Vergi Affı, Yapılandırma ve Sicil Affı: Hukuki Çerçeve

by Avukat Erdal Ersoy
Vergi Affı, Yapılandırma ve Sicil Affı: Hukuki Çerçeve

Vergi Affı Nedir

Vergi affı; vergi mevzuatına aykırı işlemler nedeniyle doğan cezai veya idari yaptırımların belirli bir dönem için çıkarılan kanuni düzenlemeyle kısmen ya da tamamen ortadan kaldırılmasını ifade eder. Her düzenlemenin hangi borçları, hangi yaptırımları ve hangi dönemleri kapsadığı yalnızca o kanunun metnine bakılarak belirlenebilir.

Vergi affı kapsamında faiz, gecikme zammı ve cezalar her zaman tamamen silinmez. Geçmiş düzenlemelerde bu kalemler kimi zaman azaltılmış, kimi zaman belirli oranlarda güncellenmiş, kimi zaman ise tamamen kaldırılmıştır. Hangi kalemin nasıl etkileneceği her düzenlemeye özgüdür.

Vergi Affı ile Matrah Artırımı Arasındaki Fark

Vergi affı ile matrah artırımı sıkça birbiriyle karıştırılan ancak hukuki nitelik bakımından farklı araçlardır. Matrah artırımı, geçmiş yıllar için beyan edilen vergisel riskleri azaltmaya yönelik bir uyum mekanizmasıdır. Vergi affı ise mevcut borç ve cezalarda kolaylık sağlayabilir. Bu iki aracın koşulları, kapsamı ve hukuki sonuçları ilgili kanuna göre ayrı ayrı belirlenir.

Torba Yasa ve Vergi Affı Hükümleri

Torba yasa, çok sayıda kanunda eşzamanlı değişiklik yapan ve birbirinden farklı konuları tek bir metin içinde düzenleyen bir yöntemdir. Vergi affına benzer hükümler zaman zaman bu tür kanunların içinde yer alabilmektedir. Dolayısıyla bir düzenlemenin ayrı bir af kanunu şeklinde değil torba yasa biçiminde çıkması da mümkündür; hangi borçların kapsama girdiği yine ilgili kanun metnine göre saptanır.

Sicil Affı Ayrı Bir Düzenleme Gerektirir

Sicil affı, finansal kayıtlar ile bankacılık ve ticari ilişkiler bağlamında vergi affından bağımsız bir başlık oluşturmaktadır. Vergi yapılandırması yürürlüğe girse bile sicil kayıtları bakımından ayrı bir yasal hükmün aranması gerektiği belirtilmektedir. Bu iki düzenleme zaman zaman aynı dönemde gündeme gelse de hukuki dayanakları birbirinden farklıdır.

Yapılandırma Sürecinde Taksit Aksamasının Sonuçları

Yapılandırma kapsamında ödeme planına bağlanan borçlarda taksitlerin aksatılması hak kaybına yol açabilir. Beyannamelerin zamanında verilmesi de yapılandırmadan elde edilen kazanımların korunması bakımından önem taşır. Hangi koşulların hak kaybına neden olacağı yürürlükteki kanun metnine göre belirlenir.

Devam eden dava veya uzlaşma süreci bulunan dosyalarda vergi affı, bazı hâllerde bu süreçleri sonlandırabilir ya da tahsilat ihtilafını azaltabilir. Düzenleme, hangi borçların kapsama alındığına göre dava hakkını belirli koşullara bağlayabilir veya ödeme şartıyla sınırlayabilir. Bu sonuçlar her düzenlemenin kendi metnine bağlıdır.

Kanuni Temsilci Sorumluluğunun Şartları

Bir şirketin amme borcunun kanuni temsilciye yöneltilebilmesi için önce asıl borçlu şirket nezdinde borcun usulüne uygun biçimde tarh, tahakkuk ve tebliğ aşamalarından geçerek kesinleşmesi gerekir. Bunun yanı sıra amme alacağının asıl borçludan kısmen veya tamamen tahsil edilemeyeceğinin somut olarak ortaya konulması, başka bir deyişle 6183 sayılı Kanun'da öngörülen takip ve tahsil yollarının tüketilmesi şarttır.

Danıştay 4. Daire, E. 2018/2758, K. 2022/1067Kaynağı aç
Danıştay 4. Daire Başkanlığı         2018/2758 E.  ,  2022/1067 K. "İçtihat Metni" T.C. D A N I Ş T A Y DÖRDÜNCÜ DAİRE Esas No : 2018/2758 Karar No : 2022/1067 TEMYİZ EDEN (DAVALI) : … Vergi Dairesi Başkanlığı (…. Vergi Dairesi Müdürlüğü) VEKİLİ : Av. … KARŞI TARAF (DAVACI) : … VEKİLİ : Av. … İSTEMİN KONUSU : … Bölge İdare Mahkemesi … Vergi Dava Dairesinin … tarih ve E:…, K:… sayılı kararının temyizen incelenerek bozulması istenilmektedir. YARGILAMA SÜRECİ : Dava konusu istem: Davacı adına, … Makine Sanayi İnşaat ve Ticaret Limited Şirketi'nin ödenmeyen vergi borçlarının tahsili amacıyla kanuni temsilci sıfatıyla düzenlenen … tarih ve … ila … sayılı ödeme emirlerinin iptali istenilmiştir. İlk Derece Mahkemesi kararının özeti: … Vergi Mahkemesince verilen … tarih ve E:…, K:… sayılı kararda; ödeme emirlerinde, 213 sayılı Vergi Usul Kanunu'nun 10. ve 6183 sayılı Amme Alacaklarının Tahsil Usulü Hakkında Kanun'un mükerrer 35. maddelerinin birlikte dayanak olarak gösterildiği, her iki yasa kuralının, amme alacağının konusu ve niteliği ile sorumluluk esasları bakımından birbirinden farklı düzenlemeler içerdiği, kanuni temsilciler yönünden 213 sayılı Kanunun 10. maddesi, sadece vergi borçlarını kapsayan kusur sorumluluğu getirmişken, 6183 sayılı Kanunun mükerrer 35. maddesi, vergi dışındaki amme borçlarından ötürü kusursuz sorumluluk halini düzenlediği, buna göre, kanuni temsilcinin hangi maddeye göre takip edildiği bilinmeden, hangi amme alacağından ve ne şekilde sorumlu tutulduğunun da belirlenemeyeceği, hukuki güvenlik ve belirlilik ilkelerinin, hukuk kurallarının öngörülebilir olmasını, yasa kurallarının ile idari işlemlerin herhangi bir duraksamaya ve kuşkuya yer vermeyecek şekilde açık, net, anlaşılır ve uygulanabilir olmasını da kapsadığı, dava konusu işlemlerde bu yönüyle hukuka uyarlık bulunmadığı, öte yandan, ödeme emrine konu amme alacağının 2010-2015 yıllarına ilişkin olduğu, asıl borçlu şirketin 6652 sayılı Kanun kapsamında vergi borçlarının yapılandırılıp taksitlendirdiği, dolayısıyla, vergi borçlarının nitelik değiştirip yeni borç haline gelmesine rağmen şirket adına bu kapsamda ödenmemiş taksitlerden kalan borç tutarı üzerinden yeniden takip işlemi başlatılarak tüm takip yolları tüketilmeden davacı adına kanuni temsilci sıfatıyla ödeme emri düzenlenmesinde hukuka uygunluk bulunmadığı sonucuna ulaşılmıştır. Belirtilen gerekçelerle davanın kabulüne karar verilmiştir. Bölge İdare Mahkemesi kararının özeti: Bölge İdare Mahkemesince; asıl borçlu şirkete ait olup 6552 sayılı Kanun kapsamında yapılandırılan vergi borcunun nitelik değiştirip yeni bir borç haline geldiği, bu bakımdan asıl borçlu şirket hakkında yeniden takibin başlatılması gerektiği, yapılandırmanın iptalinden sonra şirket adına yeniden ödeme emri düzenlenmeden kanuni temsilci sıfatıyla düzenlenen dava konusu ödeme emrinde hukuka uyarlık bulunmadığı, 6552 sayılı Kanun kapsamında yapılandırılmayan ve asıl borçlu şirket hakkında 2014/Ocak ve Nisan dönemlerinde gerçekleştirilen mal varlığı araştırmaları sonrasında şirkete tebliğ edilen ödeme emirleri açısından ise, ödeme emirleri tebliği sonrasında şirket hakkında yeni bir mal varlığı araştırması yapılmaması nedeniyle alacağın şirketten tahsil imkanının bulunmadığı hususunun idare tarafından kanıtlanamadığı, dolayısıyla bu alacaklar açısından da kanuni temsilci sıfatıyla davacı hakkında takibata geçilmesinde hukuka uyarlık bulunmadığı sonucuna ulaşılmıştır. Belirtilen gerekçelerle istinaf başvurusunun reddine karar verilmiştir. TEMYİZ EDENİN İDDİALARI : Davalı idare tarafından, asıl borçlu şirketin ödenmeyen vergi borçlarının tahsili amacıyla dava konusu ödeme emirlerinin düzenlendiği, vergi borçlarının vadesinde ödenmemesi üzerine düzenlenen ödeme emirlerinin şirkete usulüne uygun tebliğ edildiği, yapılan mal varlığı araştırmasında hacze kabil herhangi bir mal varlığı unsuruna rastlanılmadığı, yapılandırmanın iptali üzerine takip işlemlerine kaldığı yerden devam edilmesinin mevzuat gereği olduğu, yapılan işlemlerin yasal ve yerinde olduğu belirtilerek temyiz isteminin kabulü ile Vergi Dava Dairesi kararının bozulması gerektiği ileri sürülmektedir. KARŞI TARAFIN SAVUNMASI : Cevap verilmemiştir. TETKİK HÂKİMİ : … DÜŞÜNCESİ : Temyiz isteminin reddi ile usul ve yasaya uygun olan Bölge İdare Mahkemesi kararının onanması gerektiği düşünülmektedir. TÜRK MİLLETİ ADINA Karar veren Danıştay Dördüncü Dairesince, Tetkik Hâkiminin açıklamaları dinlendikten ve dosyadaki belgeler incelendikten sonra gereği görüşüldü: İNCELEME VE GEREKÇE : Temyize konu Vergi Dava Dairesi kararının, dava konusu ödeme emirleri içeriği yapılandırılan amme alacaklarına ilişkin kısmında, 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanununun 49. maddesinde sayılan bozma nedenlerinden hiçbirisi bulunmadığından hukuka aykırılık görülmemiştir. Vergi Dava Dairesi kararının, dava konusu ödeme emirleri içeriğinde yer alan ve yapılandırma kapsamında bulunmayan amme alacaklarına ilişkin temyiz istemine gelince; 213 sayılı Vergi Usul Kanunu'nun 10. maddesinde; tüzel kişilerle küçüklerin ve kısıtlıların, vakıflar ve cemaatlar gibi tüzel kişiliği olmayan teşekküllerin mükellef veya vergi sorumlusu olmaları halinde bunlara düşen ödevlerin kanuni temsilcileri, tüzel kişiliği olmayan teşekkülleri idare edenler ve varsa bunların temsilcileri tarafından yerine getirileceği, yazılı olanlarca bu ödevlerin yerine getirilmemesi yüzünden mükelleflerin veya vergi sorumlularının varlığından tamamen veya kısmen alınamayan vergi ve buna bağlı alacakların kanuni ödevleri yerine getirmeyenlerin varlıklarından alınacağı, tüzel kişilerin tasfiye haline girmiş veya tasfiye edilmiş olmalarının kanuni temsilcilerin tasfiyeye giriş tarihinden önceki zamanlara ait sorumluluklarını kaldırmayacağı düzenlenmiştir. 6183 sayılı Amme Alacaklarının Tahsil Usulü Hakkında Kanun'un “Terimler” başlıklı 3. maddesinde, amme borçlusu veya borçlu teriminin, amme alacağını ödemek mecburiyetinde olan hakiki ve hükmi şahısları ve bunların kanuni temsilci veya mirasçılarını ve vergi mükelleflerini, vergi sorumlusunu, kefili ve yabancı şahıs ve kurumlar temsilcilerini ifade ettiği belirtilmiş, tahsil edilemeyeceği anlaşılan amme alacağı terimi ise, amme borçlusunun bu Kanun hükümlerine göre yapılan mal varlığı araştırması sonucunda haczi kabil herhangi bir mal varlığının bulunmaması, haczedilen mal varlığının satılarak paraya çevrilmesine rağmen satış bedelinin amme alacağını karşılamaması gibi nedenlerle tahsil edilemeyen amme alacakları şeklinde tanımlanmıştır. Bu çerçevede, 213 sayılı Kanun'un 10. maddesi hükmüne göre kanuni temsilci sıfatıyla ilgili kişilerin takip edilebilmesi için, asıl borçlu şirket nezdinde vergi borcunun usulüne uygun bir biçimde tarh, tahakkuk ve tebliğ safhalarından geçerek kesinleştirilmesi ve amme alacağının vergi borçlusundan kısmen veya tamamen tahsil imkanının bulunmadığının somut biçimde ortaya konulması, bir başka ifadeyle, asıl borçlu hakkında 6183 sayılı Kanun ile belirlenen takip ve tahsil yollarının tüketilmesi gerekmektedir. Dosyanın incelenmesinden; dava konusu ödeme emirleri içeriğinde yer alan ve yapılandırma kapsamında bulunmayan amme alacakları için asıl borçlu şirket adına düzenlenen ödeme emirlerinin usulüne uygun tebliğ edildiği, asıl borçlu şirket nezdinde 02/04/2014 tarihinde yapılan mal varlığı araştırması sonucunda amme alacaklarının şirketten tahsil edilemeyeceğinin anlaşılması üzerine davacı adına kanuni temsilci sıfatıyla ödeme emri düzenlendiği, amme alacaklarının ait olduğu dönemlerde davacının kanuni temsilcilik sıfatını haiz olduğu, öte yandan davacı tarafından söz konusu amme alacaklarının asıl borçlu şirketten tahsil edilebileceğine, diğer bir ifadeyle şirketin vergi borçlarını karşılayacak yeterli mal varlığının bulunduğuna dair somut bir itiraz ileri sürülmediği anlaşılmaktadır. Bu itibarla, dava konusu ödeme emirleri içeriğinde yer alan amme alacaklarının toplam değeri dikkate alındığında, asıl borçlu şirketten tahsil edilemeyeceği açık olan amme alacaklarının tahsili amacıyla davacı adına ödeme emri düzenlenmesinde hukuka aykırılık bulunmadığı sonucuna ulaşılmakla, Vergi Dava Dairesi kararının belirtilen kısmında isabet görülmemiştir. KARAR SONUCU : Açıklanan nedenlerle; 1. Temyiz isteminin kısmen kabul, kısmen reddine, 2. … Bölge İdare Mahkemesi … Vergi Dava Dairesinin … tarih ve E:…, K:… sayılı kararının, dava konusu ödeme emirleri içeriği yapılandırılan amme alacakları yönünden davanın kabulüne ilişkin kısmının Üye Mehmet …'ün karşı oyu ve oyçokluğuyla ONANMASINA, 3. Anılan Vergi Dava Dairesi kararının dava konusu ödeme emirleri içeriğinde yer alan ve yapılandırma kapsamında bulunmayan amme alacakları yönünden davanın kabulüne ilişkin kısmının ise Üyeler … ve …'in karşı oyu ve oyçokluğuyla BOZULMASINA, 4. Bozulan kısım hakkında yeniden bir karar verilmek üzere dosyanın Vergi Dava Dairesine gönderilmesine, 23/02/2022 tarihinde oyçokluğuyla karar verildi. (X) KARŞI OY : Temyiz dilekçesinde öne sürülen hususlar, temyize konu Vergi Dava Dairesi kararının bozulmasını sağlayacak nitelikte bulunmadığından temyiz isteminin reddi gerektiği görüşüyle Dairemiz kararına bozulan kısım yönünden katılmıyoruz. (XX) KARŞI OY : Yeniden yapılandırma yasaları olarak da nitelendirilen kimi özel yasalar kapsamında yükümlülere, vergi borcunun, miktarı ve vadesi değiştirilip yeni bir ödeme planına bağlanarak, ödenmesi konusunda kimi koşullarla kolaylıklar sağlanmaktadır. Yeniden yapılandırılan borcun ödenmemesi halinde, diğer bir deyişle yapılandırmaya ilişkin yükümlülüklerin yerine getirilmemesi nedeniyle hakkın kaybedilmesi ve bunun sonucunda yapılandırmanın iptali durumunda tahsil işlemlerine kalındığı yerden devam edilmesi yasa gereğidir. Amme alacağının özel yasalara göre ödenmek üzere başvuruda bulunulması ve/veya ödeme planına bağlanması, zamanaşımına olan etkisi dışında, asıl borçluya ait amme borcunun ödenmemesi halinde kanuni temsilcinin/ortağın sorumluluğunu düzenleyen kurallar gereğince, borcun takibinde gelinen aşamayı değiştirmeyeceği gibi matematiksel bir işlem mahiyetinde olduğu, kaldı ki borcun kısmen ödenmesi durumunda bile ortak veya temsilcinin bir hak kaybının olmadığı, bu husus dikkate alınarak idarece işlem tesis edileceği tabiidir. Açıklanan nedenlerle, yapılandırılan amme alacakları yönünden uyuşmazlığın esasının diğer kısımlar bakımından incelenmesi suretiyle karar verilmek üzere davalı idarenin temyiz isteminin kabulü ile Vergi Dava Dairesi kararının söz konusu kısmının yukarıda belirtilen gerekçe doğrultusunda bozulması gerektiği görüşüyle Daire kararına kısmen katılmıyorum.

6183 sayılı Amme Alacaklarının Tahsil Usulü Hakkında Kanun'un 3. maddesi, 'tahsil edilemeyen amme alacağı' kavramını tanımlamaktadır. Bu tanıma göre söz konusu kavram; kanun hükümlerine göre yürütülen mal varlığı araştırması sonucunda hacze kabil herhangi bir mal varlığının bulunmaması ya da haczedilen mal varlığının satış bedelinin alacağı karşılayamaması gibi nedenlerle tahsil edilemeyen alacakları kapsamaktadır.

6183 sayılı AMME ALACAKLARININ TAHSİL USULÜ HAKKINDA KANUN m. 3Kaynağı aç
Madde 3 – Bu kanundaki amme alacağı terimi: 1 inci ve 2 nci maddeler şümulüne giren alacakları, Amme borçlusu veya borçlu terimi: Amme alacağını ödemek mecburiyetinde olan hakiki ve hükmi şahısları ve bunların kanuni temsilci veya mirasçılarını ve vergi mükelleflerini, vergi sorumlusunu, kefili ve yabancı şahıs ve kurumlar temsilcilerini, Alacaklı amme idaresi terimi: Devleti, vilayet hususi idarelerini ve belediyeleri, Tahsil dairesi terimi: Alacaklı amme idaresinin bu kanunu tatbik etmekle vazifeli dairesini, servisini, memur veya memurlarını, Yalnızca mal olarak geçen terim: Menkul, gayrimenkul "gemiler dahil" mallarla, her çeşit hak ve alacakları, Para cezaları terimi: Adli ve idari para cezalarını,[1] (Ek: 4/6/2008-5766/1 md.) Tahsil edilemeyen amme alacağı terimi: Amme borçlusunun bu Kanun hükümlerine göre yapılan mal varlığı araştırması sonucunda haczi kabil herhangi bir mal varlığının bulunmaması, haczedilen mal varlığının satılarak paraya çevrilmesine rağmen satış bedelinin amme alacağını karşılamaması gibi nedenlerle tahsil edilemeyen amme alacaklarını, (Ek: 4/6/2008-5766/1 md.) Tahsil edilemeyeceği anlaşılan amme alacağı terimi: Amme borçlusunun haczedilen mal varlığına bu Kanun hükümlerine göre biçilen değerlerin amme alacağını karşılayamayacağının veya hakkında iflas kararı verilen amme borçlusundan aranılan amme alacağının iflas masasından tahsil edilemeyeceğinin anlaşılması gibi nedenlerle tahsil dairelerince yürütülen takip muamelelerinin herhangi bir aşamasında amme borçlusundan tahsil edilemeyeceği ortaya çıkan amme alacaklarını, Takibat giderleri terimi: Cebri icradan mütevellit muameleler sırasında yapılan zor kullanma, ilan, haciz, nakil ve muhafaza giderleri gibi her türlü giderleri, ifade eder. Salahiyetliler ve mesuliyetleri:

Kanuni temsilcinin sorumluluğu, ancak borcun ait olduğu dönemde o kişinin kanuni temsilcilik sıfatını taşıması hâlinde doğar. Danıştay 4. Daire'nin E. 2019/1985, K. 2022/1068 sayılı kararında Bölge İdare Mahkemesi, ilgili kişinin temsilcilik dönemiyle örtüşmeyen borçlar nedeniyle düzenlenen ödeme emrini hukuka aykırı bulmuştur; Danıştay bu kısımdaki kararı onamıştır.

Danıştay 4. Daire, E. 2019/1985, K. 2022/1068Kaynağı aç
Danıştay 4. Daire Başkanlığı         2019/1985 E.  ,  2022/1068 K. "İçtihat Metni" T.C. D A N I Ş T A Y DÖRDÜNCÜ DAİRE Esas No : 2019/1985 Karar No : 2022/1068 TEMYİZ EDEN (DAVALI) : … Vergi Dairesi Başkanlığı (… Vergi Dairesi Müdürlüğü) VEKİLİ : Av. … KARŞI TARAF (DAVACI) : … VEKİLİ : Av. … İSTEMİN KONUSU : … Bölge İdare Mahkemesi … Vergi Dava Dairesinin … tarih ve E:…, K:… sayılı kararının temyizen incelenerek bozulması istenilmektedir. YARGILAMA SÜRECİ : Dava konusu istem: Davacı adına, … Süs Bitkileri Sanayi ve Ticaret Limited Şirketi'nin ödenmeyen vergi borçlarının tahsili amacıyla kanuni temsilci sıfatıyla düzenlenen … tarih ve …,…,… sayılı ödeme emirlerinin yargı harçları dışında kalan kısımlarının iptali istenilmiştir. İlk Derece Mahkemesi kararının özeti: … Vergi Mahkemesince verilen … tarih ve E:…, K:… sayılı kararda; davacının sahte fatura kullanımı ile bir ilgisinin olmadığı, söz konusu fiili işlemediği, tarhiyatlara dayanak olan maddi olgunun davacı tarafından gerçekleştirilmediği, hatta davacının şirket yönetimi ile bir ilgisinin bulunmadığı, sadece peyzaj mimarı olarak şantiye şefliği yaptığı hususlarının kesinleşmiş bir yargı kararı ile tespit edildiği, olayın gerçek mahiyeti dikkate alındığında, dava konusu amme alacaklarının dayanağı sahte fatura kullanma eylemlerinde davacının bir kusurunun bulunmadığı anlaşıldığından söz konusu amme alacaklarının tahsili amacıyla kanuni temsilci sıfatıyla düzenlenen dava konusu ödeme emirlerinin belirtilen kısımlarında hukuka uygunluk bulunmadığı sonucuna ulaşılmıştır. Belirtilen gerekçelerle davanın kabulüne karar verilmiştir. Bölge İdare Mahkemesi kararının özeti: Bölge İdare Mahkemesince; 213 sayılı Vergi Usul Kanunu'nun 10. maddesine göre kanuni temsilcilerin sorumluluğunun, vergiye ilişkin kanuni ödevlerin yerine getirilmesine yönelik olup adli yargı yerince verilen beraat kararı dayanak alınarak vergisel sorumluluk hakkında karar verilemeyeceği, bu bakımdan, davacının kanuni temsilcilik dönemi, ödeme emirleri ile tahsil edilmek istenen alacakların vergilendirme, beyan ve vade tarihlerinde vergi ödevlerini yerine getirmede kusurlu olup olmadığı, alacağın asıl borçlu şirketten usulüne uygun olarak takip edilip edilmediği gibi kanuni temsilcilerin sorumluluğuna gidilebilmesi için aranılan koşullar yönünden gerekli inceleme ve değerlendirme yapıldıktan sonra davanın karara bağlanması gerektiği, dava konusu 1 sayılı ödeme emri yönünden; davacı adına düzenlenen ödeme emri içeriği vergi borcunun nitelik değiştirerek, asıl borçlu şirketin 6552 sayılı Kanun kapsamında taksitlendirilip ödenmeyen borcuna dönüştüğü anlaşıldığından, şirket adına tekrar ödeme emri tanzim ve tebliği sonrasında tahsil olanaksızlığının ortaya konulması şartıyla yapılandırma tarihleri esas alınarak temsilci adına takibe geçilmesi gerekirken davacı adına doğrudan ödeme emri düzenlenmesinde hukuka uyarlık bulunmadığı, 4 sayılı ödeme emri yönünden; içeriği vergi borçlarının 2004/3 dönemi katma değer vergisi ve ferilerinden oluştuğu, vadelerinin de 06/06/2017 tarihine rastladığı, davacının 04/06/2004 – 13/03/2006 tarihleri arasında kanuni temsilci vasfına sahip bulunması karşısında anılan borçlardan sorumlu tutulamayacağından söz konusu ödeme emrinde hukuka uyarlık bulunmadığı, 3 sayılı ödeme emri yönünden; içerik borçların 2005/6 ila 12 dönemleri ve 2006/1,2 dönemleri katma değer vergisi ve ferilerinden oluştuğu, davacının kanuni temsilcilik dönemine ilişkin bulunduğu, ancak borçların tahsili için şirket adına düzenlenen 2016/147 sayılı ödeme emrinin, 18/05/2016 tarihinde şirkete tebliğ edildiği, mal varlığı araştırmalarının anılan tarihten sonra yapılması gerekirken şirketin sahip olduğu 4 araca ilişkin haciz bildirilerinin söz konusu tarihten önce 08/04/2016 tarihinde düzenlendiği, 2016/86 sayılı ödeme emrinin ise 03/10/2017 tarihinde şirkete tebliğ edildiği, ancak bu tarihten sonra mal varlığı araştırmasının yapılmadığı, dolayısıyla amme alacağının şirketten tahsil edilemeyeceği ortaya konulmadan davacı adına düzenlenen söz konusu ödeme emrinde de hukuka uyarlık bulunmadığı sonucuna ulaşılmıştır. Belirtilen gerekçelerle istinaf başvurusunun reddine karar verilmiştir. TEMYİZ EDENİN İDDİALARI: Davalı idare tarafından, asıl borçlu şirketin ödenmeyen vergi borçlarının tahsili amacıyla dava konusu ödeme emirlerinin düzenlendiği, vergi borçlarının vadesinde ödenmemesi üzerine düzenlenen ödeme emirlerinin şirkete usulüne uygun tebliğ edildiği belirtilerek temyiz isteminin kabulü gerektiği ileri sürülmektedir. KARŞI TARAFIN SAVUNMASI : Davacı tarafından, ödeme emrinin tebliğinden önce tarafına borçların tarh ve tahakkuku ile ilgili herhangi bir tebligatın yapılmadığı, 213 sayılı Vergi Usul Kanunu'nun 10. maddesinde, kanuni temsilciler ile ilgili olarak kusur sorumluluğunun getirildiği, tarhiyata konu eylemler nedeniyle açılan ceza davasından beraat edildiği, yapılandırma başvurusunun şirket hissedarları tarafından yapıldığı, bu dönemde şirketle herhangi bir ilgisinin bulunmadığı belirtilerek temyiz isteminin reddi gerektiği savunulmuştur. TETKİK HÂKİMİ : … DÜŞÜNCESİ : İstemin reddi gerektiği düşünülmektedir. TÜRK MİLLETİ ADINA Karar veren Danıştay Dördüncü Dairesince, Tetkik Hâkiminin açıklamaları dinlendikten ve dosyadaki belgeler incelendikten sonra gereği görüşüldü: İNCELEME VE GEREKÇE : Temyize konu Vergi Dava Dairesi kararının, … tarih ve …,… sayılı ödeme emirleri yönünden davanın kabulüne ilişkin kısmında, 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanununun 49. maddesinde sayılan bozma nedenlerinden hiçbirisi bulunmadığından hukuka aykırılık görülmemiştir. Temyize konu kararın … tarih ve … sayılı ödeme emri içeriği yargı harçları dışındaki amme alacaklarına ilişkin kısmına gelince; 213 sayılı Vergi Usul Kanunu'nun 10. maddesinde; tüzel kişilerle küçüklerin ve kısıtlıların, vakıflar ve cemaatlar gibi tüzel kişiliği olmayan teşekküllerin mükellef veya vergi sorumlusu olmaları halinde bunlara düşen ödevlerin kanuni temsilcileri, tüzel kişiliği olmayan teşekkülleri idare edenler ve varsa bunların temsilcileri tarafından yerine getirileceği, yazılı olanlarca bu ödevlerin yerine getirilmemesi yüzünden mükelleflerin veya vergi sorumlularının varlığından tamamen veya kısmen alınamayan vergi ve buna bağlı alacakların kanuni ödevleri yerine getirmeyenlerin varlıklarından alınacağı, tüzel kişilerin tasfiye haline girmiş veya tasfiye edilmiş olmalarının kanuni temsilcilerin tasfiyeye giriş tarihinden önceki zamanlara ait sorumluluklarını kaldırmayacağı düzenlenmiştir. 6183 sayılı Amme Alacaklarının Tahsil Usulü Hakkında Kanun'un “Terimler” başlıklı 3. maddesinde, amme borçlusu veya borçlu teriminin, amme alacağını ödemek mecburiyetinde olan hakiki ve hükmi şahısları ve bunların kanuni temsilci veya mirasçılarını ve vergi mükelleflerini, vergi sorumlusunu, kefili ve yabancı şahıs ve kurumlar temsilcilerini ifade ettiği belirtilmiş, tahsil edilemeyeceği anlaşılan amme alacağı terimi ise, amme borçlusunun bu Kanun hükümlerine göre yapılan mal varlığı araştırması sonucunda haczi kabil herhangi bir mal varlığının bulunmaması, haczedilen mal varlığının satılarak paraya çevrilmesine rağmen satış bedelinin amme alacağını karşılamaması gibi nedenlerle tahsil edilemeyen amme alacakları şeklinde tanımlanmıştır. Bu çerçevede, 213 sayılı Kanun'un 10. maddesi hükmüne göre kanuni temsilci sıfatıyla ilgili kişilerin takip edilebilmesi için, asıl borçlu şirket nezdinde vergi borcunun usulüne uygun bir biçimde tarh, tahakkuk ve tebliğ safhalarından geçerek kesinleştirilmesi ve amme alacağının vergi borçlusundan kısmen veya tamamen tahsil imkanının bulunmadığının somut biçimde ortaya konulması, bir başka ifadeyle, asıl borçlu hakkında 6183 sayılı Kanun ile belirlenen takip ve tahsil yollarının tüketilmesi gerekmektedir. Dosyanın incelenmesinden; dava konusu … sayılı ödeme emri içeriği amme alacakları için asıl borçlu şirket adına düzenlenen ödeme emirlerinin usulüne uygun tebliğ edildiği, asıl borçlu şirket hakkında yapılan mal varlığı araştırması sonucunda amme alacaklarının şirketten tahsil edilemeyeceğinin anlaşılması üzerine davacı adına kanuni temsilci sıfatıyla ödeme emri düzenlendiği, amme alacaklarının ait olduğu dönemlerde davacının kanuni temsilcilik sıfatını haiz olduğu, öte yandan davacı tarafından söz konusu amme alacaklarının asıl borçlu şirketten tahsil edilebileceğine, diğer bir ifadeyle şirketin vergi borçlarını karşılayacak yeterli mal varlığının bulunduğuna dair somut bir itiraz ileri sürülmediği anlaşılmaktadır. Bu itibarla, dava konusu … sayılı ödeme emri içeriği amme alacaklarının yargı harçları haricindeki kısmının 4.287.069,18 TL olduğu dikkate alındığında, asıl borçlu şirketten tahsil edilemeyeceği açık olan amme alacaklarının tahsili amacıyla davacı adına ödeme emri düzenlenmesinde hukuka aykırılık bulunmadığından Vergi Dava Dairesi kararının belirtilen kısmında hukuki isabet görülmemiştir. KARAR SONUCU : Açıklanan nedenlerle; 1. Temyiz isteminin kısmen kabul, kısmen reddine, 2. … Bölge İdare Mahkemesi … Vergi Dava Dairesinin … tarih ve E:…, K:… sayılı kararının, dava konusu … sayılı ödeme emri yönünden davanın kabulüne ilişkin kısmının oybirliğiyle, … sayılı ödeme emri yönünden davanın kabulüne dair kısmının Üye …'ün karşı oyu ve oyçokluğuyla ONANMASINA, 3. Anılan Vergi Dava Dairesi kararının dava konusu … sayılı ödeme emri yönünden davanın kabulüne ilişkin kısmının ise Üyeler … ve …'in karşı oyu ve oyçokluğuyla BOZULMASINA, 4. Bozulan kısım hakkında yeniden bir karar verilmek üzere dosyanın Vergi Dava Dairesine gönderilmesine, 23/02/2022 tarihinde oyçokluğuyla karar verildi. (X) KARŞI OY : Temyiz dilekçesinde öne sürülen hususlar, temyize konu Vergi Dava Dairesi kararının bozulmasını sağlayacak nitelikte bulunmadığından temyiz isteminin reddi gerektiği görüşüyle Dairemiz kararına bozulan kısım yönünden katılmıyoruz. (XX) KARŞI OY : Yeniden yapılandırma yasaları olarak da nitelendirilen kimi özel yasalar kapsamında yükümlülere, vergi borcunun, miktarı ve vadesi değiştirilip yeni bir ödeme planına bağlanarak, ödenmesi konusunda kimi koşullarla kolaylıklar sağlanmaktadır. Yeniden yapılandırılan borcun ödenmemesi halinde, diğer bir deyişle yapılandırmaya ilişkin yükümlülüklerin yerine getirilmemesi nedeniyle hakkın kaybedilmesi ve bunun sonucunda yapılandırmanın iptali durumunda tahsil işlemlerine kalındığı yerden devam edilmesi yasa gereğidir. Amme alacağının özel yasalara göre ödenmek üzere başvuruda bulunulması ve/veya ödeme planına bağlanması, zamanaşımına olan etkisi dışında, asıl borçluya ait amme borcunun ödenmemesi halinde kanuni temsilcinin/ortağın sorumluluğunu düzenleyen kurallar gereğince, borcun takibinde gelinen aşamayı değiştirmeyeceği gibi matematiksel bir işlem mahiyetinde olduğu, kaldı ki borcun kısmen ödenmesi durumunda bile ortak veya temsilcinin bir hak kaybının olmadığı, bu husus dikkate alınarak idarece işlem tesis edileceği tabiidir. Açıklanan nedenlerle, yapılandırılan amme alacakları yönünden uyuşmazlığın esasının diğer kısımlar bakımından incelenmesi suretiyle karar verilmek üzere davalı idarenin temyiz isteminin kabulü ile Vergi Dava Dairesi kararının dava konusu 2018/1 sayılı ödeme emrine ilişkin kısmının yukarıda belirtilen gerekçe doğrultusunda bozulması gerektiği görüşüyle Daire kararına kısmen katılmıyorum.

Yapılandırılan Borçlarda Kanuni Temsilciye Ödeme Emri

Danıştay 4. Daire'nin E. 2019/1985, K. 2022/1068 sayılı kararında Bölge İdare Mahkemesi, bir yapılandırma kanunu kapsamında taksitlendirilen ancak ödenmeyen borcun nitelik değiştirerek yeni bir borç hâline geldiğini değerlendirmiş; yapılandırılan alacaklar yönünden kanuni temsilci adına doğrudan ödeme emri düzenlenemeyeceğine, önce asıl borçlu şirket adına yeniden ödeme emri tanzim ve tebliğ edilmesi, ardından tahsil olanaksızlığının ortaya konulması ve yapılandırma tarihleri esas alınarak temsilciye yönelik takibe geçilmesi gerektiğine hükmetmiştir. Danıştay bu kısımdaki kararı onamıştır; karşı oy ise yapılandırmanın iptali hâlinde tahsil işlemlerine kalındığı yerden devam edilmesi gerektiğini savunmuştur.

Aynı tarihli Danıştay 4. Daire kararında (E. 2018/2758, K. 2022/1067) ise yapılandırma kapsamı dışında kalan amme alacakları yönünden farklı bir sonuca ulaşılmıştır: asıl borçlu şirket hakkında mal varlığı araştırması yapılmış ve hacze kabil mal varlığına rastlanılmamış olması koşuluyla kanuni temsilci adına ödeme emri düzenlenmesi hukuka uygun bulunmuş ve bu kısım oyçokluğuyla bozulmuştur. Bozma sonucunda dosya yeniden incelenmek üzere ilgili dairesine gönderilmiştir.

Vergi Usul Kanunu'nun 10. maddesi, kanuni temsilciler yönünden yalnızca vergi borçlarını kapsayan kusur sorumluluğunu düzenlemektedir. 6183 sayılı Kanun'un mükerrer 35. maddesi ise vergi dışındaki amme borçlarından farklı bir sorumluluk hâlini düzenlemektedir. Bu iki maddenin aynı ödeme emrinde birlikte dayanak gösterilmesi durumunda kanuni temsilcinin hangi maddeye göre hangi alacaktan sorumlu tutulduğunun belirlenebilir olması, hukuki güvenlik ve belirlilik ilkeleri bakımından önem taşır. Bu değerlendirme yargılama sürecinde ilk derece mahkemesi gerekçesinde yer almakta olup Danıştay çoğunluğu bunu ayrıca inceleme konusu yapmamıştır.

Sık Sorulan Sorular

Vergi affı çıkınca sicil kaydı da silinir mi?

Sicil affı, finansal kayıtlar ve bankacılık ilişkileri bakımından vergi affından bağımsız bir hukuki düzenleme gerektirmektedir. Bir vergi yapılandırması yürürlüğe girse bile sicil kayıtlarının etkilenmesi için o konuya özgü ayrı bir yasal hükmün bulunması gerektiği belirtilmektedir.

Matrah artırımı vergi affının yerine geçer mi?

Geçmez. Matrah artırımı geçmiş yıllara ait vergisel riskleri azaltmaya yönelik bir uyum aracıdır; vergi affı ise mevcut borç ve cezalarda kolaylık sağlamayı amaçlar. Bu iki düzenleme birbirinin alternatifi değildir; koşulları, kapsamı ve hukuki sonuçları farklıdır.

Yapılandırma taksiti aksatılırsa ne olur?

Taksitlerin aksatılması hak kaybına yol açabilir. Kaç taksitin ödenmemesinin hak kaybını doğuracağı ve bu durumda tahsilatın nasıl sürdürüleceği yürürlükteki kanun metnine göre belirlenir.

Şirket borcu yapılandırılmışsa kanuni temsilciye doğrudan ödeme emri gönderilebilir mi?

Yapılandırma kapsamında taksitlendirilen ancak ödenmeyen borçlar için Danıştay 4. Daire'nin E. 2019/1985, K. 2022/1068 sayılı kararında onanan Bölge İdare Mahkemesi gerekçesi, önce asıl borçlu şirket adına yeniden ödeme emri düzenlenmesini ve tebliğini, ardından tahsil olanaksızlığının somut biçimde ortaya konulmasını aramaktadır. Bu adımlar tamamlanmadan kanuni temsilciye doğrudan ödeme emri gönderilmesi hukuka aykırı bulunmuştur. Yapılandırma kapsamı dışındaki alacaklar ise bu değerlendirmeden farklı bir sonuca tabi olabilir.

Kanuni temsilci, temsilcilik döneminden önceki vergi borçlarından sorumlu tutulabilir mi?

Kanuni temsilcinin sorumluluğu, borcun ait olduğu dönemde o kişinin bu sıfatı taşıması hâlinde doğar. Danıştay 4. Daire'nin E. 2019/1985, K. 2022/1068 sayılı kararında Bölge İdare Mahkemesi temsilcilik dönemiyle örtüşmeyen borçlar nedeniyle düzenlenen ödeme emrini hukuka aykırı bulmuş; Danıştay bu kısımdaki kararı onamıştır.

Hukuki uyarı: Bu içerik genel bilgilendirme amacı taşır; somut olay değerlendirmesi için avukata başvurulmalıdır.

Hazırlayan: Av. Erdal Ersoy

Avukat Erdal Ersoyİletişim ve randevu