Tasfiye Memurlarının Görevleri ve Hukuki Sorumluluğu

by Avukat Erdal Ersoy
Tasfiye Memurlarının Görevleri ve Hukuki Sorumluluğu

Tasfiye Memurlarının Atanması ve Temsil Yetkisinin Kapsamı

Tasfiye memurları, tasfiye sürecine giren şirketin tasfiye işlemlerini yürütmek, malvarlığını yönetmek ve tüzel kişiliği bu amaçla temsil etmek üzere görevlendirilen kanuni temsilcilerdir. 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu m. 536/1 uyarınca, esas sözleşmede veya genel kurul kararında ayrıca bir tasfiye memuru atanmadığı takdirde tasfiye yönetim kurulu tarafından yerine getirilir. Tasfiye memurları pay sahipleri arasından belirlenebileceği gibi üçüncü kişilerden de seçilebilir. Şirketin feshine mahkemenin karar verdiği hâllerde tasfiye memuru mahkemece atanır. Şirketi temsile yetkili tasfiye memurlarından en az birinin Türk vatandaşı olması ve yerleşim yerinin Türkiye'de bulunması kanuni zorunluluktur. Tasfiye işlerinin yönetim kurulunca yürütüldüğü durumlar da dâhil olmak üzere tasfiye memurları yönetim kurulu tarafından ticaret siciline tescil ve ilan ettirilir. Tasfiye ile görevlendirilen kişiler, esas sözleşmede veya atama kararında aksi öngörülmedikçe olağan bir ücrete hak kazanırlar.

6102 sayılı TÜRK TİCARET KANUNU m. 536Kaynağı aç
MADDE 536- (1) Esas sözleşme veya genel kurul kararıyla ayrıca tasfiye memuru atanmadığı takdirde, tasfiye, yönetim kurulu tarafından yapılır. Tasfiye memurları pay sahiplerinden veya üçüncü kişilerden olabilir. Tasfiye ile görevlendirilenler esas sözleşmede veya atama kararında aksi öngörülmemişse olağan ücrete hak kazanırlar. (2) Yönetim kurulu, tasfiye memurlarını ticaret siciline tescil ve ilan ettirir. Tasfiye işlerinin yönetim kurulunca yapılması hâlinde de bu hüküm uygulanır. (3) Şirketin feshine mahkemenin karar verdiği hâllerde tasfiye memuru mahkemece atanır. (4) Temsile yetkili tasfiye memurlarından en az birinin Türk vatandaşı olması ve yerleşim yerinin Türkiye’de bulunması şarttır. 2. Görevden alma

Tasfiye memurları kural olarak kanunun kendilerine tanıdığı yetkileri bizzat kullanır ve bu yetkileri üçüncü kişilere devredemezler. Bununla birlikte, Türk Ticaret Kanunu m. 539/1 uyarınca belirli bir işin yerine getirilmesi veya bazı işlemlerin yapılabilmesi amacıyla, birden çok tasfiye memuru bulunması hâlinde memurlardan biri diğerine ya da üçüncü bir kişiye temsil yetkisi verebilir. Tasfiye memurları şirketi tasfiyeyle ilgili konularda mahkemelerde ve dış ilişkilerde temsil eder; şirket adına avukat atayabilir, sulh olabilir ve tahkim yoluna gidebilirler. Tasfiye memurları tüm bu görevleri ifa ederken tedbirli bir yönetici gibi hareket etmekle yükümlüdür.

Tasfiyenin Başlangıcında Malvarlığının Tespiti ve Defterlerin Korunması

Tasfiye memurları göreve başlar başlamaz şirketin tasfiyenin başlangıcındaki durumunu incelerler. Türk Ticaret Kanunu m. 540/1 gereğince, şirket mallarına değer biçmek için gerekirse uzmanlara başvurarak malvarlığına ve finansal duruma ilişkin bir envanter ile bilanço düzenler ve genel kurulun onayına sunarlar. Envanter ve bilançonun genel kurulca onaylanmasının ardından tasfiye memurları şirketin envanterde yer alan bütün malları ile defter ve belgelerine el koyarlar.

6102 sayılı TÜRK TİCARET KANUNU m. 540Kaynağı aç
MADDE 540- (1) Tasfiye memurları görevlerine başlar başlamaz, şirketin tasfiyenin başlangıcındaki durumunu incelerler; gerekirse şirket mallarına değer biçmek için uzmanlara başvurarak, şirketin malvarlığına ilişkin durumu ile finansal durumunu gösteren bir envanter ile bilanço düzenler ve genel kurulun onayına sunarlar. (2) Envanter ve bilançonun onaylanmasından sonra, tasfiye memurları şirketin envanterde yazılı bütün malları ile belgelerine ve defterlerine el koyarlar. 2. Alacaklıların çağrılması ve korunması

Alacaklıların Çağrılması ve Şirket Borçlarının Güvenceye Alınması

Şirket alacaklılarının haklarının korunması tasfiye sürecinde özel bir öneme sahiptir. Türk Ticaret Kanunu m. 541 uyarınca tasfiye memurları, şirket defterlerinden veya ilgili belgelerden alacaklı oldukları anlaşılan ve yerleşim yerleri bilinen kişilere taahhütlü mektupla bildirim yapar. Diğer alacaklılar için ise Türkiye Ticaret Sicili Gazetesinde ve şirketin internet sitesinde birer hafta arayla yapılacak üç ilanla şirketin sona erdiği bildirilir ve alacaklarını istemeye davet edilirler.

Alacaklı oldukları bilinen kişilerin çağrıya rağmen bildirimde bulunmaması hâlinde alacak tutarları Bakanlıkça belirlenecek bir bankaya depo edilir. Şirketin henüz muaccel olmayan ve hakkında uyuşmazlık bulunan borçları yeterli güvenceyle teminat altına alınmadıkça ya da pay sahipleri arasındaki paylaştırma bu borçların ödenmesi şartına bağlanmadıkça, borcu karşılayacak tutarda para tasfiye memurlarınca notere depo ettirilir. Vadesi gelmemiş şirket borçları ise Merkez Bankasınca kısa vadeli kredilere uygulanan oran üzerinden iskonto edilerek derhâl ödenir.

Aktiflerin Paraya Çevrilmesi ve Tasfiye İşlemlerinin Yürütülmesi

Tasfiye memurları günlük işlere devam etmek ve başlanmış işleri sona erdirmekle yükümlüdür; tasfiyenin gerektirmediği yeni işlemler yapamazlar. Şirketin ödenmemiş pay bedelleri tahsil edilir ve aktifler paraya çevrilir. Aktifleri teker teker veya gruplar hâlinde satma yetkisi tasfiye memurlarına ait olup genel kurulda aksi kararlaştırılmadıkça aktifler pazarlık usulüyle satılabilir.

Şirketin borçlarının malvarlığından fazla olması hâlinde tasfiye memurları durumu derhâl mahkemeye bildirir; mahkemece iflas kararı verilirse tasfiye iflas hükümlerine göre yürütülür. Tasfiyenin bir yıl içinde bitirilememesi hâlinde tasfiye memurları tasfiyenin uzun sürmesi sebebiyle her yıl sonu tasfiyeye ilişkin finansal tabloları hazırlar. Tasfiye sonunda ise kesin bilanço düzenlenerek genel kurula sunulur ve yöneltilen sorular cevaplandırılır. Tasfiye memurları ayrıca vergi dairesine, bankalara ve resmi makamlara bildirimde bulunmak ve tasfiye beyannamesi vermekle yükümlüdür.

Tasfiye Bakiyesinin Dağıtılması ve Sicil Terkini

Şirket borçlarının ifasından sonra kalan tasfiye payının pay sahiplerine dağıtılabilmesi için alacaklıların üçüncü defa çağrılmasından itibaren kural olarak bir yıl geçmiş olması gerekir. Bununla birlikte, alacaklılar yönünden bir tehlike mevcut olmadığı takdirde mahkemeden bir yıllık süre dolmadan dağıtım yapılmasına izin verilmesi talep edilebilir. Tasfiye bakiyesi esas kural olarak para şeklinde pay sahiplerine dağıtılır; ancak şirket esas sözleşmesinde paylaştırmanın aynen iade yoluyla yapılması öngörülmüş olabilir.

Tasfiye işlemlerinin eksiksiz tamamlanması üzerine tasfiye memurları şirket unvanının sicilden silinmesi için ticaret sicili müdürlüğüne başvurur. Şirketin ticari defterleri ve tasfiye işlemlerine ilişkin belgeleri ise Türk Ticaret Kanunu m. 82 ve m. 544 uyarınca genel kurul kararıyla on yıl süreyle Sulh Hukuk Mahkemesinde saklatılır.

Tasfiye Memurlarının Hukuki Sorumluluğu ve Zamanaşımı

Tasfiye memurlarının görevlerini yerine getirirken tabi oldukları hukuki sorumluluk kusur esasına dayanır. Türk Ticaret Kanunu m. 553 çerçevesinde gerekli özen ve gözetim yükümlülüğünü ihlal eden memurların kusurlu davrandığını ispat yükü davacı taraftadır. Tasfiye memurlarının müteselsil sorumluluğu kural olarak birlikte yönetim ve temsilin söz konusu olduğu durumlar için geçerlidir. Şayet genel kurul kararıyla görev dağılımı yapılmış ve memurlara münferiden işlem yapma yetkisi tanınmışsa, her tasfiye memuru yalnızca kendi eylem ve işlemlerinden şahsen sorumlu olur.

Kanundan veya esas sözleşmeden doğan bir görev veya yetkiyi kanuna dayanarak devreden organ ve kişiler, yetkiyi devralanların seçiminde makul özen göstermediklerinin ispatlanması haricinde, devralan kişilerin fiil ve kararlarından sorumlu tutulamazlar. Ayrıca hiç kimse kontrolü dışında kalan, kanuna veya esas sözleşmeye aykırılıklar ya da yolsuzluklar sebebiyle sorumlu tutulamaz ve bu durum gözetim ve özen yükümü gerekçe gösterilerek ortadan kaldırılamaz. Tasfiye memurlarına karşı açılacak tazminat davaları, davacının zararı ve sorumluyu öğrendiği tarihten itibaren iki yıl ve her hâlükarda fiilin gerçekleştiği tarihten itibaren beş yıl içinde açılmalıdır. Zarara yol açan fiil Türk Ceza Kanunu uyarınca suç oluşturuyorsa ve ceza zamanaşımı daha uzun ise tazminat davası da bu ceza zamanaşımı süresine tabi olur.

6102 sayılı TÜRK TİCARET KANUNU m. 553Kaynağı aç
MADDE 553- (1) Kurucular, yönetim kurulu üyeleri, yöneticiler ve tasfiye memurları, kanundan ve esas sözleşmeden doğan yükümlülüklerini kusurlarıyla ihlal ettikleri takdirde, (…)[75] hem şirkete hem pay sahiplerine hem de şirket alacaklılarına karşı verdikleri zarardan sorumludurlar.[76] (2) Kanundan veya esas sözleşmeden doğan bir görevi veya yetkiyi, kanuna dayanarak, başkasına devreden organlar veya kişiler, bu görev ve yetkileri devralan kişilerin seçiminde makul derecede özen göstermediklerinin ispat edilmesi hâli hariç, bu kişilerin fiil ve kararlarından sorumlu olmazlar. (3) Hiç kimse kontrolü dışında kalan, kanuna veya esas sözleşmeye aykırılıklar veya yolsuzluklar sebebiyle sorumlu tutulamaz; bu sorumlu olmama durumu gözetim ve özen yükümü gerekçe gösterilerek geçersiz kılınamaz. VI – Denetçinin sorumluluğu[77]

Yargıtay 11. Hukuk Dairesince onanan bir kararda (E. 2022/4886, K. 2022/5433), tasfiyesi tamamlanan ve sicilden terkin edilen şirketin aktif malvarlığı ya da aleyhine dava ve takip bulunmadığı hâllerde, tasfiyenin usule aykırı yapıldığı iddiasının ek tasfiye veya ihya davasının değil, tasfiye memurlarının hukuki sorumluluğuna dayalı tazminat davasının konusunu oluşturabileceği belirtilmiştir. Yargıtay 11. Hukuk Dairesinin onadığı diğer bir kararda ise (E. 2019/3843, K. 2020/2299), mahkemece tasfiye işlemlerini yürütmek üzere atanan tasfiye memurunun işlemler sonuçlanmamış olsa bile istifa tarihine kadar görev ve sorumluluğunun sürdüğü, şirketin malvarlığının bulunmamasının memurun olağan ücrete hak kazanmasına engel teşkil etmeyeceği sonucuna varılmıştır.

Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, E. 2022/4886, K. 2022/5433Kaynağı aç
11. Hukuk Dairesi         2022/4886 E.  ,  2022/5433 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ : BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 14.HUKUK DAİRESİ Taraflar arasında görülen davada Bakırköy 6. Asliye Ticaret Mahkemesince verilen 16.12.2021 tarih ve 2021/750 E- 2021/1142 K. sayılı kararın asıl ve birleşen davada davacı vekili tarafından istinaf edilmesi üzerine, istinaf isteminin esastan reddine dair İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 14. Hukuk Dairesi'nce verilen 26.05.2022 tarih ve 2022/868 E- 2022/639 K. sayılı kararın Yargıtay'ca incelenmesi asıl ve birleşen davada davacı vekili tarafından istenmiş ve temyiz dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşılmış olmakla, dava dosyası için Tetkik Hakimi … tarafından düzenlenen rapor dinlendikten ve yine dosya içerisindeki dilekçeler, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup, incelendikten sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü: Davacı vekili asıl ve birleşen davada; müvekkilinin ortağı olduğu … Eğitim Hizmetleri Ltd. Şti.’nin 23.05.2011 tarihinde tasfiyesine karar verilerek, tasfiye işlemlerinin 30.11.2012 tarihinde sona erdiğini, şirketin tasfiye sürecindeyken açılmış davalar bulunduğunu, davaların tasfiye kararı alındığı tarihte reddedildiğini, daha sonra Yargıtay bozması üzerine tasfiye kararından sonra şirket yönünden de davaların kabulüne karar verildiğini, verilen bu kararlardan sonra tasfiye memuru ve şirket ortaklarının şahsi sorumluluğundan kaynaklı davalar açıldığını, bu davalarda alınan bilirkişi raporunda tasfiyenin usulüne uygun yapılmadığına ilişkin görüş bildirildiğini, TTK'nın 547. maddesi gereğince tasfiyenin usulsüz şekilde yapılması halinde mahkemece atanacak tasfiye memuru ile ek tasfiye yapılacağının ön görüldüğünü, birleşen dava davalısının tasfiye memuru ve yasal hasım olduğunu ileri sürerek, şirketin ihyası ile ek tasfiye işlemlerinin yapılmasını talep etmiştir. Asıl davalı Kurum vekili, mevzuat kapsamında işlem yapıldığını, yasal hasım olan müvekkilinin sorumluluğunun bulunmadığını, sorumluluğun tasfiye memurunda olduğunu savunarak davanın reddine karar verilmesini istemiştir. Birleşen davada davalı tasfiye memuru davaya cevap vermemiştir. Davalı Sicil Müdürlüğü yanında feri müdahil olan Zuhal Yarış vekili, davanın reddine karar verilmesini istemiştir. İlk Derece Mahkemesince, iddia, savunma ve tüm dosya kapsamına göre; asıl ve birleşen dava davacısının ihyası istenen şirketin münferiden ortağı ve münferiden yetkilisi olduğunu, ihyası istenen şirketin tasfiye işlemlerinin 30.11.2012 tarihinde tamamlanıp 06.12.2012 tarihinde de Ticaret Sicil Gazetesinde ilan edildiğini, davacı hakkında Bakırköy 7 Asliye Ticaret Mahkemesi dosyasında sorumluluk davası açıldığı, davacı tarafın davalı olduğu Bakırköy 7 Asliye Ticaret Mahkemesi dosyasında tasfiye işlemlerinin usule uygun yapılmadığı tespiti nedeniyle bu davayı açtığı, dayanak olarak gösterdiği davalarda davacının, taraf olmadığı, davacının tasfiye edilerek terkin edilen şirkete ilişkin alacak talebinin bulunmadığı, tasfiyenin usule uygun olarak yapılıp yapılmadığının sorumluluk davasının konusu olabileceği, ek tasfiye ile bu sonuca ulaşmanın mümkün olmadığı, asıl ve birleşen dava davacısının bu davaların açılmasında hukuki yararının olmadığı, hukuki yararın dava şartı olduğu gerekçesiyle asıl ve birleşen dosyalar yönünden açılan davaların hukuki yarar yokluğundan reddine karar verilmiştir. Karar, asıl ve birleşen dava davacısı vekili tarafından istinaf edilmiştir. Bölge Adliye Mahkemesince, tasfiyesi tamamlanan ve ihyası istenen şirketin bir mal varlığı bulunmadığı gibi şirkete karşı açılmış bir dava veya takipten söz edilmediği, şirket alacaklıları, şirket ortakları ve tasfiye memuruna karşı sorumluluk ve tazminat davası açıldığı, şirkete karşı yöneltilmiş bir dava bulunmadığı, şirketin ihyasında davacının hukuki yararı bulunmadığına ilişkin mahkeme gerekçesinde usul ve yasaya aykırı bir yön bulunmadığı gerekçesi ile asıl ve birleşen dava davacısı vekilinin istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiştir. Karar, asıl ve birleşen dava davacısı vekili tarafından temyiz edilmiştir. Yapılan yargılama ve saptanan somut uyuşmazlık bakımından uygulanması gereken hukuk kuralları gözetildiğinde İlk Derece Mahkemesince verilen kararda bir isabetsizlik olmadığının anlaşılmasına göre yapılan istinaf başvurusunun HMK'nın 353/b-1 maddesi uyarınca Bölge Adliye Mahkemesince esastan reddine ilişkin kararın usul ve yasaya uygun olduğu kanısına varıldığından Bölge Adliye Mahkemesi kararının onanmasına karar vermek gerekmiştir. SONUÇ: Yukarda açıklanan nedenlerle, asıl ve birleşen davada davacı vekilinin temyiz isteminin reddi ile Bölge Adliye Mahkemesince verilen kararın HMK'nın 370/1. maddesi uyarınca ONANMASINA, HMK'nın 372. maddesi uyarınca işlem yapılmak üzere dava dosyasının İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine, aşağıda yazılı bakiye 80,70 TL temyiz ilam harcının temyiz eden asıl ve birleşen davada davacıdan alınmasına, 05/09/2022 tarihinde kesin olarak oybirliğiyle karar verildi.
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, E. 2019/3843, K. 2020/2299Kaynağı aç
11. Hukuk Dairesi         2019/3843 E.  ,  2020/2299 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ :ASLİYE HUKUK MAHKEMESİ Taraflar arasında görülen davada İstanbul 5. Asliye Hukuk Mahkemesince bozmaya uyularak verilen 12/07/2018 tarih ve 2016/20-2018/344 sayılı kararın Yargıtayca incelenmesinin davalı vekili tarafından istenildiği ve temyiz dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşılmış olmakla, dava dosyası için Tetkik Hakimi … tarafından düzenlenen rapor dinlendikten ve yine dosya içerisindeki dilekçe, layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup, incelendikten sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü: Davacı vekili, mahkeme kararı ile Mercan Metal San. ve Tic. Ltd. Şti'nin tasfiyesine, aylık 350 TL ücretle müvekkilinin şirkete tasfiye memuru olarak atanmasına, tasfiye giderlerinin davalı Bakanlıkça ödenmesine karar verildiğini, şirketin 160.419,35 TL vergi borcu bulunduğunu, borca batık olduğundan iflasının gerektiğini, tasfiye masraflarının ödenmemesi üzerine müvekkilinin tasfiye memurluğundan istifa ettiğini, tasfiye memurluğu ücretini alamayan müvekkilinin bu alacağının tahsili için davalı aleyhine takip başlattığını, davalının, alacakları şirket tüzel kişiliğinden ve tasfiye masasından alınması gerektiğini ileri sürerek takibe itiraz ettiğini, ilamda tasfiye giderlerinin davalıdan alınacağının açıkça belirtildiğini ileri sürerek, itirazın iptalini ve icra inkar tazminatının tahsilini talep ve dava etmiştir. Davalı vekili, davacının tasfiye ücretini istemesinin dışında hiç bir işlem yapmadığını, dava konusu alacağın şirketin tasfiye masasından istenebileceğini, mahkemece takdir edilen ücret ve tasfiye masraflarının müvekkilince ödendiğini savunarak davanın reddini istemiştir. Mahkemece, uyulan bozma ilamı, iddia, savunma ve tüm dosya kapsamına göre, davacının mahkeme kararı ile iflas tasfiye memuru olarak atandığı, iflas işlemleri tamamlanmamış olsa bile istifa tarihine kadar görev ve sorumlululuğunun devam ettiği, şirketin mal varlığının bulunmamasının ücretinin tamamını hakketmesine engel olmayacağı, atanma tarihinden istifa tarihine kadar 15.539,99 TL ücrete hak kazandığı, bunun ödenen 1050,00 TL si düşüldüğünde bakiye alacak miktarının 14.489,99 TL olduğu, alacağın belirlenebilir olduğu gerekçesiyle davanın kısmen kabulü ile İstanbul 14. İcra Müdürlüğünün 2010/16129 Esas sayılı takip dosyasına yapılan itirazın iptali ile takibin 14.489,99 TL asıl alacak üzerinden devamına, alacağa takip tarihinden itibaren yasal faiz yürütülmesine, asıl alacağın %40'ı oranında icra inkar tazminatının davalıdan alınarak davacıya verilmesine karar verilmiştir. Kararı, davalı vekili temyiz etmiştir. Dosyadaki yazılara, mahkemece uyulan bozma kararı gereğince hüküm verilmiş olmasına ve delillerin takdirinde bir isabetsizlik bulunmamasına, tasfiye memurunun aylık ücretinin ilk davada belirlenmiş ve verilen kararın da kesinleşmiş olmasına göre, davalı vekilinin bütün temyiz itirazları yerinde değildir. SONUÇ: Yukarıda açıklanan nedenlerden dolayı, davalı vekilinin bütün temyiz itirazlarının reddiyle usul ve kanuna uygun bulunan hükmün ONANMASINA, davalı Bakanlıktan harç alınmasına yer olmadığına, 03/03/2020 tarihinde oyçokluğuyla karar verildi. KARŞI OY 1- Dava, tasfiye memuru ücreti alacağının tahsili istemine ilişkindir. 2- Davacı tasfiye memuru, davalı tarafın, dava dışı Mercan Metal Ltd isimli şirketin tasfiyesini talep etmesi üzerine İstanbul 8.ATM’nin 2005/163-822 sayılı dosyasında anılan şirkete tasfiye memuru olarak atandığını ve mahkemece, tasfiye memuruna aylık 350 TL ücret ödenmesinin kararlaştırıldığını, davalı tarafın toplamda 1.050 TL tasfiye memuru ücreti yatırdığını, tasfiye aşamasında iflas davası açmak için gerekli olan 5.000 TL masrafın yatırılmaması nedeniyle 04.05.2010 tarihinde istifa ettiğini, bu tarihe kadar birikmiş olan bakiye tasfiye memurluğu ücretinin tahsili için başlattığı icra takibine davalının haksız olarak itiraz etmesi nedeniyle takibin durdurulduğunu ileri sürmüş ve itirazın iptali ile İİT’na hüküm olunmasını talep etmiş, davalı Bakanlık vekili ise savunmasında; davacının mahkemece tasfiye memuru olarak atandığını ancak hiçbir işlem yapmadığı halde ücret istediğini, asıl borçlunun tasfiyesi yapılan dava dışı şirket olduğunu savunarak davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir. 3- Mahkemece daha önce, davacı tasfiye memurunun hiçbir tasfiye işlemi yapmadığı, şirket bilançosunu bile düzenlemediği, şirketin iflasını isteme hakkının bulunmadığı ve bu amaçla istediği masraflar yatırılmadığı için istifa da edemeyeceği, kendi sorumluluklarını yerine getirmediği gerekçeleriyle davanın reddine karar verilmiş ise de, söz konusu karar, Dairemizin 19.01.2015 tarih ve 2014/18337-2015/643 sayılı kararıyla, davacının mahkeme kararıyla tasfiye memuru olarak atanmış olması nedeniyle, görev yaptığı süre gözetilerek “uygun” bir tasfiye memuru ücretine hüküm olunması gerektiği gerekçesiyle bozulmuştur. 4- Bozma ilamına uyulmuş olmakla taraflar yararına usulü müktesep hak doğmuş olup, Mahkemece, davacının fiilen görev yaptığı süre dikkate alınarak “UYGUN” bir tasfiye memuru ücretine karar vermesi gerekirken, sanki atandığı 22.08.2006 tarihinden istifa ettiği 04.05.2010 tarihine kadar, görevde kaldığı tüm süre boyunca 3 yıl 8 ay 12 gün süreyle fiilen tasfiye memurluğu yapmışçasına, atamayı yapan mahkemece tayin edilen maktu ücrete karar verilmiştir. Oysa, davalının görevde kaldığı süre boyunca fiilen görev yaptığı tasfiye işlemleri dikkate alınarak makul ve uygun bir ücrete karar verilmesi gerekirdi. Anılan nedenlerle, Daire çoğunluğunun yerel mahkeme kararını onayan görüşlerine katılmıyorum.
Tasfiye memurları yetkilerini başkasına devredebilir mi?

Tasfiye memurları kanunla kendilerine tanınan yetkileri kural olarak bizzat kullanır ve devredemez; ancak birden çok tasfiye memuru bulunması hâlinde belirli bir iş veya işlem için memurlardan biri diğerine ya da üçüncü bir kişiye temsil yetkisi verebilir.

Tasfiye payı bir yıllık süre dolmadan dağıtılabilir mi?

Tasfiye bakiyesi kural olarak alacaklıların üçüncü defa çağrılmasından itibaren bir yıl geçtikten sonra dağıtılabilir; ancak şirket alacaklıları için bir tehlike bulunmadığı takdirde mahkeme izni alınarak bu bir yıllık süre dolmadan da dağıtım yapılabilir.

Tasfiye memurlarına karşı sorumluluk davası hangi sürede açılmalıdır?

Tasfiye memurlarının kusurlu fiillerinden kaynaklanan tazminat davaları, zararın ve sorumlunun öğrenilmesinden itibaren iki yıl ve her hâlükarda fiilin işlendiği tarihten itibaren beş yıl içinde açılmalıdır; eylemin suç teşkil etmesi hâlinde ceza zamanaşımı süresi uygulanır.

Hukuki uyarı: Bu içerik genel bilgilendirme amacı taşır; somut olay değerlendirmesi için avukata başvurulmalıdır.

Hazırlayan: Av. Erdal Ersoy

Avukat Erdal Ersoyİletişim ve randevu