Özel Hastanede Bilgilendirme Eksikliği ve Ücret İadesi

by Avukat Erdal Ersoy
Özel Hastanede Bilgilendirme Eksikliği ve Ücret İadesi

Özel sağlık kuruluşlarında sunulan hizmetlerde hastanın hem uygulanacak tıbbi müdahaleler hem de bu müdahalelerin maliyeti hakkında önceden ve gereği gibi bilgilendirilmesi esastır. Hasta Hakları Yönetmeliği uyarınca hastanın bilgi isteme hakkı bulunmakta olup sağlık kurumlarına bilgilendirme altyapısı kurma yükümlülüğü yüklenmiştir. Bilgilendirme yükümlülüğünün gereği gibi yerine getirilmemesi ve faturalandırmanın usulüne uygun yapılmaması, sunulan hizmetin ayıplı ifa edildiği iddiasını gündeme getirerek 6502 sayılı Tüketicinin Korunması Hakkında Kanun çerçevesinde sözleşmeden dönme, ödenen bedelin iadesi veya bedelden indirim hakkının kullanılmasına zemin hazırlayabilir.

Hastanın Bilgi İsteme Hakkı ve Tıbbi Aydınlatma Yükümlülüğü

Hasta Hakları Yönetmeliği uyarınca hasta; sağlık durumu, uygulanacak işlemler, bunların faydaları, riskleri ve alternatif tedavi yolları konusunda sözlü veya yazılı bilgi isteme hakkına sahiptir. Yargıtay 3. Hukuk Dairesi'nin 2021/4514 Esas ve 2022/1654 Karar sayılı ilamında belirtildiği üzere hasta ile hekim ve hastane arasındaki hukuki ilişki vekalet ilişkisidir. Vekil konumundaki hekim, bilim ve teknolojinin getirdiği tüm imkanları kullanarak özen borcunu yerine getirmekle yükümlüdür.

Yargıtay 3. Hukuk Dairesi, E. 2021/4514, K. 2022/1654Kaynağı aç
3. Hukuk Dairesi         2021/4514 E.  ,  2022/1654 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ : İSTANBUL BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 19. HUKUK DAİRESİ İLK DERECE MAHKEMESİ : İSTANBUL 1. ASLİYE HUKUK MAHKEMESİ Taraflar arasında ilk derece mahkemesinde görülen tazminat davasının reddine dair verilen karar hakkında bölge adliye mahkemesi tarafından yapılan istinaf incelemesi sonucunda; davacı vekilinin istinaf başvurusunun reddine yönelik olarak verilen karar, davacı vekili tarafından duruşmalı olarak temyiz edilmekle; duruşma günü olarak belirlenen 01/03/2022 tarihinde davacı vekili Av. … ile davalı …Tedavi Sağlık Hizmetleri ve İşletmeciliği A.Ş. vekili Av. …, geldiler. Açık duruşmaya başlandı ve hazır bulunan vekillerin sözlü açıklamaları dinlenildikten sonra işin incelenerek karara bağlanması için saat 14.00'e bırakılması uygun görüldüğünden, belli saatte dosyadaki bütün kağıtlar okunarak, Tetkik Hakiminin açıklamaları dinlenip, gereği düşünüldü: Y A R G I T A Y K A R A R I Davacı, rahatsızlığı dolayısıyla davalı …Cerrahi ve Acil Tıp Servisine 01.04.2010 tarihinde başvurduğunu, Dr. …,'in muayenesi sonrası kalçadan Voltaren ağrı kesici iğne yapıldığını ve serum takılarak Buscopan ağrı kesici verildiğini, ağrıları hafifleyince hastaneden ayrıldığını, aynı gün öğle saatlerinde ağrıların artması üzerine tekrar hastanenin acil servisine başvurduğunu, bu kez davalılardan genel cerrahi uzmanı olan Dr. …'ün muayene edip böbrek taşı olduğunun bildirildiğini ve bu hekimin direktifi doğrultusunda tekrar Voltaren ve serum içine Buscopan verildiğini, bu iğneler sonrasında bacağında uyuşukluk meydana geldiğini, olaydan sonra 6 gün boyunca sağ bacağının uyuşuk kaldığını ve 07.04.2010 gecesinden itibaren şiddetli ağrılar oluştuğunu, Şişli Etfal Hastanesi'ne başvurduğunu, çekilen MR'da ödem olduğu ve iğne ucunun sinir kılıfına geldiğinin söylendiğini, uzun süre ağrılar ile yaşadığını, kilo kaybına uğradığını, 30 gün kadar sürdükten sonra ağrının yavaş yavaş azaldığını, ancak sinir tahribatı bıraktığını, fizik tedaviye başlandığını ve tedavinin devam ettiğini, son EMG filmlerinde sorunun geçmediğinin tespit edildiğini ileri sürerek; fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak kaydıyla 5.000,00 TL maddi, 75.000,00 TL manevi tazminatın davalılardan müştereken ve müteselsilen tahsiline karar verilmesini istemiştir. Davalılar, davanın reddini dilemişlerdir. İlk derece mahkemesince; ilk olarak Adli Tıp Kurumundan alınan rapor doğrultusunda davanın reddine ilişkin verilen karara karşı davacı istinaf talebinde bulunmuş, bölge adliye mahkemesince, üniversite öğretim üyelerinden oluşturulacak, konusunda uzman, akademik kariyere sahip üç kişilik bilirkişi kurulundan, davacıya yapılan enjeksiyonun usulüne uygun olarak yapılıp yapılmadığı, hastada oluşan hasarın, “enjeksiyonun hatalı uygulanması”na bağlı olarak gelişebileceği ve bunların gelişme olasılıkları, kas içine ve usulüne uygun olarak yapılan bir enjeksiyon sonrasında “nöropati” gelişmesinin mümkün olup olamayacağı, mümkünse, bu durumun meydana getireceği bulguların neler olduğu, enjeksiyon öncesinde yapılması gereken muayenenin ve sonrasında gereken tüm tıbbi müdahalelerin yapılıp yapılmadığı üzerinde durulup irdelenmek suretiyle, olayda davalıya ve davalı hastane çalışanlarına atfı kabil bir kusur bulunup bulunmadığı konusunda rapor alınması gerektiği belirtilerek ilk derece mahkemesi kararı kaldırılarak dosyanın ilk derece mahkemesine iadesine karar verilmiştir. İlk derece mahkemesince, bölge adliye mahkemesinin kaldırma kararı gereğince alınan bilirkişi raporunda davalılara atfı kabil bir kusur bulunmadığının bildirildiği, bu durumda davacının davalılardan tazminat isteme hakkının bulunmadığı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiş; karar, davacı vekili tarafından istinaf edilmiştir. Bölge adliye mahkemesince; alınan bilirkişi raporunun taraf, mahkeme, istinaf, yargıtay kanun yolu denetimine olanak sağlayacak şekilde düzenlenip, hükme esas alınmaya yeterli olduğu, mahkemece verilen kararın yerinde bulunduğu kabul edilmek suretiyle davacının istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiş; karar, davacı tarafça temyiz edilmiştir. Dava, davacıya uygulanan enjeksiyon sonucu sağ ayağında sinir tahribatı durumu geliştiği iddiasına dayalı maddi ve manevi tazminata ilişkindir. Taraflar arasındaki ilişki vekalet ilişkisidir. Vekil, vekalet görevini yerine getirirken yöneldiği sonucun elde edilmemesinden sorumlu değil ise de, bu sonuca ulaşmak için gösterdiği çabanın, yaptığı işlemlerin, eylemlerin ve davranışlarının özenli olmayışından doğan zararlardan sorumludur. O nedenle, vekil konumunda olan doktorların bilim ve teknolojinin getirdiği bütün imkanları kullanmak suretiyle özen borcunu yerine getirmeleri gerekir. Vekil, hastanın zarar görmemesi için, mesleki tüm şartları yerine getirmek, hastanın durumunu tıbbi açıdan zamanında ve gecikmeksizin saptayıp, somut durumunun gerektirdiği önlemleri eksiksiz bir şekilde almak, uygun tedaviyi de yine gecikmeden belirleyip uygulamak zorundadır. Asgari düzeyde dahi olsa bir tereddüt doğuran durumlarda, bu tereddüdünü ortadan kaldıracak araştırmaları yapmak ve bu arada da koruyucu tedbirleri almakla yükümlüdür. Çeşitli tedavi yöntemleri arasında bir seçim yapılırken, hastanın ve hastalığın özellikleri göz önünde tutularak, onu risk altına sokacak tutum ve davranışlardan kaçınmak ve en emin yolu seçmek gerekir. Gerçekten de hasta mesleki bir iş gören vekilden, tedavinin bütün aşamalarında titiz bir ihtimam ve dikkat beklemek hakkına sahiptir. Gereken özen görevini göstermeyen vekil, vekaleti gereği gibi ifa etmemiş sayılmalıdır. Tıbbın gerek ve kurallarına uygun davranılmakla birlikte sonuç değişmemiş ise doktor sorumlu tutulmamalıdır. Diğer yandan, Biyotıp Sözleşmesinin 5. maddesinde “Rıza” konusu düzenlenmiş ve “Sağlık alanında herhangi bir müdahale, ilgili kişinin bu müdahaleye özgürce ve bilgilendirilmiş bir şekilde muvafakat etmesinden sonra yapılabilir. Bu kişiye, önceden, müdahalenin amacı ve niteliği ile sonuçları ve tehlikeleri hakkında uygun bilgiler verilecektir. İlgili kişi muvafakatını her zaman serbestçe geri alabilecektir.” düzenlemesiyle rızanın kapsamı belirlenmiş ve Dairemizin yerleşik uygulamalarına paralel düzenlemeler getirilmiştir. Salt yapılacak işleme rıza göstermek yeterli değildir. Ayrıca, komplikasyonların da izah edilmesi gerekmektedir. Ancak bu rızanın da az yukarıda vurgulandığı üzere aydınlatılmış rıza olması gerekir. Nitekim Hekim Etiği Yönetmeliği'nin 26. maddesinde düzenleme yapılmış ve "Hekim hastasını, hastanın sağlık durumu ve konulan tanı, önerilen tedavi yönteminin türü, başarı şansı ve süresi, tedavi yönteminin hastanın sağlığı için taşıdığı riskler, verilen ilaçların kullanılışı ve olası yan etkileri, hastanın önerilen tedaviyi kabul etmemesi durumunda hastalığın yaratacağı sonuçlar, olası tedavi seçenekleri ve riskleri konularında aydınlatır. Yapılacak aydınlatma hastanın kültürel, toplumsal ve ruhsal durumuna özen gösteren bir uygunlukta olmalıdır. Bilgiler hasta tarafından anlaşılabilecek biçimde verilmelidir. Hastanın dışında bilgilendirilecek kişileri, hasta kendisi belirler. Sağlıkla ilgili her türlü girişim, kişinin özgür ve aydınlatılmış onamı ile yapılabilir. Alınan onam, baskı, tehdit, eksik aydınlatma ya da kandırma yoluyla alındıysa geçersizdir. Acil durumlar ile, hastanın reşit olmaması veya bilincinin kapalı olduğu ya da karar veremeyeceği durumlarda yasal temsilcisinin izni alınır.” düzenlemesiyle aydınlatmanın ne şekilde yapılacağı açıklanmıştır. Aydınlatılmış onamda ise ispat külfeti hekim ya da hastanededir. Somut olayda, ilk derece mahkemesince alınan 01.08.2019 tarihli raporda “hastada oluşan hasarın hatalı enjeksiyona bağlı gelişme olasılığı hakkında yorum yapılamayacağı, usulüne uygun enjeksiyon yapılsa dahi hastada nöropati meydana gelebileceği ve bulgularının hastada tanımlanan bulgular ile benzer olduğu, enjeksiyon öncesi ve sonrası yapılması gereken muayene ve tıbbi müdahale konusunda dosyada tıbbi bir eksiklik görülmediği, davacıda gelişen durumun komplikasyon olarak değerlendirildiği ve davalıya ve davalı hastane çalışanlarına atfı kabil bir kusur bulunmadığı” yönünde görüş bildirilmiştir. İlk derece mahkemesince, alınan bilirkişi raporunda davalılara atfı kabil bir kusur bulunmadığının belirtildiği gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir. Ne var ki; davacının yapılan enjeksiyonun sonuçları ile ilgili olarak gerekli bilgilendirmenin yapılmadığı, aydınlatılmış onamın alınmadığı yönündeki iddiaları mahkemece değerlendirilmemiştir. Ortaya çıkan hasarın komplikasyon olması aydınlatma yükümlülüğünü ortadan kaldırmadığı gibi hastanın komplikasyonlar hakkında bilgilendirilmesi aydınlatma yükümlülüğünün bir gereğidir. Davacı dava dilekçesinde ve yargılamanın tüm aşamalarında yapılan enjeksiyonlar için davacıdan aydınlatılmış onam alınmadığını iddia etmiştir. O halde mahkemece, davacının yapılan enjeksiyon öncesi, enjeksiyonun sonuçları ve olası komplikasyonları konusunda bilgilendirildiğine ve davacının bu işleme rıza gösterdiğine dair aydınlatılmış rızanın alındığına ilişkin aydınlatılmış onam düzenlenip düzenlenmediğinin araştırılarak, aydınlatılmış onamın alındığına dair ispat külfetinin davalı üzerinde olduğu da gözetilerek, hasıl olacak sonucu göre bir karar verilmesi gerekirken, eksik inceleme ve yanılgılı gerekçe ile davanın reddine karar verilmesi usul ve yasaya aykırı olup, bozmayı gerektirir. İlk derece mahkemesi kararının, yukarıda açıklanan nedenlerle bozulmasına karar verilmiş olduğundan, HMK'nın 373. maddesinin birinci fıkrası uyarınca,iş bu karara karşı yapılan istinaf başvurusunun esastan reddine ilişkin bölge adliye mahkemesi kararının da kaldırılmasına karar verilmiştir. SONUÇ: Yukarıda açıklanan nedenlerle 6100 sayılı HMK'nin 373. maddesinin birinci fıkrası uyarınca temyiz olunan bölge adliye mahkemesi kararının KALDIRILMASINA, aynı Kanununun 371. maddesi uyarınca, ilk derece mahkemesi kararının davacı yararına BOZULMASINA, 3.815 TL Yargıtay duruşması vekalet ücretinin davalılardan alınıp davacıya verilmesine, peşin alınan temyiz harcının istek halinde temyiz edene iadesine, dosyanın ilk derece mahkemesine, kararın bir örneğinin de bölge adliye mahkemesine gönderilmesine, 01/03/2022 tarihinde oy birliği ile karar verildi.

Yargıtay 13. Hukuk Dairesi'nin 2013/19631 Esas ve 2013/26901 Karar sayılı ilamı uyarınca hekim, hastanın zarar görmemesi adına mesleki tüm şartları zamanında ve gecikmeksizin yerine getirmek, somut durumun gerektirdiği önlemleri almak ve en emin tedavi yolunu seçmekle yükümlüdür. Yapılan müdahale neticesinde ortaya çıkan hasarın komplikasyon niteliğinde olması hekim ve hastanenin aydınlatma yükümlülüğünü ortadan kaldırmaz; hastanın komplikasyonlar hakkında bilgilendirilmesi aydınlatma yükümlülüğünün bir gereğidir.

Yargıtay 13. Hukuk Dairesi, E. 2013/19631, K. 2013/26901Kaynağı aç
13. Hukuk Dairesi         2013/19631 E.  ,  2013/26901 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi Taraflar arasındaki tazminat davasının yapılan yargılaması sonunda ilamda yazılı nedenlerden dolayı davanın reddine yönelik olarak verilen hükmün süresi içinde davacı avukatınca temyiz edilmesi üzerine dosya incelendi gereği konuşulup düşünüldü. KARAR Davacı, özel muayenehanesinde kendisine göğüs kanseri teşhisi koyan davalı doktor ile şirkete ait Kavaklıdere …Hastanesinde, hastahanenin diğer doktorları tarafından ameliyat edildiğini,davalı doktorun telkini ile alınan göğsü yerine sırtından alınan parça ile yeni bir göğüste yapıldığını, ameliyat sonrasında taburcu olduğunu, ameliyatta gerekli özenin gösterilmemesi nedeniyle, sırtında parça alınan yerde büyük bir yara izi kaldığı gibi sırtta çukurlaşma ve sarkma meydana geldiğini bunun yanında sırtta sürekli … oluştuğunu, bu olay nedeniyle psikolojik çöküntü içine girdiğini ve psikolojik tedaviye başladığını, psikolog ve ilaçlara toplam 8.000,00 TL harcama yaptığını beyanla, fazlaya dair hakları saklı kalmak kaydıyla 1.000,00 TL maddi tazminat ile 40.000,00 TL manevi tazminatın olay tarihinden itibaren işleyecek faizi ile birlikte davalılardan müteselsilen tahsiline karar verilmesini istemiştir. Davalılar, davanın zamanaşımına uğradığını, davacının tedavisinde ve ameliyatında yapılması gereken her türlü tıbbi işlem ve müdahalenin yapıldığını, davalıların hiçbir kusurunun bulunmadığını savunarak davanın reddini dilemişlerdir. Mahkemece, Adli Tıp Kurumundan alınan rapora göre davacının tedavisinde ve ameliyatında gerekli özenin gösterildiği, davacıdaki arazın meydana gelmesinde gerek ameliyatı yapan davalı tabip …'ın gerekse, Kavaklıdere …Hastanesinin sahibi olan davalı şirketin herhangi bir kusurunun bulunmadığı, davacı tarafından açılan maddi ve manevi tazminat davasının reddine karar verilmiş;hüküm,davacı tarafından temyiz edilmiştir. Davacı, davalı doktor tarafından,davalı hastahanede yapılan ameliyat sonucunda yeni göğüs yapımı için sırtından alınan parça nedeniyle sırt bölgesinde yara izi ve çukurlaşma ile sarkma meydana geldiğini ileri sürerek buna sebebiyet veren davalılardan maddi ve manevi zararının tahsili istemi ile eldeki davayı açmıştır. Borçlar Kanunu’nun vekâlet akdini düzenleyen 386 ve devamı maddeleri uyarınca “Davanın temeli vekillik sözleşmesi olup, özen borcuna aykırılığa dayandırılmıştır. Vekil vekâlet görevine konu işi görürken yöneldiği sonucun elde edilmemesinden sorumlu değil ise de, bu sonuca ulaşmak için gösterdiği çabanın yaptığı işlemlerin, eylemlerin ve davranışların özenli olmayışından doğan zararlardan dolayı sorumludur. Vekilin sorumluluğu, genel olarak işçinin sorumluluğuna ilişkin kurallara bağlıdır. Vekil işçi gibi özenle davranmak zorunda olup, en hafif kusurunda bile sorumludur. (BK.nun 321/1 md.) O nedenle, doktorun meslek alanı içinde olan bütün kusurları, hafif de olsa, sorumluluğun unsuru olarak kabul edilmelidir. Doktor hastasının zarar görmemesi için, mesleki tüm şartları yerine getirmek, hastanın durumunu tıbbi açıdan zamanında ve gecikmeksizin saptayıp, somut durumun gerektirdiği önlemleri eksiksiz biçimde almak, uygun tedaviyi de yine gecikmeden belirleyip uygulamak zorundadır. Asgari düzeyde dahi olsa, bir tereddüt doğuran durumlarda bu tereddüdünü ortadan kaldıracak araştırmalar yapmak ve bu arada da koruyucu tedbirleri almakla yükümlüdür. Çeşitli tedavi yöntemleri arasında bir seçim yapılırken, hastanın ve hastalığın özellikleri göz önünde tutulmak, onu risk altına sokacak tutum ve davranışlardan kaçınılmak ve en emin yol seçilmelidir. Gerçekten de müvekkil (hasta) mesleki bir … gören doktor olan vekilden tedavinin bütün aşamalarında titiz bir ihtimam ve dikkat göstermesini beklemek hakkına sahiptir. Gereken özeni göstermeyen vekil, BK.nun 394/1. maddesi hükmü uyarınca vekaleti gereği gibi ifa etmemiş sayılmalıdır. Tıbbın gerek ve kurallarına uygun davranılmakla birlikte sonuç değişmemiş ise doktor sorumlu tutulmamalıdır. Önemli bir diğer düzenleme de AVRUPA BİYOT1P SÖZLEŞMESİDİR. Bu sözleşme 9.12.2003 tarihli Resmi Gazetede yayımlanarak yürürlüğe girmiştir. Bu sözleşmenin “Amaç” başlıklı 1. maddesinde; “Bu sözleşmenin tarafları, tüm insanların haysiyetini ve kimliğini koruyacak ve biyoloji ve tıbbın uygulanmasında, 2013/19631-26901 ayırım yapmadan herkesin, bütünlüğüne ve diğer hak ve özgürlüklerine saygı gösterilmesini güvence altına almakla yükümlüdürler.” Sözleşmenin 4. maddesinde ise, “Meslek Kurallarına Uyma” başlığı altında; “Araştırma dahil, … alanında herhangi bir müdahalenin, ilgili mesleki yükümlülükler ve standartlara uygun olarak yapılması gerekir.” denilmektedir. Sözleşme iç hukukumuzun bir parçası haline gelmiştir. Bu durumda, her türlü tıbbi müdahalenin mesleki yükümlülükler ve standartlara uygun olması benimsenmiştir. Diğer yandan, Biyotıp Sözleşmesinin 5. maddesinde “Rıza” konusu düzenlenmiş ve “… alanında herhangi bir müdahale, ilgili kişinin bu müdahaleye özgürce ve bilgilendirilmiş bir şekilde muvafakat etmesinden sonra yapılabilir. Bu kişiye, önceden, müdahalenin amacı ve niteliği ile sonuçları ve tehlikeleri hakkında uygun bilgiler verilecektir. İlgili kişi muvafakatını her zaman serbestçe geri alabilecektir.” düzenlemesiyle rızanın kapsamı belirlenmiş ve Dairemizin yerleşik uygulamalarına paralel düzenlemeler getirilmiştir. Salt ameliyata rıza göstermek yeterli değildir. Ayrıca, komplikasyonların da izah edilmesi gerekmektedir. Ancak bu rızanın da az yukarıda vurgulandığı üzere aydınlatılmış rıza olması gerekir. Nitekim Hekim Etiği Yönetmeliği'nin 26. maddesinde düzenleme yapılmış ve "Hekim hastasını, hastanın … durumu ve konulan tanı, önerilen tedavi yönteminin türü, başarı şansı ve süresi, tedavi yönteminin hastanın sağlığı için taşıdığı riskler, verilen ilaçların kullanılışı ve olası yan etkileri, hastanın önerilen tedaviyi kabul etmemesi durumunda hastalığın yaratacağı sonuçlar, olası tedavi seçenekleri ve riskleri konularında aydınlatır. Yapılacak aydınlatma hastanın kültürel, toplumsal ve ruhsal durumuna özen gösteren bir uygunlukta olmalıdır. Bilgiler hasta tarafından anlaşılabilecek biçimde verilmelidir. Hastanın dışında bilgilendirilecek kişileri, hasta kendisi belirler. Sağlıkla ilgili her türlü girişim, kişinin özgür ve aydınlatılmış onamı ile yapılabilir. Alınan onam, baskı, tehdit, eksik aydınlatma ya da kandırma yoluyla alındıysa geçersizdir. Acil durumlar ile, hastanın reşit olmaması veya bilincinin kapalı olduğu ya da karar veremeyeceği durumlarda yasal temsilcisinin izni alınır. Düzenlemesiyle aydınlatmanın ne şekilde yapılacağı açıklanmıştır. Aydınlatılmış onamda ise ispat külfeti hekim yada hastanededir. Yukarıda izah edilen açıklamalar ışığında somut olaya bakılacak olursa; Davacının göğüs kanseri ameliyatı sırasında sırtından alınan parça ile yeni göğüs yaptıklarını, ancak,sırtında alınan parça nedeniyle sırtta yara izi, çukurlaşma ve sarkma meydana geldiği hususu ihtilafsızdır. 2013/19631-26901 Adli Tıp Kurumu 3.İhtisas Kurulu’nun raporuna göre davacı …'a sağ meme Ca nedeniyle Kavaklıdere …Hastanesinde 23.3.2006 tarihinde genel cerrahi uzmanı Prof. Dr. … tarafından yapılan "sağ modifıa radikal mastektomi" işleminin endikasyonunun ve kişinin de kendi tercihi ile onamı alınarak aynı seansta yapılmış olan "m latissumus dorsi rekanstriksiyonu" işleminin tıp kurallarına uygun olduğu, ameliyata bağlı izlerin ve ciltte sarkmaların bu tip ameliyatlarda olabilecek durumlardan olduğu, yeni bir cerrahi girişim ile mevcut görünümün bir miktar daha düzeltilebileceğinden genel cerrahi uzmanı …'ın eyleminin tıp kurallarına uygun olduğu, Kavaklıdere …Hastanesinde yapılan işlemlerde hizmet kusuru bulunmadığı., "belirlendiği anlaşılmaktadır. Ancak, davalıların davacıyı sırtta alınacak parça sonucunda oluşacak olası komplikasyonları anlattığına ve davacının bu işleme rıza gösterdiğine dair aydınlatılmış rızanın alındığına dair bir delil sunulmamıştır. Öyle olunca, mahkemece, aydınlatılmış onamda ispat külfetinin hekim yada hastanede olduğu gözetilerek davalıların sorumlu olduğu kabul edilmeli ve davacının tazminat talepleride değerlendirilerek hasıl olacak sonuca uygun bir karar verilmesi gerekirken eksik inceleme ile yazılı şekilde karar verilmesi usul ve yasaya aykırı olup bozmayı gerektirir. SONUÇ:Yukarıda açıklanan nedenlerle temyiz edilen kararın davacı yararına BOZULMASINA, peşin alınan harcın istek halinde iadesine, 01.11.2013 gününde oybirliğiyle karar verildi.

Sağlıkla ilgili her türlü girişim ancak kişinin özgür ve aydınlatılmış onamı ile gerçekleştirilebilir. Hekim Etiği Yönetmeliği m. 26 çerçevesinde baskı, tehdit, eksik aydınlatma veya kandırma yoluyla alınan onam geçersizdir.

Fiyatlandırma, Ayrıntılı Fatura ve Belge Düzenleme Zorunluluğu

Özel Hastaneler Yönetmeliği gereğince özel hastaneler, gerçekleştirdikleri her işlem için fatura veya fiş düzenlemek zorundadır. Düzenlenen fatura veya fişin ekinde ise tıbbi malzeme, ilaç, sarf malzemesi ve diğer hizmet kalemleri birim fiyat ve miktar gösterilerek ayrıntılandırılmalıdır. Ayrıca hekimin özel çalışma ortamında hastaya, tedavi masraflarının kendisi tarafından karşılanacağına dair bilgilendirme yapılması ve tıbbi müdahalenin konusu ile sonuçları hakkında aydınlatma sunulması zorunludur.

Özel Hastaneler Yönetmeliği'nde günlük yatak ücretinin kapsamına ilişkin kalemler tanımlanmış olup bu çerçeve aynı hizmetin farklı başlıklar altında mükerrer şekilde ücretlendirilmesini engeller. Bununla birlikte yatan hastalarda kullanılan ilaç ve sarf malzemesi gibi kalemlerin adedi ile birim fiyatlarını içeren listelerin hastaya veya temsilcisine imzalatılması ve bir nüshasının verilmesi gerekmektedir.

Aydınlatmada İspat Yükü

Aydınlatma yükümlülüğünün yerine getirilmesinde işlemin her zaman mutlaka yazılı yapılması gerektiğine dair genel bir kural bulunmamaktadır. Buna karşılık, aydınlatma yükümlülüğünün yerine getirildiğine ilişkin ispat yükü hekim ve hastane tarafındadır. Sağlık kuruluşu, usulüne uygun bilgilendirme yaptığını somut kayıtlarla ispat edemediği takdirde aydınlatma eksikliğinden kaynaklanan hukuki sorumluluk gündeme gelir.

6502 Sayılı Kanun Kapsamında Ayıplı Hizmet ve Seçimlik Haklar

Sağlık hizmetinin gereği gibi veya bilgilendirme yükümlülüklerine uygun sunulmaması durumunda 6502 sayılı Kanun m. 15/1 hükümleri uygulanır. Hizmetin ayıplı ifa edildiği bu hallerde tüketici; hizmetin yeniden görülmesi, ortaya çıkan eserin ücretsiz onarımı, bedelden indirim yapılması veya sözleşmeden dönme haklarından birini serbestçe seçebilir. Sağlayıcı konumundaki sağlık kuruluşu, tüketicinin yönelttiği talebi yerine getirmekle yükümlüdür.

6502 sayılı TÜKETİCİNİN KORUNMASI HAKKINDA KANUN m. 15Kaynağı aç
MADDE 15- (1) Hizmetin ayıplı ifa edildiği durumlarda tüketici, hizmetin yeniden görülmesi, hizmet sonucu ortaya çıkan eserin ücretsiz onarımı, ayıp oranında bedelden indirim veya sözleşmeden dönme haklarından birini sağlayıcıya karşı kullanmakta serbesttir. Sağlayıcı, tüketicinin tercih ettiği bu talebi yerine getirmekle yükümlüdür. Seçimlik hakların kullanılması nedeniyle ortaya çıkan tüm masraflar sağlayıcı tarafından karşılanır. Tüketici, bu seçimlik haklarından biri ile birlikte Türk Borçlar Kanunu hükümleri uyarınca tazminat da talep edebilir. (2) Ücretsiz onarım veya hizmetin yeniden görülmesinin sağlayıcı için orantısız güçlükleri beraberinde getirecek olması hâlinde tüketici bu hakları kullanamaz. Orantısızlığın tayininde hizmetin ayıpsız değeri, ayıbın önemi ve diğer seçimlik haklara başvurmanın tüketici açısından sorun teşkil edip etmeyeceği gibi hususlar dikkate alınır. (3) Tüketicinin sözleşmeden dönme veya ayıp oranında bedelden indirim hakkını seçtiği durumlarda, ödemiş olduğu bedelin tümü veya bedelden indirim yapılan tutar derhâl tüketiciye iade edilir. (4) Ücretsiz onarım veya hizmetin yeniden görülmesinin seçildiği hâllerde, hizmetin niteliği ve tüketicinin bu hizmetten yararlanma amacı dikkate alındığında, makul sayılabilecek bir süre içinde ve tüketici için ciddi sorunlar doğurmayacak şekilde bu talep sağlayıcı tarafından yerine getirilir. Her hâlükârda bu süre talebin sağlayıcıya yöneltilmesinden itibaren otuz iş gününü geçemez. Aksi takdirde tüketici diğer seçimlik haklarını kullanmakta serbesttir. Zamanaşımı

Tüketicinin sözleşmeden dönme veya ayıp oranında bedelden indirim hakkını tercih etmesi halinde, 6502 sayılı Kanun m. 15/3 uyarınca ödenmiş olan bedelin tamamı veya indirim tutarı tüketiciye derhal iade edilir. Ücretsiz onarım veya hizmetin yeniden görülmesinin seçildiği hallerde, 6502 sayılı Kanun m. 15/4 uyarınca talep sağlayıcıya yöneltildiği andan itibaren en geç otuz iş günü içinde yerine getirilmelidir; bu sürenin aşılması durumunda tüketici diğer seçimlik haklarını kullanabilir. Ancak 6502 sayılı Kanun m. 15/2 gereğince ücretsiz onarım veya hizmetin yeniden görülmesi sağlayıcı açısından orantısız güçlük yaratacaksa tüketici bu hakları kullanamaz; orantısızlığın tayininde hizmetin ayıpsız değeri, ayıbın önemi ve diğer haklara başvurmanın tüketici açısından sorun teşkil edip etmeyeceği dikkate alınır. Tüketici seçimlik haklarıyla birlikte genel hükümler uyarınca tazminat da talep edebilir.

Hukuki Başvuru Yolları ve Zamanaşımı Süreleri

Özel hastaneye yöneltilen yazılı başvurudan sonuç alınamaması halinde belgelendirme ve bilgilendirme eksikliklerine ilişkin olarak idari denetim amacıyla İl Sağlık Müdürlüğü veya Sağlık Bakanlığı İletişim Merkezi (SABİM) üzerinden şikâyette bulunulabilir. Bedel iadesi veya indirim taleplerine ilişkin tüketici uyuşmazlıklarında ise kanuni parasal sınırlara göre Tüketici Hakem Heyetine veya Tüketici Mahkemesine başvuru yapılır.

6502 sayılı Kanun m. 16/1 uyarınca, kanunlarda veya sözleşmede daha uzun bir süre kararlaştırılmamışsa, ayıplı hizmetten doğan sorumluluk ayıp sonradan anlaşılsa dahi hizmetin ifası tarihinden itibaren iki yıllık zamanaşımına tabidir. 6502 sayılı Kanun m. 16/2 uyarınca ayıbın ağır kusur ya da hile ile gizlendiği hallerde ise zamanaşımı hükümleri uygulanmaz.

6502 sayılı TÜKETİCİNİN KORUNMASI HAKKINDA KANUN m. 16Kaynağı aç
MADDE 16- (1) Kanunlarda veya taraflar arasındaki sözleşmede daha uzun bir süre belirlenmediği takdirde, ayıplı hizmetten sorumluluk, ayıp daha sonra ortaya çıkmış olsa bile, hizmetin ifası tarihinden itibaren iki yıllık zamanaşımına tabidir. (2) Ayıp, ağır kusur ya da hile ile gizlenmişse zamanaşımı hükümleri uygulanmaz. DÖRDÜNCÜ KISIM Tüketici Sözleşmeleri BİRİNCİ BÖLÜM Taksitle Satış Taksitle satış sözleşmeleri
Aydınlatmanın yapıldığını ispat yükü kime aittir?

Aydınlatmanın her zaman mutlaka yazılı yapılması genel bir zorunluluk olmamakla birlikte, aydınlatma yükümlülüğünün usulüne uygun şekilde yerine getirildiğini ispat yükü hekim ve hastaneye aittir.

Ortaya çıkan neticenin komplikasyon olması aydınlatma borcunu ortadan kaldırır mı?

Hayır, meydana gelen olumsuz sonucun veya zararın komplikasyon niteliğinde olması hekim ve hastanenin aydınlatma yükümlülüğünü kaldırmaz; hastanın komplikasyonlar hakkında önceden bilgilendirilmesi gerekir.

Özel hastaneler fatura ekinde ayrıntılı liste vermek zorunda mıdır?

Evet, özel hastaneler düzenledikleri fatura veya fişlerin ekinde kullanılan tıbbi malzeme, ilaç ve sarf malzemesi kalemlerini miktar ve birim fiyat belirterek ayrıntılandırmak zorundadır.

Ayıplı sağlık hizmetinde ücret iadesi zamanaşımı süresi nedir?

Ayıplı hizmetten sorumluluk kural olarak hizmetin ifasından itibaren iki yıllık zamanaşımına tabidir; ancak ayıp ağır kusur veya hile ile gizlenmişse zamanaşımı uygulanmaz.

Hukuki uyarı: Bu içerik genel bilgilendirme amacı taşır; somut olay değerlendirmesi için avukata başvurulmalıdır.

Hazırlayan: Av. Erdal Ersoy

Avukat Erdal Ersoyİletişim ve randevu