Yabancı İşçilerin Çalışma İzni ve İş Kanunundan Doğan Hakları

by Avukat Erdal Ersoy
Yabancı İşçilerin Çalışma İzni ve İş Kanunundan Doğan Hakları

Yabancıların Çalışma İzni Zorunluluğu ve Hukuki Dayanağı

6735 sayılı Uluslararası İşgücü Kanunu m. 6 uyarınca, kanun kapsamında bulunan yabancıların çalışma izni olmaksızın Türkiye'de çalışmaları veya çalıştırılmaları yasaktır. Çalışma izni, uluslararası işgücü politikası esas alınarak Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığınca verilir. Türkiye'de bir yabancının hukuka uygun şekilde istihdam edilebilmesi için kural olarak geçerli bir çalışma izninin bulunması veya yabancının çalışma izni muafiyeti kapsamında yer alması şarttır.

6735 sayılı ULUSLARARASI İŞGÜCÜ KANUNU m. 6Kaynağı aç
MADDE 6- (1) Çalışma izni, 4 üncü maddeye göre belirlenen uluslararası işgücü politikası esas alınarak Bakanlıkça verilir. (2) Bu Kanun kapsamında yer alan yabancıların çalışma izni olmaksızın Türkiye’de çalışmaları veya çalıştırılmaları yasaktır. (3) Diğer kanunlarda ya da Türkiye’nin taraf olduğu ikili veya çok taraflı anlaşmalar veya uluslararası sözleşmelerde çalışma izni almadan çalışabileceği belirtilen yabancılar, bu Kanuna göre çalışma izni almadan çalışabilir veya çalıştırılabilirler. (4) 29/5/2009 tarihli ve 5901 sayılı Türk Vatandaşlığı Kanununun 28 inci maddesi kapsamında olanların çalışma hakkı saklıdır. Çalışma izni başvurusu ve değerlendirilmesi

Diğer kanunlarda ya da Türkiye'nin taraf olduğu ikili veya çok taraflı sözleşmelerde çalışma izni almadan çalışabileceği açıkça düzenlenen yabancılar ile 5901 sayılı Türk Vatandaşlığı Kanununun 28. maddesi kapsamında bulunan kişiler, izin alma zorunluluğundan istisna tutularak çalışma hakkını kullanabilir.

Çalışma izni, yabancı işçinin Türkiye sınırları içinde yasal olarak çalışmasına imkan tanıyan idari bir statüdür. İşverenin usulüne uygun çalışma iznine sahip bir yabancıyı çalıştırması, Türk iş hukuku mevzuatından kaynaklanan yasal borç ve sorumluluklarını ortadan kaldırmaz. Bu idari izin, işçi ile işveren arasındaki iş ilişkisinde geçerli olan tüm işçilik haklarını tek başına düzenleyen bir belge niteliğinde de değildir. Temel ücret, haftalık çalışma süresi, fazla çalışma, izinler, dinlenme süreleri, iş sağlığı ve güvenliği ile feshe bağlanan sonuçlar iş hukuku kurallarına göre müstakil olarak belirlenir.

Yabancı Şirketlerin Sorumluluğu ve Emredici Hükümler

Türkiye sınırları içinde faaliyet gösteren yabancı şirketler veya yabancı uyruklu gerçek kişi işverenler, Türkiye'de çalışan personeli bakımından Türk iş hukukunun emredici nitelikteki düzenlemelerine uymakla yükümlüdür. İşverenin veya şirket merkezinin yurt dışında bulunması, Türkiye'deki işyerinde fiilen çalışan personelin kanuni işçilik haklarını ortadan kaldırmaz. Uluslararası işletmelerin uyguladığı ücret, izin, performans ve iş sözleşmesinin feshine ilişkin iç kuralların Türk iş hukukunun emredici hükümleriyle uyumlu olması gerekir.

İş İlişkisinde Eşit Davranma Borcu ve Ayrımcılık Yasağı

4857 sayılı İş Kanununun 5. maddesi gereğince, iş ilişkisinde dil, ırk, renk, cinsiyet, engellilik, siyasal düşünce, felsefi inanç, din, mezhep ve benzeri sebeplere dayalı ayrım yapılması yasaktır. İşveren, haklı ve esaslı sebepler bulunmadıkça tam süreli ile kısmi süreli çalışan ya da belirsiz süreli ile belirli süreli çalışan işçiler arasında farklı muamelede bulunamaz. Biyolojik veya işin niteliğine ilişkin zorunlu nedenler bulunmadıkça cinsiyet veya gebelik sebebiyle doğrudan ya da dolaylı farklı işlem uygulanamaz; aynı veya eşit değerde bir iş için cinsiyete dayalı düşük ücret kararlaştırılamaz.

4857 sayılı İŞ KANUNU m. 5Kaynağı aç
Madde 5 – (Ek: 6/2/2014-6518/57 md.) İş ilişkisinde dil, ırk, renk, cinsiyet, engellilik, siyasal düşünce, felsefî inanç, din ve mezhep ve benzeri sebeplere dayalı ayrım yapılamaz. İşveren, esaslı sebepler olmadıkça tam süreli çalışan işçi karşısında kısmî süreli çalışan işçiye, belirsiz süreli çalışan işçi karşısında belirli süreli çalışan işçiye farklı işlem yapamaz. İşveren, biyolojik veya işin niteliğine ilişkin sebepler zorunlu kılmadıkça, bir işçiye, iş sözleşmesinin yapılmasında, şartlarının oluşturulmasında, uygulanmasında ve sona ermesinde, cinsiyet veya gebelik nedeniyle doğrudan veya dolaylı farklı işlem yapamaz. Aynı veya eşit değerde bir iş için cinsiyet nedeniyle daha düşük ücret kararlaştırılamaz. İşçinin cinsiyeti nedeniyle özel koruyucu hükümlerin uygulanması, daha düşük bir ücretin uygulanmasını haklı kılmaz. İş ilişkisinde veya sona ermesinde yukarıdaki fıkra hükümlerine aykırı davranıldığında işçi, dört aya kadar ücreti tutarındaki uygun bir tazminattan başka yoksun bırakıldığı haklarını da talep edebilir. 2821 sayılı Sendikalar Kanununun 31 inci maddesi hükümleri saklıdır. 20 nci madde hükümleri saklı kalmak üzere işverenin yukarıdaki fıkra hükümlerine aykırı davrandığını işçi ispat etmekle yükümlüdür. Ancak, işçi bir ihlalin varlığı ihtimalini güçlü bir biçimde gösteren bir durumu ortaya koyduğunda, işveren böyle bir ihlalin mevcut olmadığını ispat etmekle yükümlü olur. İşyerinin veya bir bölümünün devri

Yabancı çalışanın sadece yabancı olması gerekçe gösterilerek emsallerinden daha düşük ücrete tabi tutulması, sosyal haklardan mahrum bırakılması, unvan ve terfi olanaklarının kısıtlanması, çalışma koşullarının ağırlaştırılması veya işyerinde dışlanmaya maruz kalması ayrımcılık yasağının ihlali çerçevesinde ele alınır.

Ücret, Fazla Çalışma ve Tatil Hakları

İşveren, yabancı personelin vatandaşlığını öne sürerek ücret düzeyini hukuka aykırı şekilde düşüremez. Yabancı işçinin ücreti belirlenirken yürürlükteki asgari ücret düzenlemeleri, iş sözleşmesinde kararlaştırılan koşullar, personelin fiilen üstlendiği görev ve sorumluluklar, mesleki tecrübesi ve çalışma izni kapsamında öngörülen kriterler göz önünde bulundurulur.

Yabancı işçinin haftalık normal çalışma süresini aşan faaliyetleri fazla çalışma ya da fazla sürelerle çalışma olarak nitelendirilir. Fazla çalışma yapılması halinde mevzuatta düzenlenen zamlı ücretin ödenmesi veya kanuni koşulların mevcudiyeti durumunda işçiye hak ettiği serbest zamanın kullandırılması gerekir.

Yabancı uyruklu çalışanlar, tabi oldukları Türk iş hukuku hükümleri doğrultusunda hafta tatili ile ulusal bayram ve genel tatil haklarından yararlanır. İşçinin yabancı olması, hafta tatilinin kullandırılmamasına veya genel tatil günlerindeki çalışmaların karşılıksız bırakılmasına dayanak yapılamaz.

Yıllık ücretli izin hakkı, çalışanın vatandaşlığına veya milliyetine göre değil, tabi olduğu iş hukuku kuralları ile işyerindeki fiili hizmet süresine göre değerlendirilir. Yabancı personelin Türkiye'de geçici süreyle bulunması yıllık izin hakkını düşürmez. İşveren, personelin hak kazandığı yıllık ücretli izinleri kullandırmak ve izin kayıtlarını düzenli olarak tutmak zorundadır.

İş Sağlığı, Güvenliği ve İş Kazası Sorumluluğu

İşveren, çalışanların sağlığını güvence altına almak ve mesleki riskleri bertaraf etmek amacıyla gerekli her türlü tedbiri almakla mükelleftir. Yabancı personelin lisan, eğitim seviyesi veya kültürel farklılıkları, iş sağlığı ve güvenliği önlemlerinin alınmaması ya da meslek hastalığı tehlikelerine karşı koruyucu tedbirlerin uygulanmaması yönünden haklı bir mazeret teşkil etmez.

İşverenin yabancı personele iş sağlığı ve güvenliği eğitimi verme yükümlülüğü aynen sürer. İşçinin Türkçe bilmemesi durumunda, işyerindeki eğitim ve talimatların işçi tarafından eksiksiz biçimde kavranmasını temin edecek metotlar benimsenmelidir. Dil bariyerinin bulunması işverenin İSG sorumluluğunu ortadan kaldırmaz.

Yabancı bir personelin iş kazasına uğraması durumunda, işverenin kusur durumu, mevzuata uygun tedbirleri alıp almadığı ve sosyal güvenlik bildirimlerini zamanında yapıp yapmadığı denetlenir. Kazaya uğrayan işçinin yabancı olması işverenin hukuki sorumluluğunu kaldırmaz; meydana gelen kaza sonucunda işçinin maruz kaldığı maddi ve manevi zararların tazmini talep edilebilir.

Çalışma İzninin Sözleşmeye Etkisi, Kıdem ve İhbar Tazminatı

Yabancı personelin çalışma izninin süresinin dolması veya iznin iptal edilmesi, iş sözleşmesinin sona ermesiyle aynı hukuki işlem değildir. İznin sona ermesi veya idari olarak geri alınması, iş ilişkisinin sürdürülmesi yönünden fiili ve hukuki bir engel oluşturabilir; ancak bu idari tablonun iş sözleşmesi üzerindeki sonuçları her somut durumun şartlarına göre ayrıca değerlendirilmelidir.

Çalışma izninin sona ermiş olması, işçinin daha önce hak ettiği işçilik alacaklarını otomatik olarak düşürmez. Fiilen ifa edilen hizmet karşılığı olarak çalışma süresi boyunca doğmuş ancak ödenmemiş temel ücret, fazla mesai ücreti veya diğer kanuni alacak kalemleri varlığını korur.

Yabancı uyruklu olmak, yasal unsurların vücut bulması halinde kıdem tazminatı alma hakkını engellemez. İşçinin kıdem tazminatına hak kazanmasında, işyerindeki kıdem süresi, iş akdinin hangi hukuki sebep ve biçimde sona erdiği ve mevzuatta düzenlenen diğer koşullar esas alınır.

Bildirimli fesihe tabi belirsiz süreli iş sözleşmelerinde, kanuni bildirim önellerine riayet edilmeden yapılan fesihlerde koşullar oluşmuşsa ihbar tazminatı ödenmesi gerekir. Yabancı personelin çalışma iznine tabi bulunması, işverenin bildirim sürelerine uyma veya ihbar tazminatı karşılığını ödeme borcunu ortadan kaldırmaz.

Yabancı personelin işsizlik sigortası yardımlarından faydalanıp faydalanamayacağı; sigortalılık durumu, prim ödeme gün sayısı, iş akdinin feshedilme niteliği ve Türkiye ile işçinin vatandaşı olduğu ülke arasında yürürlükte bulunan sosyal güvenlik sözleşmelerinin hükümlerine bağlıdır.

İzinsiz Çalışmanın Sözleşmenin Geçerliliğine ve Sigortalılığa Etkisi

Yargıtay 10. Hukuk Dairesinin 2013/14038 Esas, 2014/327 Karar sayılı ilamına göre, yabancıların çalışmasında kanuni bir yasak bulunmayan işlerde, çalışma izni alınmadan veya iznin süresi bittikten sonra çalışılmaya devam edilmesi halinde kurulan iş sözleşmeleri kesin hükümsüz sayılmaz. Çalışma izni zorunluluğunun kamu düzenine ilişkin olmaması sebebiyle, bu tür işlerde fiilen çalışan yabancı işçinin sigortalılık hakkından yararlandırılması gerekir.

Yargıtay 10. Hukuk Dairesi, E. 2013/14038, K. 2014/327Kaynağı aç
10. Hukuk Dairesi         2013/14038 E.  ,  2014/327 K. "İçtihat Metni" Mahkemesi :İzmir 11. İş Mahkemesi Tarihi :14.05.2013 No :2012/508-2013/263 Dava, hizmet tespiti istemine ilişkindir. Mahkemece, ilâmında belirtildiği şekilde davanın kabulüne karar verilmiştir. Hükmün, taraf vekilleri tarafından temyiz edilmesi üzerine, temyiz isteklerinin süresinde olduğu anlaşıldıktan ve Tetkik Hâkimi tarafından düzenlenen raporla dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra işin gereği düşünüldü ve aşağıdaki karar tespit edildi. 10.02.2000 tarihi itibarıyla 506 sayılı Kanuna göre tescil edilen davalı işverene ait işyerinde 08.05.2007 tarihinde çalışmaya başladığı yönünde hakkında “Sigortalı İşe Giriş Bildirgesi” düzenlenen Ürdün vatandaşı olan davacının 08.05.2007-31.08.2007 döneminde adına tam gün üzerinden eksiksiz bildirim ve prim ödemelerinin gerçekleştirildiği belirgin olup, bu işyerinde 30.08.2005-23.01.2012 tarihleri arasında geçen ve Kuruma bildirilmeyen çalışma sürelerinin tespitine ilişkin davada mahkemece yapılan yargılamada, dava konusu dönemde hizmet akdine dayalı olarak asgari ücretle kesintisiz çalışıldığının tespitine karar verilerek istem hüküm altına alınmıştır. Dava 506 sayılı Kanun’un 79/10 ve 5510 sayılı Kanun’un 86/9. maddeleri uyarınca açılmış hizmet tespiti davasıdır. Bu tür sigortalı hizmetlerin tespitine ilişkin davalar, kamu düzenine ilişkindir. Bu nedenle özel bir duyarlılıkla ve özenle yürütülmesi zorunludur. Bu çerçevede hak kayıplarının ve gerçeğe aykırı sigortalılık süresi edinme durumlarının önlenmesi, temel insan haklarından olan sosyal güvenlik hakkının korunabilmesi için, bu tür davalarda tarafların gösterdiği kanıtlarla yetinilmeyerek, gerekli araştırmaların re'sen yapılması ve kanıtların toplanması gerektiği göz önünde bulundurulmalıdır. Yabancı uyruklu kişilerin sigortalı sayılıp sayılmayacakları hususunda ise; yasadaki ve sosyal güvenlik hukuku anlayışındaki değişim süreci de dikkate alınarak daha önceki yasal mevzuat çerçevesinde konu incelenecek olursa; 506 sayılı Yasa bakımından; 06.08.2003 tarihinden önce, yabancıların Türkiye’de herhangi bir işveren nezdinde çalışmaları durumunda, kısa vadeli sigorta kollarına tabi tutulmaları esas, uzun vadeli sigorta kollarına tabi olmaları ise istisna olarak öngörülmüş olup, çalışanların kuruma başvuruları ve talepleri halinde uzun vadeli sigorta kollarına tabi olmaları mümkün olabiliyor iken, 06.08.2003 tarihinden sonra 4958 sayılı Yasa değişikliği ile bu durum ortadan kaldırılmış, yabancıların istek veya başvurusu aranmaksızın tüm sigorta kollarına tabi olmaları esası getirilmiştir. 5510 sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanununun yürürlüğe girdiği 01.10.2008 tarihinden sonraki bir dönem bakımından ise; Yasanın ''sigortalı sayılanlar'' başlıklı 4/2-(c) maddesi ile; "Mütekabiliyet esasına dayalı olarak uluslararası sosyal güvenlik sözleşmesi yapmış ülke uyruğunda çalışanlar hariç olmak üzere, yabancı uyruklu kişilerden hizmet akdi ile çalışanlar" 4/I(a) bendi kapsamında sigortalı sayılmışlardır. Madde hükmünü, karşılıklılık esasına dayalı uluslararası sosyal güvenlik sözleşmesi yapılmış yabancı ülke vatandaşlarına, hiçbir şekilde Türk sosyal güvenlik sisteminin uygulanamayacağı şeklinde değil, bunlara öncelikle ilgili sosyal güvenlik sözleşmesi hükümlerinin uygulanacağı, burada hüküm yoksa 5510 sayılı Yasa hükümlerinin uygulanacağı şeklinde anlamak gerekir. (Prof. Dr. A. Can Tuncay,/ Prof. Dr. Ömer Ekmekçi, Sosyal Güvenlik Hukuku Dersleri,15. Bası, Beta Yayınevi, sh.243; Prof. Dr. Ali Güzel, Prof. Dr.Ali Rıza Okur / Doç. Dr. Nurşen Caniklioğlu, Sosyal Güvenlik Hukuku Dersleri,13.Bası, Beta Yayınevi, sh:107 ) Sonuç olarak; Türk uyruklu olmayanlar, hizmet akdine dayalı olarak çalışmaları halinde, 506 sayılı Kanunun 3/II-A maddesinin yürürlükte bulunduğu 06.08.2003 tarihine kadar olan dönemde, kısa vadeli sigorta kollarına zorunlu olarak tabi olup, uzun vadeli sigorta kollarına tabi olmaları isteklerine bırakılmış iken, 06.08.2003 tarihinden itibaren, yazılı istek koşulu aranmaksızın, çalışmaya başlamaları ile “tüm sigorta kolları açısından” sigortalı olacaklardır. 506 sayılı Kanunun 3/II-A bendinin yürürlükten kalktığı 06.08.2003 tarihinden itibaren, artık yabancılık esas itibariyle sosyal sigortadan yararlanmaya engel oluşturan bir neden değildir. Öte yandan, yabancıların Türkiye'de geçen çalışmalarına ilişkin olarak 506 sayılı Kanunun 3/G maddesinde yabancı bir memlekette kurulu herhangi bir müessese tarafından ve o müessese nam ve hesabına Türkiye'ye bir iş için gönderilen ve yabancı memlekette sigortalı olduğunu bildiren yabancı kimselerin bu Kanunun uygulanmasında sigortalı sayılmayacağı bildirilmiş, yine 5510 sayılı Kanunun 6/e maddesinde paralel bir düzenlemeyle yabancı bir ülkede kurulu herhangi bir kuruluş tarafından ve o kuruluş adına ve hesabına Türkiye'ye bir iş için gönderilen ve yabancı ülkede sosyal sigortaya tâbi olduğunu belgeleyen kişiler ile Türkiye'de kendi adına ve hesabına bağımsız çalışanlardan, yurt dışında ikamet eden ve o ülke sosyal güvenlik mevzuatına tâbi olanlar, 4'üncü ve 5'inci maddelere göre sigortalı sayılmayacağı bildirilmiştir. Bu maddelerde bahsi geçen sigortalılık kişilerin vatandaşı olduğu ülkede uygulanan sosyal güvenlik hukuku kapsamında ki sigortalılıktır. Kişilerin özel hukuk kapsamında yaptırmış oldukları, hayat, kaza, yangın vb. sigortalar sosyal güvenlik hukuku alanı dışında kalmakta olup kişilerin Türkiye'de sigorta kapsamında çalışmalarına engel teşkil etmez. Diğer taraftan, yabancıların Türkiye'de çalışabilmeleri için, yapacakları işin kanunlarla sadece Türk vatandaşlarına saklı tutulmamış olması da gerekir. Ayrıca, vatandaşlardan farklı olarak, yabancılar kanunla kendilerine yasaklanmamış işlerde çalısabilmek için, Türkiye’nin taraf olduğu ikili ya da çok taraflı sözleşmelerde aksi öngörülmedikçe, çalısma vizesi, çalışma izni ve ikamet izni almak zorunda olup, yabancıların çalışma izin işlemleri 4817 sayılı Yabancıların Çalışma İzinleri Hakkında Kanun ve bu Kanunun uygulama yönetmeliği hükümleri çerçevesinde yürütülmektedir. Yabancı uyruklu kişilerin Türk vatandaşlarına saklı tutulmuş bir işte veya çalışma izni almadan çalışmaları durumunda sigortalı sayılıp sayılmayacakları hususunda yasal mevzuat çerçevesinde konu incelenecek olursa; Anayasa’nın 48. maddesine göre, herkes dilediği alanda çalışma ve sözleşme hürriyetlerine sahiptir. Anayasa’nın 60. maddesine göre, herkes sosyal güvenlik hakkına sahiptir. Anayasa’nın 16. maddesine göre, temel hak ve hürriyetler, yabancılar için, milletlerarası hukuka uygun olarak kanunla sınırlanabilir. Yabancıların Türkiye'de bazı iş veya mesleklerde (örneğin 1219 sayılı Tababet ve Şuâbatı Sanatlarının Tarzı İcrasına Dair Kanun'un 3. vd. maddeleri uyarınca yabancıların Türkiye'de diş tabipliği, dişçilik, ebelik, hastabakıcılık; 6197 sayılı Eczacılar ve Eczaneler Hakkında Kanun'un 2. maddesi uyarınca eczacılık, 6343 sayılı Veteriner Hekimliği Mesleğinin İcrasına, Türk Veteriner Hekimleri Birliği ile Odalarının Teşekkül Tarzına ve Göreceği İşlere Dair Kanun'un 2. maddesi uyarınca veterinerlik, 1136 sayılı Avukatlık Kanunu'nun 3. maddesi uyarınca avukatlık, 1512 sayılı Noterlik Kanunu uyarınca noterlik, 2495 sayılı Bazı Kurum ve Kuruluşların Korunması ve Güvenliklerinin Sağlanması Hakkında Kanun'un 16. maddesi uyarınca özel veya kamu kuruluşlarında güvenlik görevlisi, 2219 sayılı Hususi Hastaneler Kanunu'nun 9. maddesi uyarınca sorumlu müdürlük, 4458 sayılı Gümrük Kanunu'nun 227. maddesi uyarınca gümrük müşavirliği ve 815 sayılı Kabotaj Kanunu uyarınca da kara suları dahilinde balık, istiridye, midye, sünger, inci, mercan ihracı, dalgıçlık, arayıcılık, kılavuzluk, kaptanlık, çarkçılık, katiplik, tayfalık gibi işlerde) çalışmaları kanunlarla yasaklanmıştır. 01.07.2012 tarihinden önceki dönemde yürürlükte bulunan 818 sayılı Borçlar Kanunu'nun ”Butlan” başlıklı 20 nci maddesinde ''Bir akdin mevzuu gayri mümkün veya gayri muhik yahut ahlaka (adaba) mugayir olursa o akit batıldır.'' hükmü öngörülmüştür. 01.07.2012 tarihinde yürürlüğe giren 6098 sayılı Borçlar Kanunu'nun ”Kesin hükümsüzlük” başlıklı 27'nci maddesi de benzer bir düzenlemeye gitmiş olup, Kanunun emredici hükümlerine, ahlaka, kamu düzenine, kişilik haklarına aykırı veya konusu imkânsız olan sözleşmelerin kesin olarak hükümsüz olacağı belirtilmiştir. Doktrinde ''mutlak butlan'', ''butlan'', ''bozukluk'', ''çürüklük'' gibi isimlerle anılan kesin hükümsüzlük hallerinde, akit ölü doğmuştur ve sonradan geçerlilik kazanamaz. (Prof. Dr. Ercan Akyiğit, Teori ve Uygulama Bakımından Hizmet Akdinin Kesin Hükümsüzlüğü ve İptal Edilebilirliği, İstanbul 1990, sh. 5) Yabancıların bazı işlerde çalışmasını yasaklayan hükümler ''kamu düzeni hükmü'' niteliği taşırlar ve bunlara aykırılık durumunda iş sözleşmesi 6098 sayılı Borçlar Kanunu'nun 27'nci maddesindeki tanımıyla kesin olarak hükümsüz (818 sayılı Borçlar Kanunu'nun 20'nci maddesine göre batıl) olacaktır. Kesin hükümsüz olan bir sözleşmeye dayanılarak çalışılmış olması, sözleşmeyi geçerli hale getirmez. Buna göre, kesin hükümsüz sayılan iş sözleşmesine dayanarak çalışmış olan yabancı, "işçi" sayılamaz ve bu kişi işçilikle ilgili herhangi bir haktan (örneğin; ücret, sigortalılık) yararlanamaz. Sadece, sebepsiz zenginleşme ve haksız fiil kurallarına dayanarak bazı taleplerde bulunabilir. (Yrd. Doç. Dr. Mustafa Cin, 2005, Kamu-İş, C:8; Prof. Dr. Kenan Tunçomağ, Esaslar, sh. 84; Tunçomağ/Centel, sh. 76 ve sh. 79; Prof. Dr. Ahmet Münir Ekonomi, sh. 161; Prof. Dr. Ünal Narmanlıoğlu, sh.153; Prof. Dr. Seza Reisoğlu, Hizmet Akdi, 135; Mustafa Çenberci, sh. 107) Buna karşın, yabancıların çalışmasında engel bulunmayan işlerde izinsiz çalışan veya çalışma izni bittikten sonra çalışmaya devam eden işçilerle kurulan hizmet sözleşmeleri, çalışma izni zorunluluğu getiren hükümlerin kamu düzenine ilişkin olmamaları nedeniyle, kesin hükümsüz olmazlar. Bu sebeple, bahse konu işler yönünden çalışma izni alınmadan bir sözleşme yapılmış ve fiilen bir süre çalışılmış ise, işçinin sigortalılık hakkından yararlanması sağlanmalıdır. Yukarıdaki açıklamaların ışığında somut olayın değerlendirilmesinde, Ürdün uyruklu olan davacının, Türk vatandaşı veya Türk soylu olduğu iddia ve ispat da edilmediğinden, dava konusu 30.08.2005-23.01.2012 döneminde yabancı statüsünde olduğu belirgin olup, mahkemece yapılan araştırma ve inceleme, hüküm kurmaya yeterli ve elverişli değildir. Mahkemece yapılacak iş; davanın kamu düzenini ilgilendirir bir dava olduğu, bu tür davalarda re’sen araştırma ilkesinin geçerli olduğu gözetilerek, öncelikle davacının çalışma iddiasına konu olan işin kanunlarla sadece Türk vatandaşlarına saklı tutulmuş bir iş niteliğinde olup olmadığı araştırılmalı, yabancıların çalışmasında engel bulunmayan bir iş niteliğinde olduğunun tespiti halinde, 30.08.2005-30.09.2008 dönemi yönünden 506 sayılı Kanunun 3/G maddesi uyarınca, 01.10.2008-23.01.2012 dönemi yönünden ise 5510 sayılı Kanunun 4/2-c ve 6/e maddeleri uyarınca davacının sigortalılık koşullarının oluşup oluşmadığı belirlenmeli, sigortalılık koşulları varsa, davacının Türkiye'de çalışma izninin bulunup bulunmadığı ve Türkiye'ye giriş-çıkış tarihleri araştırılmalı, işçilik alacaklarına ilişkin dava dosyası celbedilmeli ve işçilik hakları davasında dinlenen tanıkların anlatımları ile bu dosyada bilgi ve görgülerine başvurulan tanıkların anlatımları karşılaştırılmalı, varsa çelişkiler giderilmeli, davacının kayıtlarda görünmeyen çalışmalarının hangi nedenlerle kayıtlara geçmediği ya da bildirim dışı kaldığı hususu, çalışmanın varlığı ve kesintili olup olmadığı yöntemince araştırılmalı, toplanan tüm kanıtlar birlikte değerlendirildikten sonra elde edilecek sonuca göre bir karar verilmelidir. Mahkemece, açıklanan bu maddi ve hukuki olgular göz önünde tutulmaksızın, eksik inceleme ve araştırma sonucu yazılı şekilde hüküm kurulması, usul ve yasaya aykırı olup, bozma nedenidir. O halde, taraf vekillerinin bu yönleri amaçlayan temyiz itirazları kabul edilmeli ve hüküm bozulmalıdır. SONUÇ: Temyiz edilen hükmün yukarıda açıklanan nedenlerle BOZULMASINA, temyiz harcının istem halinde davacı ve davalılardan Makskom İletişim ve Yay. Ltd. Şti.'ne iadesine, 16.01.2014 gününde oybirliğiyle karar verildi.

Aynı ilamda belirtildiği üzere, 5510 sayılı Kanunun 6. maddesinin birinci fıkrasının (e) bendi uyarınca, yabancı bir ülkedeki kuruluş tarafından o kuruluş adına ve hesabına Türkiye'ye gönderilen ve yurt dışında sosyal sigortaya tabi olduğunu belgeleyenler ile bağımsız çalışıp yurt dışında ikamet eden ve o ülkenin sosyal güvenlik mevzuatına tabi olanlar Türkiye'de zorunlu sigortalı sayılmaz; buna karşın özel hayat ve kaza sigortalarının bulunması zorunlu sigortalılığı engellemez.

Hak İhlallerinde İşletilecek Hukuki Başvuru Yolları

İş hukukundan kaynaklanan hakları ihlal edilen yabancı çalışanlar somut uyuşmazlığın koşullarına göre; işverene yazılı ihtar veya başvuruda bulunma, dava şartı olan arabuluculuk sürecini başlatma, yetkili idari birimlere bildirim yapma, ayrımcılık iddialarında Türkiye İnsan Hakları ve Eşitlik Kurumu'na (TİHEK) başvurma ve yetkili iş mahkemesinde dava ikame etme yollarına başvurabilir.

Yabancı işçiye Türk vatandaşı işçiden daha düşük ücret ödenebilir mi?

Hayır. İşveren yabancı personelin vatandaşlığını gerekçe göstererek ücreti düşüremez; ücret belirlenirken asgari ücret kuralları, sözleşme, görev, tecrübe ve izin kriterleri dikkate alınır.

Yabancı işçi kıdem ve ihbar tazminatına hak kazanabilir mi?

Evet. Yabancı uyruklu olmak tazminat hakkını engellemez; kanuni hizmet süresi, feshin gerçekleşme biçimi ve yasal koşullar oluştuğunda yabancı işçi kıdem ve ihbar tazminatı talep edebilir.

Çalışma izni iptal edilen veya süresi dolan işçinin geçmiş maaş hakları kaybolur mu?

Hayır. Çalışma izninin sona ermesi veya iptali, yabancı işçinin fiilen çalıştığı dönemde doğmuş ve ödenmemiş temel ücret ile fazla mesai alacaklarını kendiliğinden ortadan kaldırmaz.

İşçinin Türkçe bilmemesi işverenin iş güvenliği tedbiri alma borcunu kaldırır mı?

Hayır. Dil engeli işverenin sorumluluğunu kaldırmaz; işverenin iş sağlığı ve güvenliği eğitim ve talimatlarını personelin anlayabileceği yöntemlerle sunması yasal zorunluluktur.

Çalışma izni olmaksızın çalışan yabancı işçi sigortalı sayılır mı?

Çalışmasında yasal engel bulunmayan bir işte fiilen çalışan yabancı işçinin sözleşmesi geçersiz sayılmayacağından, yabancı işçinin fiili çalışması karşılığında sigortalılık hakkından yararlandırılması gerekir.

Hukuki uyarı: Bu içerik genel bilgilendirme amacı taşır; somut olay değerlendirmesi için avukata başvurulmalıdır.

Hazırlayan: Av. Erdal Ersoy

Avukat Erdal Ersoyİletişim ve randevu