İşkence ve Kötü Muamele Yasağının Hukuki Niteliği ve Anayasal Güvence
İşkence ve kötü muamele yasağı; savaş, olağanüstü hâl ve terörle mücadele gibi istisnai dönemlerde dahi geçerliliğini koruyan, hiçbir maddi veya usuli gerekçeyle sınırlandırılamayan mutlak bir temel haktır. Devletin bu yasak kapsamındaki sorumluluğu, kamu görevlilerinin bu tür eylemlerden kaçınmasını ifade eden negatif yükümlülükle sınırlı olmayıp; bir ihlal iddiası ortaya çıktığında gecikmeksizin harekete geçilmesini emreden aktif ve pozitif bir yükümlülüğü de bünyesinde barındırır.
Türkiye Cumhuriyeti Anayasası m. 17 uyarınca herkes yaşama, maddi ve manevi varlığını koruma ile geliştirme hakkına sahiptir. Tıbbi zorunluluklar ve kanuni istisnalar haricinde kişinin beden bütünlüğüne müdahale edilemeyeceği gibi; hiç kimseye işkence ve eziyet uygulanamaz, kimse insan onuru ve haysiyetiyle bağdaşmayan bir ceza veya muameleye maruz bırakılamaz. Anayasal düzeyde kurulan bu koruma, bireylerin dokunulmazlığını güvence altına alırken devlete de iddiaların aydınlatılması amacıyla etkili bir adli süreç yürütme ödevi yükler.
2709 sayılı TÜRKİYE CUMHURİYETİ ANAYASASI m. 17Kaynağı aç
Kötü Muamele Türleri ve İşkence Suçunun Unsurları
5237 sayılı Türk Ceza Kanunu uygulamasında işkence suçunun oluşabilmesi için eylemin belirli bir amaç veya saikle gerçekleştirilmesi şart değildir. Kamu görevlisinin bilerek, insan onuruyla bağdaşmayacak nitelikte, mağdurun bedensel ya da ruhsal bakımdan acı çekmesine yol açan, irade veya algılama serbestisini zedeleyen yahut aşağılanmasına sebep olan fiilleri sistematik bir çerçevede icra etmesi suçun oluşumu için kâfidir.
Yargıtay 8. Ceza Dairesi, E. 2018/207, K. 2018/6390Kaynağı aç
İnsanlık dışı muamele, işkence seviyesinde sistematiklik barındırmasa bile kişiye yoğun bedensel ya da zihinsel ıstırap veren ve insan haysiyetiyle bağdaşmayan sert eylemleri kapsar. Aşağılayıcı muamele ise fiziki bir acı şartına bağlı olmaksızın, kişiyi küçük düşürücü, utandırıcı veya onurunu zedeleyici nitelikteki davranışlar ile ağır psikolojik baskı fiillerini içine alır.
İşkence suçunun faili olmak için kamu görevlisinin mutlaka zor kullanma yetkisine sahip bir unvanda bulunması gerekmez. Bununla birlikte zor kullanma yetkisine sahip kamu görevlilerinin, bu yetki sınırlarını aşarak gerçekleştirdikleri kötü muamele, yaralama ve aşağılamaların sistematik bir uygulama biçimini alması hâlinde işkencenin varlığından söz etmek mümkün hâle gelir.
Türk Ceza Kanunu Kapsamında İşkence Suçu ve Yaptırımı
Türk Ceza Kanunu sistematiğinde işkence, eziyet ve kamu görevlisinin görevini kötüye kullanması fiilleri bağımsız suç tipleri olarak tanzim edilmiştir. 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu m. 94/1 uyarınca bir kimseye yönelik insan onurunu hiçe sayan, fiziksel ya da manevi acı çekmesine sebebiyet veren, algılama veya irade serbestisini zedeleyen yahut aşağılanmasına yol açan eylemleri gerçekleştiren kamu görevlisi üç yıldan oniki yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır. Bahse konu suçun kadına karşı işlenmesi durumunda ise hükmolunacak cezanın alt sınırı beş yıldan az olamaz.
5237 sayılı TÜRK CEZA KANUNU m. 94Kaynağı aç
5237 sayılı TCK m. 94/2 uyarınca eylemin çocuğa, beden veya ruh bakımından kendini savunamayacak durumdaki kişiye, gebe kadına karşı yahut avukata veya diğer kamu görevlilerine görevleri sebebiyle yönelmesi hâlinde sekiz yıldan onbeş yıla kadar hapis cezası verilir. Eylemin cinsel taciz oluşturacak şekilde vuku bulması durumunda ise TCK m. 94/3 gereğince on yıldan onbeş yıla kadar hapis cezası tayin edilir.
TCK m. 94/4 hükmüne göre işkence suçuna iştirak eden sivil kişiler de kamu görevlisi gibi sorumlu tutularak cezalandırılır. Maddenin beşinci fıkrası gereğince suçun ihmali davranışla icra edilmesi durumunda cezada bu sebeple indirim yapılamaz. TCK m. 94/6 uyarınca ise işkence suçunda zamanaşımı hükümleri uygulanmaz.
Yargıtay İçtihadında Kötü Muamele ve İşkence Nitelemesi
Yargıtay 8. Ceza Dairesi'nin 2018/207 Esas ve 2018/6390 Karar sayılı ilamında; hürriyetinden yoksun bırakılmış kişilere karşı gereksiz fiziksel güç kullanılmasının insan onuruna saldırı teşkil ettiği, cezaevinde sistematik bir kötü muamelenin her seferinde beklenemeyeceği ve insan onuruyla bağdaşmayıp bedensel ve ruhsal acı veren anlık müdahalelerin de işkence suçunu oluşturabileceği kabul edilmiştir. Yine Yargıtay 8. Ceza Dairesi'nin 2020/978 Esas ve 2020/15091 Karar sayılı ilamında, kimlik tespiti sırasında mukavemet gösterdiği gerekçesiyle biber gazı sıkılarak polis aracına bindirilen kişinin araç içinde bulunduğu süre boyunca sistematik şekilde yaralanarak karakol yakınlarında indirilmesi eyleminin işkence suçunu oluşturduğu belirtilmiştir.
Yargıtay 8. Ceza Dairesi, E. 2020/978, K. 2020/15091Kaynağı aç
Yargıtay 1. Ceza Dairesi'nin 2012/4307 Esas ve 2012/9225 Karar sayılı ilamında ise kasten öldürme suçu bağlamında eziyet çektirerek öldürme nitelikli hâlinin, ölüm sonucunu doğurmak için zorunlu olmayan ve ölüme öncelik eden vahşice hareketlerle işlenebileceği; failin öldürme kastının yanında işkence veya eziyet kastıyla hareket ettiğinin kesin delillerle ortaya konulması gerektiği vurgulanmıştır.
Yargıtay 1. Ceza Dairesi, E. 2012/4307, K. 2012/9225Kaynağı aç
Devletin Koruyucu Rolü ve Resen Soruşturma Görevi
Devletin önleyici ve muhafaza edici sorumluluğu; gözaltı ve tutukluluk işlemlerinin kayıt altına alınarak şeffaflaştırılmasını, avukata ve sağlık kontrolüne erişim olanağının fiilen temin edilmesini, nezarethane ile infaz kurumlarının düzenli teftişini ve kolluk birimlerine sistematik eğitim verilmesini zorunlu kılar. Bu tedbirlerin yanı sıra ulusal önleme mekanizması, kamu denetçiliği ve insan hakları kuruluşları gibi bağımsız yapıların tesisi kurumsal denetimin temelini oluşturur.
Devlet görevlilerinin kontrolü altındaki süreçlerle bağlantılı, ciddiyet arz eden ve nesnel verilerle temellendirilen her iddia karşısında cumhuriyet savcılıklarının derhâl harekete geçmesi yasal bir ödevdir. 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu m. 160/1 hükmü uyarınca cumhuriyet savcısı, bir suçun işlendiği izlenimini veren bir hâli öğrenir öğrenmez kamu davası açılmasına gerek olup olmadığını belirlemek için derhâl maddi gerçeği araştırmaya başlar. Bu doğrultuda mağdurun başvurusu bulunmasa dahi gözaltı akabinde şahsın vücudunda görülen lezyonlar, sağlık birimlerince düzenlenen raporlar veya müdahale anına ait kamera kayıtları resen soruşturma başlatılması için tek başına yeterli bir başlangıç sebebidir.
5271 sayılı CEZA MUHAKEMESİ KANUNU m. 160Kaynağı aç
Etkin Soruşturmanın Standartları ve Cezasızlıkla Mücadele
Etkin bir adli tahkikat sürecinde delil kaybının engellenmesi gayesiyle vakit kaybetmeksizin ayrıntılı adli muayene raporu temin edilmeli, görüntü kayıtları toplanmalı ve olayın tanıkları dinlenmelidir. Ceza Muhakemesi Kanunu m. 160/2 gereğince cumhuriyet savcısı adli kolluk vasıtasıyla şüphelinin hem lehine hem de aleyhine olan delilleri toplayıp muhafaza altına almakla ve şüphelinin haklarını gözetmekle yükümlüdür. Soruşturmanın gerek görünürde gerekse fiiliyatta bağımsız ve tarafsız makamlarca yürütülmesi, olaya karışan birimlerle organik veya hiyerarşik bağı bulunmayan mercilerin görevlendirilmesi şarttır.
Soruşturma makamının yalnızca şüpheli kamu görevlisinin inkâr içerikli savunmasıyla yetinerek takipsizlik kararı vermesi etkin soruşturma ilkeleriyle bağdaşmaz. Olay mahallinde inceleme yapılması, görevli personelin ve sivil tanıkların tespit edilerek ifadelerinin alınması, teknik kayıtlar ile tıbbi raporların eksiksiz toplanması zaruridir. Eş zamanlı olarak mağdurun vekil aracılığıyla evrakı incelemesi, delil sunabilmesi ve tesis edilen kararlara karşı kanun yollarına fiilen başvurabilmesi etkin soruşturmanın vazgeçilmez şartıdır.
Nitelikli kötü muamele eylemlerinin basit yaralama veya zor kullanma yetkisinin kullanımı çerçevesinde tavsif edilmesi cezai yaptırımların caydırıcılığını zayıflatır. Tahkikatın gereksiz yere uzatılması ve delillerin zamanında muhafaza altına alınmaması fiili cezasızlığa yol açabileceğinden; adli kararların gerekçeli, denetime elverişli ve kamuoyu nezdinde açıklanabilir nitelikte bulunması benzer ihlallerin önlenmesi açısından hayati öneme sahiptir.
Kötü muamele iddiasında savcılığın soruşturma başlatması için şikâyet zorunlu mudur?
Hayır, cumhuriyet savcısı CMK m. 160/1 uyarınca bir suçun işlendiği izlenimini edinir edinmez mağdurun resmi şikâyetini beklemeksizin resen soruşturma başlatmakla yükümlüdür. Nezaretten salıverilen kişideki yaralanmalar, kurum sağlık raporları veya kolluk kayıtları soruşturma için tek başına yeterli başlangıç sebebidir.
İşkence suçunda dava zamanaşımı süresi ne kadardır?
5237 sayılı Türk Ceza Kanunu m. 94/6 hükmü uyarınca işkence suçundan dolayı zamanaşımı işlemez; bu suçu işleyen failler hakkında süreye bağlı olmaksızın kovuşturma yapılabilir.
Şüpheli kamu görevlisinin suçlamayı reddetmesi takipsizlik kararına dayanak yapılabilir mi?
Soruşturmada yalnızca mağdurun dinlenmesi ve şüpheli kamu görevlisinin inkâr beyanıyla yetinilmesi etkin soruşturma yükümlülüğü ile bağdaşmaz. Etkin bir tahkikatta olay yerinde inceleme yapılması, kolluk görevlileri ile sivil tanıkların dinlenmesi, güvenlik kamerası ve teknik kayıtların toplanması ile ayrıntılı tıbbi raporların alınması zorunlu adımlardır.
Mağdurun soruşturma evresindeki usuli hakları nelerdir?
Mağdur; avukatı vasıtasıyla soruşturma dosyasını inceleme, sürece ilişkin delil sunma ve adli makamlarca verilen kararlara karşı yasal itiraz ve başvuru yollarını fiilen kullanma hakkına sahiptir.
Hukuki uyarı: Bu içerik genel bilgilendirme amacı taşır; somut olay değerlendirmesi için avukata başvurulmalıdır.
Hazırlayan: Av. Erdal Ersoy

