Ceza hukukunda suçun genel unsurları maddi unsur, manevi unsur ve hukuka aykırılık olmak üzere üç temel bileşenden meydana gelir. Bir fiilin suç oluşturabilmesi için öncelikle kanunda gösterilen suç tanımına birebir uyması gerekir; bu durum tipiklik olarak değerlendirilir.
Her haksız fiil suç teşkil etmez. Bir kişinin hukuka aykırı davranışla başkasına zarar vermesi medeni hukuk kapsamında haksız fiil niteliği taşırken, eylemin ceza normları karşısında suç sayılması için kanuni tipiklikle birlikte kast veya taksir unsurlarının gerçekleşmesi şarttır. Suçun hukuki konusu ise ceza düzenlemeleriyle korunmak istenen toplumun, bireylerin veya devletin güvenlik ve huzuruna ilişkin hukuki menfaat ve değerlerdir.
Suçun Ön Koşulları ve Suçun Gerçekleşme Aşamaları
Ön koşullar, davanın açılabilmesi veya yargılamanın yürütülebilmesi için aranan zorunlu şartlardır. Bu şartlar gerçekleşmeden ceza muhakemesi süreci başlatılamaz.
Bir suçun ortaya çıkışı belirli aşamalardan geçerek meydana gelir. Bu süreç failin zihninde suç işleme kararının oluştuğu düşünce aşamasıyla başlar; hazırlık hareketleri ve icra hareketleri ile devam eder ve eylemin tamamlanmasıyla son bulur.
Suçun Maddi Unsurları: Fiil, Fail, Mağdur, Netice ve Nedensellik Bağı
Maddi unsur suçun fiziksel eylemini veya neticelerini ifade eder. Suçun oluşması için mutlaka bir insan davranışı yani fiil bulunmalıdır; insanlar dışındaki olaylar veya cansız varlıklar ceza hukuku bağlamında suç olarak değerlendirilemez. Suçun faili, bilinçli biçimde eylemde bulunabilen, eyleminin sonuçlarını anlayabilen, özgür iradeye ve hareket etme kabiliyetine sahip kişi olmalıdır.
5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun 20. maddesi uyarınca ceza sorumluluğu şahsidir ve kimse başkasının fiilinden dolayı sorumlu tutulamaz. Tüzel kişiler hakkında ceza yaptırımı uygulanamaz; ancak suç dolayısıyla kanunda öngörülen güvenlik tedbiri niteliğindeki yaptırımlar saklıdır. Suçun mağduru bakımından ise yalnızca gerçek kişiler mağdur sıfatını kazanabilir; tüzel kişiler suçun mağduru değil, suçtan zarar görendir.
5237 sayılı TÜRK CEZA KANUNU m. 20Kaynağı aç
fiilinden dolayı sorumlu tutulamaz.
(2) Tüzel kişiler hakkında ceza yaptırımı uygulanamaz. Ancak, suç
dolayısıyla kanunda öngörülen güvenlik tedbiri niteliğindeki yaptırımlar
saklıdır.
Kast
Netice, hareketin sonucunda dış dünyada meydana gelen değişikliktir ve ceza normlarında açıkça belirtildiğinde suçun değerlendirilmesinde kritik bir rol oynar. Failin sorumlu tutulabilmesi için gerçekleştirdiği hareket ile netice arasında doğrudan bir bağlantı yani nedensellik bağı kurulmalıdır.
Suçun Manevi Unsurları: Kast, Olası Kast ve Özel Kast
Manevi unsur, işlenen fiil ile fail arasındaki manevi bağı ifade eder ve kast ile taksir olmak üzere ikiye ayrılır. 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun 21. maddesinin 1. fıkrasına göre suçun oluşması kural olarak kastın varlığına bağlıdır; kast, suçun kanuni tanımındaki unsurların bilerek ve istenerek gerçekleştirilmesidir. Doğrudan kast, failin belirli bir suçu bilerek ve isteyerek işlemesini ifade eder. Bazı suç tiplerinde ise failin eylemi belirli bir amaç ve saikle gerçekleştirmesi aranır ve bu durum özel kast olarak nitelendirilir.
5237 sayılı TÜRK CEZA KANUNU m. 21Kaynağı aç
suçun kanuni tanımındaki unsurların bilerek ve istenerek gerçekleştirilmesidir.
(2) Kişinin, suçun kanuni tanımındaki unsurların gerçekleşebileceğini
öngörmesine rağmen, fiili işlemesi halinde olası kast vardır. Bu halde,
ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasını gerektiren suçlarda müebbet hapis
cezasına, müebbet hapis cezasını gerektiren suçlarda yirmi yıldan yirmibeş yıla
kadar hapis cezasına hükmolunur; diğer suçlarda ise temel ceza üçte birden
yarısına kadar indirilir.
Taksir
5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun 21. maddesinin 2. fıkrasına göre kişinin, suçun kanuni tanımındaki unsurların gerçekleşebileceğini öngörmesine rağmen fiili işlemesi olası kast halini oluşturur. Kanun bu durumda ceza indirimi öngörerek ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası yerine müebbet hapse, müebbet hapis cezası yerine yirmi yıldan yirmibeş yıla kadar hapis cezasına hükmedilmesini düzenlemiş; diğer suçlarda ise verilecek temel cezanın üçte birden yarısına kadar indirileceğini belirtmiştir.
Taksir ve Bilinçli Taksir Ayrımı ile Ceza Sorumluluğu
5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun 22. maddesinin 1. ve 2. fıkraları uyarınca taksirle işlenen fiiller ancak kanunun açıkça belirttiği hallerde cezalandırılır. Taksir, dikkat ve özen yükümlülüğüne aykırılık dolayısıyla suçun kanuni tanımında belirtilen neticenin öngörülmeyerek davranışın gerçekleştirilmesidir. Buna karşılık, failin suçun maddi unsurlarının gerçekleşebileceğini öngörmesine rağmen neticeyi istemeyerek dikkat ve özen yükümlülüğüne aykırı hareketine devam etmesi halinde bilinçli taksir oluşur. Bilinçli taksir durumunda taksirli suça ilişkin ceza kanun gereği üçte birden yarısına kadar artırılır.
5237 sayılı TÜRK CEZA KANUNU m. 22Kaynağı aç
hallerde cezalandırılır.
(2) Taksir, dikkat ve özen yükümlülüğüne aykırılık dolayısıyla, bir
davranışın suçun kanuni tanımında belirtilen neticesi öngörülmeyerek
gerçekleştirilmesidir.
(3) Kişinin öngördüğü neticeyi
istememesine karşın, neticenin meydana gelmesi halinde bilinçli taksir vardır;
bu halde taksirli suça ilişkin ceza üçte birden yarısına kadar artırılır.
(4) Taksirle işlenen suçtan dolayı verilecek olan ceza failin kusuruna
göre belirlenir.
(5) Birden fazla kişinin taksirle işlediği suçlarda, herkes kendi
kusurundan dolayı sorumlu olur. Her failin cezası kusuruna göre ayrı ayrı
belirlenir.
(6) Taksirli hareket sonucu neden olunan netice, münhasıran failin
kişisel ve ailevi durumu bakımından, artık bir cezanın hükmedilmesini gereksiz
kılacak derecede mağdur olmasına yol açmışsa ceza verilmez; bilinçli taksir
halinde verilecek ceza yarıdan altıda bire kadar indirilebilir.
Netice sebebiyle ağırlaşmış suç
5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun 22. maddesinin 4. ve 5. fıkralarına göre taksirli suçlarda verilecek ceza failin kusuruna göre belirlenir. Birden fazla kişinin taksirle işlediği suçlarda herkes kendi kusurundan sorumlu olur ve her failin cezası kusuruna göre ayrı ayrı tayin edilir. Aynı maddenin 6. fıkrasına göre taksirli hareket sonucu oluşan netice, münhasıran failin kişisel ve ailevi durumu bakımından ceza verilmesini gereksiz kılacak derecede mağdur olmasına yol açmışsa faile ceza verilmez; fiilin bilinçli taksirle işlenmesi halinde ise ceza yarıdan altıda bire kadar indirilebilir.
Yargıtay 1. Ceza Dairesi'nin 2015/1403 Esas ve 2015/5700 Karar sayılı ilamına konu somut olayda, düğünde havaya ateş açılması neticesinde bir çocuğun vurularak hayatını kaybetmesi eylemi çocuğu olası kastla öldürme ve genel güvenliği kasten tehlikeye sokma suçları kapsamında değerlendirilerek mahkumiyet kararı onanmıştır. İlgili kararda karşı oy kullanan üye ise eylemin olası kast değil, bilinçli taksirle ölüme neden olma suçunu oluşturduğu yönünde görüş bildirmiştir.
Yargıtay 1. Ceza Dairesi, E. 2015/1403, K. 2015/5700Kaynağı aç
"İçtihat Metni"
Tebliğname No : 1 – 2014/96796
MAHKEMESİ : Ankara 9. Ağır Ceza Mahkemesi
TARİHİ VE NO : 12/12/2013, 2013/242 (E) ve 2013/449 (K)
SUÇ : Olası kastla çocuğu öldürme, genel güvenliğin kasten tehlikeye sokulması, 6136 Sayılı yasaya aykırılık
Toplanan deliller karar yerinde incelenip, sanık N.. S..'ın çocuk yaştaki maktülü olası kastla öldürme, genel güvenliği kasten tehlikeye sokma, sanık T.. Ş..'nin 6136 sayılı Yasaya aykırılık ve genel güvenliği kasten tehlikeye sokma suçlarının sübutu kabul, oluşa ve soruşturma sonuçlarına uygun şekilde suçların niteliği tayin, takdire ilişen cezaları azaltıcı sebeplerin niteliği takdir kılınmış, savunmaları inandırıcı gerekçelerle reddedilmiş, incelenen dosyaya göre bozmaya uyularak verilen hükümlerde bozma nedenleri dışında bir isabetsizlik görülmediğinden, sanık Naile müdafiinin temyiz dilekçesinde ve duruşmalı incelemede eksik incelemeye, delillerin hatalı değerlendirildiğine, sübuta, suç vasfına, vesaireye, sanık Talat müdafiinin vesaireye yönelen ve yerinde görülmeyen temyiz itirazlarının reddiyle,
A-Sanık Naile hakkında çocuğu olası kastla öldürme ve genel güvenliği kasten tehlikeye sokma suçlarından kurulan kısmen re'sen de temyize tabi olan hükümlerin tebliğnamedeki düşünce gibi ONANMASINA,
B-Sanık Talat hakkında 6136 sayılı Yasaya aykırılık ve genel güvenliği kasten tehlikeye sokma suçlarından kurulan hükümler yönünden ise;
Adli sicil kaydına göre; daha önce kasıtlı bir suçtan mahkumiyeti bulunmadığı anlaşılan sanık hakkında CMK'nun 231/5. maddesinin uygulaması gerekip gerekmediğinin karar yerinde denetime imkan verecek şekilde tartışılmaması,
Bozmayı gerektirmiş olup, sanık müdafiinin temyiz itirazları bu nedenle yerinde görüldüğünden hükümlerin tebliğnamedeki düşünceye aykırı olarak BOZULMASINA, 24/11/2015 günü üye C.. T..'ın A bendiyle ilgili olarak sanık Naile'nin eyleminin bilinçli taksirle ölüme neden olma suçunu oluşturduğu ayrıca maktülün çocuk olmasının suçun nitelikli halinin uygulanmasını gerektirmeyeceği ve buna bağlı olarak bozma yönündeki karşı oyu ve çokluğuyla, B bendiyle ilgili olarak ise oybirliği ile karar verildi.
KARŞI OY:
Olay günü sanığın düğünde ateş etmesi sonucu, atılan mermilerden birinin maktule isabet etmesi ile ölüm neticesi meydana gelmiştir.
Sayın dairemizin çoğunluğu ile aramızdaki uyuşmazlık sanığın eyleminin olası kastla öldürme suçunu mu? yoksa bilinçli taksirle öldürme suçunu mu? oluşturduğu noktasında toplanmaktadır.
Olası kast 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu ile hukukumuza girmiş olup, TCK'nun 21/2 maddesinde, ''suçun kanuni tanımındaki unsurların gerçekleşebileceğini öngörmesine rağmen, fiili işlemesi halinde olası kast vardır.'' olarak tarif edilmiştir. TCK'nun 21/2 maddesindeki bu tarif yeterli düzeyde açıklık taşımamakta, gerek uygulamada gerekse doktrinde tartışmalar yaratmaktadır.
Olası kast genel olarak ''olursa olsun'' kastı olarak tanımlanmaktadır. Bir şey olmayacağı inancıyla hareket edilmiş ise bilinçli taksirin söz konusu olacağı söylenmiştir. Neticenin kabullenildiği durumlarla, neticenin göze alındığı durumların da olası kast olarak kabul edilmesi gerektiği görüşleri ileri sürülmüştür. Kuşkusuz bu görüşlerin doğru olduğu kabul edilmekle birlikte, olası kast bilinçli taksir ayrımını yapma noktasında yeterli olduklarını söylemek mümkün değildir.
Olası kast, kastın bir türümüdür? yoksa, hareketin temelinde kast olmasa bile, kastın var sayıldığı bağımsız bir suç türümüdür.? Bu durumun açıklığa kavuşturulması lazımdır. Olası kastı, kastın bir türü olarak kabul ettiğimizde, temel hareketin kastî olması gerektiği sonucu ortaya çıkar. Ancak olası kastı, kastın bir türü olarak algılamayıp ortaya çıkan neticeye göre hareket ederek belirlediğimizde yani kast olmadan da olası kastı var saydığımızda, kasttan soyutlanmış bir suç türü ortaya çıkar. Olası kastın, bağımsız bir suç türü olarak kabul edildiği durumda temel hareketin kastî olup olmadığına bakılmaksızın sonuca gidileceği için, olası kast kavramının daha geniş yorumlanması ve suçun kapsamının genişletildiği bir durum ortaya çıkacaktır. Bu nedenle olası kastı, kastın bir türü olarak kabul etmek daha doğru olacaktır.
Olası kastı sadece ''olursa olsun'' kavramıyla açıkladığımızda hem sonuca gitmek zorlaşacak hemde bilinçli taksir olarak kabul edilmesi gereken hallerde bu kavram içerisinde sayılarak, olası kast kavramının içine sokulacak, bu da haksız uygulamaları beraberinde getirecektir. Temel hareketin taksirli olduğu durumlarda sorun bulunmamaktadır. Temel hareket taksirli ise sonucunda oluşacak suçlar taksirli veya bilinçli taksirlidir. Temel hareket kastî ise burada nasıl bir ayrım yapılmalıdır. Kuşkusuz bilerek ve istenerek bir hareket yapılmış ise bu suç kasten işlenmiştir. Kasten işlenen suçlarda hem hareket kasten yapılmalı hem de gerçekleşen veya gerçekleşmesi istenen netice arzulanmış olmalıdır. Hareketin kasten olduğu ancak meydana gelen neticenin göze alınmadığı, kabullenilmediği haller ile göze alındığı ve kabullenildiği hallerin birbirinden ayrılması gerekmektedir. Şayet fail kasten bir hareket yaparken, kasten yaptığı hareketinin sonucunda meydana gelen neticeyi istememiş ancak neticeyi kabullenmiş ve göze almışsa burada olası kast vardır. Meydana gelen neticeyi istememiş ve katlanmayı göze almamışsa bu durumda bilinçli taksir vardır. Kasten yapılan hareketin sonucunda istenmeyen bir netice meydana gelmiş ise, failin mağdurda dahil olmak üzere bir başkasına karşıda netice suçun gerçekleşmesini istemediği hallerde bir başka deyişle neticelenen suç bakımından ne mağdura yönelik ne de bir başkasına yönelik bir kastı bulunmamakta ise bu durumda bilinçli taksir vardır.
Failin öngördüğü neticeyi istememiş olması ancak öngörülen neticenin gerçekleşmesi hukukumuzda bilinçli taksir olarak tarif edilmiştir. Olası kastla bilinçli taksirin ortak yönleri her ikisinde de neticenin öngörülüyor olmasıdır. Olası kast ile bilinçli taksiri ayıran nokta bilinçli taksirde neticenin istenmemiş olmasına rağmen gerçekleşmesi, olası kastta ise gerçekleşen neticenin dolaylı bir netice olması, bu neticenin gerçekleşmesini istemenin mutlak olmaması ancak bu netice ile ilgili olarak kayıtsız kalınmasıdır.
Olayımızda sanık düğünde havaya ateş etmiş ve istenmeyen bir netice meydana gelmiştir. Sanığın havaya ateş etmek şeklinde gerçekleşen hareketi kasta bağlı bir harekettir. Sanığın eylemi sonucunda ölüm neticesi meydana gelmemiş olsaydı, bu hareketinin karşılığı olan suç TCK'nun 170/1-c maddesinde tarifi yapılan genel güvenliğin kasten tehlikeye sokulması suçu olacaktı. Oysa sanığın istemediği bir netice meydana gelmiştir. Sanığın havaya ateş etmesi sırasında ne ölene karşı ne de 3. bir şahsa karşı kasti bir suç işlemek amacıyla hareket etmediği sabittir. Meydana gelen netice suç bakımından taksir söz konusudur. Bu taksirde bilinçli taksir düzeyindedir. Düğünde ateş etmek yanlış bir davranış biçimi olsa da ülkemizde gelinin ateş edip damadı vurduğu, babanın ateş edip çocuğunu vurduğu, kardeşin kardeşi vurduğu gibi örnekler çoktur. Bunların hiç birisinde de sonucuna katlanıldığını, sonucun göze alındığını söylemek mümkün değildir.
Bu gerekçelere bağlı olarak düğünde ateş eden sanığın, gerçekleşen ölüm neticesini istememesinin ancak sonucun gerçekleşmesinin bilinçli taksir olduğunu düşündüğümden sayın çoğunluğun eylemin olası kast olduğu yönündeki düşüncesine katılmıyorum. Muhalif
24/11/2015 gününde verilen işbu karar Yargıtay Cumhuriyet Savcısı Ali İnanıcı'nın huzurunda ve duruşmada savunmasını yapmış bulunan sanık N.. S.. müdafii Avukat C.. D.., İ.. T.., E.. B..'ın yokluklarında 03/12/2015 gününde usulen ve açık olarak anlatıldı.
Hukuka Aykırılık, Kusurluluk ve Yargılama Sonuçları
Bir eylemin suç teşkil edebilmesi için hukuk düzeninin tamamına aykırı olması zorunludur. Kusurluluk ise işlediği fiil dolayısıyla failin kınanabilmesini ve haksızlık teşkil eden eylemin kişiye yüklenebilmesini ifade eder.
Sanığa yüklenen suç sebebiyle hükmolunan ceza, 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu'nun 231. maddesinin 5. fıkrası gereğince iki yıl veya daha az süreli hapis ya da adli para cezası olduğunda, kanuni şartlar bulunuyorsa hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına karar verilebilir. Nitekim Yargıtay 1. Ceza Dairesi'nin 2015/1403 Esas ve 2015/5700 Karar sayılı kararında, adli sicil kaydına göre daha önce kasıtlı bir suçtan mahkumiyeti bulunmadığı anlaşılan sanık hakkında söz konusu maddenin uygulanıp uygulanmayacağının gerekçeli kararda denetime elverişli şekilde tartışılmaması bozma nedeni kabul edilmiştir.
5271 sayılı CEZA MUHAKEMESİ KANUNU m. 231Kaynağı aç
esaslara göre duruşma tutanağına geçirilen hüküm fıkrası okunarak gerekçesi ana
çizgileriyle anlatılır.
(2) Hazır bulunan sanığa ayrıca başvurabileceği kanun yolları, mercii ve
süresi bildirilir.
(3) Beraat eden sanığa, tazminat isteyebileceği bir hâl varsa bu da
bildirilir.
(4) Hüküm fıkrası herkes tarafından ayakta dinlenir.
(5) (Ek: 6/12/2006-5560/23 md.) (Değişik:2/3/2024-7499/15 md.) Sanığa
yüklenen suçtan dolayı yapılan yargılama sonunda hükmolunan ceza, iki yıl veya
daha az süreli hapis veya adlî para cezası ise; mahkemece, hükmün
açıklanmasının geri bırakılmasına karar verilebilir. Uzlaşmaya ilişkin hükümler
saklıdır. Hükmün açıklanmasının geri bırakılması, müsadereye ilişkin hükümler
hariç, kurulan hükmün sanık hakkında bir hukukî sonuç doğurmamasını ifade eder.
(6) (Ek: 6/12/2006-5560/23 md.) (Değişik:2/3/2024-7499/15 md.) Hükmün
açıklanmasının geri bırakılmasına karar verilebilmesi için;[77]
a) Sanığın daha önce kasıtlı bir suçtan mahkûm olmamış bulunması,
b) Mahkemece, sanığın kişilik özellikleri ile duruşmadaki tutum ve
davranışları göz önünde bulundurularak yeniden suç işlemeyeceği hususunda
kanaate varılması,
c) Suçun işlenmesiyle mağdurun veya kamunun uğradığı zararın; aynen iade,
suçtan önceki hâle getirme veya tazmin suretiyle tamamen giderilmesi,
gerekir.
(7) (Ek: 6/12/2006-5560/23 md.) (Değişik:2/3/2024-7499/15 md.) Açıklanmasının
geri bırakılmasına karar verilen hükümde, mahkûm olunan hapis cezası
ertelenemez ve kısa süreli olması hâlinde seçenek yaptırımlara çevrilemez.
(8) (Ek: 6/12/2006-5560/23 md.) (Değişik:2/3/2024-7499/15 md.) Hükmün
açıklanmasının geri bırakılması kararının verilmesi hâlinde sanık, beş yıl
süreyle denetim süresine tâbi tutulur. Denetim süresi içinde, kişi hakkında
kasıtlı bir suç nedeniyle bir daha hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına
karar verilemez. Bu süre içinde bir yıldan fazla olmamak üzere mahkemenin
belirleyeceği süreyle, sanığın denetimli serbestlik tedbiri olarak;
a) Bir meslek veya sanat sahibi olmaması hâlinde, meslek veya sanat
sahibi olmasını sağlamak amacıyla bir eğitim programına devam etmesine,
b) Bir meslek veya sanat sahibi olması hâlinde, bir kamu kurumunda veya
özel olarak aynı meslek veya sanatı icra eden bir başkasının gözetimi altında
ücret karşılığında çalıştırılmasına,
c) Belli yerlere gitmekten yasaklanmasına, belli yerlere devam etmek
hususunda yükümlü kılınmasına ya da takdir edilecek başka yükümlülüğü yerine
getirmesine,
karar verilebilir. Denetim süresi içinde dava zamanaşımı durur.
(9) (Ek: 6/12/2006-5560/23 md.) (Değişik:2/3/2024-7499/15 md.) Altıncı
fıkranın (c) bendinde belirtilen koşulu derhal yerine getiremediği takdirde;
sanık hakkında mağdura veya kamuya verdiği zararı denetim süresince aylık
taksitler hâlinde ödemek suretiyle tamamen gidermesi koşuluyla da hükmün
açıklanmasının geri bırakılması kararı verilebilir.
(10) (Ek: 6/12/2006-5560/23 md.) (Değişik:2/3/2024-7499/15
md.) Denetim süresi içinde kasten yeni bir suç işlenmediği ve denetimli
serbestlik tedbirine ilişkin yükümlülüklere uygun davranıldığı takdirde,
açıklanması geri bırakılan hüküm ortadan kaldırılarak, davanın düşmesi kararı
verilir.
(11) (Ek: 6/12/2006-5560/23 md.) (Değişik:2/3/2024-7499/15 md.) Denetim
süresi içinde kasten yeni bir suç işlemesi veya denetimli serbestlik tedbirine
ilişkin yükümlülüklere aykırı davranması hâlinde, mahkeme hükmü açıklar. Ancak
mahkeme, kendisine yüklenen yükümlülükleri yerine getiremeyen sanığın durumunu
değerlendirerek; cezanın yarısına kadar belirleyeceği bir kısmının infaz
edilmemesine ya da koşullarının varlığı hâlinde hükümdeki hapis cezasının
ertelenmesine veya seçenek yaptırımlara çevrilmesine karar vererek yeni bir
mahkûmiyet hükmü kurabilir. Açıklanan veya yeni kurulan hükme itiraz
edilebilir. İtiraz mercii ancak bu fıkradaki koşullarla sınırlı olarak bir
değerlendirme yapabilir.
(12) (Değişik:2/3/2024-7499/15 md.) 272 nci maddenin
üçüncü fıkrası hükümleri saklı kalmak üzere, hükmün açıklanmasının geri
bırakılması kararına karşı istinaf yoluna başvurulabilir. Bölge adliye
mahkemesi tarafından verilen kararlar hakkında 286 ncı madde
hükümleri uygulanır. 272 nci maddenin üçüncü fıkrası hükümleri saklı
kalmak üzere, hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararının ilk derece
mahkemesi sıfatıyla bölge adliye mahkemesi veya Yargıtay tarafından verilmesi
hâlinde temyiz yoluna gidilebilir. İstinaf ve temyiz yolunda karar ve hüküm,
usul ve esasa ilişkin hukuka aykırılıklar yönünden incelenir.
(13) (Ek: 6/12/2006-5560/23 md.) (Değişik:2/3/2024-7499/15 md.) Hükmün
açıklanmasının geri bırakılması kararı, bunlara mahsus bir sisteme kaydedilir.
Bu kayıtlar, ancak bir soruşturma veya kovuşturmayla bağlantılı olarak
Cumhuriyet savcısı, hâkim veya mahkeme tarafından istenmesi hâlinde, bu maddede
belirtilen amaç için kullanılabilir.
(14) (Değişik:2/3/2024-7499/15 md.) Bu maddenin hükmün
açıklanmasının geri bırakılmasına ilişkin hükümleri, Anayasanın 174 üncü
maddesinde koruma altına alınan inkılâp kanunlarında yer alan suçlarla ilgili
olarak uygulanmaz.
Hükmün gerekçesi ve hüküm fıkrasının içereceği hususlar
Haksız fiil ile ceza hukuku anlamında suç arasındaki fark nedir?
Her haksız fiil suç teşkil etmez; haksız fiil bir kimsenin hukuka aykırı davranışı ile başkasına zarar vermesi olup medeni hukukta değerlendirilirken, suç sayılabilmesi için kanunda tanımlanan tipe uyması ile kast veya taksir unsurlarını taşıması gerekir.
Tüzel kişiler suçun faili veya mağduru olabilir mi?
5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun 20. maddesi uyarınca ceza sorumluluğu şahsi olduğundan tüzel kişiler hakkında ceza yaptırımı uygulanamaz; ayrıca tüzel kişiler suçun mağduru değil, yalnızca suçtan zarar gören konumundadır.
Olası kast ile bilinçli taksir arasındaki ayırt edici sınır nedir?
Olası kastta fail kanuni tanımdaki unsurların gerçekleşebileceğini öngörmesine rağmen fiili işler; bilinçli taksirde ise fail neticenin meydana gelebileceğini öngörmesine rağmen neticeyi istemez ve dikkat ve özen yükümlülüğüne aykırı hareket eder.
Bilinçli taksir durumunda cezada nasıl bir değişiklik uygulanır?
5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun 22. maddesinin 3. fıkrası uyarınca kişinin öngördüğü neticeyi istememesine karşın neticenin gerçekleşmesi halinde taksirli suça ilişkin ceza üçte birden yarısına kadar artırılır.
Hukuki uyarı: Bu içerik genel bilgilendirme amacı taşır; somut olay değerlendirmesi için avukata başvurulmalıdır.
Hazırlayan: Av. Erdal Ersoy

