Suçun tanımı, cezası ve korunan değer
İşlenmiş olan bir suçu veya işlemiş olduğu suç nedeniyle bir kişiyi alenen öven kimse, bu övme yüzünden kamu düzeni açısından açık ve yakın bir tehlike ortaya çıkarsa iki yıla kadar hapis cezasıyla cezalandırılır. Alenen övmek tek başına yeterli değildir; kanunda yazılı tehlike de gerçekleşmelidir. Bu suçla korunan hukuki değer toplumsal düzen ve barıştır.
5237 sayılı TÜRK CEZA KANUNU m. 215Kaynağı aç
dolayı bir kişiyi alenen öven kimse, bu nedenle kamu düzeni açısından açık ve
yakın bir tehlikenin ortaya çıkması hâlinde, iki yıla kadar hapis cezası ile
cezalandırılır.
Halkı kin ve düşmanlığa tahrik veya aşağılama
Suçun manevi unsuru kasttır. Fiil bilerek ve isteyerek işlendiğinde suç oluşur.
İşlenmiş suç ile henüz işlenmemiş fiil
Düzenleme, işlenmiş bir suçun veya o suçu işlemiş kişinin övülmesini konu alır. Henüz işlenmemiş bir fiilin övülmesi bu suçu değil, suç işlemeye tahrik suçunu gündeme getirir.
Açık ve yakın tehlikenin incelenmesi
İşlenmiş bir suçun veya işlediği suç nedeniyle bir kişinin alenen övülmesi suç olarak düzenlenmiştir. Kişinin işlediği suç nedeniyle övülmesi, işlediği suçun da övüldüğünü gösterir. Söz değerlendirilirken söyleyenin etkisi, sözün söylendiği yer ve zaman ile söylenenlerin şiddet yaratmaya elverişli olup olmadığı yakın ve mevcut tehlike ölçütüyle ele alınır.
Yargıtay 8. Ceza Dairesi, E. 2017/12669, K. 2018/5877Kaynağı aç
"İçtihat Metni"
İhbarname No : KYB – 2017/24394
Suç ve suçluyu övmek suçundan sanık … ve diğerlerinin, 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun 223/5,62,50/1-a ve 52/2. maddeleri gereğince 1.500,00 Türk lirası adlî para cezası ile cezalandırılmalarına dair, HALFETİ Sulh Ceza Mahkemesinin 09.03.2009 tarihli ve 2008/45 esas, 2009/5 sayılı kararını kapsayan dosyası ile ilgili olarak;
Dosya kapsamına göre, sanıkların Halfeti Cumhuriyet Başsavcılığına “…Eğer sayın olarak hitap etmek suç ise ben de Sayın Abdullah Öcalan diyorum ve bu suçu işleyip kendimi ihbar ediyorum..”şeklindeki ifadeleri içerir mektup göndermelerinden ibaret somut olayda, sanıkların atılı suçtan mahkûmiyetlerine dair karar verilmiş ise de; benzer bir olay sebebiyle Yargıtay 9. Ceza Dairesinin 2010/8911 esas, 2012/5154 sayılı ilâmında yeralan “Cumhuriyet Başsavcılığına verilen dilekçe ile yargı mercilerince yapılan soruşturmalara tepki olarak ‘Ben de sayın Öcalan diyorum ve bu suçu işleyip kendimi ihbar ediyorum’şeklinde kanaatini açıklamaktan ibaret eylemde suç ve suçluyu övme suçunun yasal unsurlarının bulunmadığı” şeklindeki açıklamalar ile, aynı suçtan anılan dosya kapsamında yargılanan diğer sanık … hakkındaki kararı temyizen inceleyen Yargıtay 8. Ceza Dairesinin 20.06.2012 tarihli ve 2009/13815 esas, 2012/21267 sayılı ilamı ile sanığın eyleminin kendi değer yargısını içeren düşünce açıklaması niteliğinde olduğu cihetle, suç ve suçluyu övme suçunun yasal unsurları bulunmadığı gerekçesiyle hükmün bozulmasına karar verilmesi karşısında, sanıkların beraati yerine yazılı şekilde karar verilmesinde isabet görülmediğinden bahisle 5271 sayılı CMK.nun 309. maddesi uyarınca anılan kararın bozulması lüzumu Yüksek Adalet Bakanlığı Ceza İşleri Genel Müdürlüğünün 09.04.2017 gün ve 2424 sayılı kanun yararına bozma istemine atfen Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının 25.04.2017 gün ve KYB/2017-24394 sayılı ihbarnamesi ile dairemize tevdii kılınmakla incelendi.
TÜRK MİLLETİ ADINA
Gereği görüşülüp düşünüldü:
“İşlenmiş bir suçun” veya “işlemiş olduğu bir suçtan dolayı bir kişinin” alenen övülmesi TCK.nun 215. maddesinde suç olarak düzenlenmiştir. Kişinin, işlediği suç nedeniyle övülmesi, bu kişinin işlediği suçun da övüldüğünü göstermektedir.
Türkiye Cumhuriyeti Anayasa'sının 90/5. maddesinde yeralan “Usulüne göre yürürlüğe konulmuş milletlerarası andlaşmalar kanun hükmündedir. Bunlar hakkında Anayasa'ya aykırılık iddiası ile Anayasa Mahkemesine başvurulamaz. Usulüne göre yürürlüğe konulmuş temel hak ve özgürlüklere ilişkin milletlerarası andlaşmalarda kanunların aynı konuda farklı hükümler içermesi nedeniyle çıkabilecek uyuşmazlıklarda milletlerarası andlaşma hükümleri esas alınır.” hükmü uyarınca 19.03.1954 günlü Resmi Gazete'de yayımlanan 10.03.1954 tarih ve 6366 sayılı Yasa ile onaylanmış bulunan “İnsan Haklarını ve Ana Hürriyetlerini Koruma Sözleşmesi” (AİHS), iç hukukumuzun uyulması zorunlu bir parçası haline gelmiştir.
Sözleşmenin 9. maddesinde din ve inanç hürriyeti, 10. maddesinde ifade hürriyeti, 11. maddesinde örgütlenme hürriyeti düzenlenmiştir. Bu üç madde; sözleşmenin genel amacı olan çoğulcu demokratik rejim için toplumda hoşgörünün sağlanarak çoğulcu demokrasinin yerleştirilmesi ve geliştirilmesine yönelik hükümlerdir.
İfade hürriyeti, bilgi verme ve bilgi edinme hürriyeti sözleşmenin 10. maddesinde düzenlenmiştir. Maddenin birinci fıkrasında, “Herkes ifade özgürlüğü hakkına sahiptir. Bu hak kamu makamlarının müdahaleleri olmaksızın ve ülke sınırları gözetilmeksizin, kanaat özgürlüğünü, haber ve görüş alma ve de verme özgürlüğünü de kapsar”, ikinci fıkrasında ise, “Görev ve sorumluluklar da yükleyen bu özgürlüklerin kullanılması, yasayla öngörülen ve demokratik bir toplumda ulusal güvenliğin, toprak bütünlüğünün veya kamu güvenliğinin korunması, kamu düzeninin sağlanması ve suç işlenmesinin önlenmesi, sağlığın ve ahlakın, başkalarının şöhret ve haklarının korunması, gizli bilgilerin yayılmasının önlenmesi veya yargı erkinin yetki ve tarafsızlığının güvence altına alınması için gerekli olan bazı formaliteler, koşullar, sınırlamalar veya yaptırımlara tabi tutulabilir.” denilmektedir.
Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinin, ifade özgürlüğüne ilişkin kararlarında, kamuyu ilgilendiren sorunların kamuya açık olarak tam bir serbestlik içerisinde tartışılabilmesi, şiddeti teşvik eden eylemler hariç bu tartışmanın boyutlarının Devlet organları tarafından maksimuma çıkarılması gerektiği vurgulanmaktadır. Süreklilik gösteren bu kararlarda, kamuoyunun bir bölümünün ve hatta çoğunluğun hoşuna gitmeyen, ürkütücü, şok edici fikirlerin de sözleşmenin 10. maddesi tarafından korunduğu belirtilmektedir.(Handyside/Birleşik Krallık, Castells /İspanya vb. Kararlar),
Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinin kararlarında, ifade hürriyetinin iki istisnası olduğuna işaret edilmektedir. Birinci istisna şiddeti teşvik edici ve övücü söylemler, ikinci istisna ise azınlıklara karşı nefret söylemidir. Bunun için önce yazı veya sözün içeriğine bakılmalıdır.
Yazı veya Sözler;
a- Şiddet, bir araç olarak öngörüyorsa,
b- Kişileri hedef gösterip kanlı bir intikam istiyorsa,
c- Benimsenen düşünceler için şiddete başvurmanın meşru olduğu ileri sürülüyorsa,
d- İnsanda saldırgan duygular uyandıracak biçimde anlamsız bir nefret yaratarak şiddetin doğmasına uygun bir ortamı kışkırtıyorsa,
İfade hürriyetinden yararlanmayabilir. (Sürek/Türkiye, no.1 Büyük Daire, no 26682/95, Güzel ve Özer / Türkiye, 6 Temmuz 2010 kararı),
Yazı veya sözün kim tarafından, nerede, nasıl bir ortamda, hangi koşullar altında yazıldığı veya söylendiği değerlendirilmelidir. Mahkeme “yakın ve mevcut tehlike” ölçütüne yaklaşarak sözleri söyleyen kişinin ne kadar etkili olduğu, söylenilen yer ve zaman bakımından söylenenlerin şiddet yaratmaya müsait olup olmadığına bakılması gerektiğini kabul etmektedir. (Zana /Türkiye, 25 Kasım 1997 kararı),
İfade özgürlüğü demokratik bir toplumun esaslı temellerinden birini oluşturup, toplumun ilerlemesi ve her bir bireyin gelişimi için temel koşullardan biridir.
İfade özgürlüğü, sadece lehte olduğu kabul edilen veya zararsız görülen veya ilgilenmeye değmez bulunan “haber” ve “düşünceler” için değil, fakat aynı zamanda aleyhte olan, çarpıcı gelen ve rahatsız eden haber ve düşünceler için de uygulanır. Bunlar çoğulculuğun, hoşgörünün ve açık fikirliliğin gerekleri olup, bunlar olmaksızın “demokratik toplum” olamaz. Sözleşme'nin 10. maddesinde belirtildiği üzere, bu özgürlüğün istisnaları vardır; ancak bu istisnalar dar yorumlanmalıdır. (23.09.1994 tarihli Jersild-Danimarka kararı; 21.01.1999 tarihli Janowski-Polanya kararı; 25.11.1999 tarihli Nüsen ve Johnsen – Norveç kararı; 25.07.2001 tarihli Pema – İtalya kararı),
Bu kapsamda şiddete, silahlı direnmeye veya isyana teşvik niteliği taşıyan yaklaşımlar ile azınlıklara yönelik nefret söylemi içeren açıklamalar sözleşmenin koruduğu ifade özgürlüğü kapsamında değerlendirilemez. (02.10.2003 tarihli Kızılyaprak – Türkiye kararı; 27.05.2004 tarihli Yurttaş – Türkiye kararı; 09.03.2004 tarihli Abdullah Aydın – Türkiye kararı),
Yazının içeriğine, şiddeti teşvik edip etmediğine, yazının hangi bağlamda yayınlandığına, yani şiddeti yaratmaya elverişli olup olmadığına bakılmalıdır. (Gözel ve Özel / Türkiye, 6 Temmuz 2010 kararı),
Türkiye Cumhuriyeti Anayasa'sının 13, 14, 25, 26 ve AİHS'nin 9/2, 10/2, 17. maddeleri birlikte değerlendirildiğinde Devlet yahut halkın bir bölümü için rahatsız edici, hoşa gitmeyen, kural dışı, endişe verici, fakat şiddet ve şiddet kışkırtıcılığı içermeyen nitelikteki, sözler de ifade hürriyeti kapsamındadır.
Somut olayda, hükümlüler tarafından kaleme alınarak Halfeti Cumhuriyet Başsavcılığına sunulan dilekçelerde yargı mercilerince yapılan soruşturmalara tepki olarak "İçerisinde bulunduğumuz süreçte yaşadığımız sorunları aşmanın demokratik yol ve yöntemleri bulunmakla birlikte bu güne kadar daha çok bastırma ve inkar etme yönteminin tercih edildiği görülmektedir. Başta Kürtlerin hak ve özgürlük talepleri olmak üzere, toplumun diğer sorunlarının da baskı ve reddetmekle sorunlarımızı çözmenin aksine daha da derinleştirecektir." ifadesinin yer aldığı yine aynı mektupta "Daha önce kürt kelimesine karşı olan tahammülsüzlüğün yerini bu gün de Sayın Öcalan hitabı almıştır. Temel sorunları çözme yerine yargı baskısı ile örtbas ederek sonuç alma yoluna gidilmiştir. Bu baskı o kadar ilerletilmiştir ki insanların hitapları dahi dava konusu yapılmıştır. Bunun en somut örneği 9 yıldır tek başına özel tip İmralı kapalı cezaevinde bulunan Sayın ABDULLAH ÖCALAN’a sayın olarak hitap edilmesidir. Eğer sayın olarak hitap etmek suç ise ben de Sayın Abdullah Öcalan diyorum ve bu suçu işleyip kendimi ihbar ediyorum." şeklinde kanaatlerini açıklamaktan ibaret ifadeler kullanılmıştır
Şiddeti, silahlı direnmeyi veya ayaklanmayı teşvik eden ifadelerin kullanılmadığı, işlenen bir suçu yahut işlediği suç nedeniyle kişiyi övücü nitelikte bulunmayan, başka bir hükümlü hakkında “sayın" denilerek onun ile ilgili kendi değer yargısını içeren düşüncelerini açıklayan sanığın eyleminde, Türkiye Cumhuriyeti Anayasası'nın 90/5. maddesi uyarınca uygulanması gereken Avrupa İnsan Hakları sözleşmesi ile Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinin Skaka /Polonya – 27 Mayıs 2003, Korku / Türkiye-23 Eylül 2003 tarihli kararları da gözetildiğinde yüklenen suçun yasal unsurları oluşmadığı gözetilmeden yazılı şekilde mahkumiyetine hükmedilmesi;
Yasaya aykırı ve Adalet Bakanlığı'nın kanun yararına bozma istemine dayalı Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığınca düzenlenen ihbarname içeriği bu nedenle yerinde görüldüğünden, Halfeti Sulh Ceza Mahkemesinin 09.03.2009 tarihli ve 2008/45 esas, 2009/5 sayılı kararının 5271 sayılı CMK.nun 309/4-d maddesi uyarınca, BOZULMASINA, hükümlülerin sabit kabul edilen eyleminin kanunda suç olarak tanımlanmaması nedeniyle CMK.nun 223/2-a maddesi uyarınca beraatlerine mahkemece hükmedilen cezaların çektirilmemesine, yargılama giderlerinin kamu üzerinde bırakılmasına, dosyanın Adalet Bakanlığı'na gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı'na tevdiine, 24.05.2018 gününde oyçokluğuyla karar verildi.
KARŞI DÜŞÜNCE
Kanun yararına bozma istemine ilişkin Halfeti Sulh Ceza Mahkemesinin 09.03.2009 tarih ve 2008/45 esas, 2009/ 5 karar sayılı hükümlü … ve arkadaşlarının TCK.nun 215/1, 62, 50/1-a, 52/2-3 maddeleri gereğince mahkumiyetlerine ilişkin hükmün bozulmasına yönelik sayın çoğunluğun görüşüne aşağıdaki nedenlerle katılma olanağı olmamıştır.
Türk Ceza Kanunun 215. maddesinde düzenlenen “suçu ve suçluyu övme” suçunun hareket unsuru, suçu ve suçu işleyen kimseyi övmek oluşturmaktadır. Övmek fiilinin sözlük karşılığı, birinin veya birşeyin iyiliklerini, üstünlüklerini söyleyerek değerini yüceltmek ve methetmektir. Övmede üstü kapalı olarak, tasvip etme ve yüceltme bulunmakta, bir şeyin iyiliğinden, üstünlüğünden söz edilmesi, iyi ve saygın olarak belirtmek ve tanıtmak için çaba gösterilmektedir.
“Suçu ve suçluyu övme” suçunda korunan hukuki yarar kamu düzeni ve barışının korunmasıdır.
Diğer yandan, anılan suçun oluşması için devletin ve toplumun güvenlik, düzenlilik ve sükun içinde bulunması, kamu hizmetlerinin aksamadan yürütülmesi anlamını ifade eden kamu düzeni açısından, açık ve yakın bir tehlikenin ortaya çıkması gerekmektedir.
Madde gerekçesinde de “işlenmiş olan bir suçun failini veya kanuna uymayan kişiliğini, sırf suç işlemesi sebebiyle övme halide cezalandırılmaktadır.Suç işlemiş olan kişinin övülmesi halinde, aslında bu kişi aracılığıyla işlenmiş suç övülmektedir.” denilmek suretiyle işlenmiş olan suçun failinin suç işlemiş olması sebebiyle övüldüğünü belirtmek suretiyle suçluyu her ne şekilde olursa olsun işlemiş olduğu suç nedeniyle övülmesinin suçu oluşturacağına yer verilmiştir.
3713 sayılı Terörle Mücadele Kanunu'nun 1. maddesinde terörün tanımı yapılmıştır.
PKK'nın silahlı bir terör örgütü olup kırk yıla yakın bir süredir ülkemizde başvurduğu birçok silahlı eylem sonucu binlerce insanın yaşamını yitirdiği ve bu eylemler sonucu Türk Devletinin ve vatandaşlarının büyük maddi kayıplara uğradığıda bilinen bir gerçektir.
PKK terör örgütünün silahlı terör eylemleri halen de devam etmekte, son bir kaç yıl içinde Ankara Güvenpark, Merasim Sokak, Elazığ, İstanbul, İzmir ve birçok yerleşim yerinde gerçekleştirdiği eylemlerle yüzlerce insanın yaşamını yitirmesine neden olmuş ve halende hemen hemen hergün özellikle ülkemizin Güneydoğu bölgesinde ve komşu ülke Türk coğrafyasında Türk Silahlı Kuvvetleri, Emniyet Güçleri ve korucuları hedef almaktadır.
Son bir kaç yıldır, Güneydoğu bölgesinde birçok yerleşim biriminde, hendek kazılması, barikatlar, mayınlı tuzaklar gibi fiiller sonucu toplum ve kamu düzeninin bozulmasına ve kişilerin mal ve can kaybına neden olmuş,kamu
düzeni açıkça yok edilmeye çalışılmıştır. Dolayısıyla anılan fiiller sonucu kamu düzeni açısından yakın ve açık tehlike oluşmuştur.
Abdullah Öcalan'ın da PKK terör örgütünün kurucusu ve lideri olduğu, ülkemizdeki terör eylemlerini yönlendirdiği bilinen bir husustur.
Avrupa İnsan Hakları ve Ana Hürriyetlerini Koruma Sözleşmesi (AİHS) Türkiye Cumhuriyeti Anayasası'nın 90/5 maddesi uyarınca iç hukukumuzun uyulması zorunlu bir parçasıdır.
Sözleşmenin 9. maddesinde din ve inanç hürriyeti, 10. maddesinde ifade hürriyeti, 11. maddesinde örgütlenme hürriyeti düzenlenmiştir.
Türkiye Cumhuriyeti Anayasası'nın 13. maddesince Temel Hak ve Hürriyetlerin sınırlanması, 14. maddesinde temel hak ve hürriyetlerin kötüye kullanılmaması, 25. maddesinde düşünce ve kanaat hürriyeti, 26. maddesinde de düşünceyi açıklama ve yayma hürriyetlerine yer verilmiştir.
AİHM'e göre, ifade özgürlüğü demokratik bir toplumun vazgeçilmez temel taşlarından biri olup toplumun ilerlemesinin ve bireylerin gelişmesinin temel şartlarından biridir.
Diğer taraftan Anayasanın 26. maddesinin ikinci fıkrasında belirtilen istisnalar gereğince "ifade özgürlüğü mutlak bir hak niteliğinde değildir".
Düşünce özgürlüğü, kişinin özgür bir biçimde bilgiye ulaşabilmesi, bunları başkasına iletebilmesi ve ulaştığı düşünceleri ile suçlanamamasıdır.
AİHM'since ulusal güvenlik, ülkenin toprak bütünlüğü, kamu güvenliği, kamu düzeninin korunması, suçların önlenmesi gibi nedenlerle ifade özgürlüğünün sınırlanmasını kabul etmektedir.
Somut olayda, sanıklarca Halfeti Cumhuriyet Başsavcılığına hitaben yazılan dilekçelerdeki “Daha önce kürt kelimesine karşı olan tahammülsüzlüğün yerini bu gün de Sayın Öcalan hitabı almıştır. Temel sorunları çözme yerine yargı baskısı ile örtbas ederek sonuç alma yoluna gidilmiştir. Bu baskı o kadar ilerletilmiştir ki insanların hitapları dahi dava konusu yapılmıştır. Bunun en somut örneği 9 yıldır tek başına özel tip İmralı kapalı cezaevinde bulunan Sayın ABDULLAH ÖCALAN’a sayın olarak hitap edilmesidir. Eğer sayın olarak hitap etmek suç ise ben de Sayın Abdullah Öcalan diyorum ve bu suçu işleyip kendimi ihbar ediyorum.” şeklindeki ifadelerin düşünce ve ifade hürriyeti kapsamında değerlendirilmesi olanaklı değildir.
Nitekim Dairemizin 26.01.2011 tarih ve 2008/17971 esas- 2011/326 K. sayılı kararında “açık hava toplantısında konuşma yapan sanığın konuşmasının bir bölümünde yasadışı terör örgütü lideri olmak suçundan mahkum olan ve halen cezası infaz edilmekte olan kişiye “sayın Öcalan” diye hitabının ifade özgürlüğü kapsamında değerlendirilemiyeceği ve açıkça suçluyu övme kapsamında bulunduğu gözetilmeden…” denilmek suretiyle yasadışı terör örgütü liderine sayın denilerek hitap edilmesi dahi suçluyu övme olarak değerlendirilmiştir.
Sanıkların Kanun yararına bozma istemine ilişkin olayda ise yukarıda belirtildiği üzere yasadışı silahlı terör örgütü lideri için “Ben de sayın Abdullah Öcalan diyorum” şeklindeki sözleri ile uzun yıllardır Türkiye Cumhuriyeti topraklarının bir kısmını bölerek Marksist- Leninist rejime dayalı bağımsız bir devlet kurmayı hedefleyen ve bu amaçla binlerce vatan evladının ölümüne ve ülkenin büyük ekonomik kaybına neden olan, Uluslar arası Kuruluşlar ile Avrupa birliğince terör örgütü sayılan bir örgüt liderini açıkça işlemiş olduğu suçlar ve güttüğü amaç itibariyle övmek suretiyle suçluyu işlediği suçlar nedeniyle övülmektedir.
Sanıklar tarafından kaleme alınan dilekçelerdeki söz ve ifadelerin Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesinin 9, 10, 17 ve Türkiye Cumhuriyeti Anayasasının 13, 14, 15, 26. maddeleri kapsamında düşünce ve kanaat hürriyeti kapsamında değerlendirilmesi hukuken mümkün değildir.
Bu itibarla, sanıklarca yazılan dilekçelerdeki söz ve ifadelerin TCK:nun 215/1 maddesinde tanımı yapılan suçu ve suçluyu övme suçunu oluşturduğu düşünüldüğünden sayın çoğunluğun suçun yasal unsurlarının oluşmadığı yönündeki görüşlerine katılma imkanı olmamıştır.24.05.2018
İfade özgürlüğü bakımından şiddeti teşvik edici ve övücü söylemler ile azınlıklara karşı nefret söylemi istisna olarak belirtilmiştir. Bu ayrım, her övücü sözün kendiliğinden suç olduğu anlamına gelmez. Cezalandırma için aleniyet ve kamu düzeni açısından açık ve yakın tehlike birlikte aranır.
Basın ve yayında ceza ile haber ve eleştiri
Yukarıdaki maddelerde tanımlanan suçlar basın ve yayın yoluyla işlenirse verilecek ceza yarı oranına kadar artırılır. Haber verme sınırlarını aşmayan ve eleştiri amacıyla yapılan düşünce açıklamaları ise suç oluşturmaz.
5237 sayılı TÜRK CEZA KANUNU m. 218Kaynağı aç
maddelerde tanımlanan suçların basın ve yayın yoluyla işlenmesi hâlinde,
verilecek ceza yarı oranına kadar artırılır. Ancak, haber verme sınırlarını
aşmayan ve eleştiri amacıyla yapılan düşünce açıklamaları suç oluşturmaz.
Görev sırasında din hizmetlerini kötüye kullanma
Soruşturma, mahkeme ve dava zamanaşımı
Suç şikâyete bağlı değildir; resen soruşturulur ve kovuşturulur. Bu suç için ayrıca bir şikâyet süresi öngörülmemiştir.
Görevli mahkeme asliye ceza mahkemesidir ve yargılamada basit yargılama usulü uygulanır.
Suçun cezası iki yıla kadar hapistir. Beş yıldan fazla olmamak üzere hapis veya adli para cezasını gerektiren suçlarda kamu davası sekiz yılın geçmesiyle düşer. İki yıla kadar hapis cezası bu ceza sınıfının içinde kaldığından ilgili dava zamanaşımı süresi sekiz yıldır.
5237 sayılı TÜRK CEZA KANUNU m. 66Kaynağı aç
kamu davası;
a) Ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasını gerektiren suçlarda otuz yıl,
b) Müebbet hapis cezasını gerektiren suçlarda yirmibeş yıl,
c) Yirmi yıldan aşağı olmamak üzere hapis cezasını gerektiren suçlarda
yirmi yıl,
d) Beş yıldan fazla ve yirmi yıldan az hapis cezasını gerektiren suçlarda
onbeş yıl,
e) Beş yıldan fazla olmamak üzere hapis veya adlî para cezasını
gerektiren suçlarda sekiz yıl,
geçmesiyle düşer.
(2) Fiili işlediği sırada oniki yaşını doldurmuş olup da onbeş yaşını
doldurmamış olanlar hakkında, bu sürelerin yarısının; onbeş yaşını doldurmuş olup
da onsekiz yaşını doldurmamış olan kişiler hakkında ise, üçte ikisinin
geçmesiyle kamu davası düşer.
(3) Dava zamanaşımı süresinin belirlenmesinde dosyadaki mevcut deliller
itibarıyla suçun daha ağır cezayı gerektiren nitelikli halleri de göz önünde bulundurulur.
(4) Yukarıdaki fıkralarda yer alan sürelerin belirlenmesinde suçun
kanunda yer alan cezasının yukarı sınırı göz önünde bulundurulur; seçimlik cezaları
gerektiren suçlarda zamanaşımı bakımından hapis cezası esas alınır.
(5) (Değişik: 29/6/2005 – 5377/8
md.) Aynı fiilden dolayı tekrar yargılamayı gerektiren hallerde, mahkemece
bu husustaki talebin kabul edildiği tarihten itibaren fiile ilişkin zamanaşımı
süresi yeni baştan işlemeye başlar.
(6) Zamanaşımı, tamamlanmış suçlarda suçun işlendiği günden, teşebbüs
halinde kalan suçlarda son hareketin yapıldığı günden, kesintisiz suçlarda
kesintinin gerçekleştiği ve zincirleme suçlarda son suçun işlendiği günden, çocuklara
karşı üstsoy veya bunlar üzerinde hüküm ve nüfuzu olan kimseler tarafından
işlenen suçlarda çocuğun onsekiz yaşını bitirdiği günden itibaren işlemeye
başlar.
(7) Bu Kanunun İkinci Kitabının Dördüncü Kısmında yazılı ağırlaştırılmış
müebbet veya müebbet veya on yıldan fazla hapis cezalarını gerektiren suçların
yurt dışında işlenmesi halinde dava zamanaşımı uygulanmaz.
Dava zamanaşımı süresinin durması veya kesilmesi
Kısa süreli hapsin seçenek yaptırıma çevrilmesi
Kısa süreli hapis cezası; hükümlünün kişiliği, sosyal ve ekonomik durumu, yargılama sürecinde duyduğu pişmanlık ve suçun işlenmesindeki özelliklere göre adli para cezasına veya kanunda sayılan diğer seçenek yaptırımlara çevrilebilir. Suç tanımında hapis cezası ile adli para cezasının seçenek olarak öngörüldüğü hallerde hapis cezasına hükmedilmişse bu ceza artık adli para cezasına çevrilmez. Suçu ve suçluyu övmenin tanımında ise iki yıla kadar hapis cezası öngörülmüştür.
5237 sayılı TÜRK CEZA KANUNU m. 50Kaynağı aç
kişiliğine, sosyal ve ekonomik durumuna, yargılama sürecinde duyduğu pişmanlığa
ve suçun işlenmesindeki özelliklere göre;
a) Adlî para cezasına,
b) Mağdurun veya kamunun uğradığı zararın aynen iade, suçtan önceki hale
getirme veya tazmin suretiyle, tamamen giderilmesine,
c) En az iki yıl süreyle, bir meslek
veya sanat edinmeyi sağlamak amacıyla, gerektiğinde barınma imkanı da bulunan
bir eğitim kurumuna devam etmeye,
d) Mahkûm olunan cezanın yarısından bir katına kadar süreyle, belirli
yerlere gitmekten veya belirli etkinlikleri yapmaktan yasaklanmaya,
e) Sağladığı hak ve yetkiler kötüye kullanılmak suretiyle veya
gerektirdiği dikkat ve özen yükümlülüğüne aykırı davranılarak suç işlenmiş
olması durumunda; mahkûm olunan cezanın yarısından bir katına kadar süreyle,
ilgili ehliyet ve ruhsat belgelerinin geri alınmasına, belli bir meslek ve
sanatı yapmaktan yasaklanmaya,
f) Mahkûm olunan cezanın yarısından bir katına kadar süreyle ve gönüllü olmak
koşuluyla kamuya yararlı bir işte çalıştırılmaya,
çevrilebilir.
(2) Suç tanımında hapis cezası ile adlî para cezasının seçenek olarak
öngörüldüğü hallerde, hapis cezasına hükmedilmişse; bu ceza artık adlî para cezasına
çevrilmez.
(3) Daha önce hapis cezasına mahkûm edilmemiş olmak koşuluyla, mahkûm
olunan otuz gün ve daha az süreli hapis cezası ile fiili işlediği tarihte
onsekiz yaşını doldurmamış veya altmışbeş yaşını bitirmiş bulunanların mahkûm
edildiği bir yıl veya daha az süreli hapis cezası, birinci fıkrada yazılı
seçenek yaptırımlardan birine çevrilir.
(4) Taksirli suçlardan dolayı
hükmolunan hapis cezası uzun süreli de olsa; bu ceza, diğer koşulların varlığı
halinde, birinci fıkranın (a) bendine göre adlî para cezasına çevrilebilir.
Ancak, bu hüküm, bilinçli taksir halinde uygulanmaz.
(5) Uygulamada asıl mahkûmiyet, bu madde hükümlerine göre çevrilen adlî
para cezası veya tedbirdir.
(6) Hüküm kesinleştikten sonra Cumhuriyet savcılığınca yapılan tebligata
rağmen otuz gün içinde seçenek tedbirin gereklerinin yerine getirilmesine
başlanmaması veya başlanıp da devam edilmemesi halinde, infaz hâkimliği kısa
süreli hapis cezasının tamamen veya kısmen infazına karar verir ve bu karar
derhal infaz edilir. Bu durumda, beşinci fıkra hükmü uygulanmaz.[7][8]
(7) Hükmedilen seçenek tedbirin hükümlünün elinde olmayan nedenlerle
yerine getirilememesi durumunda, infaz hâkimliğince tedbir değiştirilir.8
Hapis cezasının ertelenmesi
Daha önce hapis cezasına mahkûm edilmemiş olmak koşuluyla, mahkûm olunan otuz gün ve daha az süreli hapis cezası seçenek yaptırımlardan birine çevrilir. Fiilin işlendiği tarihte on sekiz yaşını doldurmamış veya altmış beş yaşını bitirmiş kişiler bakımından bu zorunlu çevirme, bir yıl veya daha az süreli hapis cezası için geçerlidir.
Uygulamada asıl mahkûmiyet, çevrilen adli para cezası veya tedbirdir. Hüküm kesinleştikten sonra yapılan tebligata rağmen otuz gün içinde seçenek tedbire başlanmaz veya tedbire devam edilmezse infaz hâkimliği kısa süreli hapis cezasının tamamen veya kısmen infazına karar verir ve karar derhal infaz edilir. Seçenek tedbir hükümlünün elinde olmayan nedenlerle yerine getirilemezse infaz hâkimliği tedbiri değiştirir.
Hapis cezasının ertelenmesi
İki yıl veya daha az süreli hapis cezası ertelenebilir. Fiilin işlendiği sırada on sekiz yaşını doldurmamış veya altmış beş yaşını bitirmiş kişilerde bu üst sınır üç yıldır. Erteleme için kişinin daha önce kasıtlı bir suçtan üç aydan fazla hapis cezasına mahkûm edilmemiş olması ve yargılama sürecindeki pişmanlığı nedeniyle yeniden suç işlemeyeceği konusunda mahkemede kanaat oluşması gerekir.
5237 sayılı TÜRK CEZA KANUNU m. 51Kaynağı aç
hapis cezasına mahkûm edilen kişinin cezası ertelenebilir. Bu sürenin üst
sınırı, fiili işlediği sırada onsekiz yaşını doldurmamış veya altmışbeş yaşını
bitirmiş olan kişiler bakımından üç yıldır. Ancak, erteleme kararının verilebilmesi
için kişinin;
a) Daha önce kasıtlı bir suçtan dolayı üç aydan fazla hapis cezasına
mahkûm edilmemiş olması,
b) Suçu işledikten sonra yargılama sürecinde gösterdiği pişmanlık
dolayısıyla tekrar suç işlemeyeceği konusunda mahkemede bir kanaatin oluşması,
gerekir.
(2) Cezanın ertelenmesi, mağdurun veya kamunun uğradığı zararın aynen
iade, suçtan önceki hale getirme veya tazmin suretiyle tamamen giderilmesi
koşuluna bağlı tutulabilir. Bu durumda, koşul gerçekleşinceye kadar cezanın
infaz kurumunda çektirilmesine devam edilir. Koşulun yerine getirilmesi
halinde, infaz hâkimi kararıyla hükümlü infaz kurumundan derhal salıverilir.[9]
(3) Cezası ertelenen hükümlü hakkında, bir yıldan az, üç yıldan fazla
olmamak üzere, bir denetim süresi belirlenir. Bu sürenin alt sınırı, mahkûm
olunan ceza süresinden az olamaz.
(4) Denetim süresi içinde;
a) Bir meslek veya sanat sahibi
olmayan hükümlünün, bu amaçla bir eğitim programına devam etmesine,
b) Bir meslek veya sanat sahibi
hükümlünün, bir kamu kurumunda veya özel olarak aynı meslek veya sanatı icra
eden bir başkasının gözetimi altında ücret karşılığında çalıştırılmasına,
c) Onsekiz yaşından küçük olan hükümlülerin, bir meslek veya sanat
edinmelerini sağlamak amacıyla, gerektiğinde barınma imkanı da bulunan bir
eğitim kurumuna devam etmesine,
mahkemece karar verilebilir.
(5) Mahkeme, denetim süresi içinde hükümlüye rehberlik edecek bir uzman
kişiyi görevlendirebilir. Bu kişi, kötü alışkanlıklardan kurtulmasını ve
sorumluluk bilinciyle iyi bir hayat sürmesini temin hususunda hükümlüye öğütte
bulunur; eğitim gördüğü kurum yetkilileri veya nezdinde çalıştığı kişilerle
görüşerek, istişarelerde bulunur; hükümlünün davranışları, sosyal uyumu ve
sorumluluk bilincindeki gelişme hakkında üçer aylık sürelerle rapor
düzenleyerek infaz hâkimine verir.9
(6) Mahkeme, hükümlünün kişiliğini ve sosyal durumunu göz önünde
bulundurarak, denetim süresinin herhangi bir yükümlülük belirlemeden veya uzman
kişi görevlendirmeden geçirilmesine de karar verebilir.
(7) Hükümlünün denetim süresi içinde
kasıtlı bir suç işlemesi veya kendisine yüklenen yükümlülüklere, infaz
hâkiminin uyarısına rağmen, uymamakta ısrar etmesi halinde; ertelenen cezanın
kısmen veya tamamen infaz kurumunda çektirilmesine infaz hâkimliğince karar
verilir.[10]
(8) Denetim süresi yükümlülüklere uygun veya iyi halli olarak geçirildiği
takdirde, ceza infaz edilmiş sayılır.
Adlî para cezası
Erteleme, mağdurun veya kamunun uğradığı zararın aynen iade, suçtan önceki hâle getirme ya da tazmin yoluyla tamamen giderilmesi koşuluna bağlanabilir. Koşul gerçekleşinceye kadar cezanın infazına devam edilir; koşul yerine getirilince infaz hâkiminin kararıyla hükümlü derhal salıverilir.
Ertelenen cezada bir yıldan az ve üç yıldan fazla olmayan bir denetim süresi belirlenir. Bu sürenin alt sınırı, mahkûm olunan ceza süresinden az olamaz. Denetim süresi içinde kasıtlı bir suç işlenmesi veya yüklenen yükümlülüklere infaz hâkiminin uyarısına rağmen uyulmaması hâlinde ertelenen cezanın kısmen veya tamamen infazına infaz hâkimliği karar verir. Süre yükümlülüklere uygun veya iyi hâlli geçirilirse ceza infaz edilmiş sayılır.
İştirak
Suçu ve suçluyu övme suçu iştirak hâlinde de işlenebilir. Suç, iştirak bakımından ayrıca farklı bir özellik göstermez.
Somut kararlarda unsurların uygulanması
Yargıtay 8. Ceza Dairesinin 2017/12669 esas ve 2018/5877 karar sayılı kararında, yargı mercilerinin soruşturmalarına tepki kapsamında gönderilen ve bir hükümlü hakkında “sayın” denilerek kendini ihbar etmeyi içeren mektuplar incelenmiştir. Çoğunluk; şiddet, silahlı direnme veya ayaklanma teşviki bulunmadığını, işlenmiş bir suçu ya da kişiyi işlediği suç nedeniyle övmenin görülmediğini ve açıklamanın değer yargısı niteliğinde olduğunu kabul etmiştir. Yüklenen suçun yasal unsurları oluşmamıştır. Mahkûmiyet kararı 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 309/4-d maddesi uyarınca bozulmuş; sabit kabul edilen eylem kanunda suç olarak tanımlanmadığından CMK m. 223/2-a uyarınca beraate ve hükmedilen cezaların çektirilmemesine karar verilmiştir. Karar oyçokluğuyladır ve karşı görüş suçu oluşmuş saymaktadır. Sonuç, incelenen mektuplara ilişkindir.
Yargıtay 3. Ceza Dairesinin 2021/4223 esas ve 2022/1688 karar sayılı kararında, terör örgütü elebaşısının yakalanmasını protesto sırasında fotoğraflı pankart taşınması ele alınmıştır. Pankartın örgütün cebir, şiddet ve tehdit içeren yöntemlerini öven, meşru gösteren veya bu yöntemlere başvurulmasını teşvik eden içerik taşımadığı anlaşıldığından terör örgütü propagandası suçunun unsurları oluşmamıştır. Daire, TCK m. 215’teki suçun unsurları ve cezalandırma şartlarının gerçekleşip gerçekleşmediğinin tartışılması ve sanığın hukuki durumunun belirlenmesi gerektiğini, bu konudaki takdir ve değerlendirmenin mahkemeye ait olduğunu belirtmiştir. Yerel beraat hükmü, Cumhuriyet savcısının temyiz itirazları yerinde görülerek 05.04.2022 tarihinde oybirliğiyle bozulmuştur. Bu bozma, TCK m. 215 bakımından mahkûmiyet sonucu değildir.
Yargıtay 3. Ceza Dairesi, E. 2021/4223, K. 2022/1688Kaynağı aç
"İçtihat Metni"
Mahkemesi :Ağır Ceza Mahkemesi
Suç : Terör örgütü propagandası yapmak
Hüküm : Beraat
Dosya incelenerek gereği düşünüldü:
Sanığın, PKK/KCK terör örgütü elebaşısı …'ın Kenya'da yakalanarak Türkiye'ye getirilişini protesto etmek amacıyla düzenlenen organizasyon sırasında üzerinde "…fotoğrafı bulunan pankartı taşıması şeklinde gerçekleşen somut olayda;
Ayrıntıları Dairemizin 09.02.2016 tarih ve 2015/7466 Esas 2016/1025 Karar sayılı kararında açıklandığı üzere; olay tarihi ve yeri, sanığın muhatap kitle üzerindeki etkisi, taşınan pankartın terör örgütünün cebir, şiddet ve tehdit içeren yöntemlerini öven, meşru gösteren ya da bu yöntemlere başvurulmasını teşvik eden bir muhteva da içermediğinin anlaşılması karşısında terör örgütü propagandası suçunun unsurlarının oluşmadığı ancak; Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 2007/9-69-99 sayılı ve Yargıtay 8. Ceza Dairesinin 05.06.2002 tarih 5079-6668 sayılı kararlarında da işaret olunduğu üzere TCK'nın 215. maddesinde düzenlenen "kamu düzeni açısından açık ve yakın bir tehlikenin ortaya çıkması halinde suçu ve suçluyu övme" suçunun oluşacağı, bu husustaki takdir ve değerlendirmenin mahkemeye ait olduğu da gözetilerek, TCK’nın 215. maddesinde tanımlanan suçu ve suçluyu övme suçunun unsurları ve cezalandırılma şartlarının gerçekleşip gerçekleşmediği tartışılarak sanığın hukuki durumunun takdir ve tayini yerine yerinde olmayan gerekçe ile yazılı şekilde karar verilmesi,
Kanuna aykırı, o yer Cumhuriyet savcısının temyiz itirazları bu itibarla yerinde görülmüş olduğundan hükmün bu sebepten dolayı BOZULMASINA, 05.04.2022 tarihinde oybirliğiyle karar verildi
Yargıtay 16. Ceza Dairesinin 2019/5208 esas ve 2021/3393 karar sayılı kararında, TCK m. 215’te tanımlanan suçun unsurları ve cezalandırma şartları karar yerinde tartışılıp sanığın hukuki durumu belirlenmeden yazılı biçimde karar verilmesi bozma sebebi sayılmıştır. Hüküm oybirliğiyle bozulmuştur. Karar, incelenen olayda açık ve yakın tehlikenin gerçekleştiğini saptamamaktadır.
Yargıtay 16. Ceza Dairesi, E. 2019/5208, K. 2021/3393Kaynağı aç
"İçtihat Metni"
Mahkemesi :Ağır Ceza Mahkemesi
Suç : Terör örgütü propagandası yapmak
Hüküm : Beraat
Dosya incelenerek gereği düşünüldü:
Uludere olayının yıl dönümü nedeniyle ve Suriye’nin Kobani bölgesinde yaşanan çatışmaları protesto etmek amacıyla 28.12.2014 tarihinde toplanan yaklaşık 300 kişilik grubun içinde bulunan sanığın, grupla birlikte katıldığı etkinlik esnasında “biji serok apo” şeklinde slogan attığı ve mahkemenin kabulünün de bu yönde olduğu anlaşılan somut olayda;
Ayrıntıları Dairemizin 09.02.2016 tarih ve 2015/7466 E., 2016/1025 K. sayılı kararında açıklandığı üzere, olay tarihi ve yeri, sanığın muhatap kitle üzerindeki etkisi, toplantının olaysız dağılmış olması da gözetildiğinde, atılan sloganın terör örgütünün cebir, şiddet ve tehdit içeren yöntemlerini öven, meşru gösteren ya da bu yöntemlere başvurulmasını teşvik eden bir muhteva da içermediğinin anlaşılması karşısında; terör örgütünün propagandasını yapmak suçunun unsurlarının oluşmadığı ancak; atılan sloganın, Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 2007/9-69-99 sayılı ve Yargıtay 8. Ceza Dairesinin 05.06.2002 tarih, 5079-6668 sayılı kararlarında da işaret olunduğu üzere TCK'nın 215. maddesinde düzenlenen "kamu düzeni açısından açık ve yakın bir tehlikenin ortaya çıkması halinde suçu ve suçluyu övme" suçunun oluşacağı, bu husustaki takdir ve değerlendirmenin mahkemeye ait olduğu da gözetilerek, 5237 sayılı TCK’nın 215. maddesinde tanımlanan suçu ve suçluyu övme suçunun unsurları ve cezalandırılma şartlarının gerçekleşip gerçekleşmediği karar yerinde tartışılarak sanığın hukuki durumunun takdir ve tayini yerine yerinde olmayan gerekçe ile yazılı şekilde karar verilmesi,
Bozmayı gerektirmiş, O yer Cumhuriyet savcısının temyiz itirazı bu bakımdan yerinde görülmüş olduğundan, hükmün açıklanan nedenle BOZULMASINA, 28.05.2021 tarihinde oybirliği ile karar verildi.
Suçu ve suçluyu övmenin cezası nedir?
Kamu düzeni açısından açık ve yakın tehlike ortaya çıkmışsa ceza iki yıla kadar hapistir. Basın ve yayın yoluyla işlenirse ceza yarı oranına kadar artırılır.
Suç şikâyete bağlı mıdır?
Hayır. Suç resen soruşturulur ve kovuşturulur; bu suç için bir şikâyet süresi öngörülmemiştir.
Eleştiri veya haber suç oluşturur mu?
Haber verme sınırlarını aşmayan ve eleştiri amacıyla yapılan düşünce açıklamaları suç oluşturmaz.
Henüz işlenmemiş fiili övmek bu suçu oluşturur mu?
Hayır. Henüz işlenmemiş bir fiilin övülmesi suç işlemeye tahrik suçunu gündeme getirir.
Hapis cezası hangi şartlarla ertelenebilir?
İki yıl veya daha az hapis cezası, önceki kasıtlı mahkûmiyet ve yeniden suç işlemeyeceğine dair mahkeme kanaati şartlarıyla ertelenebilir. Belirtilen yaş gruplarında üst sınır üç yıldır.
Hukuki uyarı: Bu içerik genel bilgilendirme amacı taşır; somut olay değerlendirmesi için avukata başvurulmalıdır.
Hazırlayan: Av. Erdal Ersoy

