Tasarrufun İptali Davası: İİK m. 277 Kapsamı ve Koşulları

by Avukat Erdal Ersoy
Tasarrufun İptali Davası: İİK m. 277 Kapsamı ve Koşulları

Tasarrufun iptali davası, borçlunun yaptığı hukuken geçerli bazı tasarrufların alacaklıya karşı sonuçsuz kalmasını ve o mal üzerinden cebri icraya devamla alacağın tahsilini sağlamak amacıyla İcra ve İflas Kanunu'nun 277. ve devamı maddelerine dayanarak açılan, yasadan doğan nispi nitelikte bir davadır. Davanın amacı İİK m. 278, 279 ve 280'de sayılan tasarrufların butlanına hükmettirmektir.

2004 sayılı İCRA VE İFLAS KANUNU m. 277Kaynağı aç
Madde 277 – (Değişik: 3/7/1940-3890/1 md.) İptal davasından maksat 278, 279 ve 280 inci maddelerde yazılı tasarrufların butlanına hükmettirmektir. Bu davayı aşağıdaki şahıslar açabilirler: 1 – Elinde muvakkat yahut kati aciz vesikası bulunan her alacaklı, 2 – İflas idaresi yahut 245 inci maddede ve 255 inci maddenin 3 üncü fıkrasında yazılı hallerde alacaklıların kendileri. İvazsız tasarrufların butlanı:
Yargıtay 17. Hukuk Dairesi, E. 2014/24505, K. 2016/11689Kaynağı aç
17. Hukuk Dairesi         2014/24505 E.  ,  2016/11689 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi Taraflar arasındaki tasarrufun iptali davasının yapılan yargılaması sonunda; kararda yazılı nedenlerden dolayı davanın reddine dair verilen hükmün süresi içinde davacı vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine dosya incelendi gereği düşünüldü: -K A R A R- Davacı vekili, davalı borçlu … hakkında yapılan icra takiplerinde borca yeterli malvarlığı bulunmadığının tespit edildiğini, borçlunun aciz hali içinde olduğunu, davalı borçlunun alacaklısından mal kaçırmak amacıyla adına kayıtlı taşınmazı 13.08.2013 tarihinde kayınpederi olan davalı …'a satarak devir ettiğini belirterek davalılar arasındaki tasarrufun iptaline karar verilmesini talep etmiştir. Davalı … vekili; dava açmak için gerekli olan aciz belgesinin eksik olduğunu, borçlunun haciz koyulan taşınırları paraya çevrilmeden bu davanın açılmasının mümkün olmadığını, tasarruf bedelinin banka üzerinden ödendiğini, ileri sürerek davanın reddini savunmuştur. Davalı … davaya cevap vermemiştir. Mahkemece davacı tarafa aciz vesikası sunmak için duruşma gününe kadar kesin süre verilmesine rağmen aciz vesikasının dosyaya sunulmadığı ve icra dosyasından da aciz vesikası alınmadığı gerekçesiyle dava şartı yokluğundan davanın reddine karar verilmiş; hüküm, davacı vekilince temyiz edilmiştir. Dava, İİK.'nun 277. vd. maddelerine dayalı tasarrufun iptali istemine ilişkindir. İcra ve İflas Kanununun 277 ve izleyen maddelerinde düzenlenen tasarrufun iptali davalarında amaç, borçlunun aciz ya da iflasından önce yaptığı ve aslında geçerli olan bazı tasarrufların geçersiz ya da "iyiniyet kurallarına aykırılık" nedeniyle alacaklıya karşı sonuçsuz kalmasını ve dolayısıyla o mal üzerinden cebri icraya devamla alacağın tahsilini sağlamaktır.Bu tür davalar, elinde geçici (İİK.105) veya kat'i (İİK. 143) aciz belgesi bulunan alacaklılar tarafından açılabilir.Bu husus davanın görülebilme koşulu olmakla birlikte davacı tarafından aciz belgesinin davanın sonuna kadar hatta tashihi karar aşamasında dahi sunulabileceği Dairemizin yerleşmiş içtihatlarındandır. Somut olayda mahkemece davacı vekiline ön inceleme duruşması için çıkarılan tebligat üzerine şerh düşülerek aciz belgesini duruşma gününe kadar sunması için kesin süre verilmiştir.Mahkemece verilen kesin süre sonunda aciz belgesinin sunulmadığı ve icra dosyasından da alınmadığı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiş ise de verilen kesin süre usulüne uygun olmadığı gibi temyiz incelemesinden sonra bile sunulabilme imkanı olan aciz belgesinin sunulması için verilen kesin sürenin hukuken sonuç doğurmayacağı da ortadadır. Bu durumda davacı vekili tarafından dava dilekçesinde bildirilen icra takip dosyaları getirtilerek borçlunun aciz halinin mevcut olup olmadığı araştırılmadan eksik inceleme ile yazılı şekilde hüküm tesisi doğru değildir. SONUÇ: Yukarıda açıklanan nedenlerle davacı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile hükmün BOZULMASINA, peşin alınan harcın istek halinde temyiz eden davacıya geri verilmesine 19.12.2016 gününde oybirliğiyle karar verildi.
Yargıtay 17. Hukuk Dairesi, E. 2018/1542, K. 2019/12149Kaynağı aç
17. Hukuk Dairesi         2018/1542 E.  ,  2019/12149 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ :Ticaret Mahkemesi Taraflar arasındaki tasarrufun iptali davasının yapılan yargılaması sonunda; kararda yazılı nedenlerden dolayı davanın reddine dair verilen hükmün süresi içinde davacı vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine dosya incelendi, gereği düşünüldü: -K A R A R- Davacı vekili; müvekkilinin davalı …’dan alacaklı olduğunu, davalı borçlu aleyhine İstanbul 9. İcra Müdürlüğü’nün 2009/29741 sayılı dosyası ile icra takibi yapıldığını, adına kayıtlı 32 adet gayrımenkulünü kardeşi olan davalı …'a devredildiğinin öğrenildiğini beyan ederek, tasarrufun iptali, icra dosyasından cebri icra yetkisi verilmesi talep ve dava edilmiştir. Davalı … vekili davanın reddini talep etmiştir. Mahkemece, iddia, savunma, toplanan delillere göre; davacı vekilinin aciz belgesi sunmadığından davanın dava şartı yokluğu nedeni ile reddine karar verilmiş; hüküm, davacı vekili tarafından temyiz edilmiştir. Dava, İİK'nun 277 ve devamı maddelerine dayanılarak açılmış tasarrufun iptali istemine ilişkindir. İİK'nun 277 ve izleyen maddelerinde düzenlenen tasarrufun iptali davalarında amaç, borçlunun haciz yada iflasından önce yaptığı ve aslında geçerli olan bazı tasarrufların geçersiz ya da "iyiniyet kurallarına aykırılık" nedeniyle alacaklıya karşı sonuçsuz kalmasını ve dolayısıyla o mal üzerinden cebri icraya devamla alacağın tahsilini sağlamaktır. Davacı, iptal davası sabit olduğu takdirde, tasarruf konusu mal üzerinde cebri icra yolu ile hakkını almak yetkisini elde eder ve tasarruf konusu taşınmaz mal ise, davalı üçüncü şahıs üzerindeki kaydın düzeltilmesine gerek olmadan o taşınmazın haciz ve satışını isteyebilir (İİK.md.283/1). Bu yasal nedenle iptal davası, alacaklıya alacağını tahsil olanağını sağlayan, nispi nitelikte, yasadan doğan bir dava olup; tasarrufa konu malların aynı ile ilgili değildir. Bu tür davaların dinlenebilmesi için, davacının borçludaki alacağının gerçek olması, borçlu hakkındaki icra takibinin kesinleşmiş olması, iptali istenen tasarrufun takip konusu borçtan sonra yapılmış olması ve borçlu hakkında alınmış kesin veya geçici aciz belgesinin (İİK.nun 277 md) bulunması gerekir. Bu ön koşulların bulunması halinde ise İİK.nun 278, 279 ve 280. maddelerinde yazılı iptal şartlarının bulunup bulunmadığı araştırılmalıdır. Mahkemece; verilen kesin süreler içerisinde takibe konu edilen kredi alacağı ile ilgili olarak kesin aciz vesikasının sunulamadığı, davacı tarafından dosyaya ibraz edilen haciz tutanaklarının İİK 105. Maddesine göre geçici aciz vesikası hükmünde olduğu ileri sürülmüş ise de, bu konuda alınan 14/04/2014 tarihli bilirkişi raporunda; belirtildiği üzere icra dosyasında borçlunun menkullerine ulaşılamadığına dair haiz tutanağının mevcut olduğu, …, … ve … plakalı vasıtalar ile … T.M. … köyünde bulunan 1288 parsel 3800 metre kare tarlanın 1/2 hissesine haciz uygulandığı, ayrıca dosyada muhtelif hacizler bulunduğu, hacizli malların kıymet takdirleri yapılarak satılması halinde davacı alacaklının icra dosyasına satıştan pay isabet edip etmeyeceği veya ne kadar isabet edeceği belirsiz olduğundan haciz tutanaklarının İİK.'nın 105. Maddesine göre geçici aciz vesikası niteliğinde olmadığı, İİK.'nın 277. Maddesinde alacaklının elinde geçici yada kesin aciz vesikasının bulunmasının dava şartı olarak düzenlendiği, usul hükümlerine göre dava şartının mahkemece yargılamanın her aşamasında resen dikkate alınması gerektiği, davacı banka tarafından dosyaya geçici yada kesin aciz vesikası sunulamadığı gerekçesi ile davanın reddine karar verilmiştir. Aciz belgesinin dava açılmadan, dava açıldıktan sonra veya temyiz aşamasından ve hatta hükmün Yargıtay'ca onanmasından veya bozulmasından sonra bile sunulma olanağı vardır. Somut olayda borçlu davalının adresinde 05.10.2009 tarihinde haciz işlemi yapıldığı, borçluya ait haczi kabil menkul mal bulunamadığı, davalı borçlu adına kayıtlı olduğu iddia edilen … ve …, … plakalı araçların kaydında çokça haciz olduğunun ve … İli, … İlçesi, … köyü, 1288 parselde mevcut ½ hisse üzerinde de dava dışı alacaklı tarafından dava dışı Eskişehir 7. İcra Müdürlüğü’ğün 2009/3033 sayılı dosya ile 109.000 TL üzerinden haciz konulduğunun anlaşılmasına, davacı ile davalı arasında görülen itirazın iptali davası neticesinde de davalı borçlunun borçlu olduğunun tespit edilmiş olmasına göre 05.10.2009 tarihli haciz tutanağının geçici aciz vesikası niteliğinde olduğunun kabulü ile bu yöndeki dava şartının gerçekleştiği düşünülerek işin esasına girilmek suretiyle tarafların delillerinin toplanması, hasıl olacak sonuca göre bir karar verilmesi gerekirken yazılı olduğu üzere karar verilmiş olması doğru bulunmamıştır. SONUÇ:Yukarıda açıklanan nedenlerle davacı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile hükmün BOZULMASINA ve peşin alınan harcın istek halinde temyiz eden davacıya geri verilmesine, 18/12/2019 gününde oybirliğiyle karar verildi.

Davayı Kimler Açabilir

İptal davasını açabilecek kişiler İİK m. 277'de belirlenmiştir. Elinde geçici ya da kesin aciz vesikası bulunan her alacaklı bu davayı açabilir. İflas söz konusuysa iflas idaresi; İİK m. 245 ve m. 255/3'te öngörülen özel hâllerde ise alacaklıların kendileri dava açma hakkına sahiptir.

Dava; borçlu, borçlu ile hukuki işlem yapan ya da borçlu tarafından kendilerine ödeme yapılan kişiler ile bunların mirasçıları aleyhine yöneltilebilir. Bunların yanı sıra kötü niyetli üçüncü kişiler de davalı gösterilebilir. İptal davası iyi niyetli üçüncü kişilerin haklarına dokunmaz.

2004 sayılı İCRA VE İFLAS KANUNU m. 282Kaynağı aç
Madde 282 – (Değişik: 18/2/1965-538/117 md.) İcra ve iflas Kanununun 11 inci babındaki iptal davaları borçlu ve borçlu ile hukuki muamelede bulunan veya borçlu tarafından kendilerine ödeme yapılan kimseler ile bunların mirasçıları aleyhine açılır. Bunlardan başka, kötü niyet sahibi üçüncü şahıslar aleyhine de iptal davası açılabilir. İptal davası iyi niyetli üçüncü şahısların haklarını ihlal etmez. İadenin şümulü:

Davanın Dinlenebilmesi İçin Aranan Ön Koşullar

Tasarrufun iptali davasının dinlenebilmesi için davacının borçludaki alacağının gerçek olması, borçlu hakkındaki icra takibinin kesinleşmiş bulunması, iptali istenen tasarrufun takip konusu borçtan sonra yapılmış olması ve borçlu hakkında alınmış kesin veya geçici aciz belgesinin bulunması gerekir. Bu dava koşulları gerçekleşmediği takdirde işin esası hakkında hüküm kurulamaz.

Borcun iptali istenen tasarruftan önce doğmuş olması davanın dinlenebilmesi için ön koşul olup mahkemece re'sen araştırılmalıdır. Bu koşulun gerçekleşmediği hâllerde işin esası hakkında hüküm kurulamaz. Yargıtay 17. Hukuk Dairesi'nin E. 2013/16833, K. 2015/5185 sayılı kararında da bu ilke vurgulanmıştır.

Yargıtay 17. Hukuk Dairesi, E. 2013/16833, K. 2015/5185Kaynağı aç
17. Hukuk Dairesi         2013/16833 E.  ,  2015/5185 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi Taraflar arasındaki tasarrufun iptali davasının yapılan yargılaması sonunda; kararda yazılı nedenlerden dolayı davanın reddine dair verilen hükmün süresi içinde davacı alacaklı vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine dosya incelendi gereği düşünüldü: -K A R A R- Davacı alacaklı vekili, davalı borçlu hakkında takip başlatıldığını, borçlunun alacağı karşılayacak mal varlığı bulunmadığı ve hakkındaki takipleri sonuçsuz bırakmak için dava konusu taşınmazı davalı …'ya devrettiğini, bu tasarrufun iptaline karar verilmesini istemiştir. Davalılar vekili, borçlu ve davacı alacaklı arasında doğrudan bir ticari ilişkinin bulunmadığını, borçlunun ortağı olduğu dava dışı şirketin borçlarının yapılandırılması sırasında iyiniyetli olarak düzenlenen protokol gereğince protokölü 13.04.2009 tarihinde kefil olarak imzaladığı, taşınmazın bu borcun doğumundan önce satıldığı ve mal kaçırma amacının bulunmadığından haksız açılan davanın reddine savunmuştur. Mahkemece, tasarrufun iptali davalarının dinlenebilmesi için tasarrufun borcun doğumundan sonra yapılması gerektiği, tasarrufun 23.03.3009 tarihinde yapıldığı,borcun 13.04.4009 tarihinde doğduğu, borçlunun ortağı olduğu dava dışı şirketin borçlarından sorumlu olmadığından bahisle davanın reddine karar verilmiş hüküm davacı alacaklı vekili tarafından temyiz edilmiştir. Dava, İİK'nun 277 ve devamı maddelerine dayalı olarak açılan tasarrufun iptali davasına ilişkindir. Tasarrufun iptali davalarının dinlenebilmesi için borcun, iptali istenen tasarruftan önce doğması dava önkoşulu olup mahkemece res'en araştırılmalıdır. Somut olayda davalı borçlu….in ortağı olduğu şirkete ait borç 23.01.2009 tarihinde dogmuş, şirket borcunu ödemeyince alacaklı aynı borcu yeniden yapılandırarak bu kez 13.04.2009 tarihinde hem şirket yetkilisi hemde ortaklar şahsi olarak bono düzenleyerek alacaklıya vermiş ve bu bono da ödenmeyince dava konusu takip yapılmıştır. Bu durumda davaya konu borç, Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 13/10/2010 tarihli ve 2010/17-398 Esas ve 2010/497 Karar sayılı ilamında da benzer şekilde kabul edildiği üzere borç 23.01.2009 tarihinde doğmuş olup bu tarihten sonraki borçlu tasarrufları için iptal davası açılması mümkündür. Mahkemece, bu maddi ve hukuki olgular dikkate alınarak işin esasına girilerek oluşacak sonuca göre karar verilmesi gerekirken aksi düşüncelerle yazılı şekilde karar verilmesi usul ve yasaya aykırıdır. SONUÇ:Yukarıda açıklanan nedelerle davacı alacaklı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile sair yönler incelenmeksizin hümün BOZULMASINA, peşin alınan harcın istek halinde temyiz eden davacı alacaklıya geri verilmesine 31/03/2015 gününde oybirliğiyle karar verildi.

Aciz Belgesi Koşulu

Kesin veya geçici aciz belgesi iptal davası için bir ön koşul olmakla birlikte davanın açılmasından önce alınması zorunlu değildir. Aciz belgesi davanın açılmasından sonra, temyiz aşamasında ve hatta bozmadan sonra karar düzeltme aşamasında dahi sunulabilir. Bu koşulun eksikliği hâlinde mahkemece davacı tarafından bildirilen icra takip dosyaları getirtilerek borçlunun aciz hâlinin mevcut olup olmadığı araştırılmalıdır. Yargıtay 17. Hukuk Dairesi'nin E. 2014/24505, K. 2016/11689 sayılı kararında, karar düzeltme aşamasında dahi sunulabilme imkânı karşısında aciz belgesinin sunulması için verilen kesin sürenin hukuken sonuç doğurmayacağı ve bu gerekçeyle davanın reddine karar verilemeyeceği belirtilmiştir.

Yargıtay 17. Hukuk Dairesi, E. 2013/1003, K. 2013/17987Kaynağı aç
(Kapatılan)17. Hukuk Dairesi         2013/1003 E.  ,  2013/17987 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ :Ticaret Mahkemesi Taraflar arasındaki tasarrufun iptali davasının yapılan yargılaması sonunda; kararda yazılı nedenlerden dolayı davanın kabulüne dair verilen hükmün süresi içinde davalı … vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine dosya incelendi, gereği düşünüldü: -K A R A R- Davacı vekili, davalı borçlu aleyhine icra takibi yaptıklarını, borcu karşılayacak malı bulunamadığını ileri sürerek borçlunun, dava konusu taşınmazını davalı …'a satışına ilişkin tasarrufun iptalini talep ve dava etmiştir. Davalı … vekili davanın reddini savunmuş, diğer davalı … davaya cevap vermemiştir. Mahkemece, satışın eski eşe yapıldığı, davacının davasını ispat ettiği gerekçesi ile davanın kabulüne karar verilmiş; hüküm, davalı … vekili tarafından temyiz edilmiştir. Dava, İİK’nun 277 ve devamı maddelerine dayalı olarak açılan tasarrufun iptali istemine ilişkindir. İptal davasının koşullarından biri alacaklının elinde kesin (İİK.143) veya geçici (İİK.105/II) aciz belgesinin bulunması gerektiğidir. Kesin veya geçici aciz vesikasının bulunması, iptal davası için ön koşul ise de bunun davanın açılmasından önce alınması zorunlu değildir. Davanın açılmasından sonra alınabileceği gibi, temyiz aşamasında ve hatta bozmadan sonra karar düzeltme aşamasında bile alınıp ibraz edilmesi yeterlidir. Ayrıca borçlunun hacze kabil malının bulunmaması halinde durumu tespit eden haciz zaptı, geçici aciz belgesi niteliğinde kabul edilebilir. 5411 sayılı Bankacılık Yasasının geçici 13-16. madde hükmüne göre ise davacı bankanın sermayesinin yarısından fazlasının kamu kurum ve kuruluşlarına ait olduğu ve açtığı tasarrufun iptali davasında aciz belgesi aranmayacağı belirgindir, ancak bu hüküm yasa metninde açıklandığı üzere, 26.12.2003 tarihinden önce kullandırılan krediler için geçerlidir. Somut uyuşmazlıktaki takibe esas kredi sözleşmlerinin 21.08.2008 tarihinde yapıldığı anlaşılmaktadır. Bu durumda eldeki dava bakımından, davacı banka tarafından kesin veya geçici aciz belgesinin ibraz edilmesi aranacaktır. Davalı borçlunun aczini gösteren kesin ya da geçici aciz vesikası dava şartı olduğundan, mahkemece aciz halini gösteren belgeler sunulmadan davanın kabulüne karar verilmesi isabetli olmayıp, bozmayı gerektirmiştir. Bozma nedenine göre davalı … vekilinin sair temyiz itiralarının incelenmesine gerek görülmemiştir. SONUÇ: Yukarıda açıklanan nedenlerle davalı … vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile hükmün BOZULMASINA, bozma nedenine göre davalı vekilinin sair temyiz itirazlarının incelenmesine şimdilik yer olmadığına, peşin alınan harcın istek halinde temyiz eden davalı …'a geri verilmesine 18.12.2013 tarihinde oybirliği ile karar verildi.

Borçlunun haczi kabil malı bulunmazsa düzenlenen haciz tutanağı İİK m. 143 anlamında aciz vesikası hükmünü taşır. İcraca takdir edilen değere göre haczi kabil malların yetersizliğinin anlaşıldığı hâllerde ise tutanak geçici aciz vesikası yerine geçerek alacaklıya İİK m. 277'deki hakları verir. Bununla birlikte, hacizli malların satışı hâlinde davacı alacaklının icra dosyasına satıştan pay isabet edip etmeyeceğinin belirsiz olduğu durumlarda haciz tutanağının geçici aciz vesikası sayılıp sayılmayacağı somut koşullara göre değişkenlik gösterebilir. Nitekim Yargıtay 17. Hukuk Dairesi'nin E. 2018/1542, K. 2019/12149 sayılı kararında, borçluya ait menkul mal bulunamaması ve taşınmazlar üzerine başka alacaklıların daha önce haciz koymuş olması koşullarının birlikte gerçekleştiği somut dosyada haciz tutanağının geçici aciz vesikası niteliğinde kabul edilmesi gerektiğine hükmedilerek ilk derece kararı bozulmuştur.

2004 sayılı İCRA VE İFLAS KANUNU m. 105Kaynağı aç
Madde 105 – Haczi kabil mal bulunmazsa haciz tutanağı 143 üncü maddedeki aciz vesikası hükmündedir. İcraca takdir edilen kıymete göre haczi kabil malların kifayetsizliği anlaşıldığı surette dahi tutanak muvakkat aciz vesikası yerine geçerek alacaklıya 277 nci maddede yazılı hakları verir. III. PARAYA ÇEVİRME 1 – Satış Talebi Talep için müddetler ve giderlerin yatırılması:

Kesin veya geçici aciz belgesi sunulmadan davanın kabulüne karar verilmesi hatalıdır; Yargıtay 17. Hukuk Dairesi'nin E. 2012/2516, K. 2013/224 sayılı kararında bu eksiklik nedeniyle davanın reddedilmesi gerektiği saptanmıştır.

Yargıtay 17. Hukuk Dairesi, E. 2012/2516, K. 2013/224Kaynağı aç
17. Hukuk Dairesi         2012/2516 E.  ,  2013/224 K.TASARRUFUN İPTALİKESİN VEYA GEÇİCİ ACİZ VESİKASI SUNMA ZORUNLULUĞUİCRA VE İFLAS KANUNU (İİK) (2004) Madde 105İCRA VE İFLAS KANUNU (İİK) (2004) Madde 143İCRA VE İFLAS KANUNU (İİK) (2004) Madde 277BANKACILIK KANUNU (5411) Geçici Madde 3 "İçtihat Metni" Taraflar arasındaki tasarrufun iptali davasının yapılan yargılaması sonunda; kararda yazılı nedenlerden dolayı davanın reddine dair verilen hükmün süresi içinde davacı vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine dosya incelendi, gereği düşünüldü: -K A R A R- Davacı vekili davalılar Ö.. B.. ve T.. B..’in müvekkiline olan borcu nedeniyle hakkında yaptıkları icra takibi sırasında borçlarına yetecek haczi kabil malının bulunmadığını ancak alacaklılardan mal kaçırmak amacı ile kendilerine ait taşınmazları diğer davalılara sattıklarını öne sürerek yapılan tasarrufların iptalini talep etmiştir. Davalılar davanın reddini savunmuşlardır. Mahkemece ivazlar arasında büyük fark olması ve tasarrufların muvazaalı olması nedeniyle davanın kabulüne karar verilmiş, hüküm davalılar Ö.. B.. ve T.. B.. ile H.. B.. vekilleri tarafından temyiz edilmiştir. Dava, İİK.nun 277 ve devamı maddelerine dayalı tasarrufun iptali istemine ilişkin olup, bu tür davaları elinde kat'i (İİK.nun 143.md) yada geçici (İİK.nun 105.md) aciz belgesi bulunan alacaklılar tarafından açılabilir. Bu husus davanın görülebilme koşulu olup mahkemece re'sen (kendiliğinden) gözönüne alınması gerekir. Aciz belgesinin dava açılmadan dava açıldıktan sonra veya temyiz aşamasından ve hatta hükmün Yargıtay'ca onanmasından veya bozulmasından sonra bile sunulma olanağı vardır. Somut olayda davacı Halk Bankası 04.12.2007 tarihli kredi sözleşmesine dayanarak Gaziantep 9. icra müdürlüğünün 2010/15056 sayılı takip dosyası ile icra takibi başlatmıştır. Böylece davanın dayanağı olan kredi sözleşmesinin 04/12/2007 tarihli olduğu nazara alındığında davacının 5411 sayılı Bankacılık Kanunu’nun geçici 13. maddesine göre 26/12/2003 tarihinden önce doğmuş bir kredi alacağı olmadığından aciz belgesi sunma zorunluluğu bulunmaktadır. Dosyaya kesin veya geçici aciz belgesi sunulmamıştır. Bu durumda mahkemece dava şartı olan kesin veya geçici aciz belgesi sunulmaması nedeniyle davanın reddine karar verilmesi gerekirken eksik inceleme ve araştırma sonucu davanın kabulüne karar verilmesi doğru bulunmamıştır. SONUÇ: Yukarda açıklanan nedenlerle davalılar Ö.. B.. ve T.. B.. ile H.. B.. vekillerinin temyiz itirazlarının kabulü ile hükmün BOZULMASINA, peşin alınan harcın istek halinde temyiz eden davalılar Ö.. B.. ve T.. B.. ile H.. B..'a geri verilmesine 17.1.2013 gününde oybirliğiyle karar verildi.

İptal Nedenleri: Üç Temel Kategori

Ön koşulların varlığı hâlinde mahkeme, İİK m. 278, 279 ve 280'de yazılı iptal şartlarının bulunup bulunmadığını araştırır. Bu üç madde; ivazsız tasarrufları, acizden dolayı batıl sayılan tasarrufları ve alacaklıya zarar verme kastıyla yapılan tasarrufları ayrı ayrı düzenlemektedir.

İvazsız Tasarruflar: İİK m. 278

İİK m. 278, alışılmış hediyeler dışında kalan tüm bağışlamalar ile ivazsız tasarrufları iptale tabi tutar. Ölçü tarihi olarak geçici veya kesin aciz belgesinin ya da aciz belgesi niteliğindeki haciz tutanağının düzenlendiği yahut iflasın açıldığı tarihten önceki bir yıl esas alınır. Bu süre içinde yapılan ivazsız işlemler kural olarak iptale açıktır. Madde 24/12/2025 tarihli ve 7571/2 md. değişikliğiyle güncellenmiştir; değişiklik öncesi döneme ait uyuşmazlıklarda hangi metnin uygulanacağı bu konuda ayrıca değerlendirilmelidir.

2004 sayılı İCRA VE İFLAS KANUNU m. 278Kaynağı aç
Madde 278 – (Değişik:24/12/2025-7571/2 md.) Alışılmış hediyeler dışında, geçici veya kesin aciz belgesinin ya da aciz belgesi niteliğinde olan haciz tutanağının düzenlendiği yahut iflasın açıldığı tarihten önceki bir yıl içinde yapılan bütün bağışlamalar ve ivazsız tasarruflar iptale tabidir. Aşağıdaki tasarruflar bağışlama sayılır: a) Gerçek değerine uygun olarak ivazlı olduğu ispatlanmadıkça altsoy ve üstsoy, üçüncü derece dâhil kan hısımları, son bir yıl içinde evlilik birliği sona ermiş olsa bile eşi ve üçüncü derece dâhil kayın hısımları, evlat edinenle evlatlık, ortak konutta yaşayan kişiler arasında yapılan tasarruflar. b) Aksi ispatlanmadıkça, sözleşmenin yapıldığı sırada, kendi verdiği şeyin gerçek değerine göre borçlunun ivaz olarak pek aşağı bir fiyatla kabul ettiği sözleşmeler. c) Uygun bir karşılığın sağlandığı ispatlanmadıkça, borçlunun kendisine veya üçüncü bir kişi yararına ömür boyu gelir sözleşmesi ya da intifa hakkı tesis ettiği sözleşmeler yahut ölünceye kadar bakma sözleşmeleri. Acizden dolayı butlan:

İİK m. 278 uyarınca aşağıdaki tasarruflar bağışlama sayılır: (a) Gerçek değerine uygun olarak ivazlı olduğu ispatlanmadıkça altsoy ve üstsoy, üçüncü derece dâhil kan hısımları, son bir yıl içinde evlilik birliği sona ermiş olsa bile eşi ve üçüncü derece dâhil kayın hısımları, evlat edinenle evlatlık, ortak konutta yaşayan kişiler arasında yapılan tasarruflar; (b) aksi ispatlanmadıkça, sözleşmenin yapıldığı sırada, kendi verdiği şeyin gerçek değerine göre borçlunun ivaz olarak pek aşağı bir fiyatla kabul ettiği sözleşmeler; (c) uygun bir karşılığın sağlandığı ispatlanmadıkça, borçlunun kendisine veya üçüncü bir kişi yararına ömür boyu gelir sözleşmesi ya da intifa hakkı tesis ettiği sözleşmeler yahut ölünceye kadar bakma sözleşmeleri.

Acizden Dolayı Batıl Sayılan Tasarruflar: İİK m. 279

İİK m. 279, borcunu ödemeyen bir borçlunun hacizden, mal bulunmaması sebebiyle acizden yahut iflasın açılmasından önceki bir yıl içinde yaptığı belirli tasarrufları batıl saymaktadır. Bu kapsama giren tasarruf türleri şunlardır: (1) borçlunun önceden teminat göstermeyi taahhüt ettiği haller dışında, mevcut bir borcu temin için yapılan rehinler; (2) para veya mutat ödeme vasıtalarından başka bir şekilde yapılan ödemeler; (3) vadesi gelmemiş borç için yapılan ödemeler; (4) kişisel hakların kuvvetlendirilmesi için tapuya verilen şerhler. Madde kapsamındaki bir tasarruftan yararlanan kişi, borçlunun hâl ve vaziyetini bilmediğini ispat ederse iptal davası dinlenmez.

2004 sayılı İCRA VE İFLAS KANUNU m. 279Kaynağı aç
Madde 279 – Aşağıdaki tasarruflar borcunu ödemiyen bir borçlu tarafından hacizden veya mal bulunmaması sebebile acizden yahut iflasın açılmasından evvelki bir sene içinde yapılmışsa yine batıldır: 1 – Borçlunun teminat göstermeği evvelce taahhüt etmiş olduğu haller müstesna olmak üzere borçlu tarafından mevcut bir borcu temin için yapılan rehinler; 2 – Para veya mutat ödeme vasıtalarından gayrı bir suretle yapılan ödemeler; 3 – Vadesi gelmemiş borç için yapılan ödemeler. 4. (Ek : 9/11/1988-3494/54 md.) Kişisel hakların kuvvetlendirilmesi için tapuya verilen şerhler. Bu tasarruflardan istifade eden kimse borçlunun hal ve vaziyetini bilmediğini ispat eylerse iptal davası dinlenmez. Zarar verme kastından dolayı iptal[82]

Zarar Verme Kastından Dolayı İptal: İİK m. 280

Malvarlığı borçlarına yetmeyen bir borçlunun alacaklılarına zarar verme kastıyla yaptığı tüm işlemler, şu koşulların bir arada bulunması hâlinde iptal edilebilir: borçlunun mali yetersizliğinin ve zarar verme kastının işlemin diğer tarafınca bilinmesi ya da bilinmesini gerektiren açık emarelerin varlığı. Bunlara ek olarak İİK m. 280/1, işlemin gerçekleştiği tarihten itibaren beş yıl içinde borçlu aleyhine haciz veya iflâs yoluyla takipte bulunulmuş olmasını da şart koşmaktadır.

2004 sayılı İCRA VE İFLAS KANUNU m. 280Kaynağı aç
Madde 280 – (Değişik: 18/2/1965-538/115 md.) (Değişik birinci fıkra: 17/7/2003-4949/66 md.) Malvarlığı borçlarına yetmeyen bir borçlunun, alacaklılarına zarar verme kastıyla yaptığı tüm işlemler, borçlunun içinde bulunduğu malî durumun ve zarar verme kastının, işlemin diğer tarafınca bilindiği veya bilinmesini gerektiren açık emarelerin bulunduğu hâllerde iptal edilebilir. Şu kadar ki, işlemin gerçekleştiği tarihten itibaren beş yıl içinde borçlu aleyhine haciz veya iflâs yoluyla takipte bulunulmuş olmalıdır. (Mülga ikinci fıkra: 17/7/2003-4949/103 md.) (Değişik: 9/11/1988-3494/55 md.) Üçüncü şahıs, borçlunun karı veya kocası, usul veya füruu ile üçüncü dereceye kadar (bu derece dahil) kan ve sıhri hısımları, evlat edineni veya evlatlığı ise borçlunun birinci fıkrada beyan olunan durumunu bildiği farz olunur. Bunun hilafını üçüncü şahıs, ancak 279  uncu maddenin son fıkrasına göre isbat edebilir. Ticari işletmenin veya işyerindeki mevcut ticari emtianın tamamını veya mühim bir kısmını devir veya satın alan yahut bir kısmını iktisapla beraber işyerini sonradan işgal eden şahsın, borçlunun alacaklılarını ızrar kasdını bildiği ve borçlunun da bu hallerde ızrar kasdiyle hareket ettiği kabul olunur. Bu karine, ancak iptal davasını açan alacaklıya devir, satış veya terk tarihinden en az üç ay evvel keyfiyetin yazılı olarak bildirildiğini veya ticari işletmenin bulunduğu yerde görülebilir levhaları asmakla beraber Ticaret Sicili Gazetesiyle; bu mümkün olmadığı takdirde bütün alacaklıların ıttılaını temin edecek şekilde münasip vasıtalarla ilan olunduğunu ispatla çürütülebilir. İptal davalarında yargılama usulü:

Üçüncü kişi borçlunun eşi, usul veya füruu ile üçüncü dereceye kadar (bu derece dahil) kan ve sıhri hısımları, evlat edineni ya da evlatlığı ise, borçlunun mali yetersizliğini ve zarar verme kastını bildiği İİK m. 280/3 uyarınca karine olarak kabul edilir. Bu karinenin aksini üçüncü kişi yalnızca İİK m. 279'un son fıkrasındaki yola başvurarak ispat edebilir.

İİK m. 280/4, ticari işletme devirlerine özgü ayrı bir karine öngörür: ticari işletmenin veya işyerindeki mevcut ticari emtianın tamamını ya da önemli bir kısmını devralan, yahut bir kısmını alarak işyerini işgal eden kişi hakkında borçlunun alacaklılara zarar verme kastının bilindiği ve borçlunun da bu kastla hareket ettiği kabul edilir. Bu karine şu yollardan biriyle çürütülebilir: devir, satış veya terkten en az üç ay önce keyfiyetin yazılı olarak davacıya bildirildiğinin ispatı; ya da ticari işletmenin bulunduğu yerde görülebilir levhalar asılmak suretiyle Ticaret Sicili Gazetesi'nde ilan edildiğinin ispatı; bu mümkün olmadığında ise tüm alacaklıların haberdar olmasını sağlayacak münasip vasıtalarla ilan edildiğinin ispatı.

İptal Davasının Sonuçları ve İade Rejimi

İptal davası sabit olduğu takdirde davacı, davaya konu teşkil eden mal üzerinde cebri icra yolu ile hakkını alma yetkisini elde eder. Dava nispi nitelikte olup tasarrufa konu malların aynı ile ilgili değildir. Davanın konusu taşınmaz ise davalı üçüncü şahıs üzerindeki kaydın tashihine mahal olmadan o taşınmazın haciz ve satışı istenebilir.

2004 sayılı İCRA VE İFLAS KANUNU m. 283Kaynağı aç
Madde 283 – (Değişik: 18/2/1965-538/118 md.) Davacı, iptal davası sabit olduğu takdirde, bu davaya konu teşkil eden mal üzerinde cebri icra yolu ile, hakkını almak yetkisini elde eder ve davanın konusu taşınmazsa, davalı üçüncü şahıs üzerindeki kaydın tashihine mahal olmadan o taşınmazın haciz ve satışını istiyebilir. İptal davası, üçüncü şahsın elinden çıkarmış olduğu mallar yerine geçen değere taallük ediyorsa, bu değerler nispetinde üçüncü şahıs nakden tazmine (Davacının alacağından fazla olmamak üzere) mahküm edilir. İptal davası üzerine üçüncü şahıs da, mamelekinde hasıl olacak eksikliğin borçludan tahsilini aynı davada istiyebilir. Bu talep, iptal davasının tefrik edilerek daha önce hükme bağlanmasına mani değildir. İptal davasını kaybeden üçüncü şahıs, karşılık olarak şeyi veya bedelini borçludan veya iflas masasından geri istiyebilir. Batıl bir tasarruf neticesinde kendisine ödenilen şeyi geri veren alacaklı eski haklarını muhafaza eder. Kendisine bağış yapılan iyi niyetli ise yalnız dava zamanında elinde bulunan miktarı geri vermeye mecburdur. Hak düşürücü müddet:

İptal davası, üçüncü şahsın elinden çıkarmış olduğu mallar yerine geçen değere taalluk ediyorsa, bu değerler nispetinde üçüncü şahıs davacının alacağından fazla olmamak üzere nakden tazmine mahkûm edilir. Kendisine bağış yapılan kimse iyi niyetli ise yalnız dava zamanında elinde bulunan miktarı geri vermekle yükümlüdür.

Üçüncü kişi, iptal davası sonucunda malvarlığında doğacak eksikliğin borçludan tahsilini aynı davada isteyebilir; bu talep iptal davasının önce tefrik edilerek hükme bağlanmasına engel değildir. İptal davasını kaybeden üçüncü kişi ise karşılık olarak verdiği şeyi veya bedelini borçludan ya da iflas masasından geri isteyebilir. Ayrıca batıl bir tasarruf sonucunda kendisine ödenen şeyi geri veren alacaklı eski haklarını muhafaza eder.

Yargılama Usulü, İhtiyati Haciz ve Davanın Sona Ermesi

İptal davaları basit yargılama usulü ile görülür; mahkeme bu davalara ilişkin uyuşmazlıkları hâl ve şartları göz önünde tutarak serbestçe takdir ve halleder. Hâkim, iptale tabi tasarrufların konusu mallar üzerinde alacaklının talebi üzerine ihtiyati haciz kararı verebilir; teminatın gerekli olup olmadığını ve miktarını mahkeme takdir eder. Ancak dava, elden çıkarılan mallar yerine kaim olan kıymete ilişkinse teminat gösterilmeksizin ihtiyati haciz kararı verilemez. Davalılardan biri davacının alacağını tamamen öderse dava reddolunur; bu hâlde yargılama giderleri mahkemece taraflar arasında paylaştırılabilir.

2004 sayılı İCRA VE İFLAS KANUNU m. 281Kaynağı aç
Madde 281 – (Değişik: 18/2/1965-538/116 md.) Mahkeme, iptal davalarını basit yargılama usulü ile görüp hükme bağlar ve bu davalara mütaallik ihtilafları hal ve şartları gözönünde tutarak serbestçe takdir ve halleder. Hakim, iptale tabi tasarrufların konusu olan mallar hakkında alacaklının talebi üzerine ihtiyati haciz kararı verebilir. Teminatın lüzum ve miktarı mahkemece takdir ve tayin olunur. Şu kadar ki, davanın elden çıkarılmış mallar yerine kaim olan kıymete taalluku halinde, teminat göstermeksizin ihtiyati haciz kararı verilemez. Davalılardan herhangi biri davacının alacağını ödediği takdirde, dava reddolunur. Bu halde hakim, duruma göre herbirini masrafla ilzam veya bu masrafı aralarında takdir ettiği surette taksim eder. İptal davasında davalı:

Görevli Mahkeme

Tasarrufun iptali davası malvarlığı haklarına ilişkin bir dava olduğundan HMK m. 2/1 uyarınca aksine bir düzenleme bulunmadıkça görevli mahkeme asliye hukuk mahkemesidir.

6100 sayılı HUKUK MUHAKEMELERİ KANUNU m. 2Kaynağı aç
MADDE 2- (1) Dava konusunun değer ve miktarına bakılmaksızın malvarlığı haklarına ilişkin davalarla, şahıs varlığına ilişkin davalarda görevli mahkeme, aksine bir düzenleme bulunmadıkça asliye hukuk mahkemesidir. (2) Bu Kanunda ve diğer kanunlarda aksine düzenleme bulunmadıkça, asliye hukuk mahkemesi diğer dava ve işler bakımından da görevlidir. Ölüm veya vücut bütünlüğünün yitirilmesinden doğan zararların tazmini davalarında görev

Hak Düşürücü Süre

İptal davası hakkı, batıl tasarrufun gerçekleştiği tarihten itibaren beş yıl geçmekle düşer; bu süre hak düşürücü niteliktedir.

2004 sayılı İCRA VE İFLAS KANUNU m. 284Kaynağı aç
Madde 284 – (Değişik: 18/2/1965-538/119 md.) İptal davası hakkı, batıl tasarrufun vukuu tarihinden itibaren beş sene geçmekle düşer. ONİKİNCİ BAP Konkordato ile Sermaye Şirketleri ve Kooperatiflerin Uzlaşma Yoluyla Yeniden Yapılandırılması[83][84] I. ADÎ KONKORDATO[85] Konkordato talebi:

Tasarrufun İptali Davası ile Muvazaa Davasının Karşılaştırılması

İptal davası ile muvazaaya dayalı dava amaç bakımından benzer görünse de nitelik, koşul ve sonuçları yönünden birbirinden ayrılır. İptal davasında borçlunun hukuken geçerli olarak yaptığı tasarrufun yalnızca davacı alacaklı yönünden sonuçsuz kılınması istenir; muvazaa davasında ise işlemin başından beri hiç yapılmamış olduğunun tespiti amaçlanır.

Yargıtay 17. Hukuk Dairesi, E. 2018/30, K. 2020/4061Kaynağı aç
17. Hukuk Dairesi         2018/30 E.  ,  2020/4061 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ : Antalya Bölge Adliye Mahkemesi Taraflar arasındaki ilk derece mahkemesinde görülen tasarrufun iptali davasında verilen davanın reddine ilişkin hüküm hakkında bölge adliye mahkemesi tarafından yapılan istinaf incelenmesi sonucunda; Davacı …'ın vekalet ücretine yönelik istinaf isteminin kabulüne, sair istinaf isteminin reddine ilişkin kararın, süresi içinde davacı vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine; temyiz dilekçelerinin kabulüne karar verildikten sonra, dosya içerisindeki bütün kağıtlar okunup gereği düşünüldü. -K A R A R- Davacı vekili; davacı …'ın 21/08/2008 tarihli ve 273.000-TL miktarlı bonodan kaynaklı alacağının tahsili için … 4.İcra Müdürlüğü'nün 2009/8570 E. Sayılı takip dosyasında icra takibi başlattıklarını, alacaklarını tahsil edememeleri nedeniyle icra dosyasındaki alacağın aciz vesikasına bağlandığını, mülkiyeti davalı … Oto Kiralama Ltd. Şti. ne ait olan … İli, … İlçesi, … Köyü, … Mevkii 215 Ada, 4 Parsel A Blok 3.Kat 8 Bağımsız bölüm numaralı taşınmazın muvazaalı olarak alacaklılarından mal kaçırmak maksadıyla davalı …'e devredildiğini, yapılan tasarruf işleminin TBK'nun 19 ve İİK.'nun 277 ve devamı maddelerine göre geçersiz olduğunu belirterek, dava konusu tasarrufun iptalini, satış için yetki verilmesini talep ve dava etmiştir. Davalı … Oto Kiralama Ltd. Şirketi vekili; tasarrufun 10/06/2010 tarihinde yapıldığını, ancak davanın 18/08/2016 tarihinde açıldığını, beş yıllık hak düşürücü sürenin geçtiğini beyanla davanın reddini savunmuştur. Davalı … vekili; müvekkilinin davaya konu taşınmazı 10.06.2010 tarihinde 52.500-TL bedelle diğer davalıdan satın aldığını ve halen anılan taşınmazın müvekkili tarafından kullanıldığını, devir işleminde muvazaa bulunmadığını beyanla davanın reddini savunmuştur. Mahkemece,davacı tarafın aynı taşınmaz hakkında daha önceden … 2 Asliye Hukuk Mahkemesinin 2013/433 E sayılı dosyası ile muvazaa iddiasını ileri sürdüğü, mahkemece de (eldeki dava konusu taşınmaz hakkında) davacı lehine karar verildiği, davacı tarafın tekrardan (… 2 Asliye Hukuk Mahkemesinin 2013/433 E sayılı dosyasından sonra) aynı taşınmaz hakkında dava açmasının usul ve yasaya aykırı olduğu, zira silsile halinde birden fazla yapılan muvazaalı işlemlere karşı tek bir dava açılarak davacının hakkını elde etmesi gerektiği, tasarrufun iptalinin kayıt malikine karşı açılması veya önceki maliklere açılması gerektiği, davacı tarafın ise … 2. Asliye Hukuk Mahkemesinin 2013/433 E sayılı dosyasında dava tarihi itibari ile malik olan Martine'ye karşı dava açmayarak önceki devri yapanlara karşı dava açtığı, başka bir deyişle de cebri icra yetkisinin kullanılmasından vazgeçerek İİK 283/3 uyarınca tazminat talep ettiği, bu aşamadan sonra da kayıt malikine aynı icra takip dosyası için tasarrufun iptali davası açamayacağı anlaşıldığından davanın reddine karar verilmiş; hüküm, davacı vekili tarafından istinaf edilmiştir. Antalya Bölge Adliye Mahkemesince, tüm dosya kapsamına göre, Davalılar … Oto Ltd. Şti. ve davalı … vekilinin istinaf taleplerinin HMK'nun 353/1-b-1 maddesi uyarınca reddine,Davacı …'ın vekalet ücretine yönelik istinaf isteminin kabulüne, sair istinaf isteminin reddine karar verilmiş, Bölge Adliye Mahkemesi kararı, davacı vekili tarafından temyiz edilmiştir. Dava BK'nun 19. maddesine dayalı olarak açılan muvazaalı işlemin iptaline ilişkindir. 1-HMK'nin 33.maddesine göre Hakim, Türk hukukunu resen uygulamak zorundadır. Bir davada olayları belirtmek ve açıklamak taraflara, hukuki nitelendirme Hakime aittir. Bu nedenle tarafların hukuki nitelendirmeyi doğru yapmak zorunluluğu yoktur. Başka bir ifade ile Hakim, bildirilen hukuki sebeplerle bağlı olmayıp, hukuki sebebi kendiliğinden bulup uygulamakla sorumludur. Somut olayda, dava dilekçesindeki ileri sürüşe ve yargılama sırasındaki sözlü ve yazılı açıklamalara göre dava niteliği itibarıyla BK'nun 19. maddesine dayalı olarak açılan muvazaalı işlemin iptali istemine ilişkindir. Yüzeysel bakıldığında iptal davaları ile muvazaa davaları arasında bir benzerlik görülmekte ise de bu benzerlik her iki davanın güttüğü amaçtan öte gitmemektedir. İİK'nun 277. maddesinde sözü edilen iptal davaları borçlu tarafından geçerli olarak yapılmış bazı tasarrufların hükümsüz kılınması için açılır. Oysa muvazaa davası borçlunun yaptığı tasarrufi işlemlerin gerçekte hiç yapılmamış olduğunu tespit ettirmeyi amaçlar. Kural olarak muvazaa nedeniyle hakları ihlal olunan ve zarar gören 3.kişiler tek taraflı veya çok taraflı hukuki işlemlerin geçersizliğini ileri sürebilirler. 3.kişinin danışıklı işlem ile hakkının zarar gördüğünün benimsenebilmesi için onun danışıklı işlemde bulunandan bir alacağının var olması ve bu alacağın ödenmesinin önlemek amacıyla danışıklı bir işlem yapılması gerekir. Davacının bu davadaki amacı alacağını tahsil edebilmek için muvazaa nedeniyle temelde geçersiz olan işlemin hükümsüzlüğünü sağlamaktır. Muvazaaya dayalı davalarda davacının icra takibine geçmesi ve aciz belgesi almasına gerek yoktur. Çünkü yukarıda açıklandığı gibi İİK 277 ve izleyen maddelerinde iptal davasına konu tasarruflar özünde geçerli olmasına rağmen kanunun icra hukuku yönünden iptaline imkan verdiği tasarruflardır. Muvazaaya dayalı iptal davasında ise davacı muvazaalı işlemle kendisinin zararlandırıldığını ileri sürmektedir. İİK 277 ve izleyen maddelerinde düzenlenen iptal davası açma hakkı davacının genel hükümlere,muvazaaya dayanarak dava açmasına engel değildir. Davacının iddiasını kanıtlaması halinde iddianın taşınmazın aynına ilişkin olmadığı, alacağın tahsiline yönelik bulunduğu da gözetilerek İİK 283/1,2 maddesi kıyasen uygulanarak iptal ve tescile gerek olmaksızın davacının taşınmazların haciz ve satışını isteyebilmesi yönünden hüküm kurulması gerekecektir. Bu madde sadece davacıya haciz ve satış isteme yetkisinin kıyasen uygulanması olup üçüncü kişinin tazminatla sorumlu olacağı anlamına da gelmemelidir. Bu nedenlerle mahkemenin davayı BK'nun 19. maddesindeki muvazaalı işlemin iptali olarak nitelemesi gerekirken, yazılı şekilde nitelemesi usul ve yasaya aykırı olmuştur. 2-Kabule göre ise;İİK’nun 277 ve devamı maddelerine göre davanın en geç tasarrufun gerçekleştiği tarihten itibaren 5 yıl içinde açılması gerekir. (İİK’nun 280-1) Somut olayda ilk tasarruf 21.10.2008 tarihinde gerçekleştiği halde, davanın 18.08.2016 tarihinde 5 yıllık süreden sonra açıldığının gözetilmemesi doğru değildir. SONUÇ:Yukarıda açıklanan nedenlerle davacı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile hükmün BOZULMASINA; 6100 sayılı HMK'nın 373/2. maddesi uyarınca dosyanın karar veren Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine, peşin alınan harcın istek halinde temyiz eden davacıya geri verilmesine 29/06/2020 gününde oybirliğiyle karar verildi.

Muvazaalı bir hukuki işlemden söz edebilmek için üç unsurun birlikte bulunması gerekir: tarafların iradeleri ile beyanları arasında isteyerek yaratılmış bir uygunsuzluk, üçüncü kişileri aldatma niyeti ve taraflar arasındaki gizli işlemi yaratan muvazaa sözleşmesi. TBK m. 19 uyarınca sözleşme yorumlanırken tarafların gerçek ve ortak iradesi esas alınır; yanlışlıkla ya da gerçek amacı gizlemek için kullanılan sözcüklere değil, bu iradeye bakılır. Borçlu ise yazılı borç tanımasına güvenerek alacağı kazanmış olan üçüncü kişiye karşı muvazaa savunmasında bulunamaz.

6098 sayılı TÜRK BORÇLAR KANUNU m. 19Kaynağı aç
MADDE 19- Bir sözleşmenin türünün ve içeriğinin belirlenmesinde ve yorumlanmasında, tarafların yanlışlıkla veya gerçek amaçlarını gizlemek için kullandıkları sözcüklere bakılmaksızın, gerçek ve ortak iradeleri esas alınır. Borçlu, yazılı bir borç tanımasına güvenerek alacağı kazanmış olan üçüncü kişiye karşı, bu işlemin muvazaalı olduğu savunmasında bulunamaz. E. Genel işlem koşulları I. Genel olarak

Muvazaaya dayalı davada davacının icra takibine geçmesi ve aciz belgesi almasına gerek yoktur. Muvazaanın ispatı hâlinde uygulanacak sonuca ilişkin olarak, taşınmazlarda tapu kaydının borçlu adına tesciline karar verilebileceği yönünde bir yaklaşım bulunmakla birlikte; alacağın tahsiline yönelik bu davalarda davanın taşınmazın aynına ilişkin olmadığı, İİK m. 283/1-2 kıyasen uygulanarak tapu iptal ve tesciline gerek olmaksızın davacıya yalnızca haciz ve satış isteyebilme yetkisi tanınması gerektiği, bu kıyasın üçüncü kişinin tazminatla sorumlu olacağı anlamına gelmeyeceği de kabul edilmektedir. Muvazaa iddiası zamanaşımına tabi değilken, İİK m. 284'teki beş yıllık hak düşürücü süre tasarrufun iptali davası bakımından öngörülmüştür.

Bir davada olayları belirtmek ve açıklamak taraflara, hukuki nitelendirme hâkime aittir. Bu nedenle tarafların hukuki nitelendirmeyi doğru yapmak zorunluluğu bulunmaz; hâkim İİK m. 277 kapsamındaki iptal davasını muvazaa davasından veya aksini ayırt ederek hukuki sebebi kendiliğinden bulup uygular.

Sık Sorulan Sorular

Tasarrufun iptali davası açmak için mutlaka kesin aciz belgesi gerekli midir?

Kesin aciz belgesi zorunlu değildir; geçici aciz belgesi de yeterlidir. Borçlunun haczi kabil malı bulunmadığını tespit eden haciz tutanağı da İİK m. 105 uyarınca aciz vesikası hükmünde olup geçici aciz vesikası yerine geçebilir. Aciz belgesinin davanın açılmasından önce alınması şart olmayıp temyiz aşamasında ve hatta bozmadan sonra karar düzeltme aşamasında dahi mahkemeye sunulması mümkündür. Borçlunun menkul malının bulunamadığı ve taşınmazlarında öncelikli hacizlerin yer aldığı tespit edilen durumlarda tutanak geçici aciz vesikası niteliğinde kabul edilerek davanın esasına girilmesi gerekmektedir.

Borç, iptali istenen tasarruftan sonra doğmuşsa dava açılabilir mi?

Hayır. Borcun iptali istenen tasarruftan önce doğmuş olması davanın dinlenebilmesi için zorunlu bir ön koşuldur ve mahkemece re'sen araştırılır. Bu koşul gerçekleşmemişse işin esası hakkında hüküm kurulamaz. Yargıtay 17. Hukuk Dairesi'nin E. 2013/16833, K. 2015/5185 sayılı kararında bu ilke açıkça benimsenmiştir.

İptal davası kazanılırsa taşınmazın tapusu borçlu adına geri döner mi?

Tasarrufun iptali davası taşınmazın aynına ilişkin değil, nispi niteliktedir. Davanın kabulü hâlinde davalı üçüncü kişi üzerindeki tapu kaydının tashihine gerek olmaksızın alacaklıya taşınmazın haciz ve satışını isteme yetkisi tanınır.

Hısımlara yapılan taşınmaz devirleri iptal davasına konu olabilir mi?

Evet. İİK m. 278 uyarınca gerçek değerine uygun ivazlı olduğu ispatlanmadıkça; altsoy ve üstsoy, üçüncü derece dâhil kan hısımları, son bir yıl içinde evlilik birliği sona ermiş olsa bile eşi ve üçüncü derece dâhil kayın hısımları, evlat edinenle evlatlık ve ortak konutta yaşayan kişiler arasında yapılan tasarruflar bağışlama sayılır. İİK m. 280/3'te ise daha dar bir çevre belirlenerek borçlunun karı veya kocası, usul veya füruu ile üçüncü dereceye kadar kan ve sıhri hısımları, evlat edineni veya evlatlığı bakımından borçlunun mali durumunu ve zarar verme kastını bildiği farz olunur. Ortak konutta yaşayanlar ve evliliği son bir yılda biten eş m. 280/3'teki bu karine kapsamında açıkça sayılmamıştır.

İptal davası ile muvazaa davası arasındaki temel fark nedir?

İptal davası borçlunun geçerli tasarruflarının davacı bakımından hükümsüz sayılmasını hedeflerken muvazaa davası işlemin gerçekte hiç yapılmadığının tespitini amaçlar. Tasarrufun iptali için kesinleşmiş icra takibi ve aciz belgesi aranırken muvazaa davasında icra takibine geçilmesi ve aciz belgesi alınması gerekmez. Muvazaa iddiasında taşınmazın borçlu adına tesciline karar verilebileceği yönündeki anlatımın yanı sıra, İİK m. 283/1-2 kıyasen uygulanarak iptal ve tescile gerek olmaksızın davacıya yalnızca haciz ve satış yetkisi tanınması gerektiği yönünde de uygulama bulunmaktadır. Ayrıca tasarrufun iptali davası beş yıllık hak düşürücü süreye tabiyken muvazaa iddiası zamanaşımına bağlı değildir.

Alacaklı, tasarrufun iptali davası süresince malın başkasına devrini önleyebilir mi?

Hâkim, iptale tabi tasarrufların konusu olan mallar üzerinde alacaklının talebi üzerine ihtiyati haciz kararı verebilir. Teminatın gerekli olup olmadığı ve miktarı mahkemece takdir edilir. Ancak dava, elden çıkarılan mallar yerine kaim olan kıymete ilişkin olduğunda teminat gösterilmeksizin ihtiyati haciz kararı verilemez.

Tasarrufun iptali davası ne zaman düşer?

İptal davası hakkı, batıl tasarrufun gerçekleştiği tarihten itibaren beş yıl geçmekle düşer; bu süre hak düşürücü niteliktedir. Muvazaaya dayalı davalarda ise bu hak düşürücü süre uygulanmaz.

Ticari işletmesini devreden borçlunun alacaklıları bu devri iptal ettirebilir mi?

İİK m. 280/4 uyarınca ticari işletmenin veya işyerindeki ticari emtianın tamamını ya da önemli bir kısmını devralan ya da bir kısmını alarak işyerini işgal eden kişi hakkında borçlunun alacaklıları zarara uğratma kastının bilindiği ve borçlunun da bu kastla hareket ettiği kabul edilir. Devir, satış veya terkten en az üç ay önce keyfiyetin yazılı olarak bildirildiğinin ya da ticari işletmenin bulunduğu yerde görülebilir levhalar asılmak suretiyle Ticaret Sicili Gazetesi'nde veya tüm alacaklıların haberdar olmasını sağlayacak münasip vasıtalarla ilan edildiğinin ispatlanması hâlinde bu karine çürütülebilir.

Hukuki uyarı: Bu içerik genel bilgilendirme amacı taşır; somut olay değerlendirmesi için avukata başvurulmalıdır.

Hazırlayan: Av. Erdal Ersoy

Avukat Erdal Ersoyİletişim ve randevu