Yabancı Boşanma Kararının Türkiye’de Tanınması ve Tenfizi

by Avukat Erdal Ersoy
Yabancı Boşanma Kararının Türkiye'de Tanınması ve Tenfizi

Yabancı Boşanma Kararı Türkiye'de Kendiliğinden Geçerli Sayılmaz

Yurt dışındaki bir mahkemece verilen ve ilgili devlet hukukuna göre kesinleşmiş bir boşanma kararı, Türkiye'de kendiliğinden hukuki sonuç doğurmaz. Nüfusa işleme ve icraya konulabilirlik farklı hukuki yollara tabidir: boşanma hükmünün nüfus kütüğüne tescil edilmesi 5490 sayılı Nüfus Hizmetleri Kanunu'nun 27/A maddesiyle, icra edilebilirlik ise 5718 sayılı Milletlerarası Özel Hukuk ve Usul Hukuku Hakkında Kanun kapsamındaki tenfiz kararıyla sağlanır. 27/A maddesi tescil talebinin reddedilmesi hâlinde ise 5718 sayılı Kanun uyarınca mahkeme yoluna başvurulabilir.

5718 sayılı MİLLETLERARASI ÖZEL HUKUK VE USUL HUKUKU HAKKINDA KANUN m. 50Kaynağı aç
MADDE 50 – (1) Yabancı mahkemelerden hukuk davalarına ilişkin olarak verilmiş ve o devlet kanunlarına göre kesinleşmiş bulunan ilâmların Türkiye'de icra olunabilmesi yetkili Türk mahkemesi tarafından tenfiz kararı verilmesine bağlıdır. (2) Yabancı mahkemelerin ceza ilâmlarında yer alan kişisel haklarla ilgili hükümler hakkında da tenfiz kararı istenebilir. Görev ve yetki
5490 sayılı NÜFUS HİZMETLERİ KANUNU m. 27/AKaynağı aç
MADDE 27/A – (Ek: 17/4/2017-KHK-690/4 md.; Aynen kabul: 1/2/2018-7077/3 md.) (1) Yabancı ülke adlî veya idarî makamlarınca boşanmaya, evliliğin butlanına, iptaline veya mevcut olup olmadığının tespitine ilişkin olarak verilen kararlar; bizzat veya vekilleri aracılığıyla tarafların birlikte veya taraflardan birinin ölmüş ya da yabancı olması halinde Türk vatandaşı olan diğer taraf veya vekilinin tek başına başvurması, verildiği devlet kanunlarına göre konusunda yetkili adlî veya idarî makam tarafından verilmiş ve usulen kesinleşmiş olması ve Türk kamu düzenine açıkça aykırı bulunmaması şartlarıyla nüfus kütüğüne tescil edilir.[8] (2) Nüfus kütüğüne yapılacak tescil işlemleri, yurt dışında kararın verildiği ülkedeki dış temsilcilikler, yurt içinde ise Bakanlık tarafından belirlenen nüfus müdürlükleri tarafından yapılır. (3) Bu maddede sayılan şartlar yerine getirilmediği gerekçesiyle tescil talebi reddedilen kararların Türkiye’de tanınması, 27/11/2007 tarihli ve 5718 sayılı Milletlerarası Özel Hukuk ve Usul Hukuku Hakkında Kanun uyarınca yapılır. (4) Bu maddenin uygulanmasına ilişkin usul ve esaslar Bakanlık tarafından yönetmelikle belirlenir. DÖRDÜNCÜ BÖLÜM Tanıma ve Evlât Edinme Tanıma ve babalığa hüküm[9]

Nüfus Müdürlüğüne Tescil: Koşullar ve Başvuru Makamları

5490 sayılı Nüfus Hizmetleri Kanunu'nun 27/A maddesi uyarınca yabancı adli veya idari makamların boşanma, evliliğin butlanı, iptali ya da mevcut olup olmadığının tespitine ilişkin kesinleşmiş kararları nüfus kütüğüne tescil edilebilir. Tescil için birlikte sağlanması gereken koşullar şunlardır: tarafların bizzat ya da vekilleri aracılığıyla birlikte başvurması; taraflardan birinin yabancı ya da ölmüş olması durumunda Türk vatandaşı olan tarafın veya vekilinin tek başına başvurabilmesi; kararın verildiği devlet hukukuna göre yetkili makam tarafından verilmiş ve usulen kesinleşmiş olması; kararın Türk kamu düzenine açıkça aykırı bulunmaması.

Tescil işlemleri yurt dışında kararın verildiği ülkedeki Türk dış temsilcilikleri, yurt içinde ise Bakanlık tarafından belirlenen yetkili nüfus müdürlükleri tarafından yürütülür. 27/A maddesinin dördüncü fıkrası, tescil işlemlerine ilişkin usul ve esasların Bakanlık tarafından yönetmelikle belirleneceğini öngörmektedir; komisyona başvuru ve tescil usulünün ayrıntıları bu yönetmelik hükümlerine tabidir.

Nüfus kütüğüne tescil talebinin 27/A'daki koşulların yerine getirilmediği gerekçesiyle reddedilmesi hâlinde, ilgili kişi 5718 sayılı Kanun uyarınca mahkeme yoluna başvurabilir.

Tanıma ve Tenfiz: Hangi Durumda Hangi Yol İzlenir

Boşanma kararları hukuki niteliği itibarıyla yenilik doğurucu kararlardandır; bu nitelikleri nedeniyle tanınmaları mümkündür. Buna karşılık aynı karar tazminat, nafaka veya çocuk teslimi gibi bir eda yükümlülüğünü de içeriyorsa, kararın bu eda bölümü için tenfiz şartlarının ayrıca karşılanması gerekir. Yargıtay içtihadında nüfus kayıtlarında işlem yapılması amacıyla tanıma kararının bu amacı gerçekleştirmeye yeterli olacağı kabul edilmiştir; bu değerlendirme oyçokluğuyla verilmiş kararların gerekçe bölümüne dayanmakta olup farklı görüşler de mevcuttur.

Yargıtay 8. Hukuk Dairesi, E. 2013/13153, K. 2014/11554Kaynağı aç
8. Hukuk Dairesi         2013/13153 E.  ,  2014/11554 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ :Aile Mahkemesi DAVA TÜRÜ : Katkı payı alacağı … ile … aralarındaki katkı payı alacağı davasının reddine dair Antalya 3. Aile Mahkemesi'nden verilen 07.03.2013 gün ve 154/256 sayılı hükmün Yargıtay'ca incelenmesi davacı vekili tarafından süresinde istenilmiş olmakla; dosya incelendi, gereği düşünüldü: K A R A R Davacı vekilleri, dava dilekçelerinde vekil edeni ile davalının 1977 yılında evlendiklerini, Hollanda Mahkemesi'nde açılan ve 12.09.2001 tarihinde sonuçlanan boşanma kararı ile boşandıklarını, yabancı mahkeme karanının … 2. Asliye Hukuk Mahkemesi'nin 2004/197 Esas ve 2004/172 Karar sayılı ilamı ile tenfizine karar verildiğini, tenfiz kararının 03.06.2004 tarihinde kesinleşmesi ile Türkiye'de infaz edilir hale geldiğini, vekil edeninin Hollanda'da çalıştığını ve davalı eş ile birlikte yaşadıklarını, evliliğin devamı süresince 01.01.2002 tarihine kadar vekil edeninin çalışmaları sonucunda elde edilen birikimler ve davacı tarafından alınan kredilerle; 2001 yılında…plakalı araç, 1993 yılında …Mahallesi …Sokak … No:… ve … nolu daire, 1998 yılında …Mahallesi …ada … parseldeki …nolu bağımsız bölüm ile … yılında … Köyünde …ve … parsellerde toplam bir dönüm arsayı satın aldığını, bedellerinin tamamen vekil edenlerinin çalışması sonucu elde edilen kazançlar ve çekilen kredilerle ödendiğini, dava konusu araç ve taşınmazların değerlerinin bu aşamada bilmeleri mümkün olmadığından HMK'nun 107. maddesi gereğince dava konusu değer tahkikat sonucu belirlendiğinde taleplerini artırmak koşuluyla şimdilik 10000 TL harç değeri gösterildiğini açıklayarak araçtan ve taşınmazlardan kaynaklanan katkı payı alacağının dava tarihinden itibaren yasal faizi ile birlikte davalıdan tahsilini istemiştir. Davalı kadın vekili, 10.03.2012 tarihli cevap dilekçesiyle; davanın katkı payı alacağı davası olduğunu, BK'nun 125. maddesi uyarınca 10 yıllık zaman aşımına tabi bulunduğunu, tarafların 2001 yılında Hollanda'da boşandıklarını, 2004 yılında da boşanma kararının tenfiz edildiğini, 5718 SK'nun (MÖHUK'un) 59. maddesi gözetildiğinde; yabanca mahkeme kararının kesinleşmesi tarihinden davanın açıldığı tarihe kadar 10 yıllık zaman aşımının geçtiğini, davanın öncelikle zaman aşımı nedeniyle reddine karar verilmesi gerektiğini ve zaman aşımı def'inde bulunduklarını, davacının araca bir katkısının bulunmadığını ve 2009 yılında satıldığını, …ada …parseldeki … nolu bağımsız bölümün yarı yarıya alındığını, gerek araç ve gerekse taşınmazla ilgili davacı tarafın iddialarının doğru olmadığını, haksız ve yersiz açılan davanın reddine karar verilmesini istemiştir. Mahkemece, "…boşanma kararının kesinleştiği tarihten dava tarihine kadar 10 yıllık zaman aşımı süresinin geçtiği ve zaman aşımı def'inin yerinde bulunduğu gerekçesiyle 5718 sayılı Kanun'un 59. maddesi uyarınca davanın reddine.." karar verilmesi üzerine hüküm, davacı vekili tarafından temyiz edilmiştir. Dava, TKM'nin 170. maddesi uyarınca eşler arasında mal ayrılığı rejiminin geçerli olduğu dönemde edinilen taşınmazlardan kaynaklanan katkı payı alacağı isteğine ilişkindir. Taraflar 07.10.1977 tarihinde evlenmiş, 12.09.2001 tarihinde açılan ve kabulle sonuçlanan yabancı mahkemenin 16.01.2002 tarihinde kesinleşen boşanma kararı ile boşanmışlardır. Eşler arasında evlendikleri tarihten… sayılı TMK'nun yürürlüğe girdiği 01.01.2002 tarihine kadar mal ayrılığı, taraflar, başka bir mal rejimini seçtiklerini ileri sürmediklerinde 01.01.2002 tarihinden boşanma davasının açıldığı, 12.09.2001 tarihine kadar edinilmiş mallara katılma rejimi geçerlidir (TMK. m. 202, 4722 SK. m. 10). Eşler arasındaki mal rejimi TMK'nun 225/2. maddesi uyarınca boşanma davasının açıldığı tarihte sona ermiştir. Boşanmaya ilişkin yabancı mahkeme kararı 16.01.2002 tarihinde kesinleşmiş olup eldeki dava ise, 15.02.2012 açılmıştır. Bu durum karşısında somut olayda, TMK'nun 5. maddesi yoluyla 6098 sayılı TBK'nun 146 ve 5718 sayılı Milletlerarası Özel Hukuk ve Usul Hukuku Hakkındaki Kanun'un 59. maddesinin değerlendirilmesi gerekir. 5718 sayılı Milletlerarası Özel Hukuk ve Usul Hukuku Hakkındaki Kanun'un 59. maddesi uyarınca; “Yabancı ilamın kesin hüküm veya kesin delil etkisi yabancı mahkeme kararının kesinleştiği andan itibaren hüküm ifade eder.” Hemen belirtmelidir ki, her mahkeme kararının kesin hüküm ve icra kabiliyeti olmak üzere iki ayrı sonucu bulunmaktadır. Kesin hüküm teşkil eden mahkeme kararları-istisnalar dışında- icra kabiliyeti de taşırlar. Ne var ki, hem kesin hüküm, hem de icra kabiliyetini birlikte taşımayan mahkeme kararları da görülmektedir. Bir mahkeme kararının kesin hüküm ve icra kabiliyeti olmak üzere iki sonucu birlikte taşıyıp taşımadığı, kesin hüküm teşkil eden o mahkeme kararının hukuki niteliğine göre belirlenir. Aynı sonuç yabancı mahkeme kararları için de söz konusudur. Kesin hüküm, bir uyuşmazlığı nihai olarak ortadan kaldıran ve o hususun mahkemelerde yeniden inceleme konusu yapılmasına engel olan kanuni hakikat vasfıdır ve kararın aynı konuda, aynı taraflar arasında, aynı sebeple yeniden kaza organı önünde muhakeme konusu yapılamamasıdır. İstisnalar dışında icra kabiliyeti olan kararlar, hem maddi hem de şekli kesinlik taşıyan kararlardır. Maddi anlamda kesin hükmün, taşıdığı niteliğin gereği olarak, iki sonucu bulunmaktadır: kararın kesin delil teşkil etmesi ve aynı konuda, aynı taraflar arasında, aynı sebeple dava açılması halinde karşı tarafın kesin hüküm itirazında bulunabilmesidir. İşte yabancı mahkeme kararının tanınmasının hukuki gerekçesini, kararın kesin hüküm kuvveti oluşturmaktadır. Tanıma; “Bir mahkeme kararının kesin hüküm kuvvetinin yabancı ülkede kabulü”; tenfiz ise; “Bir mahkeme kararının, sahip olduğu kesin hüküm kuvvetinin sonucu olarak, maddi icra muamelelerini gerekli kılan kamu gücünü harekete geçiren vasfı”dır. Her mahkeme kararı hem kesin hüküm, hem de icra kabiliyetini birlikte taşımamakta; bazı kararlar nitelikleri gereği yalnız kesin hüküm teşkil etmekte, fakat icra kabiliyetleri bulunmamaktadır. İşte bu tür yabancı mahkeme kararları yalnız tanınabilir; tenfiz edilemezler. Çünkü icra kabiliyetleri yoktur. Tespit kararları ile yenilik doğurucu kararların Türkiye’de yalnız tanınmaları mümkün olup; bunlara tanıma şartları uygulanacaktır. Eda kararlarının ise, hem tanınmaları hem de tenfizleri mümkündür. Boşanma kararları hukuksal nitelikçe yenilik doğurucu kararlardandır. Yenilik doğrucu kararlar ise, bir hukuki durumun kurulması, değiştirilmesi veya ortadan kaldırılması için hak sahibinin iradesinin kafi gelmemesi ve durumun ancak bir mahkeme kararı ile doğmasının gerekli olduğu hallerde açılan dava sonucu verilen karardır. Bu kararların hukuki alanda etkili olmaları için icraya ihtiyaçları yoktur. Bu kararlar taşıdıkları inşai tesir (yenilik doğrucu etki) ile arzu edilen sonuçları doğururlar. Hukukumuzda, yenilik doğurucu oldukları kabul edilen kararlar, babalık kararı, evlenmenin butlanı, ölüme bağlı tasarrufların iptali, nesebin reddi, evlat edinmeye izin ve boşanma kararları olarak sayılabilir. Bu kararların icra özelliği olmayıp; yabancı mahkeme kararı sadece bu kararlara yönelikse ve Türkiye’de nüfus kayıtlarında işlem yapılması amaçlanıyorsa, tanıma kararı bu amacı gerçekleştirmeye yeterli olacaktır. Görülmektedir ki, boşanma kararları hukuki nitelikçe yenilik doğurucu kararlardan olmakla, tanınmaları olanaklıdır. Ne var ki, bir boşanma kararı aynı zamanda icraya koymayı gerektiren, bir eda kararını (tazminat, nafaka, çocuk teslimi gibi) da taşıyorsa bu halde kararın eda bölümü için tenfiz şartlarının aranması gerekir. Diğer taraftan, tanıma yabancı mahkemece verilen kesinleşmiş bir kararın kabul edilmesi işlemi olup; tanımada amaç, sadece kararın maddi anlamda kesinliğinden yararlanılmasıdır. O halde, tanıma kararı verilebilmesinin ön koşulu bir yabancı mahkeme kararının varlığı ve bu kararın kesinleşmiş olmasıdır. 5718 sayılı Kanunun (MÖHUK), yukarıya metni aynen alınan 59.maddesinde; yabancı ilâmın kesin hüküm veya kesin delil etkisinin, yabancı mahkeme kararının kesinleştiği andan itibaren hüküm ifade edeceği düzenlenmiştir. Bu hükümle, yabancı mahkemeye ait ilamın kesin hüküm veya kesin delil etkisinin yabancı mahkeme kararının tanınmasından itibaren değil, somut olayda tanımaya konu yabancı mahkemeye ait boşanma kararının kesinleştiği andan itibaren etkisini göstereceği kabul edilmiştir. Bir başka deyişle, tanıma kararları nitelikleri gereği, verildikleri andan geriye etkili olarak yabancı mahkeme kararının kesinleştiği tarih itibariyle hüküm ifade edecektir. Bunun sonucu olarak da; boşanma kararının tanınması halinde taraflar, yabancı mahkeme kararının kesinleştiği andan itibaren boşanmış kabul edilecek; boşanmanın kesinleşmesine bağlı hukuki sonuçlar da, yine bu tarihten itibaren hüküm ifade edecektir. Açıklanan bu yasal düzenlemeye paralel bir başka düzenleme de, 23.11.2006 gün 26355 sayılı Resmi Gazete’de yayınlanan Nüfus Hizmetleri Kanununun Uygulanmasına İlişkin Yönetmeliğin 58. maddesinde yer almaktadır. Sözü edilen düzenlemede; yabancı mahkemelerce verilen boşanma kararları için Türk mahkemelerince tenfiz veya tanıma kararı verilip, tanıma ve tenfiz kararının kesinleşmesi halinde; boşanma tarihinin tanıma ve tenfiz kararının kesinleşme tarihi değil; yabancı mahkemece verilmiş olan kararın kesinleşme tarihi olacağı kabul edilmiştir. Aynı Yönetmeliğin 157.maddesinde: “(1)….Milletlerarası Özel Hukuk ve Usul Hukuku Hakkında Kanun hükümleri uyarınca, yabancı devlet mahkemelerinden verilen ve ilgili Devletin kanunlarına göre kesinleşmiş bulunan ilamların işleme konulabilmesi için, yetkili Türk mahkemesince tenfiz edilmesi veya tanınması zorunludur. (2) Devletimizin taraf olduğu uluslararası sözleşmelerin bu konudaki hükümleri saklıdır.” düzenlemesi yer almaktadır. Bu hükme göre de, yabancı mahkeme kararlarının Nüfus Müdürlüklerince işleme konulabilmesi için, yetkili Türk Mahkemesince tenfizi veya tanınması gerekmektedir. Öte yandan, 5718 sayılı Kanunun (MÖHUK) 52. maddesinin ilk cümlesinde, kararın tenfiz edilmesinde “hukukî yararı” bulunan “herkes”in tenfiz isteminde bulunabileceği düzenlenmiştir. Vurgulamakta yarar vardır ki, bu düzenleme, daha önceki Kanun metninde olmayıp, 5718 sayılı Kanunla getirilmiştir. MÖHUK'nun 8.maddesine göre, “Zamanaşımı, hukuki işlem ve ilişkinin esasına uygulanan hukuka tabidir.” Şıpka, “… Yabancı mahkemenin boşanma kararının Türkiye'de tanınması ön koşulu ile, bu boşanma kararı yabancı mahkemede kesinleştiği andan itibaren hükün doğurmuş sayılacağından, mal rejiminin tasfiyesine ilişkin davalarda da Yargıtay'ın kabul ettiği zamanaşımı süresi olan bir yıllık süre, yabancı mahkemede kesinleşen boşanma davasının kesinleşme tarihinden itibaren başlaması gerekir. Zira boşanma kararlarının tenfizi için belirli bir zamanaşımı süresi bulunmadığından, yabancı mahkemece verilen kesinleşmiş boşanma kararı uzun yıllar sonra Türkiye'de açılan tenfiz kararının kesinleştiği tarihten başlatmak, 5718 sayılı MÖHUK'un 59. maddesinin hükmüne, amacına ve gerekçesine aykırı olduğu gibi, bu uygulama sonucunda, 20-25 yıl önce yabancı ülkelerde boşanmış olan eşleri, bugün dahi mal rejimi tasfiyesi ya da katkı payı davaları ile karşı karşıya getirebileceği endişemizi belirtmek isteriz” görüşünü savunmuştur. (Doç. Dr. Şükran Şıpka, Türk Hukukunda, Edinilmiş Mallara Katılma Rejimi ve Uygulamaya İlişkin Sorunlar. 1. baskı, 2011, İstanbul, s: 365, ayrıca aynı kitap, s: 361 vd. bkz, Daire'nin 8.6.2009 tarih ve 2030 E, 2937 sayılı kararı hariç bugüne kadarki kararları aynı yöndedir.) Tanıma yada tenfiz kararı kesinleştiği tarihten itibaren yabancı mahkemenin boşanma kararı hukuki sonuçlarını doğurur, yargısına varıldığı takdirde karşılaşılan şu sonuçları ortaya koymak mümkündür. 1-Mal rejimi yabancı mahkemede açılan boşanma davasının dava tarihinde değil, yabancı mahkeme kararının tanıma ya da tenfizi kararının kesinleştiği andan itibaren sona erer ve tasfiye bu tarihten sonra yapılabilir. 2-Zaman aşımının başlangıcı; zaman aşımı tanıma/tenfiz edilen ve kesinleşen bu kararlardan sonra yabancı boşanma kararının kesinleştiği tarihten itibaren değil, yani tanıma ve tenfiz kararının kesinleştiği tarihten itibaren işlemeye başlar. 3-Eşler arasındaki evlilik, bu durum karşısında yabancı boşanma kararının tanınmasından ya da tenfizinden sonra kesinleştiği tarihte değil, tanıma/tenfiz karanının kesinleştiği tarihte sona ermiş olur. 4-Boşanmanın fer'i (eki) haklarına ilişkin olarak zaman aşımının yer aldığı TMK.nun 178. maddesindeki bir yıllık özel zaman aşımı süresinin başlangıcı, yabancı boşanma kararının kesinleştiği tarih (MÖHUK. m. 59) değil, tanıma/tenfiz kararının kesinleştiği tarih olacaktır. 5-Eşlerin ikisi de Türk asıllı ve yurt dışında çalışıyorlar. Eşlerden biri yabancı mahkemede açtığı boşanma davasının reddedilmesi ve o ülke hukukuna göre kesinleşmesi durumunda ve TMK'nun 166/4. maddesindeki koşulların gerçekleşmesi ile 3 yıllık filli ayrılığa dayanılarak yeniden boşanma davası açıldığında 3 yıllık sürenin başlangıç tarihi hangi karara göre ve nasıl değerlendirilecektir? Yabancı mahkemeden verilen boşanmanın reddine ilişkin kararın yetkili Türk Mahkemesi'nce tanınmasına ya da tenfizine karar verilip, bu karar da kesinleştiğinde MÖHUK’un 59. maddesinin amacına uygun olarak yabancı mahkemenin kesinleşme tarihi esas alındığında tarafların boşanmalarına karar verilmesi mümkün olacaktır. Tanıma ya da tenfiz kararının kesinleşme tarihi baz alındığında ise, aradan beklide çok uzun süre geçmesine karşın yine en azından bir 3 yıl daha bekleyecekler ve ondan sonra TMK'nun 166/4. fıkrasına dayanılarak boşanma davasını açabileceklerdir. Bunun ise, toplum ve aile yapısı üzerinde yaratacağı aksi yöndeki etki, eşlerin karşı karşıya kalacağı psikolojik sorunlar vs. lerin etkisini hesaplamak mümkünmüdür? TMK'nun 166/4. maddesindeki 3 yıllık sürenin başlangıcı konusu önemli bir sorun olarak ortada kalmaktadır. 6-Boşanma kararlarının tenfizi ya da tanınması için belirlenmiş bir zaman aşımı süresi de yoktur. Bu nedenle, yabancı mahkeme kararının tanıma ve tenfizi konusunda her zaman dava açılabilir. Tanıma ya da tenfizin kesinleşme tarihi esas alındığında işin daha da uzamasına neden olacağı açıktır. Yabancı mahkemeden verilen boşanma kararının kesinleştiği tarihten tanıma/tenfiz kararının kesinleştiği tarihe kadar edinilen malların durumu ne olacaktır?. 7-Yabancı mahkemeden verilen boşanma kararının verildiği ülke hukukuna göre kesinleşmesinden sonra fakat bu kararın tanınması ya da tenfizi için yetkili Türk Mahkemesinde açılan davanın devamı sonrasında veya böyle bir dava hiç açılmamış ancak bu arada eşlerden biri ölmüş olsa, böyle bir varsayımda; yabancı mahkemenin verdiği boşanma kararının tanınmasına ya da tenfizine ilişkin kararın kesinleşmesinden sonra yabancı boşanma kararının kesinleştiği tarih zaman aşımının başlangıç tarihi olarak kabul edildiğinde, sağ kalan eş, ölen eşin mirasçısı olmayacaktır. Bu durum, TMK'nun 181, MÖHUK’un 52, 54, 58 ve 59. maddelerini amacına uygun düşecektir. Fakat zaman aşımının başlangıcı tanıma yada tenfiz kararının kesinleşme tarihi kabul edildiğinde ise, sağ kalan eş ölen eşin mirasçısı olabilecektir. 8-Eşlerden biri Türk vatandaşı, diğeri ise, yabancı uyruklu olduğu varsayımından hareket edildiğinde yabancı uyruklunun ülkesinde verilen boşanma kararı kesinleştiği tarihte o ülke hukukuna göre tüm hukuki sonuçlarını doğuracak yabancı uyruklu eş kararın kesinleştiği tarihten itibaren boşanmış olacak, ancak Türk vatandaşı eş tanıma ve tenfiz kararının kesinleştiği tarihten itibaren boşanmış kabul edilecektir. Böyle bir çelişkili ve garip bir durum ortaya çıkmış olacaktır. Tüm bu açıklamalar karşısında her ne kadar tanıma kararı 03.06.2004 tarihinde kesinleşmiş ise de, yabancı mahkemenin boşanmaya ilişkin ilamı 16.01.2002 tarihinde kesinleştiğinden hukuki sonuçlarını bu tarih itibariyle doğurduğu, anılan madde hükmü gereğidir. Dava mal ayrılığı rejimi döneminde edinilen taşınmazlarla ilgili katkı payı alacağı isteğine ilişkin olduğuna göre olayda, Borçlar Kanunu'nun başka türlü hüküm mevcut olmadığı takdirde her dava için öngördüğü 10 yıllık zamanaşımı süresini öngören TMK'nun 5.maddesi yollamasıyla TBK'nun 146. maddesindeki düzenlemenin uygulanması gerektiği hususunda duraksama da yoktur. Yabancı Mahkemeden verilen boşanma kararının kesinleştiği 16.01.2002 tarihinden eldeki davanın açıldığı 15.02.2012 tarihine kadar TBK'nun 146. maddesindeki 10 yıllık zaman aşımı süresi geçtiğinden mahkemece, zaman aşımı nedeniyle davanın reddine karar verilmesinde usul ve Kanun'a aykırı bir yön bulunmamaktadır. Davacı vekilinin usule ve esasa ilişkin temyiz itirazları yerinde bulunmadığından reddi ile yerel mahkeme hükmünün açıklanan nedenlerle ONANMASINA, taraflarca HUMK'nun 388/4. (HMK m.297/ç) ve HUMK'nun 440/I maddeleri gereğince Yargıtay Daire ilamının tebliğinden itibaren ilama karşı 15 gün içinde karar düzeltme isteğinde bulunulabileceğine ve aşağıda dökümü yazılı 24,30 TL peşin harcın onama harcına mahsubu ile kalan 0,90 TL'nin temyiz eden davacıdan alınmasına, 05.06.2014 tarihinde oyçokluğuyla karar verildi. KARŞI OY Taraflar Hollanda Utrecht Asliye Hukuk Mahkemesi’nin 16.01.2002 tarihinde kesinleşen ilamı ile boşanmışlardır. Söz konusu boşanma ilamı, …. Asliye Mahkemesi'nin 03.06.2004 tarihinde kesinleşen kararıyla tanınmıştır. Mal rejiminin tasfiyesine ilişkin temyize konu dava ise 15.02.2012 tarihinde açılmış, davalı tarafça, süresinde zamanaşımı def’inde bulunulmuştur. Mahkemece, davanın zamanaşımı nedeniyle reddine karar verilmiş, hüküm davacı vekili tarafından süresinde temyiz edilmiştir. 5718 sayılı Milletlerarası Özel Hukuk ve Usul Hukuku Hakkında Kanun'un 50. maddesi hükmüne göre, yabancı mahkemelerden hukuk davalarına ilişkin olarak verilmiş ve o Devlet kanunlarına göre kesinleşmiş bulunan ilamların Türkiye’de icra olunabilmesi yetkili Türk Mahkemesi tarafından tenfiz kararı verilmesine bağlıdır. Aynı Kanun'un 58/1. maddesine göre de, yabancı mahkeme ilamının kesin delil veya kesin hüküm olarak kabul edilebilmesi, yabancı ilamın tenfiz şartlarını taşıdığının mahkemece tespitine bağlıdır. 59. madde de ise, yabancı ilâmın kesin hüküm veya kesin delil etkisinin, yabancı mahkeme kararının kesinleştiği andan itibaren hüküm ifade edeceğine yer verilmiştir. Karşılığı Mülga 2675 sayılı Kanun'da bulunmayan 5718 sayılı Milletlerarası Özel Hukuk ve Usul Hukuku Hakkında Kanun'un 59. maddesi, yabancı mahkemelerce verilen kararların maddi hukuk bakımından ülkemizde hüküm ifade etmeye başlayacağı tarihi göstermeye ilişkin olup, önemli bir eksikliğin giderilmesi bakımından oldukça yerinde bir düzenlemedir. Bu kanun maddesi gereğince; yabancı mahkemelerce verilen hukuk davalarına ilişkin ilamların maddi hukuka ilişkin etkisinin tanıma tenfiz kararının kesinleşmesinden sonra değil de, yabancı mahkeme ilamlarının kesinleşmesinden itibaren hüküm ifade edeceği belirlenmiştir. Söz konusu kanuni düzenleme sayesinde, özellikle ticaret, borçlar, miras ve aile hukuku yönünden maddi hukuk bakımından belirsizlik giderilmek suretiyle önemli haksızlıklar engellenmiştir.Somut olay bakımından anılan Kanun maddelerinin değerlendirilmesi gerekirse; tanıma tenfiz kararı verilmek koşuluyla, eşler yabancı mahkemenin boşanmanın kabulüne ilişkin ilamının kesinleştiği tarihten itibaren boşanmış sayılırlar. Bu kanuni düzenlemeye göre, sonraki tarihlerde tanıma tenfiz kararı verilse dahi, evlilik birliği yabancı mahkeme ilamının kesinleştiği tarihte sona erer. 5718 sayılı Kanun'un 59. maddesiyle getirilen bu düzenleme sayesinde, eşler yabancı mahkeme ilamının kesinleştiği tarihten itibaren boşanmış sayılacaklarından tanıma tenfiz kararının verildiği tarihe kadar geçen ara dönemde birbirlerine mirasçı olmayacaklar, duruma göre doğan çocuk evlilik dışı doğmuş sayılacaktır. Bu düzenlemeyle, yabancı mahkeme ilamının kesinleştiği tarih ile tanıma tenfiz kararının kesinleştiği tarih arasındaki ara dönemdeki belirsizlik ortadan kaldırılmıştır. Aksi takdirde, bu dönemde, henüz tanıma tenfiz kararı verilmediğinden evliliğin devam ettiğinin kabulü gerekir ve beraberinde çözümü zor yeni uyuşmazlıklara neden olur. Açıklandığı üzere; 59.madde, yabancı mahkeme ilamının maddi hukuk bakımından etkisinin hüküm ifade edeceği döneme açıklık getirmiştir. Sayın çoğunluk ile muhalefet arasındaki görüş ayrılığı, dava hakkının kullanılmasında karşılaşılan zamanaşımı süresinin yabancı mahkeme ilamının kesinleşmesi tarihinde mi? Yoksa tanıma tenfiz kararının kesinleştiği tarihte mi? başlatılacağıdır. Çoğunluk, mal rejiminin tasfiyesine ilişkin alacak davalarında, zamanaşımının yabancı mahkeme ilamının kesinleştiği tarihte başlatılması gerektiğini savunmakta, muhalefet ise tanıma-tenfiz kararının kesinleşmesinden sonra başlatılması gerektiğini savunmaktadır. Yabancı mahkemelerce verilmiş ve kesinleşmiş boşanma ilamı hakkında, Türk mahkemelerince tanınma tenfiz karar verilmedikçe eşler Türk kanunlarına göre boşanmış sayılmayacaklarından, ara dönemde boşanmaya bağlı olarak Türkiye'de açılacak tazminat, nafaka ve mal rejiminin tasfiyesi gibi bazı dava haklarının kullanılması imkanı olmayacaktır. Başka bir anlatımla, bu ara dönemde açılan davaların, davanın görülebilirlik ön koşulu (evlilik devam ettiğinden) gerçekleşmediğinden reddedilmesi gerekecektir. Sayın çoğunluğun savunduğu görüşün benimsenmesi durumunda; tanıma-tenfiz kararından önceki ara dönemde, taraflar boşanmaya bağlı diğer dava haklarını kullanamayacak, ancak zamanaşımı işlemeye devam edecektir. Zamanaşımı, yabancı mahkeme kararının kesinleştiği tarihte başlayacağından, tanıma tenfiz kararından sonra açılacak davaların zamanaşımı süresinin geçmiş olması sonucu ile karşılaşılması kaçınılmaz olacaktır. Bu görüş, hak sahibinin haktan yararlanmasına izin vermeden, zamanaşımını başlatmak demektir ki; bu durum, hakkın özüne, hakkaniyete, toplum vicdanına ve adalete aykırıdır. Zamanaşımının işlemeye başlamayacağı, başlamışsa duracağı halleri düzenleyen 6098 sayılı Borçlar Kanunu'nun 153. maddesinin 6. fıkrasına göre (eBK 132/6); Alacak, Türk mahkemelerinde ileri sürülemeyecek durumda ise zamanaşımı işlemez. Açıklanan bu kanuni düzenlemede muhalefet görüşünü doğrulamaktadır. Söz konusu kanuni düzenleme olması dahi, gelişmiş ülke hukukçularının kabul ettiği evrensel hukuk genel prensibine göre; ileri sürülmesi zamanaşımına bağlanan hakların kullanılmasında, zamanaşımı, söz konusu hakkın kullanılabilir duruma geldiği tarihte başlar. Bir hak kullanılabilir duruma gelmeden zamanaşımı işletilemez. O halde; mal rejiminin tasfiyesine ilişkin alacak davalarındaki, dava açma zamanaşımı, boşanmaya bağlı dava haklarının kullanılabilir hale geldiği, tanıma tenfiz kararının kesinleşmesi tarihinde başlatılması gerekir. Nitekim, Yargıtay 2. Hukuk Dairesi'nin 15.07.2009 gün 8466/4071 ile 15.07.2009 gün 8466/14071 ve 8. Hukuk Dairesi'nin 08.06.2009 gün 2030/2937 sayılı kararları da muhalefet görüşü doğrultusundadır. Açıklanan nedenlerle, davacı vekilinin temyiz itirazlarının kabulüyle yerel mahkeme hükmünün bozulmasına karar verilmesi gerekirken yazılı gerekçeyle onanması yönündeki görüşüne katılmamaktayız.
Yargıtay 8. Hukuk Dairesi, E. 2014/4434, K. 2014/4886Kaynağı aç
8. Hukuk Dairesi         2014/4434 E.  ,  2014/4886 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ :Aile Mahkemesi DAVA TÜRÜ : Katılma alacağı … ile … aralarındaki katılma alacağı davasının reddine dair … …. Aile Mahkemesi'nden verilen 01.02.2013 gün ve 677/94 sayılı hükmün …'ca incelenmesi davacı vekili tarafından süresinde istenilmiş olmakla; dosya incelendi, gereği düşünüldü: K A R A R Davacı vekili, dava dilekçesinde vekil edeniyle davalının 1981 yılında evlendiklerini, daha sonra Hollanda’ya işçi olarak çalışmaya gittiklerini, … Asliye Hukuk Mahkemesi'nde açılan dava sonucunda boşandıklarını, … …. Aile Mahkemesi'nin 2012/637 Esas sayılı dava dosyasıyla açılan boşanma davasına ait kararın tanınmasına ilişkin davanın açıldığını, evlilik birliği içerisinde davalı eş … adına kayıtlı olan ve vekil edeninin de katkısının bulunduğu … nolu parseldeki ev, … Konakta 242 ada 1910 parseldeki dört katlı ev … plakalı araç ve … bankası …, Bayramyeri şubesindeki döviz ve Türk parası hesabı ile Bankası … Basmane şubesindeki döviz ve Türk lirası hesabı ve … Bankası … şubesindeki hesapta bulunan döviz cinsindeki para hesabı ve gayrimenkul cinsindeki malların evlilik birliği içinde müştereken kazanıldığını ve müşterek paralarla alındığını açıklayarak mal rejiminin tasfiyesi ile tasfiye tarihindeki değerleri üzerinden vekil edeninin katılım alacağının belirlenerek davalıdan karar tarihinden itibaren yasal faiziyle birlikte tahsiline karar verilmesini istemiştir. Davalı vekilleri, ….08.2012 havale tarihli cevap dilekçelerinde; Hollanda … …. Asliye Hukuk Mahkemesi'nin … FA RK 00-1016 sayılı kararıyla boşandıklarını, ….04.2000 tarihinde kararın kesinleştiğini, tarafların boşanmalarının üzerinden … yılı aşkın bir süre geçtiğini, 01.01.2002 tarihinden öncesinde mal ayrılığı rejiminin geçerli olduğunu, BK.nun 125. maddesinde öngörülen … yıllık zamanaşımı süresinin 01.01.2002 tarihinden sonra edinilen mallar hakkında uygulanamayacağını, bu tarihten sonra edinilen mallar bakımından TMK.nun 178. maddesine göre … yıllık zamanaşımı süresinin uygulanması gerektiğini, edinilen taşınmazlar ile araç ve diğer mallar bakımından zamanaşımının geçtiğini, öncelikle davanın zamanaşımı nedeniyle reddine, bu itiraz kabul edilmediği taktirde haksız ve mesnetsiz açılan davanın esastan reddine, tedbirlerin kaldırılmasına karar verilmesini savunmuşlardır. Mahkemece; “…davacının … …. Bölge … Mah. 1910 ada … sayılı parselde kayıtlı taşınmaz yönünden açılan davanın zamanaşımı nedeniyle reddine, … Tapu Sicil Müdürlüğü … 239 ada … parselde kayıtlı taşınmaz ile … plakalı araç ve bankalardaki hesapların boşanma kararının kesinleşmesinden sonraki döneme ilişkin olması nedeniyle bu taşınmaz, araç ve banka hesapları bakımından istenen katkı payı alacağı ile katılma alacağı istenilemeyeceğinden davacının bu istekler yönündeki davasının reddine” karar verilmesi üzerine hüküm davacı vekili tarafından temyiz edilmiştir. Dava, 1910 ada … sayılı parselde bulunan zemin kat, … nolu bağımsız bölüm ile …, …, … ve … nolu bağımsız bölümlerin ……..1998 tarihinde davalı tarafından alınması nedeniyle 743 sayılı TKM.nin 170. maddesi uyarınca mal ayrılığı döneminde edinildiğinden, bu rejimden kaynaklanan katkı payı alacağı ile 239 ada … parseldeki ev, araç ve bankalardaki hesaplarda bulunan Türk lirası ve döviz cinsindeki paralar bakımından anılan malların mal rejiminin sona ermesinden sonra edinilen mallardan kaynaklanan ve bankalarda açılmış bulunan hesaplarda bulunan paralardan doğan ve Türk Borçlar Kanunu'nun genel hükümlere göre çözümlenmesi gereken alacak isteğine ilişkindir. Taraflar; 28.07.1981 tarihinde evlenmiş, yabancı mahkemede ….04.2000 tarihinde açılıp kabulle sonuçlanan ve ….06.2000 tarihinde kesinleşen boşanma kararıyla boşanmışlardır. Boşanma kararının tanınmasına ilişkin davanın ise, ……..2013 tarihinde açıldığı ve ……..2013 tarihinde kesinleştiği belirlenmiştir. Dosyadaki bilgi ve belgelere göre 1910 ada … sayılı parselde bulunan zemin kat …, …, …, … ve … nolu bağımsız bölümlerin 08.07.1998 tarihinde edinildiklerinden bunlar açısından davalı vekilinin ileri sürdüğü zamanaşımı def’inin değerlendirilmesi gerekir. Dosyadaki bilgi ve belgelerden zamanaşımı def’inin süresinde olduğu saptanmıştır. Yabancı mahkemeden verilen boşanma kararı ….06.2000 tarihinde kesinleşmiş olup, tanıma kararı ise ……..2013 tarihinde kesinleşmiştir. 5718 sayılı Kanunun 59. maddesinin kapsamı göz önünde tutulduğunda yabancı mahkeme kararının kesinleştiği tarihten itibaren hukuki sonuçlarını doğuracağından boşanma kararının kesinleştiği tarihten (….06.2000) itibaren mal rejimine ilişkin davanın açıldığı ….07.2012 tarihine kadar … yıllık zamanaşımı süresini geçtiği anlaşılmaktadır. Somut olayda TBK'nun 146. (eBK.m.125) maddesindeki on yıllık zamanaşımı süresi uygulanmaktadır. 5718 sayılı Milletlerarası Özel Hukuk ve Usul Hukuku Hakkındaki Kanunun 59. maddesi uyarınca; “Yabancı ilamın kesin hüküm veya kesin delil etkisi yabancı mahkeme kararının kesinleştiği andan itibaren hüküm ifade eder.” Hemen belirtmelidir ki, her mahkeme kararının kesin hüküm ve icra kabiliyeti olmak üzere iki ayrı sonucu bulunmaktadır. Kesin hüküm teşkil eden mahkeme kararları-istisnalar dışında icra kabiliyeti de taşırlar. Ne var ki, hem kesin hüküm, hem de icra kabiliyetini birlikte taşımayan mahkeme kararları da bulunmaktadır. Bir mahkeme kararının kesin hüküm ve icra kabiliyeti olmak üzere iki sonucu birlikte taşıyıp taşımadığı, kesin hüküm teşkil eden o mahkeme kararının hukuki niteliğine göre belirlenir. Aynı sonuç yabancı mahkeme kararları için de söz konusudur. Kesin hüküm, bir uyuşmazlığı nihai olarak ortadan kaldıran ve o hususun mahkemelerde yeniden inceleme konusu yapılmasına engel olan kanuni hakikat vasfıdır ve kararın aynı konuda, aynı taraflar arasında, aynı sebeple yeniden kaza organı önünde muhakeme konusu yapılamamasıdır. İstisnalar dışında icra kabiliyeti olan kararlar, hem maddi hem de şekli kesinlik taşıyan kararlardır. Maddi anlamda kesin hükmün, taşıdığı niteliğin gereği olarak, iki sonucu bulunmaktadır: kararın kesin delil teşkil etmesi ve aynı konuda, aynı taraflar arasında, aynı sebeple dava açılması halinde karşı tarafın kesin hüküm itirazında bulunabilmesidir. İşte yabancı mahkeme kararının tanınmasının hukuki gerekçesini, kararın kesin hüküm kuvveti oluşturmaktadır. Tanıma; “Bir mahkeme kararının kesin hüküm kuvvetinin yabancı ülkede kabulü”; tenfiz ise; “Bir mahkeme kararının, sahip olduğu kesin hüküm kuvvetinin sonucu olarak, maddi icra muamelelerini gerekli kılan kamu gücünü harekete geçiren vasfı”dır. Her mahkeme kararı hem kesin hüküm, hem de icra kabiliyetini birlikte taşımamakta; bazı kararlar nitelikleri gereği yalnız kesin hüküm teşkil etmekte, fakat icra kabiliyetleri bulunmamaktadır. İşte bu tür yabancı mahkeme kararları yalnız tanınabilir; tenfiz edilemezler. Çünkü icra kabiliyetleri yoktur. Tespit kararları ile yenilik doğurucu kararların Türkiye’de yalnız tanınmaları mümkün olup; bunlara tanıma şartları uygulanacaktır. Eda kararlarının ise, hem tanınmaları hem de tenfizleri mümkündür. Boşanma kararları hukuksal nitelikçe yenilik doğurucu kararlardandır. Yenilik doğrucu kararlar ise, bir hukuki durumun kurulması, değiştirilmesi veya ortadan kaldırılması için hak sahibinin iradesinin kafi gelmemesi ve durumun ancak bir mahkeme kararı ile doğmasının gerekli olduğu hallerde açılan dava sonucu verilen karardır. Bu kararların hukuki alanda etkili olmaları için icraya ihtiyaçları yoktur. Bu kararlar taşıdıkları inşai tesir (yenilik doğrucu etki) ile arzu edilen sonuçları doğururlar. Hukukumuzda, yenilik doğurucu oldukları kabul edilen kararlar, babalık kararı, evlenmenin butlanı, ölüme bağlı tasarrufların iptali, nesebin reddi, evlat edinmeye izin ve boşanma kararları olarak sayılabilir. Bu kararların icra özelliği olmayıp; yabancı mahkeme kararı sadece bu kararlara yönelikse ve Türkiye’de nüfus kayıtlarında işlem yapılması amaçlanıyorsa, tanıma kararı bu amacı gerçekleştirmeye yeterli olacaktır. Görülmektedir ki, boşanma kararları hukuki nitelikçe yenilik doğurucu kararlardan olmakla, tanınmaları olanaklıdır. Ne var ki, bir boşanma kararı aynı zamanda icraya koymayı gerektiren, bir eda kararını (tazminat, nafaka, çocuk teslimi gibi) da taşıyorsa bu halde kararın eda bölümü için tenfiz şartlarının aranması gerekir. Diğer taraftan, tanıma yabancı mahkemece verilen kesinleşmiş bir kararın kabul edilmesi işlemi olup; tanımada amaç, sadece kararın maddi anlamda kesinliğinden yararlanılmasıdır. O halde, tanıma kararı verilebilmesinin ön koşulu bir yabancı mahkeme kararının varlığı ve bu kararın kesinleşmiş olmasıdır. 5718 sayılı Kanunun (MÖHUK), yukarıya metni aynen alınan 59.maddesinde; yabancı ilâmın kesin hüküm veya kesin delil etkisinin, yabancı mahkeme kararının kesinleştiği andan itibaren hüküm ifade edeceği düzenlenmiştir. Bu hükümle, yabancı mahkemeye ait ilamın kesin hüküm veya kesin delil etkisinin yabancı mahkeme kararının tanınmasından itibaren değil, somut olayda tanımaya konu yabancı mahkemeye ait boşanma kararının kesinleştiği andan itibaren etkisini göstereceği kabul edilmiştir. Bir başka deyişle, tanıma kararları nitelikleri gereği, verildikleri andan geriye etkili olarak yabancı mahkeme kararının kesinleştiği tarih itibariyle hüküm ifade edecektir. Bunun sonucu olarak da; boşanma kararının tanınması halinde taraflar, yabancı mahkeme kararının kesinleştiği andan itibaren boşanmış kabul edilecek; boşanmanın kesinleşmesine bağlı hukuki sonuçlar da, yine bu tarihten itibaren hüküm ifade edecektir. Açıklanan bu yasal düzenlemeye paralel bir başka düzenleme de, ……..2006 gün 26355 sayılı Resmi Gazete’de yayınlanan Nüfus Hizmetleri Kanununun Uygulanmasına İlişkin Yönetmeliğin 58. maddesinde yer almaktadır. Sözü edilen düzenlemede; yabancı mahkemelerce verilen boşanma kararları için Türk mahkemelerince tenfiz veya tanıma kararı verilip, tanıma ve tenfiz kararının kesinleşmesi halinde; boşanma tarihinin tanıma ve tenfiz kararının kesinleşme tarihi değil; yabancı mahkemece verilmiş olan kararın kesinleşme tarihi olacağı kabul edilmiştir. Aynı Yönetmeliğin 157.maddesinde: “(…)….Milletlerarası Özel Hukuk ve Usul Hukuku Hakkında Kanun hükümleri uyarınca, yabancı devlet mahkemelerinden verilen ve ilgili devletin kanunlarına göre kesinleşmiş bulunan ilamların işleme konulabilmesi için, yetkili Türk mahkemesince tenfiz edilmesi veya tanınması zorunludur. (…) Devletimizin taraf olduğu uluslararası sözleşmelerin bu konudaki hükümleri saklıdır.” düzenlemesi yer almaktadır. Bu hükme göre de, yabancı mahkeme kararlarının Nüfus Müdürlüklerince işleme konulabilmesi için, yetkili Türk Mahkemesince tenfizi veya tanınması gerekmektedir. Öte yandan, 5718 sayılı Kanunun (MÖHUK) 52. maddesinin ilk cümlesinde, kararın tenfiz edilmesinde “hukukî yararı” bulunan “herkes”in tenfiz isteminde bulunabileceği düzenlenmiştir. Vurgulamakta yarar vardır ki, bu düzenleme, daha önceki Kanun metninde olmayıp, 5718 sayılı Kanunla getirilmiştir. MÖHUK.nun ….maddesine göre, “Zamanaşımı, hukuki işlem ve ilişkinin esasına uygulanan hukuka tabidir.” Şıpka, “… Yabancı mahkemenin boşanma kararının Türkiye'de tanınması ön koşulu ile, bu boşanma kararı yabancı mahkemede kesinleştiği andan itibaren hüküm doğurmuş sayılacağından, mal rejiminin tasfiyesine ilişkin davalarda da …'ın kabul ettiği zamanaşımı süresi olan bir yıllık süre, yabancı mahkemede kesinleşen boşanma davasının kesinleşme tarihinden itibaren başlaması gerekir. Zira boşanma kararlarının tenfizi için belirli bir zamanaşımı süresi bulunmadığından, yabancı mahkemece verilen kesinleşmiş boşanma kararı uzun yıllar sonra Türkiye'de açılan tenfiz kararının kesinleştiği tarihten başlatmak, 5718 sayılı MÖHUK'un 59. maddesinin hükmüne, amacına ve gerekçesine aykırı olduğu gibi, bu uygulama sonucunda, …-… yıl önce yabancı ülkelerde boşanmış olan eşleri, bugün dahi mal rejimi tasfiyesi ya da katkı payı davaları ile karşı karşıya getirebileceği endişemizi belirtmek isteriz” görüşünü savunmuştur. (Doç. Dr. Şükran Şıpka, Türk Hukukunda, Edinilmiş Mallara Katılma Rejimi ve Uygulamaya İlişkin Sorunlar. …. baskı, 2011, …, s: 365, ayrıca aynı kitap, s: 361 vd. bkz, Dairenin ……..2009 tarih ve 2030 E, 2937 sayılı kararı hariç bugüne kadarki kararları aynı yöndedir.) Tanıma yada tenfiz kararı kesinleştiği tarihten itibaren yabancı mahkemenin boşanma kararı hukuki sonuçlarını doğurur, yargısına varıldığı takdirde karşılaşılan şu sonuçları ortaya koymak mümkündür. …-Mal rejimi yabancı mahkemede açılan boşanma davasının dava tarihinde değil, yabancı mahkeme kararının tanıma ya da tenfizi kararının kesinleştiği andan itibaren sona erer ve tasfiye bu tarihten sonra yapılabilir. …-Zaman aşımının başlangıcı; tanıma/tenfiz edilen ve kesinleşen bu kararlardan sonra yabancı boşanma kararının kesinleştiği tarihten itibaren değil, yani tanıma ve tenfiz kararının kesinleştiği tarihten itibaren işlemeye başlar. …-Eşler arasındaki evlilik, bu durum karşısında yabancı boşanma kararının tanınmasından ya da tenfizinden sonra kesinleştiği tarihte değil, tanıma/tenfiz karanının kesinleştiği tarihte sona ermiş olur. …-Boşanmanın fer'i (eki) haklarına ilişkin olarak zaman aşımının yer aldığı TMK.nun 178. maddesindeki bir yıllık özel zaman aşımı süresinin başlangıcı, yabancı boşanma kararının kesinleştiği tarih (MÖHUK.m.59) değil, tanıma/tenfiz kararının kesinleştiği tarih olacaktır. …-Eşlerin ikisi de Türk asıllı ve yurt dışında çalıştıklarını varsayalım. Eşlerden biri yabancı mahkemede açtığı boşanma davasının reddedilmesi ve o ülke hukukuna göre kesinleşmesi durumunda ve TMK.nun 166/…. maddesindeki koşulların gerçekleşmesi ile … yıllık filli ayrılığa dayanılarak yeniden boşanma davası açıldığında … yıllık sürenin başlangıç tarihi hangi karara göre ve nasıl değerlendirilecektir? Yabancı mahkemeden verilen boşanmanın reddine ilişkin kararın yetkili Türk Mahkemesi'nce tanınmasına ya da tenfizine karar verilip, bu karar da kesinleştiğinde MÖHUK’un 59. maddesinin amacına uygun olarak yabancı mahkemenin kesinleşme tarihi esas alındığında tarafların boşanmalarına karar verilmesi mümkün olacaktır. Tanıma ya da tenfiz kararının kesinleşme tarihi baz alındığında ise, aradan beklide çok uzun süre geçmesine karşın yine en azından bir … yıl daha bekleyecekler ve ondan sonra TMK'nun 166/…. fıkrasına dayanılarak boşanma davasını açabileceklerdir. Bunun ise, toplum ve aile yapısı üzerinde yaratacağı aksi yöndeki etki, eşlerin karşı karşıya kalacağı psikolojik sorunlar vs. lerin etkisini hesaplamak mümkünmüdür? TMK'nun 166/…. maddesindeki … yıllık sürenin başlangıcı konusu önemli bir sorun olarak ortada kalmaktadır. …-Boşanma kararlarının tenfizi ya da tanınması için belirlenmiş bir zaman aşımı süresi de yoktur. Bu nedenle, yabancı mahkeme kararının tanıma ve tenfizi konusunda her zaman dava açılabilir. Tanıma ya da tenfizin kesinleşme tarihi esas alındığında işin daha da uzamasına neden olacağı açıktır. Yabancı mahkemeden verilen boşanma kararının kesinleştiği tarihten tanıma/tenfiz kararının kesinleştiği tarihe kadar edinilen malların durumu ne olacaktır?. …-Yabancı mahkemeden verilen boşanma kararının verildiği ülke hukukuna göre kesinleşmesinden sonra fakat bu kararın tanınması ya da tenfizi için yetkili Türk Mahkemesinde açılan davanın devamı sonrasında veya böyle bir dava hiç açılmamış ancak bu arada eşlerden biri ölmüş olsa, böyle bir varsayımda; yabancı mahkemenin verdiği boşanma kararının tanınmasına ya da tenfizine ilişkin kararın kesinleşmesinden sonra yabancı boşanma kararının kesinleştiği tarih zaman aşımının başlangıç tarihi olarak kabul edildiğinde, sağ kalan eş, ölen eşin mirasçısı olmayacaktır. Bu durum, TMK.nun 181, MÖHUK’un 52,54,58 ve 59. maddelerini amacına uygun düşecektir. Fakat zaman aşımının başlangıcı tanıma yada tenfiz kararının kesinleşme tarihi kabul edildiğinde ise, sağ kalan eş ölen eşin mirasçısı olabilecektir. …-Eşlerden biri Türk vatandaşı, diğeri ise, yabancı uyruklu olduğu varsayımından hareket edildiğinde yabancı uyruklunun ülkesinde verilen boşanma kararı kesinleştiği tarihte o ülke hukukuna göre tüm hukuki sonuçlarını doğuracak, yabancı uyruklu eş kararın kesinleştiği tarihten itibaren boşanmış olacak, ancak Türk vatandaşı eş tanıma ve tenfiz kararının kesinleştiği tarihten itibaren boşanmış kabul edilecektir. Böyle bir çelişkili ve garip bir durum ortaya çıkmış olacaktır. Tüm bu açıklamalar karşısında her ne kadar tanıma kararı 07…..2008 tarihinde kesinleşmiş ise de, yabancı mahkemenin boşanmaya ilişkin ilamı ……..1993 tarihinde kesinleştiğinden hukuki sonuçlarını bu tarih itibariyle doğurduğu, anılan madde hükmü gereğidir. Dava mal ayrılığı rejimi döneminde edinilen taşınmazlarla ilgili katkı payı alacağı isteğine ilişkin olduğuna göre olayda, Borçlar Kanununun başka türlü hüküm mevcut olmadığı takdirde her dava için öngördüğü … yıllık zamanaşımı süresini öngören TMK.nun ….maddesi yollamasıyla TBK'nun 146. (eBK m.125) maddesindeki düzenlemenin uygulanması gerektiği hususunda duraksama da yoktur. Yabancı Mahkemeden verilen boşanma kararının kesinleştiği ……..2000 tarihinden eldeki davanın açıldığı ……..2012 tarihine kadar … yıllık zaman aşımı süresi geçtiğinde zaman aşımı nedeniyle davanın reddine karar verilmesinde usul ve kanuna aykırı bir yön bulunmadığından 1910 ada … sayılı parselde bulunan bağımsız bölümlerle ilgili hüküm fıkrasının ONANMASINA, Davacı vekilinin, 239 ada … parseldeki bağımsız bölümlere, aracı bankalardaki hesaplarda bulunan paralara yönelik temyiz itirazlarına gelince: 239 ada … parsel sayılı arsanın ….07.2002, aracın ….02.2009 tarihinde edinildikleri, bankalarda bulunan hesapların ise, ….05.2011-….07.2012 tarihlerinde açıldıkları dosya kapsamıyla belirlenmiştir. Bu durum karşısında 239 ada … parseldeki taşınmaz ile … plakalı aracın ve bankalarda bulunan hesapların ise eşler arasında mal rejiminin sona erdiği ve boşanma davasının açıldığı ……..2000 tarihinden çok sonra yukarda açıklanan tarihlerde edinildikleri ve hesapların açıldığı belirlenmiştir. TMK'nun 225/…. maddesi uyarınca eşler arasındaki mal rejimi boşanma davasının açıldığı tarihte sona ermektedir. Bu tarihten önce edinilen mallar, mal rejimi davalarında tasfiyeye tabi tutulmaktadır. Boşanma davasının açıldığı ve mal rejiminin sona erdiği tarihten sonra edinilen mallar ise, mal rejiminin tasfiyesine esas alınmaz ve bunlara ilişkin uyuşmazlıklar 6098 sayılı TBK'nun genel hükümlerine göre genel mahkemelerde bakılmaktadır. Bu nedenle bu mallar yönünden dava dilekçesinin görev yönünden reddiyle dosyanın görevli ve yetkili Asliye Hukuk Mahkemesi'ne gönderilmesine karar verilmesi gerekirken, işin esasına girilerek 239 ada … parseldeki taşınmaz ile araç ve bankalardaki hesaplarda bulunan paralar yönünden hüküm kurulmuş bulunması usul ve kanuna aykırıdır. Görev kamu düzenine ilişkin olup, mahkemece kendiliğinden göz önünde tutulur. 4787 sayılı Aile Mahkemelerinin Kuruluş, Görev ve Yargılama Usullerine dair Kanunun …, … ve …. maddelerinde bu mahkemelerin hangi davalara bakacağı açık bir biçimde belirlenmiştir. Mal rejiminin sona ermesinden sonra alınan mallar yönünden bu mahkemelerin görevli olmadığı anılan Kanun hükümleri gereğidir. Davacı vekilinin temyiz itirazları bu nedenlerle yerinde olduğundan kabulüyle yerel mahkeme hükmünün 239 ada … sayılı parseldeki taşınmaz, araç ve bankalardaki hesaplarda bulunan döviz ve Türk parası cinsindeki paralar için 6100 sayılı HMK'nun Geçici …. maddesi yollamasıyla 1086 sayılı HUMK. nun 428. maddesi uyarınca BOZULMASINA, taraflarca HUMK'nun 388/…. (HMK m.297/ç) ve HUMK'nun 440/I maddeleri gereğince … Daire ilamının tebliğinden itibaren ilama karşı … gün içinde karar düzeltme isteğinde bulunulabileceğine, aşağıda dökümü yazılı …,30 TL peşin harcın onama harcına mahsubu ile kalan 0,90 TL'nin temyiz eden davacıdan alınmasına, ….03.2014 tarihinde oyçokluğuyla karar verildi. KARŞI OY Somut davadaki uyuşmazlık; yabancı mahkemenin ….06.2000 tarihinde kesinleşen boşanma kararının Türkiye'de ……..2013 tarihinde açılıp, ……..2013 tarihinde kesinleşen kararla tanınması sonucu; evlenmenin yabancı ülkede sona erdiği ….06.2000 tarihinden önce diğer eşin edindiği mal varlığı nedeniyle Türkiye'de açılan katkı payı alacağına uygulanacak zamanaşımının başlangıç tarihi ile evlenmenin yabancı ülkede sona erdiği belirtilen tarihten sonra edinilen mal varlığı ile ilgili olarak, bu mal varlığının evlilik süresi içinde edinilmiş sayılıp sayılamayacağı ve buna bağlı olarak talep eden eşin evliliğe bağlı bir alacak hakkı bulunup bulunmadığı noktasında toplanmaktadır. Uyuşmazlığın çözümü ise, Türkiye'de tanınan bir yabancı boşanma kararının sonuçlarını hangi andan itibaren doğurmaya başlayacağı ve sonuçlarının kapsamının tayinine bağlıdır. Konu dolaylı olarak ……..2007 tarihinde yürürlüğe giren 5718 sayılı “Milletlerarası Özel Hukuk ve Usul Hukuku Hakkında Kanun (MÖHUK)'un 59. maddelerinde çözümlenmiştir. Buna göre, yabancı ilamın kesin hüküm veya kesin delil etkisi, yabancı mahkeme kararının kesinleştiği tarihten itibaren hüküm ifade edecektir. Ancak, hakkın varlığı ve kapsamıyla bu hakkın Türkiye'de talep edilebilme durumunu ayırmak gerekir. Bir yabancı ilama dayanan bir hakkın Türkiye'de talep edilebilmesi için, hakkın niteliğine göre Türkiye'de yabancı ilamın tanınması veya tenfizine karar verilip, verilen kararın kesinleşmiş olması gereklidir (MÖHUK.md.50,57/…, 58). Buna karşılık, hakkın doğmuş veya mevcut olup olmadığı ise, kesin hükme bakılarak değerlendirilecek; bu durumda yabancı ilama ve onun kesinleşme tarihine bakılması ve hakkın niteliğine göre ayrım yapılması gerekecektir. Boşanma kararı ile istenebilir duruma gelen alacak hakları, ancak yabancı ilamın Türkiye'de tanınması/tenfizi ile talep edilebilir hak haline geleceğinden; bunların tanıma/tenfiz kararının kesinleşme tarihinden itibaren talep edilebileceğinin kabulü gerekir. Bunun dışındaki diğer hakların, boşanma kararının bozucu yenilik doğurucu etkisi nedeniyle, Türkiye'de tanınması/tenfizi söz konusu olmayacağından; miras, soy bağı ve yeniden evlenme yasağı gibi hukuki sonuçlarını, yabancı mahkeme ilamının kesinleştiği tarihten itibaren doğuracağı benimsenmelidir. Bu açıklamalara göre, somut davaya baktığımızda; davacının yabancı boşanma ilamının kesinleştiği ….06.2000 tarihinden önceki davalının mal varlığındaki katkı payı alacağı talebi ile ilgili on yıllık zamanaşımı süresi, tanıma kararının kesinleştiği ……..2013 tarihine göre sona ermemiş olduğundan; mahkemenin bu talep hakkında zamanaşımı nedeniyle red kararı hatalı olmuştur. Bu talebin esasının incelenmesi için, yerel mahkeme hükmünün bozulması gereklidir. Zamanaşımı yönünden varılan bu sonuç, ayrıca zamanaşımının durmasına ilişkin TBK.153/… (eBK.md.132/…) maddesinde de desteklenmektedir. Buna karşılık, davalının yabancı boşanma ilamının kesinleşme tarihi ile bu ilamın Türkiye'de tanınması için dava açıldığı ……..2013 tarihi arasında edindiği malvarlığına yönelik alacak talebine ilişkin hükmün ise; taraflar bu dönemde evli olarak kabul edilemeyeceği, davacının ancak genel hükümlere göre ilgili Asliye Hukuk Mahkemesinde talepte bulunabileceği ve bu sebeple mahkemenin bu alacak kalemleri yönünden görevsizlik kararı verilmesi gerektiği yönünde bozulmalıdır. Yukarıda açıkladığım gibi; değerli çoğunluğun karardaki bozma ile ilgili görüşüne katılmakla birlikte, onama ile ilgili bölüme katılmıyor; bu bölümün de bozulması gerektiğini düşünüyorum. ….03.2014

5718 sayılı MÖHUK'un 50. maddesi, yabancı mahkemelerden hukuk davalarına ilişkin olarak verilmiş ve verildiği devlet kanunlarına göre kesinleşmiş ilamların Türkiye'de icra edilebilmesini yetkili Türk mahkemesinin tenfiz kararına bağlamaktadır. Aynı kanunun 52. maddesinin ilk cümlesi ise tenfiz kararını istemede hukuki yararı bulunan herkesin bu başvuruyu yapabileceğini düzenlemektedir.

Yargıtay İçtihatları Birleştirme BGK, E. 2010/1, K. 2012/1Kaynağı aç
İçtihatları Birleştirme BGK         2010/1 E.  ,  2012/1 K.YABANCI MAHKEME KARARLARININ GEREKÇELI OLMA ZORUNLULUĞUNUN BULUNMAMASITENFIZMİLLETLERARASI ÖZEL HUKUK VE USUL HUKUKU HAKKINDA KANUN (5718) Madde 54HUKUK MUHAKEMELERİ KANUNU (HMK) (6100) Madde 297 "İçtihat Metni" YABANCI MAHKEME KARARLARININ SALT GEREKÇESİNİN BULUNMAMASININ KESİNLEŞMİŞ YABANCI MAHKEME KARARININ TENFİZİNE ENGEL OLMAYACAĞI VE BU HUSUSUN 5718 SAYILI MİLLETLERARASI ÖZEL HUKUK VE USUL HUKUKU HAKKINDA KANUNUN 54/C MADDESİ ANLAMINDA KAMU DÜZENİNE AÇIKÇA AYKIRILIK SAYILMAYACAĞI… I- İÇTİHATLARI BİRLEŞTİRME KONUSUNDA BAŞVURU “Yabancı mahkeme ilamının gerekçesiz olmasının kamu düzenine aykırılık teşkil edip etmediği ve bu bağlamda gerekçeden yoksunluğun yabancı mahkeme kararının tenfizine engel olup olmayacağı” hususunda Yargıtay 2. Hukuk Dairesi kararlarının, aynı Daire kararlarıyla ve Yargıtay 13. Hukuk Dairesi’nin kararlarıyla çeliştiği ileri sürülerek, görüş aykırılığının içtihatların birleştirilmesi yoluyla giderilmesi, Av. S… A… B…’un 24.11.2009 tarihli başvurusuyla istenilmiştir. II- GÖRÜŞ AYKIRILIĞININ GİDERİLMESİ İSTEMİNE KONU KARARLAR Yargıtay 2. Hukuk Dairesi’nin 30.06.1999 gün ve E:1999/5858 K:1999/7609 sayılı kararı. Yargıtay 2. Hukuk Dairesi’nin 08.06.2006 gün ve E:2006/2612 K:2006/9147 sayılı kararı. Yargıtay 13. Hukuk Dairesi’nin 05.12.2001 gün ve E:2001/9007 K:2001/11406 sayılı kararı. Yargıtay 13. Hukuk Dairesi’nin 02.10.2003 gün ve E:2003/6226 K:2001/11095 sayılı kararı. Yargıtay Hukuk Genel Kurulu’nun 21.06.2000 gün ve E:2000/2-1051 K: 2000/1068 sayılı kararı. Yargıtay Hukuk Genel Kurulu’nun 27.05.2009 gün ve E:2009/19-102 K: 2009/208 sayılı kararı. III- GÖRÜŞ AYKIRILIĞININ GİDERİLMESİ İSTEMİNE KONU KARARLARDA BELİRTİLEN GÖRÜŞLERİN ÖZETLERİ Yargıtay 2. Hukuk Dairesi’nin 30.06.1999 gün ve E:1999/5858 K:1999/7609 sayılı kararında; gerekçe ihtiva etmeyen ve geçici boşanma olduğu belirtilen yabancı mahkeme kararının Türk kamu düzenine aykırılık teşkil ettiği ifade edilmiştir. Yargıtay 2. Hukuk Dairesi’nin 08.06.2006 gün ve E:2006/2612 K:2006/9147 sayılı kararında; tanıma ve tenfizde yabancı mahkeme kararının doğruluğunun, uygulanmış olan usul hükümlerinin, maddi ve hukuki tespitlerin inceleme dışında tutulması gerektiği, kamu düzenine açıkça aykırılığın ancak, Anayasa ile düzenlenen temel hak ve hürriyetlere, milletlerarası hukukta kabul edilen temel ilkelere, adil yargılanma ve savunma hakkına, genel ahlaka, Türk hukuk düzeninin temelini oluşturan ve devletin vazgeçemeyeceği ilkelere aykırılık  halleri  ile  sınırlı  bulunduğu,  bu  itibarla  yabancı  mahkeme  ilamının  gerekçesiz olmasının kamu düzenine aykırı ve dolayısıyla tenfize engel kabul edilemeyeceği belirtilmiş, anılan Daire Başkanlığı’nca da istikrarlı son uygulamalarının bu yönde olduğu açıklanmıştır. Yargıtay 13. Hukuk Dairesi’nin 05.12.2001 gün ve E:2001/9007 K:2001/11406 ve 02.10.2003 gün ve E:2003/6226 K:2001/11095 sayılı kararlarında; yabancı mahkeme ilamlarının gerekçe ihtiva etmemesinin Anayasa ve kamu düzenine aykırı olması nedeniyle tanıma ve tenfize engel teşkil edeceği benimsenmiş, görüş yazılarında da aynı yöne işaret edilmiştir. Yargıtay Hukuk Genel Kurulu’nun yabancı mahkeme ilamlarının tenfizinde doğrudan geçersizlikle ilgili bir kararı bulunmamakla birlikte; 21.06.2000 gün, E:2000/2-1051 K:2000/1068 ve 27.05.2009 gün, E:2009/19-102 K: 2009/208 sayılı kararlarında, gerek 2675 sayılı Kanun’un uygulanmasında ve gerekse yürürlükte bulunan 5718 sayılı Kanun’un uygulanmasında yabancı ilamın içeriğinin tetkik ve denetime uygun bulunduğu, kamu düzeni ölçüsünün denetim için yeterli bulunduğu kabul edilmiştir. Şu durumda; Hukuk Genel Kurulu’nun konuya ilişkin olarak, yabancı mahkeme ilamlarının tenfizinde doğrudan geçersizlikle ilgili bir kararı bulunmadığından; İkinci Hukuk Dairesi kararlarının kendi içinde ve Onüçüncü Hukuk Dairesi kararlarıyla çelişki arz ettiği açıktır. IV- İÇTİHATLARI BİRLEŞTİRME YOLUYLA GÖRÜŞ AYKIRILIĞININ GİDERİLMESİ GEREKTİĞİNE İLİŞKİN KARARLAR VE İÇTİHATLARI BİRLEŞTİRMENİN KONUSU Yargıtay Birinci Başkanlık Kurulu'nun 29.11.2010 tarih ve 158 sayılı Kararı ile; “Yabancı mahkeme kararlarının gerekçe ihtiva etmemesinin tenfize engel olup olmayacağı konusunda… İkinci Hukuk Dairesi’nin 30.06.1999 tarih E:1999/5858 K:1999/7609, 08.06.2006 tarih E:2006/2612 K:2006/9147, Onüçüncü Hukuk Dairesinin 05.12.2001 tarih E:2001/9007 K:2001/11406, 02.10.2003 tarih E:2003/6226 K:2003/11095 sayılı kararları arasında görüş aykırılığı bulunduğu ve farklı uygulamaların sürdürüldüğü sonucuna varıldığından; aykırılığın İçtihatları Birleştirme Hukuk Genel Kurulunca giderilmesi gerektiğine, görüşme tarihinin daha sonra Birinci Başkanlıkça belirlenmek üzere raportör üye görevlendirilmesine karar verilmiştir. Yargıtay İçtihatları Birleştirme Hukuk Genel Kurulu'nun 10.02.2012 tarihli oturumunda raportör üyenin açıklamaları dinlendikten sonra esasa girişilmezden önce; öncelikle içtihatlar arasında görüş aykırılığı bulunduğu ve bu aykırılığın İçtihatların birleştirilmesi yoluyla giderilmesi gerektiğine karar verilmiş ve İçtihatları Birleştirmenin konusu, “Yabancı mahkeme kararlarının salt gerekçesinin bulunmamasının kesinleşmiş yabancı mahkeme kararının tenfizine engel olup olmayacağı, bu hususun 5718 sayılı Milletlerarası Özel Hukuk ve Usul Hukuku Hakkında Kanunun 54/c maddesi anlamında kamu düzenine açıkça aykırılık sayılıp sayılmayacağı” şeklinde belirlenmiştir. V- İÇTİHATLARI BİRLEŞTİRMENİN GEREKÇESİ 1- KONUYLA İLGİLİ YASAL DÜZENLEMELER: A) Türkiye Cumhuriyeti Anayasası Duruşmaların açık ve kararların gerekçeli olması Madde 141- Mahkemelerde duruşmalar herkese açıktır. Duruşmaların bir kısmının veya tamamının kapalı yapılmasına ancak genel ahlâkın veya kamu güvenliğinin kesin olarak gerekli kıldığı hallerde karar verilebilir. Küçüklerin yargılanması hakkında kanunla özel hükümler konulur. Bütün mahkemelerin her türlü kararları gerekçeli olarak yazılır. Davaların en az giderle ve mümkün olan süratle sonuçlandırılması, yargının görevidir. B) 6100 Sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu Hükmün kapsamı Madde 297- (1) Hüküm “Türk Milleti Adına” verilir ve bu ibareden sonra aşağıdaki hususları kapsar: a) Hükmü veren mahkeme ile hâkim veya hâkimlerin ve zabıt kâtibinin ad ve soyadları ile sicil numaraları, mahkeme çeşitli sıfatlarla görev yapıyorsa hükmün hangi sıfatla verildiğini. b) Tarafların ve davaya katılanların kimlikleri ile Türkiye Cumhuriyeti kimlik numarası, varsa kanuni temsilci ve vekillerinin ad ve soyadları ile adreslerini. c) Tarafların iddia ve savunmalarının özetini, anlaştıkları ve anlaşamadıkları hususları, çekişmeli vakıalar hakkında toplanan delilleri, delillerin tartışılması ve değerlendirilmesini, sabit görülen vakıalarla bunlardan çıkarılan sonuç ve hukuki sebepleri. ç) Hüküm sonucu, yargılama giderleri ile taraflardan alınan avansın harcanmayan kısmının iadesi, varsa kanun yolları ve süresini. d) Hükmün verildiği tarih ve hâkim veya hâkimlerin ve zabıt kâtibinin imzalarını. e) Gerekçeli kararın yazıldığı tarihi. (2) Hükmün sonuç kısmında, gerekçeye ait herhangi bir söz tekrar edilmeksizin, taleplerden her biri hakkında verilen hükümle, taraflara yüklenen borç ve tanınan hakların, sıra numarası altında; açık, şüphe ve tereddüt uyandırmayacak şekilde gösterilmesi gereklidir. C) Mülga 1086 Sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu Madde 388 – Karar aşağıdaki hususları kapsar: 1. Kararı veren mahkeme ile hakim veya hakimlerin ve tutanak katibinin ad ve soyadları ve sicil numaraları, mahkeme çeşitli sıfatlarla görev yapıyorsa kararın hangi sıfatla verildiği, 2. Tarafların ve davaya katılanların kimlikleri ile varsa kanuni temsilci ve vekillerinin ad ve soyadları ile adresleri, 3. İki tarafın iddia ve savunmalarının özeti, anlaştıkları ve anlaşamadıkları hususlar, ihtilaflı konular hakkında toplanan deliller, delillerin tartışması ret ve üstün tutma sebepleri, sabit görülen vakıalarda bunlardan çıkarılan sonuç ve hukuki sebep, 4. Hüküm sonucu ile varsa kanun yolu ve süresi , 5. Kararın verildiği tarih ve hakim veya hakimlerin ve tutanak katibinin imzaları, Hüküm sonucu kısmında, gerekçeye ait herhangi bir söz tekrar edilmeksizin, istek sonuçlarından her biri hakkında verilen hükümle taraflara yüklenen borç ve tanınan hakların, mümkünse sıra numarası altında birer birer, açık, şüphe ve tereddüt uyandırmayacak şekilde gösterilmesi gereklidir. D) 5718 Sayılı Milletlerarası Özel Hukuk ve Usul Hukuku Hakkında Kanun Yabancı Mahkeme ve Hakem Kararlarının Tenfizi ve Tanınması Tenfiz kararı Madde 50- (1) Yabancı mahkemelerden hukuk davalarına ilişkin olarak verilmiş ve o devlet kanunlarına göre kesinleşmiş bulunan ilâmların Türkiye'de icra olunabilmesi yetkili Türk mahkemesi tarafından tenfiz kararı verilmesine bağlıdır. (2) Yabancı mahkemelerin ceza ilâmlarında yer alan kişisel haklarla ilgili hükümler hakkında da tenfiz kararı istenebilir. Tenfiz istemi Madde 52- (1) Kararın tenfiz edilmesinde hukukî yararı bulunan herkes tenfiz isteminde bulunabilir. Tenfiz istemi dilekçe ile olur. Dilekçeye karşı tarafın sayısı kadar örnek eklenir. Dilekçede aşağıdaki hususlar yer alır: a) Tenfiz isteyenle, karşı tarafın ve varsa kanunî temsilci ve vekillerinin ad, soyad ve adresleri. b) Tenfiz konusu hükmün hangi devlet mahkemesinden verilmiş olduğu ve mahkemenin adı ile ilâmın tarih ve numarası ve hükmün özeti. c) Tenfiz, hükmün bir kısmı hakkında isteniyorsa bunun hangi kısım olduğu. Dilekçeye eklenecek belgeler Madde 53- (1) Tenfiz dilekçesine aşağıdaki belgeler eklenir: a) Yabancı mahkeme ilâmının o ülke makamlarınca usulen onanmış aslı veya ilâmı veren yargı organı tarafından onanmış örneği ve onanmış tercümesi. b) İlâmın kesinleştiğini gösteren ve o ülke makamlarınca usulen onanmış yazı veya belge ile onanmış tercümesi. Tenfiz şartları Madde 54- (1) Yetkili mahkeme tenfiz kararını aşağıdaki şartlar dâhilinde verir: a) Türkiye Cumhuriyeti ile ilâmın verildiği devlet arasında karşılıklılık esasına dayanan bir anlaşma yahut o devlette Türk mahkemelerinden verilmiş ilâmların tenfizini mümkün kılan bir kanun hükmünün veya fiilî uygulamanın bulunması. b) İlâmın, Türk mahkemelerinin münhasır yetkisine girmeyen bir konuda verilmiş olması veya davalının itiraz etmesi şartıyla ilâmın, dava konusu veya taraflarla gerçek bir ilişkisi bulunmadığı hâlde kendisine yetki tanıyan bir devlet mahkemesince verilmiş olmaması. c) Hükmün kamu düzenine açıkça aykırı bulunmaması. ç) O yer kanunları uyarınca, kendisine karşı tenfiz istenen kişinin hükmü veren mahkemeye usulüne uygun bir şekilde çağrılmamış veya o mahkemede temsil edilmemiş yahut bu kanunlara aykırı bir şekilde gıyabında veya yokluğunda hüküm verilmiş ve bu kişinin yukarıdaki hususlardan birine dayanarak tenfiz istemine karşı Türk mahkemesine itiraz etmemiş olması. Tebliğ ve itiraz Madde 55- (1) Tenfiz istemine ilişkin dilekçe, duruşma günü ile birlikte karşı tarafa tebliğ edilir. İhtilâfsız kaza kararlarının tanınması ve tenfizi de aynı hükme tâbidir. Hasımsız ihtilâfsız kaza kararlarında tebliğ hükmü uygulanmaz. İstem, basit yargılama usulü hükümlerine göre incelenerek karara bağlanır. (2) Karşı taraf ancak bu bölüm hükümlerine göre tenfiz şartlarının bulunmadığını veya yabancı mahkeme ilâmının kısmen veya tamamen yerine getirilmiş yahut yerine getirilmesine engel bir sebep ortaya çıkmış olduğunu öne sürerek itiraz edebilir. Karar Madde 56- (1) Mahkemece ilâmın kısmen veya tamamen tenfizine veya istemin reddine karar verilebilir. Bu karar yabancı mahkeme ilâmının altına yazılır ve hâkim tarafından mühürlenip imzalanır. Yerine getirme ve temyiz yolu Madde 57- (1) Tenfizine karar verilen yabancı ilâmlar Türk mahkemelerinden verilmiş ilâmlar gibi icra olunur. (2) Tenfiz isteminin kabul veya reddi hususunda verilen kararların temyizi genel hükümlere tâbidir. Temyiz, yerine getirmeyi durdurur. E) Mülga 2675 Sayılı Milletlerarası Özel Hukuk ve Usul Hukuku Hakkında Kanun Tenfiz kararı Madde 34 – Yabancı mahkemelerden hukuk davalarına ilişkin olarak verilmiş ve o devlet kanunlarına göre kesinleşmiş bulunan ilamların Türkiye'de icra olunabilmesi yetkili Türk Mahkemesi tarafından tenfiz kararı verilmesine bağlıdır. Yabancı mahkemelerin ceza ilamlarında yer alan kişisel haklarla ilgili hükümler hakkında da tenfiz kararı istenebilir. Tenfiz istemi Madde 36 – Tenfiz istemi dilekçe ile olur. Dilekçeye karşı tarafın sayısı kadar örnek eklenir. Dilekçede aşağıdaki hususlar yer alır. a) Tenfiz isteyenle, karşı tarafın ve varsa kanuni temsilci ve vekillerinin ad, soyad ve adresleri, b) Tenfiz konusu hükmün hangi devlet mahkemesinden verilmiş olduğu ve mahkemenin adı ile ilamın tarih ve numarası ve hükmün özeti, c) Tenfiz, hükmün bir kısmı hakkında isteniyorsa bunun hangi kısım olduğu, Dilekçeye eklenecek belgeler Madde 37 – Tenfiz dilekçesine aşağıdaki belgeler eklenir: a) Yabancı mahkeme ilamının o ülke makamlarınca usulen onanmış aslı ve onanmış tercümesi, b) İlamın kesinleştiğini gösteren ve o ülke makamlarınca usulen onanmış yazı veya belge ile onanmış tercümesi. Tenfiz Şartları Madde 38 – Yetkili mahkeme tenfiz kararını aşağıdaki şartlar dahilinde verir. a) Türkiye Cumhuriyeti ile ilamın verildiği Devlet arasında karşılıklılık esasına dayanan anlaşma yahut o devlette Türk mahkemelerinden verilmiş ilamların tenfizini mümkün kılan bir kanun hükmünün veya fiili uygulamanın bulunması, b) İlamın Türk Mahkemelerinin münhasır yetkisine girmeyen bir konuda verilmiş olması, c) Hükmün kamu düzenine açıkça aykırı bulunmaması, d) O yer kanunları uyarınca, kendisine karşı tenfiz istenen kişinin hükmü veren mahkemeye usulüne uygun bir şekilde çağrılmamış veya o mahkemede temsil edilmemiş yahut bu kanunlara aykırı bir şekilde gıyapta hüküm verilmiş ve bu kişinin yukarıdaki hususlardan birine dayanarak tenfiz istemine karşı Türk Mahkemesine itiraz etmemiş olması, e) Türklerin kişi hallerine ilişkin yabancı ilamda Türk kanunlar ihtilafı kuralları gereğince yetkili kılınan hukukun uygulanmamış ve Türk vatandaşı olan davalının tenfize bu yönden itiraz etmemiş olması. Tebliğ ve itiraz Madde 39 – Tenfiz istemine ilişkin dilekçe, duruşma günü ile birlikte karşı tarafa tebliğ edilir. İstem, basit yargılama usulü hükümlerine göre incelenerek karara bağlanır. Karşı taraf ancak bu bölüm hükümlerine göre tenfiz şartlarının, bulunmadığını veya yabancı mahkeme ilamının kısmen veya tamamen yerine getirilmiş yahut yerine getirilmesine engel bir sebep ortaya çıkmış olduğunu öne sürerek itiraz edebilir. Karar Madde 40 – Mahkemece ilamın kısmen veya tamamen tenfizine veya istemin reddine karar verilebilir. Bu karar yabancı mahkeme ilamının altına yazılır ve hakim tarafından mühürlenip imzalanır. Yerine getirme ve temyiz yolu Madde 41 – Tenfizine karar verilen yabancı ilamlar Türk Mahkemelerinden verilmiş ilamlar gibi icra olunur. Tenfiz isteminin kabul veya reddi hususunda verilen kararların temyizi genel hükümlere tabidir. Temyiz, yerine getirmeyi durdurur. 2- İÇTİHADI BİRLEŞTİRMEYLE İLGİLİ KAVRAM VE KURUMLAR: Yukarıda özü açıklanan içtihatları birleştirmenin konusu dikkate alındığında, öncelikle “Yabancı mahkeme ilamlarının tenfizi”, “Kamu düzeni” ve “Mahkeme kararlarının gerekçe ihtiva etmesi” hususundaki kavram ve kurumların üzerinde durulması ve tüm bu hususlara dair düzenlemelerin değerlendirilmesi gerekmektedir. 2/1-TENFİZ 2/1.1-Kavram Bir ilamın başka bir ülkede o devletin icra organlarını harekete geçirerek uygulanmasını, icra edilebilirliğini bağlamak, ancak tenfiz kararının varlığı ile mümkündür. İcra edilmesinin gerektiği ülkede tenfiz için yabancı mahkeme kararında tenfiz şartlarının var olup olmadığının incelenmesi ve varılacak sonuç dairesinde verilecek tenfiz kararı ile mümkün ve uygun olacaktır. Tenfiz (exequatur) doktrinde değişik şekillerde açıklanmaktadır. Tenfiz yabancı mahkeme kararına, kesin hüküm ve kesin delil kuvveti uygun görmek yanında, Türk icra organları aracılığıyla Türkiye’de icra edilebilme gücünün verilmesine ilişkin bir mahkeme kararıdır. Yabancı bir mahkeme kararının Türk Mahkemeleri’nce tenfiz edilebilmesi için, özel hukuk ilişkisinden doğan bir uyuşmazlığı çözmek için verilmiş olması gerekir (5718 s. MÖHUK m.50). Hukuk davalarının usul hukukuna ilişkin bir vasıflandırma olmasına, vasıflandırmaya ilişkin değerlendirmeler ile hangi tür davaların hukuk davası olacağı, tenfizin talep edildiği ülke hukukuna göre belirlenecek ve değerlendirilecektir. Diğer yönüyle; yabancı ilamın, verildiği ülke hukukuna göre şekli anlamda kesinleşmiş olması gerekir. Tenfiz davasında hukuki yarar şartı öncelikle incelenerek, kararı verecek olan hakimin, yalnızca yabancı kararın tenfiz edilebilmesi için Türk Hukuku’nda aranan şartları taşıyıp taşımadığını irdelendikten sonra, şartların bulunması halinde artık tenfiz (exequatur) kararını verebilecektir. Tenfiz mahkemesinin, yabancı mahkemenin esasa uyguladığı hukuku ve aynı şekilde kendi usul hükümlerini doğru uygulayıp uygulamadığını inceleme ve yabancı ilamın içeriğini tetkik etme olanağı bulunmamaktadır (2675 s. MÖHUK m.38/c, 5718 s. MÖHUK m.54/a, b, c, ç). Ancak, yabancı mahkeme ilamının Türk kamu düzenine açıkça aykırı olması halinde, tenfize her şekilde engel bulunduğu 5718 sayılı Kanun’un amir hükmü gereğidir. 2/1.2-Tenfizin Şartları 5718 Sayılı Milletlerarası Özel Hukuk ve Usul Hukuku Hakkında Kanun’un 54. maddesinde tenfizin şartları düzenlenmiştir. Buna göre ilk şart, Türkiye Cumhuriyeti ile ilamın verildiği devlet arasında karşılıklılık esasına dayanan bir anlaşma yahut o devlette Türk mahkemelerinden verilmiş ilamların tenfizini mümkün kılan bir kanun hükmünün veya fiili uygulamanın bulunması gerektiğine ilişkindir (m.54/a). Karşılıklılık koşulu vatandaşlığa değil, kararın verildiği mahkemeye ilişkin bir şart olup, anılan şartın gerçekleşmemesi halinde artık diğer şartların incelenmesine geçilemez. Anılan maddede öngörülen diğer bir koşul da; ilâmın, Türk mahkemelerinin münhasır yetkisine girmeyen bir konuda verilmiş olması veya davalının itiraz etmesi şartıyla ilâmın, dava konusu veya taraflarla gerçek bir ilişkisi bulunmadığı hâlde kendisine yetki tanıyan bir devlet mahkemesince verilmiş olmaması durumudur (m.54/b). Burada, sözleşmesel karşılıklılık dışında yasal yada fiili karşılıklılık bulunması da yeterli olup; tenfize konu ilamı veren devletin yasaları Türk Mahkemeleri’nden verilmiş kararların o ülkede tenfiz olunmasını sağlıyor veya bu konuda fiili bir uygulama yaratılmış ise karşılıklılık esasının varlığı gerçekleşmiş demektir. Tenfizin şartlarından bir diğeri ise, savunma haklarının ihlal edilmemiş olması; o yer kanunları uyarınca, kendisine karşı tenfiz istenen kişinin hükmü veren mahkemeye usulüne uygun bir şekilde çağrılmamış veya o mahkemede temsil edilmemiş yahut bu kanunlara aykırı bir şekilde gıyabında veya yokluğunda hüküm verilmiş ve bu kişinin yukarıdaki hususlardan birine dayanarak tenfiz istemine karşı Türk mahkemesine itiraz etmemiş olmasıdır (m.54/ç). Nihayet, 5718 Sayılı Milletlerarası Özel Hukuk ve Usul Hukuku Hakkında Kanun’un 54/c. maddesinde, içtihatları birleştirmenin konusu olan “Hükmün kamu düzenine açıkça aykırı bulunmaması” tenfizin şartları arasında gösterilmiştir. Bu açık hüküm karşısında, kamu düzenine açıkça aykırılık hallerinde yabancı mahkeme ilamının tenfiz edilmesi ve Türkiye’de icra edilmesi olanaksızdır. Öyleyse bu noktada, “kamu düzeni” kavramı, “hükmün kamu düzenine aykırılığının belirlenmesi”, “kamu düzeninin tenfize etkisi”, “kamu düzeni ve gerekçenin varlığı”  hususlarının irdelenmesinde yarar vardır. 2/2-KAMU DÜZENİ 2/2.1-Kavram Kamu düzeni, niteliği gereği zamana, yere göre değişen, içeriğinin tesbiti zor bir her somut olaya göre değişiklik gösteren bir kavramdır. İlmi açılamalara ve yargısal kararlara rağme gelişen hukuk sistemlerinde bile tanımı olmamasına rağmen “toplumun temel yapısını ve çıkarlarını koruyan kuralların bütünü” olarak tanım yapılabilir. Kamu düzeni kavramının müdahale alanı son derece geniş ve yoruma müsaittir.   Hükmün gerekçesiz oluşundan dolayı kamu düzeni kavramından hareket ederek, yabancı ilamın verilmesinde işlenen usulün, uygulanan hukukun, ilamın icrasının meydana getireceği sonuçların incelenmesi suretiyle, bir kararın kamu düzenine aykırı bulunarak tenfizi mümkün olmayacaktır demek çok ağır bir neticeyi yaratmak olacaktır. Türk kamu düzeninin ihlalini gerektirecek haller çoğunlukla emredici bir hükmün açıkca ihlali halinde düşünülecektir. Fakat her emredici hükmün ihlali halinde veya her emredici hükmü ihlal eden bir yabancı kararın Türk kamu düzenine aykrı bulunduğunu söylemek olanaklı değildir. O halde, iç hukuktaki kamu düzeninin çerçevesi, Türk hukukunun temel değerlerine, Türk genel adap ve ahlak anlayışına, Türk kanunlarının dayandığı temel adalet anlayışına, Türk kanunlarının dayandığı genel siyasete, Anayasada yer alan temel  hak ve özgürlüklere, milletlerarası alanda geçerli ortak prensip ve özel hukuka ait iyiniyet prensibine dayanan kurallara, medeni toplulukların müştereken benimsedikleri ahlak ilkeleri ve adalet anlayışının ifadesi olan hukuk prensiplerine, toplumun medeniyet seviyesine, siyasi ve ekonomik  rejimine, insan hak ve özgürlüklerine aykırılık şeklinde çizilebilir. İç hukukta kamu düzeninin, tarafların uymak zorunda oldukları, kamu hukukundan ve özel hukuktan doğan ancak tarafların üzerinde serbestçe tasarruf edemeyecekleri kurallar olarak anlaşılması gerekir. 2/2.2- Kamu düzeninin tenfize etkisi Mahkeme kararlarının verildikleri ülke dışında kesin hüküm, kesin delil ve icrai güce sahip olmaları, milletlerarası toplumda kişisel ilişkilere ve ticari hayatın getirdiği ekonomik ilişkiler kurma ve yaratma ve oluşan uyuşmazlıkların çözümü için tartışmasız mahkeme kararı yanında gerekli olan yabancı ilamın tanınması ve tenfizinin kabul edilmesini gerektirir. Böyle bir zorunluluğun, iki hâkimiyeti karşı karşıya getirdiği kuşkusuzdur. Bunlardan ilki, her devletin egemenliğinin ve milli menfaatlerinin korunması gereği, ikincisi ise milletlerarası menfaatlerin gerekleri ve kişilerin haklarına saygı kuralının insan hakları evrensel beyannamesi ile bu hakların korunup korunmasının benimsenmesidir. Tenfiz ile yabancı ülkenin egemenlik tasarrufuna, diğer bir bağımsız devletin ülkesinde etkinlik, icra edilebilirlik tanınmasıdır. Yabancı mahkeme kararlarını tanıyan, tenfiz eden devlet, prensip olarak kendi mahkemelerinin çözmeye yetkili olduğu bir uyuşmazlığı çözme yetkisinden vazgeçmekte, adeta uyuşmazlık üzerindeki egemenlik tasarruf yetkisinin başka bir devlet tarafından yargı yetkisi kullandırarak ortadan kaldırılmasına izin vermektedir. Özellikle, tenfiz sonucunda kararın, ülkesinde icra edilen devletin icra organlarının, yabancı bir mahkemenin emriyle harekete geçecek olmaları tenfize çok daha etkinlik kazandıracak ve içeriği tetkik edilebilirlik şüphesini de birlikte getirecektir. Kamu düzeninin belirsiz niteliğinin sonucu olarak hangi kriterlerin kullanılması ile ortaya çıkacağı hususu yabancı ilamda gösterilen gerekçede ve ittihaz olunan hüküm ile ortaya çıkacağını kabul etmek gerekecektir. Yabancı mahkeme kararının Türk kamu düzenine aykırı olup olmadığının denetlenmesi sırasında içeriği tetkik yasağı devreye girmekte olup, bu yasağın takdir hakkı ile ortadan kaldırılamayacağı açıktır. Milletlerarası Özel Hukuk ve Usul Hukuku Kanunu’nda kabul edilen sisteme göre, tenfiz hakimince, yabancı mahkeme kararı esastan incelenemez ve hukuka uygunluğu denetlenemez. Şu durumda tenfiz hakiminin, tenfiz şartları dışında ilamın içeriği üzerinde incelemede bulunma hak ve yetkisi bulunmamaktadır. Aksi halin kabulü, tenfiz hâkimini, üst mahkeme görevini kendinde bulması şeklindeki bir sonuca götürür. 2/2.3- Hükmün kamu düzenine aykırılığının belirlenmesi 5718 sayılı Milletlerarası Özel Hukuk ve Usul Hukuku hakkında Kanunun 54/c maddesinde, hükmün kamu düzenine açıkça aykırı bulunmaması, tenfiz şartları içinde sayılmıştır. Buna göre, yabancı mahkeme kararının verilmesinde uygulanan hukuk ve bunun hangi kriterlere göre uygulandığı değil, yabancı kararın Türkiye’de icra edilmesi halinde meydana gelecek sonuçların Türk kamu düzenini ihlal edip etmeyeceğinin araştırılması gerekir. Anılan maddede yer alan, “Hükmün kamu düzenine açıkça aykırı bulunmaması” ifadesinden, yabancı mahkeme kararının esasına uygulanan hukukun Türk kamu düzenine aykırılığının incelenemeyeceği, sadece hükmün tenfizi neticesinde ortaya çıkan hukuki sonuçların kamu düzenine aykırı olması halinde yabancı mahkeme kararının tenfizinin reddedileceği sonucuna varılmalıdır. Esasa uygulanan hukukun Türk Hukukunda farklı olması ya da Türk Hukukunun emredici kurallarına aykırı olması gibi nedenlerle yabancı kararın tenfizi reddedilemez. Burada esas alınması gereken kıstas, yabancı ilamın Türk Hukukunda bir veya birden çok kanun hükümlerine aykırı bulunmasından çok, Türk Hukukunun temel değerlerine, Türk genel adap ve ahlak anlayışına Türk kanunlarının dayandığı temel adalet anlayışına ve hukuk siyasetine, Anayasa ‘da yer alan temel hak ve özgürlüklere milletlerarası alanda geçerli ortak ve kabul görmüş hukuk prensiplerine, ikili anlaşmalara, gelişmiş toplumların ortak benimsedikleri ahlak ve adalet anlayışına, medeniyet seviyesine siyasi ve ekonomik rejimine bakmak olmalıdır. 2/2.4- Kamu düzeni ve gerekçenin varlığı Hukukun üstün kılınması yargıya olan güvenin pekiştirilmesi, yansız ve aleni yargılama yanında, kararların yargılama safahatına uygun doyurucu ve inandırıcı olarak kaleme alınmasıyla olanaklıdır. Hukuk aynı durumda olan herkese eşit olarak uygulanmadığı sürece, onun yüceltilmesi olanaksızdır. Gerekçenin kamu düzeni ile ilgili bulunduğu açıktır. Gerekçe kuralını kamu çıkar, yarar ve düzeni ile aynı kavşakta birleştiren onun denetimi olnaklı kılınan değerlerdir. Demokratik hukuk devletlerinde gerekçe sadece bir hükmü temellendirmekle kalmaz, içeriğindeki gerçeklik ilgisi ile insan, toplum ve kamunun hükmün kişiliğinde, yargıcı ve onun etkinliğini denetleyerek alışkanlıklarını örseleyen bir rol üstlenir. Gerekçe bağlayıcıdır. Bağlayacılık yargılama usulü ile hedeflenen amaca göre farklılık gösterir. Gerekçe kapsayıcı ve çoğulcu olmalıdır. Tarafların ileri sürdükleri iddia ve vakıaların değerlendirilmemesi, savunma hakkının ihlali olduğu gibi bu durumda gerekçenin de devreye girdiğini unutulmamalıdır. Zira mahkeme kararlarının gerekçeli olması, tarafların ileri sürdükleri iddia ve savunmaların dikkate alınmasının bir sonucudur. Kararın gerekçesinde belirtilen bu hususların tartışma konusu olduğu Anayasa’nın 141/3. madde hükmü ile bu değerlendirmenin yapılmasının zorunlu bulunduğu ve mülga 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu’nun 388., 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 297 ve 298 maddelerinde de açık hükme bağlandığı belirgindir. Devletler Özel Hukuku’nun yabancı mahkeme kararlarının gerekçesine yaklaşımı Medeni Usul Hukuku ile aynı değildir. Kararın gerekçesi, kararı veren hâkimin mensup olduğu devletin usul kanunlarına tabi olup, kural olarak başlı başına bir kamu düzenine aykırılık teşkil etmesi aykırılık yaratmayacaktır. Temel savunma hakkının ihlali ile kararın gerekçesiz oluşu farklı hususlar olup, savunma hakkının verilmemiş olması iç hukuktaki kamu düzenine aykırılık yaratacak ise de, yabancı ilamın gerekçesiz oluşu sadece ve tek başına bir sebep olarak kamu düzenine aykırılığı oluşturmayacaktır. 2/3- DEĞERLENDİRME Mülga 2675 sayılı Kanun ve bu Kanun’u yürürlükten kaldıran 5718 sayılı Kanunda yabancı bir mahkeme tarafından “hukuk davalarına ilişkin olmak üzere verilmiş” ilamların tenfiz edilebileceği, ayrıca ceza ilamlarının “kişisel haklarla ilgili hükümlerinin” de tenfize tabi bulunduğu kabul edilmiştir. Şu halde “maddi hukuka” ait talepler hakkında verilmiş bulunan her türlü yabancı mahkeme kararları, tenfiz kararı verilebilecek kararlardır. Yabancı devletin usul hukukuna tabii olarak verilmiş olan bir mahkeme kararının, mahkeme ilamı niteliğinde olup olmadığı ve kesinleşme şartları, hiç şüphesiz ki münhasıran kararın verildiği ülkenin usul hukuka göre tayin ve tesbit olunur. Bu durum, bilindiği üzere milletler arası alanda gerekse Türk Mahkeme uygulanmasında kabul edilmiş bulunan, usul hukukunda lex fori prensibinin, diğer bir deyişle mahkemenin kendi usul hukukuna tabii olması prensibinin bir gereğidir. Nasıl ki, Türk Mahkemesinden verilmiş bir “mahkeme ilamını” yabancı bir devletin kendi usul hukuku kurallarına göre bir icra emri veya emirname olarak nitelemesi düşünülemez ise, aynı şekilde yabancı bir mahkeme kararının mahkeme ilamı niteliğinin Türk usul hukuku hükümlerine göre belirlemesi de söz konusu olamaz. Nitekim, 5718 sayılı Milletlerarası Özel Hukuk ve Usul Hukuku Hakkındaki Kanunda tenfiz için 54. maddede öngörülen usul hukukuna ilişkin şartlardan, kararı veren mahkemenin tabii olduğu usul hukukuna göre değerlendirilebileceği ilkesinden hareket edildiği açıktır. Bu bakımdan kendi usul hukuku hükümlerine göre “ ilam” niteliğinde kabul edilen bir mahkeme kararını Türk İcra Hukukunda yer alan bir düzenlemeye benzeterek, belirli bir miktar paranın ödenmesi ihtarını içeren emirname veya “ödeme emri” olarak nitelemek olanaksızdır. Öyleyse, tenfize uygun yabancı bir mahkeme ilamının, 5718 sayılı Kanunda sınırlı olarak sayılan şartları taşıması halinde tenfize karar verilmesi gerekir. Tenfiz için aranan şartlardan biri, Türk kamu düzeninin müdahalesi ile ilgilidir. 5718 sayılı Kanun’un 54/c maddesine göre, yabancı bir mahkeme ilamının tenfiz edilebilmesi için, bu mahkeme ilamının Türk Kamu düzeninin müdahalesini gerektirebilecek bir ”hüküm” taşımaması şarttır. Burada yabancı mahkeme ilamının tenfizinin reddini temin edebilecek tek imkân yabancı mahkeme “hükmünün ya da hüküm fıkralarının” Türk kamu düzenine açıkça aykırı olmasıdır. Bu şart bakımından yabancı ilamda yer alan “gerekçe” ilamın tenfizini etkileyebilecek bir güce sahip değildir. Önemle vurgulanmalıdır ki, tenfiz hâkiminin yabancı mahkeme ilamının maddi hukuk bakımından doğruluğunu inceleme ve değerlendirme yetkisi yoktur. Bu yasak çerçevesinde, tenfiz hakiminin ilamda mevcut olan bir gerekçeyi inceleyip değerlendirmesi de söz konusu olamaz. Diğer bir değişle, ilamda bir gerekçenin bulunması veya bulunmaması ilamda yer alan hükmün kamu düzenine aykırılığını belirlemede önem taşımamaktadır. Tenfizi talep edilen yabancı mahkeme ilamında Türk Usul Hukuku’nun anladığı anlamda bir gerekçenin bulunması ya da bulunmaması Türk Kamu düzeninin müdahalesi bakımından tenfiz için ne etkilidir ne de gereklidir. Aksinin kabulü, yeniden yargılama yapmak sonucunu doğuracağı gibi yabancı ilamı ittihaz eyleyen mahkemenin de denetim ve inceleme organı haline gelmek gibi istenilmeyen bir durum belirecektir. Aleyhine karar verilen tarafa savunma hakkını kullanma imkânının verilmemiş olması da Türk Kamu düzeninin müdahalesini gerektiren bir durumdur. İlke olarak, her mahkeme kendi usul hükümlerini uygular(“Lex Fori” prensibi). Bu sebeple yabancı mahkemenin uyguladığı usulün, Türk Usul hukukundan farklı olması Türk Kamu düzeninin müdahalesi için bir gerekçe değildir. Aynı ilke yabancı mahkeme ilamında uygulanan ispat hukukuna ait kurallar bakımından da geçerlidir. Bununla beraber, eğer yabancı mahkeme ilamı Türk hukuk anlayışına göre, bir hukuk devletinde olabilecek bir usul hukuku düzeninden ve ispat hukuku kurallarından farklı, adil yargılama ilkelerinin ihlal edici nitelikteki bir usule tabii olarak verilmiş ise, Türk kamu düzeninin müdahalesinin gerekli olduğunu düşünerek tenfiz talebinin reddi uygulanabilir. Özellikle taraflara yeterli derecede kendilerini savunma imkânı vermeyen bir usul sistemi içinde verilmiş yabancı mahkeme ilamı için tenfiz talebinin reddi söz konusu olabilecektir. Yabancı Mahkemenin davada kullandığı “Dava Usulü” de Türk Kamu düzeninin müdahalesini gerektiren bir usul değildir. Türkiye Cumhuriyeti Anayasası “Bütün mahkemelerin her türlü kararları gerekçeli olarak yazılır” ilkesini benimsemiştir (m.141/3). Türk Mahkemelerindeki davalarda duruşmalara ilişkin yargılama kurallarını tespit eden 141. maddenin, her türlü kararlarda gerekçe bulunmasını emreden hükmünde yer alan “Bütün mahkemeler” kavramına, yabancı mahkemelerin de dahil olduğunu söylemek olanaksızdır. Anayasanın 141. maddesinin yargılama usulüne ilişkin olarak koyduğu ilkelerin, münhasıran Türk Mahkemeleri için geçerli olacağı açık ve tartışmasız kabul edilen bir belirlemedir. Türk Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun, şekli ve maddi içeriğini belirlediği “gerekçe” bilindiği üzere “Türk Usul Hukuku anlamında” bir gerekçedir. Bu içerikteki bir gerekçenin yabancı mahkeme kararında da bulunmasını istemek veya aramak şüphesiz lex fory prensibi ile de bağdaşmayacaktır. Öncelikle bu içerikteki bir gerekçe, Anayasaya değil fakat Türk Hukuk Muhakemeleri Kanunu’na ait bir gerekçedir.  Türk Usul Kanunu’nun eski 388, yeni 297. maddesinde sayılan şekli ve maddi unsurların yabancı bir mahkeme kararında da yer almasını beklemek ve aramak, neticede bu unsurlardan birinin veya bir kaçının mevcut olmaması halinde bunu düşünerek tenfize uygun yabancı bir mahkeme ilamının tenfizini engellemek anlamına gelir. Bu çeşit bir düzenleme Milletlerarası Usul Hukukunun ve Türk Tenfiz Hukuku’nun kabul edemeyeceği bir görüş ve anlayış biçimidir. Uygulamada ve ilmi görüşlere göre benimsenen lex fori prensibi gereği, şekil ve maddi içeriği ile “gerekçe” her ülke hukukunun bizzat kendisi tarafından belirlenen ve diğer ülke hukukları tarafından “gerekçe” olarak kabul edilmesi zorunlu ve gerekli bir kavramdır. Buna rağmen Anayasa’da yer alan Türk Mahkeme kararlarının gerekçeli olması kuralı, Türk Kamu Düzeninin müdahalesini gerektirebilecek bir emredici hüküm olarak düşünülemez. Diğer yandan, mahkeme kararlarının gerekçeli yazılması gerektiğini ifade eden anayasa kuralının Türk Mahkemelerinden verilmiş kararlar için “emredici” nitelikte olduğunda şüphe yoktur. Ancak burada, her emredici kuralın, Anayasa kuralı dahi olsa, “temel hak ve hürriyetlere ilişkin bir kural olmadıkça” yabancı hukukların uygulanmasında ve dikkate alınmasında Türk Kamu Düzeninin müdahalesini gerektirmeyeceğinin de kamu düzenine ilişkin bilinen bir prensip olduğunu hatırlamak gerekir. Türk tenfiz hukuku yabancı mahkeme kararlarının taşıdığı “hükümlerin” açıkça Türk kamu düzenini ihlal edip etmeyeceği konusu ile ilgilenir. Üstelik tenfiz hâkimine kararın gerekçesini incelemek ve dikkate almak görev ve yetkisi dahi verilmemiştir. Yabancı mahkeme kararı, verildiği ülkenin usul hukuku kuralı “ lex fory” kuralına tabidir. Tenfiz şartları bu kuralların nasıl ve hangi ölçüde tenfizi engelleyeceğini ayrı ayrı göstermiştir. Görülmektedir ki, yabancı mahkeme kararında Türk Usul Hukukunun yeni yürürlüğe girmiş bulunan 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 297. maddesi hükmü anlamında bir gerekçenin bulunmaması tek başına Türk kamu düzeninin müdahalesini gerektiren bir olgu değildir. Kısaca; ilke olarak her mahkeme kendi milli usul hükümlerini uygular, bu sebeple yabancı mahkemenin tatbik ettiği usulün Türk hukukundan farklı olması kamu düzeninin müdahalesi için gerekçe değildir. Aynı ilke yabancı mahkeme kararında uygulanan ispat hukukuna ait kurallar bakımından da geçerlidir. Münhasıran hukuki dinlenilme hakkı verilmeden oluşturulan ve kesinleşen gerekçesiz bir yabancı mahkeme kararının sırf bu sebeple Türk kamu düzenine aykırı bulunduğunu belirtmek suretiyle tenfiz talebinin reddi lex fori prensibine de aykırı düşecektir. Diğer bir değişle kendi usul hukuk hükümleri uyarınca, Türk usul hukuku anlamında, gerekçesi bulunmayan yabancı mahkeme ilamlarının gerekçesizliği salt bu sebepten dolayı tenfize engel bir sebep olarak ileri sürülemez. Ancak kararın Türk Hukukunun temel değerlerine, Türk genel ahlak ve adap anlayışına, temel adalet anlayışına, Anayasada yer alan temel hak ve özgürlüklere, milletlerarası alanda geçerli olan prensiplere özel hukuka ilişkin hüsnüniyet kurallarına, Türk Devletinin siyasi rejimine, toplumun ekonomik yapısının temelinden sarsacak olan değerlendirmeye, temel insan haklarına, adalet anlayışına aykırılıklar, kamu düzenine aykırılık olarak kabul edileceğinden, yabancı mahkeme ilamının hüküm fıkrasının uygulanmasıyla, şu sonuçları doğuracak yabancı mahkeme kararlarının tenfizi olanaklı değildir. VI-SONUÇ “Yabancı mahkeme kararlarının salt gerekçesinin bulunmamasının kesinleşmiş yabancı mahkeme kararının tenfizine engel olmayacağına ve bu hususun 5718 sayılı Milletlerarası Özel Hukuk ve Usul Hukuku Hakkında Kanunun 54/c maddesi anlamında kamu düzenine açıkça aykırılık sayılmayacağına” 10.02.2012 tarihinde yapılan ilk toplantıda üçte ikiyi aşan oy çokluğu ile karar verildi. KARŞI OY Bilindiği üzere, 2797 sayılı Yargıtay Kanununun 3. Maddesi uyarınca Yargıtay’ın karar organları arasında sayılan Birinci Başkanlık Kurulu, aynı Kanunun 10. Maddesine göre de Yargıtay Birinci Başkanının başkanlığında dördü daire başkanı, dördü Yargıtay üyesi olmak üzere sekiz asıl ve ikisi daire başkanı ve ikisi Yargıtay üyesi olmak üzere dört yedek üyeden oluşmaktadır. Yine anılan Kanunun 45. Maddesine göre de, Birinci Başkan, Yargıtay daireleri veya genel kurulları ile Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı dışındaki diğer merci veya kişilerin gerekçe göstererek yazılı başvurmaları halinde, içtihadı birleştirme yoluna gitmenin gerekip gerekmediğine ilişkin olarak Birinci Başkanlık Kurulu karar verir ve Kurul’un bu kararı kesindir. Dolayısıyla Yargıtay Hukuk Genel Kurulu’nun içtihadı birleştirme toplantılarında; Birinci Başkanlık Kurulunun içtihadı birleştirme yoluna gitmenin gerektiğine ilişkin kararı tekrar oylamaya sunulamaz. Bu sebeple Genel Kurul’un bu yöndeki kararına muhalifim. KARŞI OY İçtihadı birleştirmenin konusu, “Yabancı mahkeme kararlarının, gerekçe ihtiva etmemesinin tenfize engel olup olmayacağı”  hakkındadır. Sayın çoğunluk 5718 sayılı Milletlerarası Özel Hukuk ve Usul Hukuku Hakkında Kanunun 54/c maddesi gereğince hükmün kamu düzenine açıkça aykırı bulunmaması halinde gerekçe içermese dahi yabancı mahkeme kararının tenfiz edilebileceğini kabul etmektedir. Yabancı mahkeme ilamlarının tenfiz şartları, 5718 sayılı Milletlerarası Özel Hukuk ve Usul Hukuku Hakkında Kanunun 54 maddesinde düzenlenmiştir. Bu yasal düzenlemeye göre yabancı mahkeme kararının tenfiz edilebilmesi için; a)Türkiye Cumhuriyeti ile ilamın verildiği devlet arasında karşılıklılık esasına dayanan bir anlaşma yahut o devlette Türk mahkemelerinden verilmiş ilamların tenfizini mümkün kılan bir kanun hükmünün veya fiili uygulamanın bulunması. b)İlamın Türk Mahkemelerinin münhasır yetkisine girmeyen bir konuda verilmiş olması veya davalının itiraz etmesi şartıyla ilamın, dava konusu veya taraflarla gerçek bir ilişkisi bulunmadığı halde kendisine yetki tanıyan bir devlet mahkemesince verilmiş olmaması. c) Hükmün Kamu düzenine açıkça aykırı bulunmaması ç) O yer kanunları uyarınca, kendisine karşı tenfiz istenen kişinin hükmü veren mahkemeye usulüne uygun bir şekilde çağrılmamış veya o mahkemede temsil edilmemiş yahut kanunlara aykırı bir şekilde gıyabında veya yokluğunda hüküm verilmiş ve bu kişinin yukarıda ki hususlardan birine dayanarak tenfiz istemine karşı Türk Mahkemesine itiraz etmemiş olması gerekir. Yasa koyucu, yabancı mahkeme kararlarının tenfizini kayıtsız şartsız kabul etmemiştir. Tenfiz için yukarda belirtilen sınırlamaları getirmiştir. Bunlardan birisi de içtihadı birleştirmenin konusunu oluşturan hükmün kamu düzenine açıkça aykırı bulunmaması ilkesidir. Tenfizi istenen kararda yasada öngörülen diğer koşullar gerçekleşse dahi hüküm kamu düzenine aykırı ise tenfiz edilemeyecektir. Kamu düzeninin tanımlanmasında, uygulama ve doktrinde oybirliği bulunmamaktadır. Kamu düzeni zamana ve yere göre değişebilir. Ancak gün geçtikçe kamu düzeni kavramının kapsamı daraltılmaktadır. Anayasa ile düzenlenen temel hak ve hürriyetlere, milletlerarası hukukta kabul edilen temel ilkelere, adil yargılama ve savunma hakkına, genel ahlaka Türk hukuk düzeninin temelini oluşturan ve devletin vazgeçemeyeceği ilkelere aykırılık, kamu düzenine aykırılık teşkil eder. Tenfizi istenen kararın kamu düzenine aykırı olup olmadığı gerekçe ile saptanabilir. Anayasa 141/3 maddesi “ Bütün mahkemelerin her türlü kararları gerekçeli olarak yazılır.” HUMK 388 (HMK 297) maddesi de bütün kararların gerekçeli olmasını öngörmüştür. Gerekçe hükmün dayandığı hukuki esasları açıklar. Böylelikle hükmün denetlenmesi mümkün olur. Taraflar da mahkemenin gerekçesi sayesinde haklı olup olmadıklarını anlayabilir. Yargıtay incelemesi aşamasında kararın usul ve yasalara uygun olup olmadığı gerekçe ile denetlenebilir. Avrupa insan Hakları Sözleşmesinin 45.maddesi Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi hükümlerinin ve kararların gerekçeli olmasını şart koştuğu gibi sözleşmenin 6 maddesi de adil yargılama hakkı başlığı altında kararların gerekçeli olmasına değinmektedir. Kararın hüküm fıkrası (sonucu), talep hakkında verilen sonucu belirtir. Örneğin; 50.000 TL’nin davalı Maliye Hazinesinden tahsili ile davacı A’ya verilmesine dair yabancı mahkeme kararında ki hüküm fıkrası görünüşte kamu düzenine açıkça aykırılık teşkil etmemektedir. Ancak bu uyuşmazlık (A) ile maliye Hazinesi arasındaki Türk mahkemelerinin münhasır yetkisine giren vergi hukuku uyuşmazlığından doğduğu takdirde, Türk kamu düzenine aykırı bir kararın tenfizi sonucu doğuracaktır. Tenfizi istenen kararın kamu düzenine aykırılık teşkil edip etmeyeceği hüküm fıkrası (sonucu), ile gerekçenin birlikte değerlendirilmesi ile saptanacağından sayın çoğunluğun gerekçe içermeyen kararların sadece hüküm bölümünün denetlenmesini yeterli gören düşüncelerine katılmıyoruz. 10.2.2012

Tenfiz Şartları ve Ret Sebepleri

5718 sayılı MÖHUK'un 54. maddesi tenfiz için aranacak koşulları saymaktadır. Bu koşullardan biri, ilamın verildiği devletle Türkiye arasında karşılıklılık esasına dayanan bir anlaşmanın, Türk ilamlarının tenfizine olanak tanıyan kanun hükmünün ya da fiilî uygulamanın bulunmasıdır. Karşılıklılık koşulu vatandaşlığa değil, kararın verildiği mahkemeye ilişkin bir şarttır; bu koşulun gerçekleşmemesi hâlinde diğer şartların incelenmesine geçilemez. Kararın verildiği ülke bakımından bu koşulun nasıl karşılandığı somut dosyalarda ayrıca incelenmelidir.

Bunların yanı sıra ilamın Türk mahkemelerinin münhasır yetkisine girmeyen bir konuda verilmiş olması ya da davalının itiraz etmesi koşuluyla kararın dava konusu veya taraflarla gerçek bir ilişkisi bulunmadığı hâlde kendisine yetki tanıyan bir devlet mahkemesince verilmemiş olması da aranmaktadır. Ayrıca kendisine karşı tenfiz istenen kişinin hükmü veren mahkemeye 54. maddenin (ç) bendindeki koşullar çerçevesinde usulüne uygun biçimde çağrılmış ya da temsil edilmiş olması gerekmekte; aksi hâlde bu kişinin söz konusu eksikliğe dayanarak Türk mahkemesine itiraz etmemiş bulunması şartı aranmaktadır.

Kamu düzenine aykırılık da önemli bir ret sebebidir. Yargıtay İçtihatları Birleştirme Büyük Genel Kurulu'nun 2010/1 E., 2012/1 K. sayılı kararı, kesinleşmiş yabancı mahkeme kararında salt gerekçenin bulunmamasının tenfize engel olmayacağına ve bunun 5718 sayılı MÖHUK'un 54/c maddesi anlamında kamu düzenine açıkça aykırılık sayılmayacağına hükmetmiştir. Söz konusu karar, temel savunma hakkının ihlali ile kararın gerekçesiz olmasını birbirinden ayırt etmekte; savunma hakkının verilmemiş olmasının kamu düzenine aykırılık doğurabilecekken salt gerekçesizliğin tek başına bu sonucu yaratmayacağını kabul etmektedir.

Tanıma Kararının Geriye Etkisi ve Nüfus Kaydındaki Boşanma Tarihi

5718 sayılı MÖHUK'un 59. maddesi uyarınca yabancı ilamın kesin hüküm veya kesin delil etkisi, yabancı mahkeme kararının kesinleştiği andan itibaren hüküm ifade eder. Yargıtay içtihadında tanıma kararlarının nitelikleri gereği geriye etkili olduğu ve boşanmanın tanınması hâlinde tarafların yabancı mahkeme kararının kesinleştiği tarihten itibaren boşanmış sayılacağı benimsenmiştir; ancak bu yaklaşım oyçokluğuyla verilmiş kararlara dayanmakta olup zamanaşımı başlangıcı bakımından farklı görüşler de mevcuttur. Nüfus kaydındaki boşanma tarihi olarak da Yargıtay kararlarında atıf yapılan yönetmelik hükümleri uyarınca yabancı mahkeme kararının kesinleşme tarihinin esas alındığı belirtilmektedir.

5718 sayılı MİLLETLERARASI ÖZEL HUKUK VE USUL HUKUKU HAKKINDA KANUN m. 59Kaynağı aç
MADDE 59 – (1) Yabancı ilâmın kesin hüküm veya kesin delil etkisi yabancı mahkeme kararının kesinleştiği andan itibaren hüküm ifade eder. Yabancı hakem kararlarının tenfizi
Yargıtay 8. Hukuk Dairesi, E. 2013/17758, K. 2014/2032Kaynağı aç
8. Hukuk Dairesi         2013/17758 E.  ,  2014/2032 K.TANIMA-TENFİZ KATKI PAYI ALACAĞIZAMAN AŞIMIMİLLETLERARASI ÖZEL HUKUK VE USUL HUKUKU HAKKINDA KANUN (5718) Madde 59MİLLETLERARASI ÖZEL HUKUK VE USUL HUKUKU HAKKINDA KANUN (5718) Madde 52MİLLETLERARASI ÖZEL HUKUK VE USUL HUKUKU HAKKINDA KANUN (5718) Madde 8TÜRK MEDENİ KANUNU (TMK) (4721) Madde 166TÜRK MEDENİ KANUNU (TMK) (4721) Madde 181TÜRK MEDENİ KANUNU (TMK) (4721) Madde 5 "İçtihat Metni" Davacı vekili, dava dilekçesinde; vekil edeni ile davalı evli iken davalının yurt dışına çalışmak için gittiğini, vekil edeninde bu sırada halı dokuma ve örgü işlerinden kazanç elde ettiğini, davalının gitmesinden beş yıl sonra vekil edenin de yurt dışına gittiğini ve orada da çalıştığını, davalı iki yıl yurt dışında çalıştıktan sonra malülen emekli olduğunu, vekil edeninin yabancı dil bilmemesinden faydalanarak boşanma kağıtları imzalattığını, vekil edenine bağlanan dul aylığını yıllarca vekil edeninden habersiz çektiğini, bu aylıklar ile ziynet eşyalarını da alarak Türkiye’de taşınmazlar satın aldığını belirterek, davanın kabulü ile fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak koşuluyla yüzbin TL’nin dava tarihinden itibaren yasal faiziyle birlikte davalıdan tahsiline karar verilmesini istemiştir. Davalı vekili cevap dilekçesi ile TMK.nun 178. maddesi uyarınca, davanın evliliğin sona ermesinden itibaren bir yıl içinde açılmadığından bu sebeple davanın zamanaşımı nedeniyle reddine karar verilmesi gerektiğini , davalının davacıya hiçbir zaman “senin hakkını vermeyeceğim” demediğini, davacının söz konusu taşınmazlara ve araca hiçbir katkısının olmadığını belirterek zamanaşımı ve esastan davanın reddine karar verilmesini savunmuştur. Mahkemece; “… süresinde yapılan zamanaşımı def’inin değerlendirildiğini, davanın 6098 sayılı TBK.nun 146 ve gerekse ondan önce yürürlükte bulunan 818 sayılı BK.nun 125. maddesi uyarınca on yıllık zamanaşımı süresine tabii olduğunu, taraflar arasındaki boşanma davasına ait kararın 21.12.1993 tarihinde kesinleştiğini, bu tarih itibarıyla on yıllık zamanaşımı süresinin dolduğunu, gerekçe göstermek suretiyle yerinde bulunan zamanaşımı def’i nedeniyle zaman aşımından davanın reddine “ karar verilmesi ve hükmün davacı vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine Dairenin 28.05.2013 tarih ve 2013/1236 Esas, 2013/8028 Karar sayılı ilamı ile Onanmıştır. Davacı H.. A.. vekilleri bu sefer 08.07.2013 havale tarihli dilekçeleriyle, karar düzeltme isteğinde bulunarak onama kararının kaldırılmasıyla, yerel mahkeme hükmünün bozulmasına karar verilmesini istemişlerdir. Taraflar 18.12.1969 tarihinde evlenmiş, Hollanda / Amsterdam Asliye Hukuk Mahkemesinde 06.07.1993 tarihinde davacı H.. A.. tarafından açılan boşanma davasının 01.11.1993 tarihinde karara bağlandığı ve yabancı mahkeme kararının 21.11.1993 tarihinde kesinleştiği belirlenmiştir. Bu durum karşısında evlenme tarihinden boşanma davasının açıldığı 06.07.1993 tarihine kadar eşler arasında 743 sayılı TMK.nun 170. maddesi uyarınca eşler arasında mal ayrılığı rejiminin geçerli olduğu anlaşılmaktadır. Eşler başka bir seçimlik mal rejimini seçtiklerini ileri sürmemişlerdir. Eldeki davanın davalısı ve yabancı mahkemece, verilen boşanma kararının tanınması davasında davacı Ö.. A.. tarafından 30.01.2004 tarihinde Kayseri 2. Aile Mahkemesinde 2007/377 Esas ile tanıma/tenfiz davasının açıldığı, bu davanın kabulle sonuçlandığı, Yargıtay 2. Hukuk Dairesinin denetiminden geçerek 07.11.2008 tarihinde kesinleştiği belirlenmiştir. 5718 sayılı Milletlerarası Özel Hukuk ve Usul Hukuku Hakkındaki Kanunun 59. maddesi uyarınca; “Yabancı ilamın kesin hüküm veya kesin delil etkisi yabancı mahkeme kararının kesinleştiği andan itibaren hüküm ifade eder.” Hemen belirtmelidir ki, her mahkeme kararının kesin hüküm ve icra kabiliyeti olmak üzere iki ayrı sonucu bulunmaktadır. Kesin hüküm teşkil eden mahkeme kararları-istisnalar dışında- icra kabiliyeti de taşırlar. Ne var ki, hem kesin hüküm, hem de icra kabiliyetini birlikte taşımayan mahkeme kararları da bulunmaktadır. Bir mahkeme kararının kesin hüküm ve icra kabiliyeti olmak üzere iki sonucu birlikte taşıyıp taşımadığı, kesin hüküm teşkil eden o mahkeme kararının hukuki niteliğine göre belirlenir. Aynı sonuç yabancı mahkeme kararları için de söz konusudur. Kesin hüküm, bir uyuşmazlığı nihai olarak ortadan kaldıran ve o hususun mahkemelerde yeniden inceleme konusu yapılmasına engel olan kanuni hakikat vasfıdır ve kararın aynı konuda, aynı taraflar arasında, aynı sebeple yeniden kaza organı önünde muhakeme konusu yapılamamasıdır. İstisnalar dışında icra kabiliyeti olan kararlar, hem maddi hem de şekli kesinlik taşıyan kararlardır. Maddi anlamda kesin hükmün, taşıdığı niteliğin gereği olarak, iki sonucu bulunmaktadır: kararın kesin delil teşkil etmesi ve aynı konuda, aynı taraflar arasında, aynı sebeple dava açılması halinde karşı tarafın kesin hüküm itirazında bulunabilmesidir. İşte yabancı mahkeme kararının tanınmasının hukuki gerekçesini, kararın kesin hüküm kuvveti oluşturmaktadır. Tanıma; “Bir mahkeme kararının kesin hüküm kuvvetinin yabancı ülkede kabulü”; tenfiz ise; “Bir mahkeme kararının, sahip olduğu kesin hüküm kuvvetinin sonucu olarak, maddi icra muamelelerini gerekli kılan kamu gücünü harekete geçiren vasfı”dır. Her mahkeme kararı hem kesin hüküm, hem de icra kabiliyetini birlikte taşımamakta; bazı kararlar nitelikleri gereği yalnız kesin hüküm teşkil etmekte, fakat icra kabiliyetleri bulunmamaktadır. İşte bu tür yabancı mahkeme kararları yalnız tanınabilir; tenfiz edilemezler. Çünkü icra kabiliyetleri yoktur. Tespit kararları ile yenilik doğurucu kararların Türkiye’de yalnız tanınmaları mümkün olup; bunlara tanıma şartları uygulanacaktır. E… kararlarının ise, hem tanınmaları hem de tenfizleri mümkündür. Boşanma kararları hukuksal nitelikçe yenilik doğurucu kararlardandır. Yenilik doğrucu kararlar ise, bir hukuki durumun kurulması, değiştirilmesi veya ortadan kaldırılması için hak sahibinin iradesinin kafi gelmemesi ve durumun ancak bir mahkeme kararı ile doğmasının gerekli olduğu hallerde açılan dava sonucu verilen karardır. Bu kararların hukuki alanda etkili olmaları için icraya ihtiyaçları yoktur. Bu kararlar taşıdıkları inşai tesir (yenilik doğrucu etki) ile arzu edilen sonuçları doğururlar. Hukukumuzda, yenilik doğurucu oldukları kabul edilen kararlar, babalık kararı, evlenmenin butlanı, ölüme bağlı tasarrufların iptali, nesebin reddi, evlat edinmeye izin ve boşanma kararları olarak sayılabilir. Bu kararların icra özelliği olmayıp; yabancı mahkeme kararı sadece bu kararlara yönelikse ve Türkiye’de nüfus kayıtlarında işlem yapılması amaçlanıyorsa, tanıma kararı bu amacı gerçekleştirmeye yeterli olacaktır. Görülmektedir ki, boşanma kararları hukuki nitelikçe yenilik doğurucu kararlardan olmakla, tanınmaları olanaklıdır. Ne var ki, bir boşanma kararı aynı zamanda icraya koymayı gerektiren, bir eda kararını (tazminat, nafaka, çocuk teslimi gibi) da taşıyorsa bu halde kararın eda bölümü için tenfiz şartlarının aranması gerekir. Diğer taraftan, tanıma yabancı mahkemece verilen kesinleşmiş bir kararın kabul edilmesi işlemi olup; tanımada amaç, sadece kararın maddi anlamda kesinliğinden yararlanılmasıdır. O halde, tanıma kararı verilebilmesinin ön koşulu bir yabancı mahkeme kararının varlığı ve bu kararın kesinleşmiş olmasıdır. 5718 sayılı Kanunun (MÖHUK), yukarıya metni aynen alınan 59.maddesinde; yabancı ilâmın kesin hüküm veya kesin delil etkisinin, yabancı mahkeme kararının kesinleştiği andan itibaren hüküm ifade edeceği düzenlenmiştir. Bu hükümle, yabancı mahkemeye ait ilamın kesin hüküm veya kesin delil etkisinin yabancı mahkeme kararının tanınmasından itibaren değil, somut olayda tanımaya konu yabancı mahkemeye ait boşanma kararının kesinleştiği andan itibaren etkisini göstereceği kabul edilmiştir. Bir başka deyişle, tanıma kararları nitelikleri gereği, verildikleri andan geriye etkili olarak yabancı mahkeme kararının kesinleştiği tarih itibariyle hüküm ifade edecektir. Bunun sonucu olarak da; boşanma kararının tanınması halinde taraflar, yabancı mahkeme kararının kesinleştiği andan itibaren boşanmış kabul edilecek; boşanmanın kesinleşmesine bağlı hukuki sonuçlar da, yine bu tarihten itibaren hüküm ifade edecektir. Açıklanan bu yasal düzenlemeye paralel bir başka düzenleme de, 23.11.2006 gün 26355 sayılı Resmi Gazete’de yayınlanan Nüfus Hizmetleri Kanununun Uygulanmasına İlişkin Yönetmeliğin 58. maddesinde yer almaktadır. Sözü edilen düzenlemede; yabancı mahkemelerce verilen boşanma kararları için Türk mahkemelerince tenfiz veya tanıma kararı verilip, tanıma ve tenfiz kararının kesinleşmesi halinde; boşanma tarihinin tanıma ve tenfiz kararının kesinleşme tarihi değil; yabancı mahkemece verilmiş olan kararın kesinleşme tarihi olacağı kabul edilmiştir. Aynı Yönetmeliğin 157.maddesinde: “(1)….Milletlerarası Özel Hukuk ve Usul Hukuku Hakkında Kanun hükümleri uyarınca, yabancı devlet mahkemelerinden verilen ve ilgili devletin kanunlarına göre kesinleşmiş bulunan ilamların işleme konulabilmesi için, yetkili Türk mahkemesince tenfiz edilmesi veya tanınması zorunludur. (2) Devletimizin taraf olduğu uluslararası sözleşmelerin bu konudaki hükümleri saklıdır.” düzenlemesi yer almaktadır. Bu hükme göre de, yabancı mahkeme kararlarının Nüfus Müdürlüklerince işleme konulabilmesi için, yetkili Türk Mahkemesince tenfizi veya tanınması gerekmektedir. Öte yandan, 5718 sayılı Kanunun (MÖHUK) 52. maddesinin ilk cümlesinde, kararın tenfiz edilmesinde “hukukî yararı” bulunan “herkes”in tenfiz isteminde bulunabileceği düzenlenmiştir. Vurgulamakta yarar vardır ki, bu düzenleme, daha önceki Kanun metninde olmayıp, 5718 sayılı Kanunla getirilmiştir. MÖHUK.nun 8.maddesine göre, “Zamanaşımı, hukuki işlem ve ilişkinin esasına uygulanan hukuka tabidir.” Şıpka, “….. Yabancı mahkemenin boşanma kararının Türkiye'de tanınması ön koşulu ile, bu boşanma kararı yabancı mahkemede kesinleştiği andan itibaren hükün doğurmuş sayılacağından, mal rejiminin tasfiyesine ilişkin davalarda da Yargıtay'ın kabul ettiği zamanaşımı süresi olan bir yıllık süre, yabancı mahkemede kesinleşen boşanma davasının kesinleşme tarihinden itibaren başlaması gerekir. Zira boşanma kararlarının tenfizi için belirli bir zamanaşımı süresi bulunmadığından, yabancı mahkemece verilen kesinleşmiş boşanma kararı uzun yıllar sonra Türkiye'de açılan tenfiz kararının kesinleştiği tarihten başlatmak, 5718 sayılı MÖHUK'un 59. maddesinin hükmüne, amacına ve gerekçesine aykırı olduğu gibi, bu uygulama sonucunda, 20-25 yıl önce yabancı ülkelerde boşanmış olan eşleri, bugün dahi mal rejimi tasfiyesi ya da katkı payı davaları ile karşı karşıya getirebileceği endişemizi belirtmek isteriz” görüşünü savunmuştur. (Doç. Dr. Şükran Şıpka, Türk Hukukunda, Edinilmiş Mallara Katılma Rejimi ve Uygulamaya İlişkin Sorunlar. 1. baskı, 2011, İstanbul, s: 365, ayrıca aynı kitap, s: 361 vd. bkz, Dairenin 8.6.2009 tarih ve 2030 E, 2937 sayılı kararı hariç bugüne kadarki kararları aynı yöndedir.) Tanıma yada tenfiz kararı kesinleştiği tarihten itibaren yabancı mahkemenin boşanma kararı hukuki sonuçlarını doğurur, yargısına varıldığı takdirde karşılaşılan şu sonuçları ortaya koymak mümkündür. 1-Mal rejimi yabancı mahkemede açılan boşanma davasının dava tarihinde değil, yabancı mahkeme kararının tanıma ya da tenfizi kararının kesinleştiği andan itibaren sona erer ve tasfiye bu tarihten sonra yapılabilir. 2-Zaman aşımının başlangıcı; zaman aşımı tanıma/tenfiz edilen ve kesinleşen bu kararlardan sonra yabancı boşanma kararının kesinleştiği tarihten itibaren değil, yani tanıma ve tenfiz kararının kesinleştiği tarihten itibaren işlemeye başlar. 3-Eşler arasındaki evlilik, bu durum karşısında yabancı boşanma kararının tanınmasından ya da tenfizinden sonra kesinleştiği tarihte değil, tanıma/tenfiz karanının kesinleştiği tarihte sona ermiş olur. 4-Boşanmanın fer'i (eki) haklarına ilişkin olarak zaman aşımının yer aldığı TMK.nun 178. maddesindeki bir yıllık özel zaman aşımı süresinin başlangıcı, yabancı boşanma kararının kesinleştiği tarih (MÖHUK.m.59) değil, tanıma/tenfiz kararının kesinleştiği tarih olacaktır. 5-Eşlerin ikisi de Türk asıllı ve yurt dışında çalışıyorlar. Eşlerden biri yabancı mahkemede açtığı boşanma davasının reddedilmesi ve o ülke hukukuna göre kesinleşmesi durumunda ve TMK.nun 166/4. maddesindeki koşulların gerçekleşmesi ile 3 yıllık filli ayrılığa dayanılarak yeniden boşanma davası açıldığında 3 yıllık sürenin başlangıç tarihi hangi karara göre ve nasıl değerlendirilecektir? Yabancı mahkemeden verilen boşanmanın reddine ilişkin kararın yetkili Türk Mahkemesi'nce tanınmasına ya da tenfizine karar verilip, bu karar da kesinleştiğinde MÖHUK’un 59. maddesinin amacına uygun olarak yabancı mahkemenin kesinleşme tarihi esas alındığında tarafların boşanmalarına karar verilmesi mümkün olacaktır. Tanıma ya da tenfiz kararının kesinleşme tarihi baz alındığında ise, aradan beklide çok uzun süre geçmesine karşın yine en azından bir 3 yıl daha bekleyecekler ve ondan sonra TMK.nun 166/4. fıkrasına dayanılarak boşanma davasını açabileceklerdir. Bunun ise, toplum ve aile yapısı üzerinde yaratacağı aksi yöndeki etki, eşlerin karşı karşıya kalacağı psikolojik sorunlar vs. lerin etkisini hesaplamak mümkünmüdür? TMK.nun 166/4. maddesindeki 3 yıllık sürenin başlangıcı konusu önemli bir sorun olarak ortada kalmaktadır. 6-Boşanma kararlarının tenfizi ya da tanınması için belirlenmiş bir zaman aşımı süresi de yoktur. Bu nedenle, yabancı mahkeme kararının tanıma ve tenfizi konusunda her zaman dava açılabilir. Tanıma ya da tenfizin kesinleşme tarihi esas alındığında işin daha da uzamasına neden olacağı açıktır. Yabancı mahkemeden verilen boşanma kararının kesinleştiği tarihten tanıma/tenfiz kararının kesinleştiği tarihe kadar edinilen malların durumu ne olacaktır?. 7-Yabancı mahkemeden verilen boşanma kararının verildiği ülke hukukuna göre kesinleşmesinden sonra fakat bu kararın tanınması ya da tenfizi için yetkili Türk Mahkemesinde açılan davanın devamı sonrasında veya böyle bir dava hiç açılmamış ancak bu arada eşlerden biri ölmüş olsa, böyle bir varsayımda; yabancı mahkemenin verdiği boşanma kararının tanınmasına ya da tenfizine ilişkin kararın kesinleşmesinden sonra yabancı boşanma kararının kesinleştiği tarih zaman aşımının başlangıç tarihi olarak kabul edildiğinde, sağ kalan eş, ölen eşin mirasçısı olmayacaktır. Bu durum, TMK.nun 181, MÖHUK’un 52,54,58 ve 59. maddelerini amacına uygun düşecektir. Fakat zaman aşımının başlangıcı tanıma yada tenfiz kararının kesinleşme tarihi kabul edildiğinde ise, sağ kalan eş ölen eşin mirasçısı olabilecektir. 8-Eşlerden biri Türk vatandaşı, diğeri ise, yabancı uyruklu olduğu varsayımından hareket edildiğinde yabancı uyruklunun ülkesinde verilen boşanma kararı kesinleştiği tarihte o ülke hukukuna göre tüm hukuki sonuçlarını doğuracak yabancı uyruklu eş kararın kesinleştiği tarihten itibaren boşanmış olacak, ancak Türk vatandaşı eş tanıma ve tenfiz kararının kesinleştiği tarihten itibaren boşanmış kabul edilecektir. Böyle bir çelişkili ve garip bir durum ortaya çıkmış olacaktır. Tüm bu açıklamalar karşısında her ne kadar tanıma kararı 07.11.2008 tarihinde kesinleşmiş ise de, yabancı mahkemenin boşanmaya ilişkin ilamı 21.12.1993 tarihinde kesinleştiğinden hukuki sonuçlarını bu tarih itibariyle doğurduğu, anılan madde hükmü gereğidir. Dava mal ayrılığı rejimi döneminde edinilen taşınmazlarla ilgili katkı payı alacağı isteğine ilişkin olduğuna göre olayda, Borçlar Kanununun başka türlü hüküm mevcut olmadığı takdirde her dava için öngördüğü 10 yıllık zamanaşımı süresini öngören TMK.nun 5.maddesi yollamasıyla 125. maddesindeki düzenlemenin uygulanması gerektiği hususunda duraksama da yoktur. Yabancı Mahkemeden verilen boşanma kararının kesinleştiği 21.12.1993 tarihinden eldeki davanın açıldığı 28.09.2009 tarihine kadar 10 yıllık zaman aşımı süresi geçtiğinde zaman aşımı nedeniyle davanın reddi ile hükmün onanması doğrudur. Yukarıda açıklanan nedenlerle dosya muhtevasına, dava evrakı ile tutanakları münderecatına ve Yargıtay ilamında açıklanan gerektirici sebeplere göre davacı vekilinin yerinde olmayan ve HUMK.nun 440.maddesinde yazılı hallerden hiçbirisine uymayan karar düzeltme isteminin REDDİNE, anılan Kanunun 442. maddesi uyarınca (6100 sayılı HMK'nun Geçici 3. maddesi gereğince 1086 sayılı HUMK'nun 427 ila 454. maddeleri yürürlükte bulunduğundan) takdiren 228,00 TL para cezasının karar düzeltme isteyenden alınarak Hazine'ye irad kaydına ve aşağıda dökümü yazılı 50,45 TL peşin harcın red harcına mahsubu ile kalan 1,95 TL’nin karar düzeltme isteyen davacıdan alınmasına, 17.02.2014 tarihinde oyçokluğuyla karar verildi.

Yabancı Boşanma Kararında Ferî Hükümler: Velayet, Nafaka, Mal Rejimi

Yabancı ülke adli veya idari makamlarınca verilen boşanma kararında velayet, iştirak nafakası, çocukla kişisel ilişki kurulması, mal rejimi ve tazminat gibi tenfize konu hükümler bulunması hâlinde, nüfus tescil işlemi yalnızca boşanma yönünden sonuç doğurur. Bu ferî hükümler bakımından 5718 sayılı MÖHUK uyarınca ayrıca tanıma veya tenfiz davası açılması gerekir.

Yargıtay Hukuk Genel Kurulu, E. 2018/471, K. 2021/1586Kaynağı aç
Hukuk Genel Kurulu         2018/471 E.  ,  2021/1586 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ :Aile Mahkemesi 1. Taraflar arasındaki “mal rejiminden kaynaklanan katkı payı alacağı” davasından dolayı yapılan yargılama sonunda, Antalya 3. Aile Mahkemesince verilen davanın zamanaşımı nedeniyle reddine ilişkin karar davacı vekilinin karar düzeltme talebi üzerine Yargıtay 8. Hukuk Dairesince yapılan inceleme sonunda bozulmuş, Mahkemece Özel Daire bozma kararına karşı direnilmiştir. 2. Direnme kararı davacı vekili tarafından temyiz edilmiştir. 3. Hukuk Genel Kurulunca dosyadaki belgeler incelendikten sonra gereği görüşüldü: I. YARGILAMA SÜRECİ Davacı İstemi: 4. Davacı vekili dava dilekçesinde; tarafların 1977 yılında evlendiklerini, Hollanda Utrecht Asliye Hukuk Mahkemesinin kararı ile 12.09.2001 tarihinde boşandıklarını, yabancı mahkeme kararının Burdur 2. Asliye Hukuk Mahkemesinin 2004/197 E. ve 2012/172 K. sayılı kararı ile tenfizine karar verildiğini, tenfiz kararının 03.06.2004 tarihinde kesinleştiğini ileri sürerek evlilik birliği içerisinde edinilen araç ve taşınmazlardan kaynaklanan katkı payı alacağının davalıdan alınarak müvekkiline ödenmesine karar verilmesini talep etmiştir. Davalı Cevabı: 5. Davalı vekili cevap dilekçesinde; davanın katkı payı alacağı davası olması nedeni ile 10 yıllık zamanaşımı süresine tabi bulunduğunu, tarafların 2001 yılında Hollanda'da boşandıklarını, davanın ise 2012 yılında açıldığını, 5718 sayılı Kanun'un 59. maddesi uyarınca zamanaşımı süresinin dolduğunu ileri sürerek davanın reddine karar verilmesini savunmuştur. Mahkeme Kararı: 6. Antalya 3. Aile Mahkemesinin 07.03.2013 tarihli ve 2012/154 E., 2013/256 K. sayılı kararı ile; tarafların Hollanda Utrecht Asliye Hukuk Mahkemesinin 16.01.2002 tarihinde kesinleşen kararı ile boşandıkları, 5718 sayılı Kanun’un 59. maddesinde yabancı ilamın kesin hüküm veya kesin delil etkisinin yabancı mahkeme kararının kesinleştiği andan itibaren hüküm ifade edeceğinin hükme bağlandığı, dolayısıyla zamanaşımı süresinin yabancı mahkeme tarafından verilen kararın kesinleşme tarihinden itibaren işlemeye başlayacağı, somut olayda davanın zamanaşımı süresi geçtikten sonra açıldığı gerekçesiyle reddine karar verilmiştir. Özel Daire Onama Kararı: 7. Mahkemenin yukarıda belirtilen kararına karşı yasal süresi içinde davacı vekili tarafından temyiz isteminde bulunulmuştur. 8. Yargıtay 8. Hukuk Dairesinin 05.06.2014 tarihli ve 2013/13153 E., 2014/11554 K. sayılı kararı ile hükmün oy çokluğu ile onanmasına karar verilmiştir. Özel Daire Karar Düzeltme Kararı: 9. Mahkemenin yukarıda belirtilen kararına karşı yasal süresi içinde davacı vekili tarafından karar düzeltme isteminde bulunulmuştur. 10. Yargıtay 8. Hukuk Dairesinin 22.10.2015 tarihli ve 2014/23308 E., 2015/18783 K. sayılı kararı ile; “…Yabancı mahkemelerce verilmiş ve kesinleşmiş boşanma ilamı hakkında, Türk Mahkemeleri'nce tanıma tenfiz kararı verilmedikçe eşler Türk Kanunları'na göre boşanmış sayılmayacaklarından, ara dönemde boşanmaya bağlı olarak Türkiye'de açılacak tazminat, nafaka ve mal rejiminin tasfiyesi gibi bazı dava haklarının kullanılması imkanı olmayacaktır. Başka bir anlatımla, bu ara dönemde açılan davaların, davanın görülebilirlik ön koşulu (evlilik devam ettiğinden) gerçekleşmediğinden reddedilmesi gerekecektir. Dairemiz, daha önceki tarihlerde verdiği kararlarda, mal rejiminin tasfiyesine ilişkin alacak davalarında, zamanaşımının yabancı mahkeme ilamının kesinleştiği tarihte başlatılması gerektiğini kabul etmekte idi. Bu görüşün benimsenmesi durumunda; tanıma-tenfiz kararından önceki ara dönemde, taraflar boşanmaya bağlı diğer dava haklarını kullanamayacak, ancak zamanaşımı işlemeye devam edecektir. Zamanaşımı, yabancı mahkeme kararının kesinleştiği tarihte başlayacağından, tanıma tenfiz kararından sonra açılacak davaların zamanaşımı süresinin geçmiş olması sonucu ile karşılaşılması kaçınılmaz olacaktır. Bu görüş, hak sahibinin haktan yararlanmasına izin vermeden, zamanaşımını başlatmak demektir ki; bu durum, hakkın özüne, hakkaniyete, toplum vicdanına ve adalete aykırıdır. Bu bakımdan Dairece görüş değişikliğine gidilerek, boşanmaya bağlı mal rejiminin tasfiyesinden kaynaklanan alacak davalarında zamanaşımının başlangıç tarihinin, yabancı mahkeme ilamıyla ilgili tanıma/ tenfiz kararının kesinleştiği tarih olarak kabul edilmiştir. Zamanaşımının işlemeye başlamayacağı, başlamışsa duracağı halleri düzenleyen 6098 sayılı Borçlar Kanunu'nun 153. maddesinin 6. fıkrasına göre (eBK 132/6); alacak, Türk Mahkemeleri'nde ileri sürülemeyecek durumda ise zamanaşımı işlemez. Söz konusu kanuni düzenleme olmasa bile, modern hukuk öğretisi ve evrensel hukuk genel ilkelerine göre; ileri sürülmesi zamanaşımına bağlanan hakların kullanılmasında, zamanaşımı, söz konusu hakkın kullanılabilir duruma geldiği tarihte başlar. Bir hak kullanılabilir duruma gelmeden zamanaşımı işletilemez. Bu bakımdan; bir alacak davası olarak mal rejiminin tasfiyesine ilişkin alacak davalarında zamanaşımı süresinin; boşanmaya bağlı dava haklarının kullanılabilir hale geldiği, tanıma/tenfiz kararının kesinleşmesi tarihinden başlatılması gerekir. Nitekim, Yargıtay 2. Hukuk Dairesi'nin 15.07.2009 gün 8466/4071 ile 15.07.2009 gün 8466/14071 ve 8. Hukuk Dairesi'nin 08.06.2009 gün 2030/2937 sayılı içtihatlarıda aynı doğrultudadır,…” gerekçesiyle onama kararı kaldırılarak hükmün oybirliği ile bozulmasına karar verilmiştir. Direnme Kararı: 11. Antalya 3. Aile Mahkemesinin 31.03.2016 tarihli ve 2016/12 E., 2016/300 K. sayılı kararı ile bozma öncesi kararda yer alan gerekçenin yanında, boşanma kararının hukukî niteliğinin yenilik doğurucu kararlardan olduğu, tanıma ve tenfiz şartlarını taşıdığı, yabancı mahkemece verilen kesinleşmiş bir kararın tanıma ve tenfizinden amaçlanan kararın maddi anlamda kesinliğinden yararlanılması olduğu, gerek 5718 sayılı Kanun’un 59. maddesi, gerekse ilgili yönetmelik hükümleri uyarınca yabancı mahkemeye ait ilamın kesin hüküm veya kesin delil etkisinin yabancı mahkeme kararının tanınmasından itibaren değil, somut olayda tanımaya konu yabancı mahkemeye ait boşanma kararının kesinleştiği andan itibaren etkisini göstereceğinin kabul edildiği, tanıma ve tenfiz kararlarının nitelikleri gereği verildikleri andan geriye etkili olarak hüküm ifade edeceği, dolayısıyla tarafların yabancı mahkeme kararının kesinleştiği anda boşanmış kabul edilecekleri, boşanmanın kesinleşmesine bağlı hukukî sonuçların da yine bu tarihten itibaren hüküm ifade edeceği gerekçesiyle direnme kararı verilmiştir. Direnme Kararının Temyizi: 12. Direnme kararı yasal süresi içerisinde davacı vekili tarafından temyiz edilmiştir. II. UYUŞMAZLIK 13. Direnme yolu ile Hukuk Genel Kurulu önüne gelen uyuşmazlık; tarafların yabancı mahkeme kararı ile boşanmalarına karar verilmiş olması durumunda; eşler arasındaki mal rejiminden kaynaklanan alacak davasında zamanaşımı süresinin, yabancı mahkeme kararının kesinleşme tarihinden itibaren mi, yoksa Türk Mahkemelerince verilen tanıma-tenfiz kararının kesinleşme tarihinden itibaren mi başlayacağı noktasında toplanmaktadır. III. GEREKÇE 14. Uyuşmazlığın çözümü bakımından ilgili yasal düzenleme ve kavramların açıklanmasında yarar görülmektedir. 15. Bilindiği üzere 5490 sayılı Nüfus Hizmetleri Kanunu’nun “Yabancı ülke adlî veya idarî makamlarınca verilen boşanma kararlarının nüfus kütüğüne tescili” başlıklı 27. maddesi “(1) Yabancı ülke adlî veya idarî makamlarınca boşanmaya, evliliğin butlanına, iptaline veya mevcut olup olmadığının tespitine ilişkin olarak verilen kararlar; bizzat veya vekilleri aracılığıyla tarafların birlikte veya taraflardan birinin ölmüş ya da yabancı olması halinde Türk vatandaşı olan diğer taraf veya vekilinin tek başına başvurması, verildiği devlet kanunlarına göre konusunda yetkili adlî veya idarî makam tarafından verilmiş ve usulen kesinleşmiş olması ve Türk kamu düzenine açıkça aykırı bulunmaması şartlarıyla nüfus kütüğüne tescil edilir. (2) Nüfus kütüğüne yapılacak tescil işlemleri, yurt dışında kararın verildiği ülkedeki dış temsilcilikler, yurt içinde ise Bakanlık tarafından belirlenen nüfus müdürlükleri tarafından yapılır. (3) Bu maddede sayılan şartlar yerine getirilmediği gerekçesiyle tescil talebi reddedilen kararların Türkiye’de tanınması, 27/11/2007 tarihli ve 5718 sayılı Milletlerarası Özel Hukuk ve Usul Hukuku Hakkında Kanun uyarınca yapılır. (4) Bu maddenin uygulanmasına ilişkin usul ve esaslar Bakanlık tarafından yönetmelikle belirlenir.” hükmünü taşımaktadır. 16. Anılan hükme göre; yabancı ülke adli veya idari makamlarınca boşanmaya, evliliğin butlanına, iptaline veya mevcut olup olmadığının tespitine ilişkin olarak verilen kararlar hakkında, kanunda öngörülen şartların gerçekleşmesi hâlinde tanıma davası açılmadan doğrudan nüfus kütüğüne tescil edilmesi istenebilir. 17. 07.02.2018 tarihli ve 30325 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan Yabancı Ülke Adli ve İdari Makamlarınca Verilen Kararların Nüfus Kütüğüne Tescili Hakkında Yönetmeliğin 9. maddesinin 5. fıkrası uyarınca; yabancı ülke adlî veya idarî makamlarınca verilen kararlarda; velayet, iştirak nafakası, çocuk ile kişisel ilişki kurulması, mal rejimi ve tazminat gibi, tenfize konu olan hüküm bulunması hâlinde, karar komisyonca boşanma, evliliğin butlanı, iptali ve mevcut olup olmadığının tespiti yönünden kabul edilir, incelenir, karar verilir ve sonucu ilgili taraflara ve il müdürlüğüne bildirilir. Komisyon kararı, yabancı ülke adlî veya idarî makamlarınca verilen kararlardaki velayet, iştirak nafakası, çocuk ile kişisel ilişki kurulması, mal rejimi ve tazminat gibi tenfize konu olan hükümler bakımından bir sonuç doğurmaz. Komisyon kararına esas yabancı ülke adlî veya idarî makamlarınca verilen kararlardaki velayet, iştirak nafakası, çocuk ile  kişisel ilişki kurulması, mal rejimi ve tazminat gibi tenfize konu olan hükümler için taraflarca, 27.11.2007 tarihli ve 5718 sayılı Milletlerarası Özel Hukuk ve Usul Hukuku Hakkında Kanun (MÖHUK) uyarınca görevli ve yetkili mahkemelere kararın tanınması veya tenfizi için dava açılabilir. 18. Görüldüğü üzere komisyon kararının, yabancı mahkeme kararında yer alan velayet, iştirak nafakası, çocuk ile kişisel ilişki kurulması, mal rejimi ve tazminat gibi tenfize konu olan hükümler bakımından sonuç doğurmayacağı için, ilgili kararın bu yönlerden hüküm doğurması kararın MÖHUK hükümleri uyarınca tanınmasına veya tenfiz edilmesine bağlıdır. Kural olarak tanıma ve tenfiz açılacak bağımsız bir dava ile istenebilir. Bu dava sonucu tanıma veya tenfiz kararı verilmesiyle birlikte yabancı mahkeme kararı, mahalli mahkeme kararı kuvvet ve niteliğini kazanır. 19. 5718 sayılı MÖHUK’un 50. maddesi hükmüne göre, yabancı mahkemelerden hukuk davalarına ilişkin olarak verilmiş ve o devlet kanunlarına göre kesinleşmiş bulunan ilamların Türkiye’de icra olunabilmesi yetkili Türk mahkemesi tarafından tenfiz kararı verilmesine bağlıdır. Aynı Kanun'un 58. maddesinin 1. fıkrasına göre de, yabancı mahkeme ilamının kesin delil veya kesin hüküm olarak kabul edilebilmesi, yabancı ilamın tenfiz şartlarını taşıdığının mahkemece tespitine bağlanmıştır. 20. 5718 sayılı MÖHUK'un 59. maddesinde ise, yabancı ilamın kesin hüküm veya kesin delil etkisinin, yabancı mahkeme kararının kesinleştiği andan itibaren hüküm ifade edeceğine yer verilmiştir. Yabancı mahkemelerce verilen kararların maddi hukuk bakımından ülkemizde hüküm ifade etmeye başlayacağı tarihi göstermeye ilişkin bu hüküm, mülga 2675 sayılı Kanun’da yer alan önemli bir eksikliği gidermiş olması bakımından oldukça yerinde bir düzenleme olarak değerlendirilebilir. Buna göre yabancı mahkemelerce verilen hukuk davalarına ilişkin ilamların maddi hukuka ilişkin etkisinin yabancı mahkeme ilamının kesinleşmesinden itibaren hüküm ifade edeceği belirlenerek, kararlarda oluşması muhtemel belirsizlikler giderilmiştir. Somut olay bakımından örnek vermek gerekirse; 5718 sayılı Kanun'un 59. maddesine göre eldeki davada, eşler üzerinde “boşanmanın kişisel sonuçları” yabancı mahkeme ilamının kesinleştiği tarihten itibaren hüküm ifade edeceği kuşkusudur. 21. Ne var ki eldeki dava; boşanmanın kişisel sonuçları ile ilgili değil, boşanmanın malî sonuçlarından olan TMK’da yazılı eşler arasında boşanma kararına bağlı maddi-manevi tazminat ve yoksulluk nafakasına benzer nitelikte mal rejiminin tasfiyesine ilişkindir. Yabancı mahkemece verilen boşanma kararına bağlı olarak Türkiye'de açılacak tazminat, nafaka ve mal rejiminin tasfiyesi gibi dava hakları, ancak Türk mahkemelerince verilecek tanıma tenfiz kararından sonra ileri sürülebilirler. Zira eşler; tanıma-tenfiz kararı verilmedikçe Türk kanunlarına göre boşanmış sayılmazlar. 22. Zamanaşımı; yasanın belirlediği koşullar altında bir sürenin geçmesi üzerine bir hak kazanmaya ya da bir yükümden kurtulma yoludur. Hak kazanma durumuna kazandırıcı zamanaşımı, bir yükümlülükten kurtulma hâline ise düşürücü zamanaşımı denilmektedir (Türk Hukuk Lugatı, Ankara 2021 Baskı, Cilt-I, s. 1244). 23. 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu’nun (TBK) “Zamanaşımı” başlıklı İkinci Ayırımı’nda yer alan hükümler uyarınca, zamanaşımı, alacağın muaccel olmasıyla işlemeye başlar ve her alacak kanunda aksine bir hüküm bulunmadıkça on yıllık zamanaşımı süresine tabidir. Aynı Kanun’un 153. maddesi ile de zamanaşımı süresinin işlemeye başlamayacağı veya başlamışsa duracağı hâller düzenleme altına alınmıştır. Buna göre; “1. Velayet süresince, çocukların ana ve babalarından olan alacakları için. 2. Vesayet süresince, vesayet altında bulunanların vasiden veya vesayet işlemleri sebebiyle Devletten olan alacakları için. 3. Evlilik devam ettiği sürece, eşlerin diğerinden olan alacakları için. 4. Hizmet ilişkisi süresince, ev hizmetlilerinin onları çalıştıranlardan olan alacakları için. 5. Borçlu, alacak üzerinde intifa hakkına sahip olduğu sürece. 6. Alacağı, Türk mahkemelerinde ileri sürme imkânının bulunmadığı sürece. 7. Alacaklı ve borçlu sıfatının aynı kişide birleşmesinde, birleşmenin ileride geçmişe etkili olarak ortadan kalkması durumunda, bu durumun ortaya çıkmasına kadar geçecek sürece.” alacak hakkında, zamanaşımı süresi işlemeye başlamaz, başlamışsa da durur. 24. Bu genel açıklamalardan sonra somut olaya gelindiğinde, tarafların 07.10.1977 tarihinde evlendikleri, Hollanda Utrecht Asliye Hukuk Mahkemesinin kararı ile 12.09.2001 tarihinde boşandıkları, yabancı mahkeme kararının 16.01.2002 tarihinde kesinleştiği, boşanmaya ilişkin kararın Burdur 2. Asliye Hukuk Mahkemesinin 2004/197 E. ve 2004/172 K. sayılı kararı ile tenfizine karar verildiği, tenfiz kararının 03.06.2004 tarihinde kesinleştiği, eldeki davanın ise 15.02.2012 tarihinde açıldığı anlaşılmaktadır. Yukarıda 18. paragrafta açıklandığı üzere; eşler Türk kanunlarına göre, Türk mahkemelerince tanıma-tenfiz kararı verilmedikçe boşanmış sayılmazlar. TBK’nın 153/3. maddesi ile düzenleme altına alınan hüküm uyarınca; evlilik devam ettiği sürece, eşlerin diğerinden olan alacakları için zamanaşımı süresi işlemeye başlamaz, başlamışsa da durur. Aynı şekilde 153/6. maddesine göre de; alacağı, Türk mahkemelerinde ileri sürme imkânı bulunmadığı sürece zamanaşımı süresinin işlemeye başlamayacağı dikkate alındığında, bir alacak davası olan mal rejiminin tasfiyesine ilişkin davalarda zamanaşımı süresinin boşanmanın malî sonuçlarına bağlı dava haklarının kullanılabilir hâle geldiği, tanıma-tenfiz kararının kesinleşmesi tarihinden itibaren istenebilir hâle geldiğinin kabulü gerekir. Aksi yönde bir değerlendirme, MÖHUK’un 50/1. maddesinde belirtilen yabancı mahkemelerin hukuk davalarına ilişkin olarak verdiği kararların, Türkiye'de icra olunabilmesi yetkili Türk mahkemesi tarafından tenfiz kararı verilmesine bağlı olması kuralına da aykırılık teşkil edecektir. 25. Hâl böyle olunca, tarafların yabancı mahkeme kararı ile boşanmalarına karar verilmiş olması durumunda; eşler arasındaki mal rejiminden kaynaklanan alacak davasında zamanaşımı süresinin başlangıcında, yabancı mahkeme ilamının tenfizine ilişkin kararın kesinleşmesi tarihinin esas alınması gerekmektedir. 26. Hukuk Genel Kurulundaki görüşmeler sırasında, MÖHUK’un 59. maddesinde, yabancı ilamın kesin hüküm veya kesin delil etkisinin yabancı mahkeme kararının kesinleştiği andan itibaren hüküm ifade edeceğinin düzenlemesine göre, tanıma-tenfizine karar verilen yabancı mahkeme ilamındaki kesinleşme tarihinin, ilgili ilamın kesinleşme tarihi olduğu, dolayısıyla yabancı mahkeme kararının kesinleştiği gün itibariyle on yıllık zamanaşımı süresinin başladığı ve dolayısıyla dava tarihinde sürenin dolduğu, böyle olunca yerinde olan direnme kararının onanması gerektiği görüşü ileri sürülmüş ise de, bu görüş yukarıda açıklanan gerekçelerle Kurul çoğunluğunca benimsenmemiştir. 27. Hâl böyle olunca; Hukuk Genel Kurulunca da benimsenen Özel Daire bozma kararına uyulması gerekirken önceki kararda direnilmesi usul ve yasaya aykırıdır. 28. Bu nedenle direnme kararı bozulmalıdır. IV. SONUÇ: Açıklanan nedenlerle; Davacı vekilinin temyiz itirazının kabulü ile direnme kararının Özel Daire bozma kararında gösterilen nedenlerden dolayı 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’na eklenen “Geçici Madde 3” atfıyla uygulanmakta olan 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu’nun 429. maddesi gereğince BOZULMASINA, İstek hâlinde temyiz peşin harcının yatırana geri verilmesine, Aynı Kanun’un 440. maddesi uyarınca kararın tebliğ tarihinden itibaren on beş gün içerisinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere 07.12.2021 tarihinde yapılan ikinci görüşmede oy çokluğu ile karar verildi. KARŞI OY Uyuşmazlık, yabancı mahkeme kararı ile boşanmalarına karar verilip boşanma kararı kesinleşen taraflar arasında mal rejiminden kaynaklanan alacak davasında zamanaşımının, yabancı mahkeme kararının kesinleşme tarihinden mi boşanma kararının tanıma-tenfizine dair kararın kesinleşme tarihinden mi başlayacağı noktasında toplanmaktadır. Taraflar, Utrecht Asliye Hukuk Mahkemesi’nin 12.09.2001 tarihli ve 16.01.2002 tarihinde kesinleşen kararı ile boşanmışlardır. Burdur 2. Asliye Hukuk Mahkemesine…’in açtığı tenfiz davası neticesinde 16.04.2004 tarihinde boşanma ilamının tenfizine karar verilip, 03.06.2004 tarihinde karar kesinleşmiştir. Davacı …, 07.03.2013 tarihinde açtığı eldeki davada evlilik birliği içinde edinilen araç ve taşınmazlardan kaynaklanan katkı payı alacağı olduğu iddiası ile bu alacağın davalı …’den tahsiline karar verilmesini talep etmiş, davalı vekili zamanaşımı def’inde bulunmuş, Mahkemece; yabancı mahkeme kararının kesinleştiği tarihten itibaren on yıllık zamanaşımının geçtiği gerekçesi ile davanın reddine karar verilmesi ve davacının temyizi üzerine Özel Dairece karar onanmış, davacı vekilinin karar düzeltme isteminin incelenmesi sonucunda yukarıda yazılı gerekçelerle karar bozulmuş, Mahkemece direnme kararı verilmiştir. Eşlerin evlendikleri tarihten 4721 sayılı TMK’nın yürürlüğe girdiği 01.01.2002 tarihine kadar mal ayrılığı, başka bir mal rejimini seçtiklerini ileri sürmediklerinde 01.01.2002 tarihinden itibaren edinilmiş mallara katılma rejimi geçerlidir. Eşler arasındaki mal rejimi, TMK’nın 225/2. maddesi uyarınca boşanma davasının açıldığı tarihte sona ermiştir. 5718 sayılı Milletlerarası Özel Hukuk ve Usul Hukuku Hakkındaki Kanun’un 59. maddesi, “Yabancı ilamın kesin hüküm veya kesin delil etkisi yabancı mahkeme kararının kesinleştiği andan itibaren hüküm ifade eder.” hükmünü haizdir. Kanunun bu hükmü ile yabancı mahkeme ilamının kesin hüküm veya kesin delil etkisinin yabancı mahkeme kararının tanıma veya tenfizinden itibaren değil, somut olayda, tanımaya konu yabancı mahkeme boşanma kararının kesinleştiği andan itibaren etkisini göstereceği kabul edilmiştir. Boşanma kararları, yenilik doğurucu kararlardandır. Yenilik doğrucu yabancı mahkeme kararı yalnız tanınabilir, boşanma kararında icraya koymayı gerektiren bir eda kararı var ise bu hâlde eda bölümü için tenfiz kararı verilmesi gerekir. Tanıma kararı verilebilmesinin ön koşulu, yabancı mahkeme kararının varlığı ve kesinleşmiş olmasıdır. Tanıma kararları, verildikleri andan geriye etkili olarak yabancı mahkeme kararının kesinleştiği tarih itibarıyla hüküm ifade edecektir. Boşanma kararının tanınması hâlinde de taraflar, yabancı mahkeme kararının kesinleştiği andan itibaren boşanmış kabul edilecek, boşanmanın kesinleşmesine bağlı hukukî sonuçlar da yine bu tarihten itibaren hüküm ifade edecektir. 23.11.2006 tarih ve 26355 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan Nüfus Hizmetleri Kanununun Uygulanmasına İlişkin Yönetmelik’in 58. maddesinde, yabancı mahkemelerce verilen boşanma kararları için Türk Mahkemelerince tenfiz veya tanıma kararı verilip, tanıma ve tenfiz kararının kesinleşmesi hâlinde, boşanma tarihinin tanıma ve tenfiz kararının kesinleşme tarihi değil, yabancı mahkemece verilmiş kararın kesinleşme tarihi olacağı belirtilmiştir. 09.05.2020 tarih ve 31122 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan 2505 sayılı Nüfus Hizmetleri Uygulama Yönetmeliği’nin 27. maddesinde yabancı mahkeme kararının tanma ve tenfizi hâlinde yabancı mahkeme kararının kesinleşme tarihinin boşanma tarihi olarak aile kütüklerine tescil edileceği düzenlenmiştir. Yabancı mahkemenin boşanma kararının Türkiye’de tanınması ön koşulu ile boşanma kararı yabancı mahkeme kararının kesinleştiği andan itibaren hüküm doğuracağından, mal rejiminin tasfiyesine ilişkin davalarda da zamanaşımı süresi, boşanma kararının kesinleşme tarihinden itibaren başlayacaktır. Boşanma kararlarının tanıma ve tenfizi için belirlenmiş bir zamanaşımı süresi yoktur. Bu nedenle, tanıma ve tenfiz konusunda her zaman dava açılabilir. Tanıma ya da tenfizin kesinleşme tarihi, zamanaşımının başlangıcına esas alındığında, kesinleşmiş boşanma kararından uzun yıllar sonra mal rejimine ilişkin davalar açılabilecek olup, 5718 sayılı MÖHUK’un 59. maddesi hükmüne, amacına ve gerekçesine aykırı olacağı gibi, 25-30 yıl önce yabancı ülkede boşanmış olan eşler mal rejimi tasfiyesi, katkı payı davaları ile karşı karşıya gelebilecektir (Aynı konuda, Doç. Dr. Şükran Şıpka, Türk Hukukunda Edinilmiş Mallara Katılma Rejimi ve Uygulamaya İlişkin Sorunlar, 1. Baskı, 2011, İstanbul, s.365, 361 vd.). Tanıma-tenfiz kararı kesinleştiğinden itibaren yabancı mahkeme boşanma kararı, hukukî sonuçlarını doğurur sonucuna varıldığı takdirde, eşler arasındaki evlilik birliği, yabancı boşanma kararının kesinleştiği tarihten itibaren değil, tanıma ve tenfiz kararının kesinleştiği tarihte sona erdiğinin, mal rejiminin yabancı mahkemede açılan boşanma davası tarihinde değil, tanıma tenfiz kararının kesinleştiği tarihten itibaren sona erdiğinin ve tasfiyenin bu tarihten sonra yapılabileceğinin, TMK’nın 166. maddesindeki üç yıllık fiili ayrılığa dayanılarak açılacak boşanma davasında üç yıllık sürenin başlangıcının, yurt dışındaki boşanma davasının reddi kararının tanıma ve tenfizinin kesinleşmesinden itibaren başlayacağı gibi pek çok sorun ortaya çıkacaktır. Olay ve dava tarihinde yürürlükte bulunan Borçlar Kanununun 132. maddesinde (6098 sayılı TBK’nın 153. maddesi) zamanaşımının işlemeyeceği hâller düzenlenmiş olup; evlilik birliği devam ettiği müddetçe karı kocadan birinin, diğeri zimmetinde olan alacakları hakkında zamanaşımının işlemeyeceği düzenlenmiştir. Bu maddede, yabancı mahkeme boşanma kararının tanıma ve tenfizine dair karar kesinleşinceye kadar karı kocanın alacak haklarına dair zamanaşımının işlemeyeceğine dair bir hüküm bulunmamakta olup, evlilik birliği, tanıma ve tenfiz kararı verilmesi şartıyla yabancı mahkeme boşanma kararının kesinleşmesi ile sona ermektedir. Borçlar Kanununun 132/b.6 maddesinde, alacağı, bir Türk mahkemesi huzurunda iddia etmek imkanı olmadığı müddetçe zamanaşımının işlemeyeceği de düzenlenmiştir. Söz konusu hükmün uygulanabilmesi için, alacak için Türk Mahkemeleri huzurunda dava açılması zorunluluğu bulunmalı ve bu zorunluluğa rağmen Türk Mahkemeleri huzurunda dava açılması imkanı bulunmamalıdır. Bu nedenle, Devletler Özel Hukuku’na göre, alacağa ilişkin uyuşmazlık yabancı bir mahkemede çözülmesi gerekiyor ise 132/b.6 hükmü uygulanmaz. Eğer alacağın Türk Mahkemeleri huzurunda dava edilmesi gerekiyor ve Devletler Özel Hukukunun yetkiye ilişkin kurallarına göre somut uyuşmazlık için Türk Mahkemelerinin milletlerarası yetkisi bulunmuyor ise söz konusu alacak için zamanaşımı işlemez. Alacağın bir Türk Mahkemesi huzurunda dava edilememesinin nedenlerinden bir diğeri ise borçlunun diplomatik dokunulmazlığa sahip olmasıdır. Borçlunun diplomatik dokunulmazlığa sahip olması nedeniyle kendisine karşı Türkiye’de dava açılamaması hâlinde, dava edilemeyen borçları hakkında zamanaşımı süresi işlemez. Doğal afetler, isyan gibi sebeplerle adli işlemlerin durması yüzünden dava açılamaması hâllerinde de zamanaşımı işlemeyecektir. Buna karşın, alacaklının ani hastalığı, alacağını bilmemesi gibi şahsında gerçekleşen sebepler ile dava açması imkanının bulunmaması hâllerinde, söz konusu hüküm uygulanamaz ve bu alacaklar için zamanaşımı işlemeye devam eder. Borçluya karşı açılacak bir davada Türk Mahkemelerinin milletlerarası yetkisinin bulunmaması, borçlunun diplomatik dokunulmazlığa sahip olması gibi benzer objektif sebeplerin bulunduğu hallerde ise alacaklı, borçlu aleyhine bir Türk Mahkemesi önünde dava açma imkânına sahip olmayabilir (Ergin Akçay, İstanbul 2009, Türk Borçlar Kanununa Göre Zamanaşımı, Yüksek Lisans Tezi). Borçlar Kanununun 132/b.6 maddedeki dava açılamaması hâli, şahsa ait sebeplerle değil, objektif sebeplerle dava açılamaması hâlini kapsamaktadır. Yabancı mahkeme boşanma kararının kesinleşmesi tarihinin eşlerin boşanma tarihi ve evlilik birliğinin sona erdiği tarih olarak hüküm ifade etmesi, tanıma ve tenfiz kararının kesinleşmesi şartına bağlıdır. Böyle olması, yabancı mahkeme kararının kesinleştiği tarihten değil, tenfiz-tanıma kararının kesinleştiği tarihten itibaren eşler arasında mal rejimi tasfiyesi davasının zamanaşımının başlayacağı sonucunu doğurmaz. Yabancı mahkeme boşanma ilamının kesinleşmesinden itibaren on yıllık zamanaşımı süresi içerisinde böyle bir davanın açılması gerekir. Kesinleşen boşanma kararının hüküm doğurması, tanıma-tenfiz ön şartına bağlı olduğundan tenfiz-tanımaya karar verilip kesinleşmesi hâlinde boşanma ve mal rejiminin tasfiye edilebilirliği bu dava tarihinden daha önce gerçekleşmiş olacağından belirtilen sürede açılan mal rejimine ilişkin alacak davasının erken açıldığı gerekçesiyle reddi usul ve yasaya uygun olmayacaktır. Mahkemece davacıya mehil-kesin mehil verilerek yabancı mahkeme boşanma kararının sonuç doğurması için gerekli olan tanıma-tenfiz kararı verilip kesinleşmesi şartının tamamlanmasının sağlanması dava açıldığında bekletici sorun yapılması gerekmektedir. Yargılama sırasında tamamlanabilir bir dava şartı söz konusudur. Bu açıklamalar neticesinde somut olayda, yabancı mahkeme boşanma kararının tenfizi kararı 03.06.2004 tarihinde kesinleşmiş ise de yabancı mahkeme boşanma ilamı 16.01.2002 tarihinde kesinleştiğinden, hukukî sonuçlarını bu tarih itibarıyla doğurduğu kanun hükmü gereği olup, dava mal ayrılığı rejimi döneminde edinilen taşınmazlarla ilgili katkı payı alacağı davası olduğuna ve on yıllık zamanaşımı süresine tabi olduğuna göre, yabancı mahkeme boşanma kararının kesinleştiği tarih itibariyle evlilik birliği sona ermiş ve boşanma tarihi olarak nüfus kayıtlarına geçtiğine, Borçlar Kanununun 132. maddedeki zamanaşımının işlemeyeceği hâllerden biri söz konusu olmadığına göre, bu davanın açıldığı 15.02.2012 tarihine kadar on yıllık zamanaşımı süresi geçtiğinden, Mahkemece zamanaşımı nedeniyle davanın reddine karar verilmesi usul ve yasaya uygun olup, direnme kararının onanması gerektiği görüşünde olduğumuzdan; Sayın Çoğunluğun bozma görüşüne katılamıyoruz.

Mal Rejiminin Sona Ermesi ve Sonraki Malların Hangi Mahkemede Görüleceği

Türk Medeni Kanunu'nun 225. maddesi uyarınca eşler arasındaki mal rejimi boşanma davasının açıldığı tarihte sona ermektedir. Bu tarihten önce edinilen mallar mal rejimi tasfiyesine tabi tutulmaktadır. Yargıtay 8. Hukuk Dairesi'nin E. 2014/4434, K. 2014/4886 sayılı kararında, mal rejiminin sona ermesinden sonra edinilen taşınmaz, araç ve banka hesapları bakımından aile mahkemesinin esasa girerek karar vermesini usul ve kanuna aykırı bulmuş; dava dilekçesinin görev yönünden reddedilerek dosyanın asliye hukuk mahkemesine gönderilmesi gerektiğine hükmetmiştir. Bu karar Hollanda boşanma davasına ilişkindir; görevin kamu düzenine ilişkin olduğundan mahkemece kendiliğinden gözetileceği aynı kararda ifade edilmektedir.

Zamanaşımı Süreleri ve İçtihat Tartışması

Türk Medeni Kanunu'nun 178. maddesi, evliliğin boşanma sebebiyle sona ermesinden doğan dava haklarını boşanma hükmünün kesinleşmesinin üzerinden bir yıl geçmekle zamanaşımına uğratmaktadır. Mal varlığına ilişkin katkı payı ve katılma alacakları gibi taleplerden doğan davalarda ise Türk Borçlar Kanunu'nun 146. maddesindeki on yıllık genel zamanaşımı süresinin uygulandığı Yargıtay kararlarında benimsenmiştir.

4721 sayılı TÜRK MEDENİ KANUNU m. 178Kaynağı aç
Madde 178- Evliliğin boşanma sebebiyle sona ermesinden doğan dava hakları, boşanma hükmünün kesinleşmesinin üzerinden bir yıl geçmekle zamanaşımına uğrar. VI. Mal rejiminin tasfiyesi 1. Boşanma hâlinde

Bu on yıllık sürenin başlangıç noktası Yargıtay kararlarında tartışmalı bir mesele olagelmiştir. Yargıtay 8. Hukuk Dairesi'nin oyçokluğuyla verilen iki ayrı kararında sürenin yabancı mahkeme kararının kesinleşme tarihinden başladığı kabul edilmiş; ancak her iki kararın karşı oyları, henüz tanınmayan ve Türk hukukunda sonuç doğurmayan bir karardan itibaren zamanaşımının işlemeyeceğini savunmuştur. Yargıtay 2. Hukuk Dairesi'nin 2011/923 E., 2012/6745 K. sayılı kararı da zamanaşımı süresinin tanıma ya da tenfiz kararının kesinleşme tarihinden itibaren başlayacağını benimsemiştir. Yargıtay Hukuk Genel Kurulu'nun E. 2018/471, K. 2021/1586 sayılı ve oyçokluğuyla verilen kararı, yabancı mahkeme kararıyla boşanma hâlinde mal rejiminden kaynaklanan alacak davasında zamanaşımı süresinin başlangıcında yabancı mahkeme ilamının tenfizine ilişkin kararın kesinleşme tarihinin esas alınması gerektiğini belirlemiş; bu karar, önceki daire kararlarının çoğunluk yaklaşımını bozmuştur. Hukuk Genel Kurulu kararı daha sonraki tarihli ve hiyerarşik olarak daha bağlayıcı bir karar olmakla birlikte, azınlık görüşü zamanaşımının yabancı kararın kesinleşme tarihinden başlaması gerektiği yönünde olup bu konudaki içtihat somut uyuşmazlıklarda dikkatle değerlendirilmelidir.

Yargıtay 2. Hukuk Dairesi, E. 2011/923, K. 2012/6745Kaynağı aç
2. Hukuk Dairesi         2011/923 E.  ,  2012/6745 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ :Aile Mahkemesi Taraflar arasındaki davanın yapılan muhakemesi sonunda mahalli mahkemece verilen, yukarıda tarihi ve numarası gösterilen hüküm temyiz edilmekle, evrak okunup gereği görüşülüp düşünüldü: Dosyadaki yazılara, kararın dayandığı delillerle kanuni gerektirici sebeplere ve özellikle yabancı mahkemece verilen kesinleşmiş kararların iç hukukta hukuki sonuç doğurmasının tenfiz ya da tanıma kararına bağlı bulunmasına (MÖHUK.md.50, 58), henüz tanınmayan ve iç hukukta sonuç doğurmayan karar nedeniyle zamanaşımı süresinin başlangıcının yabancı ilamın kesinleşme tarihine yürütülemeyeceğine ve zamanaşımı süresinin tanıma ya da tenfiz hakkındaki kararın kesinleşmesi tarihinden itibaren başlayacağının tabii bulunmasına, davanın tanıma davasının yargılaması sırasında açılması nedeniyle zamanaşımı süresinin geçmediğinin anlaşılmasına, bu nedenle mahkemenin gerekçesi doğru değil ise de; tarafların yabancı mahkemede anlaşmalı boşanmaları nedeniyle Türk Medeni Kanununun 174/1-2 maddelerine göre maddi ve manevi tazminat ile Türk Medeni Kanununun 175. maddelerine göre yoksulluk nafakası isteklerinin dinlenemeyeceğine göre mahkemenin davanın reddine dair kararın sonucu itibariyle doğru bulunması nedeniyle yerinde bulunmayan temyiz isteğinin reddiyle usul ve kanuna uygun olan hükmün ONANMASINA, aşağıda yazılı onama harcının temyiz edene yükletilmesine peşin alınan harcın mahsubuna ve 73.90 TL. temyiz başvuru harcı peşin alındığından başkaca harç alınmasına yer olmadığına, işbu kararın tebliğinden itibaren 15 gün içinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere oybirliğiyle karar verildi. 22.03.2012 (prş)

Anlaşmalı Yabancı Boşanmada Tazminat ve Nafaka

Yargıtay 2. Hukuk Dairesi'nin 2011/923 E., 2012/6745 K. sayılı kararında, tarafların yabancı mahkemede anlaşmalı olarak boşanmaları nedeniyle Türk Medeni Kanunu'nun 174. maddesinin birinci ve ikinci fıkraları kapsamındaki maddi ve manevi tazminat ile 175. maddesi kapsamındaki yoksulluk nafakası isteklerinin dinlenemeyeceği kabul edilmiş ve hüküm bu gerekçeyle oybirliğiyle onanmıştır.

Tanıma Davasına İlişkin Hükümler

5718 sayılı MÖHUK'un 58. maddesi, yabancı mahkeme ilamının Türkiye'de kesin delil veya kesin hüküm olarak kabul edilebilmesini yabancı ilamın tenfiz şartlarını taşıdığının mahkemece tespitine bağlamaktadır. Tanıma davasında ise aynı kanunun 54. maddesinin birinci fıkrasının (a) bendi uygulanmaz; bu bent yalnızca tenfiz şartı olarak aranır. İhtilâfsız kaza kararlarının tanınması da aynı usule tabidir. Yabancı mahkeme ilamına dayanılarak Türkiye'de idari bir işlemin yapılmasında da tanıma usulü uygulanır.

5718 sayılı MİLLETLERARASI ÖZEL HUKUK VE USUL HUKUKU HAKKINDA KANUN m. 58Kaynağı aç
MADDE 58 – (1) Yabancı mahkeme ilâmının kesin delil veya kesin hüküm olarak kabul edilebilmesi yabancı ilâmın tenfiz şartlarını taşıdığının mahkemece tespitine bağlıdır. Tanımada 54 üncü maddenin birinci fıkrasının (a) bendi uygulanmaz. (2) İhtilâfsız kaza kararlarının tanınması da aynı hükme tâbidir. (3) Yabancı mahkeme ilâmına dayanılarak Türkiye'de idarî bir işlemin yapılmasında da aynı usul uygulanır. Kesin hüküm ve kesin delil etkisi

Sık Sorulan Sorular

Yurt dışındaki boşanma kararı Türkiye'de otomatik olarak geçerli midir?

Hayır. Yurt dışındaki bir mahkemece verilen boşanma kararı Türkiye'de kendiliğinden hukuki sonuç doğurmaz. Nüfus kütüğüne işlenmesi için 5490 sayılı Nüfus Hizmetleri Kanunu'nun 27/A maddesi kapsamındaki tescil koşullarının yerine getirilmesi; icra edilebilirlik için ise 5718 sayılı MÖHUK uyarınca tenfiz kararı alınması gerekir. Tescil talebi reddedildiğinde aynı kanun uyarınca mahkeme yoluna başvurulabilir.

Tescil başvurusu nereye yapılır?

Yurt dışındaysanız kararın verildiği ülkedeki Türk dış temsilciliğine, Türkiye'deyseniz Bakanlık tarafından belirlenen yetkili nüfus müdürlüğüne başvurulması gerekmektedir.

Boşanma kararının tanınması ile tenfizi arasındaki fark nedir?

Boşanma kararı yenilik doğurucu nitelikte olduğundan tanıma mümkündür. Yargıtay içtihadında nüfus kayıtlarında işlem yapılması amacıyla tanıma kararının bu amacı gerçekleştirmeye yeterli olacağı benimsenmiştir; ancak bu değerlendirme oyçokluğuyla verilmiş kararlara dayanmaktadır. Tenfiz ise yabancı ilamın Türkiye'de icra edilebilirliğini sağlar. Boşanma kararı aynı zamanda tazminat, nafaka veya çocuk teslimi gibi bir eda hükmü de taşıyorsa bu bölüm için tenfiz şartları ayrıca aranır.

Nüfus kaydında boşanma tarihi olarak hangi tarih yazılır?

Yargıtay kararlarında atıf yapılan yönetmelik hükümleri uyarınca boşanma tarihi olarak yabancı mahkeme kararının kesinleşme tarihi esas alınmakta; tanıma ya da tenfiz kararının kesinleşme tarihi değil bu tarih nüfus kütüğüne işlenmektedir.

Yabancı mahkeme kararının gerekçesiz olması tenfize engel olur mu?

Yargıtay İçtihatları Birleştirme Büyük Genel Kurulu'nun 2010/1 E., 2012/1 K. sayılı kararına göre kesinleşmiş yabancı mahkeme kararında salt gerekçenin bulunmaması tek başına tenfize engel değildir ve 5718 sayılı MÖHUK'un 54/c maddesi anlamında kamu düzenine açıkça aykırılık sayılmaz. Bununla birlikte temel savunma hakkının ihlal edilmiş olması ayrı değerlendirilmekte ve kamu düzenine aykırılık doğurabilmektedir.

Boşanmadan kaynaklanan tazminat ve nafaka hakları için süre ne kadardır?

Türk Medeni Kanunu'nun 178. maddesi, evliliğin boşanma sebebiyle sona ermesinden doğan dava haklarını boşanma hükmünün kesinleşmesinin üzerinden bir yıl geçmekle zamanaşımına uğratmaktadır.

Mal paylaşımı davasında zamanaşımı ne zaman başlar?

Katkı payı ve katılma alacakları gibi mal varlığına ilişkin taleplerde Türk Borçlar Kanunu'nun 146. maddesindeki on yıllık genel zamanaşımı süresinin uygulandığı Yargıtay kararlarında benimsenmiştir. Bu sürenin başlangıç tarihi ise içtihat tartışmasına konu olmuştur: Yargıtay Hukuk Genel Kurulu'nun E. 2018/471, K. 2021/1586 sayılı oyçokluğuyla verilen kararı, zamanaşımı süresinin yabancı mahkeme kararının kesinleşme tarihinden değil, tanıma ya da tenfiz kararının kesinleşme tarihinden itibaren işlemesi gerektiğini belirlemiş ve bu karar önceki daire kararlarının zıt yöndeki çoğunluk görüşünü bozmuştur. Yargıtay 2. Hukuk Dairesi de aynı doğrultuda karar vermiştir. Bununla birlikte konu oyçokluğuyla karara bağlanmış olup azınlık görüşü farklı bir tarih esas almaktadır; somut uyuşmazlıklarda güncel içtihadın ayrıca değerlendirilmesi gerekir.

Mal rejiminin sona ermesinden sonra edinilen mallar hangi mahkemede görülür?

Türk Medeni Kanunu'nun 225. maddesi uyarınca mal rejimi boşanma davasının açıldığı tarihte sona ermektedir. Bu tarihten sonra edinilen taşınmaz, araç veya banka hesabı gibi değerler mal rejimi tasfiyesine tabi değildir. Yargıtay 8. Hukuk Dairesi'nin E. 2014/4434, K. 2014/4886 sayılı kararı, bu tür mallar bakımından aile mahkemesinin esasa girerek karar vermesini usule aykırı bulmuş ve dosyanın asliye hukuk mahkemesine gönderilmesi gerektiğine hükmetmiştir. Görev kamu düzenine ilişkin olduğundan mahkemece kendiliğinden gözetilmektedir.

Hukuki uyarı: Bu içerik genel bilgilendirme amacı taşır; somut olay değerlendirmesi için avukata başvurulmalıdır.

Hazırlayan: Av. Erdal Ersoy

Avukat Erdal Ersoyİletişim ve randevu