Tasarrufun iptali davası, borçlunun yaptığı hukuken geçerli bazı tasarrufların alacaklıya karşı sonuçsuz kalmasını ve o mal üzerinden cebri icraya devamla alacağın tahsilini sağlamak amacıyla İcra ve İflas Kanunu'nun 277. ve devamı maddelerine dayanarak açılan, yasadan doğan nispi nitelikte bir davadır. Davanın amacı İİK m. 278, 279 ve 280'de sayılan tasarrufların butlanına hükmettirmektir.
2004 sayılı İCRA VE İFLAS KANUNU m. 277Kaynağı aç
Yargıtay 17. Hukuk Dairesi, E. 2014/24505, K. 2016/11689Kaynağı aç
Yargıtay 17. Hukuk Dairesi, E. 2018/1542, K. 2019/12149Kaynağı aç
Davayı Kimler Açabilir
İptal davasını açabilecek kişiler İİK m. 277'de belirlenmiştir. Elinde geçici ya da kesin aciz vesikası bulunan her alacaklı bu davayı açabilir. İflas söz konusuysa iflas idaresi; İİK m. 245 ve m. 255/3'te öngörülen özel hâllerde ise alacaklıların kendileri dava açma hakkına sahiptir.
Dava; borçlu, borçlu ile hukuki işlem yapan ya da borçlu tarafından kendilerine ödeme yapılan kişiler ile bunların mirasçıları aleyhine yöneltilebilir. Bunların yanı sıra kötü niyetli üçüncü kişiler de davalı gösterilebilir. İptal davası iyi niyetli üçüncü kişilerin haklarına dokunmaz.
2004 sayılı İCRA VE İFLAS KANUNU m. 282Kaynağı aç
Davanın Dinlenebilmesi İçin Aranan Ön Koşullar
Tasarrufun iptali davasının dinlenebilmesi için davacının borçludaki alacağının gerçek olması, borçlu hakkındaki icra takibinin kesinleşmiş bulunması, iptali istenen tasarrufun takip konusu borçtan sonra yapılmış olması ve borçlu hakkında alınmış kesin veya geçici aciz belgesinin bulunması gerekir. Bu dava koşulları gerçekleşmediği takdirde işin esası hakkında hüküm kurulamaz.
Borcun iptali istenen tasarruftan önce doğmuş olması davanın dinlenebilmesi için ön koşul olup mahkemece re'sen araştırılmalıdır. Bu koşulun gerçekleşmediği hâllerde işin esası hakkında hüküm kurulamaz. Yargıtay 17. Hukuk Dairesi'nin E. 2013/16833, K. 2015/5185 sayılı kararında da bu ilke vurgulanmıştır.
Yargıtay 17. Hukuk Dairesi, E. 2013/16833, K. 2015/5185Kaynağı aç
Aciz Belgesi Koşulu
Kesin veya geçici aciz belgesi iptal davası için bir ön koşul olmakla birlikte davanın açılmasından önce alınması zorunlu değildir. Aciz belgesi davanın açılmasından sonra, temyiz aşamasında ve hatta bozmadan sonra karar düzeltme aşamasında dahi sunulabilir. Bu koşulun eksikliği hâlinde mahkemece davacı tarafından bildirilen icra takip dosyaları getirtilerek borçlunun aciz hâlinin mevcut olup olmadığı araştırılmalıdır. Yargıtay 17. Hukuk Dairesi'nin E. 2014/24505, K. 2016/11689 sayılı kararında, karar düzeltme aşamasında dahi sunulabilme imkânı karşısında aciz belgesinin sunulması için verilen kesin sürenin hukuken sonuç doğurmayacağı ve bu gerekçeyle davanın reddine karar verilemeyeceği belirtilmiştir.
Yargıtay 17. Hukuk Dairesi, E. 2013/1003, K. 2013/17987Kaynağı aç
Borçlunun haczi kabil malı bulunmazsa düzenlenen haciz tutanağı İİK m. 143 anlamında aciz vesikası hükmünü taşır. İcraca takdir edilen değere göre haczi kabil malların yetersizliğinin anlaşıldığı hâllerde ise tutanak geçici aciz vesikası yerine geçerek alacaklıya İİK m. 277'deki hakları verir. Bununla birlikte, hacizli malların satışı hâlinde davacı alacaklının icra dosyasına satıştan pay isabet edip etmeyeceğinin belirsiz olduğu durumlarda haciz tutanağının geçici aciz vesikası sayılıp sayılmayacağı somut koşullara göre değişkenlik gösterebilir. Nitekim Yargıtay 17. Hukuk Dairesi'nin E. 2018/1542, K. 2019/12149 sayılı kararında, borçluya ait menkul mal bulunamaması ve taşınmazlar üzerine başka alacaklıların daha önce haciz koymuş olması koşullarının birlikte gerçekleştiği somut dosyada haciz tutanağının geçici aciz vesikası niteliğinde kabul edilmesi gerektiğine hükmedilerek ilk derece kararı bozulmuştur.
2004 sayılı İCRA VE İFLAS KANUNU m. 105Kaynağı aç
Kesin veya geçici aciz belgesi sunulmadan davanın kabulüne karar verilmesi hatalıdır; Yargıtay 17. Hukuk Dairesi'nin E. 2012/2516, K. 2013/224 sayılı kararında bu eksiklik nedeniyle davanın reddedilmesi gerektiği saptanmıştır.
Yargıtay 17. Hukuk Dairesi, E. 2012/2516, K. 2013/224Kaynağı aç
İptal Nedenleri: Üç Temel Kategori
Ön koşulların varlığı hâlinde mahkeme, İİK m. 278, 279 ve 280'de yazılı iptal şartlarının bulunup bulunmadığını araştırır. Bu üç madde; ivazsız tasarrufları, acizden dolayı batıl sayılan tasarrufları ve alacaklıya zarar verme kastıyla yapılan tasarrufları ayrı ayrı düzenlemektedir.
İvazsız Tasarruflar: İİK m. 278
İİK m. 278, alışılmış hediyeler dışında kalan tüm bağışlamalar ile ivazsız tasarrufları iptale tabi tutar. Ölçü tarihi olarak geçici veya kesin aciz belgesinin ya da aciz belgesi niteliğindeki haciz tutanağının düzenlendiği yahut iflasın açıldığı tarihten önceki bir yıl esas alınır. Bu süre içinde yapılan ivazsız işlemler kural olarak iptale açıktır. Madde 24/12/2025 tarihli ve 7571/2 md. değişikliğiyle güncellenmiştir; değişiklik öncesi döneme ait uyuşmazlıklarda hangi metnin uygulanacağı bu konuda ayrıca değerlendirilmelidir.
2004 sayılı İCRA VE İFLAS KANUNU m. 278Kaynağı aç
İİK m. 278 uyarınca aşağıdaki tasarruflar bağışlama sayılır: (a) Gerçek değerine uygun olarak ivazlı olduğu ispatlanmadıkça altsoy ve üstsoy, üçüncü derece dâhil kan hısımları, son bir yıl içinde evlilik birliği sona ermiş olsa bile eşi ve üçüncü derece dâhil kayın hısımları, evlat edinenle evlatlık, ortak konutta yaşayan kişiler arasında yapılan tasarruflar; (b) aksi ispatlanmadıkça, sözleşmenin yapıldığı sırada, kendi verdiği şeyin gerçek değerine göre borçlunun ivaz olarak pek aşağı bir fiyatla kabul ettiği sözleşmeler; (c) uygun bir karşılığın sağlandığı ispatlanmadıkça, borçlunun kendisine veya üçüncü bir kişi yararına ömür boyu gelir sözleşmesi ya da intifa hakkı tesis ettiği sözleşmeler yahut ölünceye kadar bakma sözleşmeleri.
Acizden Dolayı Batıl Sayılan Tasarruflar: İİK m. 279
İİK m. 279, borcunu ödemeyen bir borçlunun hacizden, mal bulunmaması sebebiyle acizden yahut iflasın açılmasından önceki bir yıl içinde yaptığı belirli tasarrufları batıl saymaktadır. Bu kapsama giren tasarruf türleri şunlardır: (1) borçlunun önceden teminat göstermeyi taahhüt ettiği haller dışında, mevcut bir borcu temin için yapılan rehinler; (2) para veya mutat ödeme vasıtalarından başka bir şekilde yapılan ödemeler; (3) vadesi gelmemiş borç için yapılan ödemeler; (4) kişisel hakların kuvvetlendirilmesi için tapuya verilen şerhler. Madde kapsamındaki bir tasarruftan yararlanan kişi, borçlunun hâl ve vaziyetini bilmediğini ispat ederse iptal davası dinlenmez.
2004 sayılı İCRA VE İFLAS KANUNU m. 279Kaynağı aç
Zarar Verme Kastından Dolayı İptal: İİK m. 280
Malvarlığı borçlarına yetmeyen bir borçlunun alacaklılarına zarar verme kastıyla yaptığı tüm işlemler, şu koşulların bir arada bulunması hâlinde iptal edilebilir: borçlunun mali yetersizliğinin ve zarar verme kastının işlemin diğer tarafınca bilinmesi ya da bilinmesini gerektiren açık emarelerin varlığı. Bunlara ek olarak İİK m. 280/1, işlemin gerçekleştiği tarihten itibaren beş yıl içinde borçlu aleyhine haciz veya iflâs yoluyla takipte bulunulmuş olmasını da şart koşmaktadır.
2004 sayılı İCRA VE İFLAS KANUNU m. 280Kaynağı aç
Üçüncü kişi borçlunun eşi, usul veya füruu ile üçüncü dereceye kadar (bu derece dahil) kan ve sıhri hısımları, evlat edineni ya da evlatlığı ise, borçlunun mali yetersizliğini ve zarar verme kastını bildiği İİK m. 280/3 uyarınca karine olarak kabul edilir. Bu karinenin aksini üçüncü kişi yalnızca İİK m. 279'un son fıkrasındaki yola başvurarak ispat edebilir.
İİK m. 280/4, ticari işletme devirlerine özgü ayrı bir karine öngörür: ticari işletmenin veya işyerindeki mevcut ticari emtianın tamamını ya da önemli bir kısmını devralan, yahut bir kısmını alarak işyerini işgal eden kişi hakkında borçlunun alacaklılara zarar verme kastının bilindiği ve borçlunun da bu kastla hareket ettiği kabul edilir. Bu karine şu yollardan biriyle çürütülebilir: devir, satış veya terkten en az üç ay önce keyfiyetin yazılı olarak davacıya bildirildiğinin ispatı; ya da ticari işletmenin bulunduğu yerde görülebilir levhalar asılmak suretiyle Ticaret Sicili Gazetesi'nde ilan edildiğinin ispatı; bu mümkün olmadığında ise tüm alacaklıların haberdar olmasını sağlayacak münasip vasıtalarla ilan edildiğinin ispatı.
İptal Davasının Sonuçları ve İade Rejimi
İptal davası sabit olduğu takdirde davacı, davaya konu teşkil eden mal üzerinde cebri icra yolu ile hakkını alma yetkisini elde eder. Dava nispi nitelikte olup tasarrufa konu malların aynı ile ilgili değildir. Davanın konusu taşınmaz ise davalı üçüncü şahıs üzerindeki kaydın tashihine mahal olmadan o taşınmazın haciz ve satışı istenebilir.
2004 sayılı İCRA VE İFLAS KANUNU m. 283Kaynağı aç
İptal davası, üçüncü şahsın elinden çıkarmış olduğu mallar yerine geçen değere taalluk ediyorsa, bu değerler nispetinde üçüncü şahıs davacının alacağından fazla olmamak üzere nakden tazmine mahkûm edilir. Kendisine bağış yapılan kimse iyi niyetli ise yalnız dava zamanında elinde bulunan miktarı geri vermekle yükümlüdür.
Üçüncü kişi, iptal davası sonucunda malvarlığında doğacak eksikliğin borçludan tahsilini aynı davada isteyebilir; bu talep iptal davasının önce tefrik edilerek hükme bağlanmasına engel değildir. İptal davasını kaybeden üçüncü kişi ise karşılık olarak verdiği şeyi veya bedelini borçludan ya da iflas masasından geri isteyebilir. Ayrıca batıl bir tasarruf sonucunda kendisine ödenen şeyi geri veren alacaklı eski haklarını muhafaza eder.
Yargılama Usulü, İhtiyati Haciz ve Davanın Sona Ermesi
İptal davaları basit yargılama usulü ile görülür; mahkeme bu davalara ilişkin uyuşmazlıkları hâl ve şartları göz önünde tutarak serbestçe takdir ve halleder. Hâkim, iptale tabi tasarrufların konusu mallar üzerinde alacaklının talebi üzerine ihtiyati haciz kararı verebilir; teminatın gerekli olup olmadığını ve miktarını mahkeme takdir eder. Ancak dava, elden çıkarılan mallar yerine kaim olan kıymete ilişkinse teminat gösterilmeksizin ihtiyati haciz kararı verilemez. Davalılardan biri davacının alacağını tamamen öderse dava reddolunur; bu hâlde yargılama giderleri mahkemece taraflar arasında paylaştırılabilir.
2004 sayılı İCRA VE İFLAS KANUNU m. 281Kaynağı aç
Görevli Mahkeme
Tasarrufun iptali davası malvarlığı haklarına ilişkin bir dava olduğundan HMK m. 2/1 uyarınca aksine bir düzenleme bulunmadıkça görevli mahkeme asliye hukuk mahkemesidir.
6100 sayılı HUKUK MUHAKEMELERİ KANUNU m. 2Kaynağı aç
Hak Düşürücü Süre
İptal davası hakkı, batıl tasarrufun gerçekleştiği tarihten itibaren beş yıl geçmekle düşer; bu süre hak düşürücü niteliktedir.
2004 sayılı İCRA VE İFLAS KANUNU m. 284Kaynağı aç
Tasarrufun İptali Davası ile Muvazaa Davasının Karşılaştırılması
İptal davası ile muvazaaya dayalı dava amaç bakımından benzer görünse de nitelik, koşul ve sonuçları yönünden birbirinden ayrılır. İptal davasında borçlunun hukuken geçerli olarak yaptığı tasarrufun yalnızca davacı alacaklı yönünden sonuçsuz kılınması istenir; muvazaa davasında ise işlemin başından beri hiç yapılmamış olduğunun tespiti amaçlanır.
Yargıtay 17. Hukuk Dairesi, E. 2018/30, K. 2020/4061Kaynağı aç
Muvazaalı bir hukuki işlemden söz edebilmek için üç unsurun birlikte bulunması gerekir: tarafların iradeleri ile beyanları arasında isteyerek yaratılmış bir uygunsuzluk, üçüncü kişileri aldatma niyeti ve taraflar arasındaki gizli işlemi yaratan muvazaa sözleşmesi. TBK m. 19 uyarınca sözleşme yorumlanırken tarafların gerçek ve ortak iradesi esas alınır; yanlışlıkla ya da gerçek amacı gizlemek için kullanılan sözcüklere değil, bu iradeye bakılır. Borçlu ise yazılı borç tanımasına güvenerek alacağı kazanmış olan üçüncü kişiye karşı muvazaa savunmasında bulunamaz.
6098 sayılı TÜRK BORÇLAR KANUNU m. 19Kaynağı aç
Muvazaaya dayalı davada davacının icra takibine geçmesi ve aciz belgesi almasına gerek yoktur. Muvazaanın ispatı hâlinde uygulanacak sonuca ilişkin olarak, taşınmazlarda tapu kaydının borçlu adına tesciline karar verilebileceği yönünde bir yaklaşım bulunmakla birlikte; alacağın tahsiline yönelik bu davalarda davanın taşınmazın aynına ilişkin olmadığı, İİK m. 283/1-2 kıyasen uygulanarak tapu iptal ve tesciline gerek olmaksızın davacıya yalnızca haciz ve satış isteyebilme yetkisi tanınması gerektiği, bu kıyasın üçüncü kişinin tazminatla sorumlu olacağı anlamına gelmeyeceği de kabul edilmektedir. Muvazaa iddiası zamanaşımına tabi değilken, İİK m. 284'teki beş yıllık hak düşürücü süre tasarrufun iptali davası bakımından öngörülmüştür.
Bir davada olayları belirtmek ve açıklamak taraflara, hukuki nitelendirme hâkime aittir. Bu nedenle tarafların hukuki nitelendirmeyi doğru yapmak zorunluluğu bulunmaz; hâkim İİK m. 277 kapsamındaki iptal davasını muvazaa davasından veya aksini ayırt ederek hukuki sebebi kendiliğinden bulup uygular.
Sık Sorulan Sorular
Tasarrufun iptali davası açmak için mutlaka kesin aciz belgesi gerekli midir?
Kesin aciz belgesi zorunlu değildir; geçici aciz belgesi de yeterlidir. Borçlunun haczi kabil malı bulunmadığını tespit eden haciz tutanağı da İİK m. 105 uyarınca aciz vesikası hükmünde olup geçici aciz vesikası yerine geçebilir. Aciz belgesinin davanın açılmasından önce alınması şart olmayıp temyiz aşamasında ve hatta bozmadan sonra karar düzeltme aşamasında dahi mahkemeye sunulması mümkündür. Borçlunun menkul malının bulunamadığı ve taşınmazlarında öncelikli hacizlerin yer aldığı tespit edilen durumlarda tutanak geçici aciz vesikası niteliğinde kabul edilerek davanın esasına girilmesi gerekmektedir.
Borç, iptali istenen tasarruftan sonra doğmuşsa dava açılabilir mi?
Hayır. Borcun iptali istenen tasarruftan önce doğmuş olması davanın dinlenebilmesi için zorunlu bir ön koşuldur ve mahkemece re'sen araştırılır. Bu koşul gerçekleşmemişse işin esası hakkında hüküm kurulamaz. Yargıtay 17. Hukuk Dairesi'nin E. 2013/16833, K. 2015/5185 sayılı kararında bu ilke açıkça benimsenmiştir.
İptal davası kazanılırsa taşınmazın tapusu borçlu adına geri döner mi?
Tasarrufun iptali davası taşınmazın aynına ilişkin değil, nispi niteliktedir. Davanın kabulü hâlinde davalı üçüncü kişi üzerindeki tapu kaydının tashihine gerek olmaksızın alacaklıya taşınmazın haciz ve satışını isteme yetkisi tanınır.
Hısımlara yapılan taşınmaz devirleri iptal davasına konu olabilir mi?
Evet. İİK m. 278 uyarınca gerçek değerine uygun ivazlı olduğu ispatlanmadıkça; altsoy ve üstsoy, üçüncü derece dâhil kan hısımları, son bir yıl içinde evlilik birliği sona ermiş olsa bile eşi ve üçüncü derece dâhil kayın hısımları, evlat edinenle evlatlık ve ortak konutta yaşayan kişiler arasında yapılan tasarruflar bağışlama sayılır. İİK m. 280/3'te ise daha dar bir çevre belirlenerek borçlunun karı veya kocası, usul veya füruu ile üçüncü dereceye kadar kan ve sıhri hısımları, evlat edineni veya evlatlığı bakımından borçlunun mali durumunu ve zarar verme kastını bildiği farz olunur. Ortak konutta yaşayanlar ve evliliği son bir yılda biten eş m. 280/3'teki bu karine kapsamında açıkça sayılmamıştır.
İptal davası ile muvazaa davası arasındaki temel fark nedir?
İptal davası borçlunun geçerli tasarruflarının davacı bakımından hükümsüz sayılmasını hedeflerken muvazaa davası işlemin gerçekte hiç yapılmadığının tespitini amaçlar. Tasarrufun iptali için kesinleşmiş icra takibi ve aciz belgesi aranırken muvazaa davasında icra takibine geçilmesi ve aciz belgesi alınması gerekmez. Muvazaa iddiasında taşınmazın borçlu adına tesciline karar verilebileceği yönündeki anlatımın yanı sıra, İİK m. 283/1-2 kıyasen uygulanarak iptal ve tescile gerek olmaksızın davacıya yalnızca haciz ve satış yetkisi tanınması gerektiği yönünde de uygulama bulunmaktadır. Ayrıca tasarrufun iptali davası beş yıllık hak düşürücü süreye tabiyken muvazaa iddiası zamanaşımına bağlı değildir.
Alacaklı, tasarrufun iptali davası süresince malın başkasına devrini önleyebilir mi?
Hâkim, iptale tabi tasarrufların konusu olan mallar üzerinde alacaklının talebi üzerine ihtiyati haciz kararı verebilir. Teminatın gerekli olup olmadığı ve miktarı mahkemece takdir edilir. Ancak dava, elden çıkarılan mallar yerine kaim olan kıymete ilişkin olduğunda teminat gösterilmeksizin ihtiyati haciz kararı verilemez.
Tasarrufun iptali davası ne zaman düşer?
İptal davası hakkı, batıl tasarrufun gerçekleştiği tarihten itibaren beş yıl geçmekle düşer; bu süre hak düşürücü niteliktedir. Muvazaaya dayalı davalarda ise bu hak düşürücü süre uygulanmaz.
Ticari işletmesini devreden borçlunun alacaklıları bu devri iptal ettirebilir mi?
İİK m. 280/4 uyarınca ticari işletmenin veya işyerindeki ticari emtianın tamamını ya da önemli bir kısmını devralan ya da bir kısmını alarak işyerini işgal eden kişi hakkında borçlunun alacaklıları zarara uğratma kastının bilindiği ve borçlunun da bu kastla hareket ettiği kabul edilir. Devir, satış veya terkten en az üç ay önce keyfiyetin yazılı olarak bildirildiğinin ya da ticari işletmenin bulunduğu yerde görülebilir levhalar asılmak suretiyle Ticaret Sicili Gazetesi'nde veya tüm alacaklıların haberdar olmasını sağlayacak münasip vasıtalarla ilan edildiğinin ispatlanması hâlinde bu karine çürütülebilir.
Hukuki uyarı: Bu içerik genel bilgilendirme amacı taşır; somut olay değerlendirmesi için avukata başvurulmalıdır.
Hazırlayan: Av. Erdal Ersoy

