Sahte Tapu İşlemlerinde Emlakçının Hukuki Konumu ve Sözleşmesel Çerçeve
Gayrimenkul alım satımına aracılık eden emlakçılar ile taraflar arasındaki hukuki münasebet, simsarlık sözleşmesi kurallarına tabidir. 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu m. 520 çerçevesinde simsarlık ilişkisi; aracı kişinin taraflar arasında bir sözleşme kurulması imkânını hazırlamayı veya sözleşmenin kurulmasına aracılık etmeyi üstlendiği, karşılığında ise akdin gerçekleşmesi koşuluyla ücrete hak kazandığı hukuki bir bağı ifade eder. Kanun, bu ilişkiye kural olarak vekâlet hükümlerinin tatbik edileceğini ve gayrimenkullere yönelik simsarlık işlemlerinin yazılı şekilde düzenlenmedikçe geçerlilik taşımayacağını emreder.
6098 sayılı TÜRK BORÇLAR KANUNU m. 520Kaynağı aç
sözleşme kurulması imkânının hazırlanmasını veya kurulmasına aracılık etmeyi
üstlendiği ve bu sözleşmenin kurulması hâlinde ücrete hak kazandığı
sözleşmedir.
Simsarlık sözleşmesine, kural olarak vekâlete ilişkin hükümler uygulanır.
Taşınmazlar konusundaki simsarlık
sözleşmesi, yazılı şekilde yapılmadıkça geçerli olmaz.
B. Ücret
I. Hak etme zamanı
Mesleki faaliyet yürüten emlakçılar, taşınmaz alım satımına aracılık ederken dikkat ve özen göstermekle yükümlüdür. Ancak sahte tapu veya sahte kimlik belgeleriyle kandırılan bir emlakçının alıcıya ya da satıcıya karşı otomatik olarak hukuki sorumluluğunun doğduğu kabul edilemez. Emlakçının herhangi bir zarardan sorumlu tutulabilmesi için somut olayın koşulları çerçevesinde kusurunun bulunup bulunmadığı ve kendisinden beklenen kontrolleri gerçekleştirip gerçekleştirmediği incelenir.
Emlakçının Özen Borcunun Sınırları ve Tazminat Sorumluluğu
Emlakçıların tapu müdürlükleri veya diğer resmi kurumlar gibi belgelerin sahteliğini ve hukuki geçerliliğini kesin olarak tespit etme yetkisi bulunmamaktadır. Dolayısıyla aldatma eyleminde kullanılan belgenin sahte olduğu uzman bilirkişi incelemesi yapılmaksızın ilk bakışta anlaşılamayacak nitelikteyse ve emlakçı basiretli bir aracıdan beklenen makul dikkat ve özeni göstermişse, yalnızca dolandırıcı kişinin eylemi nedeniyle alıcıya karşı sorumlu tutulması her zaman mümkün olmayacaktır.
Buna karşılık emlakçının açıkça şüphe uyandıran durumları görmezden gelmesi sorumluluk doğurur. Taşınmaz sahibi olduğunu ileri süren kişinin kimlik bilgilerini ve tapu kayıtlarını hiç araştırmadan işleme aracılık eden ya da taraflara gerçeğe aykırı beyan ve bilgiler sunan bir emlakçı, ihmalkâr davranışı nedeniyle meydana gelen zararlardan alıcıya karşı hukuki olarak sorumlu hale gelebilir.
Sahte Tapu ile Yapılan İşlemlerde Cezai Sorumluluk ve Suç Kastı
Cezai sorumluluğun doğabilmesi için emlakçının kasten hareket etmesi zorunludur. Belgenin sahte olduğunu bilmeyen, sahtecilik ve aldatma planı doğrultusunda diğer faillerle herhangi bir anlaşması veya ortaklığı bulunmayan, dolandırıcılık kastı taşımaksızın bizzat kendisi de hileli işlemlerle aldatılan emlakçının cezai sorumluluğundan söz edilemez.
Buna karşılık emlakçının tapu belgesinin sahte olduğunu bilerek satış sürecinde kullanması veya dolandırıcı kişilerle alıcıyı yanıltmaya yönelik davranışlarda bulunarak birlikte hareket ettiğinin tespit edilmesi halinde, resmi belgede sahtecilik ve dolandırıcılık suçları kapsamında ceza soruşturması başlatılabilir.
Yargıtay Kararlarında İştirak Kastı ve Beraat Ölçütleri
Taşınmazın satışına aracılık eden emlakçının cezalandırılabilmesi için sahteliği bildiğine veya suçtan haksız bir menfaat temin ettiğine yönelik kesin kanıtların bulunması gerekir. Yargıtay 11. Ceza Dairesi, E. 2017/11308, K. 2019/2402 sayılı kararında; sanığın taşınmaz satışına yalnızca aracılık etmesi dışında bir menfaat sağladığına veya suç kastıyla hareket ettiğine ilişkin her türlü şüpheden uzak kesin delil elde edilemediği durumlarda 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu m. 223/2-e uyarınca beraat kararı verilmesini hukuka uygun bulmuştur.
Yargıtay 11. Ceza Dairesi, E. 2017/11308, K. 2019/2402Kaynağı aç
"İçtihat Metni"
MAHKEMESİ :Ağır Ceza Mahkemesi
SUÇ : Nitelikli Dolandırıcılık, Kamu Görevlisinin Resmi Belgede Sahteciliği
HÜKÜM : Sanıklar …, …, …, … hakkında: Beraat
Sanık … hakkında Mahkumiyet
A- Sanık … hakkında "kamu görevlisinin resmi belgede sahteciliği ve nitelikli dolandırıcılık" suçlarından verilen beraat hükmüne yönelik katılan vekilinin temyiz itirazlarının incelenmesinde;
Sanığın yüklenen suçları işlediği sabit olmadığından CMK'nin 223/2-e maddesi uyarınca beraati gerektiği mahkemece dosya içeriğine uygun şekilde gerekçeleri gösterilerek kabul ve takdir kılınmış olduğundan, katılan vekilinin yerinde görülmeyen temyiz itirazlarının reddiyle hükmün istem gibi ONANMASINA,
B- Sanıklar …, … ve … hakkında "kamu görevlisinin resmi belgede sahteciliği ve nitelikli dolandırıcılık" suçlarından verilen beraat hükümlerine yönelik katılan vekilinin ve Cumhuriyet savcısının temyiz itirazlarının incelenmesinde;
Sanıklar … ve…'in aynı zamanda … kızı ölü … mirasçılarının da hissedarı olduğu … parselde kayıtlı taşınmazın hissedarı oldukları, sanıkların bu taşınmazı katılana 23.250 TLye satması hususunda sanık …'in aracılık yaptığı ve taşınmazın satışına ilişkin 26.11.2007 tarihli sözleşmenin düzenlendiği, sonrasında sanıkların … Tapu Sicil Müdürlüğüne müracaatları ile tapu memuru olan sanık … tarafından söz konusu taşınmazın kayıtlarında bir değişiklik yapılmaksızın katılana satıldığına dair 30.11.2007 tarihli sahte tapu senedinin düzenlenmesine bu satışın mümkün olmadığını bilmelerine rağmen yardım etmek suretiyle kamu görevlisinin resmi belgede sahteciliği ve nitelikli dolandırıcılık suçlarını işlediklerinin iddia olunduğu olayda; sanık …'ın savunmalarında ikinci defa tapu dairesine gittiklerinde sanık …'nin olayın kendilerinden kaynaklanan bir hata olduğunu söylediğini ve elindeki tapuyu yırtıp tekrar bir tapu düzenlediğini, babalarından bu yeri böyle aldıklarını, dedesi zamanında da bu şekilde kendilerine geçtiğini, taşınmazın başka bir hissedarı olduğunu bilmediklerini, ellerinde mevcut tapu senedinde de üç hisse göründüğünü, 2/8 hissenin … kızı ölü … mirasçıları adına göründüğünü, bu şekilde yazmış olsa da yıllardan beri bu araziyi kendilerinin kullanmaları nedeniyle arazinin tüm hissesinin kendilerinde olduğunu düşündüklerini, bu nedenle bu şekilde satım işlemine girdiklerini, sanık …'nin de bu şekilde araziyi satamayacaklarını söylemediğini, kardeşinin çektiği krediyi ödememesi nedeniyle taşınmaza konulan hacizden haberinin olmadığını belirtmesi, sanık …'in savunmalarında da sanık …'ın savunmasına benzer şekilde araziye sonradan taraflarınca ipotek konulmadığını, bir borçtan dolayı tedbir konulduğunu duyduğunu, daha önceden sanık … ile tanışmadığını, ilk defa orada gördüğünü, sanık … ile diğer sanıklar…ve…'in daha önceden tanıştıkları konusunda bir izleniminin olmadığını, sanıklar …veya …'e harç parası adı altında para verildiğini görmediğini, kendilerinin de vermediğini belirtmesi, sanık …'in savunmalarında ikinci defa tapu dairesine gittiklerinde sanık …'nin olayın kendilerinden kaynaklanan bir hata olduğunu söylediğini ve elindeki tapuyu yırtıp tekrar bir tapu düzenlediğini, harç parasının sanık …'ye verildiğini, hatta…'in satış sonrası kendisini arayarak "keşke harç parasını tapucuya vermeseydiniz" dediğini, katılanın kendisine değil sanık …'ye 300 TL verdiğini, sadece işlemler bittikten sonra katılanın kendisine 100 TL verdiğini, olay tarihinde emlakçılık yapmadığını belirtmesi, sanık …'in de katılanın sanık …'e sadece 100 TL verdiğini belirterek sanık …'i doğrulaması, suça konu belgeyi düzenleyen olay tarihinde veri hazırlama kontrol işletme memurluğu görevini yapan sanık …'nin savunmasında sadece sanıklar …ve …'i tapu sicil müdürlüğüne gelip gitmeleri nedeniyle tanıdığını, diğer sanıklar ve katılanı tam olarak çıkaramadığını beyan etmesi, katılanın taşınmazın adına kayıtlı olmadığını öğrenmesi üzerine sanıklarla yaptığı görüşmede sanık …'ın katılanın zararını karşılayacağını beyan ederek 30.000 TL bedelli senet vermesi bu senet fotokopisinin dosya arasında bulunması, sonrasında sanıklar tarafından katılanın zararının karşılanması, UYAPTAN alınan nüfus kayıtlarından sanıklar… ve …'in babaları olan …'nun 10.09.2000 tarihinde yeniden evlendiğinin, baba …'nun vefatı ile terekenin oğulları olan sanıklar ile eşi … arasında Sultanhisar Sulh Hukuk Mahkemesi'nin 23.06.2006 tarih 2006/181 Esas, 2006/161 Karar sayılı kararı ile paylaştırıldığının, sonrasında …'nin söz konusu taşınmazdaki hissesini eşit olarak sanıklara satması ile 28.03.2007 tarihinde sanıklar … ve…'in taşınmaza 21/56'şar hisse ile malik olduklarının tespit edilmiş olması, sanıklar… ve … müdafiinin 12.12.2012 tarihli yazılı savunmasında 09.02.2007 tarihinde kanunda yapılan değişiklikten sonra hisseli arazi alım satımının mümkün olmadığını ve bunu da herkesin bilmesinin mümkün olmadığını, sanıkların ellerinde bulunan ve Tapu Müdürlüğünden aldıkları 28.03.2007 tarihli tapu senedinde sanıklardan başka birinin hissedar gözükmemesi nedeniyle gerçekten satış yaptıkları inancı ile işlem yaptıklarını savunması ve dilekçe ekinde bulunan 28.03.2007 tarihli tapu senedinde sanıkların 21/56'şar hisse ile malik olduklarının yazılı olması, sanık …'in 1993 yılında sanıkların babasının taşınmazı … İlçesinden birisinden satın aldığını ve burayı kullandığını, babalarının vefatı üzerine sanıkların kullanmaya başladığını, sanıklardan başka taşınmazı kullanan kimseyi görmediğini, ben 35 yıl Devlet Su İşlerinde görev yaptığını, arazileri karış karış bildiğini, …'nın ikinci kez resmi olarak evlendiğini, ancak onun hissesinin olabileceğini hiç düşünmediğini, tapuda başkasının hissesi görününce herhalde analık hissesidir diye düşündüklerini, ilk tapuda sorun olduktan sonra ikinci kez tapuya gittiklerinde sanıklar… ve…'in babalarının ikinci defa evlenmesi nedeniyle mirasçılığının gündeme geldiğini ve bunun mahkeme aracılığıyla düzeltildiğini söylediklerini ifade etmesi, katılanın gerek ilk tapu senedini gerekse ikinci defa aldığı suça konu tapu senedinden önce herkesin bilgisine açık olan tapu kütüklerine bakmadan taşınmazın satışı işlemlerinde bulunması nedeniyle somut olayda katılanın denetim imkanını ortadan kaldıracak mahiyette hileli hareketlerin bulunmadığının anlaşılması karşısında, tüm dosya kapsamından sanıklar … ve …'in taşınmazın 1966 yılında tescili yapılan…kızı ölü … mirasçılarının da taşınmaz da hisse sahibi olduğunu bildiklerine, sanık …'in sadece katılan ve sanıklar arasında taşınmazın satışı konusunda aracılık yapması dışında bir menfaat temin ettiğine dair savunmalarının ve diğer delillerin aksine mahkumiyetlerine yeterli, somut her türlü şüpheden uzak kesin delil elde edilemediğini belirterek 5271 sayılı CMK'nin 217. maddesi uyarınca duruşmadan edindiği kanaate göre delilleri değerlendirip suçun sübutu yönünden vicdani kanıya ulaşamayan mahkemenin takdir ve kabulünde bir isabetsizlik görülmediğinden, tebliğnamedeki bozma düşüncesine iştirak edilmemiştir.
Sanıkların yüklenen suçları işledikleri sabit olmadığından CMK'nin 223/2-e maddesi uyarınca beraatleri gerektiği mahkemece dosya içeriğine uygun şekilde gerekçeleri gösterilerek kabul ve takdir kılınmış olduğundan, katılan vekilinin ve Cumhuriyet savcısının yerinde görülmeyen temyiz itirazlarının reddiyle hükümlerin ONANMASINA,
C- Sanık … hakkında "kamu görevlisinin resmi belgede sahteciliği" suçundan verilen mahkumiyet hükmüne yönelik sanığın temyiz itirazlarının incelenmesinde;
Sanık hakkında ayrıca nitelikli dolandırıcılık suçundan da dava açıldığı halde, mahkemece fiilin irtikap suçunu oluşturduğu kabul edilerek suç duyurusunda bulunulmuş ise de, niteliği değişse bile sanığın bu fiili nedeniyle Mahkeme tarafından ayrıca hüküm kurulması mümkün görülmüştür.
5237 sayılı TCK’nin 53. maddesinin 3. fıkrası uyarınca 53/1-c bendindeki "velayet hakkından, vesayet veya kayyımlığa ait bir hizmette bulunmaktan" yoksunluğun sanığın sadece kendi altsoyu yönünden koşullu salıverilme tarihine kadar süreceği, altsoyu haricindekiler yönünden ise hapis cezasının infazı tamamlanıncaya kadar devam edeceğinin gözetilmemiş olması isabetsizliğinin, Anayasa Mahkemesinin 08.10.2015 gün 2014/140 Esas, 2015/85 sayılı iptal kararı ile birlikte infaz aşamasında gözetilmesi mümkün görülmüştür.
Toplanan deliller karar yerinde incelenip, sanığın suçunun sübutu kabul, oluşa ve soruşturma sonuçlarına uygun şekilde vasfı tayin, temel cezayı teşdit gerekçesi ile cezayı azaltıcı sebeplerin nitelik ve derecesi takdir kılınmış, savunması inandırıcı gerekçelerle reddedilmiş ve incelenen dosyaya göre verilen hükümde bir isabetsizlik görülmemiş olduğundan sanığın yerinde görülmeyen temyiz itirazlarının reddiyle hükmün istem gibi ONANMASINA, 07.03.2019 tarihinde oy birliği ile karar verildi.
Emlakçıların organize biçimde başkalarına ait taşınmazları sahte kimlik ve sahte belgeler kullanarak üçüncü kişilere satması durumunda ise fail sıfatıyla cezalandırma söz konusu olur. Yargıtay 15. Ceza Dairesi, E. 2020/10869, K. 2021/3601 sayılı kararında; uzun süredir iş birliği içinde emlakçılık yapan sanıkların, miras kalan arsayı tapu müdürlüğünden sahte belgelerle üçüncü kişilere satıp haksız menfaat temin etmek üzere fikir ve eylem birliği içinde hareket ettiklerinin tespit edilmesi üzerine resmi belgede sahtecilik ve nitelikli dolandırıcılık suçlarından mahkûmiyetlerine karar verilmiştir.
Yargıtay 15. Ceza Dairesi, E. 2020/10869, K. 2021/3601Kaynağı aç
"İçtihat Metni"
MAHKEMESİ :Ağır Ceza Mahkemesi
SUÇ : Nitelikli dolandırıcılık, resmi belgede sahtecilik
HÜKÜM : 1-Sanıklar hakkında resmi belgede sahtecilik suçundan,
TCK'nın 204/1-3, 43/1, 62, 52. ve 53. maddeleri uyarınca ayrı ayrı mahkumiyet (ayrıca sanık … hakkında TCK'nın 58. maddenin tatbiki)
2-Sanıklar hakkında nitelikli dolandırıcılık suçundan,
TCK'nın 158/1-d, 62, 52. ve 53. maddeleri uyarınca ayrı ayrı mahkumiyet (ayrıca sanık … hakkında TCK'nın 58. maddenin tatbiki)
Nitelikli dolandırıcılık ve resmi belgede sahtecilik suçlarından sanıklar hakkında verilen mahkumiyet hükümleri sanıklar müdafileri ve katılan vekili tarafından temyiz edilmekle, dosya incelenerek gereği düşünüldü:
Sanıklar müdafilerinin duruşmalı inceleme istemlerinin, hükmedilen cezaların on yıl hapis cezasından aşağı olması nedeniyle 5320 sayılı Kanunun 8. maddesi uyarınca halen uygulanmakta olan 1412 sayılı CMUK'un 318 ve 5271 sayılı CMK'nın 299. maddeleri gereğince reddine karar verilerek yapılan incelemede;
Sanıklar… ve… ile temyiz kapsamı dışında bulunan diğer sanık …'ın uzun yıllardır birbirlerini tanıdıkları ve işbirliği içinde emlakçılık yaptıkları, başkalarına ait gayrimenkulleri sahte belgelerle satıp haksız gelir elde etmek amacıyla fikir ve eylem birliği içinde birlikte hareket ettikleri, bu kapsamda katılanlar …, … ve …'a vefat eden babalarından miras olarak kalan arsayı sahte belgelerle tapu müdürlüğünden üçünçü şahıslara satarak haksız menfaat temin etmeye karar verdikleri, bu amaçla sanıklar…, … ve…'in sahte belgeler ile üzerinde sanık …'ın fotoğrafının bulunduğu fakat katılan …'in bilgilerini taşıyan sahte nüfus cüzdanını temin ettikleri, bu belgeler ile kendisini … olarak tanıtan sanık …'ın, … ve … tarafından … adına noterden taşınmaz satımı konusunda yetki veren vekaletname çıkardığı, bu süreçte sanık …'ın arsanın satışı konusunda katılanlar … ve … ile 1.050.000 TL karşılığında anlaştıkları, satış konusunda protokol yapmak amacıyla sanık …'ın babasına ait avukatlık bürosunda buluştukları, yapılan protokole sanık …'ın "…" adıyla ve diğer kardeşlere vekaleten satıcı olarak, sanık …'ın ise tanık olarak imza attığı, yaklaşık bir hafta sonra sanık …'ın bizzat malik gibi davranmak suretiyle Yenimahalle 3. Bölge Tapu Müdürlüğüne giderek tapuda imza atmak suretiyle satışı gerçekleştirdiği, paranın büyük bir kısmının peşin olarak alınıp geri kalan kısımlar için bono düzenlendiği, bu bonoların sanıklar… ve…'a verildiği, bu sanıkların da bonoların tahsili amacıyla temyiz kapsamı dışında bulunan diğer sanıklar Bülent, Ali ve Türker ile anlaştıkları, sanıkların tahsilat amacıyla katılanların işyerinde bulundukları sırada yakalandıklarının iddia edildiği olayda,
1-Katılan vekilinin temyiz talebinin incelenmesinde;
Sanıkların üzerlerine atılı nitelikli dolandırıcılık ve resmi belgede sahtecilik suçlarından doğrudan doğruya zarar görmeyen …’nın kamu davasına katılma hakkı bulunmadığı ve usulsüz verilmesinden dolayı hukuken geçersiz olan katılma kararının hükmü temyiz etme yetkisi vermeyeceği anlaşılmakla, vaki temyiz isteminin 5320 sayılı Kanun'un 8/1 maddesi gereğince uygulanması gereken 1412 sayılı CMUK’un 317. maddesi uyarınca REDDİNE,
2-Sanıklar … ve … hakkında nitelikli dolandırıcılık ve resmi belgede sahtecilik suçlarından verilen mahkumiyet hükümlerine yönelik yapılan temyiz taleplerinin incelenmesinde;
Sanık savunmaları, katılan beyanları, tanık anlatımları, taraflar arasında imzalanan protokol, nüfus cüzdanı talep belgesi, teşhis işlemleri, tapu ve noter kayıtları ve tüm dosya kapsamına göre; sanıklar… ve… ile temyiz kapsamı dışında bulunan sanık …'ın satış işlemi ile ilgili olarak sahte belgelerin tanzimi, murise ait eski kayıtların elde edilmesi, katılan … adına …'in fotoğrafı bulunan sahte nüfus cüzdanının temini, bu nüfus cüzdanı ile talep belgesinin muhtarlıktan alınıp temyiz kapsamı dışında bulunan sanık …'a verilmesi ve sanık …'ı katılanlar ile bir araya getirmeleri aşamalarında birlikte hareket etmiş olduklarının anlaşılması karşısında, sanıkların üzerlerine atılı suçları işlediğine yönelik mahkemenin kabul ve uygulamasında bir isabetsizlik görülmemiştir.
Bozmaya uyularak yapılan yargılamaya, toplanıp karar yerinde gösterilen delillere, mahkemenin kovuşturma sonuçlarına uygun olarak oluşan kanaat ve takdirine, incelenen dosya kapsamına göre; sanık … müdafisinin suçun sübut bulmadığına; sanık … müdafisinin suçun yasal unsurlarının oluşmadığına ve sübutuna yönelik temyiz itirazlarının reddiyle, hükümlerin ONANMASINA,
3-Sanık … hakkında nitelikli dolandırıcılık ve resmi belgede sahtecilik suçlarından verilen mahkumiyet hükümlerine yönelik yapılan temyiz talebinin incelenmesinde;
Sanık …'ın aşamalarda değişmeyen istikrarlı savunmaları, katılan beyanları, tanık anlatımları ve tüm dosya kapsamına göre, Hukuk Fakültesi öğrencisi olan ve avukat olan babasının bürosunda katip yetkilendirmesi ile çalışan sanık …'ın haklarında nitelikli dolandırıcılık ve resmi belgede sahtecilik suçlarından mahkumiyet hükümleri verilen diğer sanıklarla olay öncesine dayalı herhangi bir tanışıklığı ve görüşmesinin tespit edilememiş olması, babası olan avukat tanık…'nın yurtdışında olması hasebiyle atılı suçla ilgili işlemler için gelenlere belge düzenleme ve döviz bürosundan paranın alınması sırasında yanında bulunması dışında bir birlikteliğinin olmaması, Dairemizin bozma ilamından sonra sanıklar…ile…'ın sanık …'ın suçla ilgisi olmadığına yönelik beyanda bulunmaları da dikkate alındığında, sanık …'ın diğer sanıkların kamu kurum ve kuruşlarının araç olarak kullanılması suretiyle nitelikli dolandırıcılık ve resmi belgede sahtecilik suçlarına, baştan itibaren bilerek ve kasten iştirak ettiğine dair her türlü şüpheden uzak, somut, inandırıcı, objektif ve sanığın cezalandırılmasına yeterli delilin bulunmadığı, ceza yargılamasının amacının maddi gerçeğin hiçbir duraksamaya yer vermeyecek nitelikte ortaya çıkartılması olduğu, “Şüpheden sanık yararlanır” ilkesinin ceza hukukunun evrensel ilkesi olduğu, şüpheler ve kuşkular toplamından kesinlik ve gerçekliğin çıkarılamayacağı, şüphe ve kuşkunun bulunduğu yerde mahkumiyet hükmü kurulamayacağı, bu nedenle sanık …'ın üzerine atılı nitelikli dolandırıcılık ve resmi belgede sahtecilik suçlarını işlediğinin sabit olmadığı ve beraatine hükmedilmesi gerektiği gözetilmeden, hatalı değerlendirme ve yetersiz gerekçe ile sanığın yazılı şekilde mahkumiyetlerine hükmedilmesi,
Kanuna aykırı olup, sanık … müdafilerinin temyiz itirazları bu itibarla yerinde görülmüş olduğundan hükümlerin bu sebepten dolayı 5320 sayılı Kanun'un 8/1. maddesi gereğince uygulanması gereken 1412 sayılı CMUK’un 321. maddesi uyarınca BOZULMASINA, 25/03/2021 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.
Taşınmaz devrine ilişkin sahte vekâletname ve tapu belgelerinin kullanıldığı işlemlerde, sürece dahil olan sanığın suça en baştan itibaren bilerek ve isteyerek iştirak ettiğine yönelik kesin ve inandırıcı kanıt bulunamaması durumunda ceza verilemez. Yargıtay 15. Ceza Dairesi, E. 2020/10869, K. 2021/3601 sayılı ilamında; şüphe ve tahminlerin kesinlik ifade edemeyeceğini, ceza muhakemesinin temelini oluşturan şüpheden sanık yararlanır evrensel kuralı gereğince kastı kanıtlanamayan kişinin beraatine karar verilmesi gerektiğini vurgulamıştır.
Sahte resmi belgeler kullanılarak gayrimenkul satışı yapılması iddiasıyla yargılanan aracı ve emlakçılar yönünden her türlü şüpheden uzak, somut ve inandırıcı delil bulunmadıkça mahkûmiyet hükmü kurulamaz. Yargıtay 23. Ceza Dairesi, E. 2015/1163, K. 2015/3312 sayılı kararında, sahte belgelerle gerçekleştirilen satış eylemlerinde suça iştirak ettiklerine ilişkin kesin delil elde edilemeyen sanıklar hakkında verilen beraat kararının yerinde olduğu sonucuna ulaşılmıştır.
Yargıtay 23. Ceza Dairesi, E. 2015/1163, K. 2015/3312Kaynağı aç
"İçtihat Metni"
MAHKEMESİ :Ağır Ceza Mahkemesi
SUÇ : Resmi belgede sahtecilik, nitelikli dolandırıcılık
HÜKÜM : Mahkumiyet, beraat
Dosya incelenerek gereği düşünüldü:
Hakkında soruşturma yürütülen ve dosyası tefrik edilen … katılan …'a ait kimlik bilgilerini kullanarak ve sahte sağlık raporu düzenleyerek … Noterliğince tanzim olunan 24.09.2010 tarih 221114 yevmiye numaralı katılan …'a ait Ankara ili merkezinde bulunan gayrimenkuların satışını kendisine yetki veren sahte vekaletmeyi temin ettiği, … sanık … ile irtibata geçerek dayısına ait işyerini satacağını ve elinde vekaletname bulunduğunu beyan ettiği, sanık … bunun üzerine emlakcı olan sanık …'in işyerine gittiği ve bir tanıdığının gayrimenkulunu satmak istediğini bildirdiği, sanık …'in de … Gayrimenkul Değerleme Aracılık Hizmetleri ve Emlak Şirketinin yetkilisi sanık …'i telefon ile arayarak gayrimenkul hakkında bilgi verdiği, sanık …'in yaptığı teklifi …'in kabul etmesi üzerine sanık …'a şirketi adına alım yapma yetkisini konu alan vekaletname verdiği, sanıklar …, …, … ile … ile birlikte 12.10.2010 tarihinde Tapu Sicil Müdürlüğü'nde buluştukları, emekli tapu memuru olan …'in tapu işlemleri sırasında yardımcı olduğu, 24.09.2010 tarihli vekaletnameye istinaden satıcı …, alıcısı sanık …'ın olduğu, Kızılay Necatibey caddesinde bulunan işyerinin tescil işleminin gerçekleştirildiği, bir müddet sonra … sanık … ile görüşerek dayısına ait Çayyolu semtinde bulunan villasını satmak istediğini bildirdiği, sanıklar … ve … ile …'ın 03.11.2010 tarihinde … Tapu Sicil Müdürlüğü'nde buluştukları, sanık …'in tapu işlemleri sırasında yardımcı olduğu, 24.09.2010 tarihli vekaletnameye istinaden satıcı …, alıcısı sanık …'ın olduğu, Çayyolu semtinde bulunan villanın tescil işleminin yapılmak istendiği ancak tapu memurlarının şüphelenmesi üzerine işlemin gerçekleştirilemediği, olaylar hakkında bilgi sahibi olan katılanların şikayeti üzerine polis memurları tarafından sanık …'ın yakalanabilmesi amacıyla aynı gün sanıklar … ve …'un sahibi oldukları işyerinde yapılan arama neticesinde sanık …'in üzerinden çeşitli kişilere ait tapu senedi fotokopileri ile duvarda asılı siyah paltonun iç cebinde sanık …'a ait nüfus cuzdanı fotokopisi ve nüfus müdürlüğünden temin edilen ikametgah bildirgesi belge asıllarının ele geçirildiği ayrıca sanık …'ında işyerinde yakalandığı, sanık …'in ise …'a nüfus cüzdanı alabilmek için Altındağ Nüfus Müdürlüğü'ne ibraz edilen ve muhtar olan tanık … tarafından düzenlenen 02.11.2010 tarihli konutta kalanlara ait kimlik bildirme belgesi formunda …'ı konutta kalan kişi olarak gösterdiği ve bu suretle sanıkların resmi belgede sahtecilik ve nitelikli dolandırıcılık suçlarını işlediklerinin iddia edildiği olayda;
1-Sanıklar …, …, …, …, … ve … haklarında resmi belgede sahtecilik ve nitelik dolandırıcılık suçlarından verilen beraat, sanık … hakkında nitelikli dolandırıcılık suçundan verilen beraat ile sanıklar … ve … haklarında resmi belgede sahtecilik suçlarından verilen mahkumiyet hükümlerine yönelik yapılan temyiz itirazların incelemesinde;
Oluşa, sanıkların savunmalarına, tapu senetlerine, vekaletnamelere ve tüm dosya kapsamına göre; sanıklar …, …, …, …, …, … ve …'in cezalandırılabilmeleri için her türlü şüpheden uzak, kesin ve inandırıcı deliller elde edilemediğinden verilen beraatlerine yönelik kabul ile sanıklar … ve …'in bu şekilde gerçekleştirdiği sabit görülen eylemlerinin resmi belgede sahtecilik suçlarını oluşturduğuna yönelik kabulde bir isabetsizlik görülmemiştir.
Yapılan yargılamaya, toplanıp karar yerinde gösterilen delillere, mahkemenin kovuşturma sonuçlarına uygun olarak oluşan kanaat ve takdirine, incelenen dosya kapsamına göre, katılanlar vekili, sanıklar … ve … müdafiilerinin yerinde görülmeyen temyiz itirazlarının reddiyle hükümlerin ONANMASINA,
2-Sanık … hakkında nitelikli dolandırıcılık suçundan verilen mahkumiyet hükmüne yönelik yapılan temyiz incelemesinde;
Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 19.06.2007 tarih ve 2007/10-108 E., 2007/152 K. sayılı ilamında da belirtildiği gibi yasa koyucunun ayrıca adli para cezası öngördüğü suçlarda, hapis cezasının alt sınırdan tayini halinde mutlak surette adli para cezasının da alt sınırdan tayini gerektiği yönünde bir zorunluluk bulunmamakta ise de, yeterli ve yasal gerekçe gösterilmeksizin adli para cezasının alt sınırın üzerinde 120 gün olarak tayin edilmesi,
Bozmayı gerektirmiş, sanık müdafiinin temyiz itirazları bu nedenlerle yerinde görülmüş olduğundan, hükmün 5320 sayılı Kanun'un 8. maddesi uyarınca uygulanması gereken CMUK'nın 321. maddesi gereğince BOZULMASINA; ancak, bu aykırılığın yeniden duruşma yapılmaksızın aynı Kanun'un 322. maddesi uyarınca düzeltilmesi mümkün bulunduğundan; hüküm fıkrasından, adli para cezasının uygulanmasına ilişkin olarak sırasıyla "120 gün", "150" ve ''3.000 TL'' adli para cezası terimlerinin tamamen çıkartılarak yerine, sırasıyla "5 gün", "6 gün" ve ''120 TL" adli para cezası ibaresinin eklenmesi suretiyle hükmün DÜZELTİLEREK ONANMASINA, 07.07.2015 tarihinde sanıklar … ve … yönünden oyçokluğuyla diğer sanıklar yönünden, oybirliğiyle karar verildi.
Karşı oy
Sayın çoğunluk ile aramızdaki anlaşmazlık, sanıklardan … ve …'e yüklenen sahtecilik ve dolandırıcılık suçlarının sabit olup olmadığına ilişkindir.
Dosyadaki deliller ve sanıkların savunmaları birlikte değerlendirildiğinde … ve Veyis dışındaki sanıkların işlenen suçtan haberdar oldukları ve bundan rahatsızlık duymadıkları anlaşılmaktadır. Öyle ki, beraat eden sanıklardan … ve …'den elde edilen sahte belgeler ve bu belgelerin polisin eline geçmesini önlemek amacıyla yok edilmesi için yapılan telefon görüşmeleri bu iki sanığın da benzer suçları işlemek için hazırlık yaptıklarını göstermektedir. Sanık …'ın bu iki sanık ile birlikte yakalanmış olması aralarındaki irtibatı göstermekte ise de; yargılama konusu somut olayda firari sanık … ile …'ın eylemlerine katıldıklarına dair delil bulunmamaktadır.
Ancak sanıklar … ile …'in durumu farklı olup, her ikisinin de suçun işlenmesi sırasında sanık … ve …'un yanında oldukları ve eylemi birlikte gerçekleştirdikleri konusunda sayın çoğunluğunda farklı düşündüğünü sanmıyorum fakat sayın çoğunluktan farklı olarak bunların "suça konu taşınmazların firari sanık …'a ait olmadığını bilmeden isnat edilen fiilleri işledikleri" anlamındaki düşüncelere katılmamaktayım. Çünkü suçun işlenmesinde yaptıkları katkılar ve eylem şekillerine bakıldığından sanıkların savunmalarına dayanak yaptıkları gerekçeler hayatın genel akışına uygun düşmemektedir.
Bu yönüyle sanıkların savunmaları, cezadan kurtulmaya yönelik soyut inkar mahiyetinde olduğundan adı geçen iki sanığın BERAAT kararlarının onanmasına dair çoğunluk kararına muhalifim.
Sahte tapuyu fark edemeyen emlakçı alıcının zararını ödemekle yükümlü müdür?
Emlakçı ancak açık şüpheleri görmezden gelerek kimlik ve tapu araştırması yapmadan hareket etmişse tazminatla sorumlu tutulabilir; resmi kurumlar gibi kesin tespit yetkisi olmayan ve makul özen göstermesine rağmen uzman incelemesi olmadan anlaşılamayacak sahtecilikle kandırılan emlakçı yalnızca dolandırıcının fiili sebebiyle sorumlu tutulamaz.
Sahte tapuyla satış yapılması durumunda emlakçı ceza alır mı?
Emlakçının tapunun sahte olduğunu bilmemesi, suç ortaklığı bulunmaması ve aldatma kastı taşımaması halinde cezai sorumluluğu doğmaz; ceza alabilmesi için sahte belgeyi bilerek kullanması veya dolandırıcılarla fikir ve eylem birliği içinde olması gerekir.
Emlakçı hakkında açılan ceza davasında beraat kararı neye göre verilir?
Emlakçının sahteliği önceden bildiğine, aldatma kastına iştirak ettiğine veya aracılık faaliyeti haricinde haksız menfaat temin ettiğine dair her türlü şüpheden uzak kesin delil bulunamadığı takdirde şüpheden sanık yararlanır ilkesi gereğince beraat kararı verilir.
Hukuki uyarı: Bu içerik genel bilgilendirme amacı taşır; somut olay değerlendirmesi için avukata başvurulmalıdır.
Hazırlayan: Av. Erdal Ersoy

