5237 sayılı Türk Ceza Kanunu, bir suçun tamamlanamaması, birden fazla kişinin suça katılması ve birden fazla suçun aynı fail tarafından işlenmesi durumlarını ayrı kurumlar çerçevesinde düzenlemektedir. Teşebbüs, iştirak ve suçların içtiması başlıkları altında toplanan bu kurumlar, ceza sorumluluğunun kapsamını ve uygulanacak yaptırımı doğrudan belirler. TCK, kural olarak kaç fiil varsa o kadar suç ve kaç suç varsa o kadar ceza ilkesini benimsemiş; bu ilkenin istisnalarını ise bileşik suç, zincirleme suç ve fikri içtima kurumlarıyla sınırlı tutmuştur.
5237 sayılı TÜRK CEZA KANUNU m. 35Kaynağı aç
hareketlerle doğrudan doğruya icraya başlayıp da elinde olmayan nedenlerle
tamamlayamaz ise teşebbüsten dolayı sorumlu tutulur.
(2) Suça teşebbüs halinde fail, meydana gelen zarar veya tehlikenin
ağırlığına göre, ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası yerine ondört
yıldan yirmibir yıla kadar, müebbet hapis cezası yerine on yıldan onsekiz yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır.
Diğer hallerde verilecek cezanın dörtte birinden dörtte üçüne kadarı indirilir.[4]
Gönüllü vazgeçme
Yargıtay 4. Ceza Dairesi, E. 2019/6223, K. 2019/17969Kaynağı aç
"İçtihat Metni"
Genel güvenliğin kasten tehlikeye sokulması ve silahla tehdit suçlarından sanık …'in, 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun 106/2-a-c ve 170/1-c maddeleri gereğince 2 yıl hapis ve 6 ay hapis cezaları ile cezalandırılmasına, 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu'nun 231/5. maddesi uyarınca hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına dair Adana 7. Asliye Ceza Mahkemesi'nin 05/03/2013 tarihli ve 2010/849 esas, 2013/132 sayılı kararının kesinleşmesini müteakip, sanığın denetim süresi içerisinde kasıtlı bir suç işlediğinden bahisle yapılan yargılama sonucunda hükmün açıklanması ile adı geçen sanığın 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun 106/2-a-c ve 170/1-c maddeleri gereğince 2 yıl hapis ve 6 ay hapis cezaları ile cezalandırılmasına dair Adana 7. Asliye Ceza Mahkemesinin 22/11/2018 tarihli ve 2018/565 esas, 2018/793 sayılı kararının, Yüksek Adalet Bakanlığı Ceza İşleri Genel Müdürlüğü'nün 20/03/2019 gün ve 94660652-105-01-2827-2019-Kyb sayılı istemleri ve Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının 29/03/2019 gün ve 2019/31460 sayılı bozma düşüncesini içeren ihbarnamesiyle Daire'ye gönderilmesi sonucunda, Dairemizin 29/05/2019 gün ve 2019/2673 esas, 2019/10189 sayılı kararıyla;
" I-Olay:
Genel güvenliğin kasten tehlikeye sokulması ve silahla tehdit suçlarından sanık …'in, 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun 106/2-a-c ve 170/1-c maddeleri gereğince 2 yıl hapis ve 6 ay hapis cezaları ile cezalandırılmasına, 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu'nun 231/5. maddesi uyarınca hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına dair Adana 7. Asliye Ceza Mahkemesinin 05/03/2013 tarihli ve 2010/849 esas, 2013/132 sayılı kararının kesinleşmesini müteakip, sanığın denetim süresi içerisinde kasıtlı bir suç işlediğinden bahisle yapılan yargılama sonucunda hükmün açıklanması ile adı geçen sanığın 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun 106/2-a-c ve 170/1-c maddeleri gereğince 2 yıl hapis ve 6 ay hapis cezaları ile cezalandırılmasına dair Adana 7. Asliye Ceza Mahkemesinin 22/11/2018 tarihli ve 2018/565 esas, 2018/793 sayılı kararının, benzer bir olayla ilgili olarak, Yargıtay 4. Ceza Dairesinin 28/11/2018 tarihli 2014/34014 esas, 2018/20606 karar sayılı ilâmında da belirtildiği üzere, sanığın olay tarihinde yanında bulunan diğer sanıklarla birlikte hareket ederek katılanın evine doğru ateş etmesi şeklinde gerçekleşen eyleminin 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun 106/2-a-c maddesinde tanımlanan birden çok kişi ile birlikte silahla tehdit ve aynı Kanun'un 170/1-c maddesinde yer alan genel güvenliğin kasten tehlikeye sokulması suçlarını oluşturması karşısında, 5237 sayılı Kanun’un 44. maddesinde düzenlenen fikrî içtima kuralı gereğince en ağır cezayı gerektiren silahla tehdit suçundan cezalandırılması gerektiği gözetilmeden, ayrıca genel güvenliğin kasten tehlikeye sokulması suçundan da mahkûmiyet hükmü kurulmasında isabet görülmediği gerekçesiyle kanun yararına bozmaya konu edildiği anlaşılmıştır.
II- Kanun Yararına Bozma İstemine İlişkin Uyuşmazlığın Kapsamı:
Sanık …'in, genel güvenliğin kasten tehlikeye sokulması ve silahla tehdit suçlarından ayrı ayrı cezalandırılmasında isabet bulunup bulunmadığının belirlenmesine ilişkindir.
III- Hukuksal Değerlendirme:
TCK'nın 106/2-a maddesinde tehditin silahla işlenmesi halinde fail hakkında iki yıldan beş yıla kadar hapis cezasına hükmolacağı düzenlenmiş, yine anılan Kanun'un "Genel Güvenliğin Kasten Tehlikeye Sokulması" başlıklı 170. maddesinin birinci fıkrasının c bendinde kişilerin hayatı,
sağlığı veya malvarlığı bakımından tehlikeli olacak biçimde ya da kişilerde korku, kaygı veya panik yaratabilecek tarzda silahla ateş eden veya patlayıcı madde kullanan kişinin altı aydan üç yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılacağı hüküm altına alınmıştır.
Ceza Genel Kurulu'nun 18/10/2018 tarihli ve 2015/1-158 esas, 2018/444 sayılı kararında da belirtildiği üzere; 5237 sayılı TCK’nın hazırlanmasında "kaç fiil varsa o kadar suç, kaç suç varsa o kadar ceza vardır" ilkesi esas alınmış, dolayısıyla da gerçek içtima kuralı benimsenmiştir. Nitekim Adalet Komisyonu raporunda bu husus; "Ceza hukukunun temel kurallarından birisi, ‘kaç fiil varsa o kadar suç, kaç suç varsa o kadar ceza vardır’ şeklinde ifade edilmektedir. Bunun istisnaları, suçların içtimaı bölümünde belirlenmiştir. Bu istisnalar dışında, işlenen her bir suçla ilgili olarak ayrı ayrı cezaya hükmedilecektir. Böylece verilen her bir ceza, bağımsızlığını koruyacaktır" şeklinde ifade edilmiştir (TBMM Adalet Komisyonunun 03.08.2004 tarih ve 1/593-60 sayılı raporu). Bu kuralın istisnalarına ise, 5237 sayılı TCK’nın “suçların içtimaı” bölümünde, 42 (bileşik suç), 43 (zincirleme suç) ve 44. (fikri içtima) maddelerinde yer verilmiştir. 765 sayılı TCK’da, aynı neviden fikri içtima ile farklı neviden fikri içtima tek madde halinde 79. maddede düzenlenmiş iken, 5237 sayılı TCK’da bu iki hâl birbirinden ayrılarak, aynı neviden fikri içtima, zincirleme suçun düzenlendiği 43. maddenin 2. fıkrasında, farklı neviden fikri içtima ise Kanun'un 44. maddesinde düzenlenmiştir.
Farklı neviden fikri içtima 5237 sayılı Kanun'un 44. maddesinde; “(1) İşlediği bir fiil ile birden fazla farklı suçun oluşmasına sebebiyet veren kişi, bunlardan en ağır cezayı gerektiren suçtan dolayı cezalandırılır” şeklinde düzenlenmiş olup, bu hükmün uygulanabilmesi için işlenen bir fiille birden fazla farklı suçun oluşması gerekmektedir. Kanun koyucu, işlediği bir fiille birden fazla farklı suçu işleyen failin, fiilinin tek olması nedeniyle en ağır ceza ile cezalandırılmasını yeterli görmüş, bu şekilde “non bis in idem” kuralı gereğince bir fiilden dolayı kişinin birden fazla cezalandırılmasının da önüne geçilmesini amaçlamış, “erime sistemi”ni benimsemek suretiyle, bu suçlardan en ağır cezayı gerektiren suçtan dolayı ceza verilmesi ile yetinilmesini tercih etmiştir.
5237 sayılı TCK’nın 44. maddesinde yer alan “bir fiil” ibaresi ve aynı Kanun'un 43. maddesinin ikinci fıkrasında belirtilen “tek bir fiil” ifadesi ile kast edilen hususun ne olduğunun açıklanması gerekmektedir. Doğal anlamda gerçekleştirilen her bedensel eylem ayrı bir hareketi oluşturmakta ise de, hukuki anlamda hareketin tek olması ile ifade edilmek istenen husus, doğal anlamda birden fazla hareket bulunsa dahi, bu hareketlerin, hukuki nedenlerden dolayı değerlendirmede birlik oluşturması suretiyle tek hareket olarak kabulüdür. Diğer bir anlatımla, doğal anlamda fiilin tek olduğu her hâlde hukuki anlamda da fiilin tek olduğu söylenebilirse de, doğal anlamda fiilin çok olduğu her hâlde hukuki anlamda da fiilin çok olduğu her zaman söylenemeyecektir. Bazen bir hareketler kümesi, hukuki açıdan tek bir fiil olarak kabul edilecektir. Bu hâlde suç tipinin birden fazla hareketle ihlal edilebilir olması hareketin hukuken tekliğini etkilemeyecek, doğal hareketler hukuken tek kabul edilecektir. Fikri içtimada da, fiil ya da hareketin tekliği, doğal anlamda değil hukuki anlamda tek olmayı ifade etmektedir. Bir kısım suçların işlenmesi sırasında doğal olarak birden fazla hareket yapılmakta ise de, ortaya konulan bu davranışlar suçun kanuni tanımında yer alan hukuksal anlamdaki “tek bir fiili” oluşturmaktadır. 5237 sayılı TCK’nın genel hükümleri arasında yer alan fikri içtima kuralları, şartlarının bulunması hâlinde kural olarak her suç için uygulanabilir ise de, kanun koyucunun açıkça istisna öngördüğü hâllerde bu kuralın uygulanması imkânı bulunmamaktadır. Nitekim, 5237 sayılı TCK'nın 212. maddesinde, sahte resmî veya özel belgenin bir başka suçun işlenmesi sırasında kullanılması hâlinde, hem sahtecilik hem de ilgili suçtan dolayı ayrı ayrı cezaya hükmolunacağı belirtilerek, açıkça fikri içtima hükümlerinin uygulanması engellenmiştir. Bu anlatımlara göre, farklı neviden fikri içtimanın şartları, hareket ya da fiilin hukuki anlamda tek olması, tek fiille birden fazla farklı suçun işlenmiş olması, işlenen suçlarla ilgili kanunda açıkça fikri içtima hükümlerinin uygulanmasının engellenmemiş olması şeklinde belirlenebilecektir. Bu bağlamda "aynı suç" ile "farklı suç" kavramlarının da açıklığa kavuşturulması gerekmektedir. 5237 sayılı TCK'nın 44. maddesinin gerekçesinde; "Bir suçun temel ve nitelikli şekilleri dışındaki suçlar, fikri içtima uygulamasında farklı suç olarak kabul edilmelidir" şeklinde açıklamalara yer verilmiştir. Buna göre, anılan maddede yer alan "farklı suç"tan kastedilen, bir suçun temel ve nitelikli şekilleri dışında kalan ve Türk Ceza Kanunu'nda ya da özel ceza kanunlarında yer alan, yani ceza hukuku mevzuatındaki diğer suç hükümleridir. Bunun yanında, bir suçun basit hâli ile nitelikli hâli ya da unsurları aynı olan suçlar aynı suç sayılacağı gibi, bir suçun teşebbüs hâlinde kalması ile tamamlanması veya olası kastla işlenmesi ile doğrudan kastla işlenmesi hâllerinde de aynı suç söz konusu olacaktır.
İncelenen dosyada;
Sanık … ve inceleme dışı sanıklar hakkında 25/08/2010 tarihli eylemleri nedeniyle yapılan yargılama neticesinde, Adana 7. Asliye Ceza Mahkemesinin 05/03/2013 tarihli ve 2010/849 esas, 2013/132 sayılı kararıyla sanığın, TCK'nın 106/2-a-c ve 170/1-c maddeleri gereğince 2 yıl hapis ve 6 ay hapis cezaları ile cezalandırılmasına, CMK'nın 231/5. maddesi uyarınca hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına karar verildiği, anılan kararının kesinleşmesini müteakip, sanığın denetim süresi içerisinde kasıtlı bir suç işlediğinin ihbar edilmesi üzerine yapılan yargılama sonucunda Adana 7. Asliye Ceza Mahkemesinin 22/11/2018 tarihli ve 2018/565 esas, 2018/793 sayılı kararıyla "…, …, … ve …'un şikayetçinin konutunun önüne gelerek av tüfeğiyle tehdit amaçlı ateş ettikleri, camlarını kırdıkları, eylemlerinin silahla tehdit, genel güvenliği tehlikeye sokmak suçlarını oluşturduğu…" şeklindeki gerekçeyle hükmün açıklanmasına ve sanığın TCK'nın 106/2-a-c ve 170/1-c maddeleri gereğince 2 yıl hapis ve 6 ay hapis cezaları ile cezalandırılmasına hükmolunduğu, hükümlerin kanun yoluna konu edilmeksizin kesinleştiği, 13/02/2019 tarihinde hükümlerin infazlarının durdurulduğu anlaşılmıştır.
Dosya kapsamı, kanun yararına bozma istemi ve tüm bu açıklamalar birlikte değerlendirildiğinde; sanık …'in, inceleme dışı sanıklarla birlikte şikayetçinin konutunun önüne gelerek av tüfeğiyle tehdit amaçlı ateş ettiklerinin kabul edilmesi karşısında, eylemin bir bütün halinde TCK'nın 106/2-a maddesinde tanımlanan silahla tehdit ve aynı Kanunun 170/1-c maddesinde tanımlanan genel güvenliğin kasten tehlikeye sokulması suçlarını oluşturduğu, TCK'nın 44. maddesi uyarınca en ağır cezayı gerektiren silahla tehdit suçundan mahkumiyet kararı verilmesi gerektiği gözetilmeden, sanığın hem silahla tehdit hem de genel güvenliğin kasten tehlikeye sokulması suçlarından cezalandırılmasına dair Adana 7. Asliye Ceza Mahkemesinin 22/11/2018 tarihli ve 2018/565 esas, 2018/793 sayılı kararında isabet bulunmamaktadır.
IV-Sonuç ve Karar:
Yukarıda açıklanan nedenlerle,
Kanun yararına bozma istemi yerinde görüldüğünden, Adana 7. Asliye Ceza Mahkemesinin 22/11/2018 tarihli ve 2018/565 esas, 2018/793 sayılı kesinleşen kararının, 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanununun 309. maddesi uyarınca BOZULMASINA" şeklinde karar verilmiştir.
I-İTİRAZ
Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı'nın 24/07/2019 gün ve KD-2019/31460 sayılı yazısı ile;
"Genel güvenliğin kasten tehlikeye sokulması ve silahla tehdit suçlarından sanık …'in, 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun 106/2-a-c ve 170/1-c maddeleri gereğince 2 yıl hapis ve 6 ay hapis cezaları ile cezalandırılmasına, 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu'nun 231/5. maddesi uyarınca hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına dair Adana 7. Asliye Ceza Mahkemesinin 05.03.2013 tarihli ve 2010/849 esas, 2013/132 sayılı kararının kesinleşmesini müteakip, sanığın denetim süresi içerisinde kasıtlı bir suç işlediğinden bahisle yapılan yargılama sonucunda hükmün açıklanması ile adı geçen sanığın 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun 106/2-a-c ve 170/1-c maddeleri gereğince 2 yıl hapis ve 6 ay hapis cezaları ile cezalandırılmasına dair Adana 7. Asliye Ceza Mahkemesinin 22.11.2018 tarihli ve 2018/565 esas, 2018/793 sayılı kararını kapsayan dosyanın incelenmesinde, sanığın olay tarihinde yanında bulunan diğer sanıklarla birlikte hareket ederek katılanın evine doğru ateş etmesi şeklinde gerçekleşen eyleminin 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun 106/2-a-c maddesinde tanımlanan birden çok kişi ile birlikte silahla tehdit ve aynı Kanun'un 170/1-c maddesinde yer alan genel güvenliğin kasten tehlikeye sokulması suçlarını oluşturması karşısında, 5237 sayılı Kanun’un 44. maddesinde düzenlenen fikrî içtima kuralı gereğince en ağır cezayı gerektiren silahla tehdit suçundan cezalandırılması gerektiği gözetilmeden, ayrıca genel güvenliğin kasten tehlikeye sokulması suçundan da mahkûmiyet hükmü kurulmasında isabet görülmediğinden, 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 309. maddesi uyarınca Adana 7. Asliye Ceza Mahkemesinin 22.11.2018 tarihli ve 2018/565 esas, 2018/793 sayılı kararının bozulması lüzumu T. C. Adalet Bakanlığı Ceza İşleri Genel Müdürlüğünün 20.03.2019 tarihli yazılı istemlerine dayanılarak ihbar olunmakla, anılan kararın 5271 sayılı CMK'nin 309. maddesi gereğince kanun yararına bozulmasına ilişkin Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının 29.03.2019 günlü ve 2018/51636 sayılı tebliğnamesiyle bozma talebi sunularak ilgili dosya Yargıtay 4. Ceza Dairesi Başkanlığına gönderilmiştir.
Yüksek Yargıtay 4. Ceza Dairesi, 29.05.2019 gün ve 2019/2673 esas, 2019/10189 sayılı kararı ile özetle, "Kanun yararına bozma istemi yerinde görüldüğünden, Adana 7. Asliye Ceza Mahkemesinin 22.11.2018 tarihli ve 2018/565 esas, 2018/793 sayılı kesinleşen kararının, 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanununun 309. maddesi uyarınca BOZULMASINA, bozma nedenine göre sonraki işlemlerin, CMK'nin 309/4. maddesi gereğince mahallinde mahkemesince yerine getirilmesine" karar vermiş, 5271 sayılı CMK'nin 308. maddesi çerçevesinde yapılan incelemede, Yüksek 4. Ceza Dairesinin anılan kararına karşı aşağıda açıklanmaya çalışılacak nedenlerden dolayı itiraz edilmesi zorunluluğu doğmuştur.
İTİRAZ NEDENLERİ : İtirazın konusunu oluşturan uyuşmazlık; Adana 7. Asliye Ceza Mahkemesi tarafından genel güvenliği kasten tehlikeye sokmak suçundan kurulan 6 ay hapis cezasından ibaret mahkûmiyet hükmünün kaldırılması gerekliliğinden bahisle düzenlenen ihbarname içeriğini yerinde gören Dairece kanun yararına bozma kararı verilmesi halinde, bozma nedenine göre sanık hakkındaki cezanın kaldırılmasına 5271 sayılı CMK'nin "309/4-d" maddesi uyarınca Yüksek Dairece mi yoksa Yerel Mahkemece mi karar verileceğinin belirlenmesine ilişkindir. 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 309 ve 310. maddelerinde düzenlenen kanun yararına bozma kurumu; hâkim veya mahkemelerce verilip istinaf ya da temyiz incelemesinden geçmeksizin kesinleşen karar veya hükümlerdeki hukuka aykırılıkların giderilmesini sağlayan olağanüstü bir kanun yoludur. 5271 sayılı Kanun’un 309. maddesinin 4. fıkrasında, kanun yararına bozma sonrası yapılacak işlemler, bu işlemleri gerçekleştirecek merciler ve bozma kararının etkileri, bozulan hüküm veya kararın türü ve bozma nedenlerine göre ayrım yapılarak ayrıntılı olarak gösterilmiştir. Düzenlemede; kanun yararına bozmanın sonuçları ve bozma sonrasındaki uygulama saptanırken, öncelikle "karar" ve "hüküm" ayrımı gözetilmiş ayrıca mahkûmiyet hükmü ile davanın esasını çözen veya çözmeyen diğer hükümler bakımından farklı uygulama ve sonuçlar öngörülmüştür. Bozma nedenleri; 5271 sayılı CMK'nin 223. maddesinde tanımlanan ve davanın esasını çözmeyen bir karara ilişkin ise, aynı Kanun'un 309. maddesinin 4. fıkrasının (a) bendi uyarınca; kararı veren hâkim veya mahkemece gerekli inceleme ve araştırma sonucunda yeniden karar verilecektir. Bu halde yargılamanın tekrarlanması yasağına ilişkin kurallar uygulanamayacağı gibi, davanın esasını çözen bir karar bulunmadığı için, verilecek hüküm veya kararda, lehe ve aleyhe sonuçtan da söz edilemeyecektir. Mahkûmiyete ilişkin hükmün, davanın esasını çözmeyen yönüne veya savunma hakkını kaldırma veya kısıtlama sonucunu doğuran usul işlemlerine ilişkin olması halinde ise, anılan fıkranın (b) bendi uyarınca kararı veren hâkim veya mahkemece yeniden yapılacak yargılama sonucuna göre gereken hüküm verilecek, ancak bu halde verilen hüküm, önceki hükümle belirlenmiş olan cezadan daha ağır olamayacaktır. Davanın esasını çözen mahkumiyet dışındaki diğer hükümlerin bozulmasında ise anılan fıkranın (c) bendi uyarınca aleyhte sonuç doğurucu herhangi bir işlem yapılamayacağı gibi, "tekriri muhakeme" yasağı nedeniyle kanun yararına bozma kapsamında yeniden yargılama da gerekmeyecektir. 5271 sayılı CMK'nin 4. fıkrasının (d) bendi gereğince bozma nedeninin hükümlünün cezasının kaldırılmasını gerektirmesi halinde ise cezanın kaldırılmasına karar verilecek, daha hafif bir cezanın verilmesini gerektirmesi durumunda bu hafif cezaya Yargıtay ceza dairesince doğrudan hükmedilecektir. Bu halde yargılamanın tekrarlanması yasağı bulunduğundan, Yargıtay ceza dairesince hükmün bozulması ile yetinilmeyip, bozma konusu yapılan kararın yerine verilmesi gereken karar, doğrudan ilgili daire tarafından verilecektir. Nitekim, Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 13.06.2006 gün ve 151-157 , 13.02.2007 gün ve 349-35, 18.09.2007 gün ve 186-178, 13.05.2008 gün ve 84-111, 14.04.2009 gün ve 75-101, 27.12.2011 gün ve 205-291, 27.03.2012 gün 493-127, 05.06.2012 gün 6-215, 29.01.2013 gün 1324-27 ve 08.04.2018 gün 72-73 sayılı kararlarında da, mahkûmiyet hükümleri yönünden verilen kararların, 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 309. maddesinin 4. fıkrasının (d) bendi kapsamında kaldığı kabul edilerek, hukuka aykırılıkların bizzat Özel Dairelerce giderilmesi gerektiği sonucuna ulaşılmış, Yargıtay 12. Ceza Dairesinin 22.01.2019 tarih ve 6779-944, Yargıtay 9. Ceza Dairesinin 22.12.2010 tarih ve 17808-13157, 27.10.2010 tarih ve 10590-11108 sayılı kararlarında ise aynı eylem nedeniyle sanık hakkında kurulan ikinci hüküm yönünden TCK'nin 44. maddesi dikkate alınarak CMK'nin 309/4-d maddesi uyarınca yerel mahkemece verilen cezaların kaldırılmasına Özel Dairelerce karar verildiği görülmüştür.
Yukarıda yapılan açıklamalar ışığında uyuşmazlık konusu değerlendirildiğinde; Adana 7. Asliye Ceza Mahkemesi tarafından genel güvenliği kasten tehlikeye sokmak suçundan kurulan mahkûmiyet hükmünü inceleyen Yüksek Daire tarafından, yerel mahkemece hükmolunan 6 ay hapis cezasının kaldırılması gerekliliği vurgulanarak kanun yararına bozma kararı verildiğinden, 5271 sayılı CMK'nin 309. maddesinin 4. fıkrasının (d) bendi uyarınca cezanın kaldırılmasına Yargıtay ceza dairesinin doğrudan hükmetmesi gerekmektedir. Özel Dairece, yeniden yargılama yasağı olduğu halde, ceza kaldırılmayıp, hukuka aykırılığın giderilmesinin yerel mahkemeye bırakılması halinde, bu aşamada yerel mahkemenin vereceği karar yok hükmünde olacağından, hükümlü lehine sonuç doğuracak olan hukuka aykırılık da yasal olarak giderilmemiş olacaktır. Bu nedenle Yüksek Dairece yeni bir hüküm kurulmadan dosyanın merciine gönderilmesi Kanuna aykırı görüldüğünden olağanüstü itiraz kanun yoluna başvurulmuştur.
SONUÇ VE İSTEM : Açıklanan gerekçelerle;
1)Yüksek Dairenizin, 29.05.2019 ve 2019/2673 esas, 2019/10189 karar sayılı İLAMININ KALDIRILMASI,
2)Adana 7. Asliye Ceza Mahkemesinin sanık hakkında genel güvenliği kasten tehlikeye sokmak suçundan kurduğu 22.11.2018 tarihli ve 2018/565 esas, 2018/793 karar sayılı kararının, 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 309. maddesinin 4. fıkrasının (d) bendi uyarınca kanun
yararına bozulmasına karar verildikten sonra Yüksek Daire tarafından, yerel mahkemece hükmolunan cezanın kaldırılması sonucunu doğuracak yeni bir karar verilmesi,
3) Yüksek Daireniz aksi kanaatte ise dosyanın Yüksek Yargıtay Ceza Genel Kuruluna gönderilmesi, 5271 sayılı CMK'nin 308. maddesi uyarınca itirazen arz ve talep olunur." biçiminde istemde bulunulması üzerine, dosya Dairemize gönderilmekle, incelenerek gereği görüşülüp düşünüldü:
II-İTİRAZIN KAPSAMI
İtiraz, genel güvenliğin kasten tehlikeye sokulması ve silahla tehdit suçlarından sanık …'in, 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun 106/2-a-c ve 170/1-c maddeleri gereğince 2 yıl hapis ve 6 ay hapis cezaları ile cezalandırılmasına dair, Adana 7. Asliye Ceza Mahkemesi'nin 22/11/2018 tarihli ve 2018/565 esas, 2018/793 sayılı kararına karşı yapılan kanun yararına bozma başvurusu üzerine, Dairemizin 29/05/2019 gün ve 2019/2673 esas, 2019/10189 sayılı kararının, genel güvenliğin kasten tehlikeye sokulması suçu açısından hukuka uygun olup olmadığının belirlenmesine ilişkindir.
III-KARAR:
Sanık …'in 25.08.2010 tarihli eylemlerinin, genel güvenliğin kasten tehlikeye sokulması ve silahla tehdit suçlarını oluşturması karşısında, TCK'nın 44. maddesi uyarınca, en ağır cezayı gerektiren silahla tehdit suçundan sanığın cezalandırılmasına karar verilmesi gerekirken, her iki suçtan ayrı ayrı hapis cezalarına hükmedilmesine dair, Adana 7. Asliye Ceza Mahkemesi'nin 22/11/2018 tarihli ve 2018/565 esas, 2018/793 sayılı kararında isabet olmadığında kuşku bulunmamaktadır. Bununla birlikte, dosyanın yeniden incelenmesinde; Yüksek Adalet Bakanlığı Ceza İşleri Genel Müdürlüğü'nün 20/03/2019 gün ve 94660652-105-01-2827-2019-Kyb sayılı istemleri ve Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının 29/03/2019 gün ve 2019/31460 sayılı ihbarname içeriğinin, yalnızca genel güvenliğin kasten tehlikeye sokulması suçundan verilen hapis cezasına yönelik olduğu, silahla tehdit suçundan kurulan hükme yönelik bir başvuru bulunmadığı sonucuna ulaşılmıştır.
Açıklanan gerekçelerle;
Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı'nın itiraz gerekçesi yerinde görülmekle, 6352 sayılı Kanunun 99 maddesiyle eklenen, 5271 sayılı CMK'nın 308. maddesinin 3. fıkrası uyarınca İTİRAZIN KABULÜNE,
Dairemizce verilen 29/05/2019 gün ve 2019/2673 esas, 2019/10189 sayılı kararının KALDIRILMASINA,
Dosyanın yeniden incelenmesi neticesinde;
Genel güvenliğin kasten tehlikeye sokulması suçundan sanık …'in, 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun 170/1-c maddesi gereğince 6 ay hapis cezası ile cezalandırılmasına, 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu'nun 231/5. maddesi uyarınca hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına dair Adana 7. Asliye Ceza Mahkemesi'nin 05/03/2013 tarihli ve 2010/849 esas, 2013/132 sayılı kararının kesinleşmesini müteakip, sanığın denetim süresi içerisinde kasıtlı bir suç işlediğinden bahisle yapılan yargılama sonucunda hükmün açıklanması ile adı geçen sanığın 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun 170/1-c maddesi gereğince 6 ay hapis cezası ile cezalandırılmasına dair, Adana 7. Asliye Ceza Mahkemesi'nin 22/11/2018 tarihli ve 2018/565 esas, 2018/793 sayılı kararının, Yüksek Adalet Bakanlığı Ceza İşleri Genel Müdürlüğü'nün 20/03/2019 gün ve 94660652-105-01-2827-2019-Kyb sayılı istemleri ve Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının 29/03/2019 gün ve 2019/31460 sayılı bozma düşüncesini içeren ihbarnamesiyle Daireye gönderilmiş olduğu görülmekle, dosya incelendi:
Kanun yararına bozma isteyen ihbarnamede;
Benzer bir olayla ilgili olarak, Yargıtay 4. Ceza Dairesinin 28/11/2018 tarihli 2014/34014 esas, 2018/20606 karar sayılı ilâmında da belirtildiği üzere, sanığın olay tarihinde yanında bulunan diğer sanıklarla birlikte hareket ederek katılanın evine doğru ateş etmesi şeklinde gerçekleşen eyleminin 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun 106/2-a-c maddesinde tanımlanan birden çok kişi ile birlikte silahla tehdit ve aynı Kanun'un 170/1-c maddesinde yer alan genel güvenliğin kasten tehlikeye sokulması suçlarını oluşturması karşısında, 5237 sayılı Kanun’un 44. maddesinde düzenlenen fikrî içtima kuralı gereğince en ağır cezayı gerektiren silahla tehdit suçundan cezalandırılması gerektiği gözetilmeden, ayrıca genel güvenliğin kasten tehlikeye sokulması suçundan da mahkûmiyet hükmü kurulmasında isabet görülmediğinden, 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 309. maddesi uyarınca anılan kararın bozulması lüzumu kanun yararına bozma talebine dayanılarak ihbar olunduğu anlaşılmıştır.
TÜRK MİLLETİ ADINA
1-Olay:
Genel güvenliğin kasten tehlikeye sokulması suçundan sanık …'in, 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun 170/1-c maddesi gereğince 6 ay hapis cezası ile cezalandırılmasına, 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu'nun 231/5. maddesi uyarınca hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına dair Adana 7. Asliye Ceza Mahkemesi'nin 05/03/2013 tarihli ve 2010/849 esas, 2013/132 sayılı kararının kesinleşmesini müteakip, sanığın denetim süresi içerisinde kasıtlı bir suç işlediğinden bahisle yapılan yargılama sonucunda hükmün açıklanması ile adı geçen sanığın 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun 170/1-c maddesi gereğince 6 ay hapis cezası ile cezalandırılmasına dair, Adana 7. Asliye Ceza Mahkemesi'nin 22/11/2018 tarihli ve 2018/565 esas, 2018/793 sayılı kararının, benzer bir olayla ilgili olarak, Yargıtay 4. Ceza Dairesinin 28/11/2018 tarihli 2014/34014 esas, 2018/20606 karar sayılı ilâmında da belirtildiği üzere, sanığın olay tarihinde yanında bulunan diğer sanıklarla birlikte hareket ederek katılanın evine doğru ateş etmesi şeklinde gerçekleşen eyleminin 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun 106/2-a-c maddesinde tanımlanan birden çok kişi ile birlikte silahla tehdit ve aynı Kanun'un 170/1-c maddesinde yer alan genel güvenliğin kasten tehlikeye sokulması suçlarını oluşturması karşısında, 5237 sayılı Kanun’un 44. maddesinde düzenlenen fikrî içtima kuralı gereğince en ağır cezayı gerektiren silahla tehdit suçundan cezalandırılması gerektiği gözetilmeden, ayrıca genel güvenliğin kasten tehlikeye sokulması suçundan da mahkûmiyet hükmü kurulmasında isabet görülmediği gerekçesiyle kanun yararına bozmaya konu edildiği anlaşılmıştır.
2- Kanun Yararına Bozma İstemine İlişkin Uyuşmazlığın Kapsamı:
Sanık …'in, genel güvenliğin kasten tehlikeye sokulması suçundan cezalandırılmasında isabet bulunup bulunmadığının belirlenmesine ilişkindir.
3- Hukuksal Değerlendirme:
TCK'nın 106/2-a maddesinde tehditin silahla işlenmesi halinde fail hakkında iki yıldan beş yıla kadar hapis cezasına hükmolacağı düzenlenmiş, yine anılan Kanun'un "Genel Güvenliğin Kasten Tehlikeye Sokulması" başlıklı 170. maddesinin birinci fıkrasının c bendinde kişilerin hayatı,
sağlığı veya malvarlığı bakımından tehlikeli olacak biçimde ya da kişilerde korku, kaygı veya panik yaratabilecek tarzda silahla ateş eden veya patlayıcı madde kullanan kişinin altı aydan üç yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılacağı hüküm altına alınmıştır.
Ceza Genel Kurulu'nun 18/10/2018 tarihli ve 2015/1-158 esas, 2018/444 sayılı kararında da belirtildiği üzere; 5237 sayılı TCK’nın hazırlanmasında "kaç fiil varsa o kadar suç, kaç suç varsa o kadar ceza vardır" ilkesi esas alınmış, dolayısıyla da gerçek içtima kuralı benimsenmiştir. Nitekim Adalet Komisyonu raporunda bu husus; "Ceza hukukunun temel kurallarından birisi, ‘kaç fiil varsa o kadar suç, kaç suç varsa o kadar ceza vardır’ şeklinde ifade edilmektedir. Bunun istisnaları, suçların içtimaı bölümünde belirlenmiştir. Bu istisnalar dışında, işlenen her bir suçla ilgili olarak ayrı ayrı cezaya hükmedilecektir. Böylece verilen her bir ceza, bağımsızlığını koruyacaktır" şeklinde ifade edilmiştir (TBMM Adalet Komisyonunun 03.08.2004 tarih ve 1/593-60 sayılı raporu). Bu kuralın istisnalarına ise, 5237 sayılı TCK’nın “suçların içtimaı” bölümünde, 42 (bileşik suç), 43 (zincirleme suç) ve 44. (fikri içtima) maddelerinde yer verilmiştir. 765 sayılı TCK’da, aynı neviden fikri içtima ile farklı neviden fikri içtima tek madde halinde 79. maddede düzenlenmiş iken, 5237 sayılı TCK’da bu iki hâl birbirinden ayrılarak, aynı neviden fikri içtima, zincirleme suçun düzenlendiği 43. maddenin 2. fıkrasında, farklı neviden fikri içtima ise Kanun'un 44. maddesinde düzenlenmiştir.
Farklı neviden fikri içtima 5237 sayılı Kanun'un 44. maddesinde; “(1) İşlediği bir fiil ile birden fazla farklı suçun oluşmasına sebebiyet veren kişi, bunlardan en ağır cezayı gerektiren suçtan dolayı cezalandırılır” şeklinde düzenlenmiş olup, bu hükmün uygulanabilmesi için işlenen bir fiille birden fazla farklı suçun oluşması gerekmektedir. Kanun koyucu, işlediği bir fiille birden fazla farklı suçu işleyen failin, fiilinin tek olması nedeniyle en ağır ceza ile cezalandırılmasını yeterli görmüş, bu şekilde “non bis in idem” kuralı gereğince bir fiilden dolayı kişinin birden fazla cezalandırılmasının da önüne geçilmesini amaçlamış, “erime sistemi”ni benimsemek suretiyle, bu suçlardan en ağır cezayı gerektiren suçtan dolayı ceza verilmesi ile yetinilmesini tercih etmiştir.
5237 sayılı TCK’nın 44. maddesinde yer alan “bir fiil” ibaresi ve aynı Kanun'un 43. maddesinin ikinci fıkrasında belirtilen “tek bir fiil” ifadesi ile kast edilen hususun ne olduğunun açıklanması gerekmektedir. Doğal anlamda gerçekleştirilen her bedensel eylem ayrı bir hareketi oluşturmakta ise de, hukuki anlamda hareketin tek olması ile ifade edilmek istenen husus, doğal anlamda birden fazla hareket bulunsa dahi, bu hareketlerin, hukuki nedenlerden dolayı değerlendirmede birlik oluşturması suretiyle tek hareket olarak kabulüdür. Diğer bir anlatımla, doğal anlamda fiilin tek olduğu her hâlde hukuki anlamda da fiilin tek olduğu söylenebilirse de, doğal anlamda fiilin çok olduğu her hâlde hukuki anlamda da fiilin çok olduğu her zaman söylenemeyecektir. Bazen bir hareketler kümesi, hukuki açıdan tek bir fiil olarak kabul edilecektir. Bu hâlde suç tipinin birden fazla hareketle ihlal edilebilir olması hareketin hukuken tekliğini etkilemeyecek, doğal hareketler hukuken tek kabul edilecektir. Fikri içtimada da, fiil ya da hareketin tekliği, doğal anlamda değil hukuki anlamda tek olmayı ifade etmektedir. Bir kısım suçların işlenmesi sırasında doğal olarak birden fazla hareket yapılmakta ise de, ortaya konulan bu davranışlar suçun kanuni tanımında yer alan hukuksal anlamdaki “tek bir fiili” oluşturmaktadır. 5237 sayılı TCK’nın genel hükümleri arasında yer alan fikri içtima kuralları, şartlarının bulunması hâlinde kural olarak her suç için uygulanabilir ise de, kanun koyucunun açıkça istisna öngördüğü hâllerde bu kuralın uygulanması imkânı bulunmamaktadır. Nitekim, 5237 sayılı TCK'nın 212. maddesinde, sahte resmî veya özel belgenin bir başka suçun işlenmesi sırasında kullanılması hâlinde, hem sahtecilik hem de ilgili suçtan dolayı ayrı ayrı cezaya hükmolunacağı belirtilerek, açıkça fikri içtima hükümlerinin uygulanması engellenmiştir. Bu anlatımlara göre, farklı neviden fikri içtimanın şartları, hareket ya da fiilin hukuki anlamda tek olması, tek fiille birden fazla farklı suçun işlenmiş olması, işlenen suçlarla ilgili kanunda açıkça fikri içtima hükümlerinin uygulanmasının engellenmemiş olması şeklinde belirlenebilecektir. Bu bağlamda "aynı suç" ile "farklı suç" kavramlarının da açıklığa kavuşturulması gerekmektedir. 5237 sayılı TCK'nın 44. maddesinin gerekçesinde; "Bir suçun temel ve nitelikli şekilleri dışındaki suçlar, fikri içtima uygulamasında farklı suç olarak kabul edilmelidir" şeklinde açıklamalara yer verilmiştir. Buna göre, anılan maddede yer alan "farklı suç"tan kastedilen, bir suçun temel ve nitelikli şekilleri dışında kalan ve Türk Ceza Kanunu'nda ya da özel ceza kanunlarında yer alan, yani ceza hukuku mevzuatındaki diğer suç hükümleridir. Bunun yanında, bir suçun basit hâli ile nitelikli hâli ya da unsurları aynı olan suçlar aynı suç sayılacağı gibi, bir suçun teşebbüs hâlinde kalması ile tamamlanması veya olası kastla işlenmesi ile doğrudan kastla işlenmesi hâllerinde de aynı suç söz konusu olacaktır.
İncelenen dosyada;
Sanık … ve inceleme dışı sanıklar hakkında 25/08/2010 tarihli eylemleri nedeniyle yapılan yargılama neticesinde, Adana 7. Asliye Ceza Mahkemesinin 05/03/2013 tarihli ve 2010/849 esas, 2013/132 sayılı kararıyla sanığın, TCK'nın 106/2-a-c ve 170/1-c maddeleri gereğince 2 yıl hapis ve 6 ay hapis cezaları ile cezalandırılmasına, CMK'nın 231/5. maddesi uyarınca hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına karar verildiği, anılan kararının kesinleşmesini müteakip, sanığın denetim süresi içerisinde kasıtlı bir suç işlediğinin ihbar edilmesi üzerine yapılan yargılama sonucunda, Adana 7. Asliye Ceza Mahkemesi'nin 22/11/2018 tarihli ve 2018/565 esas, 2018/793 sayılı kararıyla "……, …, … ve …'un şikayetçinin konutunun önüne gelerek av tüfeğiyle tehdit amaçlı ateş ettikleri, camlarını kırdıkları, eylemlerinin silahla tehdit, genel güvenliği tehlikeye sokmak suçlarını oluşturduğu…" şeklindeki gerekçeyle hükmün açıklanmasına ve sanığın TCK'nın 106/2-a-c ve 170/1-c maddeleri gereğince 2 yıl hapis ve 6 ay hapis cezaları ile cezalandırılmasına hükmolunduğu, hükümlerin kanun yoluna konu edilmeksizin kesinleştiği, 13/02/2019 tarihinde hükümlerin infazlarının durdurulduğu, genel güvenliğin kasten tehlikeye sokulması suçundan kurulan hükmün kanun yararına bozma talebine konu edildiği anlaşılmıştır.
Sanık …'in, inceleme dışı sanıklarla birlikte şikayetçinin konutunun önüne gelerek av tüfeğiyle tehdit amaçlı ateş ettiklerinin kabul edilmesi karşısında, eylemin bir bütün halinde TCK'nın 106/2-a maddesinde tanımlanan silahla tehdit ve aynı Kanunun 170/1-c maddesinde tanımlanan genel güvenliğin kasten tehlikeye sokulması suçlarını oluşturduğu, TCK'nın 44. maddesi uyarınca en ağır cezayı gerektiren silahla tehdit suçundan mahkumiyet kararı verilmesi gerektiği gözetilmeden, sanığın ayrıca genel güvenliğin kasten tehlikeye sokulması suçundan da cezalandırılmasına dair, Adana 7. Asliye Ceza Mahkemesi'nin 22/11/2018 tarihli ve 2018/565 esas, 2018/793 sayılı kararında isabet bulunmamaktadır.
4-Sonuç ve Karar:
Yukarıda açıklanan nedenlerle,
a-Kanun yararına bozma istemi yerinde görüldüğünden, Adana 7. Asliye Ceza Mahkemesinin 22/11/2018 tarihli ve 2018/565 esas, 2018/793 sayılı kesinleşen kararının, genel güvenliğin kasten tehlikeye sokulması suçu açısından, 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanununun 309. maddesi uyarınca BOZULMASINA,
b-Karardaki hukuka aykırılık, sanığın cezasının kaldırılmasını gerektirmekle, aynı Kanun maddesinin 4-d fıkrası uyarınca,
Sanığın, genel güvenliğin kasten tehlikeye sokulması suçundan mahkumiyetine dair hüküm fıkrasının,
"Sanığın, inceleme dışı sanıklarla birlikte şikayetçinin konutunun önüne gelerek, av tüfeğiyle tehdit amaçlı ateş etmesi biçiminde gerçekleşen eylemlerinin, TCK'nın 106/2-a maddesinde tanımlanan silahla tehdit ve aynı Kanunun 170/1-c maddesinde düzenlenen genel güvenliğin kasten tehlikeye sokulması suçlarını oluşturduğu, bu durumda, TCK'nın 44. maddesi uyarınca en ağır cezayı gerektiren silahla tehdit suçundan mahkumiyet kararı verilmesinin gerektiği, Mahkememizce de silahla tehdit suçundan sanığın cezalandırıldığı anlaşıldığından, genel güvenliğin kasten tehlikeye sokulması suçundan açılan kamu davası hakkında ayrıca bir HÜKÜM KURULMASINA YER OLMADIĞINA," şeklinde DÜZELTİLMESİNE, bozulan kararda yer alan diğer hususların olduğu gibi bırakılmasına, 14/11/2019 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.
Suça Teşebbüs
TCK m. 35/1 uyarınca kişi, işlemeyi kastettiği suçu elverişli hareketlerle doğrudan doğruya icraya başlayıp elinde olmayan nedenlerle tamamlayamazsa teşebbüsten dolayı sorumlu tutulur. Bu tanım üç unsuru zorunlu kılmaktadır: kastın varlığı, icranın doğrudan ve elverişli hareketlerle başlamış olması ve suçun failin iradesi dışındaki bir nedenle tamamlanamamış olması. Teşebbüsün yalnızca kasıtlı suçlarda söz konusu olabileceği, taksirle işlenen suçlara teşebbüsün mantıken ve hukuken mümkün olmadığı öğretide genel kabul gören bir değerlendirmedir; bu sonuç TCK m. 35 metninde doğrudan belirtilmemiş olmakla birlikte hükmün kasıt unsurunu zorunlu kılmasından türetilmektedir.
Hazırlık hareketleri ile icra hareketleri arasındaki sınır, teşebbüs sorumluluğu bakımından belirleyicidir. Bazı eylemler kanunda ayrı bir suç tipi olarak düzenlenmiş olabilir; suç için anlaşma veya silah bulundurma bu tür örnekler arasında sayılmaktadır.
Teşebbüs halinde verilecek ceza, meydana gelen zarar veya tehlikenin ağırlığına göre belirlenir. TCK m. 35/2'ye göre suç ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasını gerektiriyorsa on dört yıldan yirmi bir yıla kadar, müebbet hapis cezasını gerektiriyorsa on yıldan on sekiz yıla kadar hapis cezasına hükmolunur. Diğer hallerde verilecek cezanın dörtte birinden dörtte üçüne kadarı indirilir.
Gönüllü Vazgeçme
TCK m. 36 uyarınca fail, suçun icra hareketlerinden gönüllü olarak vazgeçer ya da kendi çabalarıyla suçun tamamlanmasını veya neticenin gerçekleşmesini önlerse teşebbüsten dolayı cezalandırılmaz. Bununla birlikte, tamamlanan kısım başlı başına bir suç oluşturuyorsa fail yalnızca o suçtan sorumlu tutulur.
5237 sayılı TÜRK CEZA KANUNU m. 36Kaynağı aç
veya kendi çabalarıyla suçun tamamlanmasını veya neticenin gerçekleşmesini
önlerse, teşebbüsten dolayı cezalandırılmaz; fakat tamam olan kısım esasen bir
suç oluşturduğu takdirde, sadece o suça ait ceza ile cezalandırılır.
DÖRDÜNCÜ
BÖLÜM
Suça
İştirak
Faillik
İştirak: Faillik, Azmettirme ve Yardım Etme
İştirak, suçun birden fazla kişi tarafından gerçekleştirilmesi durumunu kapsayan bir çatı kavramdır. TCK, bu çatı altında müşterek faillik, dolaylı faillik, azmettirme ve yardım etmeyi ayrı ayrı düzenlemektedir.
5237 sayılı TÜRK CEZA KANUNU m. 37Kaynağı aç
gerçekleştiren kişilerden her biri, fail olarak sorumlu olur.
(2) Suçun işlenmesinde bir başkasını araç olarak kullanan kişi de fail
olarak sorumlu tutulur. Kusur yeteneği olmayanları suçun işlenmesinde araç
olarak kullanan kişinin cezası, üçte birden yarısına kadar artırılır.
Azmettirme
5237 sayılı TÜRK CEZA KANUNU m. 38Kaynağı aç
suçun cezası ile cezalandırılır.
(2) Üstsoy ve altsoy ilişkisinden doğan nüfuz kullanılmak suretiyle suça
azmettirme halinde, azmettirenin cezası üçte birden yarısına kadar artırılır.
Çocukların suça azmettirilmesi halinde, bu fıkra hükmüne göre cezanın
artırılabilmesi için üstsoy ve altsoy ilişkisinin varlığı aranmaz.
(3) Azmettirenin belli olmaması halinde, kim olduğunun ortaya çıkmasını
sağlayan fail veya diğer suç ortağı hakkında ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası
yerine yirmi yıldan yirmibeş yıla kadar, müebbet hapis cezası yerine onbeş
yıldan yirmi yıla kadar hapis cezasına hükmolunabilir. Diğer hallerde verilecek
cezada, üçte bir oranında indirim yapılabilir.
Yardım etme
5237 sayılı TÜRK CEZA KANUNU m. 39Kaynağı aç
ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasını gerektirmesi halinde, onbeş yıldan yirmi
yıla; müebbet hapis cezasını gerektirmesi halinde, on yıldan onbeş yıla kadar
hapis cezası verilir. Diğer hallerde cezanın yarısı indirilir. Ancak, bu durumda
verilecek ceza sekiz yılı geçemez.
(2) Aşağıdaki hallerde kişi işlenen suçtan dolayı yardım eden sıfatıyla
sorumlu olur:
a) Suç işlemeye teşvik etmek veya suç işleme kararını kuvvetlendirmek
veya fiilin işlenmesinden sonra yardımda bulunacağını vaat etmek.
b) Suçun nasıl işleneceği hususunda yol göstermek veya fiilin
işlenmesinde kullanılan araçları sağlamak.
c) Suçun işlenmesinden önce veya işlenmesi sırasında yardımda bulunarak
icrasını kolaylaştırmak.
Bağlılık kuralı
Müşterek faillikte suçun kanuni tanımındaki fiili birlikte gerçekleştiren kişilerin her biri fail sıfatıyla sorumlu tutulur (TCK m. 37/1). Dolaylı faillikte ise suçun işlenmesinde başkasını araç olarak kullanan kişi de fail olarak cevap verir; kusur yeteneği olmayanları araç olarak kullananın cezası üçte birden yarısına kadar artırılır (TCK m. 37/2).
Azmettirmede başkasını suç işlemeye yönlendiren kişi, işlenen suçun cezasıyla cezalandırılır (TCK m. 38/1). Üstsoy ve altsoy ilişkisinden doğan nüfuz kullanılarak gerçekleştirilen azmettirmede azmettirenin cezası üçte birden yarısına kadar artırılır; çocukların suça azmettirilmesi halinde bu artırım için üstsoy-altsoy ilişkisinin varlığı aranmaz (TCK m. 38/2). Azmettirenin kim olduğunun bilinmediği durumlarda, azmettirenin kimliğini açığa çıkaran fail veya suç ortağı hakkında ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası yerine yirmi yıldan yirmi beş yıla, müebbet hapis cezası yerine on beş yıldan yirmi yıla kadar hapis cezasına hükmolunabilir; diğer hallerde verilecek cezada üçte bir oranında indirim yapılabilir. TCK m. 38/3'ün her iki sonucu da ihtiyari nitelik taşımaktadır.
TCK m. 39, yardım etmenin üç farklı biçimini saymaktadır: suç işlemeye teşvik etmek veya suç işleme kararını kuvvetlendirmek ya da sonradan yardım edeceğini vaat etmek; suçun nasıl işleneceği konusunda yol göstermek veya kullanılan araçları sağlamak; suçun işlenmesinden önce ya da işlenmesi sırasında yardımda bulunarak icrayı kolaylaştırmak. Yardım edene verilecek ceza, suç ağırlaştırılmış müebbet hapis gerektiriyorsa on beş yıldan yirmi yıla, müebbet hapis gerektiriyorsa on yıldan on beş yıla kadar hapistir. Diğer hallerde cezanın yarısı indirilir; ancak bu durumda verilecek ceza sekiz yılı geçemez (TCK m. 39/1).
Bağlılık Kuralı ve Özgü Suçlarda İştirak
Suça iştirakten sorumluluk doğabilmesi için kasten ve hukuka aykırı işlenmiş bir fiilin varlığı yeterlidir. Suçun işlenişine iştirak eden her kişi, diğerinin cezalandırılmasını önleyen kişisel nedenler göz önünde bulundurulmaksızın kendi kusurlu fiiline göre cezalandırılır (TCK m. 40/1). Öte yandan suça iştiraken sorumlu tutulabilmek için ilgili suçun en azından teşebbüs aşamasına varmış olması da zorunludur (TCK m. 40/3).
5237 sayılı TÜRK CEZA KANUNU m. 40Kaynağı aç
bir fiilin varlığı yeterlidir. Suçun işlenişine iştirak eden her kişi,
diğerinin cezalandırılmasını önleyen kişisel nedenler göz önünde
bulundurulmaksızın kendi kusurlu fiiline göre cezalandırılır.
(2) Özgü suçlarda, ancak özel faillik niteliğini taşıyan kişi fail
olabilir. Bu suçların işlenişine iştirak eden diğer kişiler ise azmettiren veya
yardım eden olarak sorumlu tutulur.
(3) Suça iştirakten dolayı sorumlu tutulabilmek için ilgili suçun en
azından teşebbüs aşamasına varmış olması gerekir.
İştirak hâlinde işlenen suçlarda gönüllü vazgeçme
Yalnızca belirli sıfatı taşıyanların fail olabildiği özgü suçlarda bu niteliği taşımayan kişiler, eyleme katılmış olsalar dahi fail sayılmaz; azmettiren veya yardım eden olarak sorumlu tutulurlar (TCK m. 40/2).
İştirak Halinde Gönüllü Vazgeçme
Birden fazla kişinin birlikte suç işlediği durumlarda gönüllü vazgeçmenin etkisi kişiseldir; yalnızca gönüllü vazgeçen suç ortağı bu hükümden yararlanır (TCK m. 41/1). TCK m. 41/2, bu hükmün iki ayrı durumda da uygulanacağını belirtir: suçun gönüllü vazgeçenin gayreti dışında başka bir nedenle işlenmemiş olması ya da gönüllü vazgeçenin tüm çabasına karşın suçun yine de işlenmiş olması.
5237 sayılı TÜRK CEZA KANUNU m. 41Kaynağı aç
vazgeçen suç ortağı, gönüllü vazgeçme hükümlerinden yararlanır.
(2) Suçun;
a) Gönüllü vazgeçenin gösterdiği gayreti dışında başka bir sebeple
işlenmemiş olması,
b) Gönüllü vazgeçenin bütün gayretine rağmen işlenmiş olması,
Hallerinde de gönüllü vazgeçme hükümleri uygulanır.
BEŞİNCİ
BÖLÜM
Suçların
İçtimaı
Bileşik suç
Suçların İçtiması: Temel İlke ve Düzenlemeler
5237 sayılı TCK'nın suçların içtimasına ilişkin bölümü, kaç fiil varsa o kadar suç ve kaç suç varsa o kadar ceza vardır ilkesini esas alır. TBMM Adalet Komisyonu raporunda da ifade edildiği üzere bu ilkenin istisnaları suçların içtimaı bölümünde belirlenmiş olup her bir suçla ilgili olarak ayrı ayrı cezaya hükmedilecek ve her ceza bağımsızlığını koruyacaktır. Temel kuralın istisnaları bileşik suç (TCK m. 42), zincirleme suç (TCK m. 43) ve fikri içtima (TCK m. 44) kurumlarıyla çizilmiştir.
Bileşik Suç
TCK m. 42/1 uyarınca biri diğerinin unsurunu veya ağırlaştırıcı nedenini oluşturması dolayısıyla tek fiil sayılan suçlar bileşik suç olarak nitelendirilir. Bu durumlarda içtima hükümleri uygulanmaz; çünkü kanun koyucu birleşen suçları zaten tek bir suç tipi olarak ele almıştır.
5237 sayılı TÜRK CEZA KANUNU m. 42Kaynağı aç
nedenini oluşturması dolayısıyla tek fiil sayılan suça bileşik suç denir. Bu
tür suçlarda içtima hükümleri uygulanmaz.
Zincirleme suç
Zincirleme Suç
Bir suç işleme kararının icrası kapsamında değişik zamanlarda bir kişiye karşı aynı suçun birden fazla işlenmesi zincirleme suç oluşturur ve faile tek ceza verilir; ancak bu ceza dörtte birinden dörtte üçüne kadar artırılır (TCK m. 43/1). Bir suçun temel şekli ile daha ağır veya daha az cezayı gerektiren nitelikli şekilleri aynı suç sayılır; mağduru belli bir kişi olmayan suçlarda da bu fıkra hükmü uygulanır (TCK m. 43/1).
5237 sayılı TÜRK CEZA KANUNU m. 43Kaynağı aç
zamanlarda bir kişiye karşı aynı suçun birden fazla işlenmesi durumunda, bir
cezaya hükmedilir. Ancak bu ceza, dörtte birinden dörtte üçüne kadar artırılır.
Bir suçun temel şekli ile daha ağır veya daha az cezayı gerektiren nitelikli
şekilleri, aynı suç sayılır. (Ek cümle: 29/6/2005 – 5377/6 md.) Mağduru
belli bir kişi olmayan suçlarda da bu fıkra hükmü uygulanır.
(2) Aynı suçun birden fazla kişiye karşı tek bir fiille işlenmesi
durumunda da, birinci fıkra hükmü uygulanır.
(3) Kasten öldürme, kasten yaralama,
işkence ve yağma suçlarında bu madde hükümleri uygulanmaz.[5]
Fikri içtima
Aynı suçun birden fazla kişiye karşı tek bir fiille işlenmesi durumunda da zincirleme suç hükümleri uygulanır; bu hal aynı neviden fikri içtima olarak adlandırılır (TCK m. 43/2). TCK m. 43/3 uyarınca kasten öldürme, kasten yaralama, işkence ve yağma suçlarında zincirleme suç hükümleri uygulanmaz.
Aynı Neviden Fikri İçtima
Aynı neviden fikri içtimanın uygulanabilmesi için beş koşulun birlikte gerçekleşmesi gerekir: fiilin hukuki anlamda tek olması, tek fiille birden fazla aynı suçun işlenmiş olması, suç mağdurlarının birbirinden farklı olması, işlenen suçun TCK m. 43/3'teki istisnalar arasında yer almaması ve suç tipinde bu kuralı engelleyen özel bir hükmün bulunmaması. Tek fiilin farklı zamanlarda iki ayrı mağdura yönelik işlenmesi bu koşulu karşılamaz; o durumda her eylem gerçek içtima çerçevesinde bağımsız bir suç oluşturur. Nitekim Yargıtay 14. Ceza Dairesi, E. 2014/47, K. 2015/6824 sayılı kararında iki ayrı mağdura karşı farklı zamanlarda işlenen cinsel taciz eylemlerinin aynı neviden fikri içtima kapsamında değerlendirilemeyeceğine ve her mağdur bakımından ayrı ceza verilmesi gerektiğine hükmetmiştir.
Yargıtay 14. Ceza Dairesi, E. 2014/47, K. 2015/6824Kaynağı aç
"İçtihat Metni"
MAHKEMESİ : ( Asliye Ceza Mahkemesi )
SUÇ : Cinsel taciz (2 kez)
İlk derece mahkemesince verilen hüküm temyiz edilmekle, 28.06.2014 tarihinde yayımlanarak yürürlüğe giren ve cinsel dokunulmazlığa karşı suçlarda değişiklik yapan 6545 sayılı Kanun ile getirilen düzenlemeler de gözetilip dosya incelenerek gereği düşünüldü:
Müştekiler … ve …'nin isimlerinin gerekçeli karar başlığında yazılmaması mahallinde tamamlanabilir eksiklik olarak görülmüştür.
Dosya kapsamı göre sanığın 06.12.2008 ve 12.12.2008 tarihlerinde evinin perdesini açmak suretiyle karşı binada oturan müşteki …'ya cinsel organını göstererek mastürbasyon yaptığı, 2008 yılı Kasım ayı içerisinde de yine karşı binada oturan diğer müşteki …'ye bakarak cinsel organını eline alıp ovuşturduğu anlaşılmıştır.
Sanığın cinsel taciz suçunu birden fazla kişiye işlediği belirtilerek aynı nev'iden fikrî içtima kabul edilmek suretiyle 5237 sayılı Türk Ceza Kanununun 105/1, 43/1. maddeleri uyarınca cezalandırılmasına karar verilmiştir.
5237 sayılı Türk Ceza Kanununun "zincirleme suç" kenar başlıklı 43'üncü maddesinin ikinci fıkrasında; "Aynı suçun birden fazla kişiye karşı tek bir fiille işlenmesi durumunda da, birinci fıkra hükmü uygulanır." hükmü yer almaktadır.
Doktrinde, tek bir fiil ile aynı suçun birden fazla kişiye karşı işlendiği halleri aynı nev'iden fikri içtima olarak adlandırılmaktadır. (…. Fikri İçtima (Suçların İçtimai) Ankara, 2013, s. 183)
Dairemizce de benimsenen Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 18.11.2014 tarihli ve 2013/663 Esas, 2014/498 sayılı Kararına göre;
5237 sayılı TCK'nın hazırlanmasında "kaç fiil varsa o kadar suç, kaç suç varsa o kadar ceza vardır" ilkesi esas alınmış, dolayısıyla da gerçek içtima kuralı benimsenmiştir. Nitekim Adalet Komisyonu raporunda bu husus; "Ceza hukukunun temel kurallarından birisi, 'kaç fiil varsa o kadar suç, kaç suç varsa o kadar ceza vardır' şeklinde ifade edilmektedir. Bunun istisnaları, suçların içtimai bölümünde belirlenmiştir. Bü istisnalar dışında işlenen her bir suçla ilgili olarak ayrı ayrı cezaya hükmedilecektir. Böylece verilen her bir ceza, bağımsızlığını koruyacaktır" şeklinde ifade edilmiştir (TBMM Adalet Komisyonu'nun 03.08.2004 gün ve 1/593-60 sayılı Raporu). Bu kuralın istisnalarına ise, 5237 sayılı TCK'nın "suçların içtimal" bölümünde, 42 (bileşik suç), 43 (zincirleme suç) ve 44. (fikri içtima) maddelerinde yer verilmiştir.
5237 sayılı TCK'nın "Zincirleme suç" başlıklı 43. maddesinin ikinci fıkrasında; "Aynı suçun birden fazla kişiye karşı tek bir fiille işlenmesi durumunda da, birinci fıkra hükmü uygulanır" denilmek suretiyle, zincirleme suçtan farklı bir müessese olan aynı nev'iden fikri içtima düzenlenmiş, tek fiil (hareket) ile aynı suçun birden fazla kişiye karşı işlenmesi durumunda, hareketin sayısı nedeniyle, fail hakkında bir cezaya hükmolunacağı, ancak bu cezanın TCK'nın 43/1. maddesine göre artırılacağı öngörülmüştür.
Bu açıklamalara göre, aynı nev'iden fikri içtima şartlarını;
1-Fiilin hukuki anlamda tek olması,
2-Tek fiille birden fazla aynı suçun işlenmiş olması,
3-Suç mağdurlarının farklı olması,
4-İşlenen suçun 5237 sayılı TCK'nun 43. maddesinin üçüncü fıkrasında belirtilen suçlardan olmaması,
5-Suç tipinde özel olarak aynı nev'iden fikri içtima hükmüne yer verilmemesi.
Şeklinde belirlemek mümkündür.
Dava konusu olaylarda; sanığın cinsel taciz suçunu, iki ayrı mağdura karşı farklı zamanlarda işlediği ve ortada suçların aynı nev'iden içtimaını oluşturacak bir hukuki sebebin bulunmadığı, eylemin bu haliyle gerçek içtima kapsamında kaldığı, sanığın her bir eyleminin ayrı suç oluşturması sebebiyle müşteki …'ya yönelik işlediği zincirleme şekilde cinsel taciz suçundan dolayı TCK'nın 105/1, 43 ve müşteki …'ye karşı işlediği cinsel taciz suçundan dolayı aynı Kanunun 105/1. maddesi uyarınca ayrı ayrı cezalandırılmasına karar verilmesi gerektiği gözetilmeden, yazılı şekilde TCK'nın 105/1, 43/1. maddelerinin bir kez uygulanması suretiyle eksik ceza tayini aleyhe temyiz olmadığından bozma nedeni yapılmamıştır.
Delillerle iddia ve savunma; duruşma göz önünde tutularak tahlil ve takdir edilmiş, sübutu kabul olunan fiilin eleştiri dışında unsurlarına uygun şekilde tavsif ve tatbikatı yapılmış bulunduğundan, sanığın yerinde görülmeyen temyiz itirazlarının reddiyle hükmün ONANMASINA, 03.06.2015 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.
Farklı Neviden Fikri İçtima
TCK m. 44/1 uyarınca işlediği tek bir fiille birden fazla farklı suçun oluşmasına yol açan fail, yalnızca en ağır cezayı gerektiren suçtan cezalandırılır. Bu kural, fiilin doğal değil hukuki anlamda tek olmasını gerektirir; yani doğal olarak birden fazla hareket içerse de hukuki değerlendirmede birlik oluşturan davranışlar tek bir fiil sayılır.
5237 sayılı TÜRK CEZA KANUNU m. 44Kaynağı aç
oluşmasına sebebiyet veren kişi, bunlardan en ağır cezayı gerektiren suçtan
dolayı cezalandırılır.
ÜÇÜNCÜ
KISIM
Yaptırımlar
BİRİNCİ
BÖLÜM
Cezalar
Cezalar
Farklı neviden fikri içtimanın uygulanabilmesi için üç koşul aranır: fiilin hukuki anlamda tek olması, tek fiille birden fazla farklı suçun işlenmiş olması ve ilgili suçlar bakımından kanunda açıkça fikri içtima yasağının öngörülmemiş olması. Bu son koşul bağlamında TCK m. 212, sahte resmi veya özel belgenin bir başka suçun işlenmesi sırasında kullanılması halinde hem sahtecilik hem de ilgili suçtan ayrı ayrı ceza verilmesini öngörmekte olup bu düzenleme fikri içtima kuralının uygulanamayacağı hallere bir örnek oluşturmaktadır.
5237 sayılı TÜRK CEZA KANUNU m. 212Kaynağı aç
işlenmesi sırasında kullanılması halinde, hem sahtecilik hem de ilgili suçtan
dolayı ayrı ayrı cezaya hükmolunur.
BEŞİNCİ
BÖLÜM
Kamu
Barışına Karşı Suçlar
Halk arasında korku ve panik yaratmak amacıyla tehdit
Uygulamada farklı suç kavramı, bir suçun temel hali ile nitelikli hali arasındaki ayrımı içermez; bunlar aynı suç sayılır. Benzer şekilde bir suçun teşebbüs halinde kalması ile tamamlanması ya da olası kastla işlenmesi ile doğrudan kastla işlenmesi de aynı suçu oluşturur.
Yargıtay 4. Ceza Dairesi, E. 2019/6223, K. 2019/17969 sayılı kararında sanığın diğer sanıklarla birlikte şikayetçinin konutu önünde av tüfeğiyle tehdit amacıyla ateş etmesi eyleminin hem TCK m. 106/2-a kapsamında silahla tehdit hem de TCK m. 170/1-c kapsamında genel güvenliğin kasten tehlikeye sokulması suçlarını oluşturduğunu saptamıştır. Tek fiille iki farklı suç oluştuğundan TCK m. 44 uyarınca en ağır cezayı gerektiren silahla tehdit suçundan mahkumiyet kurulması gerektiğine, genel güvenliği tehlikeye sokma suçundan ayrıca hüküm kurulamayacağına hükmedilmiştir.
Suça teşebbüs ile hazırlık hareketi arasındaki fark nedir?
Teşebbüs, suçun icrasına doğrudan başlanmış ancak elinde olmayan nedenlerle tamamlanamamış olmayı gerektirir (TCK m. 35/1). Hazırlık hareketleri ise icranın henüz başlamadığı aşamayı kapsar. Suç için anlaşma veya silah bulundurma gibi bazı eylemler kanunda ayrı bir suç tipi olarak düzenlenmiş olabilir.
Müşterek fail ile yardım eden arasındaki fark nedir?
Müşterek fail, suçun kanuni tanımındaki fiili diğerleriyle birlikte bizzat gerçekleştiren ve fail sıfatı taşıyan kişidir (TCK m. 37/1). Yardım eden ise suçun icrasını kolaylaştıran, araç sağlayan veya teşvik eden kişidir (TCK m. 39/2). İki konumun pratik önemi ceza miktarında ortaya çıkar: yardım edene verilecek ceza TCK m. 39/1'deki özel indirimlere tabidir ve diğer hallerde sekiz yılı geçemez.
Zincirleme suç ile fikri içtima ne zaman uygulanır?
Zincirleme suç, bir suç işleme kararı kapsamında aynı suçun değişik zamanlarda aynı kişiye karşı birden fazla işlenmesidir; faile tek ceza verilir ve bu ceza artırılır (TCK m. 43/1). Fikri içtima ise tek bir fiilin birden fazla farklı suçu oluşturması durumudur; bu halde yalnızca en ağır cezayı gerektiren suçtan ceza verilir (TCK m. 44/1). Temel ayrım, birden fazla suçun farklı zamanlarda ayrı fiillerle mi yoksa hukuki anlamda tek bir fiille mi işlendiğine dayanır. 5237 sayılı TCK'da aynı neviden fikri içtima TCK m. 43/2'de, farklı neviden fikri içtima ise TCK m. 44'te ayrı kurumlar olarak düzenlenmiştir.
Aynı suç farklı zamanlarda iki ayrı mağdura işlenirse ne olur?
Bu durumda aynı neviden fikri içtima uygulanmaz; çünkü ortada hukuki anlamda tek bir fiil yoktur. Her eylem ayrı suç oluşturur ve fail her mağdur için ayrı ayrı cezalandırılır. Yargıtay 14. Ceza Dairesi, E. 2014/47, K. 2015/6824 sayılı kararında iki ayrı mağdura farklı zamanlarda işlenen cinsel taciz eylemlerinde aynı neviden fikri içtima koşulunun oluşmadığını ve gerçek içtima hükümlerinin uygulanacağını açıkça ortaya koymuştur.
Gönüllü vazgeçme birden fazla suç ortağından yalnızca birini kapsayabilir mi?
İştirak halinde işlenen suçlarda gönüllü vazgeçmenin etkisi kişiseldir; yalnızca gönüllü olarak vazgeçen ortağa uygulanır (TCK m. 41/1). Gönüllü vazgeçenin çabası dışındaki bir nedenle suç işlenmemişse ya da tüm çabasına rağmen suç yine de işlenmişse, gönüllü vazgeçme hükümleri yine o kişi bakımından uygulanır (TCK m. 41/2).
Özgü suçlarda gerekli sıfatı taşımayan kişi nasıl sorumlu tutulur?
Yalnızca belirli kişilerin fail olabildiği özgü suçlarda bu özel niteliği taşımayan kişi, eyleme katılmış olsa dahi fail sayılmaz; azmettiren veya yardım eden olarak sorumlu tutulur (TCK m. 40/2). Herhangi bir iştirak biçiminden sorumluluk doğabilmesi için ise ilgili suçun en azından teşebbüs aşamasına varmış olması gerekir (TCK m. 40/3).
Hukuki uyarı: Bu içerik genel bilgilendirme amacı taşır; somut olay değerlendirmesi için avukata başvurulmalıdır.
Hazırlayan: Av. Erdal Ersoy

