etmek zorundadır. 529 sayılı Tebliğin 8. maddesinde, bildirim zorunluluğu getirilen "gerçek faydalanıcı bildiriminin verilmemesi" fiilinin, 213 sayılı Kanunun ilgili ceza hükümlerinin tatbik edilmesini gerektireceği belirtilmek suretiyle, "gerçek faydalanıcı bildiriminde bulunulmaması" fiili, vergi cezasını gerektiren bir fiil olarak tanımlanmıştır. Ancak, Vergi Usul Kanunu'nun düzenlemeye dayanak alınan hükümlerinde yer verilen yükümlülükler, vergilendirmeye ilişkin hükümler olup, suç gelirlerinin aklanması ve terörün finansmanının önlenmesi amacıyla 5549 sayılı Kanun kapsamında getirilen yükümlüklerden farklı kapsamda usul ve esaslara tabidir. Nitekim, 213 sayılı Kanun'da düzenlenen muhafaza ve ibraz yükümlülüğüne dair zorunluluklar da, gerek muhafaza süresi gerek ibraza ilişkin usul ve esaslar bakımından farklıdır. Öte yandan, Tebliğin yayımlandığı ve davanın açıldığı tarihler itibarıyla, 213 sayılı Kanun'da gerçek faydalanıcı bildiriminde bulunulmaması fiili için ceza uygulanacağı yolunda bir kurala da yer verilmemiştir. Gerçek faydalanıcı bildirimine ilişkin olarak Vergi Usul Kanunu'nun 05/07/2022 tarihinde yürürlüğe giren 7417 sayılı Kanun'un 26. maddesi ile değişik 9. bendinde düzenleme yapılmış, 213 sayılı Kanunun mükerrer 355. maddesine 7417 sayılı Kanun'un 28. maddesiyle eklenen; "mükerrer 257. maddenin birinci fıkrasının (9) numaralı bendi ile getirilen zorunluluklara uymayanlara (1) numaralı bentte yer alan özel usulsüzlük cezasının 3 katının uygulanacağı" şeklindeki cümle ile bu Kanun'da tanımlanan fiil nedeniyle kesilecek ceza belirlenmiştir. Dolayısıyla, fiil için 213 sayılı Kanun'un ilgili ceza hükümlerinin tatbik olunacağı yolundaki düzenlemenin, Tebliğin yayımlandığı tarih itibarıyla dayanağı bulunmamaktadır. Kaldı ki; suç gelirlerinin aklanması ve terörün finansmanının önlenmesi amacıyla yürürlüğe konulan 5549 sayılı Kanun'da, gerçek faydalanıcının ve şüpheli işlemlerin tespiti ve bildirimine yönelik olarak düzenlenen kurallara uyulmaması halinde uygulanacak idari cezalar her bir fiil açık olarak düzenlenmiştir. Bu itibarla, Tebliğin 8. maddesinde öngörülen; fiil nedeniyle Vergi Usul Kanunu hükümleri uyarınca cezai yaptırım uygulanacağına ilişkin; düzenleme hukuka uygun düşmemiştir. Diğer taraftan, 5549 sayılı Kanun'da 8 yıl süre ile muhafaza edilmesi gerektiği düzenlenen bilgi, belge ve kayıtların, Vergi Usul Kanunu'nda vergilendirmeyle ilgili bilgi ve belgelerin muhafazası için öngörülen 5 yıllık süre boyunca saklanacağı yolundaki düzenlemenin de yasal dayanağı bulunmamaktadır. Düzenlemenin, Mali Suçları Araştırma Kurulu Başkanlığı tarafından yapılacak araştırma, inceleme ve uluslararası bilgi değişimi ile vergi incelemesine yetkili olanlar tarafından yapılacak araştırma ve incelemeler neticesinde, 4. maddede yer verilen mükellef ve diğer kişilerin gerçek faydalanıcı bilgisine ilişkin hatalı kayıtların bulunduğunun tespit edilmesi halinde, Gelir İdaresi Başkanlığına bilgi gerekli cezai işlemlerin ve sicil kayıtlarında gerekli değişikliklerin yapılabilmesi amacıyla Gelir İdaresi Başkanlığına bilgi verileceğine ilişkin kısmı ise bu nedenle mevzuata uygun görülmemiştir. Zira, 5549 sayılı Kanun kapsamında inceleme ve araştırma yapılacak inceleme ve araştırmalar sonucu bildirimde bulunulması zorunlu olan Maliye Bakanlığınca, yükümlüler ya da gerçek faydalanıcılar tarafından gerçekleştirilen işlemler dolayısıyla vergilendirmeye esas olacak bir olayın doğduğunun, vergi kaybına sebebiyet verildiğinin ya da mükellef ve mükellefiyetle ilgili değişiklik yapılması gerektiğinin saptanması durumunda, 213 sayılı Kanun ve diğer vergi Kanunlarında öngörülen usul ve esaslar dahilinde işlem yapılacağı, gerekirse ilgililer hakkında vergilendirme yapılacağı, ceza uygulanacağı ya da mükellefiyet kayıtlarında değişiklik gerçekleştirileceği tabidir. 529 sayılı Vergi Usul Genel Tebliğinin "İlk bildirim" başlıklı Geçici 1. maddesi yönünden: Yukarıda yer verilen açıklamalar karşısında, Tebliğin geçici 1. maddesinde öngörülen hükmün 5549 sayılı Kanun ve ilgili Yönetmelik hükümlerinde düzenlenen kurallara uygun bulunduğu; Maliye Bakanlığınca, 5549 sayılı Kanunla verilen yetkinin dışına çıkılarak üst normlarda öngörülmeyen yeni bir kural getirilmediği sonucuna varıldığından düzenlemede mevzuata aykırılık görülmemiştir. Açıklanan nedenlerle, davanın kısmen kabulü ile 529 sayılı Vergi Usul Kanununun 8. maddesinin iptali; Tebliğin geçici 1. maddesi yönünden davanın reddi gerektiği düşünülmüştür. TÜRK MİLLETİ ADINA Karar veren Danıştay Dördüncü Dairesince, Tetkik Hâkiminin açıklamaları dinlendikten ve dosyadaki belgeler incelendikten sonra gereği görüşüldü: MADDİ OLAY VE HUKUKİ SÜREÇ : Dava, 13/07/2021 tarih ve 31540 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanan 529 Sıra Nolu Vergi Usul Kanunu Genel Tebliği'nin "Diğer hususlar ve cezai yaptırım" başlıklı 8. maddesinin 2. fıkrası ile "İlk bildirim" başlıklı Geçici 1. maddesinin iptali istenilmektedir. İNCELEME VE GEREKÇE : USUL YÖNÜNDEN: Davalı idarece her ne kadar davanın süresinde açılmadığından bahisle süre itirazında bulunulmuş ise de; 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 7. maddesinin 1. fıkrasında, dava açma süresinin, özel kanunlarında ayrı süre gösterilmeyen hallerde Danıştayda altmış gün olduğu; 4. fıkrasında da, ilanı gereken düzenleyici işlemlerde dava süresinin, ilan tarihini izleyen günden itibaren başlayacağı; ancak, bu işlemlerin uygulanması üzerine ilgililerin, düzenleyici işlem veya uygulanan işlem yahut her ikisi aleyhine birden dava açabilecekleri kurala bağlanmıştır. Yasal düzenlemelere göre, ilan tarihini izleyen günden itibaren işlemeye başlayan dava açma süresi içerisinde idari davaya konu edilmeyen düzenleyici işlemlerin, bu tarihten sonra davaya konu edilebilmeleri için, ilgililer hakkında uygulama işlemi kurulmuş olması; bireysel işlemlerin ise, birlikte dava konusu yapıldıkları düzenleyici işlemlerin uygulaması niteliğinde bulunması gerekmektedir. Kanun'un 7. maddesinde sözü edilen uygulama işlemi; ilgili idari birim tarafından, kural koyucu nitelikteki düzenleyici işlemlere dayanılarak kişiler hakkında tesis edilen işlemdir. Dosyadaki bilgi ve belgelerin incelenmesinden, davacı adına 529 Sıra Nolu Vergi Usul Kanunu Genel Tebliğinde öngörülen; 31/08/2021 tarihine kadar verilmesi gereken gerçek faydalanıcı bildiriminin verilmemesi gerekçe gösterilerek 213 sayılı VUK'un mükerrer 355. maddesinin 1. bendi uyarınca kesilen ve 20/09/2021 tarihinde davacıya tebliğ edilen özel usulsüzlük cezasına karşı yasal dava açma süresi içinde, 08/10/2021 tarihinde …. Vergi Mahkemesinin E:… sayılı dosyasında dava açıldığı, davanın derdest olduğu, düzenleyici işleme karşı ise 14/10/2021 tarihinde görülmekte olan davanın açıldığı anlaşılmış olup, 2577 sayılı Kanun'un 7/4 maddesinde öngörülen anlamda bir uygulama işlemi niteliğinde olduğu değerlendirilen cezanın tebliği üzerine, işlemin dayanağı Tebliğ hükümlerine karşı açılan davada süre aşımı bulunmadığı sonucuna varıldığından, davalı idarenin usule ilişkin iddialarına itibar edilmemiştir. ESAS YÖNÜNDEN: 213 sayılı VUK'un "Bilgi Verme" başlığını taşıyan 148. maddesinde, kamu idare ve müesseseleri, mükellefler veya mükelleflerle muamelede bulunan diğer gerçek ve tüzel kişilerin, Maliye Bakanlığının veya vergi incelemesi yapmaya yetkili olanların isteyecekleri bilgileri vermeye mecbur oldukları, 149. maddesinde ise, kamu idare ve müesseseleri (Kamu hizmeti ifa eden kurum ve kuruluşlar dâhil) ile gerçek ve tüzel kişilerin vergilendirmeye ilişkin olaylarla ilgili olarak Maliye Bakanlığı ve vergi dairesince kendilerinden yazı ile istenecek bilgileri belli fasılalarla ve devamlı olarak yazı ile vermeye mecbur oldukları, 152/A maddesinde de Maliye Bakanlığı Gelir İdaresi Başkanlığı veya vergi incelemesi yapmaya yetkili olanları, usulüne uygun olarak yürürlüğe girmiş uluslararası anlaşmalarda yer alan bilgi değişimi hükümleri çerçevesinde, Maliye Bakanlığınca tespit edilecek usullere göre Kanun'un 1. maddesinde belirlenen şümulle sınırlı olmaksızın bilgi toplayabileceği hükmüne yer verilmiştir. Aynı Kanun'un 256. maddesinde geçen maddelerde yazılı gerçek ve tüzel kişiler ile mükerrer 257. madde ile getirilen zorunluluklara tabi olanlar, muhafaza etmek zorunda oldukları her türlü defter, belge ve karneler ile vermek zorunda bulundukları bilgilere ilişkin mikro fiş, mikro film, manyetik teyp, disket ve benzeri ortamlardaki kayıtlarını ve bu kayıtlara erişim veya kayıtları okunabilir hale getirmek için gerekli tüm bilgi ve şifreleri muhafaza süresi içerisinde yetkili makam ve memurların talebi üzerine ibraz ve inceleme için arz etmek zorunda oldukları, bu zorunluluğun Maliye Bakanlığınca belirlenecek usule uygun olarak, tasdike ve 3568 sayılı Kanun'un 8/A maddesi uyarınca düzenlenecek katma değer vergisi iadesine dayanak teşkil eden rapora konu hesap ve işlemlerin doğrulanması için gerekli kayıt ve belgelerle sınırlı olmak üzere, bu hesap ve işlemlere doğrudan ya da silsile yoluyla taraf olanlara, defter ve belglerinin tetkiki amacıyla yeminli mali müşavirler ve serbest muhasebeci mali müşavirler tarafından yapılan talepler için de geçerli olduğu, mükerrer 257. maddesinin 1. fıkrasının (4) numaralı bendinde, bu Kanun'un 149. maddesine göre devamlı bilgi vermek zorunda olanlardan istenilen bilgiler ile vergi beyannameleri ve bildirimlerin, şifre, elektronik imza veya diğer güvenlik araçları konulmak suretiyle internet de dâhil olmak üzere her türlü elektronik bilgi iletişim araç ve ortamında verilmesi, beyanname ve bildirimlerin yetki verilmiş gerçek veya tüzel kişiler aracı kılınarak gönderilmesi hususlarında izin vermeye veya zorunluluk getirmeye, beyanname, bildirim ve bilgilerin aktarımında uyulacak format ve standartlar ile uygulamaya ilişkin usul ve esasları tespit etmeye, bu zorunluluğu beyanname, bildirim veya bilgi çeşitleri, mükellef grupları ve faaliyet konuları itibarıyla ayrı ayrı uygulatmaya Maliye Bakanlığının yetkili olduğu hükmü yer almış, Kanun'un mükerrer 355. maddesinin 1. fıkrasında da, Kanun'un 86., 148., 149., 150., 256., ve 257. maddelerinde yer alan zorunluluklar ile mükerrer 257. madde hükmü uyarınca getirilen zorunluluklara uymayanlara özel usulsüzlük cezası kesileceği hükme bağlanmıştır. Davaya konu 13/07/2021 tarih ve 31540 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe giren 529 Sıra No'lu Vergi Usul Kanunu Genel Tebliği'nin "Amaç ve Kapsam" kapsamlı 1. maddesinde; "1) Gelirlerin/servetlerin arkasındaki gerçek isimlerin bilinmesi vergi kaçakçılığı ile mücadele açısından büyük önem arz etmektedir. Ülkemizin de üyesi bulunduğu Ekonomik İşbirliği ve Kalkınma Teşkilatı Vergi Amaçlarına Yönelik Şeffaflık ve Bilgi Değişimi Küresel Forumu (Küresel Forum), vergi kaçakçılığıyla mücadele amacına yönelik olarak çalışmalar yürütmektedir. Bu bağlamda, Küresel Forum, faaliyetleri gereği şeffaflık ve bilgi değişimi konusunda ülkelerin uyması gereken uluslararası asgari standartlar oluşturmuş olup tüzel kişiliklerin ve tüzel kişiliği olmayan teşekküllerin gerçek faydalanıcısının bilinmesi hususu standardın unsurlarından biridir. Bu konu, suç gelirlerinin aklanması ve terörizmin finansmanının önlenmesi amacıyla Mali Eylem Görev Gücü tarafından belirlenen tavsiyelerde de karşılık bulmaktadır. (2) Bu kapsamda, tüzel kişiler ve tüzel kişiliği olmayan teşekküllerin gerçek faydalanıcı bilgisinin güncel, tam ve doğru bir şekilde tespit edilebilmesi amacıyla gerçek faydalanıcının belirlenmesine ve bilinmesine ilişkin olarak bildirim zorunluluğu getirilen mükelleflerin kapsamı, bildirimin şekli, bildirimde bulunulacak dönem, bildirim verme zamanı, bildirimin gönderilme usulü ile uygulamaya ilişkin diğer usul ve esasların belirlenmesi bu Tebliğin konusunu teşkil etmektedir." 2. maddesinin (a) bendinde; Gerçek faydalanıcının, tüzel kişi veya tüzel kişiliği olmayan teşekkülleri nihai olarak kontrolünde bulunduran ya da bunlar üzerinde nihai nüfuz sahibi olan gerçek kişi veya kişileri ifade edeceği, "Dayanak" başlıklı 3. maddesinde; "Bu Tebliğ, 3/11/2011 tarihinde imzalanan ve 3/5/2017 tarihli ve 7018 sayılı Kanunla onaylanması uygun bulunan ve 5/7/2018 tarihinde yürürlüğe giren Vergi Konularında Karşılıklı İdari Yardımlaşma Sözleşmesi, yürürlükteki Çifte Vergilendirmeyi Önleme Anlaşmaları ile 4/1/1961 tarihli ve 213 sayılı Vergi Usul Kanunu'nun 148, 149, 152/A ve 256. maddeleri ve mükerrer 257. maddesinin birinci fıkrasının (4) numaralı bendine dayanılarak hazırlanmıştır." 4. maddesinde; "(1) Bu Tebliğin konusunu teşkil eden gerçek faydalanıcı bilgisi bildirimini, bildirim verme süresinin başladığı 1/8/2021 tarihi itibarıyla faal olan (tasfiye işlemi devam edenler dâhil); a) Kurumlar vergisi mükellefleri, b) Kollektif şirketlerde şirketi temsile yetkili kimse veya ortak, eshamsız komandit şirketlerde komandite ortaklardan biri ve adi ortaklıklar adına en yüksek ortaklık payına sahip kişi, Türkiye’de yönetim merkezi olan veya Türkiye’de mukim yöneticisi olan yabancı ülkede kurulmuş trust ve benzeri teşekküllerin yöneticileri, mütevellileri veya temsilcileri vermek zorundadırlar." "Diğer hususlar ve cezai yaptırım" başlıklı 8. maddesinin 2. bendinde; "Bu Tebliğde yapılan düzenlemeler kapsamında bildirilmesi gereken bilgileri bildirmeyen, eksik veya yanıltıcı bildirimde bulunan mükellefler hakkında 213 sayılı Kanun'un ilgili ceza hükümleri tatbik olunur." düzenlemelerine yer verilmiştir. Tebliğin "İlk bildirim" başlıklı geçici 1. maddesinde, "gerçek faydalanıcı bilgisi verme yükümlülüğü getirilen kurumlar vergisi mükellefleri dâhil bütün mükellefler ile diğer kişilerin, en geç 31/8/2021 günü sonuna kadar gerçek faydalanıcı bilgisini 6. maddenin ikinci fıkrasında belirtilen form ile elektronik ortamda Gelir İdaresi Başkanlığına bildirmeleri gerektiği" belirtilmiştir. DEĞERLENDİRME Anayasa'nın 38. maddesinin birinci fıkrasında "Kimse, işlendiği zaman yürürlükte bulunan kanunun suç saymadığı bir fiilden dolayı cezalandırılamaz” denilerek suçun kanuniliği; üçüncü fıkrasında da “Ceza ve ceza yerine geçen güvenlik tedbirleri ancak kanunla konulur” ifadesine yer verilerek cezanın kanuniliği ilkesi güvence altına alınmıştır. Anayasa'nın 38. maddesinde yer alan suçta ve cezada kanunilik ilkesi uyarınca hangi eylemlerin yasaklandığının ve bu yasak eylemlere verilecek cezaların hiçbir kuşkuya yer bırakmayacak biçimde kanunda gösterilmesi, kuralın açık, anlaşılır ve sınırlarının belli olması gerekmektedir. Kişilerin yasak eylemleri önceden bilmeleri düşüncesine dayanan bu ilkeyle temel hak ve özgürlüklerin güvence altına alınması amaçlanmaktadır. Anayasa'nın 38. maddesinde idari ve adli cezalar arasında bir ayrım yapılmadığından vergi suç ve cezaları da bu maddede öngörülen ilkelere tabidir. Vergi cezalarına ilişkin düzenlemelerin Anayasa’nın 38. maddesi kapsamında incelenmesinde vergi kanunlarının bütüncül bir yaklaşımla ele alınması gerekir. Vergi, resim, harç veya benzeri mali yükümlülüklerle ilgili düzenlemeler yapılırken bu yükümlülüklere ilişkin tüm unsurların aynı kanun, madde veya fıkrada düzenlenmesi zorunlu değildir. Bu çerçevede kanunla belirlenmesi zorunlu olan temel unsurlar aynı kanunun farklı hükümlerinde düzenlenebileceği gibi farklı kanunlarda da düzenlenebilir. Ancak Anayasanın 38. maddesindeki suç ve cezalara ilişkin kanunilik ilkesi uyarınca vergi suç ve cezalarının düzenlenmesinde tek kaynak kanundur ve vergi idaresinin düzenleyici işlemleri ile vergi suç ve ceza kuralı konulamaz. İhtilaf konusu 529 Sıra Nolu Vergi Usul Kanunu Genel Tebliği'nin "Diğer hususlar ve cezai yaptırım" başlıklı 8. maddesinin 2. fıkrasındaki; "Bu Tebliğde yapılan düzenlemeler kapsamında bildirilmesi gereken bilgileri bildirmeyen, eksik veya yanıltıcı bildirimde bulunan mükellefler hakkında 213 sayılı Kanun'un ilgili ceza hükümleri tatbik olunur." şeklindeki düzenleme ile anılan tebliğ ile bildirim zorunluluğu getirilen gerçek faydalanıcı bildiriminin verilmemesi fiilinin, 213 sayılı Kanun'un ilgili ceza hükümlerinin tatbik edilmesini gerektireceği belirtilmek suretiyle, anılan fiili vergi cezasını gerektiren bir fiil olarak tanımlamıştır. Tebliğe dayanak olarak gösterilen 213 sayılı Kanun'un 148, 149 ve mükerrer 257. maddelerinde yer alan zorunluluklara uymayanlara özel usulsüzlük cezası kesileceği hükme bağlanmıştır. Dolayısıyla Tebliğ hükümleri gereğince bildirim yapmayan mükelleflere özel usulsüzlük cezasının kesileceğine ilişkin hükmün 213 sayılı VUK' nun mükerrer 355. maddesine dayandığı, idarenin düzenleyici işlemiyle kanunda olmayan bir yaptırım ya da cezanın getirilmediği anlaşılmıştır. Bu durumda, yapılan düzenlemelerin Tebliğde dayanak gösterilen 213 sayılı VUK'nun "Bilgi Verme" başlıklı 148. maddesi, "Devamlı bilgi verme" başlıklı 149. maddesi, "Uluslararası anlaşmalar gereği bilgi değişimi" başlıklı 152/A maddesi, "Defter ve belgelerle diğer kayıtların ibraz mecburiyeti" başlıklı 256. maddesi ve "Yetki" başlıklı mükerrer 257. maddesinin (4) işaretli bendi hükümlerinde öngörülen düzenlemeler içeriği ile de çelişmediği, Tebliğ hükümleri ile üst normlarda yer almayan yeni bir düzenleme ve Kanun'da öngörülmeyen ceza ya da yaptırım getirilmediği dolayısıyla Tebliğ hükümlerinde üst norm kurallarına ve hukuka aykırılık bulunmadığı sonucuna varılmıştır. KARAR SONUCU : Açıklanan nedenlerle; 1. DAVANIN REDDİNE, 2. Ayrıntısı aşağıda gösterilen toplam … TL yargılama giderinin davacı üzerinde bırakılmasına, 3. 492 sayılı Harçlar Kanunu'na bağlı (3) sayılı Tarife uyarınca, … TL maktu karar harcından, daha önce tahsil edilen … TL'nin mahsup edilerek eksik kalan … TL harcın davacıdan alınmasına, 4. Karar tarihinde yürürlükte bulunan Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi uyarınca … TL vekâlet ücretinin davacıdan alınarak davalı idareye verilmesine, 5. Posta giderleri avansından artan tutarın kararın kesinleşmesinden sonra davacıya iadesine, 6. Bu kararın tebliğ tarihini izleyen otuz (30) gün içinde Danıştay Vergi Dava Daireleri Kurulu nezdinde temyiz yolu açık olmak üzere, 21/12/2022 tarihinde oyçokluğuyla karar verildi. (X) KARŞI OY: Dava, 13/07/2021 tarih ve 31540 sayılı Resmî Gazete'de yayımlanan 529 Sıra Nolu Vergi Usul Kanunu Genel Tebliği'nin "Diğer hususlar ve cezai yaptırım" başlıklı 8. maddesinin 2. fıkrası ile "İlk bildirim" başlıklı Geçici 1. maddesinin iptali istenilmektedir. 213 sayılı Vergi Usul Kanunu'nun 148. maddesinde, kamu idare ve müesseseleri, mükellefler veya mükelleflerle muamelede bulunan diğer gerçek ve tüzel kişilerin, Maliye Bakanlığının veya vergi incelemesi yapmaya yetkili olanların istiyecekleri bilgileri vermeye mecbur oldukları; 149. maddesinde kamu idare ve müsseseleri (Kamu hizmeti ifa eden kurum ve kuruluşlar dahil) ile gerçek ve tüzel kişilerin vergilendirmeye ilişkin olaylarla ilgili olarak Maliye Bakanlığı ve vergi dairesince kendilerinden yazı ile istenecek bilgileri belli fasılalarla ve devamlı olarak yazı ile vermeye mecbur oldukları belirtilmiş; mükerrer 257. maddesinin 4. fıkrasında, bu Kanun'un 149. maddesine göre devamlı bilgi vermek zorunda olanlardan istenilen bilgiler ile vergi beyannameleri ve bildirimlerin, şifre, elektronik imza veya diğer güvenlik araçları konulmak suretiyle internet de dahil olmak üzere her türlü elektronik bilgi iletişim araç ve ortamında verilmesi, beyanname ve bildirimlerin yetki verilmiş gerçek veya tüzel kişiler aracı kılınarak gönderilmesi hususlarında izin vermeye veya zorunluluk getirmeye, beyanname, bildirim ve bilgilerin aktarımında uyulacak format ve standartlar ile uygulamaya ilişkin usul ve esasları tespit etmeye, bu zorunluluğu beyanname, bildirim veya bilgi çeşitleri, mükellef grupları ve faaliyet konuları itibarıyla ayrı ayrı uygulatmaya, kanuni süresinden sonra kendiliğinden veya pişmanlık talepli olarak verilen beyannameler üzerine düzenlenen tahakkuk fişi ve/veya ihbarnameleri mükellefe, vergi sorumlusuna veya bunların elektronik ortamda beyanname gönderme yetkisi verdiği gerçek veya tüzel kişiye elektronik ortamda tebliğ etmeye ve buna ilişkin usûl ve esasları belirleme hususunda Maliye Bakanlığı yetkili kılınmıştır. Anılan Kanun'un mükerrer 355. maddesinde ise, bu Kanun'un 86, 148, 149, 150, 256 ve 257. maddelerinde yer alan zorunluluklar ile mükerrer 257. maddesi ve Gelir Vergisi Kanunu'nun 98/A maddesi uyarınca getirilen zorunluluklara uymayanlara (Kamu idare ve müesseselerinde bilgi verme görevini yerine getirmeyen yöneticiler dahil) özel usulsüzlük cezası kesileceği hükme bağlanmıştır. Dava konusu Tebliğin, "Dayanak" başlıklı 3. maddesinde, 213 sayılı VUK' un 148, 149, 152/A ve 256 ve mükerrer 257. maddesinin birinci fıkrasının (4) numaralı bendine dayanılarak hazırlandığı belirtilmiştir. 213 sayılı Kanunun 148. maddesinde, idarenin, somut bir vergi incelemesi/mali inceleme kapsamında somut bilgi ve belge talebinde bulunabileceğine dair bir yetki hükmünü içerdiği, ancak bunun yanında davaya konu Tebliğin öngördüğü kapsamda bir sürekli bildirim usulüne ise yer vermediği, idarenin yapacağı her bir inceleme kapsamında bilgi ve belge talebinde zaten bulunabileceği, söz konusu Tebliğ ile meslek mensuplarına ve mükelleflere sürekli bir bildirim yükümlülüğü getirildiği, dolayısıyla dayanak 148. maddenin, dava konusu Tebliğ hükümlerine ve bu kapsamda getirilen sürekli bildirim yükümlülüğüne uygun ve yerinde bir gerekçe oluşturamadığı görülmüştür. Aynı Kanununun 149. maddesinde ise; dava konusu Tebliğ hükümlerine ve bu kapsamda sürekli bildirim yükümlülüğüne yönelik normatif dayanak oluşturduğu ilk bakışta söylenebiiirse de; ancak, maddenin lafzı dikkate alındığında, değinilen "devamlı bilgi verme yükümlülüğümün, ancak 'Vergilendirmeye ilişkin olaylarla" ilgili olarak talep olunabileceği, somut bir vergilendirme olayı ve bu olayla doğrudan bir ilişki mevcut olmadan, mükelleflere ve hatta sorumlu veya temsilci olmayan gerçek ve tüzel kişilere yönelik genel nitelikli bir devamlı bilgi verme zorunluluğu yüklenemeyeceği hususunun kabulü gerekmektedir. Aynı Kanun'un 152/A maddesinde de "Maliye Bakanlığı Gelir İdaresi Başkanlığı veya vergi incelemesi yapmaya yetkili olanlar ifadesi ile asıl olarak idari makamlarca veya yetkilendirilmiş kişilerce gerçekleştirilecek somut bilgi toplama çabasına dair belirgin bir yetki ve usul öngördüğü, ancak davaya konu Tebliğin, söz konusu bilgi toplama faaliyetini, doğrudan mükellefler ile meslek mensuplarına yüklediği görülmektedir. Dolayısıyla Tebliğ lafzı bir bütün olarak ele alındığında, dayanağı olan Vergi Usul Kanunu 148, 149, 152/A maddelerinde belirtildiği üzere, bildirim yükümlülüğünün "bir vergilendirme ilişkisi içindeki" bilgi istemine yada bilgi toplamaya ilişkin olmadığı, suç gelirlerinin aklanması ve terörün finansmanının önlenmesi amaçlı çabalar kapsamında "gerçek faydalanıcı"nın ve hatta hakkında "şüphe" duyulacak üçüncü kişilerin tespitine yönelik bir bilgi toplama faaliyeti olduğu, VUK 148, 149, 152/A maddelerinde getirilen yükümlülüğün "vergilendirmeye ilişkin olaylar" dışında, devamlı bilgi verme yada bildirimde bulunma zorunluluğunu kapsamadığı anlaşılmaktadır. Ayrıca 05/07/2022 tarihinde Resmî Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe giren 7417 sayılı Devlet Memurları Kanunu İle Bazı Kanunlarda ve 375 sayılı Kanun Hükmünde Kararnamede Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun'un 26. maddesi ile 213 sayılı Kanunun mükerrer 257. maddesinin birinci fıkrasına (8) numaralı bendinden sonra gelmek üzere “9. Tüzel kişiler ve tüzel kişiliği olmayan teşekküllerin gerçek faydalanıcı bilgisinin güncel, tam ve doğru bir şekilde tespit edilebilmesi için gerçek faydalanıcının kapsamını belirlemeye, bu kapsama girenlerin bildirilmesi zorunluluğunu getirmeye, bildirimin içerik, format, standart, verilme süresi ve yöntemini belirlemeye, bunlarda değişiklik yapmaya, bildirim verme yükümlülüğünü sektör, mükellef grupları ve mükellefiyet durumları itibarıyla belirlemeye, bu bent kapsamındaki bilgi ve bildirimlerin elektronik ortamda muhafaza ve ibraz edilmesi yükümlülüğü getirmeye ve uygulamaya ilişkin diğer usul ve esasları belirlemeye,” yetkili olduğuna dair (9) numaralı bent eklenmiş, yine 28. maddesiyle anılan Kanun'un mükerrer 355. maddesinin birinci fıkrasına ikinci cümlesinden sonra gelmek üzere “Mükerrer 257. maddenin birinci fıkrasının (7) numaralı bendi ile getirilen zorunluluklara uymayanlara, (1) ve (2) numaralı bentlerde yer alan özel usulsüzlük cezasının 5 katı, (3) numaralı bentte yer alan özel usulsüzlük cezasının 2 katı uygulanır. Mükerrer 257. maddenin birinci fıkrasının (9) numaralı bendi ile getirilen zorunluluklara uymayanlara (1) numaralı bentte yer alan özel usulsüzlük cezasının 3 katı uygulanır.” hükmü eklenmiştir. Söz konusu değişiklik sonrası 23/09/2022 tarihli Resmî Gazete'de yayımlanan 541 sıra no'lu VUK Genel Tebliği ile dava konusu Tebliğin 3. maddesinde yer alan (4) ibaresi (9) şeklinde değiştirilmiştir. Tebliğin yayımlandığı ve davanın açıldığı tarihler itibarıyla, 213 sayılı Kanunda gerçek faydalanıcı bildiriminde bulunulmasına ilişkin yükümlülük getirmeye ve bildirimde bulunulmadığı takdirde ceza uygulanacağı yolunda bir kurala da yer verilmediği, gerçek faydalanıcı bildirimine ilişkin olarak 213 sayılı Kanunda 05/07/2022 tarihinde yürürlüğe giren 7417 sayılı Kanunun 26. maddesi ile değişik 9. bendinde düzenleme yapıldığı, 213 sayılı Kanun'un mükerrer 355. maddesine 7417 sayılı Kanun'un 28. maddesiyle eklenen; "mükerrer 257. maddenin birinci fıkrasının (9) numaralı bendi ile getirilen zorunluluklara uymayanlara (1) numaralı bentte yer alan özel usulsüzlük cezasının 3 katının uygulanacağı" şeklindeki cümle ile bu Kanunda tanımlanan fiil nedeniyle kesilecek ceza belirlendiği görülmektedir. Bu durumda gerçek faydalanıcı bildiriminde bulunulmasına ilişkin yükümlülük getirmeye ve bildirimde bulunulmamasına ilişkin fiil için 213 sayılı Kanunun ilgili ceza hükümlerinin tatbik olunacağı yolundaki düzenlemenin, Tebliğin yayımlandığı tarih itibarıyla dayanağı bulunmadığı sonucuna ulaşılmaktadır. Açıklanan nedenlerle, 529 Sıra Nolu Vergi Usul Kanunu Genel Tebliği'nin "Diğer hususlar ve cezai yaptırım" başlıklı 8. maddesinin 2. fıkrası ile "İlk bildirim" başlıklı Geçici 1. maddesinin iptaline karar verilmesi gerektiği görüşüyle çoğunluk kararına katılmıyoruz.
Danıştay 4. Daire, E. 2021/8103, K. 2022/8754Kaynağı aç
Danıştay 4. Daire Başkanlığı         2021/8103 E.  ,  2022/8754 K. "İçtihat Metni" T.C. D A N I Ş T A Y DÖRDÜNCÜ DAİRE Esas No : 2021/8103 Karar No : 2022/8754 DAVACI : İflas Halinde … Hizmetleri Anonim Şirketi VEKİLİ : Av. … DAVALI : 1- T.C. … Bakanlığı VEKİLİ : Av. … 2- … Vergi Dairesi Başkanlığı (… Vergi Dairesi Müdürlüğü) DAVANIN KONUSU : Dava, 13/07/2021 tarih ve 31540 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanan 529 Sıra Nolu Vergi Usul Kanunu Genel Tebliği'nin "Diğer hususlar ve cezai yaptırım" başlıklı 8. maddesinin "Bu Tebliğde yapılan düzenlemeler kapsamında bildirilmesi gereken bilgileri bildirmeyen, eksik veya yanıltıcı bildirimde bulunan mükellefler hakkında 213 sayılı Kanun'un ilgili ceza hükümleri tatbik olunur." şeklindeki 2. fıkrasının iptali ile bu fıkra kapsamında 213 sayılı Kanun'un mükerrer 355. maddesi uyarınca kesilen 2.500,00 TL özel usulsüzlük cezasının kaldırılması istemiyle açılmıştır. DAVACININ İDDİALARI : Davacı tarafından, Anayasa'nın 38/1 maddesi gereğince kimse kanunun suç saymadığı bir fiilden dolayı cezalandırılamayacağı, 38/3 maddesinde de ceza ve ceza yerine geçen güvenlik tedbirlerinin ancak Kanun ile konulacağı, Danıştay Vergi Dava Daireleri Kurulu 14/11/2018 tarih ve E:2018/1066, K:2018/833 sayılı kararında belirtildiği üzere "davalı idare tarafından sınırları kanunla belirlenmiş bir yetkiye dayanmaksızın düzenleyici işlem ile suç ve ceza ihdas edilmiş olması karsısında Tebliğin söz konusu düzenlemelerinin 'Suçta ve Cezada Kanunilik İlkesi'ne aykırılık teşkil etmesi", tebliğde her ne kadar bildirimde bulunmayanlar hakkında 213 sayılı Vergi Usul Kanunu (VUK) uyarınca ceza tatbik edileceği ifade edilmiş ve ceza 213 sayılı VUK'un mükerrer 355. maddesi uyarınca tatbik edilmiş ise de; usulsüzlük cezasının vergi kanunlarının şekle ve usule ilişkin hükümlerine riayet edilmemesi halinde kesilebileceği, mükelleflere getirilen ve mükellefler tarafından riayet edilmeyen eylemin usulsüzlük kapsamında cezalandırılabilmesi için bu yükümlülüğün Kanun'da düzenlenmesi gerektiği, 213 sayılı VUK'un mükerrer 355. maddesinde, aynı Kanun'un 148 ve 149. maddeleri kapsamında bilgi vermeyen mükelleflere özel usulsüzlük cezası kesileceği hükme bağlanmış ise de mezkur hükümlerin Kanun'da düzenlenen vergilendirmeye konu bilgilerin vergi dairesi tarafından ilgilisinden istenmesi halinde bu bilgilerin verilmesi gerektiğine işaret ettiği, 213 sayılı VUK'un 148 ve 149. maddelerinin Kanun'da düzenlenmemiş ve vergilendirmeyle doğrudan irtibatı sağlanamayan konularla ilgili olarak İdare'nin dilediği her türlü bilgi ve belgeyi toplayıp bu bilgileri vermeyenler hakkında özel usulsüzlük cezası kesebileceği şeklinde yorumlanmasının suç ve cezaların kanuniliği ilkesi bağlamında mümkün olmadığı, müvekkili şirketin iflasına karar verildiği için tüzel kişiliği bulunmaması nedeniyle bildirim verme zorunluluğu bulunmadığı, 213 sayılı VUK'un 148/2 maddesi gereğince şirkete yazılı bildirim yapılmadığı gerekçeleriyle Tebliğin 8. maddesinin 2. fıkrası ile bu madde uyarınca gerçek faydalanıcı bildiriminde bulunulmadığından bahisle kesilen özel usulsüzlük cezasının iptali istenilmektedir. DAVALI … BAKANLIĞININ SAVUNMASI : Davalı idare tarafından, davanın yetki yönünden reddi gerekeceği, zira tarhiyata karşı Beyoğlu Vergi Dairesinin bağlı bulunduğu Vergi Mahkemesinde dava açılması gerektiği, iki işlemin birbirinden farklı olduğu ve tek bir dilekçe ile dava açılamayacağı, dava konusu edilen tebliğ ile uluslararası anlaşmalara uygun olarak yükümlülüklerin getirildiği, ülkemizin taraf olduğu (OECD ve BM nezdinde) Uluslararası vergi anlaşmaları gereğince taraf olan ülkelere karşı sorumluluklarından birisi de gerçek faydalanıcı bilgisinin istenmesi halinde buna ilişkin bilgi verme yükümlülüğü olduğu, Çifte Vergiyi Önleme Anlaşmaları gereğince 03/11/2011 tarihinde imzalanan, 03/05/2017 tarih ve 7018 sayılı Kanunla kabul edilen ve 01/07/2018 tarihi itibariyle yürürlüğe giren Vergi Konularında Karşılıklı İdari Yardımlaşma Sözleşmesi ve 5 ülke ile yürürlükte olan "Vergi Konularında Bilgi Değişimi Anlaşmaları" kapsamında gerçek faydalanıcı bilgisi talep edildiğinde anlaşma veya sözleşmeye taraf ülkelere bilgi sağlanabilmesi için söz konusu bilgiye uluslararası bilgi değişimini yürüten Gelir İdaresi Başkanlığı tarafından erişilebilir olması gerektiği, 213 sayılı VUK'un 148 ve 149. maddelerinde yer alan bilgi verme yükümlülüklerine ilave olarak aynı Kanun'un 152/A maddesi uyarınca, Gelir İdaresi Başkanlığının uluslararası anlaşmalarda yer alan bilgi değişimi hükümleri çerçevesinde Bakanlıkça tespit edilecek usullere göre Kanun'un 1. maddesinde belirlenen şümulle sınırlı olmaksızın bilgi toplayabileceği, davacı şirketin iflas kararı verilmesiyle müflis sıfatına haiz olduğu, tüzel kişiliğinin yok olmadığı, silinmediği ve tasfiyesinin devam ettiği, bu durumun tebliğin 4. maddesinde "tasfiye işlemi devam edenler dahil" olarak belirtildiği için bildirim sorumluluğunun bulunduğu, dava konusu edilen birel işlem terkin edildiği için dava bu yönden konusuz kaldığı, davanın reddi gerektiği savunulmaktadır. DAVALI … VERGİ DAİRESİ MÜDÜRLÜĞÜNÜN SAVUNMASI : Savunma verilmemiştir. DANIŞTAY TETKİK HÂKİMİ : … DÜŞÜNCESİ : Dava konusu tebliğin, ilgili Kanun maddelerinin Hazine ve Maliye Bakanlığı'na verdiği hak ve yetki kapsamında çıkarıldığı, üst hukuk normlarına aykırılık teşkil etmediği, dolayısıyla dava konusu tebliğin ilgili maddelerinde hukuka aykırılık bulunmadığı gerekçesiyle davanın reddi gerektiği düşünülmektedir. DANIŞTAY SAVCISI : … DÜŞÜNCESİ : Dava, 13/07/2021 tarih ve 31540 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanan 529 Sıra Nolu Vergi Usul Kanunu Genel Tebliği'nin "Diğer hususlar ve cezai yaptırım" başlıklı 8. maddesinin "Bu Tebliğde yapılan düzenlemeler kapsamında bildirilmesi gereken bilgileri bildirmeyen, eksik veya yanıltıcı bildirimde bulunan mükellefler hakkında 213 sayılı Kanun'un ilgili ceza hükümleri tatbik olunur." şeklindeki 2. fıkrasının iptali ile bu fıkra kapsamında 213 sayılı Kanun'un mükerrer 355. maddesi uyarınca kesilen 2.500 TL özel usulsüzlük cezasının kaldırılması istemiyle açılmıştır. Davacı adına, 213 sayılı VUK'un mükerrer 355. maddesi uyarınca, … sayılı ihbarname ile kesilen 2.500 TL özel usulsüzlük cezasının, davalı idare tarafından … tarih ve … sayılı düzeltme fişi ile terkin edildiği görüldüğünden ve davacı tarafından verilen 27/07/2022 tarihli dilekçede hakkında kesilen dava konusu cezasının terkin edildiği bu nedenle açılan davanın bu kısma ilişkin olarak konusuz kaldığı belirtildiğinden konusuz kalan davanın bu kısmına ilişkin olarak karar verilmesine yer bulunmamaktadır. 13/07/2021 tarih ve 31540 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanan 529 Sıra Nolu Vergi Usul Kanunu Genel Tebliği'nin 8. maddesinin 2. fıkrasının iptali istemine gelince; Dava konusu olayda, 529 Sıra Nolu Vergi Usul Kanunu Genel Tebliği'nin 8. maddesinin 2. fıkrası ile bu fıkra kapsamında 213 sayılı Kanun'un mükerrer 355. maddesi uyarınca kesilen özel usulsüzlük cezasının iptali istemiyle dava açılmış fakat yargılama süreci devam ederken, davacı adına kesilen özel usulsüzlük cezasına ilişkin uygulama işleminin, düzeltme fişi ile kaldırıldığı anlaşılmıştır. Bu durumda, davacı hakkında tesis edilen uygulama işleminin davalı idare tarafından düzeltme fişi ile geri alınması üzerine uygulama işlemi hukuk aleminde hiç tesis edilmemiş duruma geldiğinden, söz konusu genel düzenleyici işlem ile davacının menfaat ilişkisi kesilmiş olup, dava konusu 529 Sıra Nolu Vergi Usul Kanunu Genel Tebliği'nin 8. maddesinin 2. fıkrasının iptali isteminin esasının incelenme olanağı kalmadığı sonucuna varılmıştır. Nitekim Danıştay İdari Dava Dairelerinin 07/07/2021 tarih ve E:2020/1102,K:2021/1406 sayılı kararı da bu yöndedir. İşin esasına gelince; A- Konu ile İlgili Yasal Düzenlemeler 213 sayılı Vergi Usul Kanunu'nun; 148. maddesinde; "Kamu idare ve müesseseleri, mükellefler veya mükelleflerle muamelede bulunan diğer gerçek ve tüzel kişiler, Maliye Bakanlığının veya vergi incelemesi yapmaya yetkili olanların istiyecekleri bilgileri vermeye mecburdurlar. Bilgiler yazı veya sözle istenilir. Sözle istenen bilgileri vermeyenlere keyfiyet yazı ile tekit ve cevap vermeleri için kendilerine münasip bir mühlet tayin olunur. Bilgi istenmek üzere ilgililer vergi dairesine zorla getirilemez." 149. maddesinde; "Kamu idare ve müsseseleri (Kamu hizmeti ifa eden kurum ve kuruluşlar dahil) ile gerçek ve tüzelkişiler vergilendirmeye ilişkin olaylarla ilgili olarak Hazine ve Maliye Bakanlığı ve vergi dairesince kendilerinden yazı ile istenecek bilgileri belli fasılalarla ve devamlı olarak yazı ile vermeye mecburdurlar." 256. maddesinde; "….. gerçek ve tüzel kişiler ile mükerrer 257. madde ile getirilen zorunluluklara tabi olanlar, muhafaza etmek zorunda oldukları her türlü defter, belge ve karneler ile vermek zorunda bulundukları bilgilere ilişkin mikro fış, mikro film, manyetik teyp, disket ve benzeri ortamlardaki kayıtlarını ve bu kayıtlara erişim veya kayıtları okunabilir hale getirmek için gerekli tüm bilgi ve şifreleri muhafaza süresi içerisinde yetkili makam ve memurların talebi üzerine ibraz ve inceleme için arz etmek zorundadırlar. Bu zorunluluk Hazine ve Maliye Bakanlığı'nca belirlenecek usule uygun olarak, tasdike ve 3568 sayılı Kanun'un 8/A maddesi uyarınca düzenlenecek katma değer vergisi iadesine dayanak teşkil eden rapora konu hesap ve işlemlerin doğrulanması için gerekli kayıt ve belgelerle sınırlı olmak üzere, bu hesap ve işlemlere doğrudan ya da silsile yoluyla taraf olanlara, defter ve belglerinin tetkiki amacıyla yeminli mali müşavirler ve serbest muhasebeci mali müşavirler tarafından yapılan talepler için de geçerlidir." Mükerrer 257. maddesinin birinci fıkrasının (4) numaralı bendinde; "Bu Kanun'un 149. maddesine göre devamlı bilgi vermek zorunda olanlardan istenilen bilgiler ile beyanname, bildirim, yazı, dilekçe, tutanak, rapor ve diğer belgelerin, şifre, elektronik imza veya diğer güvenlik araçları kullanılmak suretiyle internet de dâhil olmak üzere her türlü elektronik bilgi iletişim araç ve ortamında verilmesine, beyanname, bildirim, yazı, dilekçe, tutanak, rapor ve diğer belgelerin yetki verilmiş gerçek veya tüzel kişiler aracı kılınarak gönderilmesi hususlarında izin vermeye, standart belirlemeye veya zorunluluk getirmeye, beyanname, bildirim, yazı, dilekçe, tutanak, rapor ve diğer belgeler ile bilgilerin aktarımında uyulacak format ve standartlar ile uygulamaya ilişkin usul ve esasları tespit etmeye, bu zorunluluk veya standartları beyanname, bildirim, yazı, dilekçe, tutanak, rapor ve diğer belgeler veya bilgi ve işlem çeşitleri, mükellef grupları ve faaliyet konuları itibarıyla ayrı ayrı uygulatmaya ya da belirlemeye, kanuni süresinden sonra kendiliğinden veya pişmanlık talepli olarak verilen beyannameler üzerine düzenlenen tahakkuk fişi ve/veya ihbarnameler ile süresinden sonra verilen bildirim, yazı, dilekçe, tutanak, rapor ve diğer belgelere istinaden düzenlenen ihbarnameleri, mükellefe, vergi sorumlusuna veya bunların elektronik ortamda beyanname, bildirim, yazı, dilekçe, tutanak, rapor ve diğer belgeleri gönderme yetkisi verdiği gerçek veya tüzel kişiye elektronik ortamda tebliğ etmeye, bildirim, yazı, dilekçe, tutanak, rapor ve diğer belgelere ilişkin yapılan işlemlerin sonuçlarını internet de dâhil olmak üzere her türlü elektronik bilgi iletişim araç ve ortamında ilgili kişilere göndermeye ve bunların uygulanmasına ilişkin usul ve esasları belirlemeye" Aynı maddenin, 05/07/2022 tarihinde yürürlüğe giren 7417 sayılı Kanun'un 26. maddesi ile değişik 9. bendinde; "Tüzel kişiler ve tüzel kişiliği olmayan teşekküllerin gerçek faydalanıcı bilgisinin güncel, tam ve doğru bir şekilde tespit edilebilmesi için gerçek faydalanıcının kapsamını belirlemeye, bu kapsama girenlerin bildirilmesi zorunluluğunu getirmeye, bildirimin içerik, format, standart, verilme süresi ve yöntemini belirlemeye, bunlarda değişiklik yapmaya, bildirim verme yükümlülüğünü sektör, mükellef grupları ve mükellefiyet durumları itibarıyla belirlemeye, bu bent kapsamındaki bilgi ve bildirimlerin elektronik ortamda muhafaza ve ibraz edilmesi yükümlülüğü getirmeye ve uygulamaya ilişkin diğer usul ve esasları belirlemeye" Hazine ve Maliye Bakanlığı'nın yetkili olduğu, Mükerrer 355. maddesinin birinci fıkrasında ise; Bu Kanun'un 148,149, 256 ve mükerrer 257. maddesi uyarınca getirilen zorunluluklara uymayan (Kamu idare ve müesseselerinde bilgi verme görevini yerine getirmeyen yöneticiler dahil) yine bu maddede belirtilen mükellef sınıfları gözetilerek özel usulsüzlük cezası kesileceği, mükerrer 257. maddenin birinci fıkrasının (9) numaralı bendi ile getirilen zorunluluklara uymayanlara (1) numaralı bentte yer alan özel usulsüzlük cezasının 3 katının uygulanacağı (7417 sayılı Kanun'un 28. maddesiyle eklenen cümle) hükümlerine yer verilmiştir. 13/07/2021 tarih ve 31540 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe giren 529 Sıra No'lu Vergi Usul Kanunu Genel Tebliği'nin "Amaç ve Kapsam" kapsamlı 1. maddesinde; "1) Gelirlerin/servetlerin arkasındaki gerçek isimlerin bilinmesi vergi kaçakçılığı ile mücadele açısından büyük önem arz etmektedir. Ülkemizin de üyesi bulunduğu Ekonomik İşbirliği ve Kalkınma Teşkilatı Vergi Amaçlarına Yönelik Şeffaflık ve Bilgi Değişimi Küresel Forumu (Küresel Forum), vergi kaçakçılığıyla mücadele amacına yönelik olarak çalışmalar yürütmektedir. Bu bağlamda, Küresel Forum, faaliyetleri gereği şeffaflık ve bilgi değişimi konusunda ülkelerin uyması gereken uluslararası asgari standartlar oluşturmuş olup tüzel kişiliklerin ve tüzel kişiliği olmayan teşekküllerin gerçek faydalanıcısının bilinmesi hususu standardın unsurlarından biridir. Bu konu, suç gelirlerinin aklanması ve terörizmin finansmanının önlenmesi amacıyla Mali Eylem Görev Gücü tarafından belirlenen tavsiyelerde de karşılık bulmaktadır. (2) Bu kapsamda, tüzel kişiler ve tüzel kişiliği olmayan teşekküllerin gerçek faydalanıcı bilgisinin güncel, tam ve doğru bir şekilde tespit edilebilmesi amacıyla gerçek faydalanıcının belirlenmesine ve bilenmesine ilişkin olarak bildirim zorunluluğu getirilen mükelleflerin kapsamı, bildirimin şekli, bildirimde bulunulacak dönem, bildirim verme zamanı, bildirimin gönderilme usulü ile uygulamaya ilişkin diğer usul ve esasların belirlenmesi bu Tebliğin konusunu teşkil etmektedir." 2. maddesinin (a) bendinde; Gerçek faydalanıcının, Tüzel kişi veya tüzel kişiliği olmayan teşekkülleri nihai olarak kontrolünde bulunduran ya da bunlar üzerinde nihai nüfuz sahibi olan gerçek kişi veya kişileri ifade edeceği, "Dayanak" başlıklı 3. maddesinde; "Bu Tebliğ, 3/11/2011 tarihinde imzalanan ve 3/5/2017 tarihli ve 7018 sayılı Kanunla onaylanması uygun bulunan ve 5/7/2018 tarihinde yürürlüğe giren Vergi Konularında Karşılıklı İdari Yardımlaşma Sözleşmesi, yürürlükteki Çifte Vergilendirmeyi Önleme Anlaşmaları ile 4/1/1961 tarihli ve 213 sayılı Vergi Usul Kanunu'nun 148, 149, 152/A ve 256. maddeleri ve mükerrer 257. maddesinin birinci fıkrasının (4) numaralı bendine dayanılarak hazırlanmıştır." (23/09/2022 tarih ve 31962 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanan 541 Sıra Nolu tebliğ ile, 529 Sıra Nolu tebliğ 3. maddesinde yer alan mükerrer 257. maddesinin birinci fıkrasının (4) numaralı bendine yapılan atıf, aynı maddenin (9) numaralı bendi olarak değiştirilmiştir.) 4. maddesinde; "(1) Bu Tebliğin konusunu teşkil eden gerçek faydalanıcı bilgisi bildirimini, bildirim verme süresinin başladığı 1/8/2021 tarihi itibarıyla faal olan (tasfiye işlemi devam edenler dâhil); a) Kurumlar vergisi mükellefleri, b) Kollektif şirketlerde şirketi temsile yetkili kimse veya ortak, eshamsız komandit şirketlerde komandite ortaklardan biri ve adi ortaklıklar adına en yüksek ortaklık payına sahip kişi, Türkiye’de yönetim merkezi olan veya Türkiye’de mukim yöneticisi olan yabancı ülkede kurulmuş trust ve benzeri teşekküllerin yöneticileri, mütevellileri veya temsilcileri vermek zorundadırlar." "Diğer hususlar ve cezai yaptırım" başlıklı 8. maddesinin 2. bendinde; "Bu Tebliğde yapılan düzenlemeler kapsamında bildirilmesi gereken bilgileri bildirmeyen, eksik veya yanıltıcı bildirimde bulunan mükellefler hakkında 213 sayılı Kanun'un ilgili ceza hükümleri tatbik olunur." düzenlemelerine yer verilmiştir. B- Davacının iddiaları Davacı dava dilekçesinde özetle; Anayasa'nın 38/1. maddesi gereğince kimse kanunun suç saymadığı bir fiilden dolayı cezalandınlamayacağı, 38/3. maddesinde de ceza ve ceza yerine geçen güvenlik tedbirlerinin ancak yasa ile konulacağı, Danıştay Vergi Dava Daireleri Kurulu 14/11/2018 tarih ve E:2018/1066, K:2018/833 sayılı kararında belirtildiği üzere "davalı idare tarafından sınırları kanunla belirlenmiş bir yetkiye dayanmaksızın düzenleyici işlem ile suç ve ceza ihdas edilmiş olması karşısında Tebliğin söz konusu düzenlemelerinin "Suçta ve Cezada Kanunilik llkesi"ne aykırılık teşkil etmesi", tebliğde her ne kadar bildirimde bulunmayanlar hakkında 213 sayılı Kanun uyarınca ceza tatbik edileceği ifade edilmiş ve ceza 213 sayılı Vergi Usul Kanunu'nun mükerrer 355. maddesi uyarınca tatbik edilmiş ise de; usulsüzlük cezasının vergi kanunlarının şekle ve usule ilişkin hükümlerine riayet edilmemesi halinde kesilebileceği, mükelleflere getirilen ve mükellefler tarafından riayet edilmeyen eylemin usulsüzlük kapsamında cezalandırılabilmesi için bu yükümlülüğün Kanun'da düzenlenmesi gerektiği, 213 sayılı Vergi Usul Kanunu'nun mükerrer 355. maddesinde, aynı Kanun'un 148 ve 149. maddeleri kapsamında bilgi vermeyen mükelleflere özel usulsüzlük cezası kesileceği hükme bağlanmış ise de mezkur hükümlerin Kanun'da düzenlenen vergilendirmeye konu bilgilerin vergi dairesi tarafından ilgilisinden istenmesi halinde bu bilgilerin verilmesi gerektiğine işaret ettiği, 213 sayılı Kanun'un 148 ve 149. maddelerinin Kanun'da düzenlenmemiş ve vergilendirmeyle doğrudan irtibatı sağlanamayan konularla ilgili olarak idare'nin dilediği her türlü ve belgeyi toplayıp bu bilgileri vermeyenler hakkında özel usulsüzlük cezası kesebileceği şeklinde yorumlanmasının suç ve cezaların kanuniliği ilkesi bağlamında mümkün olmadığı, müvekkili şirketin iflasına karar verildiği için Tüzel Kişiliği bulunamaması nedeniyle bildirim verme zorunluluğu bulunmadığı, 213 sayılı VUK' un 148/2 maddesi gereğince şirkete yazılı bildirim yapılmadığı iddialarıyla dava açmıştır. C- Davalı … Bakanlığı'nın Savunması Davalı Hazine ve Maliye Bakanlığı savunmasında özetle; davanın yetki yönünden reddi gerekeceği, zira tarhiyata karşı Beyoğlu Vergi Dairesinin bağlı bulunduğu Vergi Mahkemesinde dava açılması gerektiği, iki işlemin birbirinden farklı olduğu ve tek bir dilekçe ile dava açılamayacağı, dava konusu edilen tebliğin uluslararası anlaşmalara uygun olarak yükümlülüklerin getirildiği, ülkemizin taraf olduğu (OECD ve BM nezdinde) Uluslararası vergi anlaşmaları gereğince taraf olan ülkelere karşı sorumluluklarından birisi de gerçek faydalanıcı bilgisinin istenmesi halinde buna ilişkin bilgi verme yükümlülüğü olduğu, Çifte Vergiyi Önleme Anlaşmaları gereğince 03/11/2011 tarihinde imzalanan, 03/05/2017 tarih ve 7018 sayılı Kanunla kabul edilen ve 01/07/2018 tarihi itibarıyla yürürlüğe giren Vergi Konularında Karşılıklı İdari Yardımlaşma Sözleşmesi ve 5 ülke ile yürürlükte olan "Vergi Konularında Bilgi Değişimi Anlaşmaları" kapsamında gerçek faydalanıcı bilgisi talep edildiğinde anlaşma veya sözleşmeye taraf ülkelere bilgi sağlanabilmesi için söz konusu bilgiye uluslararası bilgi değişimini yürüten Gelir İdaresi Başkanlığı tarafından erişilebilir olması gerektiği, Vergi Usul Kanunu'nun 148 ve 149. maddelerinde yer alan bilgi verme yükümlülüklerine ilave olarak aynı kanunun 152/A maddesi uyarınca, Gelir İdaresi Başkanlığının uluslararası anlaşmalarda yer alan bilgi değişimi hükümleri çerçevesinde Bakanlıkça tespit edilecek usullere göre Kanun'un 1. maddesinde belirlenen şümulle sınırlı olmaksızın bilgi toplayabileceği, davacı şirketin iflas kararı verilmesiyle müflis sıfatına haiz olduğu, tüzel kişiliğinin yok olmadığı, silinmediği ve tasfiyesinin devam ettiği, bu durumun tebliğin 4. maddesinde "tasfiye işlemi devam edenler dahil" olarak belirtildiği için bildirim sorumluluğunun bulunduğu, dava konusu edilen birel işlem terkin edildiği için dava bu yönden konusuz kaldığı, yürütmenin durdurulması isteminin ve davanın reddi gerektiği savunulmaktadır. D- Hukuki değerlendirme Davacı şirketin, iflasına karar verilmiş olması nedeniyle tüzel kişiliğinin bulunmadığı, davalı Hazine ve Maliye Bakanlığı'nın ise, iki ayrı idari işleme karşı tek dilekçe ile dava açılamayacağı yolundaki iddiaları yerinde görülmeyerek işin esasına geçildi. Anayasa'nın 38. maddesinin birinci fıkrasında "Kimse, işlendiği zaman yürürlükte bulunan kanunun suç saymadığı bir fiilden dolayı cezalandırılamaz” denilerek suçun kanuniliği; üçüncü fıkrasında da “Ceza ve ceza yerine geçen güvenlik tedbirleri ancak kanunla konulur” ifadesine yer verilerek cezanın kanuniliği ilkesi güvence altına alınmıştır. Anayasa'nın 38. maddesinde yer alan suçta ve cezada kanunilik ilkesi uyarınca hangi eylemlerin yasaklandığının ve bu yasak eylemlere verilecek cezaların hiçbir kuşkuya yer bırakmayacak biçimde kanunda gösterilmesi, kuralın açık, anlaşılır ve sınırlarının belli olması gerekmektedir. Kişilerin yasak eylemleri önceden bilmeleri düşüncesine dayanan bu ilkeyle temel hak ve özgürlüklerin güvence altına alınması amaçlanmaktadır. Anayasa'nın 38. maddesinde idari ve adli cezalar arasında bir ayrım yapılmadığından vergi suç ve cezaları da bu maddede öngörülen ilkelere tabidir. Vergi cezalarına ilişkin düzenlemelerin Anayasa’nın 38. maddesi kapsamında incelenmesinde vergi kanunlarının bütüncül bir yaklaşımla ele alınması gerekir. Vergi, resim, harç veya benzeri mali yükümlülüklerle ilgili düzenlemeler yapılırken bu yükümlülüklere ilişkin tüm unsurların aynı kanun, madde veya fıkrada düzenlenmesi zorunlu değildir. Bu çerçevede kanunla belirlenmesi zorunlu olan temel unsurlar aynı kanunun farklı hükümlerinde düzenlenebileceği gibi farklı kanunlarda da düzenlenebilir. Ancak Anayasanın 38. maddesindeki suç ve cezalara ilişkin kanunilik ilkesi uyarınca vergi suç ve cezalarının düzenlenmesinde tek kaynak kanundur ve vergi idaresinin düzenleyici işlemleri ile vergi suç ve ceza kuralı konulamaz. İhtilaf konusu 529 Sıra Nolu Vergi Usul Kanunu Genel Tebliği'nin "Diğer hususlar ve cezai yaptırım" başlıklı 8. maddesinin 2. fıkrasındaki; "Bu Tebliğde yapılan düzenlemeler kapsamında bildirilmesi gereken bilgileri bildirmeyen, eksik veya yanıltıcı bildirimde bulunan mükellefler hakkında 213 sayılı Kanun'un ilgili ceza hükümleri tatbik olunur." şeklindeki düzenleme ile anılan tebliğ ile bildirim zorunluluğu getirilen gerçek faydalanıcı bildiriminin verilmemesi fiilinin, 213 sayılı Kanun'un ilgili ceza hükümlerinin tatbik edilmesini gerektireceği belirtilmek suretiyle, anılan fiili vergi cezasını gerektiren bir fiil olarak tanımlamış, 529 Sıra Nolu Vergi Usul Kanunu Genel Tebliğin yayımlandığı tarih itibarıyla (13/07/2021) bu fiil için 213 sayılı Kanun'daki hangi cezasının tatbik edileceği yolunda somut bir belirleme de yapılmamıştır. Daha sonra 05/07/2022 tarihinde yürürlüğe giren 7417 sayılı Kanun'un 26. maddesi ile değişik 9. bendinde; tüzel kişiler ve tüzel kişiliği olmayan teşekküllerin gerçek faydalanıcı bilgisinin güncel, tam ve doğru bir şekilde tespit edilebilmesi için gerçek faydalanıcının kapsamını belirlemeye, bu kapsama girenlerin bildirilmesi zorunluluğunu getirmeye, bildirimin içerik, format, standart, verilme süresi ve yöntemini belirlemeye, bunlarda değişiklik yapmaya, bildirim verme yükümlülüğünü sektör, mükellef grupları ve mükellefiyet durumları itibarıyla belirlemeye, bu bent kapsamındaki bilgi ve bildirimlerin elektronik ortamda muhafaza ve ibraz edilmesi yükümlülüğü getirmeye ve uygulamaya ilişkin diğer usul ve esasları belirlemeye Hazine ve Maliye Bakanlığı yetkili kılınmış ve böylece Tebliğin ihtilaf konusu 8. maddesinin 2. fıkrasında yer alan vergi cezasını gerektiren fiil kanunla da tanımlanmış bir fiil haline getirilmiştir. 7417 sayılı Kanun'un 28. maddesiyle mükerrer 355. maddeye eklenen; "mükerrer 257 nci maddenin birinci fıkrasının (9) numaralı bendi ile getirilen zorunluluklara uymayanlara (1) numaralı bentte yer alan özel usulsüzlük cezasının 3 katının uygulanacağı" şeklindeki cümle ile kanunla tanımlanan fiile kesilecek ceza da belirlenmiştir. Davacı adına özel usulsüzlük cezasının kesildiği tarihten(2021) sonra yapılan yasal düzenleme nedeniyle söz konusu cezanın (uygulama işleminin) davalı idare tarafından kaldırıldığı da dikkate alındığında, ihtilaf konusu 529 Sıra Nolu Vergi Usul Kanunu Genel Tebliği'nin 8. maddesinin 2. fıkrasındaki; "Bu Tebliğde yapılan düzenlemeler kapsamında bildirilmesi gereken bilgileri bildirmeyen, eksik veya yanıltıcı bildirimde bulunan mükellefler hakkında 213 sayılı Kanun'un ilgili ceza hükümleri tatbik olunur." şeklindeki düzenleme, 7417 sayılı Kanun'un 26. maddesi ile değişik 9. bendiyle Yasa ile tanımlandığından, suç ve cezaların kanuniliği ilkesine aykırı olduğu yolundaki iddiaya itibar edilmesi mümkün değildir. E- Sonuç Yapılan tüm açıklamalar dikkate alındığında; öncelikle, davacı adına, 213 sayılı Kanun'un mükerrer 355. maddesi uyarınca, kesilen özel usulsüzlük cezasının davalı idare tarafından kaldırıldığı görüldüğünden, konusuz kalan davanın bu kısmına ilişkin olarak karar verilmesine yer olmadığına hükmedilmesi ve davacı hakkında tesis edilen uygulama işleminin davalı idare tarafından geri alınması nedeniyle uygulama işlemi hukuk aleminde hiç tesis edilmemiş duruma geldiğinden, söz konusu genel düzenleyici işlem ile davacının menfaat ilişkisi kesilmiş olup, dava konusu 529 Sıra Nolu Vergi Usul Kanunu Genel Tebliği'nin 8. maddesinin 2. fıkrasının iptali isteminin bu nedenle incelenmeksizin reddine karar verilmesi gerektiği, 529 Sıra Nolu Vergi Usul Kanunu Genel Tebliği'nin 8. maddesinin 2. fıkrasının iptali istemi açısından işin esasına girilecek olursa; 529 Sıra Nolu Vergi Usul Kanunu Genel Tebliği'nin 8. maddesinin 2. fıkrasındaki; "Bu Tebliğde yapılan düzenlemeler kapsamında bildirilmesi gereken bilgileri bildirmeyen, eksik veya yanıltıcı bildirimde bulunan mükellefler hakkında 213 sayılı Kanun'un ilgili ceza hükümleri tatbik olunur." şeklindeki dava konusu düzenlemenin davalı … Bakanlığı'na, 7417 sayılı Kanun'un 26. maddesi ile değişik 9. bendi ile verilen usul ve esasları düzenlenme yetkisi kapsamı içerisine alındığından suç ve cezaların kanuniliği ilkesine aykırı bir yanı olmadığı sonuç ve kanaatine varılmış olup, davanın 529 Sıra Nolu Vergi Usul Kanunu Genel Tebliği'nin 8. maddesinin 2. fıkrasının iptali istemine ilişkin kısmının reddi gerektiği düşünülmektedir. TÜRK MİLLETİ ADINA Karar veren Danıştay Dördüncü Dairesince, Tetkik Hâkiminin açıklamaları dinlendikten ve dosyadaki belgeler incelendikten sonra gereği görüşüldü: MADDİ OLAY VE HUKUKİ SÜREÇ : Dava, 13/07/2021 tarih ve 31540 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanan 529 Sıra Nolu Vergi Usul Kanunu Genel Tebliği'nin "Diğer hususlar ve cezai yaptırım" başlıklı 8. maddesinin "Bu Tebliğde yapılan düzenlemeler kapsamında bildirilmesi gereken bilgileri bildirmeyen, eksik veya yanıltıcı bildirimde bulunan mükellefler hakkında 213 sayılı Kanun'un ilgili ceza hükümleri tatbik olunur." şeklindeki 2. fıkrasının iptali ile bu fıkra kapsamında 213 sayılı Kanun'un mükerrer 355. maddesi uyarınca kesilen 2.500,00 TL özel usulsüzlük cezasının kaldırılması istemiyle açılmıştır. İNCELEME VE GEREKÇE : Usule İlişkin Olarak; Davacı şirket tarafından, şirketin iflasına karar verildiği, bu nedenle tüzel kişiliği bulunmadığı iddia edilmiş ise de; … Asliye Ticaret Mahkemesi Başkanlığı'nın … tarihi ve E:… sayılı dosyasında davacı şirketin iflasına karar verildiği, İflas Tasfiye işlemlerinin İstanbul 1. İflas Dairesinin 2021/7 İflas sayılı dosyasından devam ettiği, Türk Ticaret Kanunu'nun 534. maddesinde iflas hâlinde tasfiyenin iflas idaresi tarafından İcra ve İflas Kanunu hükümlerine göre yapılacağı, şirket organlarının temsil yetkilerini, ancak şirketin iflas idaresi tarafından temsil edilmediği hususlar için korudukları, aynı Kanun'un 269. maddesinde de, tasfiyeye giren şirketin tüzel kişiliğinin bu amaçla sınırlı kalmak şartıyla tasfiye sonuna kadar devam edecek olması nedeniyle bu iddiasına itibar edilmemiştir. Davalı … Bakanlığı'nın iki ayrı idari işleme karşı tek dilekçe ile dava açılamayacağı, bireysel işleme karşı Danıştay'da dava açılamayacağı, itirazı yönünden ise; 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun "Dava Açma Süresi" başlıklı 7. maddesinin 1. fıkrasında, dava açma süresinin, özel kanunlarında ayrı süre gösterilmeyen hallerde Danıştay'da ve idare mahkemelerinde altmış ve vergi mahkemelerinde otuz gün olduğu; 4. fıkrasında ise, ilanı gereken düzenleyici işlemlerde dava süresinin, ilan tarihini izleyen günden itibaren başlayacağı, ancak bu işlemlerin uygulanması üzerine ilgililerin, düzenleyici işlem veya uygulanan işlem yahut her ikisi aleyhine birden dava açabilecekleri hüküm altına alındığı anlaşılmakla, düzenleyici işlem ile bireysel işleme karşı birlikte Danıştay'da dava açılabileceğinden, bu iddialarına itibar edilmemiştir. Bireysel İşlem Yönünden: Davacı adına, gerçek faydalanıcı bildirimi vermediğinden bahisle 213 sayılı VUK'un mükerrer 355. maddesi uyarınca, … sayılı ihbarname ile kesilen 2.500,00 TL özel usulsüzlük cezasının, davalı idare tarafından … tarih ve … sayılı düzeltme fişi ile terkin edildiği görüldüğünden, esasının incelenmesine olanak bulunmadığı sonucuna varılmıştır. Düzenleyici İşlem Bakımından: Esas Yönünden: 213 sayılı VUK'un "Bilgi Verme" başlığını taşıyan 148. maddesinde, kamu idare ve müesseseleri, mükellefler veya mükelleflerle muamelede bulunan diğer gerçek ve tüzel kişilerin, Maliye Bakanlığının veya vergi incelemesi yapmaya yetkili olanların isteyecekleri bilgileri vermeye mecbur oldukları, 149. maddesinde ise, kamu idare ve müesseseleri (Kamu hizmeti ifa eden kurum ve kuruluşlar dâhil) ile gerçek ve tüzel kişilerin vergilendirmeye ilişkin olaylarla ilgili olarak Maliye Bakanlığı ve vergi dairesince kendilerinden yazı ile istenecek bilgileri belli fasılalarla ve devamlı olarak yazı ile vermeye mecbur oldukları, 152/A maddesinde de Maliye Bakanlığı Gelir İdaresi Başkanlığı veya vergi incelemesi yapmaya yetkili olanları, usulüne uygun olarak yürürlüğe girmiş uluslararası anlaşmalarda yer alan bilgi değişimi hükümleri çerçevesinde, Maliye Bakanlığınca tespit edilecek usullere göre Kanun'un 1. maddesinde belirlenen şümulle sınırlı olmaksızın bilgi toplayabileceği hükmüne yer verilmiştir. Aynı Kanun'un 256. maddesinde geçen maddelerde yazılı gerçek ve tüzel kişiler ile mükerrer 257. madde ile getirilen zorunluluklara tabi olanlar, muhafaza etmek zorunda oldukları her türlü defter, belge ve karneler ile vermek zorunda bulundukları bilgilere ilişkin mikro fiş, mikro film, manyetik teyp, disket ve benzeri ortamlardaki kayıtlarını ve bu kayıtlara erişim veya kayıtları okunabilir hale getirmek için gerekli tüm bilgi ve şifreleri muhafaza süresi içerisinde yetkili makam ve memurların talebi üzerine ibraz ve inceleme için arz etmek zorunda oldukları, bu zorunluluğun Maliye Bakanlığınca belirlenecek usule uygun olarak, tasdike ve 3568 sayılı Kanun'un 8/A maddesi uyarınca düzenlenecek katma değer vergisi iadesine dayanak teşkil eden rapora konu hesap ve işlemlerin doğrulanması için gerekli kayıt ve belgelerle sınırlı olmak üzere, bu hesap ve işlemlere doğrudan ya da silsile yoluyla taraf olanlara, defter ve belglerinin tetkiki amacıyla yeminli mali müşavirler ve serbest muhasebeci mali müşavirler tarafından yapılan talepler için de geçerli olduğu, mükerrer 257. maddesinin 1. fıkrasının (4) numaralı bendinde, bu Kanun'un 149. maddesine göre devamlı bilgi vermek zorunda olanlardan istenilen bilgiler ile vergi beyannameleri ve bildirimlerin, şifre, elektronik imza veya diğer güvenlik araçları konulmak suretiyle internet de dâhil olmak üzere her türlü elektronik bilgi iletişim araç ve ortamında verilmesi, beyanname ve bildirimlerin yetki verilmiş gerçek veya tüzel kişiler aracı kılınarak gönderilmesi hususlarında izin vermeye veya zorunluluk getirmeye, beyanname, bildirim ve bilgilerin aktarımında uyulacak format ve standartlar ile uygulamaya ilişkin usul ve esasları tespit etmeye, bu zorunluluğu beyanname, bildirim veya bilgi çeşitleri, mükellef grupları ve faaliyet konuları itibarıyla ayrı ayrı uygulatmaya Maliye Bakanlığının yetkili olduğu hükmü yer almış, Kanun'un mükerrer 355. maddesinin 1. fıkrasında da, Kanun'un 86., 148., 149., 150., 256., ve 257. maddelerinde yer alan zorunluluklar ile mükerrer 257. madde hükmü uyarınca getirilen zorunluluklara uymayanlara özel usulsüzlük cezası kesileceği hükme bağlanmıştır. Davaya konu 13/07/2021 tarih ve 31540 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe giren 529 Sıra No'lu Vergi Usul Kanunu Genel Tebliği'nin "Amaç ve Kapsam" kapsamlı 1. maddesinde; "1) Gelirlerin/servetlerin arkasındaki gerçek isimlerin bilinmesi vergi kaçakçılığı ile mücadele açısından büyük önem arz etmektedir. Ülkemizin de üyesi bulunduğu Ekonomik İşbirliği ve Kalkınma Teşkilatı Vergi Amaçlarına Yönelik Şeffaflık ve Bilgi Değişimi Küresel Forumu (Küresel Forum), vergi kaçakçılığıyla mücadele amacına yönelik olarak çalışmalar yürütmektedir. Bu bağlamda, Küresel Forum, faaliyetleri gereği şeffaflık ve bilgi değişimi konusunda ülkelerin uyması gereken uluslararası asgari standartlar oluşturmuş olup tüzel kişiliklerin ve tüzel kişiliği olmayan teşekküllerin gerçek faydalanıcısının bilinmesi hususu standardın unsurlarından biridir. Bu konu, suç gelirlerinin aklanması ve terörizmin finansmanının önlenmesi amacıyla Mali Eylem Görev Gücü tarafından belirlenen tavsiyelerde de karşılık bulmaktadır. (2) Bu kapsamda, tüzel kişiler ve tüzel kişiliği olmayan teşekküllerin gerçek faydalanıcı bilgisinin güncel, tam ve doğru bir şekilde tespit edilebilmesi amacıyla gerçek faydalanıcının belirlenmesine ve bilinmesine ilişkin olarak bildirim zorunluluğu getirilen mükelleflerin kapsamı, bildirimin şekli, bildirimde bulunulacak dönem, bildirim verme zamanı, bildirimin gönderilme usulü ile uygulamaya ilişkin diğer usul ve esasların belirlenmesi bu Tebliğin konusunu teşkil etmektedir." 2. maddesinin (a) bendinde; Gerçek faydalanıcının, tüzel kişi veya tüzel kişiliği olmayan teşekkülleri nihai olarak kontrolünde bulunduran ya da bunlar üzerinde nihai nüfuz sahibi olan gerçek kişi veya kişileri ifade edeceği, Tebliğin "Dayanak" başlıklı 3. maddesinde; "Bu Tebliğ, 3/11/2011 tarihinde imzalanan ve 3/5/2017 tarihli ve 7018 sayılı Kanunla onaylanması uygun bulunan ve 5/7/2018 tarihinde yürürlüğe giren Vergi Konularında Karşılıklı İdari Yardımlaşma Sözleşmesi, yürürlükteki Çifte Vergilendirmeyi Önleme Anlaşmaları ile 4/1/1961 tarihli ve 213 sayılı Vergi Usul Kanunu'nun 148, 149, 152/A ve 256. maddeleri ve mükerrer 257. maddesinin birinci fıkrasının (4) numaralı bendine dayanılarak hazırlanmıştır." 4. maddesinde; "(1) Bu Tebliğin konusunu teşkil eden gerçek faydalanıcı bilgisi bildirimini, bildirim verme süresinin başladığı 1/8/2021 tarihi itibarıyla faal olan (tasfiye işlemi devam edenler dâhil); a) Kurumlar vergisi mükellefleri, b) Kollektif şirketlerde şirketi temsile yetkili kimse veya ortak, eshamsız komandit şirketlerde komandite ortaklardan biri ve adi ortaklıklar adına en yüksek ortaklık payına sahip kişi, Türkiye’de yönetim merkezi olan veya Türkiye’de mukim yöneticisi olan yabancı ülkede kurulmuş trust ve benzeri teşekküllerin yöneticileri, mütevellileri veya temsilcileri vermek zorundadırlar." "Diğer hususlar ve cezai yaptırım" başlıklı 8. maddesinin 2. bendinde; "Bu Tebliğde yapılan düzenlemeler kapsamında bildirilmesi gereken bilgileri bildirmeyen, eksik veya yanıltıcı bildirimde bulunan mükellefler hakkında 213 sayılı Kanun'un ilgili ceza hükümleri tatbik olunur." düzenlemelerine yer verilmiştir. DEĞERLENDİRME Anayasa'nın 38. maddesinin birinci fıkrasında "Kimse, işlendiği zaman yürürlükte bulunan kanunun suç saymadığı bir fiilden dolayı cezalandırılamaz” denilerek suçun kanuniliği; üçüncü fıkrasında da “Ceza ve ceza yerine geçen güvenlik tedbirleri ancak kanunla konulur” ifadesine yer verilerek cezanın kanuniliği ilkesi güvence altına alınmıştır. Anayasa'nın 38. maddesinde yer alan suçta ve cezada kanunilik ilkesi uyarınca hangi eylemlerin yasaklandığının ve bu yasak eylemlere verilecek cezaların hiçbir kuşkuya yer bırakmayacak biçimde kanunda gösterilmesi, kuralın açık, anlaşılır ve sınırlarının belli olması gerekmektedir. Kişilerin yasak eylemleri önceden bilmeleri düşüncesine dayanan bu ilkeyle temel hak ve özgürlüklerin güvence altına alınması amaçlanmaktadır. Anayasa'nın 38. maddesinde idari ve adli cezalar arasında bir ayrım yapılmadığından vergi suç ve cezaları da bu maddede öngörülen ilkelere tabidir. Vergi cezalarına ilişkin düzenlemelerin Anayasa’nın 38. maddesi kapsamında incelenmesinde vergi kanunlarının bütüncül bir yaklaşımla ele alınması gerekir. Vergi, resim, harç veya benzeri mali yükümlülüklerle ilgili düzenlemeler yapılırken bu yükümlülüklere ilişkin tüm unsurların aynı kanun, madde veya fıkrada düzenlenmesi zorunlu değildir. Bu çerçevede kanunla belirlenmesi zorunlu olan temel unsurlar aynı kanunun farklı hükümlerinde düzenlenebileceği gibi farklı kanunlarda da düzenlenebilir. Ancak Anayasanın 38. maddesindeki suç ve cezalara ilişkin kanunilik ilkesi uyarınca vergi suç ve cezalarının düzenlenmesinde tek kaynak kanundur ve vergi idaresinin düzenleyici işlemleri ile vergi suç ve ceza kuralı konulamaz. İhtilaf konusu 529 Sıra Nolu Vergi Usul Kanunu Genel Tebliği'nin "Diğer hususlar ve cezai yaptırım" başlıklı 8. maddesinin 2. fıkrasındaki; "Bu Tebliğde yapılan düzenlemeler kapsamında bildirilmesi gereken bilgileri bildirmeyen, eksik veya yanıltıcı bildirimde bulunan mükellefler hakkında 213 sayılı Kanun'un ilgili ceza hükümleri tatbik olunur." şeklindeki düzenleme ile anılan tebliğ ile bildirim zorunluluğu getirilen gerçek faydalanıcı bildiriminin verilmemesi fiilinin, 213 sayılı Kanun'un ilgili ceza hükümlerinin tatbik edilmesini gerektireceği belirtilmek suretiyle, anılan fiili vergi cezasını gerektiren bir fiil olarak tanımlamıştır. Tebliğe dayanak olarak gösterilen 213 sayılı Kanun'un 148, 149 ve mükerrer 257. maddelerinde yer alan zorunluluklara uymayanlara özel usulsüzlük cezası kesileceği hükme bağlanmıştır. Dolayısıyla Tebliğ hükümleri gereğince bildirim yapmayan mükelleflere özel usulsüzlük cezasının kesileceğine ilişkin hükmün 213 sayılı VUK' nun mükerrer 355. maddesine dayandığı, idarenin düzenleyici işlemiyle kanunda olmayan bir yaptırım ya da cezanın getirilmediği anlaşılmıştır. Bu durumda, yapılan düzenlemelerin Tebliğde dayanak gösterilen 213 sayılı VUK'nun "Bilgi Verme" başlıklı 148. maddesi, "Devamlı bilgi verme" başlıklı 149. maddesi, "Uluslararası anlaşmalar gereği bilgi değişimi" başlıklı 152/A maddesi, "Defter ve belgelerle diğer kayıtların ibraz mecburiyeti" başlıklı 256. maddesi ve "Yetki" başlıklı mükerrer 257. maddesinin (4) işaretli bendi hükümlerinde öngörülen düzenlemeler içeriği ile de çelişmediği, Tebliğ hükümleri ile üst normlarda yer almayan yeni bir düzenleme ve Kanun'da öngörülmeyen ceza ya da yaptırım getirilmediği, dolayısıyla Tebliğ hükümlerinde üst norm kurallarına ve hukuka aykırılık bulunmadığı sonucuna varılmıştır. KARAR SONUCU : Açıklanan nedenlerle; 1. Dava konusu düzenleyici işlem yönünden oy çokluğuyla DAVANIN REDDİNE, 2. Dava konusu bireysel işlem hakkında oy birliğiyle KARAR VERİLMESİNE YER OLMADIĞINA, 3. 492 sayılı Harçlar Kanunu'na bağlı (3) sayılı Tarife uyarınca, … TL maktu karar harcından, daha önce tahsil edilen … TL'nin mahsup edilerek eksik kalan … TL harcın davacıdan alınmasına, 4. Ayrıntısı aşağıda gösterilen toplam … TL yargılama giderinin haklılık oranına göre 1/2'sine isabet eden … TL'nin davalı idareden alınarak davacıya verilmesine, 5. Karar tarihinde yürürlükte bulunan Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi uyarınca … TL vekâlet ücretinin davalı idareden alınarak davacıya, … TL vekâlet ücretinin davacıdan alınarak davalı Hazine ve Maliye Bakanlığı'na verilmesine, 6. Posta giderleri avansından artan tutarın kararın kesinleşmesinden sonra davacıya iadesine, 7. Bu kararın tebliğ tarihini izleyen otuz (30) gün içinde Danıştay Vergi Dava Daireleri Kurulu nezdinde temyiz yolu açık olmak üzere, 21/12/2022 tarihinde karar verildi. (X) KARŞI OY: Dava, 13/07/2021 tarih ve 31540 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanan 529 Sıra Nolu Vergi Usul Genel Tebliği'nin "Diğer hususlar ve cezai yaptırım" başlıklı 8. maddesinin 2. fıkrasının iptali istenilmektedir. 213 sayılı VUK' un 148. maddesinde, kamu idare ve müesseseleri, mükellefler veya mükelleflerle muamelede bulunan diğer gerçek ve tüzel kişilerin, Maliye Bakanlığının veya vergi incelemesi yapmaya yetkili olanların istiyecekleri bilgileri vermeye mecbur oldukları; 149. maddesinde kamu idare ve müsseseleri (Kamu hizmeti ifa eden kurum ve kuruluşlar dahil) ile gerçek ve tüzel kişilerin vergilendirmeye ilişkin olaylarla ilgili olarak Maliye Bakanlığı ve vergi dairesince kendilerinden yazı ile istenecek bilgileri belli fasılalarla ve devamlı olarak yazı ile vermeye mecbur oldukları belirtilmiş; mükerrer 257. maddesinin 4. fıkrasında, bu Kanun'un 149. maddesine göre devamlı bilgi vermek zorunda olanlardan istenilen bilgiler ile vergi beyannameleri ve bildirimlerin, şifre, elektronik imza veya diğer güvenlik araçları konulmak suretiyle internet de dahil olmak üzere her türlü elektronik bilgi iletişim araç ve ortamında verilmesi, beyanname ve bildirimlerin yetki verilmiş gerçek veya tüzel kişiler aracı kılınarak gönderilmesi hususlarında izin vermeye veya zorunluluk getirmeye, beyanname, bildirim ve bilgilerin aktarımında uyulacak format ve standartlar ile uygulamaya ilişkin usul ve esasları tespit etmeye, bu zorunluluğu beyanname, bildirim veya bilgi çeşitleri, mükellef grupları ve faaliyet konuları itibarıyla ayrı ayrı uygulatmaya, kanuni süresinden sonra kendiliğinden veya pişmanlık talepli olarak verilen beyannameler üzerine düzenlenen tahakkuk fişi ve/veya ihbarnameleri mükellefe, vergi sorumlusuna veya bunların elektronik ortamda beyanname gönderme yetkisi verdiği gerçek veya tüzel kişiye elektronik ortamda tebliğ etmeye ve buna ilişkin usûl ve esasları belirleme hususunda Maliye Bakanlığı yetkili kılınmıştır. Anılan Kanun'un mükerrer 355. maddesinde ise, bu Kanun'un 86, 148, 149, 150, 256 ve 257. maddelerinde yer alan zorunluluklar ile mükerrer 257. maddesi ve Gelir Vergisi Kanunu'nun 98/A maddesi uyarınca getirilen zorunluluklara uymayanlara (Kamu idare ve müesseselerinde bilgi verme görevini yerine getirmeyen yöneticiler dahil) özel usulsüzlük cezası kesileceği hükme bağlanmıştır. Dava konusu Tebliğin, "Dayanak" başlıklı 3. maddesinde, 213 sayılı VUK' un 148, 149, 152/A ve 256 ve mükerrer 257. maddesinin birinci fıkrasının (4) numaralı bendine dayanılarak hazırlandığı belirtilmiştir. 213 sayılı Kanun'un 148. maddesinde, idarenin, somut bir vergi incelemesi/mali inceleme kapsamında somut bilgi ve belge talebinde bulunabileceğine dair bir yetki hükmünü içerdiği, ancak bunun yanında davaya konu Tebliğin öngördüğü kapsamda bir sürekli bildirim usulüne ise yer vermediği, idarenin yapacağı her bir inceleme kapsamında bilgi ve belge talebinde zaten bulunabileceği, söz konusu Tebliğ ile meslek mensuplarına ve mükelleflere sürekli bir bildirim yükümlülüğü getirildiği, dolayısıyla dayanak 148. maddenin, dava konusu Tebliğ hükümlerine ve bu kapsamda getirilen sürekli bildirim yükümlülüğüne uygun ve yerinde bir gerekçe oluşturamadığı görülmüştür. Aynı Kanunu'nun 149. maddesinde ise; dava konusu Tebliğ hükümlerine ve bu kapsamda sürekli bildirim yükümlülüğüne yönelik normatif dayanak oluşturduğu ilk bakışta söylenebiiirse de; ancak, maddenin lafzı dikkate alındığında, değinilen "devamlı bilgi verme yükümlülüğümün, ancak 'Vergilendirmeye ilişkin olaylarla" ilgili olarak talep olunabileceği, somut bir vergilendirme olayı ve bu olayla doğrudan bir ilişki mevcut olmadan, mükelleflere ve hatta sorumlu veya temsilci olmayan gerçek ve tüzel kişilere yönelik genel nitelikli bir devamlı bilgi verme zorunluluğu yüklenemeyeceği hususunun kabulü gerekmektedir. Aynı Kanun'un 152/A maddesinde de "Maliye Bakanlığı Gelir İdaresi Başkanlığı veya vergi incelemesi yapmaya yetkili olanlar ifadesi ile asıl olarak idari makamlarca veya yetkilendirilmiş kişilerce gerçekleştirilecek somut bilgi toplama çabasına dair belirgin bir yetki ve usul öngördüğü, ancak davaya konu Tebliğin, söz konusu bilgi toplama faaliyetini, doğrudan mükellefler ile meslek mensuplarına yüklediği görülmektedir. Dolayısıyla Tebliğ lafzı bir bütün olarak ele alındığında, dayanağı olan VUK 148, 149, 152/A maddelerinde belirtildiği üzere, bildirim yükümlülüğünün "bir vergilendirme ilişkisi içindeki" bilgi istemine yada bilgi toplamaya ilişkin olmadığı, suç gelirlerinin aklanması ve terörün finansmanının önlenmesi amaçlı çabalar kapsamında "gerçek faydalanıcı"nın ve hatta hakkında "şüphe" duyulacak üçüncü kişilerin tespitine yönelik bir bilgi toplama faaliyeti olduğu, VUK 148, 149, 152/A maddelerinde getirilen yükümlülüğün "vergilendirmeye ilişkin olaylar" dışında, devamlı bilgi verme yada bildirimde bulunma zorunluluğunu kapsamadığı anlaşılmaktadır. Ayrıca 05/07/2022 tarihinde Resmi Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe giren 7417 sayılı Devlet Memurları Kanunu İle Bazı Kanunlarda Ve 375 Sayılı Kanun Hükmünde Kararnamede Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun'un 26. maddesi ile 213 sayılı VUK' un mükerrer 257. maddesinin birinci fıkrasına (8) numaralı bendinden sonra gelmek üzere “9. Tüzel kişiler ve tüzel kişiliği olmayan teşekküllerin gerçek faydalanıcı bilgisinin güncel, tam ve doğru bir şekilde tespit edilebilmesi için gerçek faydalanıcının kapsamını belirlemeye, bu kapsama girenlerin bildirilmesi zorunluluğunu getirmeye, bildirimin içerik, format, standart, verilme süresi ve yöntemini belirlemeye, bunlarda değişiklik yapmaya, bildirim verme yükümlülüğünü sektör, mükellef grupları ve mükellefiyet durumları itibarıyla belirlemeye, bu bent kapsamındaki bilgi ve bildirimlerin elektronik ortamda muhafaza ve ibraz edilmesi yükümlülüğü getirmeye ve uygulamaya ilişkin diğer usul ve esasları belirlemeye,” yetkili olduğuna dair (9) numaralı bent eklenmiş, yine 28. maddesiyle anılan Kanun'un mükerrer 355. maddesinin birinci fıkrasına ikinci cümlesinden sonra gelmek üzere “Mükerrer 257. maddenin birinci fıkrasının (7) numaralı bendi ile getirilen zorunluluklara uymayanlara, (1) ve (2) numaralı bentlerde yer alan özel usulsüzlük cezasının 5 katı, (3) numaralı bentte yer alan özel usulsüzlük cezasının 2 katı uygulanır. Mükerrer 257. maddenin birinci fıkrasının (9) numaralı bendi ile getirilen zorunluluklara uymayanlara (1) numaralı bentte yer alan özel usulsüzlük cezasının 3 katı uygulanır.” hükmü eklenmiştir. Söz konusu değişiklik sonrası 23/09/2022 tarihli Resmi Gazete'de yayımlanan 541 sıra no'lu VUK Genel Tebliği ile dava konusu Tebliğin 3. maddesinde yer alan (4) ibaresi (9) şeklinde değiştirilmiştir. Tebliğin yayımlandığı ve davanın açıldığı tarihler itibarıyla, 213 sayılı Kanun'da gerçek faydalanıcı bildiriminde bulunulmasına ilişkin yükümlülük getirmeye ve bildirimde bulunulmadığı takdirde ceza uygulanacağı yolunda bir kurala da yer verilmediği, gerçek faydalanıcı bildirimine ilişkin olarak 213 sayılı Kanun'da 05/07/2022 tarihinde yürürlüğe giren 7417 sayılı Kanun'un 26. maddesi ile değişik 9. bendinde düzenleme yapıldığı, 213 sayılı Kanun'un mükerrer 355. maddesine 7417 sayılı Kanun'un 28. maddesiyle eklenen; "mükerrer 257. maddenin birinci fıkrasının (9) numaralı bendi ile getirilen zorunluluklara uymayanlara (1) numaralı bentte yer alan özel usulsüzlük cezasının 3 katının uygulanacağı" şeklindeki cümle ile bu Kanun'da tanımlanan fiil nedeniyle kesilecek ceza belirlendiği görülmektedir. Bu durumda gerçek faydalanıcı bildiriminde bulunulmasına ilişkin yükümlülük getirmeye ve bildirimde bulunulmamasına ilişkin fiil için 213 sayılı Kanun'un ilgili ceza hükümlerinin tatbik olunacağı yolundaki düzenlemenin, Tebliğin yayımlandığı tarih itibarıyla dayanağı bulunmadığı sonucuna ulaşılmaktadır. Açıklanan nedenlerle dava konusu tebliğin ilgili maddesinin iptaline karar verilmesi gerektiği görüşüyle çoğunluk kararına katılmıyoruz.
Danıştay Vergi Dava Daireleri Kurulu, E. 2023/1051, K. 2025/113Kaynağı aç
DANIŞTAY VERGİ DAVA DAİRELERİ KURULU         2023/1051 E.  ,  2025/113 K. "İçtihat Metni" T.C. D A N I Ş T A Y VERGİ DAVA DAİRELERİ KURULU Esas No : 2023/1051 Karar No : 2025/113 TEMYİZ EDENLER : 1- (DAVACI) İflas Nedeniyle Tasfiye Halinde … Sağlık Hizmetleri Anonim Şirketi VEKİLİ : Av. … 2- (DAVALI) … Bakanlığı – ANKARA VEKİLLERİ : Av. … Av. … 3- (DAVALI) … Defterdarlığı – … (… Vergi Dairesi Müdürlüğü) VEKİLLERİ : Av. … Av. … İSTEMİN KONUSU : Danıştay Dördüncü Dairesinin 21/12/2022 tarih ve E:2021/8103, K:2022/8754 sayılı kararının temyizen incelenerek bozulması istenmektedir. YARGILAMA SÜRECİ : Dava konusu istem: Davacı tarafından, 13/07/2021 tarih ve 31540 sayılı Resmî Gazete'de yayımlanan Vergi Usul Kanunu Genel Tebliği (Sıra No:529)'nin, "Diğer hususlar ve cezai yaptırım" başlıklı 8. maddesinin (2) numaralı fıkrasının iptali ile gerçek faydalanıcı bildiriminin verilmediğinden bahisle 213 sayılı Vergi Usul Kanunu'nun mükerrer 355. maddesi uyarınca kesilen özel usulsüzlük cezasının kaldırılması istemiyle dava açılmıştır. Danıştay Dördüncü Dairesinin 21/12/2022 tarih ve E:2021/8103, K:2022/8754 sayılı kararı: I. Uygulama işlemi yönünden yapılan inceleme: Davacı adına, gerçek faydalanıcı bildirimi verilmediğinden bahisle 213 sayılı Vergi Usul Kanunu'nun mükerrer 355. maddesi uyarınca kesilen özel usulsüzlük cezasının, davalı defterdarlık tarafından, 18/11/2021 tarihinde düzeltme fişi ile terkin edildiği anlaşıldığından, bu yönden davanın esası hakkında karar verilmesine gerek bulunmamaktadır. II. Düzenleyici işlem yönünden yapılan inceleme: 213 sayılı Vergi Usul Kanunu'nun "Bilgi Verme" başlığını taşıyan 148. maddesinin birinci fıkrasında, kamu idare ve müesseseleri, mükellefler veya mükelleflerle muamelede bulunan diğer gerçek ve tüzel kişilerin, Maliye Bakanlığının veya vergi incelemesi yapmaya yetkili olanların isteyecekleri bilgileri vermeye mecbur oldukları belirtilmiştir. Aynı Kanun'un "Devamlı Bilgi Verme" başlıklı 149. maddesinde de, kamu idare ve müesseseleri (Kamu hizmeti ifa eden kurum ve kuruluşlar dâhil) ile gerçek ve tüzel kişilerin vergilendirmeye ilişkin olaylarla ilgili olarak Maliye Bakanlığı ve vergi dairesince kendilerinden yazı ile istenecek bilgileri belli fasılalarla ve devamlı olarak yazı ile vermeye mecbur oldukları kurala bağlanmıştır. Kanun'un "Uluslararası Anlaşmalar Gereğince Bilgi Değişimi" başlıklı 152/A maddesinde ise Maliye Bakanlığı Gelir İdaresi Başkanlığının veya vergi incelemesi yapmaya yetkili olanların, usulüne uygun olarak yürürlüğe girmiş uluslararası anlaşmalarda yer alan bilgi değişimi hükümleri çerçevesinde Maliye Bakanlığınca tespit edilecek usullere göre Vergi Usul Kanunu'nun 1. maddesinde belirlenen şümulle sınırlı olmaksızın bilgi toplayabileceği hükmüne yer verilmiştir. 213 sayılı Kanun'un "Defter ve belgelerle diğer kayıtların ibraz mecburiyeti" başlıklı 256. maddesinde, geçen maddelerde yazılı gerçek ve tüzel kişiler ile mükerrer 257. madde ile getirilen zorunluluklara tabi olanların, muhafaza etmek zorunda oldukları her türlü defter, belge ve karneler ile vermek zorunda bulundukları bilgilere ilişkin mikro fiş, mikro film, manyetik teyp, disket ve benzeri ortamlardaki kayıtlarını ve bu kayıtlara erişim veya kayıtları okunabilir hale getirmek için gerekli tüm bilgi ve şifreleri muhafaza süresi içerisinde yetkili makam ve memurların talebi üzerine ibraz ve inceleme için arz etmek zorunda oldukları; bu zorunluluğun, Maliye Bakanlığınca belirlenecek usule uygun olarak, tasdike ve 3568 sayılı Kanun'un 8/A maddesi uyarınca düzenlenecek katma değer vergisi iadesine dayanak teşkil eden rapora konu hesap ve işlemlerin doğrulanması için gerekli kayıt ve belgelerle sınırlı olmak üzere bu hesap ve işlemlere doğrudan ya da silsile yoluyla taraf olanlara, defter ve belgelerinin tetkiki amacıyla yeminli mali müşavirler ve serbest muhasebeci mali müşavirler tarafından yapılan talepler için de geçerli olduğu ifade edilmiştir. Aynı Kanun'un "Yetki" başlıklı mükerrer 257. maddesinin birinci fıkrasının (4) numaralı bendinde, Vergi Usul Kanunu'nun 149. maddesine göre devamlı bilgi vermek zorunda olanlardan istenilen bilgiler ile vergi beyannameleri ve bildirimlerin, şifre, elektronik imza veya diğer güvenlik araçları konulmak suretiyle internet de dâhil olmak üzere her türlü elektronik bilgi iletişim araç ve ortamında verilmesi, beyanname ve bildirimlerin yetki verilmiş gerçek veya tüzel kişiler aracı kılınarak gönderilmesi hususlarında izin vermeye veya zorunluluk getirmeye, beyanname, bildirim ve bilgilerin aktarımında uyulacak format ve standartlar ile uygulamaya ilişkin usul ve esasları tespit etmeye, bu zorunluluğu beyanname, bildirim veya bilgi çeşitleri, mükellef grupları ve faaliyet konuları itibarıyla ayrı ayrı uygulatmaya Maliye Bakanlığının yetkili olduğu hükmü yer almıştır. Kanun'un mükerrer 355. maddesinin birinci fıkrasında da, Vergi Usul Kanunu'nun 86, 148, 149, 150, 256, ve 257. maddelerinde yer alan zorunluluklar ile mükerrer 257. madde hükmü uyarınca getirilen zorunluluklara uymayanlara özel usulsüzlük cezası kesileceği hükme bağlanmıştır. 13/07/2021 tarih ve 31540 sayılı Resmî Gazete'de yayımlanan Vergi Usul Kanunu Genel Tebliği (Sıra No:529)'nin ilgili maddelerindeki düzenlemeler ise şu şekildedir: "Amaç ve kapsam" başlıklı 1. maddesi: "(1) Gelirlerin/servetlerin arkasındaki gerçek isimlerin bilinmesi vergi kaçakçılığı ile mücadele açısından büyük önem arz etmektedir. Ülkemizin de üyesi bulunduğu Ekonomik İşbirliği ve Kalkınma Teşkilatı Vergi Amaçlarına Yönelik Şeffaflık ve Bilgi Değişimi Küresel Forumu (Küresel Forum), vergi kaçakçılığıyla mücadele amacına yönelik olarak çalışmalar yürütmektedir. Bu bağlamda, Küresel Forum, faaliyetleri gereği şeffaflık ve bilgi değişimi konusunda ülkelerin uyması gereken uluslararası asgari standartlar oluşturmuş olup tüzel kişiliklerin ve tüzel kişiliği olmayan teşekküllerin gerçek faydalanıcısının bilinmesi hususu standardın unsurlarından biridir. Bu konu, suç gelirlerinin aklanması ve terörizmin finansmanının önlenmesi amacıyla Mali Eylem Görev Gücü tarafından belirlenen tavsiyelerde de karşılık bulmaktadır. (2) Bu kapsamda, tüzel kişiler ve tüzel kişiliği olmayan teşekküllerin gerçek faydalanıcı bilgisinin güncel, tam ve doğru bir şekilde tespit edilebilmesi amacıyla gerçek faydalanıcının belirlenmesine ve bilinmesine ilişkin olarak bildirim zorunluluğu getirilen mükelleflerin kapsamı, bildirimin şekli, bildirimde bulunulacak dönem, bildirim verme zamanı, bildirimin gönderilme usulü ile uygulamaya ilişkin diğer usul ve esasların belirlenmesi bu Tebliğin konusunu teşkil etmektedir." "Tanımlar ve kısaltmalar" başlıklı 2. maddesinin (1) numaralı fıkrasının (a) işaretli bendi: "Gerçek faydalanıcı: Tüzel kişi veya tüzel kişiliği olmayan teşekkülleri nihai olarak kontrolünde bulunduran ya da bunlar üzerinde nihai nüfuz sahibi olan gerçek kişi veya kişileri ifade eder" "Dayanak" başlıklı 3. maddesi: "Bu Tebliğ, 3/11/2011 tarihinde imzalanan ve 3/5/2017 tarihli ve 7018 sayılı Kanunla onaylanması uygun bulunan ve 1/7/2018 tarihinde yürürlüğe giren Vergi Konularında Karşılıklı İdari Yardımlaşma Sözleşmesi, yürürlükteki Çifte Vergilendirmeyi Önleme Anlaşmaları ile 4/1/1961 tarihli ve 213 sayılı Vergi Usul Kanunu'nun 148, 149, 152/A ve 256 ncı maddeleri ve mükerrer 257 nci maddesinin birinci fıkrasının (4) numaralı bendine dayanılarak hazırlanmıştır." "Gerçek faydalanıcı bilgisi bildirimi verme zorunluluğu getirilenler" başlıklı 4. maddesinin (1) numaralı fıkrası: "Bu Tebliğin konusunu teşkil eden gerçek faydalanıcı bilgisi bildirimini, bildirim verme süresinin başladığı 1/8/2021 tarihi itibarıyla faal olan (tasfiye işlemi devam edenler dâhil); a) Kurumlar vergisi mükellefleri, b) Kollektif şirketlerde şirketi temsile yetkili kimse veya ortak, eshamsız komandit şirketlerde komandite ortaklardan biri ve adi ortaklıklar adına en yüksek ortaklık payına sahip kişi, Türkiye’de yönetim merkezi olan veya Türkiye’de mukim yöneticisi olan yabancı ülkede kurulmuş trust ve benzeri teşekküllerin yöneticileri, mütevellileri veya temsilcileri vermek zorundadırlar." "Diğer hususlar ve cezai yaptırım" başlıklı 8. maddesinin (2) numaralı fıkrası: "Bu Tebliğde yapılan düzenlemeler kapsamında bildirilmesi gereken bilgileri bildirmeyen, eksik veya yanıltıcı bildirimde bulunan mükellefler hakkında 213 sayılı Kanunun ilgili ceza hükümleri tatbik olunur." "İlk bildirim" başlıklı geçici 1. maddesi: "(1) Gerçek faydalanıcı bilgisi verme yükümlülüğü getirilen kurumlar vergisi mükellefleri dâhil bütün mükellefler ile diğer kişilerin, en geç 31/8/2021 günü sonuna kadar gerçek faydalanıcı bilgisini 6 ncı maddenin ikinci fıkrasında belirtilen form ile elektronik ortamda Gelir İdaresi Başkanlığına bildirmeleri gerekmektedir." Anayasa'nın 38. maddesinde yer alan suçta ve cezada kanunilik ilkesi uyarınca hangi eylemlerin yasaklandığının ve bu yasak eylemlere verilecek cezaların hiçbir kuşkuya yer bırakmayacak biçimde kanunda gösterilmesi, kuralın açık, anlaşılır ve sınırlarının belli olması gerekmektedir. Kişilerin yasak eylemleri önceden bilmeleri düşüncesine dayanan bu ilkeyle temel hak ve özgürlüklerin güvence altına alınması amaçlanmaktadır. Anayasa'nın 38. maddesinde idari ve adli cezalar arasında bir ayrım yapılmadığından, vergi suç ve cezaları da bu maddede öngörülen ilkelere tabidir. Vergi cezalarına ilişkin düzenlemelerin Anayasa’nın 38. maddesi kapsamında incelenmesinde vergi kanunlarının bütüncül bir yaklaşımla ele alınması gerekir. Vergi, resim, harç veya benzeri mali yükümlülüklerle ilgili düzenlemeler yapılırken bu yükümlülüklere ilişkin tüm unsurların aynı kanun, madde veya fıkrada düzenlenmesi zorunlu değildir. Bu çerçevede kanunla belirlenmesi zorunlu olan temel unsurlar aynı kanunun farklı hükümlerinde düzenlenebileceği gibi farklı kanunlarda da düzenlenebilir. Ancak, Anayasanın 38. maddesindeki suç ve cezalara ilişkin kanunilik ilkesi uyarınca vergi suç ve cezalarının düzenlenmesinde tek kaynak kanundur ve vergi idaresinin düzenleyici işlemleri ile vergiye ilişkin suç ve ceza kuralı konulamaz. Vergi Usul Kanunu Genel Tebliği (Sıra No:529)'nin "Diğer hususlar ve cezai yaptırım" başlıklı 8. maddesinin (2) numaralı fıkrasındaki ihtilaf konusu düzenleme ile anılan Tebliğ ile bildirim zorunluluğu getirilen gerçek faydalanıcı bildiriminin verilmemesi fiilinin, 213 sayılı Vergi Usul Kanunu'nun ilgili ceza hükümlerinin tatbik edilmesini gerektireceği belirtilmek suretiyle anılan fiil vergi cezasını gerektiren bir fiil olarak tanımlanmıştır. Tebliğ'e dayanak olarak gösterilen 213 sayılı Kanun'un 148, 149 ve mükerrer 257. maddelerinde yer alan zorunluluklara uymayanlara özel usulsüzlük cezası kesileceği hükme bağlanmıştır. Dolayısıyla, Tebliğ hükümleri gereğince bildirim yapmayan mükelleflere özel usulsüzlük cezası kesileceğine ilişkin hükmün, 213 sayılı Kanun'un mükerrer 355. maddesine dayandığı, idarenin düzenleyici işlemiyle kanunda olmayan bir yaptırım ya da cezanın getirilmediği anlaşılmıştır. Bu durumda, dayanak gösterilen kanuni düzenlemeler ile çelişmediği, üst normlarda yer almayan yeni bir düzenleme ve kanunda öngörülmeyen ceza ya da yaptırım getirmediği anlaşılan Tebliğ hükmünde hukuka aykırılık bulunmadığı sonucuna ulaşılmıştır. III. Karar Sonucu: Daire bu gerekçeyle uygulama işlemi yönünden karar verilmesine yer olmadığına; düzenleyici işlem yönünden ise davanın reddine karar vermiş ve her iki taraf lehine tam vekalet ücretine hükmetmiştir. TEMYİZ EDENLERİN İDDİALARI: Davacı tarafından, Vergi Usul Kanunu Genel Tebliği (Sıra No:529)'nin yayımlandığı tarih itibarıyla Tebliğ'in iptali istenen "Diğer hususlar ve cezai yaptırım" başlıklı 8. maddesinin (2) numaralı fıkrasının kanuni dayanağının bulunmadığı, bu durumun vergi hukuku bakımından da geçerli olan suçta ve cezada kanunilik ilkesine aykırılık teşkil ettiği belirtilerek Daire kararının davanın reddine dair hüküm fıkrasının bozulması gerektiği ileri sürülmektedir. Davalılar tarafından ise, Daire kararının verildiği tarih itibarıyla yürürlükte olan Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi'nin 6. ve 15. maddeleri uyarınca davanın konusuz kalması durumunda yarım vekalet ücretine hükmedilmesi gerekirken tam vekalet ücretine hükmedildiği belirtilerek Daire kararının aleyhlerine hükmedilen vekalet ücreti yönünden bozulması gerektiği ileri sürülmektedir. TARAFLARIN SAVUNMALARI: Davalılar tarafından, gerçek faydalanıcı kavramının, hem OECD Gelir ve Servet Üzerinden Alınan Vergilere İlişkin Model Anlaşması'nın hem de BM Model Vergi Anlaşması'nın temettü, faiz, telif haklarını içeren çeşitli gelirlerle ilgili hükümlerinde yer aldığı, Tebliğ ile ülkemizin de üyesi olduğu Küresel Forum ve Mali Eylem Görev Gücü gibi uluslararası kurumlar tarafından oluşturulan standartlar ve imzalanan uluslararası anlaşmalar kapsamındaki yükümlülükler dikkate alınarak gerçek faydalanıcının belirlenmesi ve bildirilmesine ilişkin usul ve esasların belirlendiği, Tebliğ'de dayanak olarak belirtilen maddelerden açıkça anlaşılacağı üzere kanuna dayanmayan bir cezalandırma durumunun söz konusu olmadığı, Tebliğ ile getirilen düzenlemelerin hukuka uygun olduğu belirtilerek temyiz isteminin reddi gerektiği savunulmaktadır. Davacı tarafından ise, temyiz dilekçesinde ileri sürülen iddialar tekrar edilerek davalıların temyiz istemlerinin reddi gerektiği savunulmaktadır. DANIŞTAY TETKİK HAKİMİ …'NİN DÜŞÜNCESİ: Tebliğ ile getirilen bildirim yükümlülüğünün, Vergi Usul Kanunu'nun dayanak olarak gösterilen 148, 149, 152/A ve 256. maddelerinde belirtildiği üzere somut vergilendirme ilişkisi kapsamındaki bir bilginin edinilmesine ilişkin olmadığı, suç gelirlerinin aklanması ve terörün finansmanının önlenmesi amaçlı çabalar kapsamında gerçek faydalanıcının ve hatta hakkında şüphe duyulacak üçüncü kişilerin tespitine yönelik olduğu, dolayısıyla söz konusu maddelerin vergilendirmeye ilişkin olaylar dışında, devamlı bilgi verme ya da bildirimde bulunma zorunluluğunu kapsamadığı anlaşılmaktadır. Diğer taraftan, Tebliğ'in yayımlandığı ve davanın açıldığı tarihler itibarıyla, 213 sayılı Kanun'da gerçek faydalanıcı bildiriminde bulunulmasına ilişkin yükümlülük getirme hususunda Hazine ve Maliye Bakanlığının yetkisinin bulunduğuna ve bildirimde bulunulmadığı takdirde ceza uygulanacağı yolunda bir kurala yer verilmemiştir. Anılan hususlardaki düzenlemeler 05/07/2022 tarihinde yürürlüğe giren 7417 sayılı Kanun'un 26 ve 28. maddeleriyle getirilmiştir. Bu durumda, Tebliğ'de yapılan düzenlemeler uyarınca bildirilmesi gereken bilgileri bildirmeyen, eksik veya yanıltıcı bildirimde bulunan mükellefler hakkında 213 sayılı Kanun'un ilgili ceza hükümlerinin tatbik olunacağı yolundaki düzenlemenin, Tebliğ'in yayımlandığı tarih itibarıyla kanuni dayanağı bulunmadığından hukuka aykırı olduğu sonucuna ulaşılmaktadır. Diğer taraftan, temyize konu kararın verildiği tarihte yürürlükte bulunan ve 03/09/2022 tarih ve 31942 sayılı Resmî Gazete'de yayımlanan Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi'nin "Danıştayda, bölge idare, idare ve vergi mahkemelerinde görülen dava ve işlerde ücret" başlıklı 15. maddesinin (1) numaralı fıkrasındaki düzenleme şu şekildedir: "Danıştayda ilk derecede veya duruşmalı olarak temyiz yoluyla görülen dava ve işlerde, idari ve vergi dava daireleri kurulları ile dava dairelerinde, bölge idare, idare ve vergi mahkemelerinde birinci savunma dilekçesi süresinin bitimine kadar anlaşmazlığın feragat, kabul, davanın konusuz kalması ya da herhangi bir nedenle ortadan kalkması veya bu nedenlerle davanın reddine karar verilmesi durumunda bu Tarifede yazılı ücretin yarısına,diğer durumlarda tamamına hükmedilir." Anılan hüküm uyarınca birinci savunma dilekçesi süresinin bitimine kadar anlaşmazlığın, davanın konusuz kalması nedeniyle ortadan kalkması durumunda Tarife'de yazılı ücretin yarısına hükmedilmesi gerekmektedir. Uyuşmazlıkta, davacı adına kesilen özel usulsüzlük cezasının davanın açıldığı 17/11/2021 tarihinden bir gün sonra 18/11/2021 tarihli düzeltme fişi ile terkin edildiği, davanın bu yönden konusuz kaldığı anlaşılmaktadır. Bu hal karşısında Danıştay Dördüncü Dairesince, davacı lehine yarım vekalet ücretine hükmedilmesi gerekirken tam vekalet ücretine hükmedilmiştir. Bu durum, düzeltilmesi mümkün yanlışlık olarak görüldüğünden, 2577 sayılı Kanun'un 6545 sayılı Kanun'un 22. maddesiyle değişik 49. maddesinin (1) numaralı fıkrasının (b) işaretli bendi uyarınca, Daire kararının hüküm fıkrasında yer alan "Karar tarihinde yürürlükte bulunan Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi uyarınca 9.500 TL vekâlet ücretinin davalı idareden alınarak davacıya, 9.500 TL vekâlet ücretinin davacıdan alınarak davalı Hazine ve Maliye Bakanlığı'na verilmesine" ibaresinin, "Karar tarihinde yürürlükte bulunan Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi uyarınca 4.750,00 TL vekâlet ücretinin davalı idareden alınarak davacıya, 9.500,00 TL vekâlet ücretinin davacıdan alınarak davalı Hazine ve Maliye Bakanlığına verilmesine" şeklinde düzeltilmesi gerekmektedir. Açıklanan nedenlerle, davacının temyiz isteminin kabulü ile Daire kararının davanın kısmen reddine ilişkin hüküm fıkrasının bozulmasına; davalıların temyiz isteminin reddi ile Daire kararının vekalet ücretine ilişkin hüküm fıkrasının düzeltilerek onanmasına karar verilmesi gerektiği düşünülmektedir. TÜRK MİLLETİ ADINA Karar veren Danıştay Vergi Dava Daireleri Kurulunca, Tetkik Hâkiminin açıklamaları dinlendikten ve dosyadaki belgeler incelendikten sonra gereği görüşüldü: HUKUKİ DEĞERLENDİRME : I. Davacının temyiz istemi yönünden yapılan değerlendirme: Danıştay dava dairelerinin nihai kararlarının temyizen bozulması, 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 49. maddesinde yer alan sebeplerden birinin varlığı halinde mümkündür. Temyizen incelenen karar usul ve hukuka uygun olup dilekçede ileri sürülen iddialar, kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte görülmemiştir. II. Davalıların temyiz istemi yönünden yapılan değerlendirme: 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 6545 sayılı Kanun'un 22. maddesiyle değişik 49. maddesinin (1) numaralı fıkrasının (b) bendinde, temyiz incelemesi sonunda, Danıştayın kararda yeniden yargılama yapılmasına ihtiyaç duyulmayan maddi hatalar ile düzeltilmesi mümkün eksiklik veya yanlışlıklar varsa kararı düzelterek onayacağı hükmüne yer verilmiştir. İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 31. maddesinin yargılama giderleri konusunda yollamada bulunduğu 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 323. maddesinin (1) numaralı fıkrasının "ğ" işaretli bendinde, vekille takip edilen davalarda kanun gereğince takdir olunacak vekâlet ücreti yargılama giderleri arasında sayılmıştır. Temyize konu kararın verildiği tarihte yürürlükte bulunan ve 03/09/2022 tarih ve 31942 sayılı Resmî Gazete'de yayımlanan Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi'nin "Danıştayda, bölge idare, idare ve vergi mahkemelerinde görülen dava ve işlerde ücret" başlıklı 15. maddesinin (1) numaralı fıkrasındaki düzenleme şu şekildedir: "Danıştayda ilk derecede veya duruşmalı olarak temyiz yoluyla görülen dava ve işlerde, idari ve vergi dava daireleri kurulları ile dava dairelerinde, bölge idare, idare ve vergi mahkemelerinde birinci savunma dilekçesi süresinin bitimine kadar anlaşmazlığın feragat, kabul, davanın konusuz kalması ya da herhangi bir nedenle ortadan kalkması veya bu nedenlerle davanın reddine karar verilmesi durumunda bu Tarifede yazılı ücretin yarısına,diğer durumlarda tamamına hükmedilir." Anılan hüküm uyarınca birinci savunma dilekçesi süresinin bitimine kadar anlaşmazlığın, davanın konusuz kalması nedeniyle ortadan kalkması durumunda Tarife'de yazılı ücretin yarısına hükmedilmesi gerekmektedir. Uyuşmazlıkta, davacı adına kesilen özel usulsüzlük cezasının davanın açıldığı 17/11/2021 tarihinden bir gün sonra 18/11/2021 tarihli düzeltme fişi ile terkin edildiği, davanın bu yönden konusuz kaldığı anlaşılmaktadır. Bu halde Danıştay Dördüncü Dairesince, davacı lehine yarım vekalet ücretine hükmedilmesi gerekirken tam vekalet ücretine hükmedilmiştir. Bu durum, düzeltilmesi mümkün yanlışlık olarak görüldüğünden, 2577 sayılı Kanun'un 6545 sayılı Kanun'un 22. maddesiyle değişik 49. maddesinin (1) numaralı fıkrasının (b) işaretli bendi uyarınca, Daire kararının hüküm fıkrasında yer alan "Karar tarihinde yürürlükte bulunan Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi uyarınca 9.500 TL vekâlet ücretinin davalı idareden alınarak davacıya, 9.500 TL vekâlet ücretinin davacıdan alınarak davalı Hazine ve Maliye Bakanlığı'na verilmesine" ibaresinin, "Karar tarihinde yürürlükte bulunan Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi uyarınca 4.750,00 TL vekâlet ücretinin davalı idareden alınarak davacıya, 9.500,00 TL vekâlet ücretinin davacıdan alınarak davalı Hazine ve Maliye Bakanlığına verilmesine" şeklinde düzeltilmesi gerekmektedir. KARAR SONUCU : Açıklanan nedenlerle; 1- Davalıların temyiz istemlerinin REDDİNE, 2- Danıştay Dördüncü Dairesinin 21/12/2022 tarih ve E:2021/8103, K:2022/8754 sayılı kararının, vekalet ücretine ilişkin hüküm fıkrasının DÜZELTİLEREK ONANMASINA, 3- Davacının temyiz isteminin REDDİNE, 4- Daire kararının diğer hüküm fıkralarının ONANMASINA 5- Davacıdan, peşin olarak yatırılan (2023 yılına ilişkin) … TL temyiz karar harcı mahsup edilmek suretiyle 492 sayılı Harçlar Kanunu'nun ilgili hükümleri ve Kanun'a ek (3) sayılı Tarife uyarınca maktu harç alınmasına, 19/03/2025 tarihinde oyçokluğuyla kesin olarak karar verildi. X – KARŞI OY: 23/09/2022 tarih ve 31962 sayılı Resmî Gazete'de yayımlanan Vergi Usul Kanunu Genel Tebliği (Sıra No: 529)'nde Değişiklik Yapılmasına Dair Tebliğ (Sıra No:541) ile değiştirilmeden önceki hali ile "Dayanak" başlıklı 3. maddesinde, dava konusu Tebliğ'in, 213 sayılı Vergi Usul Kanunu'nun 148, 149, 152/A ve 256. maddeleriyle mükerrer 257. maddesinin birinci fıkrasının (4) numaralı bendine dayanılarak hazırlandığı belirtilmiştir. 213 sayılı Kanun'un 148. maddesi, idarenin, somut bir vergi incelemesi kapsamında bilgi ve belge talebinde bulunabileceğine dair bir yetki hükmü içermektedir. Maddede dava konusu Tebliğ'de öngörüldüğü şekilde sürekli bildirim usulüne yer verilmemiştir. İdarenin yapacağı her bir inceleme kapsamında zaten bilgi ve belge talebinde bulunabileceği de dikkate alındığında 148. maddenin, dava konusu Tebliğ hükümlerine ve bu kapsamda getirilen sürekli bildirim yükümlülüğüne dayanak oluşturmadığı anlaşılmıştır. 213 sayılı Kanun'un "Devamlı Bilgi Verme" başlıklı 149. maddesinin, dava konusu Tebliğ hükümlerine ve bu kapsamda sürekli bildirim yükümlülüğüne yönelik normatif dayanak oluşturduğu ilk bakışta söylenebilirse de, maddenin lafzı dikkate alındığında söz konusu yükümlülüğün ancak, vergilendirmeye ilişkin olaylarla ilgili olarak söz konusu olabileceği, vergilendirmeye ilişkin somut bir olay ve bu olayla doğrudan bir ilişki mevcut olmadan, mükelleflere ve hatta sorumlu veya temsilci olmayan gerçek ve tüzel kişilere yönelik genel nitelikli bir devamlı bilgi verme yükümlülüğü getirilemeyeceği sonucuna ulaşılmaktadır. Dolayısıyla, anılan maddenin de dava konusu Tebliğ hükümlerine ve bu kapsamda getirilen sürekli bildirim yükümlülüğüne dayanak oluşturduğunun kabulü mümkün değildir. Aynı Kanun'un 152/A maddesinde de, "Maliye Bakanlığı Gelir İdaresi Başkanlığı veya vergi incelemesi yapmaya yetkili olanlar" ifadesi ile asıl olarak idari makamlarca veya yetkilendirilmiş kişilerce gerçekleştirilecek somut bilgi toplama çabasına dair belirgin bir yetki ve usul öngörülmüştür. Ancak dava konusu Tebliğ, söz konusu bilgi toplama faaliyetini doğrudan mükellefler ile meslek mensuplarına yüklemiştir. Hakeza, 213 sayılı Kanun'un "Defter ve Belgelerle Diğer Kayıtların İbraz Mecburiyeti" başlıklı 256. maddesinde öngörülen yükümlülük de somut bir vergilendirme işlemine ilişkindir. Bu bağlamda, Tebliğ ile getirilen bildirim yükümlülüğünün, Vergi Usul Kanunu'nun dayanak olarak gösterilen 148, 149, 152/A ve 256. maddelerinde belirtildiği üzere somut vergilendirme ilişkisi kapsamındaki bir bilginin edinilmesine ilişkin olmadığı, suç gelirlerinin aklanması ve terörün finansmanının önlenmesi amaçlı çabalar kapsamında gerçek faydalanıcının ve hatta hakkında şüphe duyulacak üçüncü kişilerin tespitine yönelik olduğu, dolayısıyla söz konusu maddelerin vergilendirmeye ilişkin olaylar dışında, devamlı bilgi verme ya da bildirimde bulunma zorunluluğunu kapsamadığı anlaşılmaktadır. Diğer taraftan, 05/07/2022 tarih ve 31887 sayılı Resmî Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe giren 7417 sayılı Devlet Memurları Kanunu İle Bazı Kanunlarda ve 375 sayılı Kanun Hükmünde Kararnamede Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun'un 26. maddesi ile 213 sayılı Kanun'un mükerrer 257. maddesinin birinci fıkrasına (8) numaralı bendinden sonra gelmek üzere Hazine ve Maliye Bakanlığının, tüzel kişiler ve tüzel kişiliği olmayan teşekküllerin gerçek faydalanıcı bilgisinin güncel, tam ve doğru bir şekilde tespit edilebilmesi için gerçek faydalanıcının kapsamını belirlemeye, bu kapsama girenlerin bildirilmesi zorunluluğunu getirmeye, bildirimin içerik, format, standart, verilme süresi ve yöntemini belirlemeye, bunlarda değişiklik yapmaya, bildirim verme yükümlülüğünü sektör, mükellef grupları ve mükellefiyet durumları itibarıyla belirlemeye, bu kapsamdaki bilgi ve bildirimlerin elektronik ortamda muhafaza ve ibraz edilmesi yükümlülüğü getirmeye ve uygulamaya ilişkin diğer usul ve esasları belirlemeye yetkili olduğuna dair (9) numaralı bent eklenmiştir. 7417 sayılı Kanun'un 28. maddesiyle de 213 Kanun'un mükerrer 355. maddesinin birinci fıkrasına ikinci cümlesinden sonra gelmek üzere aşağıdaki cümleler eklenmiştir: "Mükerrer 257 nci maddenin birinci fıkrasının (7) numaralı bendi ile getirilen zorunluluklara uymayanlara, (1) ve (2) numaralı bentlerde yer alan özel usulsüzlük cezasının 5 katı, (3) numaralı bentte yer alan özel usulsüzlük cezasının 2 katı uygulanır.” “Mükerrer 257 nci maddenin birinci fıkrasının (9) numaralı bendi ile getirilen zorunluluklara uymayanlara (1) numaralı bentte yer alan özel usulsüzlük cezasının 3 katı uygulanır.” Söz konusu değişiklik sonrası 23/09/2022 tarih ve 31962 sayılı Resmî Gazete'de yayımlanan Vergi Usul Kanunu Genel Tebliği (Sıra No: 529)'nde Değişiklik Yapılmasına Dair Tebliğ (Sıra No:541) ile dava konusu Tebliğ'in "Dayanak" başlıklı 3. maddesinde yer alan "(4)" ibaresi "(9)" şeklinde değiştirilmiştir. Tebliğ'in yayımlandığı ve davanın açıldığı tarihler itibarıyla, 213 sayılı Kanun'da gerçek faydalanıcı bildiriminde bulunulmasına ilişkin yükümlülük getirme hususunda Hazine ve Maliye Bakanlığının yetkisinin bulunduğuna ve bildirimde bulunulmadığı takdirde ceza uygulanacağı yolunda bir kurala yer verilmemiştir. Anılan hususlardaki düzenlemeler 05/07/2022 tarihinde yürürlüğe giren 7417 sayılı Kanun'un 26 ve 28. maddeleriyle getirilmiştir. Bu durumda, Tebliğ'de yapılan düzenlemeler uyarınca bildirilmesi gereken bilgileri bildirmeyen, eksik veya yanıltıcı bildirimde bulunan mükellefler hakkında 213 sayılı Kanun'un ilgili ceza hükümlerinin tatbik olunacağı yolundaki düzenlemenin, Tebliğ'in yayımlandığı tarih itibarıyla kanuni dayanağı bulunmadığı sonucuna ulaşılmaktadır. Açıklanan nedenlerle, Vergi Usul Kanunu Genel Tebliği (Sıra No:529)'nin, "Diğer hususlar ve cezai yaptırım" başlıklı 8. maddesinin (2) numaralı fıkrasının iptaline karar verilmesi gerektiğinden, davacının temyiz isteminin kabulü ile Daire kararının bu kısma ilişkin hüküm fıkrasının bozulması gerektiği görüşüyle Kurul kararına katılmıyoruz.

Anayasa'nın 38. maddesinde yer alan suçta ve cezada kanunilik ilkesi gereğince, vergi suç ve cezalarının düzenlenmesinde tek kaynak kanundur; vergi idaresinin düzenleyici işlemleriyle vergi suç ve ceza kuralı konulamaz. Bu suç ve cezaların unsurlarının aynı kanunda veya tek bir maddede toplanması zorunlu olmayıp farklı yasal düzenlemelerde yer alması da mümkündür.

Özel Usulsüzlük Cezalarında Artış ve Katlamalı Yaptırımlar

213 sayılı Vergi Usul Kanunu'nun 353. maddesinin birinci fıkrası çerçevesinde fatura ve benzeri evrakların verilmemesi ve alınmamasına yönelik fiillerde tatbik edilen özel usulsüzlük cezalarında artış yapılmıştır. İlgili yasal düzenleme ile fatura ve benzeri evrakların düzenlenmemesi hali için öngörülen tespit başına ve takvim yılı bazındaki azami yaptırım sınırları yükseltilmiştir.

213 sayılı Vergi Usul Kanunu'nun mükerrer 355. maddesi uyarınca, belirli bilgi ve bildirimlerin elektronik ortamda muhafaza ve ibraz edilmesi yükümlülüğünü ihlal edenlere yönelik katlamalı özel usulsüzlük yaptırımları getirilmiştir. Bu ihlallerde ceza; birinci sınıf tüccarlar ile serbest meslek erbabına 5 kat, ikinci sınıf tüccarlara 3 kat, bu grupların dışında kalan mükelleflere ise 2 kat olarak tatbik edilmektedir.

7417 sayılı Kanun'un 28. maddesi ile Vergi Usul Kanunu'nun mükerrer 355. maddesinin birinci fıkrasına eklenen kurallar kapsamında artırımlı ceza rejimleri belirlenmiştir. Mükerrer 257. maddenin birinci fıkrasının (7) numaralı bendiyle getirilen yükümlülüklere uyulmaması durumunda Kanun'un (1) ve (2) numaralı bentlerindeki cezanın 5 katı, (3) numaralı bendindeki cezanın ise 2 katı uygulanır. Öte yandan aynı fıkranın (9) numaralı bendinde düzenlenen gerçek faydalanıcı bildirim yükümlülüğüne aykırı davranılması halinde birinci bentte belirlenen özel usulsüzlük cezasının 3 katı kesilmektedir.

Gerçek Faydalanıcı Bildirimine İlişkin Düzenlemelerin Yargısal Denetimi

Gerçek faydalanıcı bildiriminde bulunmayan mükelleflere ceza uygulanmasına dair idari düzenlemeler yargı mercileri nezdinde denetime tabi tutulmuştur. Danıştay 4. Dairesi (E. 2021/8785, K. 2022/8755; E. 2021/8103, K. 2022/8754) ve Danıştay Vergi Dava Daireleri Kurulu (E. 2023/1051, K. 2025/113) kararlarında; 529 Sıra No.lu Vergi Usul Kanunu Genel Tebliği ile getirilen bildirim verme zorunluluğunun Vergi Usul Kanunu'nun bilgi verme ve ibraz hükümlerine dayandığı, bildirim yapmayanlara ceza kesilmesine ilişkin kuralın mükerrer 355. madde kapsamına girdiği ve düzenleyici işlemle kanunda yer almayan yeni bir ceza ihdas edilmediği gerekçesiyle açılan davalar reddedilmiş ve bu ret kararları onanmıştır.

Kararlarda yer verilen karşı oy değerlendirmelerinde ise anılan Tebliğ'in yayımlandığı tarihte Vergi Usul Kanunu'nda gerçek faydalanıcı bildirimine ve yaptırımına ilişkin açık bir kural bulunmadığı, bu yetkinin idareye ancak 7417 sayılı Kanun ile 5 Temmuz 2022 tarihinde eklendiği, dolayısıyla yasal değişiklik öncesindeki dönem açısından kanunilik ilkesinin ihlal edildiği ileri sürülmüştür. Yasal düzenlemenin akabinde yürürlüğe giren 541 Sıra No.lu Vergi Usul Kanunu Genel Tebliği ile de önceki tebliğin dayanak maddesi Vergi Usul Kanunu'nun mükerrer 257. maddesinin birinci fıkrasının (9) numaralı bendi olarak güncellenmiştir.

2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 7. maddesi uyarınca ilanı gereken düzenleyici işlemlerde dava açma süresi ilan tarihini izleyen günden itibaren başlar; ancak bu işlemlerin uygulanması üzerine ilgililer hem düzenleyici işlem hem de uygulanan bireysel işlem aleyhine birlikte Danıştay nezdinde dava açabilir. Ayrıca dava konusu edilen cezanın idarece düzeltme fişi düzenlenmek suretiyle terkin edilmesi halinde bireysel işleme yönelik davanın esası hakkında karar verilmesine yer olmadığı yönünde hüküm kurulmaktadır.

Vergi ve Mali Mevzuatta Belge Muhafaza ve İbraz Süreleri

Vergi Usul Kanunu'nun 253. maddesi uyarınca mükellefler, bu Kanun'a göre tuttukları ve üçüncü şahıslarla münasebetlerine dair her türlü defter ve evrakı ilgili yılı izleyen takvim yılı başından itibaren 5 yıl süreyle muhafaza ve ibraz etmekle yükümlüdür. Suç gelirlerinin aklanmasının önlenmesine ilişkin özel mevzuat niteliğindeki 5549 sayılı Kanun'un 8. maddesinde ise farklı süreler benimsenmiştir. Bu kapsamda yükümlülerin; işlemlerine dair evrakı tanzim tarihinden, defter ve kayıtlarını son kayıt tarihinden, kimlik tespitine ilişkin belgelerini ise son işlem tarihinden itibaren 8 yıl boyunca muhafaza edip yetkililere ibraz etmeleri zorunlu tutulmuştur.

7417 sayılı Kanun'un vergiye ilişkin hükümleri ne zaman yürürlüğe girdi?

Kanun'un özel usulsüzlük cezalarındaki artışa ilişkin hükümleri 1 Ağustos 2022 tarihinde, diğer maddeleri ise Resmî Gazete'de yayımlandığı 5 Temmuz 2022 tarihinde yürürlüğe girmiştir.

Kamu alacaklarında sigorta kefalet senetleri teminat sayılır mı?

6183 sayılı Kanun'un 10. maddesinde yapılan düzenlemeyle sigorta şirketleri tarafından verilen süresiz ve şartsız kefalet senetleri kamu alacaklarında teminat olarak kabul edilmiştir.

Finans kuruluşları için kurumlar vergisi oranı nedir?

Bankalar, finansal kiralama, factoring, sermaye piyasası kurumları ve sigorta şirketleri gibi finansal kuruluşlar için belirlenen yüzde 25 kurumlar vergisi oranı, 2023 yılını izleyen vergilendirme dönemlerine ait kurum kazançlarına da uygulanmaktadır.

Gerçek faydalanıcı bildirim zorunluluğuna uyulmamasının cezası nedir?

Vergi Usul Kanunu'nun mükerrer 355. maddesi uyarınca, mükerrer 257. maddenin birinci fıkrasının (9) numaralı bendinde düzenlenen bildirim zorunluluğuna uymayan mükelleflere ilgili bentteki özel usulsüzlük cezasının 3 katı uygulanır.

Hukuki uyarı: Bu içerik genel bilgilendirme amacı taşır; somut olay değerlendirmesi için avukata başvurulmalıdır.

Hazırlayan: Av. Erdal Ersoy

Avukat Erdal Ersoyİletişim ve randevu