Roma hukukunun klasik siyasi anlatımı Krallık, Cumhuriyet, Principatus ve Dominatus olmak üzere dört döneme ayrılır. Özel hukuk ise hak ehliyeti, aile hâkimiyeti, mülkiyet, borç, haksız fiil, dava ve miras kavramları üzerinden incelenir. Hak, dava imkânıyla birlikte düşünülür; bir menfaatin korunması, ona karşılık gelen actio bulunmasına bağlı olabilir. Temel gelişim çizgisi, katı ve şekilci eski hukuktan daha esnek, yorumcu ve pratik çözümler üreten klasik hukuka geçiştir.
Dört siyasi dönem
Krallık Devri, Regnum adıyla MÖ 753 ile MÖ 510 arasında ve kral merkezli bir yönetim olarak anlatılır. Kral devlet yönetimini, ordunun başlığını, dini törenlerdeki üst konumu, yargısal yetkiyi ve kamu düzenini bozan fiiller bakımından ceza verme yetkisini üzerinde toplar. Bu dönemde kral, halk ve senatus olmak üzere üç temel organ bulunur. Senatus kralın danışma organıdır; kararı kralı mutlak biçimde bağlamaz. Hukuk büyük ölçüde geleneklere, atadan kalan kurallara ve örf ile adete dayanır.
Halk eşit vatandaşlardan oluşan tek bir topluluk değildir. Gentes, patriciuslar, clientes ve plebler farklı konumlarda bulunur. Patriciuslar soylu ve ayrıcalıklı sınıf, plebler ise başlangıçta siyasi ve hukuki hakları sınırlı halk kesimidir. Pleblerin hak mücadelesiyle bu farkın giderek azaldığı da belirtilir.
Cumhuriyet Devri, Res Publica adıyla MÖ 510 ile MÖ 27 arasında, magistralar, senatus ve halk meclisleri aracılığıyla anlatılır. Kral yoktur; fakat eski yetkiler tamamen kalkmaz, farklı magistralar arasında paylaştırılır. Magistralarda genellikle aynı yetkiye sahip iki kişi bulunur. Görev süreleri çoğunlukla sınırlıdır ve birçok makamda bir yıldır. Magistralık ücret değil şeref görevi sayılır. Bu özellikler her magistralık için aynı süre anlamına gelmez.
Tribunus plebis pleblerin temsilcisidir. Imperiumu yoktur; buna rağmen pleblerin zararına işlemleri veto edebilir. Cumhuriyet senatusunun kararları teorik olarak danışma niteliğindedir, fakat senatus fiilen güçlü bir otorite oluşturur. Hukuki bağlayıcılık ile fiili etki bu nedenle aynı şey değildir.
Principatus, MÖ 27 ile MS 287 arasında princeps yönetimine bağlanır. Cumhuriyet kurumları sürer; gerçek güç ise princepste toplanır. Halefiyet kesin ve düzenli bir kurala bağlanmamıştır. Ordunun imparatorun belirlenmesinde etkili olduğu belirtilir. Dominatus, MS 287 ile MS 565 arasında mutlak imparatorluk yönetimi olarak anlatılır. Dominus, efendi anlamına gelir.
Kanunların yaptırım gücü
Lex perfecta tam kanun olarak açıklanır ve buna aykırı işlem geçersiz sayılır. Lex quam minus perfecta işlemi geçersiz kılmaz; aykırı davranana ceza öngörür. Lex imperfecta ise ne işlemi geçersiz sayar ne de açık bir ceza öngörür. Müeyyidesiz olmak, kuralı kendiliğinden önemsiz hale getirmez.
Hak ehliyeti ve üç statü
Hak ehliyeti, kişinin hak sahibi olabilme ve borç altına girebilme iktidarıdır. Fiil ehliyeti ise kişinin kendi fiilleriyle hukuki sonuç doğurabilmesidir. Roma düzeninde insan olmak tek başına tam hak ehliyeti sağlamaz. Status libertatis, status civitatis ve status familiae birlikte değerlendirilir.
Status libertatis, kişinin hür veya köle olma durumunu gösterir. Hürler, hür doğanlar ve azatlılar olarak ikiye ayrılır. Azatlı hür hale gelir; ancak hür doğanla aynı sosyal ve hukuki konuma her zaman sahip olmayabilir ve bazı kamusal haklar sınırlı kalabilir.
Köle insan olmakla birlikte kural olarak hak ehliyeti bulunmayan ve bağımsız hak süjesi sayılmayan kişidir. Bağımsız malvarlığı yoktur; kazandığı şeyler efendisine ait olur. Peculium, hukuken efendiye veya aile reisine ait kalmakla birlikte fiilen köleye ya da aile evladına işletmesi için bırakılan mal topluluğudur. Bu, modern anlamda bağımsız mülkiyet değildir. Peculium çerçevesinde üçüncü kişiler, belirli şartlarla kölenin işlemleri nedeniyle efendiye karşı dava açabilir.
Köle haksız fiil işlerse zarar gören efendiye başvurabilir. Efendi bazı durumlarda zararı karşılayabilir veya köleyi zarar görene teslim ederek sorumluluktan kurtulmaya çalışabilir.
Status civitatis, kişinin Roma vatandaşı olup olmadığını gösterir. Ius civile esas olarak Roma vatandaşları için geçerli olan geleneksel hukuktur ve bugünkü medeni hukukla birebir aynı sayılmaz. Ius gentium ise bugünkü devletlerarası hukuk değildir. Romalılar ile yabancılar veya yabancıların kendi aralarındaki özel hukuk ilişkilerinde kullanılan daha esnek ve pratik kuralları ifade eder.
Aile hâkimiyeti ve akrabalık
Sui iuris, başkasının aile hâkimiyeti altında olmayan kişidir. Alieni iuris ise aile hâkimiyeti altındaki kişidir. Alieni iuris kişinin kural olarak bağımsız malvarlığı yoktur; kazandığı mallar ve haklar aile reisinin malvarlığına girer. Peculium fiili kullanım imkânı sağlayabilir, mülkiyeti değiştirmez.
Pater familias yalnızca biyolojik baba değil, aile malvarlığının ve aile hâkimiyetinin hukuki merkezidir. Patria potestas yaşa bağlı değildir. Baba hayatta ve hâkimiyet sürüyorsa yaşça büyük aile evladı da alieni iuris kalabilir ve bağımsız malvarlığına sahip olmaz. Patria potestas başlıca doğum, evlat edinme ve nesebin düzeltilmesiyle kurulabilir. Bu liste tek yol diye sınırlanmaz.
Geçerli bir Roma evliliği içinde doğan çocuk babasının patria potestas altına girer. Yalnız biyolojik bağ yeterli değildir. Adoptio genellikle aile hâkimiyeti altındaki kişinin başka aileye geçirilmesidir. Adrogatio ise sui iuris kişinin başka bir pater familiasın hâkimiyetine girmesidir.
Pater familiasın ölümüyle hâkimiyeti altındaki kişiler sui iuris hale gelebilir. Emancipatio, aile evladını hâkimiyetten çıkaran yollardan biridir. Manuslu evlilikte kadın kocasının veya onun pater familiasının hâkimiyetine girer ve eski ailesiyle agnatik bağı sona erer.
Agnatio, aynı aile hâkimiyetine dayanan hukuki akrabalıktır. Cognatio ise kan bağına dayanan doğal akrabalıktır. Eski düzende agnatio öne çıkar; zamanla cognatio daha fazla korunur.
Hak ehliyeti kural olarak sağ doğumla başlar ve ölümle sona erer. Ana rahmindeki çocuk tam doğmuş kişi değildir. Özellikle miras gibi kendi yararına olan bazı durumlarda sağ doğmak şartıyla dikkate alınabilir. Bu koruma bütün hak türlerine yayılmış sayılmaz.
Capitis deminutio maxima hürriyet kaybı, media vatandaşlık kaybı, minima ise hürriyet ve vatandaşlık sürerken aile statüsünün değişmesidir.
Fiil ehliyeti, vesayet ve kayyımlık
Fiil ehliyeti yaş, temyiz kudreti, cinsiyet, akıl hastalığı ve israf unsurlarına bağlanır. Yedi yaşını doldurmamış infantesin fiil ehliyeti yoktur; geçerli işlem yapamaz ve haksız fiil sorumluluğu kabul edilmez. Yedi yaşını geçmiş fakat ergen olmayan küçükler, yalnız kendilerini borçlandırmayan ve hak kazandıran işlemleri tek başına yapabilir.
Ergen olup yirmi beş yaşını doldurmamış kişiler tamamen ehliyetsiz değildir. Tecrübesizlik nedeniyle zarara uğratıcı işlemlerde eski hale getirme veya kayyım onayı gibi korumalar gündeme gelebilir. Babasının veya kocasının hâkimiyeti altında olmayan kadınlar, yaşlarına bakılmaksızın tutela mulierum altında bulunabilir.
Sürekli akıl hastalığında fiil ehliyeti ortadan kalkabilir ve kayyım atanabilir. Aralıklı temyiz kudretinde işlemler ayrıca değerlendirilir. Müsrif tamamen ehliyetsiz sayılmaz. Praetorun hacir benzeri kararıyla kayyım atanabilir ve malvarlığını azaltan işlemleri sınırlanabilir. Temyiz kudreti bulunmayan yedi yaşından küçükler ve akıl hastaları bakımından kusur ve haksız fiil sorumluluğu özel durumdadır.
Tutela impuberum, ergen olmayan ve pater familias hâkimiyeti altında bulunmayan küçüğün korunması ve malvarlığının yönetilmesi içindir. Tutela özellikle ergen olmayan sui iuris küçükler ve bazı kadınlar bakımından anılır. Cura ise çoğu zaman belirli bir malvarlığı veya işlem alanını korumak için kayyım atanmasıdır. Akıl hastaları, müsrifler ve bazı ergen küçükler için gündeme gelebilir.
Eşya, zilyetlik ve mülkiyet
Ayni hak, eşya üzerinde doğrudan hâkimiyet sağlayan ve herkese karşı ileri sürülebilen haktır. Zilyetlik fiili hâkimiyet, mülkiyet ise hukuki haktır. Malı elinde bulunduran kişi bu nedenle otomatik olarak malik değildir. Zilyetliğin korunması yalnız zilyedin menfaatine değil, zor kullanmayı engelleyerek fiili durumu ve kamu düzenini korumaya da yönelir.
Interdictum, praetorun özellikle zilyetliği korumak, zor kullanmayı engellemek ve kamu düzenini sağlamak için verdiği emir veya yasaktır. Mülkiyet davası değildir ve öncelikle mülkiyetin ispatına bağlı değildir. Uzun süreli kiracı, rehinli alacaklı, precarium alan kişi ve yediemin, başkası için zilyet örnekleri arasında sayılır.
Mülkiyet, kural olarak usus, fructus ve abusus yetkilerini içeren en geniş ayni hak olarak açıklanır. Usus kullanma, fructus ürün veya gelirden yararlanma, abusus ise tüketme, devretme ya da tasarruf yetkisidir. Bir zeytin bahçesinin maliki bahçeyi kullanabilir, ürünlerinden yararlanabilir ve bahçeyi satabilir. Mülkiyet buna rağmen sınırsız değildir. Kamu yararı, özellikle yol, kamu düzeni, güvenlik, vergi ve kamu hizmetleri gerekçesiyle yetkileri sınırlayabilir. Komşulukta taşınmaz malikinin faaliyetinin komşu taşınmaza zarar vermesi de hukuki sorun doğurabilir.
Sınırlı ayni hakta kişi, başkasına ait mal üzerinde malik olmadan belirli ve sınırlı yetki kullanır. İrtifak, intifa ve rehin ile ipotek benzeri teminat hakları örnek gösterilir. İntifa, malı kullanma ve semerelerinden yararlanma yetkisi verir; malikin elinde çıplak mülkiyet kalır.
Res mancipi, eski tarımsal ve aile ekonomisi bakımından sınırlı ve stratejik malları kapsar; devri daha sıkı şekillere bağlanır. Örnekler arasında Roma ve sonra İtalya arazileri, üzerindeki binalar, köy arazileri üzerindeki bazı irtifaklar, köleler ve yük ile çeki hayvanları sayılır. Çok değerli her mal bu gruba girmez. Res nec mancipi mallarda kural olarak traditio ile mülkiyet geçirilebilir.
Mancipatio, özellikle res mancipi malların devrinde kullanılan eski, törensel ve şekilci bir işlemdir. Genel ilke olarak kişi sahip olmadığı hakkı devredemez. Devreden malik değilse kural olarak devralan da malik olamaz.
Rehin için yetkili rehin veren, rehin anlaşması ve güvenceye alınan geçerli alacak gerekir. Rehin hakkı asıl alacağa bağlı ferî bir haktır; alacak yoksa kural olarak ayakta kalmaz. Aynı mal üzerinde birden fazla rehin kurulabilir ve genel olarak önce kurulan rehin önce tatmin edilir. Alacak muaccel olur ve ödenmezse rehinli alacaklı malı sattırarak bedelden alacağını alabilir. Fazlalık mal sahibine aittir. Eksik kısım için alacak devam edebilir.
Borç ilişkisi ve akit türleri
Borç ilişkisi alacaklı, borçlu ve edimden oluşur. Edim vermek, yapmak, yapmamak veya belirli bir sonuç sağlamak olabilir. Dare vermeyi, facere yapmayı, praestare ise sağlamak, temin etmek veya sorumluluğu üstlenmeyi ifade eder. Borcun kaynakları arasında akitler, haksız fiiller, akit benzeri haller, haksız fiil benzeri haller ve sebepsiz zenginleşme benzeri durumlar sayılır.
Akitte tarafların karşılıklı ve birbirine uygun iradelerine consensus denir. Consensus açık beyanla veya bazı durumlarda davranışlardan anlaşılabilir. Sözlü akit belirli sözlerle, ayni akit teslimle, rızai akit anlaşmayla kurulur. Örnekler sırasıyla stipulatio; karz, ariyet, vedia ve rehin; alım-satım, kira, şirket ve vekâlettir.
Eksik iki taraflı akitte bir taraf daima, diğer taraf yalnız bazı durumlarda borçlanır. Vekâlet buna örnek gösterilir. Vekâlet ücretsizdir. Vekil işi dikkatle yapıp elde ettiklerini devreder; vekâlet veren zorunlu masraf ve zararı karşılar. Ücretli iş görme bu tanımın dışındadır. Roma düzeninde doğrudan temsil ilk dönemlerde genel kurum olarak gelişmemiştir. Vekil çoğu zaman önce kendi adına hak ve borç sahibi olur, sonra bunları vekâlet verene devreder.
Alım-satım, satıcının malı sağlamayı ve alıcının bedeli ödemeyi üstlendiği rızai akittir. Anlaşmayla kurulur; malın hemen teslimi kuruluş şartı değildir. Satıcı bazı durumlarda ayıp ve zapta karşı da sorumlu olabilir. Roma kira kavramı, malın kullanımı, hizmet veya eser sonucunun ücret karşılığı üstlenilmesini kapsayacak kadar geniştir. Yediemine tevdide ihtilaflı mal, uyuşmazlık bitene kadar tarafsız üçüncü kişiye bırakılır ve sonra haklı tarafa iade edilir.
Pactum şekilsiz anlaşmadır. Eski katı sistemde her anlaşma kendiliğinden dava edilebilir akit sayılmaz. Bazı pactumlar sonradan ius civile, praetor veya imparator hukuku tarafından korunmuştur.
Borç türleri, sorumluluk ve ifa
Parça borcunun konusu ferden belirli tek şeydir. Başka mal verilerek ifa kural olarak mümkün değildir. Kusursuz yok olursa akıbet farklı değerlendirilir. Nevi borcu tür ve miktarla belirlenir. Seçimlik borçta birden fazla edim gösterilir ve borçlu bunlardan yalnız birini ifa ederek borcundan kurtulabilir. Taraflar aksini kararlaştırmamışsa seçim hakkı kural olarak borçluya aittir. Hak, alacaklıya, borçluya veya üçüncü kişiye de bırakılabilir. Edimlerden biri borçlunun kusuru olmadan imkânsızlaşırsa borç kalan edim üzerinden devam eder.
Borç, bütünlüğü bozulmadan kısım kısım ifa edilebiliyorsa bölünebilir; konusu gereği bölünemiyorsa bölünemez. Para borcu genellikle bölünebilir, tek belirli malın teslimi çoğu zaman bölünemez sayılır. Tabii borç dava ile zorla takip edilemez. Borçlu ifa ederse ödeme geri istenemez. Bu, hiç borç olmadığı anlamına gelmez.
Kusura dayanan sorumlulukta borçlu ancak kastı veya ihmali varsa sorumlu tutulur. Kusursuz sorumlulukta ise bazı hallerde kusur aranmadan, ifa edilmeme veya zarar ile olay arasındaki bağlantıya göre sorumluluk doğabilir. Kast, hukuka aykırı sonucun bilerek ve isteyerek meydana getirilmesidir. İhmal, gerekli dikkat ve özenin gösterilmemesidir. Culpa lata en basit dikkatin bile gösterilmemesi, culpa levis ise daha dikkatli kişinin özeninin gösterilmemesidir. Menfaati bulunan taraftan daha fazla dikkat beklenebilir.
Custodia, nezaret veya gözetim sorumluluğudur. Borçlu, kusurlu davranışının yanında sürekli gözetimle önlenebilecek bazı zararlardan da sorumlu olabilir. Beklenmedik olay kolayca öngörülemeyen ve kusur olmadan ortaya çıkan olaydır. Sorumluluk, uygulanan rejime göre değişebilir. Mücbir sebep hiçbir insan gücüyle önlenemeyecek dış olaydır. Deprem, sel ve büyük doğal afet örneklenir. Çoğu zaman ve kural olarak sorumluluk doğmayacağı söylenir. Hırsızlık beklenmedik olay örneği olup custodia varsa sorumluluk doğabilir; depremde malın yok olması mücbir sebep örneğidir.
Müterafık kusur, zararın doğmasında hem borçlunun hem alacaklının kusurunun bulunmasıdır. Alacaklının katkısı da araştırılır. Borcun normal ve en doğal sona erme yolu ifadır. İfa, doğru kişiye, doğru yerde, doğru zamanda ve borca uygun yapılır. Kural olarak alacaklıya yapılır; alacaklının rızası varsa başka kişiye yapılan ifa da geçerli olabilir. İfa yeri kararlaştırılabilir. Kararlaştırılmamışsa para borçlarında borçlunun ikametgâhı, taşınırlarda malın bulunduğu yer, taşınmazlarda taşınmazın bulunduğu yer düşünülebilir.
Temerrüt, ifanın taraflardan birinin kusuru nedeniyle gecikmesidir. Borçlu temerrüdü için gecikme, vadesiz borçlarda ihtar ve borçlunun kusuru aranır. Vadeli borçlarda ihtar gerek olmayabilir. Temerrüt sorumluluğu ağırlaştırabilir. Gecikme zararı, para borçlarında faiz benzeri sonuç ve sonraki bazı kusursuz imkânsızlıkların borçluyu kurtarmaması ihtimal olarak anılır. Alacaklı temerrüdü, borca uygun ifa teklifinin haklı sebep olmadan kabul edilmemesidir. Borcu tamamen sona erdirmez; borçlunun sorumluluğunu hafifletebilir.
Haksız fiiller
Furtum, başkasına ait malın hukuka aykırı ve hileli alınması veya kullanılmasıdır ve dar anlamda hırsızlıkla sınırlanmaz. Yetkisiz kullanmanın furtum sayılıp sayılmayacağı bazı hallerde tartışmalı bırakılır. Rapina, malın cebir veya tehditle alınmasıdır. Furtumda gizlilik veya hile, rapinada zor kullanma öne çıkar.
Damnum iniuria datum, başkasının malına hukuka aykırı zarar verilmesidir ve özellikle Lex Aquilia ile bağlantılı anlatılır. Iniuria, kişinin bedensel veya manevi varlığına yönelen hukuka aykırı saldırıdır. Beden, şeref, saygınlık veya kişilik değerlerini hedef alabilir. Haksız fiil davaları çoğu zaman cezai nitelik taşır. Fail yalnız zararı gidermekle kalmayıp belirli bir para cezası ödemek zorunda da kalabilir.
Dava usulü
Actio, hakkın yargı yoluyla ileri sürülmesini sağlayan dava hakkıdır. Actio yoksa menfaat yeterince korunmayabilir. Legis actio, kanuna dayanan eski ve şekilci usuldür. Yanlış şekil davanın kaybına yol açabilir. Magistratus yeni dava yaratamaz. Gıyapta yargılama ve temsil kural olarak sınırlıdır. Formula, hakime uyuşmazlığı nasıl çözeceğini gösteren yazılı yargılama programıdır. İddia, savunma ve mahkûmiyet veya beraat şartlarını gösterir. Hakim formula dışına serbestçe çıkamaz.
Intentio iddiayı, demonstratio ilişkiyi, condemnatio mahkûmiyet veya beraat yetkisini, adiudicatio ise bazı davalarda tahsis yetkisini gösterir. Adiudicatio özellikle ortaklığın giderilmesi, miras paylaşımı veya sınır uyuşmazlıkları için anlatılır. Exceptio, davalının iddiayı yok saymadan mahkûmiyeti engellemek için ileri sürdüğü defidir. İspatlanırsa actio şartları bulunsa bile beraat mümkün olabilir. Exceptio doli specialis, sözleşme yapılırken hileye karşı dar savunmadır. Exceptio doli generalis ise biçimsel olarak doğru davanın dürüstlük ve hakkaniyete aykırılığına karşı daha geniş savunmadır.
Davalı iddiayı ne kabul eder ne inkâr eder ne de defi ileri sürerse indefensus sayılabilir. Praetor, mallar üzerinde icra veya güçlü koruma tedbirlerine izin verebilir. Litis contestatio, uyuşmazlığın belirli formula ile hakime götürülmesinin kabul edildiği tespit aşamasıdır. Aynı uyuşmazlığın yeniden açılması engellenebilir. Eski borç, yargılama sonucuna uyma borcuna bırakabilir.
Actiones in rem ayni hakları herkese karşı, actiones in personam ise genellikle borç ilişkisinden doğan hakları belirli borçluya karşı korur. İstihkak davasında davacı malın kendisine ait olduğunu ve malın davalının elinde bulunduğunu ispatlar. Bu, zilyetlik davası değildir. Actio Publiciana, praetorun getirdiği özel ayni davadır. Ius civileye göre henüz tam malik olmayan fakat praetor hukukunca korunmaya değer görülen kişiyi korur.
Miras
Mirasın iki temel kaynağı vasiyetnameye dayanan mirasçılık ve kanuni mirasçılıktır. Geçerli vasiyetname varsa önce o değerlendirilir. Vasiyetname mirasın tamamını düzenlemiyorsa kanuni mirasçılık devreye girebilir. Geçerli vasiyetname yoksa kanuni mirasçılık uygulanır. Eski dönemde agnatio önemlidir; zamanla cognatio daha fazla korunmuştur.
Tereke, ölen kişinin yalnız mallarından değil alacak ve borçlarından da oluşan devredilebilir malvarlığı bütünüdür. Mirasçı terekeye genel halef olur. Yalnız belirli mal bırakılan kişi mirasçıdan ayrılır ve legatum gibi özel kazandırmadan yararlanabilir. Mirasçı, genel halef olduğu için ölenin borçlarıyla da karşılaşabilir.
Roma vasiyetnamesinde mirasçı atama merkezi unsurdur. Mirasçı atanmadan yapılan açıklamalar tam vasiyetname sonucu doğurmayabilir. Vasiyet için hak ve fiil ehliyeti, temyiz kudreti, aile içindeki hukuki durum ve irade sağlığı dikkate alınır.
Sui heredes, ölen pater familiasın hâkimiyeti altında bulunup ölümüyle bağımsız hale gelen aile evlatları gibi ev içi mirasçılardır. Bonorum possessio, praetorun miras mallarına zilyetlik tanımasıdır. Praetor bazen doğrudan mirasçı yaratmaz; miras mallarına zilyetlik tanıyarak kişiyi fiilen koruyabilir. Bazı mirasçılar mirası kendiliğinden kazanırken bazıları mirası kabul etmek zorundadır.
Legatum, vasiyetname içinde belirli mal veya hak bırakılmasıdır. Yararlanan kişi kural olarak mirasçı veya tereke borçlarının genel sorumlusu değildir. Fideicommissum başlangıçta güvene ve ricaya dayanan, zamanla hukuki koruma kazanan daha esnek ölüme bağlı kazandırmadır. Vasiyetname ehliyetsizlik, şekle aykırılık, geçersiz mirasçı ataması, irade sakatlığı, hukuka veya ahlaka aykırılık ya da sonradan geri alma veya değiştirme nedeniyle sorunlu olabilir.
Aile yakınlarının korunması, modern saklı payın birebir aynısı değildir. Vasiyet serbestisi ile aile düzeni arasında denge bulunduğu söylenir.
Hukuki işlem, şart ve temsil
Hukuki işlem, belirli hukuki sonuca yönelmiş ve dışa açıklanan irade beyanıdır. İçte kalan düşünce yeterli değildir. Borçlandırıcı işlem borç doğurur. Tasarruf işlemi hak üzerinde doğrudan değişiklik yapar. Satım sözleşmesi yapıldığı için mülkiyet her zaman kendiliğinden geçmez; devir ayrıca tasarruf işlemi gerektirebilir. Mancipatio, in iure cessio ve teslim birlikte anılır; her mal için tek devir yolu verilmez.
Kazandırma sebepleri causa solvendi, causa credendi ve causa donandi olarak üçe ayrılır. Başka sebep bulunmadığı sonucu çıkmaz. Tek taraflı işlemde tek irade yeterlidir. Akitte birden fazla uygun irade gerekir. Tek taraflı işlem ile yalnız bir tarafı borçlandıran akit aynı şey değildir. Vasiyetname, azat ve feragat örnek verilir. Sağlararası işlemler hayattayken, vasiyetname gibi ölüme bağlı işlemler ölümden sonra sonuç doğurur.
Traditio sebebe bağlı sayılır. Stipulatio bazı hâllerde mücerret olabilir. Borcun sebebi belirtilmemişse alacaklı, geçerli stipulatio bulunduğunu ispatlayarak talepte bulunabilir. Mancipatio ve in iure cessio mücerret olabileceğinden geçersiz borçlandırıcı sebebe rağmen mülkiyet geçmiş olabilir. Geçerli sebep olmadan kazanan kişiye karşı condictio gibi iade davaları gündeme gelebilir.
Stipulatio, mancipatio ve in iure cessio şekle bağlı işlem örnekleridir. Alım-satım, kira, vekâlet ve şirket özel şekil aranmayan örneklerdir. Taliki şart, sonucu belirsiz olay gerçekleşince başlatır. İnfisahi şart, doğmuş sonucu o olayla sona erdirir. Gerçekleşmesi kesin olay şart değil vadedir.
Yokluk kurucu unsur eksikliğine, butlan baştan kesin hükümsüzlüğe, iptal edilebilirlik ise iptale kadar sonuç doğurabilmeye ayrılır. Bu ayrım modern kavramlarla kurulur. Hata, hile ve korkutma irade sakatlıklarıdır. Her hata işlemi geçersiz kılmaz; hatanın esaslı ve önemli olması gerekir. Hile aldatmaya, korkutma özgürlüğü bozmaya bağlanır. İrade sakatlığında işlem geçerliliği tartışmalı hale gelebilir.
Temsil, bir hukuki işlemin bir kişi tarafından başka kişi hesabına yapılmasıdır. Doğrudan temsilde temsilci işlemi temsil edilen adına yapar ve sonuçlar doğrudan onun üzerinde doğar. Bu tür ilk dönemlerde genel kurum olarak gelişmemiştir. Dolaylı temsilde temsilci işlemi kendi adına fakat başkası hesabına yapar. Hak ve borçlar önce temsilcide doğar, sonra temsil edilene devredilmesi gerekir.
Munzam davalar, aile evladı veya köle tarafından yapılan işlemler nedeniyle pater familias veya efendiye karşı açılabilen ek dava yolları olarak açıklanır.
Hukukun kaynakları ve praetor faaliyeti
Ana kaynaklar arasında örf ve adet, On İki Levha Kanunları, leges, plebiscitum, senatus consultum, ius civile, ius gentium, ius honorarium, hukukçuların görüşleri ve imparator emirnameleri sayılır. Sistem tek anda ve tek kanunla kurulmuş sayılmaz.
Ius honorarium özellikle praetorların faaliyetleriyle gelişir. Praetor katı kuralları tamamen yıkmadan onları destekler, boşluklarını tamamlar veya sertliklerini yumuşatır. Kanun koyucu gibi hareket etmez. Hangi davayı, savunmayı ve hukuki korumayı tanıyacağını belirleyerek hukukun gelişimine yön verir. Göreve gelirken süre boyunca uygulayacağı ilkeleri ve tanıyacağı dava, savunma ve korumaları bildiren beyanname yayımlar.
Plebiscitum pleb meclisi kararıdır. Başlangıçta yalnız plebleri etkilerken zamanla bütün Roma halkını bağlayacak güç kazanır. Senatus consultumun niteliği döneme göre değişir. Cumhuriyette danışma ağırlığı, Principatusta kanun gücüne yaklaşan etki anlatılır. İki dönem aynı hukuki etki sayılmaz.
İmparator emirnameleri edicta, rescripta, decreta ve mandata olmak üzere dört grupta sınıflandırılır. Corpus Iuris Civilis, Iustinianus dönemi derlemesi olarak Institutiones, Digesta, Codex ve Novellae bölümlerinden oluşur. Digesta, klasik hukukçuların eserlerinin aynen ve bütünüyle kopyası değildir. Seçme, ayıklama, düzenleme ve interpolatio yapılır. Novellae, ana derleme tamamlandıktan sonra çıkarılan yeni emirnamelerdir.
Sık sorulan sorular
Roma devletinin siyasi dönemleri nelerdir?
Klasik anlatım Krallık, Cumhuriyet, Principatus ve Dominatus dönemlerini esas alır. Krallık MÖ 753-MÖ 510, Cumhuriyet MÖ 510-MÖ 27, Principatus MÖ 27-MS 287 ve Dominatus MS 287-MS 565 aralıklarıyla verilir.
Hak ehliyeti için hangi statülere bakılır?
Status libertatis, status civitatis ve status familiae birlikte değerlendirilir. Hür olmak, Roma vatandaşı olmak ve aile statüsü tam hak ehliyeti bakımından önemlidir.
Yaş büyümek patria potestası kendiliğinden sona erdirir mi?
Hayır. Baba hayatta ve hâkimiyet sürüyorsa yetişkin kişi de alieni iuris kalabilir. Ölüm ve emancipatio, hâkimiyetin sona ermesiyle bağlantılı yollar arasındadır.
Mülkiyet ile zilyetlik aynı mıdır?
Hayır. Zilyetlik fiili hâkimiyet, mülkiyet hukuki haktır. Malı elinde bulunduran kişi bu nedenle kendiliğinden malik sayılmaz.
Seçimlik borçta seçim hakkı kime aittir?
Taraflar aksini kararlaştırmamışsa seçim hakkı kural olarak borçluya aittir. Taraflar bu hakkı alacaklıya, borçluya veya üçüncü kişiye de bırakabilir.
Tabii borç dava edilebilir mi?
Tabii borç dava ile zorla takip edilemez. Borçlu yine de ifa ederse yapılan ödeme geri istenemez. Bu sonuç, ortada hiç borç bulunmadığı anlamına gelmez.
Exceptio ne işe yarar?
Exceptio davalının defisidir. İddiayı yok saymadan mahkûmiyeti engellemeye yönelir ve ispatlanırsa beraat mümkün olabilir.
Geçerli vasiyetname varsa mirasta önce neye bakılır?
Önce vasiyetnamedeki mirasçı atamasına ve vasiyetçinin iradesine bakılır. Geçerli vasiyetname yoksa kanuni mirasçılık devreye girer.
Hukuki uyarı: Bu içerik genel bilgilendirme amacı taşır; somut olay değerlendirmesi için avukata başvurulmalıdır.
Hazırlayan: Av. Erdal Ersoy

