Sendika Üyeliği Sonrası Kök Ücretin Düşürülmesi

by Avukat Erdal Ersoy
Sendika Üyeliği Sonrası Kök Ücretin Düşürülmesi

Toplu İş Sözleşmesi ve Yararlılık İlkesinin Hukuki Çerçevesi

6356 sayılı Sendikalar ve Toplu İş Sözleşmesi Kanunu'nun 36. maddesinin birinci fıkrası uyarınca, metinde farklı bir kural öngörülmedikçe bireysel düzeydeki sözleşmelerin toplu iş sözleşmesi düzenlemeleriyle çelişmemesi esastır. Bu düzenlemelerle bağdaşmayan sözleşme maddelerinin yerini doğrudan toplu iş sözleşmesi şartları doldurur. Ancak bireysel iş sözleşmesinde işçi açısından daha elverişli koşulların yer alması halinde, toplu iş sözleşmesindeki aykırı kurallar karşısında işçi lehine olan hükümler uygulanmaya devam eder.

Yargıtay Hukuk Genel Kurulu, E. 2015/1429, K. 2018/1089Kaynağı aç
Hukuk Genel Kurulu         2015/1429 E.  ,  2018/1089 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ :İş Mahkemesi Taraflar arasındaki “fark ücret alacağı” davasından dolayı yapılan yargılama sonunda; Elazığ İş Mahkemesince davanın kısmen kabulüne dair verilen 02.08.2013 gün ve 2011/878 E., 2013/491 K. sayılı kararın temyizen incelenmesi davalı vekili tarafından istenilmesi üzerine Yargıtay 22. Hukuk Dairesinin 18.11.2013 gün ve 2013/32224 E., 2014/24916 K. sayılı kararı ile; "…Davacı İsteminin Özeti: Davacı, davalı işveren işçisi olarak çalışmakta iken sendikaya üye olduğunu, sendikaya üye olduktan sonra rızası alınmadan günlük brüt ücretinin düşürüldüğünü ileri sürerek, fark ücret alacağını istemiştir. Davalı Cevabının Özeti: Davalı, davacının toplu iş sözleşmesinden sonra aldığı geniş anlamda ücretin arttığını, emsal dosyalarda davaların reddedildiğini savunarak, davanın reddini istemiştir. Mahkeme Kararının Özeti: Mahkemece, toplanan kanıtlar ve bilirkişi raporuna dayanılarak, davanın kabulüne karar verilmiştir. Temyiz: Kararı davalı temyiz etmiştir. Gerekçe: Taraflar arasındaki uyuşmazlık, davacının ücretinin işverence tek taraflı olarak düşürülüp düşürülmediği ve davacının fark ücret alacağına hak kazanıp kazanmadığı noktasında toplanmaktadır. Davacının toplu iş sözleşmesinden yararlanmadığı dönemde son günlük brüt ücretinin 29,20 TL olduğu, sendikal haklardan ve toplu iş sözleşmesinden yararlandırılmaya başlandığı 15.03.2005 tarihinden sonra ise 25,41 TL olarak ödendiği dosya kapsamı ile sabittir. TEDAŞ ile toplu iş sözleşmesi imzalayan TES-İŞ Sendikası arasında 31.05.2004 tarihinde yapılan protokol neticesinde, işçilerin toplu iş sözleşmesinden protokoldeki şartlar ve öngörüler doğrultusunda yararlandırılmaları kararlaştırılmış, getirilen özel hükümlere göre davacı ve onunla aynı şartlarda çalışan işçilerin ücretleri belirlenmiştir. Dolayısıyla, sadece davacının şahsına ilişkin ücretinin düşürülmesi veya ücretinin işverence tek taraflı olarak düşürülmesi söz konusu değildir. Bu durum karşısında, davacının toplu iş sözleşmesi hükümlerinden faydalanmaya başladığında ücretinin 25,41 TL olarak belirlenmesinde, davalı ve davacı adına hareket eden sendika ile işveren arasında imzalan 31.05.2004 tarihli protokol hükümlerinin esas alındığı açıktır. Davacıya yürürlükte olan toplu iş sözleşmesi gereğince ödenmesi gereken menfaatler davalı tarafça ödenmektedir. Bu şekilde davacının toplu iş sözleşmesinden faydalanmasıyla birlikte toplu iş sözleşmesinin işçiler lehine getirdiği akçalı menfaatlerden (giyim yardımı, gıda yardımı, yemek yardımı, ikramiye, ilave tediye gibi) de yararlanması mümkün olup, davacının gelirinde artış meydana gelmiştir. Kaldı ki davacı ile davalı arasında iş sözleşmesi imzalanırken günlük brüt ücreti 29,20 TL olarak belirlenmiş ve toplu iş sözleşmesinden yararlanma durumunda ücretin toplu iş sözleşmesi ile yeniden belirleneceği hususu düzenlenmiştir. Davacı sendikaya üye olup toplu iş sözleşmesinden yararlanmak istediğini belirttiğine göre, toplu iş sözleşmesi gereği belirlenen yeni ücretini kabul etmiş olup, hem toplu iş sözleşmesi kapsamındaki sosyal hakları hem de kapsam dışı işçilere ödenen günlük brüt ücreti talep etmesi olanaklı değildir. Somut olayın özelliğine göre uyuşmazlığın çözümünde 2822 sayılı Kanun'un 6/1. maddesinin uygulanması mümkün değildir. Mahkemece davanın reddine karar verilmesi gerekirken bu yönler gözetilmeden, yazılı gerekçe ile kabulüne karar verilmesi hatalı olup bozmayı gerektirmiştir…." gerekçesiyle karar bozularak dosya yerine geri çevrilmekle yeniden yapılan yargılama sonunda, mahkemece önceki kararda direnilmiştir. HUKUK GENEL KURULU KARARI Hukuk Genel Kurulunca incelenerek direnme kararının süresinde temyiz edildiği anlaşıldıktan ve dosyadaki belgeler okunduktan sonra gereği görüşüldü: Dava, fark ücret alacağının tahsili istemine ilişkindir. Davacı vekili müvekkilinin…. Elektrik Dağıtım A.Ş. Bölge Müdürlüğü nezdinde sendikasız bir şekilde işe girdiğini, daha sonra sendikaya üye olduğunu, üye olmadan önce günlük yevmiyesi 29,20 TL iken üye olduktan sonra günlük yevmiyesinin muvafakati ve bilgisi olmadan tek taraflı olarak 25,41 TL’ye düşürüldüğünü, bu iki yevmiye arasındaki farkın temel ücret düşük olduğu için giderek büyüdüğünü, davayı belirsiz alacak davası olarak açtıklarını belirterek fark ücret alacağının davalıdan tahsiline karar verilmesini talep etmiştir. Davalı vekili dava değerinin belirsiz olması durumunun söz konusu olmadığını, davanın zamanaşımına uğradığını, esasa ilişkin olarak işçinin Tes-İş Sendikasına üye olmasının kendi isteği ile gerçekleştiğini, ücretinde düşüş olduğunu fark eder etmez sendika üyeliğinden ayrılabileceğini, işçinin iddia ettiği kesintinin sendika aidat kesintisi olduğu, davacının hiçbir ihtirazi kayıt ileri sürmeksizin ücretini aldığını, bu durumun işçinin kabulü anlamına geldiğini, davacının günlük ücretinin düşmesinin alınan toplam ücretin düştüğü anlamına gelmeyeceğini, fazla çalışma, genel tatil, ikramiye gibi yan ödemeler haricinde ücretin düşüp düşmediğine bakılması gerektiğini belirterek davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir. Mahkemece davacının sendikalı olmadan önce günlük yevmiyesinin 29,20 TL olduğu, sendikalı olduktan sonra yevmiyesinin 25,41 TL'ye düştüğü, taraflarca yapılan 01.03.2005-28.02.2007 tarihli toplu iş sözleşmesinin 75’inci maddesinde yer alan hükme göre davacının yevmiyesinde artış yapılırken 29,20 TL üzerinden yapılması gerektiği, toplu iş sözleşmesinde yevmiyenin ne şekilde hesaplanacağına dair açık hüküm bulunduğu ve davacının sendikalı olmadan aldığı ücret ile sendikalı olduktan sonra ek ödemelerle aldığı ücretin karşılaştırılmasının yersiz olduğundan davalı vekilinin beyanına itibar olunmadığı gerekçesiyle bilirkişi raporuna itibarla davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir. Davalı vekilinin temyizi üzerine hüküm Özel Dairece yukarıda açıklanan gerekçelerle bozulmuştur. Mahkemece dosyada mevcut toplu iş sözleşmelerinin metinlerinde bozmaya dayanak olan 31.05.2004 tarihli protokole ilişkin herhangi bir atıf bulunmadığı gibi söz konusu protokolün de davalı tarafça mahkemeye sunulmadığı, davalının davaya cevabında, duruşmalarda ve temyiz dilekçesinde bu protokole dayanmadığı, bozma kararından sonra dahi dosyaya sunulmadığı, medeni usul hukukunda kural olarak taraflarca öne sürülmeyen vakıaların resen göz önüne alınması mümkün olmadığı gibi süresinde usulüne uygun olarak öne sürülmeyen vakıaların da iddia ve savunmaların genişletilmesi yasağı ile karşılaşacağı, bozma kararında sözü edilen protokolün 31.05.2004 tarihli olduğu, davacının ise 01.03.2005-28.02.2007, 01.03.2007-28.02.2009, 01.03.2009-29.02.2011 tarihlerini kapsayan üç ayrı toplu iş sözleşmesi kapsamında ücret alacağı farklarını talep ettiği, bahsi geçen protokol tarihinin davaya konu dönemlerden önceki bir tarihe ait olduğu, bu nedenle söz konusu protokolden sonra taraflar arasında yapılan ve protokole herhangi bir atıf yapmayan toplu iş sözleşmelerine göre ücretin belirlenmesi gerektiği, tarafların daha önceki tarihli bir düzenlemeye dayanarak hareket etmelerinin hukukça korunamayacağı, bozma kararında somut olayın özelliğine göre uyuşmazlığın çözümünde 2822 sayılı Kanun'un 6/1’nci maddesinin uygulanmasının mümkün olmadığı belirtilmiş ise de bu maddeye benzer bir hükmün toplu iş sözleşmesinin 5’inci maddesinde ''sözleşmeden yararlanacağı tespit edilen işçilere uygulanan iş sözleşmelerinin bu sözleşmeye aykırı hükümlerinin yerini bu sözleşme hükümleri alır '' şeklinde yer aldığı, bu maddenin uygulanmaması gerektiği yönündeki görüşe de itibar olunmadığı ve anılan Kanunun 6/1, 2’nci maddelerinin verilen hükmü doğruladığı, toplu iş sözleşmelerinde temel yevmiyenin belirlenmesi ve sosyal haklarla ilgili ayrı ayrı düzenlemeler yer aldığı, sözleşmelerde sosyal haklardan yararlanan işçinin yevmiye artışından yararlanamayacağı yönünde bir düzenleme bulunmadığı, davacının ilk kez 15.03.2005 tarihinde sendikalı olduğu sabit olup bu dönemde geçerli olan Toplu İş Sözleşmesinin 75’inci maddesinde ve çalıştığı diğer dönemlerde yapılan toplu iş sözleşmeleri metinlerinde davacının temel yevmiyesinin nasıl belirleneceği ile ilgili açık ve ayrıntılı düzenlemeler getirildiği ve aynı toplu iş sözleşmeleri ile işçilere sosyal hak ve yardımların da yapılacağının düzenlendiği, davacı vekilince de yevmiye farkı alacağına ilişkin Adana 2. İş Mahkemesince verilen hükmün onanmasına dair Yargıtay 9. Hukuk Dairesinin kararlarını dosya arasına sunduğu belirtilerek direnme kararı verilmiştir. Direnme kararını davalı vekili temyiz etmiştir. Direnme yoluyla Hukuk Genel Kurulu önüne gelen uyuşmazlık, toplu iş sözleşmesinden faydalanmaya başlayan ve toplam akçalı menfaatlerinde artış meydana gelen davacı işçinin çıplak ücretinin, daha sonra yürürlüğe giren T.İ.S. hükümleri ile düşürülüp düşürülmeyeceği, burada varılacak sonuca göre davacı işçinin fark ücret alacağına hak kazanıp kazanmadığı noktasında toplanmaktadır. Toplu iş sözleşmesi, işçi sendikası ile işveren sendikası veya sendika üyesi olmayan işveren arasında, iş sözleşmesinin (hizmet akdinin) yapılması, muhtevası ve sona ermesi ile ilgili hükümleri düzenlemek için yapılan, tarafların karşılıklı hak ve borçlarını, toplu iş sözleşmesinin uygulanması ve denetimi ile uyuşmazlıkların çözüm yollarına ilişkin hükümleri de içerebilen yazılı bir sözleşmedir (Çelik, N.: İş Hukuku Dersleri, Eylül 2009, Yenilenmiş 22. Bası, s. 504). Dava tarihinde yürürlükte bulunan mülga 2822 sayılı Toplu İş Sözleşmesi Grev ve Lokavt Kanunu'nun 6’ıncı maddesinde, “Toplu iş sözleşmesinde aksi belirtilmedikçe hizmet akitleri toplu iş sözleşmesine aykırı olamaz. Hizmet akitlerinin toplu iş sözleşmesine aykırı hükümlerinin yerini toplu iş sözleşmesindeki hükümler alır. Hizmet akdinde düzenlenmeyen hususlarda toplu iş sözleşmesindeki hükümler uygulanır. Toplu iş sözleşmesinde hizmet akitlerine aykırı hükümlerin bulunması hâlinde hizmet akdinin işçi lehindeki hükümleri geçerlidir.” hükmü öngörülmüştür. 07.11.2012 tarih ve 28460 sayılı Resmî Gazete'de yayımlanan 18.10.2012 tarih ve 6356 sayılı Sendikalar ve Toplu İş Sözleşmesi Kanunu'nun 36’ıncı maddesine göre de, toplu iş sözleşmesinde aksi belirtilmedikçe iş sözleşmeleri toplu iş sözleşmesine aykırı olamaz. İş sözleşmelerinin toplu iş sözleşmesine aykırı hükümlerinin yerini toplu iş sözleşmesindeki hükümler alır. Toplu iş sözleşmesinde iş sözleşmelerine aykırı hükümlerin bulunması hâlinde ise iş sözleşmesinin işçi yararına olan hükümleri geçerlidir. 2822 sayılı Kanun'un 6/1’inci maddesinde (6356 sayılı Kanun'un 36/1) yer alan ve iş hukukunun işçiyi sosyal bakımdan koruma düşüncesinden doğan yararlılık ilkesi (işçi lehine şart ilkesi) emredici bir hukuk kuralı olarak düzenlenmiş olduğundan, sosyal tarafların yararlılık ilkesini bertaraf etmeleri mümkün değildir (Ekonomi, M.: Toplu İş Sözleşmesinin Niteliği, Hükümleri, Uygulanma Alanı ve Sona Ermesi Konusunda Yargıtay Kararlarının Değerlendirilmesi, Toplu İş İlişkilerini Düzenleyen Yeni Yasalar Karşısında Önceki Yargıtay Kararlarının Değerlendirilmesi, Ankara 1984, s. 65-66; Soyer, P.: Toplu Sözleşme Hukukunda Yararlılık İlkesi, Ankara 1991, s. 18-20). Dolayısıyla, toplu iş sözleşmesinin taraflarının işçi yararına çalışma koşullarını içeren anlaşmaları yasaklayıcı kayıtları da, hiçbir hüküm doğurmayacak ve işçiye yararlı iş sözleşmeleri toplu iş sözleşmesi karşısında geçerli kalacaktır (Tunçomağ, K.: Toplu İş Sözleşmesinin Düzenleyici Kısmı ve İşçiye Yararlılık Esası, İstanbul Üniversitesi Mukayeseli Hukuk Araştırmaları Dergisi, 1971, S. 8, s. 18 vd.). Buna göre, toplu iş sözleşmesinin taraflarının “mutlak emredici” nitelikte düzenleme yapamayacakları sonucu çıkmaktadır. Dolayısıyla, toplu iş sözleşmesinin normatif hükümleri ya nispi emredicidir ya da yedek hukuk kuralı niteliğindedir. Teorik açıdan nispi emredicilik niteliği taşıyan toplu iş sözleşmesi hükümlerinin tümü açısından yararlılık ilkesi uygulanma olanağına sahiptir. Ancak, pratikte bazı normatif hükümler bakımından yararlılık ilkesinin uygulanması söz konusu olmayabilir. Bunun tipik örneği iş sözleşmesinin yapılmasına ilişkin hükümlerdir (Soyer, s. 45). İş sözleşmesinde olan ve toplu iş sözleşmesine aykırı hüküm şayet işçi yararına ise “işçiye yararlılık ilkesi” gereği söz konusu hükmün geçerliliği yasa hükmüdür. İş sözleşmesinin hükümlerinin, toplu iş sözleşmesine kıyasla, işçinin daha yararına olup olmadığının belirlenmesinde birkaç ölçüte başvurulmaktadır. Bunlardan birinci ölçüt, toplu iş sözleşmesinin hükmü ile iş sözleşmesi hükmü arasında bir karşılaştırma yapılmasıdır. Bu durumda, iş sözleşmesinde yer alan bir düzenlemenin, örneğin, ücretin toplu iş sözleşmesindeki ücretten daha yukarıda olup olmadığı araştırılmalıdır (Tunçomağ, s. 26; E. İnce, Toplu Pazarlık Hukuku, İşletmelerde İş ve Sosyal Güvenlik Hukuku, İnsangücü Yönetimi, C. III, Kitap 2, İstanbul 1985, s. 21; Esener, T.: İş Hukuku, Ankara 1978, s. 407). İkinci ölçüt, işçiye yararlılığın, tek bir işçinin çıkarlarına göre takdir edilmesidir. Bunun sonucunda, iş sözleşmesindeki bir hükümle, toplu iş sözleşmesindeki hüküm karşılaştırılacak ve tek bir işçi açısından yararlı olup olmadığı araştırılacaktır. Bu ölçütte, bütün işçilerin yararına olup olmadığı araştırılmayacaktır (Tunçomağ, s. 26-27; İnce, s. 21). Üçüncü ölçüt ise, işçiye yararlılığın objektif olarak değerlendirilmesidir (Tunçomağ, s. 26-27; İnce, s. 21). Objektif değerlendirme, iş hukukunda yürüyen esaslara uygun bir değerlendirme yapmak, demektir. Örneğin, toplu iş sözleşmesindeki çalışma süresinin uzatılması karşılığında oldukça yüksek bir ücret öngörülmüş olsa dahi, genellikle işçi yararına değildir. Zira, işçiler uzun yıllardan beri, iş süresinin kısaltılmasının mücadelesini yapmışlardır. Bu nedenle, toplu iş sözleşmesindeki çalışma süresini uzatan anlaşma, işçi yararına değildir (Tunçomağ, s. 27-28; Esener, s. 410). Son olarak da, bir iş sözleşmesi hükmünün işçi yararına olup olmadığı yönü şüpheli ise, toplu iş sözleşmesinin uygulanması tercih edilmelidir. Bu sonuca, toplu iş sözleşmesinin normatif hükümlerinin işçiyi koruyucu amacından ulaşılmaktadır (Tunçomağ, s. 30). Yapılan açıklamalardan da anlaşılacağı üzere, toptan bir yararlılıktan çok, 2822 sayılı Kanun'un 6/2’nci maddesinin (6356 sayılı Kanun'un 36/1’inci maddesinin) metninden anlaşılacağı üzere tek lehe hüküm olması yeterlidir. Toplu iş sözleşmesi ile verilen tüm haklar dikkate alındığında, işçi iş sözleşmesine göre daha avantajlı olabilir ise de, bu tek başına yeterli değildir. Özellikle kök ücret konusunda, iş sözleşmesi lehe ise kök ücretin yüksekliği, toplu iş sözleşmesindeki ücretle birlikte diğer sosyal hakları da etkileyeceğinden kök ücretin toptan bir etkisinin de olacağı açıktır. Ayrıca belirtmek gerekir ki yararlılık (işçi yararına şart) ilkesi, mutlak emredici niteliği ile toplu iş sözleşmesinde geçerli olan düzen ilkesi ile 2709 sayılı Türkiye Cumhuriyeti Anayasası'nın 10, 4857 sayılı İş Kanunu’nun 5’inci maddesindeki eşitlik ilkesinden önce uygulanır. Yukarıda açıklanan bu maddi ve hukuki olgular ışığında somut olay değerlendirildiğinde; davalı işverenlikte Tes-İş Sendikasının örgütlü olduğu ve Tes-İş Sendikası ile Tedaş ve davalı …’ın dâhil olduğu bağlı elektrik dağıtım şirketlerini temsilen Kamu İş Sendikası arasındaki 01.03.2003-28.02.2005, 01.03.2005-28.02.2007, 01.03.2007-28.08.2009, 01.03.2009-28.02.2011 ve 01.03.2011-28.02.2013 yürürlük süreli İşletme Toplu İş Sözleşmelerinin imzalandığı ve davacının 28.02.2005 tarihli Sendika Yönetim Kurulu kararı ile sendika üyesi olduğu anlaşılmaktadır. 03.10.2005 tarihinde imzalanan 01.03.2005-28.02.2007 yürürlük süreli İşletme Toplu İş Sözleşmesinin 72’nci maddesinde, “bu Sözleşme anlamındaki asgari ücret; işçilerin işgal ettikleri görev (pozisyon) unvanlarına göre, Sözleşmenin ekindeki tespit edilmiş dereceler için öngörülmüş yevmiyelerin yazıldığı cetvellerde belirlenen taban ücretleridir.” hükmü yer almaktadır. Somut uyuşmazlıkta, davacının iş sözleşmesi ile kararlaştırılan temel (kök) ücretinin Toplu İş Sözleşmesi ile düşürüldüğü uyuşmazlık dışıdır. Temel ücret, davacının diğer sosyal hakları ile ücret esas alınarak hesaplanan fazla çalışma, hafta ve genel tatil ücreti gibi alacaklarını da etkilemektedir. İşveren tarafından toplu iş sözleşmelerinin uygulanması neticesinde, iş sözleşmesinde kararlaştırılan ücretin davacının sendikaya üyeliği ve toplu iş sözleşmesinden yararlanmaya başlanması üzerine düşürülmesi, 2822 sayılı Kanun'un 6/2’nci maddesi (6356 sayılı Kanun'un 36/1’inci maddesi) uyarınca işçiye yararlılık ilkesinin ihlali niteliğinde olup, yasaya aykırıdır. Davacı, daha önce toplu iş sözleşmesi kapsamında çalışmadığı için düzen ilkesinden de söz edilemez. Çünkü düzen ilkesinin uygulanabilmesi için öncesinde de bir toplu iş sözleşmesinin bulunması gerekir. Düzen ilkesi, her toplu iş sözleşmesinin kendi yürürlük süresi içinde hükümlerini doğurduğu, bağıtlanan yeni bir toplu iş sözleşmesinin (eskisine nazaran işçinin daha aleyhine hükümler ihtiva etse de) eskisinin yerini alacağı esasına dayanır. Kısacası, sonraki düzenin eskisinin yerini alacağını ifade eder (Tuncay, A. C., Kutsal, B. S.: Toplu İş Hukuku, 4. Bası, İstanbul 2015, s. 246). Nitekim Hukuk Genel Kurulunun 02.12.2015 gün, 2015/9-1010 E., 2015/2763 K. sayılı kararında da aynı sonuca varılmıştır. Diğer taraftan, bozma kararında sözü edilen ve TEDAŞ ile toplu iş sözleşmesi imzalayan TES-İŞ Sendikası arasında 31.05.2004 tarihinde yapıldığı belirtilen protokole dosya içerisinde rastlanılmamıştır. Buna göre, protokol neticesinde işçilerin toplu iş sözleşmesinden protokoldeki şartlar ve öngörüler doğrultusunda yararlandırılmalarının kararlaştırıldığı, getirilen özel hükümlere göre davacı ve şahsına ilişkin ücretinin düşürülmesi veya ücretinin tek taraflı olarak düşürülmesinin söz konusu olmadığı ve davacının ücretinin 25,41 TL olarak belirlenmesinde, 31.05.2004 tarihli protokol hükümlerinin esas alındığına dair bozma kararının bu yönüyle de isabetli olmadığı açıktır. Hukuk Genel Kurulunda yapılan görüşmeler sırasında, 4857 sayılı İş Kanunu’nun 22’nci maddesi uyarınca tarafların anlaşması veya toplu iş sözleşmesi ile asgari ücretin altına düşmemek kaydıyla kök ücretin indirilmesinin mümkün olduğu, somut olayda davacı işçi iş sözleşmesi ile kendisine verilen kök ücretin, toplu iş sözleşmesi kapsamına girdikten sonra düşürülmesi nedeniyle fark alacak talebinde bulunduğuna göre konunun toplu iş sözleşmesi mevzuatı bağlamında ele alınması gerektiği, 4857 sayılı İş Kanunu’nun 22 ve 62’nci maddelerinin uyuşmazlığın çözümünde dikkate alınmayacağı, bireysel iş sözleşmesi ile toplu iş sözleşmesi hükümleri çatıştığında işçi yararına olanın, bireysel iş sözleşmesi ile toplu iş sözleşmesi hükümlerinin bire bir, tek tek ya da bütün olarak değil, konuların gruplandırılarak karşılaştırılması suretiyle tespit edilebileceği, eldeki davada davacıya bireysel ve toplu iş sözleşmesi ile sağlanan benzer nitelikteki parasal haklar bir bütün olarak değerlendirildiğinde, davacının toplu iş sözleşmesinin uygulanması ile birlikte ücret ve eklerinde yaklaşık olarak yüzde yüz oranında artış olduğu, yararlılık karşılaştırılmasında parasal hakların bir bütün olarak değerlendirilmesinin zorunlu olduğu, açıklanan nedenlerle direnme kararının bozulması gerektiği ileri sürülmüş ise de, bu görüş Kurul çoğunluğu tarafından benimsenmemiştir. O hâlde açıklanan nedenlerle direnme kararı yerindedir. Ne var ki, hüküm altına alınan alacak miktarına ilişkin temyiz incelemesi yapılmadığından dosyanın Özel Daireye gönderilmesi gerekir. S O N U Ç : Yukarıda açıklanan nedenlerle direnme uygun bulunduğundan davalı vekilinin hüküm altına alınan alacak miktarına ilişkin temyiz itirazlarının incelenmesi için dosyanın 22. HUKUK DAİRESİNE GÖNDERİLMESİNE, karar düzeltme yolu kapalı olmak üzere 16.05.2018 gününde oy çokluğu ile karar verildi. KARŞI OY Davacı işçi, iş sözleşmesi ile belirlenen temel ücretinin toplu iş sözleşmesi ile düşürüldüğünü, ücretlerinin eksik ödendiğini ileri sürerek fark alacak isteğinde bulunmuştur. Davalı işveren, toplu iş sözlemesi ile davacının gelirlerinde artış meydana geldiğini, toplu iş sözleşmesi ile kararlaştırılan tüm ücret ve sosyal yardımlarının ödendiğini savunmuştur. Taraflar arasında yapılan bireysel iş sözleşmesinde davacının günlük ücreti belirlendikten sonra toplu iş sözleşmesi uygulanmasıyla ücretin yeniden belirleneceği kararlaştırılmıştır. Davacının bireysel iş sözleşmesi şartlarıyla çalışmaya devam ederken sendikaya üye olduğu ve toplu iş sözleşmesinden yararlanmaya başladığı dosyadaki bilgi ve belgelerden anlaşılmaktadır. Toplu iş sözleşmesi ile davacının günlük kök ücreti bir miktar düşürülerek yeniden belirlenmiştir. Ancak, davacı işçi bireysel iş sözlemesi kapsamında daha önce ücrete ilaveten sadece yemek yardımı almakta iken, toplu iş sözleşmesi ile ücrete ilaveten yıllık 112 yevmiye tutarında ikramiye, giyim yardımı, yemek yardımı, sosyal yardım, toplu taşıma yardımı, elektrik yardımı, gıda yardımı, hizmet teşvik primi, vardiya tazminatı, kasa tazminatı, bakım tazminatı, ağır vasıta ve iş güçlüğü tazminatı dahil olmak üzere yaklaşık 20 kalemden oluşan ek parasal hakların ödenmesi kararlaştırılmıştır. Toplu iş sözleşmesi ile davacının aylık sabit gelirlerinde yaklaşık %100 oranında artış meydana gelmiştir. Davacıya tüm bu ek ödemeler dikkate alınarak ihbar ve kıdem tazminatı ödenmiştir. Davacının fark ücret talebinin dayanağı, sendika üyesi olarak toplu iş sözleşmesinden yararlanmaya başladığı tarihten itibaren günlük kök ücretinin indirilmesidir. Davalı şirkette uygulanan işletme toplu iş sözleşmelerinde, ücretlendirme sistemi bağlamında, işyerinde çalışan tüm işçilerin, gördükleri iş esas alınarak ücret düzeyiyle ilgili iş gruplandırması yapıldığı, işletme toplu iş sözlemesi kapsamında ödenecek ücretlerin iş grupları itibariyle belirlendiği görülmektedir. Hemen belirtmek gerekir ki, kök ücretin (temel ücretin) işveren tarafından tek taraflı olarak indirilmesi İş Kanunun 62.maddesi uyarınca mümkün değildir. Ancak İş Kanunun 22.maddesi gereğince tarafların anlaşması veya toplu iş sözleşmesi ile asgari ücretin altında düşmemek kaydıyla kök ücretin indirilmesi mümkün olup, bu noktada öğreti ve uygulamada herhangi bir görüş farklılığı bulunmamaktadır. Somut olayda davacı işçi, iş sözleşmesi ile kendisine verilen günlük kök ücretin, toplu iş sözleşmesi kapsamına girdikten sonra, düşürülmesi nedeniyle fark alacak isteğinde bulunduğuna göre, konunun toplu iş sözleşmesi mevzuatı bağlamında ele alınması gerekir. Bu nedenle dava konusu uyuşmazlığın İş Kanunun 22 ve 62.maddeleri ile ilgisi bulunmamaktadır. Söz konusu çekişmede uygulanacak yasal düzenleme, olayın meydana geldiği tarih itibariyle yürürlükte bulunan 2822 sayılı Sendikalar Kanunu'nun 6.maddesi hükmüdür. Anılan hükme göre “Toplu iş sözleşmesinde aksi belirtilmedikçe hizmet akitleri toplu iş sözleşmesine aykırı olamaz. Hizmet akitlerinin toplu iş sözleşmesine aykırı hükümlerinin yerini toplu iş sözleşmesindeki hükümler alır. Hizmet akdinde düzenlenmeyen hususlarda toplu iş sözleşmesindeki hükümler uygulanır. Toplu iş sözleşmesinde hizmet akitlerine aykırı hükümlerin bulunması halinde hizmet akdinin işçi lehindeki hükümleri geçerlidir”. Buna göre bireysel iş sözleşmesi ile toplu iş sözleşmesi hükümleri çatıştığında işçi yararına olanı uygulanacaktır. Somut olayda esasen bu noktada özel daire ile yerel mahkeme arasında bir uyuşmazlık bulunmamaktadır. Uyuşmazlık işçi yararına olanın nasıl tespit edileceği ile ilgilidir. Yararlılık ilkesi, işçi lehine olan hükümlerin belirlenmesi çerçevesinde bireysel iş sözleşmesi ile toplu iş sözleşmesi hükümlerinin karşılaştırılması temeline dayanır. Türk hukukunda doktrinde eskiden hükümlerin tek tek karşılaştırılması önerilirken bugün aynı konu ile ilgili hükümlerin toplu olarak, gruplar halinde karşılaştırılması yöntemi benimsenmektedir (SOYER, Polat, Toplu Sözleşme Hukukunda İşçiye Yararlılık İlkesi, Ankara 1991, sh. 67; ASTARLI, Muhittin, İş Hukukunda Çalışma Süreleri, Ankara 2008, s.76). Grup karşılaştırılmasında birbirleriyle sıkı ilişkisi olan konular aynı gruba dahil edilerek karşılaştırma yapılır. Örneğin izin süresi, izin ücreti grubunu oluşturur. Bunun gibi iş ilişkisinin temeli olan ücret, ikramiye ve diğer parasal haklar bir grup olarak karşılaştırılmalı ve işçi lehine olan şarta ilişkin kanun hükmü bu şekilde değerlendirilmelidir(ŞAHLANAN, Fevzi, Toplu İş İlişkileri Açısından Yargıtay’ın 2015 yılı Kararlarının Değerlendirilmesi, s.80 vd) Alman Hukukunda da bu uygulama benimsenmiş olup işçi lehine olanın tespiti toplu iş sözleşmesinin bütünü ile bireyel iş sözleşmesinin bütününün değil nitelikleri itibariyle benzer hakların gruplandırılarak karaşılaştırılması suretiyle yapılması gerekir (TUNCAY, A. Can, Toplu İş Hukuku, 2.Bası, Ağustos 2010, İstanbul, s.199'da belirtilen yazarlar). Hukuk Genel Kurulunun 03.05.2017 tarih ve 887-885 sayılı kararında da belirtildiği üzere bireysel iş sözlemesi ile toplu iş sözleşmesi hükümlerinin bire bir, tek tek ya da bütün olarak değil, konuların gruplandırılarak karşılaştırılması gerekir. Bu yönde bir karşılaştırma yapılırken ücrete ilişkin lehe olan hükümlerin bir kısmının toplu iş sözleşmesinden bir kısmınn ise bireysel iş sözlemesinden alınarak sonuca gidilmesi doğru değildir. Somut olayda davacıya bireysel ve toplu iş sözleşmesi ile sağlanan benzer nitelikteki parasal haklar bir bütün olarak birlikte değerlendirildiğinde davacının toplu iş sözleşmesinin uygulanması ile birlikte ücret ve ekleri yönünden yaklaşık %100 oranında bir artışın olduğu açıktır. Yukarıda belirtildiği üzere yararlılık karşılaştırmasında parasal haklar bir bütün olarak değerlendirilmelidir. Karşılaştırmada ücret ve ekleri birbirlerinden ayrı değerlendirilemez. Bu nedenle sırf bireysel iş sözleşmesindeki kök ücretle toplu iş sözleşmesindeki kök ücretin karşılaştırılması yararlılık ilkesi ile bağdaşmaz. Karşılaştırmada göz önünde bulundurulan ücret ekleri belirli şartların gerçekleşmesine bağlanmış arızi nitelikte haklar da değildir. Dava konusu işyerinde iş sözleşmesi ile çalışan ve toplu iş sözleşmesinden yararlanan her işçiye sürekli olarak sağlanmış haklardır. Direnme kararının bozulması gerektiği görüşünde olduğumdan, sayın çoğunluğun kararına katılamıyorum. …
6356 sayılı SENDİKALAR VE TOPLU İŞ SÖZLEŞMESİ KANUNU m. 36Kaynağı aç
MADDE 36 – (1) Toplu iş sözleşmesinde aksi belirtilmedikçe iş sözleşmeleri toplu iş sözleşmesine aykırı olamaz. İş sözleşmelerinin toplu iş sözleşmesine aykırı hükümlerinin yerini toplu iş sözleşmesindeki hükümler alır. Toplu iş sözleşmesinde iş sözleşmelerine aykırı hükümlerin bulunması hâlinde ise iş sözleşmesinin işçi yararına olan hükümleri geçerlidir. (2) Sona eren toplu iş sözleşmesinin iş sözleşmesine ilişkin hükümleri yenisi yürürlüğe girinceye kadar iş sözleşmesi hükmü olarak devam eder. Tarafların durumunda değişiklik

6356 sayılı Kanun'un 36. maddesinin ikinci fıkrasına göre, süresi sona eren bir toplu iş sözleşmesinin iş sözleşmesine ilişkin hükümleri yenisi yürürlüğe girinceye kadar iş sözleşmesi hükmü olarak varlığını korur. Yargıtay Hukuk Genel Kurulu'nun 2015/1429 E., 2018/1089 K. sayılı kararındaki değerlendirmeye göre ise, işçiyi sosyal bakımdan koruma amacından doğan yararlılık ilkesi tarafların anlaşmasıyla ortadan kaldırılamayan emredici bir nitelik taşır; toplu iş sözleşmesinin normatif hükümleri nispi emredici ya da yedek kural vasfındadır ve yararlılık ilkesi toplu iş sözleşmesi düzenindeki düzen ilkesi ile Anayasa'nın 10. ve 4857 sayılı Kanun'un 5. maddesindeki eşitlik ilkesinden önce uygulanır.

4857 sayılı İŞ KANUNU m. 5Kaynağı aç
Madde 5 – (Ek: 6/2/2014-6518/57 md.) İş ilişkisinde dil, ırk, renk, cinsiyet, engellilik, siyasal düşünce, felsefî inanç, din ve mezhep ve benzeri sebeplere dayalı ayrım yapılamaz. İşveren, esaslı sebepler olmadıkça tam süreli çalışan işçi karşısında kısmî süreli çalışan işçiye, belirsiz süreli çalışan işçi karşısında belirli süreli çalışan işçiye farklı işlem yapamaz. İşveren, biyolojik veya işin niteliğine ilişkin sebepler zorunlu kılmadıkça, bir işçiye, iş sözleşmesinin yapılmasında, şartlarının oluşturulmasında, uygulanmasında ve sona ermesinde, cinsiyet veya gebelik nedeniyle doğrudan veya dolaylı farklı işlem yapamaz. Aynı veya eşit değerde bir iş için cinsiyet nedeniyle daha düşük ücret kararlaştırılamaz. İşçinin cinsiyeti nedeniyle özel koruyucu hükümlerin uygulanması, daha düşük bir ücretin uygulanmasını haklı kılmaz. İş ilişkisinde veya sona ermesinde yukarıdaki fıkra hükümlerine aykırı davranıldığında işçi, dört aya kadar ücreti tutarındaki uygun bir tazminattan başka yoksun bırakıldığı haklarını da talep edebilir. 2821 sayılı Sendikalar Kanununun 31 inci maddesi hükümleri saklıdır. 20 nci madde hükümleri saklı kalmak üzere işverenin yukarıdaki fıkra hükümlerine aykırı davrandığını işçi ispat etmekle yükümlüdür. Ancak, işçi bir ihlalin varlığı ihtimalini güçlü bir biçimde gösteren bir durumu ortaya koyduğunda, işveren böyle bir ihlalin mevcut olmadığını ispat etmekle yükümlü olur. İşyerinin veya bir bölümünün devri

Grup Karşılaştırması Yöntemi ve Karma Uygulama Yasağı

Yargıtay Hukuk Genel Kurulu'nun 2017/887 E., 2017/885 K. sayılı kararında yer verilen hukuki yaklaşıma göre, bireysel iş sözleşmesi ile toplu iş sözleşmesi hükümleri tek tek ya da toptan değil, birbiriyle sıkı ilişkisi olan konuların gruplandırılması yoluyla karşılaştırılmalıdır. Grup karşılaştırmasında, içerik itibarıyla birbirine bağlı ücret ve sürekli parasal ekler bir bütün olarak ele alınır ve toplu iş sözleşmesindeki ilgili hüküm grubu ile kıyaslanır.

Yargıtay Hukuk Genel Kurulu, E. 2017/887, K. 2017/885Kaynağı aç
Hukuk Genel Kurulu         2017/887 E.  ,  2017/885 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ :İş Mahkemesi Taraflar arasındaki “işçilik alacağı” davasından dolayı yapılan yargılama sonunda; Bursa 7. İş Mahkemesince davanın kısmen kabulüne dair verilen 29.05.2013 gün ve 2012/579 E., 2013/300 K. sayılı kararın taraf vekilleri tarafından temyizi üzerine Yargıtay 22. Hukuk Dairesinin 15.11.2013 gün ve 2013/22732 E., 2013/24566 K. sayılı kararı ile; (…Davacı İsteminin Özeti: Davacı vekili; müvekkilinin davalı işyerinde elektrik tesis işletmesinde aylık 876,00 TL brüt ücret ile çalışacağı kararlaştırıldığını, ancak davalının sözleşmede kararlaştırdıkları ücreti eksik uygulayarak sözleşmeye aykırı davrandıklarını, müvekkilinin 2005 yılında haklarının korunması ve yeni haklar elde edebilmesi amacıyla sendikaya üye olduğunu, sendikaya üye olduğu için günlük yevmiyesinin düşürüldüğünü, bunun kanuna aykırı olduğunu, müvekkilinin kanuna aykırı olarak düşürülen ücretinin toplu iş sözleşmesi ile tanınan birçok alacağının da eksik ödenmesine sebebiyet verdiğini iddia ederek, ücret farkı, ikramiye farkı, ilave tediye farkı, fazla çalışma ücreti farkı, iş güçlüğü tazminatı farkı, bakım tazminatı farkı, cumartesi mesai farkı alacaklarının dava tarihinden itibaren en yüksek işletme kredisi faiziyle birlikte davalıdan tahsiline karar verilmesini talep etmiştir. Davalı Cevabının Özeti: Davalı vekili davanın zamanaşımına uğradığını, davacının dava dilekçesinde iddia ettiği uygulamaların TEDAŞ zamanına ait olduğunu, kendilerinin işyerinin işletme hakkını 24.07.2006 tarihinde, şirket hisselerini de 31.08.2010 tarihinde devir aldıklarını, dolayısıyla davada herhangi bir sorumluluklarının bulunmadığını, davacının özelleştirme sebebiyle kamuda çalışmak istediğini bildirerek iş sözleşmesinin feshini talep ettiğini, davacının bu talebi üzerine de iş sözleşmesinin tüm hakları ödenmek üzere fesih edildiğini, davacının hiçbir hak ve alacağının kalmadığını, bu durumun davacı tarafından çekincesiz imzalanan ibranameden de anlaşıldığını, davacının ücretinin düşürülmediğini, toplu iş sözleşmesi gereği verilmesi gereken tüm haklarının davacıya eksiksiz olarak verildiğini, davacının altı sene itiraz etmeyip bu davayı açmasında kötüniyet bulunduğunu, faiz taleplerinin de hukuka aykırı olduğunu savunarak davanın reddini talep etmiştir. Mahkeme Kararının Özeti: Mahkemece, toplanan deliller ve bilirkişi raporuna dayanılarak, işçinin ücretinin rızası dışında düşürülmesinin kanuna aykırı olduğu, toplu iş sözleşmesi ile getirilen haklarının verilmemesinin de hukuka aykırılık teşkil ettiği gerekçesiyle davanın kabulüne karar verilmiştir. Temyiz: Kararı taraflar vekilleri temyiz etmiştir. Gerekçe: Taraflar arasındaki uyuşmazlık, davacının ücretinin hukuka aykırı olarak düşürülüp düşürülmediği ve buna bağlı olarak talep ettiği alacaklara hak kazanıp kazanmadığı noktasındadır. Davacı tarafından davaya dayanak olarak gösterilen iş sözleşmesinin altı numaralı bendinde davacının işe girişteki ücreti belirtildikten sonra işçinin sendikaya üye olması ile birlikte mer’i sözleşmeye göre sendikaya üye olduğunun işverene bildirildiği tarihteki görevinin karşılığı olan yevmiye ile çalışacağını kabul ettiği görülmektedir. Bu hüküm ile davacı işçi tarafından toplu iş sözleşmesi ile belirlenecek olan ücret peşinen kabul edilmiştir. Bu ücret miktarı sözleşmeyle saklı tutulmuştur. Dosya kapsamına göre davacıya ödenen ücretin toplu iş sözleşmesiyle belirlendiği anlaşıldığından uygulamanın kanuna aykırılığından söz edilemez. Kaldı ki davacı toplu iş sözleşmesinden yararlanmakta olup, davacıya toplu iş sözleşmesi gereğince ödenmesi gereken menfaatler davalı tarafça ödenmektedir. Bu şekilde davacı toplu iş sözleşmesinin işçiler lehine getirdiği akçalı menfaatlerden yararlanmaktadır. Böylelikle davacının gelirinde de artış olmaktadır. Mahkemece bu yönler dikkate alınmadan davanın reddi yerine kabulüne karar verilmesi hatalı olup bozmayı gerektirmiştir…) gerekçesiyle karar bozularak dosya yerine geri çevrilmekle yeniden yapılan yargılama sonunda mahkemece önceki kararda direnilmiştir. HUKUK GENEL KURULU KARARI Hukuk Genel Kurulunca incelenerek direnme kararının süresinde temyiz edildiği anlaşıldıktan ve dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra gereği görüşüldü: Dava işçilik alacaklarının tahsili istemine ilişkindir. Davacı vekili müvekkilinin iş sözleşmesi ile belirlenen ücretinin, daha sonra yararlanmaya başladığı toplu iş sözleşmesi uyarınca muvafakati olmaksızın düşürüldüğünü ileri sürerek fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak kaydıyla ücret, ikramiye, ilave tediye, fazla çalışma, iş güçlüğü tazminatı, bakım tazminatı ve Cumartesi çalışma karşılığı ücret farklarının davalıdan tahsiline karar verilmesini talep ve dava etmiştir. Davalı vekili davacının tüm alacaklarının eksiksiz ödendiğini belirterek davanın reddine karar verilmesini istemiştir. Mahkemece işçinin ücretinin rızası dışında düşürülmesi ve toplu iş sözleşmesi ile getirilen hakların verilmemesinin hukuka aykırılık teşkil ettiği, davacıya fark ücretlerinin ödendiğine dair belge bulunmadığından bahisle davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir. Taraf vekillerinin temyizi üzerine hüküm Özel Dairece yukarıda açıklanan gerekçelerle bozulmuştur. Mahkemece önceki karardaki gerekçeler doğrultusunda direnme kararı verilmiştir. Direnme kararını taraf vekilleri temyiz etmiştir. Direnme yoluyla Hukuk Genel Kurulu önüne gelen uyuşmazlık, davacı işçinin, davalı işyerinde iş sözleşmesi ile belirlenen ücret üzerinden çalışmakta iken daha sonra sendikaya üye olup işyerinde uygulanmakta olan toplu iş sözleşmesinden yararlandığı ancak toplu iş sözleşmesinin eki unvan ve dereceye göre belirlenen ücret skalası ile yevmiyesinin düşürüldüğü somut olayda; a- İş sözleşmesi ile belirlenen ücretin, daha sonra yürürlüğe giren toplu iş sözleşmesi hükümleri ile düşürülüp düşürülmeyeceği, b- İş sözleşmesinin 6. maddesindeki düzenlemenin davacı işçinin daha sonra toplu iş sözleşmesi hükümleri ile ücretinin düşürülmesine muvafakati şeklinde değerlendirilip değerlendirilmeyeceği, c- Daha sonra yürürlüğe giren toplu iş sözleşmesi ile getirilen parasal menfaatlerden faydalanılması ve gelirinde artış olması ihtimali ile işçinin iş sözleşmesi ile belirlenen temel ücretinin ayrı değerlendirilmesi gerekip gerekmeyeceği, burada varılacak sonuca göre de davacı işçinin fark alacaklarının talep edip edemeyeceği noktalarında toplanmaktadır. Dava tarihinde yürürlükte bulunan mülga 2822 sayılı Toplu İş Sözleşmesi Grev ve Lokavt Kanununun 6. maddesinde, “Toplu iş sözleşmesinde aksi belirtilmedikçe hizmet akitleri toplu iş sözleşmesine aykırı olamaz. Hizmet akitlerinin toplu iş sözleşmesine aykırı hükümlerinin yerini toplu iş sözleşmesindeki hükümler alır. Hizmet akdinde düzenlenmeyen hususlarda toplu iş sözleşmesindeki hükümler uygulanır. Toplu iş sözleşmesinde hizmet akitlerine aykırı hükümlerin bulunması halinde hizmet akdinin işçi lehindeki hükümleri geçerlidir.” hükmü öngörülmüştür. 07.11.2012 tarih ve 28460 sayılı Resmi Gazetede yayımlanan 18.10.2012 tarih ve 6356 sayılı Sendikalar ve Toplu İş Sözleşmesi Kanununun 36. maddesine göre de, toplu iş sözleşmesinde aksi belirtilmedikçe iş sözleşmeleri toplu iş sözleşmesine aykırı olamaz. İş sözleşmelerinin toplu iş sözleşmesine aykırı hükümlerinin yerini toplu iş sözleşmesindeki hükümler alır. Toplu iş sözleşmesinde iş sözleşmelerine aykırı hükümlerin bulunması hâlinde ise iş sözleşmesinin işçi yararına olan hükümleri geçerlidir. İş sözleşmesi hükümlerinin, toplu iş sözleşmesine kıyasla, işçinin daha yararına olup olmadığının, bir başka deyişle lehe olan hükmün belirlenmesinde bir kaç ölçüte başvurulmaktadır. Bunlardan birinci ölçüt, tekli karşılaştırma olarak adlandırılan ve toplu iş sözleşmesi ile iş sözleşmesinin çatıştığı belirtilen iki hükmünün tek tek ve bir diğerinden bağımsız olarak karşılaştırılmasıdır. Ancak iş sözleşmesi düzenlemesi sadece toplu iş sözleşmesinin bir hükmünü ilgilendiriyorsa, bu yöntemin uygulaması genel anlamda sorun doğurmaz ise de birden fazla farklılaşan hükümler yönünden bu yöntem doğru sonuçlar vermez. İkinci ölçüt, toplu karşılaştırma olup bu yöntemde toplu iş sözleşmesi ile bu sözleşmesinin uygulama alanında kalan iş sözleşmesinin ilgili hükümlerinin değil, bu iki sözleşmenin bir bütün olarak karşılaştırılması söz konusudur. İş sözleşmesi ve toplu iş sözleşmesinin içeriklerinin ve amaçlarının farklılığı nedeniyle ve bu iki sözleşmenin bir bütün olarak karşılaştırılmasının bu karşılaştırmayı yapacak hakimin sübjektif değerlendirmelerine yol açabileceğinden bahisle toplu karşılaştırma metodu elverişlilik karşılaştırmasında başvurulabilecek bir yöntem olarak kabul edilmemiştir (Astarlı, M.: İş Hukukunda Çalışma Süreleri, Ankara 2008, s.76). Üçüncü ölçüt ise, grup karşılaştırmasıdır. Grup karşılaştırmasına göre toplu iş sözleşmesinden sapan iş sözleşmesi hükümlerinin, içerik olarak objektif biçimde birbirine bağlı olan toplu iş sözleşmesi hükümleri ile karşılaştırılması gereklidir. Bu durumda iş sözleşmesinin aralarında içsel bir bağ bulunan hükümleri bir grup olarak değerlendirilecek ve toplu iş sözleşmesinin bu hükümlerine tekabül edecek ilgili hükümler grubu ile karşılaştırılacaktır (Astarlı: sh.76). Birbiriyle sıkı ilişkisi olan konular aynı gruba dahil edilerek karşılaştırma yapılmalıdır. Örneğin izin süresi, izin ücreti bir grubu oluşturur. Bunun gibi iş ilişkisinin temel unsuru olan ücret de, ikramiye ve diğer parasal haklar bir grup olarak karşılaştırılmalı ve işçi lehine şarta ilişkin yasa hükmü bu şekilde değerlendirilmelidir (Şahlanan, F.: Toplu İş İlişkileri Açısından Yargıtay’ın 2015 yılı Kararlarının Değerlendirilmesi, s. 80 vd). Günümüzde bu konudaki yaygın kanı; bireysel iş sözleşmeleri ve Toplu İş Sözleşmesi hükümlerinin bire bir, tek tek ya da bütün olarak değil, konuların gruplandırılarak karşılaştırılması gerektiği yönündedir. Örneğin bireysel iş sözleşmesindeki ücret ve ekleri ile ilgili hükümlerin, Toplu İş Sözleşmesinde yer alan ücret ve eklerine ilişkin düzenlemelerle; benzer şekilde, izin hakkına ya da ihbar önellerine ilişkin hükümlerin de karşılıklı olarak ve bütüncül bir nazarla karşılaştırılması gerekir. Bu karşılaştırma neticesinde, işçinin ücret ve ekleri açısından daha lehe olan hükümler içermesi halinde, bireysel iş sözleşmesinin ücret konusundaki hükümlerinin geçerliliğini sürdürdüğü kabul edilmelidir. Bu yönde bir karşılaştırma yapılırken ücrete ilişkin lehe olan hükümlerin bir kısmının Toplu İş Sözleşmesinden bir kısmının ise bireysel iş sözleşmesinden alınarak sonuca gidilmesi doğru değildir. Yukarıdaki açıklamalar ışığında somut olay değerlendirildiğinde davacı işçinin iş sözleşmesinin altıncı maddesi uyarınca aylık 876,00 TL ücret ile işe başladığı, kısa bir süre sonra sendika üyesi olup işyerinde uygulanmakta olan toplu iş sözleşmesinden yararlandığı ancak davacının toplu iş sözleşmesi hükümleri uyarınca günlük yevmiyesinin, iş sözleşmesi ile belirlenen yevmiyesinin altında kaldığı anlaşılmıştır. Öncelikle davacının günlük ücretinin üyesi olduğu sendikanın taraf olduğu ve işyerinde uygulanmakta olan toplu iş sözleşmesi ile düşürüldüğünden bir başka deyişle işverenin tek taraflı olarak ücreti düşürdüğünden söz edilemeyeceğinden İş Kanununun 62. maddesinin somut olayda uygulanması mümkün değildir. Mahkemenin bu yöndeki gerekçesi hatalıdır. Bununla birlikte kök ücretin düşürülmesi, tarafların anlaşması ya da düzen ilkesi gereği toplu iş sözleşmesi hükümleri uyarınca mümkündür. Ancak davacıya ait bordrolar incelendiğinde aylık ücreti yanında ikramiye, ilave tediye, iş güçlüğü tazminatı, bakım tazminatı gibi sürekli nitelikte tahakkuk eden ücret ve ücret ekleri ilave edildiğinde iş sözleşmesinde belirlenen ücretin üstünde bir ücret almaya başladığı, eş deyişle toplu iş sözleşmesi ile ücretinde artış olduğu görülmektedir. Yararlılık ilkesinin, bireysel ve toplu iş sözleşmesindeki aynı amaca yönelik hükümlerinin gruplandırılarak yapılan bu karşılaştırma neticesinde, işçinin bireysel iş sözleşmesine nazaran çok daha fazla avantajlı bir konuma geldiği görülmüştür. Objektiflik ölçütü açısından da işçi yararına bir sonucun gerçekleştiği açıkça görülmektedir. Böyle olunca, işçinin bir yandan bireysel iş sözleşmesindeki günlük çıplak ücretinin esas alınmasını, diğer taraftan da toplu iş sözleşmesi ile öngörülen ücret kriterlerinin uygulanmasını istemesi mümkün değildir. Görüşmeler sırasında bir kısım üyeler tarafından 2822 sayılı Kanunun 6/2. fıkrasının (6356 sayılı Kanunun 34/2. fıkrası) mutlak emredici nitelikte olup kök ücretin toplu iş sözleşmesi ile düşürülemeyeceği, toplu iş sözleşmesi ile tanınan sosyal hakların sürekli nitelikte olmadığı, zira kök ücretin düşürülmesi halinde bu sosyal hakların kök ücret üzerinden hesaplanıp ödendiği, dolayısıyla işçinin iradesi dışında kök ücretin düşürülmesinin isabetli olmadığı, bu hususta Hukuk Genel Kurulundan geçen emsal kararlar olup yararlılık ilkesinin esas alındığı ve kök ücretin düşürülemeyeceğinin kabul edildiği, kök ücretin düşürülmesinin İş Kanununun 22. ve 62. maddelerine aykırı olduğu belirtilerek, yerel mahkeme direnme kararının onanması gerektiği yönünde görüş bildirilmiş ise de, bu görüş yukarıda belirtilen nedenlerle Kurul çoğunluğu tarafından benimsenmemiştir. Hal böyle olunca, Özel Daire bozma kararına uyulmak gerekirken, önceki kararda direnilmesi usul ve yasaya aykırıdır. Bu nedenle direnme kararı bozulmalıdır. SONUÇ: Yukarıda açıklanan nedenlerle davalı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile direnme kararının Özel Daire bozma kararında gösterilen nedenlerden dolayı BOZULMASINA, bozma nedeni dikkate alındığında davacı temyizinin incelenmesine yer olmadığına, istek halinde temyiz peşin harcının yatıranlara geri verilmesine, karar düzeltme yolu kapalı olmak üzere, 03.05.2017 gününde yapılan ikinci görüşmede oyçokluğu karar verildi.

Grup karşılaştırması yönteminde, ücrete ilişkin lehe hükümlerin bir kısmının toplu iş sözleşmesinden, bir kısmının ise bireysel iş sözleşmesinden seçilerek karma biçimde uygulanması hukuken kabul edilmemektedir. Yargıtay Hukuk Genel Kurulu'nun 2017/887 E., 2017/885 K. sayılı kararındaki yaklaşıma göre; sürekli nitelikteki ek menfaatlerle birlikte işçinin geliri artıyorsa ve grup karşılaştırması neticesinde işçi daha avantajlı hale geliyorsa, kök ücretin düşürülmesi tarafların anlaşması ya da düzen ilkesi uyarınca mümkün görülmüş, işçinin hem eski çıplak kök ücretini hem de toplu iş sözleşmesi haklarını birlikte talep edemeyeceği belirtilerek fark ücret davasının reddi gerektiği sonucuna varılmıştır. Bununla birlikte Yargıtay Hukuk Genel Kurulu'nun 2015/1429 E., 2018/1089 K. sayılı kararında aynı durumda kök ücret indiriminin yararlılık ilkesine aykırı görüldüğü gözetilmeli; grup karşılaştırmasına dayanan bu sonucun tüm içtihatlar bakımından tek ve genel bir kural oluşturmadığı dikkate alınmalıdır.

Tek Lehe Hüküm Yaklaşımı ve Düzen İlkesinin Sınırları

Yargıtay Hukuk Genel Kurulu'nun 2015/1429 E., 2018/1089 K. sayılı kararında ise farklı bir hukuki değerlendirme yapılmıştır. Bu kararda, iş sözleşmesinde belirlenmiş olan kök ücretin, işçinin sendikaya üye olması ve toplu iş sözleşmesinden yararlanmaya başlaması gerekçesiyle düşürülmesi, sağlanan sosyal ve akçalı haklarla toptan menfaat artsa dahi yararlılık ilkesinin ihlali sayılarak yasaya aykırı bulunmuştur. Bu yaklaşıma göre kanundaki yararlılık değerlendirmesi toptan bir faydadan ziyade tek bir lehe hükmün varlığını yeterli görür ve kök ücretin yüksekliği diğer tüm hakları da etkileyeceğinden tek başına korunmalıdır.

Aynı kararda düzen ilkesinin uygulama alanı da sınırlandırılmıştır. Düzen ilkesi, yeni bağıtlanan toplu iş sözleşmesinin önceki toplu iş sözleşmesinin yerini alması esasına dayanır. Dolayısıyla bu ilkenin işletilebilmesi için işyerinde öncesinde de yürürlükte bulunan bir toplu iş sözleşmesinin mevcudiyeti aranır. Daha önce toplu iş sözleşmesi kapsamında çalışmamış bir işçi yönünden düzen ilkesine dayanılarak kök ücretin düşürülmesi hukuka uygun bulunmamıştır.

İş Kanunu m. 62 ve Eşit Davranma Borcu

4857 sayılı İş Kanunu'nun 62. maddesi; çalışma sürelerinin yasal olarak daha aşağı sınırlara indirilmesi, işverene düşen yasal bir yükümlülüğün yerine getirilmesi veya Kanun hükümlerinden herhangi birinin uygulanması gerekçe gösterilerek işçi ücretlerinden indirim yapılmasını yasaklamaktadır. Yargı kararlarında ele alınan somut uyuşmazlıklarda, işçinin günlük ücretinin üyesi olduğu sendikanın taraf bulunduğu toplu iş sözleşmesi skalasına uyarlanması işlemi işverenin tek taraflı bir ücret indirimi olarak nitelendirilmediği için 62. madde hükmünün bu somut durumlara uygulanamayacağı belirtilmiştir.

4857 sayılı İŞ KANUNU m. 62Kaynağı aç
Madde 62 – Her türlü işte uygulanmakta olan çalışma sürelerinin yasal olarak daha aşağı sınırlara indirilmesi veya işverene düşen yasal bir yükümlülüğün yerine getirilmesi nedeniyle ya da bu Kanun hükümlerinden herhangi birinin uygulanması sonucuna dayanılarak işçi ücretlerinden her ne şekilde olursa olsun eksiltme yapılamaz. DÖRDÜNCÜ BÖLÜM İşin Düzenlenmesi Çalışma süresi

İş ilişkisinde eşit davranma borcunun ihlali halinde 4857 sayılı Kanun'un 5. maddesinin altıncı fıkrası uyarınca işçi, dört aya kadar ücreti tutarında tazminat ile yoksun bırakıldığı hakları talep edebilir. Aynı maddenin yedinci fıkrasına göre kural olarak eşit davranma borcuna aykırılığı ispat yükü işçidedir; ancak işçi ihlalin varlığı ihtimalini güçlü biçimde gösteren bir durumu ortaya koyduğunda, ihlalin bulunmadığını ispatlama yükümlülüğü işverene geçer.

Sendikaya üye olunca işçinin kök ücreti düşürülebilir mi?

Grup karşılaştırması yaklaşımında sürekli eklerle birlikte toplam menfaat artıyorsa ücret indirimi geçerli sayılabilmekte; tek lehe hüküm yaklaşımında ise temel kök ücretin korunması gerektiği ve indirimin yararlılık ilkesini ihlal ettiği kabul edilmektedir.

İşçi hem eski kök ücretini hem de toplu sözleşme haklarını isteyebilir mi?

Grup karşılaştırması uygulanan uyuşmazlıklarda karma uygulama yasak kabul edildiğinden, işçi hem bireysel sözleşmesindeki çıplak ücretin korunmasını hem de toplu iş sözleşmesinin getirdiği sosyal ve parasal hakların uygulanmasını aynı anda talep edemez.

Düzen ilkesi ilk kez toplu sözleşmeden yararlanan işçiye uygulanır mı?

Düzen ilkesi sonraki toplu iş sözleşmesinin eskisinin yerini alması kuralına dayandığından, bu ilkenin işletilebilmesi için işçinin öncesinde de bir toplu iş sözleşmesi kapsamında çalışmış olması şartı aranmaktadır.

Toplu iş sözleşmesiyle kök ücret belirlenirken İş Kanunu m. 62 uygulanır mı?

4857 sayılı İş Kanunu'nun 62. maddesi; çalışma sürelerinin indirilmesi, yasal bir yükümlülüğün yerine getirilmesi veya Kanun hükümlerinin uygulanması nedenlerine dayanılarak ücretten indirim yapılmasını yasaklar. Kararlara konu somut olaylarda ücret, işçinin üyesi olduğu sendikanın taraf bulunduğu toplu iş sözleşmesi uyarınca belirlendiğinden işverenin tek taraflı indirimi sayılamayacağı ve dolayısıyla anılan maddenin uygulanamayacağı kabul edilmiştir.

Hukuki uyarı: Bu içerik genel bilgilendirme amacı taşır; somut olay değerlendirmesi için avukata başvurulmalıdır.

Hazırlayan: Av. Erdal Ersoy

Avukat Erdal Ersoyİletişim ve randevu