Teknik Ürünlerde Telif ve Tasarım Koruması: AB ve Türk Hukuku

by Avukat Erdal Ersoy
Teknik Ürünlerde Telif ve Tasarım Koruması: AB ve Türk Hukuku

Teknik Ürünler Telif Korumasından Yararlanabilir mi?

Bir ürünün tasarımı kısmen teknik gerekliliklerden etkilenmiş olsa da bu durum, ürünü telif korumasının dışına çıkarmaz. AB Adalet Divanı, C-833/18 sayılı kararında görünüm özellikleri tamamen teknik fonksiyondan kaynaklanmayan ürünlerin, orijinallik kriterini ve nesnel algılanabilirlik şartını sağlaması halinde AB Telif Direktifi kapsamında korumadan yararlanabileceğini ortaya koymuştur. Divan, söz konusu davada orijinallik kriterinin somut olayda gerçekten karşılanıp karşılanmadığına ilişkin ayrıntılı belirlemeyi ulusal mahkemeye bırakmış; eser niteliğini kesin olarak saptamamıştır.

AB Hukukunda Orijinallik Kriteri ve Teknik Fonksiyon Sınırı

AB Adalet Divanı C-833/18 kararında kritik bir ayrım ortaya koymuştur: Görünüm özellikleri münhasıran teknik fonksiyondan kaynaklanan ürünler orijinallik kriterini karşılayamaz; zira bu durumda bir fikrin ifade edilebiliş şekli o denli daralır ki fikir ile ifade edilebiliş şekli birleşir ve bağımsız bir yaratıcı tercihten söz etmek mümkün olmaz. Buna karşın meydana getiriliş süreci teknik hususlar tarafından şekillendirilmiş olsa bile, eser sahibi bu süreçte serbest ve yaratıcı tercihlerini dışa vurabilmişse ve hususiyetini ürüne yansıtabilmişse orijinallik kriteri karşılanmış sayılır ve koruma mümkündür.

C-833/18 kararında aynı teknik sonuca ulaşmayı sağlayan alternatif tasarımların varlığının, görünüm özelliğinin teknik fonksiyondan kaynaklanıp kaynaklanmadığının tespitinde tek başına belirleyici bir ölçüt olmadığı belirtilmiştir; bu husus ancak tercih özgürlüğü bakımından dikkate alınabilir. Aynı kararda telif koruması değerlendirmesinde mütecaviz eylemde bulunan tarafın niyetinin ilgisiz olduğu, değerlendirmenin odağının yalnızca ürünün orijinalliği olduğu vurgulanmıştır.

Türk Hukukunda Eser Sayılmanın Koşulları

5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu (FSEK) kapsamında bir üründen eser olarak söz edilebilmesi için gerçek kişi tarafından yaratılmış, fikri ve estetik muhtevaya sahip, kişilerce algılanabilen ve Kanun'da belirtilen kategorilerden birine dahil olan bir fikri ürünün bulunması; ayrıca bu ürünün sahibinin hususiyetini taşıması gerekmektedir. FSEK m. 1B/1-a ve m. 2-5'te düzenlenen eser kategorileri bu çerçeveyi belirlemektedir. Hususiyet; ürünün herkes tarafından meydana getirilememesini, orijinal olmayı, sıradan olmamayı ve bir ölçüde yaratıcılığı kapsamaktadır. Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, E. 2020/1245, K. 2021/469 sayılı kararında bu tanımı benimseyerek uygulamış; ancak aynı kararın çoğunluk gerekçesi ile karşı oyu arasında hususiyet kriterinin somut olaya uygulanması bakımından görüş ayrılığı bulunmaktadır.

Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, E. 2020/1245, K. 2021/469Kaynağı aç
11. Hukuk Dairesi         2020/1245 E.  ,  2021/469 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ :ASLİYE HUKUK MAHKEMESİ Taraflar arasında görülen davada Kocaeli 3. Asliye Hukuk Mahkemesi’nce verilen 25.03.2014 tarih ve 2011/352-2014/145 sayılı kararın Yargıtayca incelenmesi taraf vekilleri tarafından istenildiği ve temyiz dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşılmış olmakla, dava dosyası için Tetkik Hakimi … tarafından düzenlenen rapor dinlendikten ve yine dosya içerisindeki dilekçe, layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup, incelendikten sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü: Davacı vekili, müvekkilinin davalılardan Kocaeli Gazetecilik ve Yayın A.Ş.'nde foto muhabiri olarak çalıştığını ve 22/05/2011 tarihinde bir parti tarafından tertip edilen seçim mitingini takip etmek üzere Kocaeli'nin Gebze ilçesine gittiğini ve miting alanı dışında sokaktaki vatandaşın yaşamına dair kareler yakalamak isteyen müvekkilinin seçim afişlerinin altındaki çöpleri karıştıp toplayan vatandaşların bulunduğu bir fotoğraf çektiğini ve davalı gazeteye gönderdiğini, davalı gazetenin de 23/05/2011 günlü nüshasında tam sayfa olarak "İşte Başbakan'ın KALKINMIŞ Türkiye'si" manşeti ile fotoğrafı yayınladığını, haberde fotoğrafın müvekkili tarafından çekildiğinin belirtildiğini, bilahare bu fotoğrafın diğer davalı … tarafından davalı gazeteden satın alındığını, ancak bu alım satım ilişkisinde müvekkilinden izin alınmadığını, bilahare bu fotoğrafın anılan davalı partinin 28/05/2011 tarihindeki İzmit mitingini duyuran broşürlerinde kullanıldığını, söz konusu fotoğrafın FSEK 4. maddesinde belirtilen eser niteliğinde olduğunu, bu fotoğrafın kopyalanması, çoğaltılması ve yayınlanması haklarının münhasıran müvekkiline ait olduğunu, davalıların söz konusu fotoğrafı hiç bir izin almadan ve bedel ödemeden kullandıklarını, gelir ve fayda elde ettiklerini, ayrıca fotoğrafın bir siyasi partinin duyuru broşüründe, fotoğrafçının izni olmaksızın ve ismi belirtilmeden yayımlanması ile fotoğrafın görsel bütünlüğünün bozacak şekilde ortasına ve sol üst kısmına yazı bantları atılarak parti propagandası yapılması nedeniyle FSEK 71. madde gereğince manevi tazminata da hükmetmek gerektiğini ileri sürerek, 75.000,00 TL maddi, 25.000,00 TL manevi tazminatın, 28/05/2011 tarihinden itibaren işleyecek reeskont faizi ile birlikte davalılardan müştereken ve müteselsilen tahsiline karar verilmesini talep ve dava etmiştir. Davalı vekili, müvekkili partinin 2820 sayılı Siyasi Partiler Kanunu 71. maddesi ve … Tüzüğü'nün 111. maddesi gereğince davalı sıfatına (pasif husumet) sahip olmadığından öncelikle husumet yokluğundan davanın reddi gerektiğini, davanın esası yönünden ise davacı ile müvekkili parti arasında borç ilişkisi doğuran herhangi bir hukuki ilişki bulunmadığını savunarak davanın reddine karar verilmesini istemiştir. Davalı şirket vekili, davacının 27.09.2010 tarihli sözleşme gereğince müvekkili şirkette 5393 sayılı yasaya tabi olarak fikir işçisi olarak çalıştığını, sözleşme gereğince dava konusu resminde sözleşme gereği müvekkili şirkete ait olduğunu savunarak davanın reddine karar verilmesini istemiştir. Mahkemece, iddia, savunma, bilirkişi raporu ve tüm dosya kapsamına göre, davacı ile davalı gazete şirketi arasında düzenlenen sözleşmede, resim, röportaj, haber gibi eser niteliğindeki ürünlerin üçüncü kişilere satılıp satılmayacağı konusunda açıkça bir hükmün mevcut olmadığı, bu tür eserlerin kendileri tarafından yayın organlarında yayınlanmasının amaçlandığının kabulü gerektiği ancak broşür halinde çoğaltılıp davalı partinin seçim propagandası olarak kullanılması, üzerine yazı bantlarının yazılmış olması, adının kullanılmaması Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu'nun ilgili maddelerini ihlal ettiği gerekçesiyle davanın kısmen kabulü ile 6.000,00 TL maddi ve 2.000,00 TL manevi tazminat takdirine, olay tarihi olan 28/05/2011 tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalılardan müştereken ve müteselsilen tahsili ile davacıya ödenmesine, fazlaya ilişkin istemlerin reddine karar verilmiştir. Kararı, taraf vekilleri temyiz etmişlerdir. Dava, davacıya ait fotoğrafın izin alınmaksızın kullanımı nedeniyle uğranılan maddi ve manevi tazminat talebine ilişkin olup, dava dilekçesinde fotoğrafın FSEK kapsamında eser niteliğinde olduğu gibi, izinsiz kullanılmasının aynı zamanda FSEK m. 84 uyarınca haksız rekabet hükümlerine dayalı talep hakkı da vereceği belirtilip maddi ve manevi tazminat talep edilmiştir. Mahkemece ise, davacıya ait fotoğrafın FSEK kapsamında eser olduğu, davacının maddi ve manevi haklarının ihlal edildiği gerekçesiyle davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir. 1.FSEK’in 1B/1-a hükmü ile eserin tanımı, 2 ilâ 5 inci maddeleri ile de eser kategorileri düzenlenmiştir. Bu hükümlere göre, FSEK kapsamında bir eserden söz edilebilmesi için öncelikle gerçek kişi tarafından yaratılan, fikri/estetik muhtevaya sahip, kişilerce algılanabilen, Kanunda belirtilen kategorilerden birine dahil olan bir fikri ürün bulunmalı ve söz konusu ürünün sahibinin hususiyetini taşıması gerekmektedir. Başka bir ifade ile FSEK’e göre eser, sahibinin hususiyetini taşıyan, ilim ve edebiyat, musiki, güzel sanatlar ve sinema eserleri türlerinden biri içine giren ve fikri çabayı içeren her nevi fikir ve sanat ürünüdür. Bir fikri ve sanat ürününün FSEK kapsamında korunabilmesi için ürünün eser mahiyetinde olması gerekmektedir. Eser mahiyetinde olmayan resim, fotoğraf vs. gibi ürünlerin ise haksız rekabet hükümlerine göre korunmaları FSEK m. 84 hükmü ile açıkça düzenlenmiştir. Somut olayda, davalı gazetede foto muhabiri olarak çalışan davacının, iktidar partisinin seçim mitingini takip ederken miting alanı dışında ve seçim afişleri altında bulunan çöpleri karıştıran kişilerin bulunduğu dava konusu fotoğrafı çekmiş ve fotoğraf davacının çalıştığı Gazetede davacının adı belirtilmek suretiyle haber olarak yayınlanmıştır. Sonrada davacıdan izin alınmadan gazete sahibi davalı tarafından diğer davalı Partinin il yönetimine satılmış ve seçim broşürlerinde kullanılmıştır. Davacı tarafından çekilen dava konusu fotoğrafın FSEK ile getirilen korumadan yararlanabilmesi için Kanun’un 4 ncü maddesinde düzenlenen güzel sanat eserlerinden fotoğrafik eser olması gerekmektedir. Bir fotoğrafın anılan hüküm kapsamında eser olarak kabul edilmesi yukarıda belirtilen unsurları taşımasına bağlıdır. Yani, söz konusu fotoğrafın öncelikle fikri bir ürün olması, kişilerce algılanabilmesi, estetik değere (bedii vasfa) sahip olması ve sahibinin de hususiyetini taşıması gerekmektedir. Dava konusu fotoğraf incelendiğinde, seçim afişlerinin altında ve duvar önünde bulunan ve gelişi güzel atılmış çöp poşetlerini karıştıran kişiler görülmektedir. Kişilerden birinin ise belediye çalışanı (belediye temizlik görevlisi) olduğu üniformasından anlaşılmaktadır. Kişilerden birinin belediye çalışanı olması ve çöplerin atık toplama, yiyecek arama vs gibi nedenlerle karıştırıldığının bilindiği gözetildiğinde, söz konusu fotoğrafın; günlük alelade bir vakıanın objektif ile saptanması vasfında olup, sahibinin hususiyetini taşıma ve estetik değere sahip olma unsurlarını taşımamaktadır. Zira hususiyet, bir ürünün herkes tarafından meydana getirilememeyi, orijinal olmayı, sıradan olmamayı ve bir anlamda yaratıcılığı gerektirir (TEKİNALP, Ünal, Fikri Mülkiyet Hukuku, Beşinci Bası, Vedat Kitapçılık, İstanbul 2012, s. 104 vd.). Güzel sanat eserleri için ön görülen bedii vasıf ise, örneği olmayan, latif, güzel, nadide güzellik ölçütlerine uyan, gözü gönlü okşayan ve beğenilen demektir (TEKİNALP, s. 126). O nedenle dava konusu fotoğraf eser mahiyetinde değildir. Bununla birlikte FSEK m. 84 hükmü uyarınca genel hükümler, yani haksız rekabet hükümleri uyarınca korunması gereken bir fotoğraftır. Bu durumda mahkemece FSEK kapsamında korunmaya değer bir eser bulunmadığı ve davacının FSEK m. 84 hükmüne dayandığı, yani haksız rekabet hükümleri kapsamında da koruma istediği gözetilerek buna göre değerlendirme yapılıp bir karar verilmesi gerekirken, yazılı gerekçe ile davanın kısmen kabulüne karar verilmesi doğru olmadığından kararın davalılar yararına bozulması gerekmiştir. 2. Diğer taraftan davalılardan … 2820 sayılı Siyasi Partiler Kanunu ve Parti Tüzüğü hükümleri uyarınca davalı sıfatının bulunmadığını ileri sürerek davanın pasif husumet ehliyeti bulunmadığı yönünden reddini istemiştir. Bu kapsamda belirtmek gerekirse, 2820 sayılı Kanunun 71 nci maddesi, “Siyasi partilerin yapacakları giderler, sözleşmeler ve girişecekleri yükümlülükler; genel merkezde parti tüzelkişiliği adına, illerde il yönetim kurulu adına ve ilçelerde ilçe yönetim kurulu adına yetkili kılınan kişi veya kurulca yapılır. Siyasi partilerin il ve ilçelerdeki teşkilat kademeleri tarafından parti tüzelkişiliği adına sözleşme yapılmasına ve yükümlülük altına girilmesine ilişkin esaslar, merkez karar ve yönetim kurulunca tespit olunur. Bu esaslara aykırı olarak yahut siyasi partilerin tüzüklerine göre merkez karar ve yönetim kurulunca önceden yazılı yetki verilmediği veya sonradan bir kararla onaylanmadığı takdirde, partinin teşkilat kademelerinin yaptıkları hizmet sözleşmeleri de dâhil her türlü sözleşme ve giriştikleri yükümlülüklerden dolayı, parti tüzelkişiliği hiçbir suretle sorumlu tutulamaz; merkez karar ve yönetim kurulu veya genel başkan veya parti tüzelkişiliği aleyhine takipte bulunulamaz. Bu takdirde sorumluluk, sözleşmeyi yapan veya yükümlülük altına giren kişi veya kişilere ait olur”. hükmünü içermektedir. Parti Tüzüğünün 111 nci maddesi düzenlemesi de aynı yöndedir. Bu durumda, Mahkemece davalının bu yöndeki savunması üzerinde durularak, fotoğrafın temlikine ilişkin davalılar arasında yapılan sözleşmenin Parti Merkez Yönetim Kurulu tarafından verilen yetkiye istinaden yapılıp yapılmadığı, böyle bir yetki verilmemesi durumunda ise sözleşmenin onaylanması yönünde alınmış bir karar bulunup bulunmadığı araştırılmadan ve dolayısıyla eksik inceleme ve değerlendirmeye dayalı davalı … aleyhine açılan davanın da kısmen kabulüne karar verilmesi doğru olmamış, Kararın … yararına bu yönden de bozulması gerekmiştir. 3. Bozma sebep ve şekline göre, davacı vekilinin temyiz itirazlarının bu aşamada incelenmesine gerek görülmemiştir. SONUÇ: Yukarıda (1) nolu bentte açıklanan nedenlerle, hükmün davalılar yararına,(2) nolu bentte açıklanan nedenlerle hükmün davalı … yararına BOZULMASINA, (3) nolu bentte belirtildiği üzere davacı vekilinin temyiz itirazlarının bu aşama da incelenmesine YER OLMADIĞINA, ödedikleri peşin temyiz harcının istekleri halinde temyiz eden taraflara iadesine, 26.01.2021 tarihinde oyçokluğuyla karar verildi. KARŞI OY Uyuşmazlık; Davalı gazetede foto muhabiri olarak çalışan davacının 22.05.2011 tarihinde iktidar partisinin seçim mitingini takip ettiği sırada seçim afişlerinin altındaki konteynerde çöpleri toplayan insanlara ilişkin çektiği fotoğrafın, 5846 sayılı Yasa'nın 4/b.5 maddesi uyarınca güzel sanat eseri niteliği taşıyıp taşımadığına ilişkindir. Yerel mahkemece, yargılama sırasında konusunda uzman bilirkişilerce düzenlenen ve hükme esas alınan raporda dava konusu fotoğrafın güzel sanat eseri niteliğinde olduğu mütalaa edilmiş, Yerel mahkemece de fotoğraf, güzel sanat eseri olarak kabul edilmiş ve hüküm kurulmuş, Temyiz üzerine sayın çoğunluk görüşü ile dava konusu fotoğrafın, 5846 sayılı Yasa'nın 4/b.5 maddesinde ifade edilen güzel sanat eseri niteliği taşımadığı gerekçesi ile yerel mahkeme kararı bozulmuştur. Sayın çoğunluk görüşüne katılamıyorum. Bir fotoğrafın eser olabilmesi için kural olarak hazır olanın olduğu biçimiyle sunumu değil, fikrî çaba sonucu meydana getirilen bir ürün eser olarak korunacağından, fotoğrafa ilişkin araçların kullanımı ve fotoğrafı çekilen objenin önceden hazırlanması koşulu aranır. Bununla birlikte fikrî çabanın sonucu olarak planlanan ve uygulama aşaması bir rastlantıyı imkansız kılacak derecede alışılmışın dışında bir özellik arz ediyorsa, hazır bulunan bir objenin fotoğrafınında kendine özgü bir biçimde çekilmesi mümkün olup sahibinin hususiyetini taşıyan bir güzel sanat eseri olarak kabulü mümkündür. (İsviçre Federal Mahkemesi-Bob Marley Konseri Kararı) (Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu Yorumu Cilt 1 sh. 136 – Yavuz-Alıca-Merdivan) Diğer taraftan, konunun hakimlik mesleğinin gerektirdiği genel ve hukuki bilgi ile çözümlenmesi mümkün olmadığında, dava konusu fotoğrafın eser niteliği taşıyıp taşımadığı hususunda HMK 266 vd. maddeleri gereğince bilirkişi görüşüne başvurulmalıdır. (Yargıtay 11. HD. 05.03.2007 gün ve 2006/927 Esas, 2007/3892 Karar) Somut uyuşmazlıkta, yerel mahkemece tayin edilen konusunda uzman bilirkişiler kurulundan alınan raporda, dava konusu fotoğrafın eser niteliğinde olduğu mütalaa edilmiştir. Bu halde, uyuşmazlığın hakimlik mesleğinin gerektirdiği genel hukuki bilgi ile çözümlenmesi mümkün olmadığından, dava konusu fotoğrafın eser niteliğinde olduğuna ilişkin bilirkişiler kurulu raporuna, raporun içeriği de dikkate alınarak itibar edilmesi ve fotoğrafın 5846 sayılı Yasa'nın 4/b.5 maddesinde ifade edilen güzel sanat eseri olduğunun kabulü gerekirken kararın yazılı gerekçe ile bu yönden de bozulmasına ilişkin sayın çoğunluk görüşüne karşıyım.

Tüzel kişiler FSEK kapsamında eser sahibi sayılamaz. Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, E. 2023/4173, K. 2024/6165 sayılı kararında, davacı şirketin tüzel kişi olması itibarıyla eser sahibi olarak değerlendirilemeyeceği, ancak yürüttüğü ticari faaliyet kapsamında eser üzerindeki mali hakları haiz olduğu ve bu haklara dayanarak tazminat talep edebileceği saptanmıştır.

Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, E. 2023/4173, K. 2024/6165Kaynağı aç
11. Hukuk Dairesi         2023/4173 E.  ,  2024/6165 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ : İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 44. Hukuk Dairesi SAYISI : 2021/1431 Esas, 2023/536 Karar HÜKÜM : Kararın kaldırılması İLK DERECE MAHKEMESİ : İstanbul 1. Fikrî ve Sınaî Haklar Hukuk Mahkemesi SAYISI : 2017/257 E., 2021/80 K. Taraflar arasındaki haksız rekabetin tespiti, maddi ve manevi tazminat davasından dolayı yapılan yargılama sonunda İlk Derece Mahkemesince davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir. Kararın taraf vekilleri tarafından istinaf edilmesi üzerine, Bölge Adliye Mahkemesince davalı vekilinin istinaf başvurunun esastan reddine, davacı vekilinin istinaf başvurusunun kabulü ile İlk Derece Mahkemesi hükmü kaldırılarak yeniden esas hakkında hüküm kurulmak suretiyle davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir. Bölge Adliye Mahkemesi kararı taraf vekilleri tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçelerinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü: I. DAVA Davacı vekili dava dilekçesinde; müvekkilinin Türk Patent ve Marka Kurumu (TÜRKPATENT) nezdinde tescilli "Döngü Sehpa" bir showroomda görüldüğünü, taklit edilip üretilerek çoğaltıldığını, davalılarca Raffless Otelde ürünlerin kullanıldığını, sergilendiğini, pazarlandığını, davalıların satışlarını artırmak için taklit ürünlerini kullanarak haksız kazanç sağladığını belirterek davalıların eylemlerinin haksız rekabet ve müvekkilinin tescilli tasarımına tecavüz ettiğinin tespitini, önlenmesini, ortadan kaldırılmasını, tecavüz nedeni ile davalıların haksız olarak elde ettiği kazancın tespiti ile şimdilik 10.000,00 TL maddi ve 50.000,00 TL manevi tazminatın davalılardan müteselsilen tahsiline karar verilmesini talep etmiş, 22.04.2019 tarihli ıslah dilekçesi ile maddi tazminat talebini 100.000,00 TL olarak ıslah etmiştir. II. CEVAP Davalı vekili cevap dilekçesinde; müvekkilinin önemli bir sanatkar olduğunu, Rafless Otelde yer alan dava konusu tasarımın müvekkilinin bilgi ve becerisinden yararlanmak için iletişime geçen diğer davalılarca talep edilmesi üzerine özel boyutlarda üretildiğini ve müvekkilinin iş ilişkisinin bu şekilde olduğunu, davacı tasarımında Raffles Otelde sergilenen özel üretim tasarıma ait detayların bulunmadığını, davaya konu tasarımın tescil tarihi olan 2010 yılından evvel piyasaya sürülüp kullanıldığını, davacı ile müvekkilinin birbirlerini 1997 yılından beri tanıdıklarını, 2000-2005 yılları arasında iş ortaklıklarının olduğunu, ortaklıklarının bitmesinden sonra müvekkiline ait kalıpların davacı tarafından kullanılarak haksız kazanç sağlandığını, asıl tasarımları taklit edilenin müvekkili olduğunu, söz konusu tasarımın yenilik vasfını taşımadığını belirterek davanın reddine karar verilmesini istemiştir. III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile, davacının tasarımının TÜRKPATENT ekranından iptal durumunda olduğu, tescil kaydının yenilenmediği, davacının döngü sehpa ürününün 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Kanunun 4 üncü maddesi çerçevesinde güzel sanat eseri olduğu, zira bir güzel sanat eseri için aranan sahibinin hususiyetini taşıması ve estetik bir değere sahip olması özelliklerine sahip olduğu, bu nedenle anılan Kanunun 68 inci maddesi gereğince korunması gerektiği, davacının daha önce tescili olan tasarımı yenilememe iradesi gösterdiğinden haksız rekabetin varlığından söz edilemeyeceği kanaatine varıldığı davacı şirketin tüzel kişi olması itibarıyla eser sahibi olarak değerlendirilemeyeceği ancak davacının yürüttüğü iş faaliyeti/ticari faaliyet kapsamında bu eser üzerindeki mali hakları haiz olduğu bu sebeple anılan Kanun hükümlerine göre himaye göreceği, anılan Kanunun 68 inci madde hükmünün esere yönelik tecavüz fiili gerçekleştirilen eser/mali hak sahibine üç kata kadar tazminat talep edebilme imkânı tanıdığı, anılan Kanunu 21 ve 22 nci maddelerinde sayılan çoğaltma ve yayma haklarının davacının elinde olduğu, davalının üretim yapması ve ticari sahaya çıkarması, umuma arz etmesi için eser sahibinin izni şart olduğundan ve davacı ile davalı arasında bu tür bir izin olmadığı anlaşıldığından davacının anılan Kanundan kaynaklanan çoğaltma ve yayma hakları ihlal edildiği, burada kullanım şeklinin de önemli olduğu, bu eserin ticari amaçla davalı yanca elinde bulundurulduğu, davacının anılan Kanunun 68 inci maddesi kapsamında tazminat talep etmesinin şartlarının oluştuğu, zira eserin ne şekilde umuma arz edileceği eser sahibinin yetkisinde olduğundan burada eser sahibinden izin alınmadan eserin umuma arz edildiği, üretilmesi suretiyle çoğaltıldığı hususlarının sabit olduğu, takdiren somut olarak 3 kat olarak tazminat takdir edildiği, bu tazminatın miktarının belirlenmesinde davacı ve davalı arasında bir farazi sözleşme ilişkisinin var olduğu kabul edilerek bir rayiç bedel belirleneceği, dava konusu eser incelendiğinde davalının lisans alsa idi ne kadar bir bedel ödeyeceği hususunda, bu hesaplamalar yapılırken eserin kullanım şekli, hitap ettiği kitle, satış fiyatları ve toplam maliyetleri de göz önüne alındığında 31.10.2018 tarihli bilirkişi kurulu raporu dikkate alınarak belirlenen rayiç bedelin 1.500,00 TL olduğu kabul edilerek 5846 sayılı Kanun'un 68 inci maddesine göre ele geçen ürün adedi 10 adet x 1 sehpa için belirlenen rayiç bedel 1500,00 TL = toplam 15.000,00 TL'nin 3 katı olan 45.000,00 TL tazminatın fatura tarihi olan 30.11.2013 tarihinden itibaren en yüksek reeskont faizi ile birlikte davalıdan tahsiline, fazlaya ilişkin istemin reddine karar vermek gerektiği, anılan Kanun hükmüne göre eseri ancak bir gerçek kişinin yaratabileceği, tüzel kişilerin kural olarak eser sahibi olamayacakları ancak şartları bulunduğu ölçüde manevi tazminata hak kazanabilecekleri, bu hususun her davaya özgü olarak tartışılabileceği, somut olayda davacı tüzel kişiliğin manevi hakkının ihlal edildiğinin kabul edildiği, anılan Kanunun 15 inci maddesi çerçevesinde "eser sahibi olarak tanıtılma hakkının" ihlal edildiği gözetilerek takdiren 3.000,00 TL manevi tazminat ödenmesi gerektiği gerekçesi ile davacının döngü sehpa ibareli ürününe yönelik eserden kaynaklı haklara tecavüzün tespiti, durdurulması, ve önlenmesine, 45.000,00 TL tazminatın fatura tarihi olan 30.11.2013 tarihinden itibaren en yüksek reeskont faizi ile birlikte davalıdan tahsiline, fazlaya ilişkin istemin reddine, 3.000,00 TL manevi tazminatın davacının fatura tarihi olan 30.11.2013 tarihinden itibaren en yüksek reeskont faizi ile birlikte davalıdan tahsiline, fazlaya ilişkin istemin reddine, davalı eyleminin haksız rekabet teşkil ettiğine dair talebin reddine, karar kesinleştiğinde hüküm özetinin Türkiye’de tirajı yüksek bir gazetede bir kez ilanına masrafın davalılardan tahsiline karar verilmiştir. IV. İSTİNAF A. İstinaf Yoluna Başvuranlar İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde taraf vekilleri istinaf başvurusunda bulunmuştur. B. İstinaf Sebepleri 1. Davacı vekili istinaf dilekçesinde özetle; mahkeme kararında, alınan tüm bilirkişi raporlarında yeknesak bir şekilde güzel sanat eseri olarak kabul edilen müvekkili ürününün davalı yanca taklit edilmek suretiyle üretilip satışının yapılmasını telif ihlali olarak kabul ettiğini ve 1.500,00 TL rayiç bedel üzerinden maddi tazminat takdir edildiğini, ancak davaya konu ürünün satış bedelinin davalı faturaları ile sabit olduğunu, rayice göre değil davalının elde ettiği somut gelir üzerinden hesaplama yapılması gerektiğini, bu nedenle gerçek satış tutarlarından yaklaşık 7-8 kat daha düşük bir rayiç üzerinden hesaplama yapılmasının hatalı olduğunu, dosyada mübrez faturalara göre; davalının, toplam 10 adet taklit sehpaları 29.11.2013 tarihli fatura ile 99.946,00 TL karşılığında Belen firmasına sattığını, Belen firmasının da davalı Kaya’dan aldığı bu sehpaları 30.11.2013 tarihli fatura ile 119,946,36TL bir bedelle Raffles-… Otel’e ürün tedarik eden Hitit firmasına sattığını (2014/55D.İş dosyası), davalının her birini 9.994,00 TL'ye sattığı taklit ürünlerin rayiç bedelini yerel mahkeme sadece 1.500,00 TL olarak tespit edip buna göre tazminat takdir ettiğini, her bir ürün için arada 8.494,00 TL fark olduğunu, davalının 10 adet ürün satışı yaptığı tespit edildiğine göre somut olayda elde ettiği kazançla mahkemenin farazi hesaplamaya göre takdir ettiği tazminat arasındaki farkın 99.946,00 – 15.000,00 = 84.946,00 TL olduğunu, haliyle davalının bu satışlardan elde ettiği gelirin adeta yanına kaldığını, 99.946,00 TL kazancının çok az bir kısmı olan 15.000,00 TL üzerinden hesaplama yapıldığını, bizzat davalı satış faturaları dikkate alınarak davalının elde ettiği gelir üzerinden bir tazminat hesaplaması yapılması gerekirken hatalı rayiç üzerinden hesaplama yapılmasının hatalı olduğunu, davalı eyleminin telif haklarına tecavüz teşkil ettiği tespit edilmiş olmasına rağmen haksız rekabet yaratmadığına karar verilmesinin de hatalı olduğunu, telif ihlalinin aynı zamanda haksız bir fiilin neticesi olduğunu, davalının müvekkiline ait güzel sanat eseri vasfını haiz ürünü taklit edip üreterek ticari satışını gerçekleştirdiğini, davalının bu eyleminin aynı zamanda 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunun 54 üncü ve devamı hükümlerine de aykırılık teşkil ettiğini, bu nedenle haksız rekabet yarattığını, 6102 sayılı Kanunun 55 inci maddesinde, “Başkasının malları, iş ürünleri, faaliyetleri veya işleri ile karıştırılmaya yol açan önlemler almanın” haksız rekabet teşkil eden hüsnüniyet kaidelerine aykırı hareketlerden sayıldığını, bu sebeple müvekkilinin 5846 sayılı Kanun kapsamında korunan ürünlerinin izinsiz kullanılması nedeni ile 6102 sayılı Kanunun 56 ncı maddesi uyarınca haksız rekabetin tespitini, men'ini, haksız rekabetin neticesi olan maddi durumun ortadan kaldırılmasını, zarar ve ziyanın tazminini talep etmek hakkı olduğunu, bu yönden de yerel mahkeme kararı kaldırılarak haksız rekabetle ilgili talebin kabul edilmesi gerektiğini, manevi tazminat taleplerinin kısmen kabul edilip reddedilen tutar üzerinden müvekkili aleyhine vekâlet ücreti takdir edilmesinin hatalı olduğunu, davanın başında belirlenebilir olmayan, sonradan artırılması mümkün olmayan ve takdiri tamamen mahkeme hakimine ait olan manevi tazminat talebinin kısmen reddedilmesi nedeniyle karşı taraf lehine vekâlet ücreti takdir edilmesi hakkaniyetli olmadığı gibi hukuka da uygun düşmediğini, reddedilen manevi tazminat yönünden karşı taraf lehine vekâlet ücretine hükmedilmesine ilişkin hükmün de kaldırılması gerektiğini beyan ederek, Mahkemece verilen kararın kaldırılmasına karar verilmesini istemiştir. 2. Davalı vekili istinaf dilekçesinde özetle; bilirkişilerin "döngü sehpa" tasarımına yönelik olarak, tasarımın yenilik ve ayırt edicilik niteliğine sahip olmadığı değerlendirmesinin doğru olduğunu, ancak ilgili ürünün "eser" olarak değerlendirilmesinin hatalı olduğunu, mahkemece taleplerine rağmen, dava konusu "döngü sehpa" modeli ile ilgili olarak bilirkişilere davacı ve davalıya ait ürünlerden ayrı ayrı numuneler üzerinden bir inceleme yaptırılmadığını, bilirkişilere ürünleri birebir incelemek suretiyle bir mukayese yaptırılmadığını, yalnızca dosyaya sunulan görseller üzerinden yapılan bilirkişi değerlendirmelerinin son derece eksik ve hatalı olduğunu, mahkemeye 07.03.2017'de sunmuş olduğumuz uzman görüşünün değerlendirmeye alınmadığını, kaldı ki; dava sürecinde her aşamada yinelediğimiz yeni olmayan "trellis pattern" ya da "kafes deseni" diye adlandırılabilecek olan dava konusu uyuşmazlığa konu "döngü sehpa"nın esinlendiği desenin yaygın bir kullanım olduğunu, davacının hususiyetini taşıdığını iddia etmenin son derece zorlama olacağını, davacının ürünü aynı desenden ilham alınarak ortaya çıkartılmış 5846 sayılı Kanun anlamında bir eser ise, müvekkili ürününün de bu Kanun anlamında başka ve özgün bir eser olduğunu, ancak bu hususun mahkeme tarafından yeterince irdelenmediğini, müvekkiline ait sehpanın oluşturduğu formların bir "zoro maskesi" diye adlandırılabilecek formların üst üste konumlandırılması suretiyle oluştuğunu ancak davacı tasarımında bu yer almayıp farklı ana form ve ara formların bir araya getirilmesi suretiyle oluşturulduğunu, dava konusu "döngü sehpa" tasarımının davacı tarafından 14.08.2015 tarihinde TÜRKPATENT nezdinde sahibinin talebiyle iptal edildiğini, bu durumda davacının tasarımının tasarım olarak korunamayacağını bildiğini ve harcıalem bir tasarım olduğunu, tasarım olarak korunamayacak "döngü sehpa" adlı tasarımın zorlama bir şekilde sahibinin hususiyetini taşıdığının kabul edilmesi son derece zorlama bir iddia olduğunu beyan ederek, Mahkemece verilen kararın kaldırılmasına karar verilmesini istemiştir. C. Gerekçe ve Sonuç Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile dava tarihinde dava konusu tasarımın tescilsiz olması nedeniyle dava tarihinde yürürlükte olan 554 sayılı Kanun Hükmünde Kararnamenin uygulama yerinin bulunmadığı, alınan bilirkişi raporlarında tasarımın 5846 sayılı Kanunun 4 üncü maddesi kapsamında güzel sanat eseri olduğu, her ne kadar aynı raporlarda, dava konusu ürünün yenilik ve ayırt edici niteliğinin bulunmadığı belirtilmiş ise de, ürünün eser sayılabilmesi için nadide olmasının zorunlu bir şart olmadığı, zira işleme eserlerin de eser niteliğinde sayılabileceği, davacı her ne kadar dava dilekçesinde; endüstriyel tasarımdan doğan haklara tecavüz edildiğini ileri sürmüş ise de; gerek yukarıdaki paragrafta yapılan Dairenin kabulüne ve gerekse içeriği yukarıda açıklanan bilirkişi tespitleri üzerine, davacı yanca davanın FSEK'in 68. maddesi kapsamında yapılan hesaplamaya göre ıslah edilmiş olması ve ıslah işleminin taraflar arasında ihtilaf konusu olmaması dikkate alındığında, somut olayın 5846 sayılı Kanunun 68 inci maddesi kapsamında değerlendirilmesi gerektiği, davacı şirketin tüzel kişi olması itibarıyla eser sahibi olarak değerlendirilemeyeceği ancak davacının yürüttüğü iş faaliyeti/ticari faaliyet kapsamında ve dosyada yapılan bilirkişi tespitlerine göre, bu eser üzerindeki mali hakları haiz olduğu, anılan Kanunun 68 inci madde hükmünün esere yönelik tecavüz fiili gerçekleştirilen eser/mali hak sahibine üç kata kadar tazminat talep edebilme imkanı tanıdığı, bir eserin hak sahibinin izni olmaksızın üretilmesinin, eser sahibinin mali haklarından anılan Kanunun 22 inci maddesinde yer alan çoğaltma hakkını, çoğaltmadan elde edilen ürünlerin satışa arzının ise, aynı Kanunun 23 üncü maddesi çerçevesinde yayma hakkının ihlalini oluşturduğu, davalının dava konusu ürünü çoğaltarak satışa sunmaktan ibaret eyleminin, davacının FSEK'ten kaynaklanan haklarını ihlal ettiği sonucuna varıldığı davalının aksi yöndeki istinaf nedenlerinin yerinde olmadığı, davacı, dava konusu ürünün rayicine göre değil davalının elde ettiği somut gelir üzerinden hesaplama yapılması gerektiği ileri sürülmüş ise de; yasal düzenlemeye göre, bu tazminatın miktarının belirlenmesinde davacı ve davalı arasında bir farazi sözleşme ilişkisinin var olduğu kabul edilerek bir bedel belirlenmesi gerektiği, bu bedelin telif hakkına ilişkin olduğu, dolayısıyla davalının satıştan elde etmiş olduğu gelirin tazminat hesaplamasına esas alınamayacağı, bu kapsamda Mahkemece hesaplamaya esas alınan bilirkişi raporunda belirlenen bedelin piyasa koşullarına ve dosya kapsamına uygun olduğu, nihayetinde yapılan maddi tazminata ilişkin hesaplamanın yerinde olduğu, her ne kadar Mahkemece davacının daha önce tescili olan tasarımı yenilememe iradesi gösterdiğinden haksız rekabetin varlığından söz edilemeyeceği gerekçesiyle haksız rekabetin tespiti talebinin reddine karar verilmiş ise de; davalının eyleminin eserden kaynaklanan mali haklara tecavüz nedeniyle 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunun 54 üncü ve 55 inci maddesinin 1 inci fıkrası hükümlerine de aykırılık oluşturarak haksız rekabet yarattığı, bu nedenle davalının haksız rekabette bulunduğunun tespitine, durdurulmasına, önlenmesine, tecavüzün giderilmesine, karar kesinleştiğinde hükmün ilanına karar verilmesi gerekirken aksi yönde karar verilmiş olması doğru görülmediği, davacı yanca, reddedilen manevi tazminat yönünden davalı lehine vekâlet ücreti hükmedilmemesi gerektiği ileri sürülmüş ise de; karar tarihinde yürürlükte bulunan Avukatlık Asgari Ücret Tarifesinin 10 uncu maddesine göre, reddedilen manevi tazminat yönünden, hüküm altına alınan tazminat miktarının geçmemek koşuluyla davalı lehine vekâlet ücretine hükmedilmesinin yerinde olduğu, bu itibarla aksi yöndeki istinaf nedeninin yerinde olmadığının anlaşıldığı gerekçesi ile davalı vekilinin istinaf başvurunun esastan reddine, davacı vekilinin istinaf başvurusunun kabulü ile İlk Derece Mahkemesi hükmünün kaldırılmasına, yeniden esas hakkında hüküm kurulmasına, davacının ''döngü sehpa'' ibareli ürününe yönelik eserden kaynaklı haklara tecavüzün tespiti, durdurulması, ve önlenmesine, 45.000,00 TL tazminatın fatura tarihi olan 30.11.2013 tarihinden itibaren en yüksek reeskont faizi ile birlikte davalıdan tahsiline, fazlaya ilişkin istemin reddine, 3.000,00 TL manevi tazminatın davacının fatura tarihi olan 30.11.2013 tarihinden itibaren en yüksek reeskont faizi ile birlikte davalıdan tahsiline, fazlaya ilişkin istemin reddine, davalı eyleminin 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunun 54 üncü ve 55 inci maddesinin 1 inci fıkrası hükümlerine de aykırılık oluşturarak haksız rekabet yarattığı anlaşılmakla, davalının haksız rekabette bulunduğunun tespitine, haksız rekabetin durdurulmasına, önlenmesine, tecavüzün giderilmesine, karar kesinleştiğinde hüküm özetinin Türkiye’de tirajı yüksek bir gazetede bir kez ilanına masrafın davalıdan tahsiline karar verilmiştir. V. TEMYİZ A. Temyiz Yoluna Başvuranlar Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde taraf vekilleri temyiz isteminde bulunmuştur. B. Temyiz Sebepleri 1.Davacı vekili temyiz dilekçesinde özetle; davalı eyleminin telif haklarına tecavüz teşkil ettiği tespit edilmiş olmasına rağmen bu yönde vekâlet ücretinin takdir edilmediğini, istinaf dilekçesinde belirttiği hususları tekrar ederek kararın bozulmasını istemiştir. 2.Davalı vekili temyiz dilekçesinde özetle; istinaf dilekçesinde belirttiği hususları tekrar ederek kararın bozulmasını istemiştir. C. Gerekçe 1. Uyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme Uyuşmazlık, esere yönelik tecavüz ve haksız rekabetin tespiti, önlenmesi, ortadan kaldırılması, maddi ve manevi tazminatın tahsili istemine ilişkindir. 2. İlgili Hukuk 1. 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun (6100 sayılı Kanun) 370 inci maddesinin ikinci fıkrası. 2. 5846 sayılı Kanunun 4 üncü ve 68 inci maddeleri. 3.6102 sayılı Kanunun 54,55 ve devamı maddeleri. 3. Değerlendirme 1. Tarafların iddia, savunma ve dayandıkları belgelere, uyuşmazlığın hukuki nitelendirilmesi ile uygulanması gerek hukuk kurallarına, dava şartlarına, yargılamaya hâkim olan ilkelere, ispat kurallarına ve temyiz olunan kararda belirtilen gerekçelere göre tarafların aşağıdaki paragrafın kapsamı dışındaki temyiz itirazları yerinde görülmemiştir. 2. Davacının temyiz itirazlarının incelenmesinde; Bölge Adliye Mahkemesince yapılan yargılama neticesinde, eserden kaynaklı haklara tecavüzün tespiti, giderilmesi, maddi ve manevi tazminat ve haksız rekabetin tespitine karar verilmiş, ancak, hüküm kısmında haksız rekabetin tespiti, maddi ve manevi tazminatlar yönünden davacı lehine vekâlet ücretine hükmedilirken, eserden kaynaklı haklara tecavüzün tespiti ve meni yönünden davacı lehine vekâlet ücretine hükmedilmemesi doğru görülmemiştir. 3.Davalının temyiz itirazlarının incelenmesinde; 5846 sayılı Kanunun 68 inci maddesine göre tazminata hükmedilebilmesi durumunda, hak sahibi ile mütecaviz arasında farazi sözleşme ilişkisi kurulduğundan o ana kadar ki kullanımlar kanuna uygun hale gelir. Bu nedenle sadece karar tarihinden itibaren tecavüzün menine karar verilmesi gerekirken bu ayrım yapılmadan tümden tecavüzün menine karar verilmesi doğru olmamış bozmayı gerektirmiştir. Ne var ki bu yanlışlıkların giderilmesi yeniden yargılama yapılmasını gerektirmediğinden 6100 sayılı Kanun’un 370 inci maddesinin ikinci fıkrası hükmü uyarınca Bölge Adliye Mahkemesi kararının düzeltilerek onanması gerekir. VI. KARAR Açıklanan sebeplerle; 1.Davacı vekilinin ve davalı vekilinin diğer temyiz itirazlarının REDDİNE, 2.Davacı vekilinin Bölge Adliye Mahkemesi kararına yönelik temyiz itirazının kabulü ile Bölge Adliye Mahkemesi kararının hüküm fıkrasına “Karar tarihinde yürürlükte bulunan Avukatlık Asgari Ücret Tarifesine göre eserden kaynaklı haklara tecavüzün tespiti talebi yönünden 25.500,00 TL vekâlet ücretinin davalıdan tahsiliyle davacıya verilmesine” ibaresinin yazılması suretiyle, 3.Davalı vekilinin Bölge Adliye Mahkemesi kararına yönelik temyiz itirazının kabulü ile Bölge Adliye Mahkemesi kararının hüküm fıkrasının (3) numaralı bendinde yer alan “…eserden kaynaklı haklara tecavüzün tespiti, durdurulması, ve önlenmesine…” ibaresinin çıkartılarak yerine “…eserden kaynaklı haklara tecavüzün tespitine ve karar tarihinden itibaren geçerli olmak üzere tecavüzün durdurulmasına ve önlenmesine…” ibaresinin yazılması suretiyle kararın DÜZELTİLEREK ONANMASINA, Peşin alınan temyiz karar harcının istekleri halinde ilgililere iadesine, Dosyanın İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine, 09.09.2024 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.

Güzel Sanat Eseri Sayılma: Estetik Değer ve Sanatsal Nitelik

Güzel sanat eserleri için aranan bedii vasıf; örneği olmayan, latif, güzel, nadide güzellik ölçütlerine uyan ve beğenilen anlamına gelmektedir. Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, E. 2020/1245, K. 2021/469 sayılı kararında dava konusu fotoğrafın bu ölçütü karşılamadığına hükmetmiştir. Öte yandan bir ürünün işleme niteliğinde olması eser vasfını ortadan kaldırmaz; bu ilke, Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, E. 2023/4173, K. 2024/6165 sayılı kararında bölge adliye mahkemesince saptanmış ve Yargıtay tarafından bozulmayan bölüm olarak kesinleşmiştir.

Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, E. 2016/2193, K. 2017/1563 sayılı kararında moda tasarımına konu bir modelin güzel sanat eseri vasfının varlığı için ürünün basit yaratımlardan uzak, günlük ve normal kullanımın ötesinde, işlevsel bir amaçtan ziyade sanatsal faaliyet sonucunda ve estetik duyguya hitap etmek amacıyla yaratılan, sanatsal özelliği yüksek bir ürün olması gerektiğini belirlemiştir. Bu ölçüt tekstil ve moda tasarımları özelinde ortaya konmuş olup somut kategori ve koşulların gözetilmesi önem taşır.

Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, E. 2016/2193, K. 2017/1563Kaynağı aç
11. Hukuk Dairesi         2016/2193 E.  ,  2017/1563 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ : … 4.FİKRÎ VE SINAÎ HAKLAR HUKUK MAHKEMESİ Taraflar arasında görülen davada … 4.Fikrî ve Sınaî Haklar Hukuk Mahkemesi’nce verilen 29/12/2015 tarih ve 2013/188-2015/238 sayılı kararın duruşmalı olarak incelenmesi davalı vekili tarafından istenmiş olup, duruşma için belirlenen 28.02.2017 günü hazır bulunan davacı vekili Av. … ile davalı vekili Av. … dinlenildikten sonra duruşmalı işlerin yoğunluğu ve süre darlığından ötürü işin incelenerek karara bağlanması ileriye bırakıldı. Tetkik Hakimi … tarafından düzenlenen rapor dinlenildikten ve yine dosya içerisindeki dilekçe, layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup incelendikten sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü: Davacı vekili, davacı tarafından tasarlanmış ve üretilmiş olan deri ceket modellerinin taklitlerinin, davalı tarafça …, … ve … mağazalarında satıldığını, davalının eylemleri nedeniyle müvekkilinin zarara uğradığını, FSEK 68/1 madde gereğince rayiç bedelin 3 katı ve FSEK 70 madde ile TTK 56/d-e maddeleri gereğince talepte bulunduklarını ileri sürerek, davalının tecavüz teşkil eden eylemlerinin durdurulmasını, taklit ürünlere el konulmasını, tecavüzün önlenmesini, FSEK 68. madde gereğince hesaplanacak emsal bedelin 3 katı ile şimdilik 30.000 TL'lik kısmının davalıdan tahsilini, FSEK 70 ve TTK 56/d-e maddeleri gereğince davalının elde ettiği gelirin şimdilik 30.000 TL'lik kısmının davalıdan tahsilini, 50.000 TL manevi tazminata hükmolunmasını ve hükmün ilanını talep ve dava etmiş; ıslah dilekçesiyle maddi tazminat talebini 408.924,00 TL ye yükseltmiştir. Davalı vekili, dava konusu ceket modellerinin 2000'li yıllardan bu yana Türkiye'deki çeşitli deri firmaları tarafından üretilip satıldığını, davacı tarafın, müvekkilinin üretimlerinden 2011 yılından bu yana haberdar olması nedeniyle davanın zamanaşımına uğradığını, müvekkiline ait … markasının TPE sicilinde ve WIPO nezdinde de tescilli olduğunu, davacının ise … ibareli bir marka tescili olduğunu, davacının tescilli tasarımı bulunmadığından 554 sayılı KHK'nın uygulanamayacağını, tasarımı davacıya ait olan deri ceket modelleri ile davalının satışa sunduğu ve taklit olduğu iddia edilen ceket modelleri arasında farklılıkların bulunduğunu savunarak, davanın reddini istemiştir. Mahkemece, iddia, savunma, bilirkişi raporu ve dosya kapsamına göre; davalının dava konusu ürünlerden 35 adet sattığı ve 38 adet de stokta bulundurduğu, dolayısıyla davalının dava konusu ürünlerden üretim adedinin tespit edilebildiği kadarıyla en az 73 adet olduğu kabul edilerek ıslah edilmiş haliyle davanın kısmen kabulüne, üzerlerinde Punto ibaresi bulunan dava konusu ürünler nedeniyle davacının eser sahipliğinden kaynaklanan haklarına davalı tarafça yapılan tecavüzün ve haksız rekabetin tespitine, durdurulmasına, gelecekte tekrarının men' ine, davaya konu toplam 73 adet ceket nedeniyle ve bu miktar ürünle sınırlı olarak taraflar arasında sözleşme yapılsa idi davacının 5846 sayılı yasa hükümlerine göre talep edebileceği rayiç bedelin % 18 lisans oranı üzerinden 235.671,16 TL olacağı kabul edilerek, takdiren 3 kat hesabıyla ve ancak taleple bağlı kalınarak 408.924 TL telif tazminatının ve takdiren 25.000 TL manevi tazminatın, dava tarihinden itibaren hesaplanacak ticari temerrüt faizi ile birlikte davalıdan tahsiline, fazlaya ilişkin manevi tazminat talebinin reddine, FSEK 68/1 maddenin uygulanması ile birlikte hem satılmış olan 35 adet ceket yönünden hem de stokta bulunduğu tespit edilen 38 adet ceket yönünden taraflar arasında farazi sözleşme ilişkisi kurulmuş olacağından davaya konu ve henüz satılmamış olan 38 adet ürüne el konulması ve imhası taleplerinin reddine, karar kesinleştiğinde karar özetinin ilanına karar verilmiştir. Kararı, davalı vekili temyiz etmiştir. 1- Dava dosyası içerisindeki bilgi ve belgelere, mahkeme kararının gerekçesinde dayanılan delillerin tartışılıp, değerlendirilmesinde usul ve yasaya aykırı bir yön bulunmamasına davalı eyleminin aynı zamanda haksız rekabet oluşturması nedeniyle manevi tazminatın takdirinde bir isabetsizlik bulunmamasına göre, davalı vekilinin aşağıdaki bendin kapsamı dışında kalan sair temyiz itirazlarının reddi gerekmiştir. 2- Davacı vekili, müvekkili tarafından ilk defa üretilerek piyasaya sunulan deri ceketlerin 5846 sayılı FSEK anlamında eser niteliğinde olduğunu, davalı şirketin iş yerlerinde yapılan aramada söz konusu ceketlerin taklitlerinin ele geçirildiğini, böylelikle müvekkilinin eserden doğan hakkının ihlal edildiğini, eylemin aynı zamanda haksız rekabet olduğunu ileri sürerek, tecavüzün durdurulması, önlenmesi ve ürünlere el konulması istemleri yanında, FSEK 68, 70 ve TTK 56 maddeleri uyarınca maddi ve manevi tazminat isteminde de bulunmuştur. Mahkemece, alınan bilirkişi raporlarına istinaden, davacı tarafa ait deri ceket modelinin FSEK m. 4 anlamında güzel sanat eseri olduğunun kabulüyle FSEK m. 68 uyarınca maddi tazminata hükmedilmiştir. FSEK m. 4/1-(4) deki “El işleri ve küçük sanat eserleri, minyatürler ve süsleme sanatı ürünleri ile tekstil, moda tasarımları” şeklindeki düzenlemeden de anlaşılacağı üzere, koşulların varlığı halinde tekstil ve moda tasarımları FSEK tarafından eser olarak korunan güzel sanat eserleri arasında sayılmıştır. Davacı tarafça uyuşmazlık konusu deri ceket modelinin grafik eser olduğu ileri sürülmüş ise de moda tasarımına konu bir modelin güzel sanat eseri vasfının varlığı için ürünün basit yaratımlardan uzak, günlük ve normal kullanımın ötesinde, işlevsel bir amaçtan ziyade, sanatsal bir faaliyet sonucu, estetik duygusuna hitap etmek amacıyla yaratılan ve sanatsal özelliği yüksek bir ürün olması gerekir (Emre Kalender, Ticaret ve Fikri Mülkiyet Hukuku Dergisi, Yıldırım Beyazıt Üniversitesi, 2015/1, s.113). Bir moda tasarımına konu deri ceket ürününün çok tanınmış bir marka veya markasız olarak piyasaya sürülmesi, daha önceki moda tasarımlarından farklı olması, fiyatının çok yüksek veya düşük olması, güzel sanat eseri vasfı açısından bir önem taşımayacaktır. Mahkemece görüşüne başvurulan bilirkişi heyeti dava konusu deri ceket modelinin 5846 sayılı FSEK 4. maddesi kapsamında güzel sanat eseri olduğunu mütalaa etmiş ise de, raporda ürünün haiz olduğu özellikler tarif edilmekle birlikte yukarıda açıklanan hususları içermediğinden hüküm tesisine yeterli kabul edilemez. O halde, dava konusu deri ceket modelinin, 5846 sayılı FSEK 4/1-(4) fıkrası anlamında seri üretim yoluyla ticari kullanım amacını aşan ve işlevsel özelliğin çok ötesinde, seyir hissi yaratmak üzere meydana getirilmiş yüksek düzeyde estetik vasfa sahip moda tasarım alanında güzel sanat eseri sayılıp sayılmayacağı hususunda yeni bir bilirkişi heyetinden görüş alınarak sonucuna göre bir karar verilmesi gerekirken yetersiz bilirkişi görüşü benimsenmek suretiyle 5846 sayılı FSEK 68. maddesine dayalı telif tazminatına hükmedilmesi doğru görülmediğinden kararın davalı yararına bozulması gerekmiştir. SONUÇ: Yukarıda (1) numaralı bentte açıklanan nedenlerle davalı vekilinin sair temyiz itirazlarının reddine, (2) numaralı bentte açıklanan nedenlerle davalı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile hükmün davalı yararına BOZULMASINA, takdir olunan 1.480,00 TL duruşma vekalet ücretinin davacıdan alınıp davalıya verilmesine, ödediği peşin temyiz harcının isteği halinde temyiz edene iadesine, 16/03/2017 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.

Bilgisayar Programları ve Arayüzler

FSEK m. 2/1 uyarınca her biçim altında ifade edilen bilgisayar programları ile bir sonraki aşamada program sonucu doğurması koşuluyla hazırlık tasarımları ilim ve edebiyat eseri olarak korunmaktadır. Ancak aynı madde uyarınca bir bilgisayar programının herhangi bir ögesine ya da arayüzüne temel oluşturan düşünce ve ilkeler eser sayılmaz. Yargıtay, bir kararında davaya konu yazılımın sektördeki diğer ürünlerden farklılaşmadığını ve entelektüel bir emek gerektiren özgün bir özelliği bulunmadığını belirterek eser niteliğini reddetmiştir; ancak bu kararın esas ve karar numarası mevcut verilerde yer almamaktadır.

5846 sayılı FİKİR VE SANAT ESERLERİ KANUNU m. 2Kaynağı aç
Madde 2 – İlim ve edebiyat eserleri şunlardır: 1. (Değişik: 7/6/1995 – 4110/1 md.) Herhangi bir şekilde dil ve yazı ile ifade olunan eserler ve her biçim altında ifade edilen bilgisayar programları ve bir sonraki aşamada program sonucu doğurması koşuluyla bunların hazırlık tasarımları, 2. (Değişik: 1/11/1983 – 2936/1 md.) Her nevi rakıslar, yazılı koreografi eserleri, Pandomimalar ve buna benzer sözsüz sahne eserleri 3. (Değişik: 7/6/1995 – 4110/1 md.) Bedii vasfı bulunmayan her nevi teknik ve ilmi mahiyette fotoğraf eserleriyle, her nevi haritalar, planlar, projeler, krokiler, resimler, coğrafya ve topoğrafyaya ait maket ve benzerleri, herçeşit mimarlık ve şehircilik tasarım ve projeleri, mimari maketler, endüstri, çevre ve sahne tasarım ve projeleri. (Ek: 7/6/1995 – 4110/1 md.) Arayüzüne temel oluşturan düşünce ve ilkeleri de içine almak üzere, bir bilgisayar programının herhangi bir ögesine temel oluşturan düşünce ve ilkeler eser sayılmazlar. II – Musiki eserleri:

Teknik Ürünlerde Tasarım Koruması

Teknik özellik gösteren ürünlerin tasarım korumasından yararlanabilmesi için görünümün teknik işlevden ibaret olmaması, yani teknik işlevin tasarımı bütünüyle şekillendirmemesi gerekmektedir. Tasarımcıya hiçbir seçenek özgürlüğü bırakmayan tasarımlar bu korumadan faydalanamaz.

Mali Haklara Tecavüz: Çoğaltma, Yayma ve Tazminat

Bir eserin hak sahibinin izni olmaksızın üretilmesi FSEK m. 22 kapsamındaki çoğaltma hakkını, üretilen eserin satışa arz edilmesi ise FSEK m. 23 kapsamındaki yayma hakkını ihlal eder.

FSEK m. 68 kapsamında tazminata hükmedildiğinde, hak sahibi ile tecavüz eden taraf arasında farazi bir sözleşme ilişkisi kurulmuş sayılır ve bu ana kadarki kullanımlar kanuna uygun hale gelir. Bu nedenle tecavüzün menine yalnızca karar tarihinden itibaren geçerli olmak üzere hükmedilmesi gerekmektedir. Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, E. 2023/4173, K. 2024/6165 sayılı kararında bu ayrımı gözetmeksizin tümden men hükmü kuran bölge adliye mahkemesi kararını, men hükmünü karar tarihinden itibaren geçerli kılacak biçimde düzelterek onaylamıştır.

FSEK m. 68/1 uyarınca izni alınmayan hak sahipleri, sözleşme yapılmış olması halinde isteyebilecekleri bedelin veya Kanun hükümleri uyarınca tespit edilecek rayiç bedelin en çok üç kat fazlasını isteyebilir. Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, E. 2023/4173, K. 2024/6165 sayılı kararında tazminatın davalının satıştan elde ettiği gelir üzerinden değil, farazi sözleşme ilişkisi varsayılarak belirlenecek rayiç bedel esas alınarak hesaplanması gerektiği vurgulanmış; bu yorum bozulmamıştır. Rayiç bedelin tespitindeki ölçütler somut olaya özgüdür. Hak sahibi, bedel talebinde bulunduğunda tecavüz edene karşı aralarında sözleşme bulunmuş olsaydı sahip olacağı tüm hak ve yetkileri de ileri sürebilir.

5846 sayılı FİKİR VE SANAT ESERLERİ KANUNU m. 68Kaynağı aç
Madde 68 – (Değişik: 23/1/2008-5728/137 md.) Eseri, icrayı, fonogramı veya yapımları hak sahiplerinden bu Kanuna uygun yazılı izni almadan, işleyen, çoğaltan, çoğaltılmış nüshaları yayan, temsil eden veya hertürlü işaret, ses veya görüntü nakline yarayan araçlarla umuma iletenlerden, izni alınmamış hak sahipleri sözleşme yapılmış olması halinde isteyebileceği bedelin veya bu Kanun hükümleri uyarınca tespit edilecek rayiç bedelin en çok üç kat fazlasını isteyebilir. İzinsiz çoğaltılan kopyalar satışa çıkarılmamışsa hak sahibi çoğaltılmış kopyaların, çoğaltmaya yarayan film, kalıp ve benzeri araçların imhasını veya üretim maliyet fiyatını geçmeyecek uygun bir bedel karşılığında kendisine verilmesini ya da sözleşme olması durumunda isteyebileceği miktarın üç kat fazlasını talep edebilir. Bu husus, izinsiz çoğaltanın hukuki sorumluluğunu ortadan kaldırmaz. İzinsiz çoğaltılan kopyalar satışa çıkarılmışsa hak sahibi, tecavüz edenin elinde bulunan nüshalar hakkında ikinci fıkradaki şıklardan birini kullanabilir. İkinci ve üçüncü fıkraların eser sahibinden başka hak sahiplerince uygulanabilmesi için eser sahibinin bu Kanunun 52 nci maddesine uygun yazılı çoğaltma izni aranır. Hak sahiplerinden biri, ikinci ve üçüncü fıkralar uyarınca talepte bulunduklarında Ceza Muhakemesi Kanununun el koymaya ilişkin hükümleri delil elde etmek amacı dışında uygulanmaz. Bedel talebinde bulunan kişi, tecavüz edene karşı onunla bir sözleşme yapmış olması halinde haiz olabileceği bütün hak ve yetkileri ileri sürebilir. II – Tecavüzün men'i davası:

İzinsiz çoğaltılan kopyalar henüz satışa çıkarılmamışsa hak sahibi; çoğaltılmış kopyaların, film, kalıp ve benzeri araçların imhasını ya da üretim maliyet fiyatını geçmeyecek bedel karşılığında kendisine verilmesini talep edebileceği gibi, sözleşme olması durumunda isteyebileceği miktarın üç kat fazlasını da talep edebilir. Bu talep, izinsiz çoğaltanın hukuki sorumluluğunu ortadan kaldırmaz. Kopyalar satışa çıkarılmışsa hak sahibi, tecavüz edenin elinde bulunan nüshalar bakımından aynı seçeneklerden birini kullanabilir. Bu seçeneklerin eser sahibinden başka hak sahiplerince uygulanabilmesi için eser sahibinin FSEK m. 52'ye uygun yazılı çoğaltma iznini almış olması şartı aranır. Hak sahiplerinden birinin bu yola başvurduğu hâllerde Ceza Muhakemesi Kanunu'nun el koymaya ilişkin hükümleri delil elde etmek amacı dışında uygulanamaz.

Telif Dışındaki Koruma Yolları: Haksız Rekabet ve Kayıt

Bir eylemin eserden kaynaklanan mali haklara tecavüz oluşturması, somut olayın koşullarına bağlı olarak aynı zamanda TTK m. 54 ve m. 55/1 kapsamında haksız rekabet yaratabilir. Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, E. 2023/4173, K. 2024/6165 sayılı kararında bu iki hukuki temelin bir arada bulunabileceğini somut olay kapsamında ortaya koymuştur. FSEK kapsamında eser sayılmayan fotoğraf ve benzeri ürünler ise FSEK m. 84 uyarınca haksız rekabet hükümleri çerçevesinde korunabilir. Ayrıca FSEK m. 84/3 uyarınca eser mahiyetinde olmayan her nevi fotoğraflar, benzer usullerle tespit edilen resimler ve sinema mahsulleri hakkında da aynı madde hükmü uygulanır.

5846 sayılı FİKİR VE SANAT ESERLERİ KANUNU m. 84Kaynağı aç
Madde 84 – Bir işareti, resim veya sesi, bunları nakle yarıyan bir alet üzerine tesbit eden veya ticari maksatlarla haklı olarak çoğaltan yahut yayan kimse, aynı işaretin, resmin veya sesin 3 üncü bir kişi tarafından aynı vasıtadan faydalanılmak suretiyle çoğaltılmasını veya yayımlanmasını menedebilir. Tevacüz eden tacir olmasa bile birinci fıkra hükmüne aykırı hareket edenler hakkında haksız rekabete mütaallik hükümler uygulanır. Eser mahiyetinde olmıyan her nevi fotoğraflar, benzer usullerle tesbit edilen resimler ve sinema mahsulleri hakkında da bu madde hükmü uygulanır. C) Mektuplar:

Telif hakları FSEK uyarınca kural olarak tescil şartına bağlı değildir; haklar doğduğu andan itibaren geçerlidir. Bununla birlikte FSEK m. 13/3 uyarınca eser sahipleri, hak ihdasını amaçlamaksızın ispat kolaylığı sağlamak, hak sahipliğini belirlemek ve mali haklara ilişkin yararlanma yetkilerini takip etmek amacıyla eserlerini kayıt ve tescil ettirebilir. Bu tescil beyana dayalıdır ve Bakanlık yapılan beyandan sorumlu tutulamaz. Film yapımcıları ve fonogram yapımcıları açısından ise yapımlarını kayıt ve tescil ettirme yükümlülüğü aynı maddede ayrıca düzenlenmiştir. Eserin yaratıldığı tarihin belgelenmesine yönelik olarak zaman damgası uygulamalarından yararlanılabilmekte; bu amaçla çevrimiçi hizmet sağlayıcılara başvurmak mümkündür.

5846 sayılı FİKİR VE SANAT ESERLERİ KANUNU m. 13Kaynağı aç
Madde 13 – Fikir ve sanat eserleri üzerinde sahiplerinin mali ve manevi menfaatleri bu kanun dairesinde himaye görür. Eser sahibine tanınan hak ve salahiyetler eserin bütününe ve parçalarına şamildir. (Değişik son fıkra: 3/3/2004-5101/10 md.) Filmlerin ilk tespitini gerçekleştiren film yapımcıları ile seslerin ilk tespitini gerçekleştiren fonogram yapımcıları, hak ihdas etmek amacı taşımaksızın, sahip oldukları hakların ihlâl edilmemesi, hak sahipliklerinin belirlenmesinde ispat kolaylığı sağlanması ve malî haklara ilişkin yararlanma yetkilerinin takip edilmesi maksadıyla, sinema ve müzik eserlerini içeren yapımlarının kayıt ve tescilini yaptırırlar. Aynı maksatla, eser sahiplerinin talebi üzerine, bu Kanun kapsamında korunan tüm eserlerin kayıt ve tescili yapılabilir, malî haklara ilişkin yararlanma yetkileri de kayıt altına alınabilir. Beyana müstenit yapılan bu işlemlerden Bakanlık sorumlu tutulamaz. Ancak, kayıt ve tescil işlemlerine esas teşkil edecek işlemlerde, mevcut olmadığını bildiği veya bilmesi icap ettiği veya kendisine ait olmayan malî ve manevî haklara ilişkin yanlış beyanda bulunanlar, bu Kanunda öngörülen hukukî ve cezaî müeyyidelere tâbidirler. Bu Kanun kapsamında yapılan tüm kayıt ve tescil işlemlerine ilişkin ücretler Bakanlık tarafından belirlenir. Kayıt ve tescilin usul ve esasları, ücretlerinin belirlenmesi ile diğer hususlar Bakanlıkça çıkarılacak bir yönetmelikle belirlenir. II – Manevi haklar: 1. Umuma arz salahiyeti:

Eser sahibine tanınan hak ve yetkiler, FSEK m. 13/2 uyarınca eserin bütününe olduğu gibi parçalarına da şamildir.

Sık Sorulan Sorular

Ürünün şekli teknik zorunluluktan kaynaklanıyorsa telif koruması tamamen ortadan kalkar mı?

Hayır, tamamen ortadan kalkmaz. Görünüm özellikleri münhasıran teknik fonksiyondan kaynaklanan ürünler telif korumasından yararlanamaz; ancak teknik zorunlulukların yalnızca bir kısmını belirlediği ürünlerde eser sahibi serbest ve yaratıcı tercihlerini dışa vurabilmişse orijinallik kriteri karşılanmış sayılır ve koruma mümkündür. C-833/18 kararında bu ayrım ortaya konmuştur.

Alternatif tasarımların varlığı bir ürünün telif koruması alıp alamayacağını belirler mi?

Aynı teknik sonuca ulaşmayı sağlayan alternatif tasarımların varlığı, görünüm özelliğinin teknik fonksiyondan kaynaklanıp kaynaklanmadığının tespitinde tek başına belirleyici bir ölçüt değildir. Bu husus, tasarımcının tercih özgürlüğü değerlendirmesinde dikkate alınabilir; ancak korumanın varlığı veya yokluğuna ilişkin sonucu tek başına belirlemez.

Rakip firmanın kopyalama kastı telif ihlalinde önem taşır mı?

Hayır. Telif koruması değerlendirmesinde mütecaviz eylemde bulunan tarafın niyeti ilgisizdir; değerlendirme yalnızca ürünün orijinalliği üzerine yoğunlaşır. Bu ilke C-833/18 kararında açıkça vurgulanmıştır.

Bir şirket Türk hukukunda telif hakkı ihlali gerekçesiyle dava açabilir mi?

Tüzel kişiler FSEK kapsamında eser sahibi sayılamaz. Ancak bir şirket, yürüttüğü ticari faaliyet kapsamında eser üzerindeki mali hakları haiz olabilir ve bu haklara dayanarak tazminat davası açabilir. Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, E. 2023/4173, K. 2024/6165 sayılı kararı bu ilkeye dayanmaktadır.

FSEK m. 68'e göre tazminat nasıl hesaplanır?

FSEK m. 68/1 uyarınca tazminat, sözleşme yapılmış olması halinde isteyebilecek bedelin veya Kanun hükümleri uyarınca tespit edilecek rayiç bedelin en çok üç kat fazlası olarak belirlenir. Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, E. 2023/4173, K. 2024/6165 sayılı kararında tazminatın tecavüz edenin satış geliri üzerinden değil, farazi sözleşme ilişkisi varsayımıyla belirlenen rayiç bedel esas alınarak hesaplanması gerektiği vurgulanmıştır.

FSEK m. 68'e göre men hükmü ne zaman geçerli olur?

Tazminata hükmedilmesiyle birlikte farazi sözleşme ilişkisi kurulmuş sayıldığından, bu ana kadarki kullanımlar kanuna uygun hale gelir. Bu nedenle tecavüzün menine yalnızca karar tarihinden itibaren geçerli olmak üzere hükmedilmesi gerekmektedir; bu ayrım gözetilmeksizin kurulan men hükmü hatalı olacaktır.

Telif hakkı kazanmak için tescil yaptırmak zorunlu mudur?

Hayır. Telif hakları Türk hukukunda doğduğu andan itibaren geçerlidir; tescil korumanın bir ön koşulu değildir. Bununla birlikte FSEK m. 13/3 uyarınca hak sahipleri ispat kolaylığı ve hak sahipliğinin belirlenmesi amacıyla isteğe bağlı tescil yaptırabilir. Bu tescil beyana dayalıdır ve hak ihdas etmez.

Eser sayılmayan bir ürünü hukuki yollarla korumak mümkün müdür?

Evet. FSEK kapsamında eser niteliği taşımayan fotoğraf ve benzeri ürünler FSEK m. 84 uyarınca haksız rekabet hükümleri çerçevesinde korunabilir. Eser mahiyetinde olmayan her nevi fotoğraflar, benzer usullerle tespit edilen resimler ve sinema mahsulleri hakkında da aynı madde hükmü açıkça uygulanır.

Hukuki uyarı: Bu içerik genel bilgilendirme amacı taşır; somut olay değerlendirmesi için avukata başvurulmalıdır.

Hazırlayan: Av. Erdal Ersoy

Avukat Erdal Ersoyİletişim ve randevu