İşten Çıkarılan İşçinin Hakları ve Tazminatları

by Avukat Erdal Ersoy
İşten Çıkarılan İşçinin Hakları ve Tazminatları

İşten çıkarılan bir işçi; çalışma süresine, feshin nedenine ve işyerinin büyüklüğüne göre ihbar tazminatı, kıdem tazminatı, yıllık izin ücreti, ödenmemiş maaş, fazla mesai alacağı ve gerektiğinde işe iade talep etme hakkına sahip olabilir. Bu hakların her biri farklı koşullara bağlıdır; bazıları belirli bir çalışma süresini, bazıları ise belirli bir işyeri büyüklüğünü gerektirir.

4857 sayılı İŞ KANUNU m. 18Kaynağı aç
Madde 18 – Otuz veya daha fazla işçi çalıştıran işyerlerinde en az altı aylık kıdemi olan işçinin belirsiz süreli iş sözleşmesini fesheden işveren, işçinin yeterliliğinden veya davranışlarından ya da işletmenin, işyerinin veya işin gereklerinden kaynaklanan geçerli bir sebebe dayanmak zorundadır. (Ek cümle: 10/9/2014-6552/2 md.) Yer altı işlerinde çalışan işçilerde kıdem şartı aranmaz. Altı aylık kıdem hesabında bu Kanunun 66 ncı maddesindeki süreler dikkate alınır. Özellikle aşağıdaki hususlar fesih için geçerli bir sebep oluşturmaz: a) Sendika üyeliği veya çalışma saatleri dışında veya işverenin rızası ile çalışma saatleri içinde sendikal faaliyetlere katılmak. b) İşyeri sendika temsilciliği yapmak. c) Mevzuattan veya sözleşmeden doğan haklarını takip veya yükümlülüklerini yerine getirmek için işveren aleyhine idari veya adli makamlara başvurmak veya bu hususta başlatılmış sürece katılmak.[6] d) Irk, renk, cinsiyet, medeni hal, aile yükümlülükleri, hamilelik, doğum, din, siyasi görüş ve benzeri nedenler. e) 74 üncü maddede öngörülen ve kadın işçilerin çalıştırılmasının yasak olduğu sürelerde işe gelmemek. f) Hastalık veya kaza nedeniyle 25 inci maddenin (I) numaralı bendinin (b) alt bendinde öngörülen bekleme süresinde işe geçici devamsızlık. İşçinin altı aylık kıdemi, aynı işverenin bir veya değişik işyerlerinde geçen süreler birleştirilerek hesap edilir. İşverenin aynı işkolunda birden fazla işyerinin bulunması halinde, işyerinde çalışan işçi sayısı, bu işyerlerinde çalışan toplam işçi sayısına göre belirlenir. İşletmenin bütününü sevk ve idare eden işveren vekili ve yardımcıları ile işyerinin bütününü sevk ve idare eden ve işçiyi işe alma ve işten çıkarma yetkisi bulunan işveren vekilleri hakkında bu madde, 19 ve 21 inci maddeler ile 25 inci maddenin son fıkrası uygulanmaz. Sözleşmenin feshinde usul

İhbar Tazminatı

4857 sayılı İş Kanunu m. 17 uyarınca belirsiz süreli iş sözleşmesinin feshinden önce çalışma süresine bağlı kademeli bildirim öneli tanınması zorunludur: altı aydan az çalışmada iki hafta, altı aydan birbuçuk yıla kadar dört hafta, birbuçuk yıldan üç yıla kadar altı hafta, üç yıldan fazla çalışmada ise sekiz hafta. Bu asgari süreler iş sözleşmesiyle artırılabilir. Bildirim şartına uymayan taraf, bildirim süresine ilişkin ücret tutarında ihbar tazminatı ödemek zorundadır. İşveren bildirim sürelerine uymak yerine söz konusu süreye karşılık gelen ücreti peşin vermek suretiyle de sözleşmeyi feshedebilir.

4857 sayılı İŞ KANUNU m. 17Kaynağı aç
Madde 17 – Belirsiz süreli iş sözleşmelerinin feshinden önce durumun diğer tarafa bildirilmesi gerekir. İş sözleşmeleri; a) İşi altı aydan az sürmüş olan işçi için, bildirimin diğer tarafa yapılmasından başlayarak iki hafta sonra, b) İşi altı aydan birbuçuk yıla kadar sürmüş olan işçi için, bildirimin diğer tarafa yapılmasından başlayarak dört hafta sonra, c) İşi birbuçuk yıldan üç yıla kadar sürmüş olan işçi için, bildirimin diğer tarafa yapılmasından başlayarak altı hafta sonra, d) İşi üç yıldan fazla sürmüş işçi için, bildirim yapılmasından başlayarak sekiz hafta sonra, feshedilmiş sayılır. Bu süreler asgari olup sözleşmeler ile artırılabilir. Bildirim şartına uymayan taraf, bildirim süresine ilişkin ücret tutarında tazminat ödemek zorundadır. İşveren bildirim süresine ait ücreti peşin vermek suretiyle iş sözleşmesini feshedebilir. İşverenin bildirim şartına uymaması veya bildirim süresine ait ücreti peşin ödeyerek sözleşmeyi feshetmesi, bu Kanunun 18, 19, 20 ve 21 inci maddesi hükümlerinin uygulanmasına engel olmaz. 18 inci maddenin birinci fıkrası uyarınca bu Kanunun 18, 19, 20 ve 21 inci maddelerinin uygulanma alanı dışında kalan işçilerin iş sözleşmesinin, fesih hakkının kötüye kullanılarak sona erdirildiği durumlarda işçiye bildirim süresinin üç katı tutarında tazminat ödenir. Fesih için bildirim şartına da uyulmaması ayrıca dördüncü fıkra uyarınca tazminat ödenmesini gerektirir. Bu maddeye göre ödenecek tazminatlar ile bildirim sürelerine ait peşin ödenecek ücretin hesabında 32 nci maddenin birinci fıkrasında yazılan ücrete ek olarak işçiye sağlanmış para veya para ile ölçülmesi mümkün sözleşme ve Kanundan doğan menfaatler de göz önünde tutulur. Feshin geçerli sebebe dayandırılması

İhbar tazminatı hesabında yalnızca temel ücret değil, işçiye sağlanan para veya para ile ölçülmesi mümkün sözleşme ve kanundan doğan menfaatler de dikkate alınır. İşverenin bildirim şartına uymaması veya bildirim süresine ait ücreti peşin ödemesi, iş güvencesi hükümleri kapsamındaki işçilerin bu güvenceden yararlanma hakkını ortadan kaldırmaz.

İhbar tazminatı her fesih halinde doğmaz. 4857 sayılı İş Kanunu m. 26'da öngörülen hak düşürücü süre geçirildikten sonra feshe gidilmesi durumunda, haklı fesih nedenine sahip olan taraf için de karşı tarafa ihbar tazminatı ödeme yükümlülüğü doğar. Emeklilik, muvazzaf askerlik veya evlilik gibi 1475 sayılı İş Kanunu m. 14 kapsamındaki haklardan yararlanmak amacıyla sözleşmeyi fesheden işçinin ihbar tazminatı talep hakkı bulunmaz; bu tür fesihlerde işveren de ihbar tazminatı talep edemez.

Yargıtay 7. Hukuk Dairesi, E. 2015/32258, K. 2015/18277Kaynağı aç
7. Hukuk Dairesi         2015/32258 E.  ,  2015/18277 K. "İçtihat Metni" Mahkemesi : Hatay İş Mahkemesi(Müstemir Yetkili) Tarihi : 15/05/2015 Numarası : 2014/237-2015/174 Taraflar arasında görülen dava sonucunda verilen hükmün, Yargıtay'ca incelenmesi davalı vekili tarafından istenilmekle, temyiz isteğinin süresinde olduğu anlaşıldı. Dosya incelendi, gereği görüşüldü: 1-Dosyadaki yazılara, hükmün Dairemizce de benimsenmiş bulunan yasal ve hukuksal gerekçeleriyle dayandığı maddi delillere ve özellikle bu delillerin takdirinde bir isabetsizlik görülmemesine göre davalının aşağıdaki bendin kapsamı dışında kalan temyiz itirazlarının reddine, 2-Davacılar, murislerinin 06/01/2006 – 10/03/2008 tarihleri arasında davalı idarenin alt işverenlerinde aralıksız olarak çalıştığını, iş akdinin alt işveren şirket tarafından haksız ve geçersiz şekilde feshedildiğini bildirerek kıdem ve ihbar tazminatı alacaklarının tahsilini talep etmiştir. Davalı, davanın reddini istemiştir. Mahkemece, davanın kabulüne karar verilmiştir. Davacıların murisinin ihbar tazminatına hak kazanıp kazanmadığı konusunda taraflar arasında uyuşmazlık söz konusudur. İş sözleşmesi taraflara sürekli olarak borç yükleyen bir özel hukuk sözleşmesi olsa da, taraflardan herhangi birinin iş sözleşmesini bozmak için karşı tarafa yönelttiği irade açıklamasıyla ilişkiyi sona erdirmesi mümkündür. Fesih hakkı iş sözleşmesini derhal veya belirli bir sürenin geçmesiyle ortadan kaldırabilme yetkisi veren bozucu yenilik doğuran ve karşı tarafa yöneltilmesi gereken bir haktır. İhbar tazminatı, belirsiz süreli iş sözleşmesini haklı bir neden olmaksızın ve usulüne uygun bildirim öneli tanımadan fesheden tarafın, karşı tarafa ödemesi gereken bir tazminattır. Buna göre, öncelikle iş sözleşmesinin Kanunun 24 ve 25 inci maddelerinde yazılı olan nedenlere dayanmaksızın feshedilmiş olması ve 17 nci maddesinde belirtilen şekilde usulüne uygun olarak ihbar öneli tanınmamış olması halinde ihbar tazminatı ödenmelidir. Yine haklı fesih nedeni bulunmakla birlikte, işçi ya da işverenin 26 ncı maddede öngörülen hak düşürücü süre geçtikten sonra fesih yoluna gitmeleri durumunda, karşı tarafa ihbar tazminatı ödeme yükümlülüğü doğar. İhbar tazminatı, iş sözleşmesini fesheden tarafın karşı tarafa ödemesi gereken bir tazminat olması nedeniyle, iş sözleşmesini fesheden tarafın feshi haklı bir nedene dayansa dahi, ihbar tazminatına hak kazanması mümkün olmaz. İşçinin 1475 sayılı Yasanın 14 üncü maddesi hükümleri uyarınca emeklilik, muvazzaf askerlik, evlilik gibi nedenlerle iş sözleşmesini feshetmesi durumunda ihbar tazminatı talep hakkı bulunmamaktadır. Anılan fesihlerde işveren de ihbar tazminatı talep edemez. Somut olayda davacıların murisinin 10/03/2008 tarihinde işten çıkış bildirgesinin verildiği, müteveffanın 11/03/2008 tarihinde malulen emeklilik için tahsis talebinde bulunduğu ve tarafına 01/04/2008 tarihinden itibaren aylık bağlandığı dosyada bulunan belgelerden anlaşılmaktadır. Özellikle iş akdinin fesih tarihinin ertesi günü emeklilik tahsis talebinde bulunmuş olması ve davalı tanıklarının bunu teyit eden beyanları iş akdinin davacıların murisi tarafından emeklilik nedeniyle sonlandırıldığını göstermektedir. Nitekim bu husus mahkemenin de kabulündedir. Yukarıda belirtildiği üzere haklı nedene dayansa dahi iş akdini fesheden tarafın ihbar tazminatı talep etme hakkı yoktur. Mahkemece ihbar tazminatı talebinin reddine karar vermek gerekirken kabulüne karar verilmiş olması hatalı olup bozma nedenidir. SONUÇ: Temyiz olunan kararın yukarıda yazılı nedenle BOZULMASINA, 07.10.2015 gününde oybirliği ile karar verildi.

İhbar süresi boyunca işveren, işçiye çalışma saatleri içinde günde en az iki saatlik iş arama izni vermek zorundadır. 4857 sayılı İş Kanunu m. 27 uyarınca işçi bu hakkını her gün ayrı ayrı kullanabileceği gibi biriktirerek toplu biçimde de kullanabilir; ancak toplu kullanımda bu süreyi işten ayrılacağı günden önceki günlere denk getirmek ve işverene bildirmek zorundadır.

4857 sayılı İŞ KANUNU m. 27Kaynağı aç
Madde 27- Bildirim süreleri içinde işveren, işçiye yeni bir iş bulması için gerekli olan iş arama iznini iş saatleri içinde ve ücret kesintisi yapmadan vermeye mecburdur. İş arama izninin süresi günde iki saatten az olamaz ve işçi isterse iş arama izin saatlerini birleştirerek toplu kullanabilir. Ancak iş arama iznini toplu kullanmak isteyen işçi, bunu işten ayrılacağı günden evvelki günlere rastlatmak ve bu durumu işverene bildirmek zorundadır. İşveren yeni iş arama iznini vermez veya eksik kullandırırsa o süreye ilişkin ücret işçiye ödenir. İşveren, iş arama izni esnasında işçiyi çalıştırır ise işçinin izin kullanarak bir çalışma karşılığı olmaksızın alacağı ücrete ilaveten, çalıştırdığı sürenin ücretini yüzde yüz zamlı öder. Çalışma belgesi

Kıdem Tazminatı: Hak Kazanma Koşulları

Kıdem tazminatına hak kazanılabilmesi için işçinin aynı işyerinde en az bir tam yıl çalışmış olması gerekir. 1475 sayılı İş Kanunu m. 14 uyarınca bu tazminat; işverenin, işçinin ahlak ve iyi niyet kurallarına aykırı davranışlarına ilişkin 1475 sayılı Kanun m. 17/II'de düzenlenen sebepler dışındaki nedenlerle iş sözleşmesini feshetmesi hâlinde doğar.

1475 sayılı İŞ KANUNU m. 14Kaynağı aç
Madde 14 – (Değişik birinci fıkra: 29/7/1983 – 2869/3 md.) Bu Kanuna tabi işçilerin hizmet akitlerinin: 1. İşveren tarafından bu Kanunun 17 nci maddesinin II numaralı bendinde gösterilen sebepler dışında, 2. İşçi tarafından bu Kanunun 16 ncı maddesi uyarınca, 3. Muvazzaf askerlik hizmeti dolayısıyle, 4. Bağlı bulundukları kanunla veya Cumhurbaşkanlığı kararnamesiyle kurulu kurum veya sandıklardan yaşlılık, emeklilik veya malullük aylığı yahut toptan ödeme almak amacıyla;[2] 5. (Ek: 25/8/1999 – 4447/45 md.) 506 Sayılı Kanunun 60 ıncı maddesinin birinci fıkrasının (A) bendinin (a) ve (b) alt bentlerinde öngörülen yaşlar dışında kalan diğer şartları veya aynı Kanunun Geçici 81 inci maddesine göre yaşlılık aylığı bağlanması için öngörülen sigortalılık süresini ve prim ödeme gün sayısını tamamlayarak kendi istekleri ile işten ayrılmaları nedeniyle, Feshedilmesi veya kadının evlendiği tarihten itibaren bir yıl içerisinde kendi arzusu ile sona erdirmesi veya işçinin ölümü sebebiyle son bulması hallerinde işçinin işe başladığı tarihten itibaren hizmet aktinin devamı süresince her geçen tam yıl için işverence işçiye 30 günlük ücreti tutarında kıdem tazminatı ödenir. Bir yıldan artan süreler için de aynı oran üzerinden ödeme yapılır. (Değişik fıkralar: 17/10/1980 – 2320/1 md.): İşçilerin kıdemleri, hizmet akdinin devam etmiş veya fasılalarla yeniden akdedilmiş olmasına bakılmaksızın aynı işverenin bir veya değişik işyerlerinde çalıştıkları süreler gözönüne alınarak hesaplanır. İşyerlerinin devir veya intikali yahut herhangi bir suretle bir işverenden başka bir işverene geçmesi veya başka bir yere nakli halinde işçinin kıdemi, işyeri veya işyerlerindeki hizmet akitleri sürelerinin toplamı üzerinden hesaplanır. 12/7/1975 tarihinden, itibaren işyerinin devri veya herhangi bir suretle el değiştirmesi halinde işlemiş kıdem tazminatlarından her iki işveren sorumludur. Ancak, işyerini devreden işverenlerin bu sorumlulukları işçiyi çalıştırdıkları sürelerle ve devir esnasındaki işçinin aldığı ücret seviyesiyle sınırlıdır. 12/7/1975 tarihinden evvel işyeri devrolmuş veya herhangi bir suretle el değiştirmişse devir mukavelesinde aksine bir hüküm yoksa işlemiş kıdem tazminatlarından yeni işveren sorumludur.[3] [4] İşçinin birinci bendin 4 üncü fıkrası hükmünden faydalanabilmesi için aylık veya toptan ödemeye hak kazanmış bulunduğunu ve kendisine aylık bağlanması veya toptan ödeme yapılması için yaşlılık sigortası bakımından bağlı bulunduğu kuruma veya sandığa müracaat etmiş olduğunu belgelemesi şarttır. İşçinin ölümü halinde bu şart aranmaz. T.C. Emekli Sandığı Kanunu ve Sosyal Sigortalar Kanununa veya yalnız Sosyal Sigortalar Kanununa tabi olarak sadece aynı ya da değişik kamu kuruluşlarında geçen hizmet sürelerinin birleştirilmesi suretiyle Sosyal Sigortalar Kanununa göre yaşlılık veya malullük aylığına ya da toptan ödemeye hak kazanan işçiye, bu kamu kuruluşlarında geçirdiği hizmet sürelerinin toplamı üzerinden son kamu kuruluşu işverenince kıdem tazminatı ödenir. Yukarıda belirtilen kamu kuruluşlarında işçinin hizmet akdinin evvelce bu maddeye göre kıdem tazminatı ödenmesini gerektirmeyecek şekilde sona ermesi suretiyle geçen hizmet süreleri kıdem tazminatının hesabında dikkate alınmaz. Ancak, bu tazminatın T.C. Emekli Sandığına tabi olarak geçen hizmet süresine ait kısmı için ödenecek miktar, yaşlılık veya malullük aylığının başlangıç tarihinde T.C. Emekli Sandığı Kanununun yürürlükteki hükümlerine göre emeklilik ikramiyesi için öngörülen miktardan fazla olamaz. Bu maddede geçen kamu kuruluşları deyimi, genel, katma ve özel bütçeli idareler ile 468 sayılı Kanunun 4 üncü maddesinde sayılan kurumları kapsar. Aynı kıdem süresi için bir defadan fazla kıdem tazminatı veya ikramiye ödenmez. Kıdem tazminatının hesaplanması, son ücret üzerinden yapılır. Parça başı, akort, götürü veya yüzde usulü gibi ücretin sabit olmadığı hallerde son bir yıllık süre içinde ödenen ücretin o süre içinde çalışılan günlere bölünmesi suretiyle bulunacak ortalama ücret bu tazminatın hesabına esas tutulur. Ancak, son bir yıl içinde işçi ücretine zam yapıldığı takdirde, tazminata esas ücret, işçinin işten ayrılma tarihi ile zammın yapıldığı tarih arasında alınan ücretin aynı süre içinde çalışılan günlere bölünmesi suretiyle hesaplanır. (Değişik: 29/7/1983 – 2869/3 md.) 13 üncü maddesinde sözü geçen tazminat ile bu maddede yer alan kıdem tazminatına esas olacak ücretin hesabında 26 ncı maddenin birinci fıkrasında yazılı ücrete ilaveten işçiye sağlanmış olan para ve para ile ölçülmesi mümkün akdi ve kanundan doğan menfaatler de gözönünde tutulur. Kıdem tazminatının zamanında ödenmemesi sebebiyle açılacak davanın sonunda hakim gecikme süresi için, ödenmeyen süreye göre mevduata uygulanan en yüksek faizin ödenmesine hükmeder. İşçinin mevzuattan doğan diğer hakları saklıdır.[5] (Değişik: 17/10/1980 – 2320/1 md.) Bu maddede belirtilen kıdem tazminatı ile ilgili 30 günlük süre hizmet akidleri veya toplu iş sözleşmeleri ile işçi lehine değiştirilebilir. (Değişik: 10/12/1982 – 2762/1 md.) Ancak, toplu sözleşmelerle ve hizmet akitleriyle belirlenen kıdem tazminatlarının yıllık miktarı, Devlet Memurları Kanununa tabi en yüksek Devlet memuruna 5434 sayılı T.C. Emekli Sandığı Kanunu hükümlerine göre bir hizmet yılı için ödenecek azami emeklilik ikramiyesini geçemez. (Değişik fıkralar: 17/10/1980 – 2320/1 md.): İşçinin ölümü halinde yukarıdaki hükümlere göre doğan tazminat tutarı, kanuni mirasçılarına ödenir. Kıdem tazminatından doğan sorumluluğu işveren şahıslara veya sigorta şirketlerine sigorta ettiremez. İşveren sorumluluğu altında ve sadece yaşlılık, emeklilik, malullük, ölüm ve toptan ödeme hallerine mahsus olmak kaydiyle Devlet veya kanunla veya Cumhurbaşkanlığı kararnamesiyle kurulu kurumlarda veya % 50 hisseden fazlası Devlete ait bir bankada veya bir kurumda işveren tarafından kıdem tazminatı ile ilgili bir fon tesis edilir.[6] Fon tesisi ile ilgili hususlar kanunla düzenlenir.

Belirli işçi kaynaklı fesihlerde de kıdem tazminatı hakkı korunmaktadır. İşçinin bağlı olduğu kanun veya Cumhurbaşkanlığı kararnamesiyle kurulu kurum ya da sandıklardan yaşlılık, emeklilik veya malullük aylığı ya da toptan ödeme almak amacıyla iş sözleşmesini feshetmesi hâlinde kıdem tazminatı hakkı doğar; ancak bu haktan yararlanabilmek için işçinin aylık veya toptan ödemeye hak kazandığını ve ilgili kuruma başvurduğunu belgelemesi zorunludur. İşçinin ölümü hâlinde bu belgeleme şartı aranmaz. Ayrıca sigortalılık süresini ve prim ödeme gün sayısını tamamlayarak yaş koşulu dışındaki emeklilik şartlarını yerine getiren işçi kendi isteğiyle işten ayrılsa da kıdem tazminatına hak kazanır; bu koşulların güncel karşılıkları 5510 sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanunu'nda yer almaktadır. Kadının evlendiği tarihten itibaren bir yıl içinde kendi arzusuyla sözleşmeyi sona erdirmesi ve işçinin ölümü hâllerinde de kıdem tazminatı hakkı doğar.

Altı ayını doldurmadan işten çıkarılan işçi kıdem tazminatına hak kazanamaz. İşsizlik ödeneğinden yararlanma koşulları 4447 sayılı İşsizlik Sigortası Kanunu'nda ayrıca düzenlenmiş olup kısa süre çalışıp işten çıkarılan işçinin bu ödeneğe hak kazanıp kazanamayacağı somut koşullara bağlıdır.

Kıdem Tazminatı Nasıl Hesaplanır

1475 sayılı İş Kanunu m. 14 uyarınca kıdem tazminatı, işe başlama tarihinden itibaren her tam yıl için otuz günlük ücret tutarında hesaplanır; bir yıldan artan süreler için de aynı oran uygulanır. Bu otuz günlük süre hizmet akdi veya toplu iş sözleşmesiyle işçi lehine artırılabilir. Hesaplamada esas alınan ücret işçinin son ücretidir; parça başı, akort, götürü veya yüzde usulü gibi sabit olmayan ücret sistemlerinde son bir yılda ödenen ücretin çalışılan günlere bölünmesiyle bulunan ortalama ücret esas tutulur. Son bir yıl içinde ücrete zam yapılmışsa, işten ayrılma tarihi ile zam tarihi arasındaki dönem esas alınır.

Hesaplamada yalnızca çıplak ücret değil, işçiye sağlanan para ve para ile ölçülmesi mümkün tüm akdi ve kanuni menfaatler de dikkate alınır. Kıdem tazminatının yıllık tutarı bir üst sınırla kısıtlıdır: Devlet Memurları Kanununa tabi en yüksek Devlet memuruna 5434 sayılı Emekli Sandığı Kanunu kapsamında bir hizmet yılı için ödenen azami emeklilik ikramiyesini geçemez. Bu tavan miktarı dönemsel olarak güncellenmekte olup güncel rakam için ilgili mevzuat takip edilmelidir. Aynı kıdem süresi için birden fazla kıdem tazminatı ya da ikramiye ödenemez; işçinin ölümü hâlinde ise hak kazanılan tazminat yasal mirasçılara ödenir.

Kıdem tazminatının hesabında işçinin kıdemi, hizmet akdinin fasılalarla yeniden akdedilmiş olup olmadığına bakılmaksızın aynı işverenin bir veya değişik işyerlerinde çalışılan süreler birleştirilerek hesap edilir. İşyerinin devir veya intikali ya da herhangi bir suretle bir işverenden başka bir işverene geçmesi hâlinde işçinin kıdemi, işyeri veya işyerlerindeki hizmet akitleri sürelerinin toplamı üzerinden belirlenir.

Kıdem tazminatının zamanında ödenmemesi durumunda işçi dava açabilir. Bu davada hâkim, gecikme süresine karşılık gelen dönem için mevduata uygulanan en yüksek faize hükmeder.

İş Güvencesi ve İşe İade Hakkı

4857 sayılı İş Kanunu m. 18 uyarınca otuz veya daha fazla işçi çalıştıran işyerlerinde, en az altı aylık kıdemi bulunan işçinin belirsiz süreli iş sözleşmesini fesheden işveren, bu feshi işçinin yeterliliğinden, davranışlarından ya da işletmenin, işyerinin veya işin gereklerinden kaynaklanan geçerli bir sebebe dayandırmak zorundadır. Yer altı işlerinde çalışan işçiler bakımından altı aylık kıdem koşulu aranmaz. Altı aylık kıdem hesabı yapılırken aynı işverenin bir veya birden fazla işyerinde geçen süreler birleştirilerek hesap edilir; 4857 sayılı Kanun m. 66'da düzenlenen süreler de bu hesaba dahil edilir. İşverenin aynı işkolunda birden fazla işyeri varsa otuz işçi sınırı bu işyerlerinin toplam işçi sayısına göre belirlenir. Öte yandan 4857 sayılı Kanun m. 18, sendika üyeliği veya sendikal faaliyete katılmak, mevzuat ya da sözleşmeden doğan hakları takip amacıyla işveren aleyhine başvurmak, ırk, cinsiyet, hamilelik, din veya siyasi görüş gibi nedenler, m. 74'te öngörülen yasak sürelerde işe gelmemek ile hastalık ya da kaza nedeniyle m. 25/I-b'deki bekleme süresinde geçici devamsızlık gibi halleri fesih için geçerli sebep saymamaktadır.

İş güvencesi hükümleri herkes için geçerli değildir. İşletmenin bütününü sevk ve idare eden işveren vekili ve yardımcıları ile işyerinin bütününü sevk ve idare eden ve aynı zamanda işçiyi işe alma veya işten çıkarma yetkisini haiz işveren vekilleri hakkında 4857 sayılı İş Kanunu m. 18, 19, 21 ve m. 25'in son fıkrası uygulanmaz. Kişinin bu kapsamda olup olmadığı somut duruma göre ayrıca değerlendirilmelidir.

İşçinin davranışlarından kaynaklanan geçerli fesih nedenleri, 4857 sayılı Kanun m. 25'teki haklı fesih nedenlerine kıyasla daha hafif olmakla birlikte işyerinde işin görülmesini önemli ölçüde olumsuz etkileyen nedenlerdir.

Yargıtay 7. Hukuk Dairesi, E. 2015/16974, K. 2015/19753Kaynağı aç
7. Hukuk Dairesi         2015/16974 E.  ,  2015/19753 K. "İçtihat Metni" Mahkemesi : Trabzon 2. İş Mahkemesi Tarihi : 10/02/2015 Numarası : 2013/950-2015/98 Taraflar arasında görülen dava sonucunda verilen hükmün, Yargıtay'ca incelenmesi davalı vekili tarafından istenilmekle, temyiz isteğinin süresinde olduğu anlaşıldı. Dosya incelendi, gereği görüşüldü: Davacı vekili, tıbbi tanıtım temsilcisi olarak çalıştığını ve IMS ile ilaç depoları tarafından iletilen ilaç satış rakamlarında oynama yaparak bu fazlalık üzerinden haksız prim aldığı isnadıyla iş sözleşmesinin haklı ya da geçerli neden olmaksızın 21.11.2013 tarihli ihtarname ile feshedildiğini, daha sonra davalı işverenlik tarafından düzenlenen 28.11.2013 tarihli ihtarname ile, "şahsınız ile süregelen iş sözleşmesi 21.11.2013 tarihinde şirketimize teslim etmiş olduğunuz istifa dilekçesi ile sona ermiş olduğundan aynı gün şahsınız muhatap tutularak noter kanalıyla tebliğe çıkartılan fesih bildiriminin herhangi bir hükmü kalmamıştır" şeklinde ihtarda bulunularak daha önceki fesih ihbarnamesinin hükümsüz kılındığını, ne varki müvekkilinin davalıya sunduğu istifa dilekçesinin bulunmadığını belirterek feshin geçersizliğinin tespitine, işe iadesine, işe başlatmama tazminatı ile boşta geçen süre ücreti ve diğer haklara karar verilmesini talep etmiştir. Davalı ise, sabit ücret artı prim ile çalışan tıbbi tanıtım temsilcilerinin tabi oldukları prim sistemi, prime esas verileri sağlayan dava dışı IMS adlı şirketin sayısal verilerini dikkate alarak davacıya ve diğer tüm tıbbi tanıtım temsilcilerine prim ödemesi yapıldığını, tıbbi tanıtım temsilcisinin sorumlu oldukları ilaçlara ilişkin IMS çıkış miktarlarının, depo çıkış satış miktarından fazla olması mümkün olmayıp aksi hal, depodan hiç çıkmamış yani aslında satılmamış bir ilacın, " her nasılsa" satılmış; aslında yapılmayan bir satışın da yapılmış gibi gösterildiği anlamına geldiğini, bazı tanıtım temsilcilerinin sorumlu oldukları ilaçların prime esas IMS çıkışlarının, depo çıkış miktarlarından fazla olduğunun 2013 yılı Ağustos ayında yapılan satış pazarlama toplantısında fark edilmesi ve müteakiben yapılan ön araştırmalar sırasında " 2013 yılı Şubat, Mart, Nisan, Mayıs, Haziran, Temmuz, Ağustos, Eylül aylarında bazı tıbbi tanıtım temsilcilerinin aracı kişilere komisyon vermek suretiyle prime esas IMS çıkışlarının depo çıkışlarından fazla gösterilmesini sağlayarak haksız prim kazancı sağladıkları" yönünde ihbarlar alınması üzerine detaylı olarak araştırılmasını teminen bir soruşturma komisyonu oluşturulduğunu, dönemler itibariyle ayrı ayrı inceleme yapan soruşturma komisyonu, konuyla ilgili detaylı bir araştırma yapmış ve davacı da dahil prime esas IMS çıkış miktarı depo çıkış miktarından fazla olan toplam yüzlerce tıbbi tanıtım temsilcisi ile yüz yüze görüşmeler de yaparak 2013 yılı Mayıs ve Haziran dönemine ilişkin yapılan inceleme ve tespitler hakkında davacıyı kapsayan 19.11.2013 tarihli soruşturma komisyonu oluşturulduğunu, davacının iş sözleşmesi 19.11.2013 tarihli ikinci soruşturma komisyonu raporu çerçevesinde, soruşturma kapsamında yazılı ifadesine başvurulan talep yazısında detayları verilen ilaçlara ilişkin depo çıkış miktarları ile IMS verileri arasındaki farklar ve buna bağlı olarak da IMS verileri üzerinden aslında olmayan ilaçlar ve gerçekleşmeyen satış ile şirketin zarara uğramasına sebep olduğunun ve/veya haksız prim kazancı elde ettiğinin tespit edilmesi üzerine 4857 sayılı İş Kanununun 25/2-e bendi uyarınca bildirimsiz olarak feshedildiğini, ikinci ihtarnamenin ise sehven gönderildiğini savunarak davanın reddini istemiştir. Mahkemece, davacı işçinin iş akdinin önce davalı firma tarafından Beyoğlu 34. Noterliğinde düzenlenen 21.11.2013 tarih ve 2105 yevmiye nolu ihtarname ile haksız prim kazancı elde etmesi nedeniyle 4857 sayılı İş Kanununun 25/II (e) maddesi gereğince haklı nedenle sonlandırıldığı bildirilmiş iken daha sonra Beyoğlu 34. Noterliğince düzenlenen 28.11.2013 tarih ve 21604 yevmiye nolu ihtarname ile ''şahsınız ile süregelen iş sözleşmesi 21.11.2013 tarihinde şirketimize teslim etmiş olduğunuz istifa dilekçesi ile sona ermiş olduğundan aynı gün şahsınız muhatap tutularak noter kanalıyla tebliğe çıkartılan fesih bildiriminin her hangi bir hükmü kalmamıştır'' denilmek suretiyle iş akdinin istifa nedeniyle sonlandırıldığının bildirildiği ve fakat davalı tarafça davacı tarafından düzenlenen istifa dilekçesinin bulunmadığı, 2. ihtarnamenin sehven düzenlendiğinin bildirildiği; bu süretle davalı firmanın 2. ihtarname ile açıkça ilk ihtarnamedeki fesih bildiriminin hükümsüz kaldığının bildirilmesi karşısında fesih iradesi yönünden 2. ihtarnamenin esas alınması gerekeceği, 2. ihtarnamede sözü edildiği gibi davacının istifa dilekçesinin de bulunmaması nedeniyle feshin geçerli nedene dayanmadığı gerekçesi ile davanın kabulüne karar verilmiştir. 4857 sayılı İş Kanununun 18. maddesi işverene, işçinin davranışlarından ve yeterliliğinden kaynaklanan nedenlerle iş sözleşmesini feshetme yetkisi vermiştir. İşçinin davranışlarından ve yeterliliğinden kaynaklanan nedenler, aynı yasanın 25. maddesinde belirtilen nedenler yanında, bu nitelikte olmamakla birlikte, işyerlerinde işin görülmesini önemli ölçüde olumsuz etkileyen nedenlerdir. İşçinin davranışlarından veya yetersizliğinden kaynaklanan nedenlerde, iş ilişkisinin sürdürülmesinin işveren açısından önemli ve makul ölçüler içinde beklenemeyeceği durumlarda, feshin geçerli nedenlere dayandığını kabul etmek gerekecektir. Bu nedenle, geçerli fesih için söz konusu olabilecek sebepler, işçinin iş görme borcunu kendisinden kaynaklanan veya işyerinden kaynaklanan sebeplerle ciddi bir biçimde olumsuz etkileyen ve iş görme borcunu gerektiği şekilde yerine getirmesine olanak vermeyen sebepler olabilecektir. Sonuçta, iş ilişkisinin sürdürülmesinin işveren açısından önemli ve makul ölçüler içinde beklenemeyeceği durumlarda, feshin geçerli nedenlere dayandığını kabul etmek gerekecektir". Keza işçinin iş sözleşmesini ihlal edip etmediğinin tespitinde, sadece asli edim yükümlülükleri değil; kanundan veya dürüstlük kuralından doğan yan edim yükümlülükleri ile yan yükümlerin de dikkate alınması gerekir. Sadakat yükümü, sözleşmenin taraflarına sözleşme ilişkisinden doğan borçların ifasında, karşı tarafın şahsına, mülkiyetine ve hukuken korunan diğer varlıklarına zarar vermeme, keza sözleşme ilişkisinin kapsamı dışında sözleşme ile güdülen amacı tehlikeye sokacak özellikle karşılıklı duyulan güveni sarsacak her türlü davranıştan kaçınma yükümlülüğünü yüklemektedir. Dosya içeriğine göre tıbbi tanıtım temsilcisi olan davacının iş sözleşmesi davalı işveren tarafından, tanıttığı ilaçların ecza depoları tarafından bildirilen ve anlaşmalı olan uluslararası istatistik şirketi tarafından bildirilen IMS verilerinin gerçek satış oranları ile farklılık oluşturmasından ve davacının bu nedenle menfaat temin etmesinden dolayı feshedilmiştir. Ortada IMS verileri ile ecza depolarından çıkış oranları arasında bir fark bulunduğu sabittir. Davalı işverenin bu olayın saptanması üzerine, sanal satış farkı nedeni ile gerçekleştiren ecza satış depo sorumluları hakkında suç duyurusunda bulunduğu, IMS verileri ile ecza depo çıkış kayıtları farklılık arzeden tıbbi tanıtım temsilcileri ile bağlı bulundukları bölge müdürlerinin savunmasını aldığı ve sanal satış nedeni ile haksız prim elde eden davacı gibi çalışan yaklaşık 300 kişinin iş sözleşmelerini 4857 sayılı İş Kanununun 25/II.e maddesi uyarınca feshettiği anlaşılmaktadır. Temyiz aşamasında davalı tarafından sunulan iddianameye göre davacının da aralarında bulunduğu 338 kişi hakkında Ağır Ceza Mahkemesi’ne “7 adet depo sahibi şüphelinin müşteki firma çalışanları olan diğer şüphelilerin bilgisi ve isteği dahilinde onların satmadıkları ilaçları eczanelere satmış gibi göstererek müşteki firma ile anlaşmalı IMS İstatistik isimli firmaya yanlış ve yanıltıcı bilgiler verdikleri, ardından müşteki firmaya gerçek satış bilgilerini geçtikleri, bu şekilde ilk bildirimlerle tıbbi tanıtım temsilcilerinin haksız prim ödemesi almalarını sağladıkları, ardından gerçek rakamları üzerinden kendilerinin de müşteki firmadan prim ödemesi aldıkları, bu hususun evrak içerisinden mevcut 3 ayrı inceleme raporu ve bir kısım tıbbi tanıtım temsilcilerinin beyanlarından da anlaşıldığı” gerekçesi ile nitelikli dolandırıcılık ve güveni kötüye kullanma suçundan kamu davası açılmıştır. Somut olayda, davalı, iş sözleşmesini 21.11.2013 tarihinde haklı fesih gerekçesi göstererek feshetmiş fakat yanılgı ile 28.11.2013 tarihinde davacının istifa dilekçesi bulunduğu gerekçesiyle ilk fesih ihtarnamesinin geçerliliğinin kalmadığını bildirmiştir. Ancak davacının istifasına dair bir dilekçe dosya içeriğinde bulunmamaktadır. Bu durumda, gerçek duruma bakmak gerekir. Gerçek durumda, davalı, davacının iş akdini 21.11.2013 tarihinde sona erdirmiştir. 28.11.2013 tarihli ihtarname ile de, işe döndürdüğüne ya da işe başlattığına dair bir ibare bulunmamaktadır. Her ne kadar, 28.11.2013 tarihli ihtarnamede, 21.11.2013 tarihli ihtarnamenin geçerliliği kalmadığı yazılı ise de, yazılı beyan ile gerçek durum birbiriyle çelişmektedir. Yukarıda da bahsedildiği gibi, böyle durumlarda gerçek duruma değer vermek gerekir.Gerçek durum da, işverenin 21.11.2013 tarihli ihtarname ile, fesih olduğuna göre bu feshin geçerli veya haklı nedene dayanıp dayanmadığı sorununun çözülmesi gerekmektedir. Dairemizin yerleşik içtihatları gereği, her ne kadar fesih bildirimi ile dava açıldığında tıbbi tanıtım temsilcisi olan ve bu nedenle sadece tanıtım görevi olan davacının IMS verileri üzerinde doğrudan yetkisi yok ise de, sonuçta davacı bu veriler üzerinden prim almakta ve performans değerlendirmesine tabi tutulmaktadır. Kısaca davacının bu sanal satış nedeni ile menfaat temin ettiği, davalının ise zarar gördüğü açıktır. Davacı hakkında kamu davasının açılmasına neden olacak kadar emare kabul edilmiştir. Davacının menfaat temin etmesi ve davalının zarar görmesi nedeni ile taraflar arasında güven ilişkisinin zedelendiği, iş ilişkisinin olumsuz etkilendiği, davalı işveren açısından en azından fesih tarihi itibari ile geçerli nedenlerin bulunduğu anlaşılmaktadır. Geçerli olan bu feshin daha ağır olan haklı neden niteliğinde olup olmadığı açılan kamu davasının veya davacı tarafından açılacak kıdem ve ihbar tazminatı davasının sonucunda ortaya çıkacaktır. Sözkonusu dosyamızda da, davalı işverenin iş sözleşmesini feshetmesi geçerli nedene dayandığından, davanın reddi yerine yazılı gerekçe ile kabulü hatalı olmuştur. 4857 sayılı İş Yasasının 20/3. maddesi uyarınca Dairemizce aşağıdaki şekilde karar verilmiştir. HÜKÜM : Yukarıda açıklanan gerekçe ile; 1. Mahkemenin kararının BOZULARAK ORTADAN KALDIRILMASINA, 2. Davanın REDDİNE, 3. Alınması gereken 27,70 TL harçtan peşin yatırılan 24.30 TL harcın mahsubu ile bakiye 3,40 TL harcın davacıdan alınarak Hazine'ye irat kaydına, 4. Davacının yaptığı yargılama giderinin üzerinde bırakılmasına, davalı tarafından yapılan 82,00 TL yargılama giderinin davacıdan alınarak davalıya verilmesine, 5. Karar tarihinde yürürlükte bulunan AAÜT'ne göre 1.500,00 TL avukatlık ücretinin davacıdan alınarak davalıya verilmesine, 6. Artan gider ve delil avansının ilgilisine iadesine, 7. Peşin alınan temyiz harcının isteği halinde davalıya iadesine, 19.10.2015 tarihinde oybirliği ile KESİN olarak karar verildi.

İşverenin Haklı Nedenle Derhal Fesih Hakkı

4857 sayılı İş Kanunu m. 25 uyarınca işveren, belirli koşulların gerçekleşmesi hâlinde iş sözleşmesini sürenin bitiminden önce veya bildirim süresini beklemeksizin feshedebilir. Bu hâller arasında işçinin kendi kastından veya derli toplu olmayan yaşayışından ya da içkiye düşkünlüğünden kaynaklanan bir hastalık veya engellilik nedeniyle devamsızlığın ardı ardına üç iş günü veya bir ayda beş iş gününden fazla sürmesi sayılmaktadır. Sağlık, kaza, doğum ve gebelik gibi diğer devamsızlık hâllerinde ise işverenin bildirimsiz fesih hakkı, işçinin kıdemine göre belirlenen bildirim sürelerini altı hafta aşmasından sonra doğar; doğum ve gebelik hâllerinde bu süre, 4857 sayılı Kanun m. 74'te öngörülen sürenin bitiminde başlar. Ayrıca işçinin işverenin güvenini kötüye kullanma, hırsızlık yapma veya işverenin meslek sırlarını açığa çıkarma gibi doğruluk ve bağlılığa uymayan davranışları; sözleşme kurulurken esaslı nitelikler bakımından işvereni yanıltması; işveren ya da aile üyelerinin şeref ve namusuna dokunacak söz ya da davranışlar; işverenin başka bir işçisine cinsel taciz; işyerinde yedi günden fazla hapisle cezalandırılan suç işlemesi; izinsiz ve haklı sebepsiz ardı ardına iki iş günü ya da bir ay içinde iki defa tatil gününden sonraki iş günü ya da bir ayda üç iş günü devamsızlık; görevleri hatırlatılmasına karşın yapmamakta ısrar; kendi isteği veya savsamasıyla işin güvenliğini tehlikeye düşürme ya da otuz günlük ücretiyle ödenemeyecek zarara yol açma gibi haller de derhal fesih sebebi oluşturur.

4857 sayılı İŞ KANUNU m. 25Kaynağı aç
Madde 25 – Süresi belirli olsun veya olmasın işveren, aşağıda yazılı hallerde iş sözleşmesini sürenin bitiminden önce veya bildirim süresini beklemeksizin feshedebilir: I- Sağlık sebepleri: a) İşçinin kendi kastından veya derli toplu olmayan yaşayışından yahut içkiye düşkünlüğünden doğacak bir hastalığa yakalanması veya engelli hâle gelmesi durumunda, bu sebeple doğacak devamsızlığın ardı ardına üç iş günü veya bir ayda beş iş gününden fazla sürmesi.[7] b) İşçinin tutulduğu hastalığın tedavi edilemeyecek nitelikte olduğu ve işyerinde çalışmasında sakınca bulunduğunun Sağlık Kurulunca saptanması durumunda. (a) alt bendinde sayılan sebepler dışında işçinin hastalık, kaza, doğum ve gebelik gibi hallerde işveren için iş sözleşmesini bildirimsiz fesih hakkı; belirtilen hallerin işçinin işyerindeki çalışma süresine göre 17 nci maddedeki bildirim sürelerini altı hafta aşmasından sonra doğar. Doğum ve gebelik hallerinde bu süre 74 üncü maddedeki sürenin bitiminde başlar. Ancak işçinin iş sözleşmesinin askıda kalması nedeniyle işine gidemediği süreler için ücret işlemez. II- Ahlak ve iyi niyet kurallarına uymayan haller ve benzerleri: a) İş sözleşmesi yapıldığı sırada bu sözleşmenin esaslı noktalarından biri için gerekli vasıflar veya şartlar kendisinde bulunmadığı halde bunların kendisinde bulunduğunu ileri sürerek, yahut gerçeğe uygun olmayan bilgiler veya sözler söyleyerek işçinin işvereni yanıltması. b) İşçinin, işveren yahut bunların aile üyelerinden birinin şeref ve namusuna dokunacak sözler sarfetmesi veya davranışlarda bulunması, yahut işveren hakkında şeref ve haysiyet kırıcı asılsız ihbar ve isnadlarda bulunması. c) İşçinin işverenin başka bir işçisine cinsel tacizde bulunması. d) İşçinin işverene yahut onun ailesi üyelerinden birine yahut işverenin başka işçisine sataşması, işyerine sarhoş yahut uyuşturucu madde almış olarak gelmesi ya da işyerinde bu maddeleri kullanması.[8] e) İşçinin, işverenin güvenini kötüye kullanmak, hırsızlık yapmak, işverenin meslek sırlarını ortaya atmak gibi doğruluk ve bağlılığa uymayan davranışlarda bulunması. f) İşçinin, işyerinde, yedi günden fazla hapisle cezalandırılan ve cezası ertelenmeyen bir suç işlemesi. g) İşçinin işverenden izin almaksızın veya haklı bir sebebe dayanmaksızın ardı ardına iki işgünü veya bir ay içinde iki defa herhangi bir tatil gününden sonraki iş günü, yahut bir ayda üç işgünü işine devam etmemesi. h) İşçinin yapmakla ödevli bulunduğu görevleri kendisine hatırlatıldığı halde yapmamakta ısrar etmesi. ı) İşçinin kendi isteği veya savsaması yüzünden işin güvenliğini tehlikeye düşürmesi, işyerinin malı olan veya malı olmayıp da eli altında bulunan makineleri, tesisatı veya başka eşya ve maddeleri otuz günlük ücretinin tutarıyla ödeyemeyecek derecede hasara ve kayba uğratması. III- Zorlayıcı sebepler: İşçiyi işyerinde bir haftadan fazla süre ile çalışmaktan alıkoyan zorlayıcı bir sebebin ortaya çıkması. IV- İşçinin gözaltına alınması veya tutuklanması halinde devamsızlığın 17 nci maddedeki bildirim süresini aşması. İşçi feshin yukarıdaki bentlerde öngörülen sebeplere uygun olmadığı iddiası ile 18, 20 ve 21 inci madde hükümleri çerçevesinde yargı yoluna başvurabilir. Derhal fesih hakkını kullanma süresi

İşçi, m. 25'te öngörülen sebeplere uymayan bir feshe karşı 4857 sayılı İş Kanunu m. 18, 20 ve 21 hükümleri çerçevesinde yargı yoluna başvurabilir. Bu yolun açık olabilmesi için işçinin iş güvencesi kapsamında bulunması gerekir.

İşe İade Davasında Süreler

4857 sayılı İş Kanunu m. 20 uyarınca, iş sözleşmesi feshedilen işçi, fesih bildiriminin tebliği tarihinden itibaren bir ay içinde işe iade talebiyle arabulucuya başvurmak zorundadır. Arabuluculuk faaliyeti sonunda anlaşmaya varılamaması hâlinde son tutanağın düzenlendiği tarihten itibaren iki hafta içinde iş mahkemesinde dava açılabilir. Arabulucuya başvurulmaksızın doğrudan dava açılması hâlinde dava usulden reddedilir; kesinleşen ret kararının tebliğinden itibaren iki hafta içinde arabulucuya başvurulabilir.

4857 sayılı İŞ KANUNU m. 20Kaynağı aç
Madde 20 – (Değişik birinci fıkra: 12/10/2017-7036/11 md.) İş sözleşmesi feshedilen işçi, fesih bildiriminde sebep gösterilmediği veya gösterilen sebebin geçerli bir sebep olmadığı iddiası ile fesih bildiriminin tebliği tarihinden itibaren bir ay içinde işe iade talebiyle, İş Mahkemeleri Kanunu hükümleri uyarınca arabulucuya başvurmak zorundadır. Arabuluculuk faaliyeti sonunda anlaşmaya varılamaması hâlinde, son tutanağın düzenlendiği tarihten itibaren, iki hafta içinde iş mahkemesinde dava açılabilir. Taraflar anlaşırlarsa uyuşmazlık aynı sürede iş mahkemesi yerine özel hakeme de götürülebilir. Arabulucuya başvurmaksızın doğrudan dava açılması sebebiyle davanın usulden reddi hâlinde ret kararı taraflara resen tebliğ edilir. Kesinleşen ret kararının da resen tebliğinden itibaren iki hafta içinde arabulucuya başvurulabilir. Feshin geçerli bir sebebe dayandığını ispat yükümlülüğü işverene aittir. İşçi, feshin başka bir sebebe dayandığını iddia ettiği takdirde, bu iddiasını ispatla yükümlüdür. (Değişik üçüncü fıkra: 12/10/2017-7036/11 md.) Dava ivedilikle sonuçlandırılır. Mahkemece verilen karar hakkında istinaf yoluna başvurulması hâlinde, bölge adliye mahkemesi ivedilikle ve kesin olarak karar verir. (İptal dördüncü fıkra: Anayasa Mahkemesinin 19/10/2005 tarihli ve E.:2003/66, K.:2005/72 sayılı Kararı ile.) Geçersiz sebeple yapılan feshin sonuçları

Arabuluculuk bürosuna başvurulduğu andan son tutanağın düzenlendiği tarihe kadar geçen sürede zamanaşımı durur ve hak düşürücü süre işlemez. Bu kural, işe iade talepleri de dahil olmak üzere 7036 sayılı İş Mahkemeleri Kanunu m. 3 kapsamındaki uyuşmazlıkların tamamı için geçerlidir.

7036 sayılı İŞ MAHKEMELERİ KANUNU m. 3Kaynağı aç
MADDE 3- (1) Kanuna, bireysel veya toplu iş sözleşmesine dayanan işçi veya işveren alacağı ve tazminatı ile işe iade talebiyle açılan davalarda, arabulucuya başvurulmuş olması dava şartıdır. (Ek cümle:28/3/2023-7445/41 md.) Bu alacak ve tazminatla ilgili itirazın iptali, menfi tespit ve istirdat davaları hakkında birinci cümle hükmü uygulanır. (2) Davacı, arabuluculuk faaliyeti sonunda anlaşmaya varılamadığına ilişkin son tutanağın aslını veya arabulucu tarafından onaylanmış bir örneğini dava dilekçesine eklemek zorundadır. Bu zorunluluğa uyulmaması hâlinde mahkemece davacıya, son tutanağın bir haftalık kesin süre içinde mahkemeye sunulması gerektiği, aksi takdirde davanın usulden reddedileceği ihtarını içeren davetiye gönderilir. İhtarın gereği yerine getirilmez ise dava dilekçesi karşı tarafa tebliğe çıkarılmaksızın davanın usulden reddine karar verilir. Arabulucuya başvurulmadan dava açıldığının anlaşılması hâlinde herhangi bir işlem yapılmaksızın davanın, dava şartı yokluğu sebebiyle usulden reddine karar verilir. (3) İş kazası veya meslek hastalığından kaynaklanan maddi ve manevi tazminat ile bunlarla ilgili tespit, itiraz ve rücu davaları hakkında birinci fıkra hükmü uygulanmaz. (4) Arabuluculuk Daire Başkanlığı, sicile kayıtlı arabuluculardan bu madde uyarınca arabuluculuk yapmak isteyenleri, varsa uzmanlık alanlarını da belirterek, görev yapmak istedikleri adli yargı ilk derece mahkemesi adalet komisyonlarına göre listeler ve listeleri ilgili komisyon başkanlıklarına bildirir. Komisyon başkanlıkları, bu listeleri kendi yargı çevrelerindeki arabuluculuk bürolarına, arabuluculuk bürosu kurulmayan yerlerde ise görevlendirecekleri sulh hukuk mahkemesi yazı işleri müdürlüğüne gönderir. (5) Başvuru karşı tarafın, karşı taraf birden fazla ise bunlardan birinin yerleşim yerindeki veya işin yapıldığı yerdeki arabuluculuk bürosuna, arabuluculuk bürosu kurulmayan yerlerde ise görevlendirilen yazı işleri müdürlüğüne yapılır. (6) Arabulucu, komisyon başkanlıklarına bildirilen listeden büro tarafından belirlenir. Ancak tarafların listede yer alan herhangi bir arabulucu üzerinde anlaşmaları hâlinde bu arabulucu görevlendirilir. (7) Başvuran taraf, kendisine ve elinde bulunması hâlinde karşı tarafa ait her türlü iletişim bilgisini arabuluculuk bürosuna verir. Büro, tarafların resmi kayıtlarda yer alan iletişim bilgilerini araştırmaya da yetkilidir. İlgili kurum ve kuruluşlar, büro tarafından talep edilen bilgi ve belgeleri vermekle yükümlüdür. (8) Taraflara ait iletişim bilgileri, görevlendirilen arabulucuya büro tarafından verilir. Arabulucu bu iletişim bilgilerini esas alır, ihtiyaç duyduğunda kendiliğinden araştırma da yapabilir. Elindeki bilgiler itibarıyla her türlü iletişim vasıtasını kullanarak görevlendirme konusunda tarafları bilgilendirir ve ilk toplantıya davet eder.  Bilgilendirme ve davete ilişkin işlemlerini belgeye bağlar. (9) Arabulucu, görevlendirmeyi yapan büronun yetkili olup olmadığını kendiliğinden dikkate alamaz. Karşı taraf en geç ilk toplantıda, yerleşim yeri ve işin yapıldığı yere ilişkin belgelerini sunmak suretiyle arabuluculuk bürosunun yetkisine itiraz edebilir. Bu durumda arabulucu, dosyayı derhâl ilgili sulh hukuk mahkemesine gönderilmek üzere büroya teslim eder. Mahkeme, harç alınmaksızın dosya üzerinden yapacağı inceleme sonunda yetkili büroyu kesin olarak karara bağlar ve dosyayı büroya iade eder. Mahkeme kararı büro tarafından 11/2/1959 tarihli ve 7201 sayılı Tebligat Kanunu hükümleri uyarınca taraflara tebliğ edilir. Yetki itirazının reddi durumunda aynı arabulucu yeniden görevlendirilir ve onuncu fıkrada belirtilen süreler yeni görevlendirme tarihinden başlar. Yetki itirazının kabulü durumunda ise kararın tebliğinden itibaren bir hafta içinde yetkili büroya başvurulabilir. Bu takdirde yetkisiz büroya başvurma tarihi yetkili büroya başvurma tarihi olarak kabul edilir. Yetkili büro, altıncı fıkra uyarınca arabulucu görevlendirir. (10) Arabulucu, yapılan başvuruyu görevlendirildiği tarihten itibaren üç hafta içinde sonuçlandırır. Bu süre zorunlu hâllerde arabulucu tarafından en fazla bir hafta uzatılabilir. (11) Arabulucu, taraflara ulaşılamaması, taraflar katılmadığı için görüşme yapılamaması yahut yapılan görüşmeler sonucunda anlaşmaya varılması veya varılamaması hâllerinde arabuluculuk faaliyetini sona erdirir ve son tutanağı düzenleyerek durumu derhâl arabuluculuk bürosuna bildirir. (12) Taraflardan birinin geçerli bir mazeret göstermeksizin ilk toplantıya katılmaması sebebiyle arabuluculuk faaliyetinin sona ermesi durumunda toplantıya katılmayan taraf, son tutanakta belirtilir ve bu taraf davada kısmen veya tamamen haklı çıksa bile karşı tarafın ödemekle yükümlü olduğu yargılama giderlerinin yarısından sorumlu tutulur. (Değişik ikinci cümle:7/11/2024-7531/28 md.) Ayrıca bu taraf lehine Avukatlık Asgari Ücret Tarifesine göre belirlenen vekâlet ücretinin yarısına hükmedilir. Her iki tarafın da ilk toplantıya katılmaması sebebiyle sona eren arabuluculuk faaliyeti üzerine açılacak davalarda tarafların yaptıkları yargılama giderleri kendi üzerlerinde bırakılır.[1] (13) Tarafların arabuluculuk faaliyeti sonunda anlaşmaları hâlinde, arabuluculuk ücreti, Arabuluculuk Asgari Ücret Tarifesinin eki Arabuluculuk Ücret Tarifesinin İkinci Kısmına göre aksi kararlaştırılmadıkça taraflarca eşit şekilde karşılanır. Bu durumda ücret, Tarifenin Birinci Kısmında belirlenen iki saatlik ücret tutarından az olamaz. İşe iade talebiyle yapılan görüşmelerde tarafların anlaşmaları durumunda, arabulucuya ödenecek ücretin belirlenmesinde işçiye işe başlatılmaması hâlinde ödenecek tazminat miktarı ile çalıştırılmadığı süre için ödenecek ücret ve diğer haklarının toplamı, Tarifenin İkinci Kısmı uyarınca üzerinde anlaşılan miktar olarak kabul edilir. (14) Arabuluculuk faaliyeti sonunda taraflara ulaşılamaması, taraflar katılmadığı için görüşme yapılamaması veya iki saatten az süren görüşmeler sonunda tarafların anlaşamamaları hâllerinde, iki saatlik ücret tutarı Tarifenin Birinci Kısmına göre Adalet Bakanlığı bütçesinden ödenir. İki saatten fazla süren görüşmeler sonunda tarafların anlaşamamaları hâlinde ise iki saati aşan kısma ilişkin ücret aksi kararlaştırılmadıkça taraflarca eşit şekilde Tarifenin Birinci Kısmına göre karşılanır. Adalet Bakanlığı bütçesinden ödenen ve taraflarca karşılanan arabuluculuk ücreti, yargılama giderlerinden sayılır. (15)  (İptal : Anayasa Mahkemesinin 3/6/2025 tarihli ve E.:2024/157; K.:2025/121 sayılı Kararı ile.) (16) Bu madde uyarınca arabuluculuk bürosu tarafından yapılması gereken zaruri giderler; arabuluculuk faaliyeti sonunda anlaşmaya varılması hâlinde anlaşma uyarınca taraflarca ödenmek, anlaşmaya varılamaması hâlinde ise ileride haksız çıkacak taraftan tahsil olunmak üzere Adalet Bakanlığı bütçesinden karşılanır. (17) Arabuluculuk bürosuna başvurulmasından son tutanağın düzenlendiği tarihe kadar geçen sürede zamanaşımı durur ve hak düşürücü süre işlemez. (18) Arabuluculuk görüşmelerine taraflar bizzat, kanuni temsilcileri veya avukatları aracılığıyla katılabilirler. İşverenin yazılı belgeyle yetkilendirdiği çalışanı da görüşmelerde işvereni temsil edebilir ve son tutanağı imzalayabilir. (19) Arabuluculuk görüşmeleri, taraflarca aksi kararlaştırılmadıkça, arabulucuyu görevlendiren büronun bağlı bulunduğu adli yargı ilk derece mahkemesi adalet komisyonunun yetki alanı içinde yürütülür. (20) 13/6/1952 tarihli ve 5953 sayılı Basın Mesleğinde Çalışanlarla Çalıştıranlar Arasındaki Münasebetlerin Tanzimi Hakkında Kanunda düzenlenen gazeteci ile 20/4/1967 tarihli ve 854 sayılı Deniz İş Kanununda düzenlenen gemiadamı, bu madde kapsamında işçi sayılır. (21) Bu maddede hüküm bulunmayan hâllerde niteliğine uygun düştüğü ölçüde 7/6/2012 tarihli ve 6325 sayılı Hukuk Uyuşmazlıklarında Arabuluculuk Kanunu hükümleri uygulanır. (22) Arabuluculuğa başvuru usulü, arabulucunun görevlendirilmesi ve arabuluculuk görüşmelerine ilişkin diğer hususlar Adalet Bakanlığınca yürürlüğe konulan yönetmelikle belirlenir. Sosyal Güvenlik Kurumuna başvuru zorunluluğu

İşe iade davasında feshin geçerli bir sebebe dayandığını ispat yükümlülüğü işverene aittir. İşçi, feshin başka bir sebebe dayandığını iddia ederse bu iddiasını kendisi ispatlamakla yükümlüdür.

İşe İade Davasını Kazanan İşçinin Hakları

4857 sayılı İş Kanunu m. 21 uyarınca feshin geçersizliğine karar verilmesi hâlinde işveren, işçinin başvurusu üzerine bir ay içinde işçiyi işe başlatmak zorundadır. Bu yükümlülüğü yerine getirmeyen işveren, işçinin kıdemi ve fesih sebebi gibi olgular dikkate alınarak belirlenen, en az dört en çok sekiz aylık ücret tutarında tazminat ödemekle yükümlü olur; bu alt ve üst sınırlar aşılamaz. Feshin geçersizliğine karar verilmesi hâlinde, kararın kesinleşmesine kadar işçinin çalıştırılmadığı süre için en çok dört aya kadar doğmuş ücret ve diğer hakları da ödenir. Bu tazminatlara ilişkin yasal düzenleme sözleşmelerle hiçbir suretle değiştirilemez; aksi yönde sözleşme hükümleri geçersizdir. Mahkeme, söz konusu tazminat ile ücret ve diğer hakları dava tarihindeki ücreti esas alarak parasal olarak belirler.

4857 sayılı İŞ KANUNU m. 21Kaynağı aç
Madde 21 – İşverence geçerli sebep gösterilmediği veya gösterilen sebebin geçerli olmadığı mahkemece veya özel hakem tarafından tespit edilerek feshin geçersizliğine karar verildiğinde, işveren, işçiyi bir ay içinde işe başlatmak zorundadır. İşçiyi başvurusu üzerine işveren bir ay içinde işe başlatmaz ise, işçiye en az dört aylık ve en çok sekiz aylık ücreti tutarında tazminat ödemekle yükümlü olur. Mahkeme veya özel hakem feshin geçersizliğine karar verdiğinde, işçinin işe başlatılmaması halinde ödenecek tazminat miktarını da belirler. Kararın kesinleşmesine kadar çalıştırılmadığı süre için işçiye en çok dört aya kadar doğmuş bulunan ücret ve diğer hakları ödenir. (Ek fıkra: 12/10/2017-7036/12 md.) Mahkeme veya özel hakem, ikinci fıkrada düzenlenen tazminat ile üçüncü fıkrada düzenlenen ücret ve diğer hakları, dava tarihindeki ücreti esas alarak parasal olarak belirler. İşçi işe başlatılırsa, peşin olarak ödenen bildirim süresine ait ücret ile kıdem tazminatı, yukarıdaki fıkra hükümlerine göre yapılacak ödemeden mahsup edilir. İşe başlatılmayan işçiye bildirim süresi verilmemiş veya bildirim süresine ait ücret peşin ödenmemişse, bu sürelere ait ücret tutarı ayrıca ödenir. İşçi kesinleşen mahkeme veya özel hakem kararının tebliğinden itibaren on işgünü içinde işe başlamak için işverene başvuruda bulunmak zorundadır. İşçi bu süre içinde başvuruda bulunmaz ise, işverence yapılmış olan fesih geçerli bir fesih sayılır ve işveren sadece bunun hukuki sonuçları ile sorumlu olur. (Ek fıkra: 12/10/2017-7036/12 md.) Arabuluculuk faaliyeti sonunda tarafların, işçinin işe başlatılması konusunda anlaşmaları hâlinde; a) İşe başlatma tarihini, b) Üçüncü fıkrada düzenlenen ücret ve diğer hakların parasal miktarını, c) İşçinin işe başlatılmaması durumunda ikinci fıkrada düzenlenen tazminatın parasal miktarını, belirlemeleri zorunludur. Aksi takdirde anlaşma sağlanamamış sayılır ve son tutanak buna göre düzenlenir. İşçinin kararlaştırılan tarihte işe başlamaması hâlinde fesih geçerli hâle gelir ve işveren sadece bunun hukuki sonuçları ile sorumlu olur. Bu maddenin birinci, ikinci ve üçüncü fıkra hükümleri sözleşmeler ile hiçbir suretle değiştirilemez; aksi yönde sözleşme hükümleri geçersizdir. Çalışma koşullarında değişiklik ve iş sözleşmesinin feshi

İşe başlatmama tazminatının dört ile sekiz ay arasındaki miktarı, kıdeme ve fesih sebebine göre değişir. Yargıtay 9. Hukuk Dairesi'nin E. 2015/6315, K. 2015/13291 sayılı kararında bu konuda kıdem süresine dayalı bir uygulama benimsenmiştir: altı ay ile beş yıl arasında kıdemi olan işçi için dört aylık, beş yıldan on beş yıla kadar kıdemi olan işçi için beş aylık, on beş yılı aşan kıdemi olan işçi için altı aylık ücret esas alınmakta; fesih sebebine göre bu miktarlar azami sekiz aya kadar çıkabilmektedir. Söz konusu karar 2015 tarihli olup sonraki içtihat gelişmeleri ayrıca değerlendirilmelidir.

Yargıtay 9. Hukuk Dairesi, E. 2015/6315, K. 2015/13291Kaynağı aç
9. Hukuk Dairesi         2015/6315 E.  ,  2015/13291 K.YARGITAY UYGULAMASINA GÖRE İŞE BAŞLATMAMA TAZMİNATI İŞE BAŞLATMAMA TAZMİNATI İŞÇİNİN KIDEM SÜRESİİŞ KANUNU (4857) Madde 21İŞ KANUNU (4857) Madde 53SENDİKALAR VE TOPLU İŞ SÖZLEŞMESİ KANUNU (6356) Madde 25 "İçtihat Metni" DAVA : Davacı, feshin geçersizliğine, işe iadesine ve yasal sonuçlarına hükmedilmesine karar verilmesini istemiştir. Yerel mahkemece, davanın kabulüne karar verilmiştir. Hüküm süresi içinde taraflar avukatlarınca temyiz edilmiş olmakla, dava dosyası için Tetkik Hakimi O.S.. tarafından düzenlenen rapor dinlendikten sonra dosya incelendi, gereği konuşulup düşünüldü: Y A R G I T A Y K A R A R I İş sözleşmesinin geçerli neden olmadan davalı işveren tarafından feshedildiğini belirten davacı işçi, feshin geçersizliğine ve işe iadesine karar verilmesini talep etmiştir. Mahkemece feshin geçersizliğine, davacı işçinin işe iadesine karar verilirken, işe başlatılmama tazminatı, davacı işçinin 4 aylık ücret tutarında belirlenmiştir. Karar süresinde taraflarca temyiz edilmiştir. Mahkemenin feshin geçersizliğine ilişkin kararı usul ve yasaya uygun olmasına karşın, işe başlatmama tazminatı miktarının 4 ay olarak tespiti hatalıdır. 4857 sayılı İş Kanunu’nun 21. maddesi uyarınca, mahkemece feshin geçersizliğine karar verildiğinde, işçinin başvurusu üzerine işveren tarafından bir ay içinde işe başlatılmaz ise, işçiye ödenmek üzere en az 4, an çok 8 aylık ücreti tutarında tazminatın belirlenmesi gerekir. Dairemizin yerleşik uygulaması gereği, iş güvencesi niteliğindeki bu tazminat işçinin kıdemi, fesih sebebi gibi olgular dikkate alınarak belirlenmelidir. Maddenin alt ve üst sınırları aşılamaz. Üst sınırın aşılmasının tek istisnası 6356 sayılı Sendikalar ve Toplu İş Sözleşmesi Kanunu’nun 25. maddesindeki sendikal nedenle yapılan fesihlerdir. Bu kanun yürürlüğe girdikten sonra sendikal nedenle yapılan fesihlerde tazminat; işçinin başvurusu, işe başlatma ve başlatılmama şartına bağlı olmaksızın işçinin en az bir yıllık ücreti tutarında belirlenecektir. Dairemizin uygulaması bu yöndedir. (12.12.2013 gün ve 2013/8422 Esas, 2013/33052 Karar sayılı ilamımız). Dairemiz yıllık ücretli izinle ilgili 53. maddedeki kıdem sürelerini dikkate alarak 6 ay ile 5 yıl arasında kıdemi olan işçi için 4, 5 yıl ile 15 yıl arasında kıdemi olan işçi için 5, 15 yıldan fazla kıdemi olan işçi için 6 aylık ücreti tutarında işe başlatmama tazminatın belirlenmesini öngörmekte, fesih sebebine göre bu miktarlarda azami sınır 8 aya kadar da çıkmaktadır. Somut olayda, davacı 01.09.1999-03.09.2013 tarihleri arasında çalışmıştır. Kıdem süresi ve fesih sebebine göre işe başlatmama tazminatının 4 ay yerine 5 ay olarak belirlenmesi dosya içeriğine uygun olacaktır. 4857 sayılı İş Yasasının 20/3 maddesi uyarınca Dairemizce aşağıdaki şekilde karar verilmiştir. HÜKÜM: Yukarda açıklanan gerekçe ile; 1. Mahkemenin kararının BOZULARAK ORTADAN KALDIRILMASINA, 2. Feshin GEÇERSİZLİĞİNE ve davacının İŞE İADESİNE, 3. Davacının yasal süre içinde başvurusuna rağmen davalı işverence süresi içinde işe başlatılmaması halinde ödenmesi gereken tazminat miktarının davacının kıdemi, fesih nedeni dikkate alınarak takdiren davacının 5 aylık brüt ücreti tutarında BELİRLENMESİNE, 4. Davacı işçinin işe iadesi için işverene süresi içinde müracaatı halinde hak kazanılacak olan ve kararın kesinleşmesine kadar en çok 4 aya kadar ücret ve diğer haklarının davalıdan tahsilinin GEREKTİĞİNE, 5. Harç peşin alındığından yeniden alınmasına yer olmadığına, 6. Davacının yaptığı 66.20 TL yargılama giderinin davalıdan tahsili ile davacıya verilmesine, davalının yaptığı yargılama giderinin üzerinde bırakılmasına, 7. Karar tarihinde yürürlükte bulunan tarifeye göre 1.500 TL ücreti vekaletin davalıdan alınarak davacıya verilmesine, 8. Peşin alınan temyiz harcının isteği halinde ilgilisine iadesine, Kesin olarak 06/04/2015 tarihinde oybirliği ile karar verildi.

Kararın kesinleşmesinin tebliğinden itibaren on iş günü içinde işverene başvurmayan işçi için işverenin yapmış olduğu fesih geçerli sayılır; işveren bu durumda yalnızca söz konusu sonucun hukuki sorumluluğunu taşır. İşçi işe başlatılırsa, peşin ödenen bildirim süresi ücreti ile kıdem tazminatı, ödenecek tutarlardan mahsup edilir; bildirim süresi verilmemişse veya peşin ücret ödenmemişse bu sürelere ait ücret ayrıca ödenir.

Diğer Alacaklar: Yıllık İzin, Maaş ve Fazla Mesai

4857 sayılı İş Kanunu m. 59 uyarınca iş sözleşmesinin herhangi bir nedenle sona ermesi hâlinde işçinin hak kazanıp kullanmadığı yıllık izin sürelerine ait ücret, sözleşmenin sona erdiği tarihteki ücreti üzerinden kendisine veya hak sahiplerine ödenir; zamanaşımı da iş sözleşmesinin sona erdiği tarihten itibaren işlemeye başlar. Bu alacağa hak kazanabilmek için işçinin en az bir yıl çalışmış olması gerekir. Ayrıca işveren tarafından feshedilen sözleşmelerde bildirim süresi ile yeni iş arama izin süreleri, yıllık ücretli izin süreleriyle iç içe giremez.

4857 sayılı İŞ KANUNU m. 59Kaynağı aç
Madde 59 – İş sözleşmesinin, herhangi bir nedenle sona ermesi halinde işçinin hak kazanıp da kullanmadığı yıllık izin sürelerine ait ücreti, sözleşmenin sona erdiği tarihteki ücreti üzerinden kendisine veya hak sahiplerine ödenir. Bu ücrete ilişkin zamanaşımı iş sözleşmesinin sona erdiği tarihten itibaren başlar. İşveren tarafından iş sözleşmesinin feshedilmesi halinde 17 nci maddede belirtilen bildirim süresiyle, 27 nci madde gereğince işçiye verilmesi zorunlu yeni iş arama izinleri yıllık ücretli izin süreleri ile iç içe giremez. İzinlere ilişkin düzenlemeler

İşçinin ödenmemiş maaşı varsa, miktarından bağımsız olarak dava yoluyla talep edilebilir. Tek bir günlük ücret alacağı dahi bu kapsamda dava konusu yapılabilir.

4857 sayılı İş Kanunu m. 41 uyarınca fazla çalışma yapan işçiye, her bir saat fazla çalışma için normal çalışma ücretinin saat başına düşen miktarının yüzde elli fazlasıyla ödeme yapılması gerekmektedir. Haftalık çalışma süresi sözleşmeyle kırkbeş saatin altında belirlenmişse, bu eşiğin aşıldığı ancak kırkbeş saate kadar olan çalışmalar fazla sürelerle çalışma sayılır ve her bir saat için normal ücretin yüzde yirmibeş fazlasıyla ödeme yapılır. Fazla çalışma için işçinin onayının alınması zorunludur ve fazla çalışma süresinin toplamı bir yılda iki yüz yetmiş saati aşamaz. Fazla çalışma yapan işçi isterse zamlı ücret yerine serbest zaman kullanmayı tercih edebilir; fazla çalışmanın her saati için bir saat otuz dakika, fazla sürelerle çalışmanın her saati için bir saat on beş dakika serbest zaman hakkı doğar.

4857 sayılı İŞ KANUNU m. 41Kaynağı aç
Madde 41 – Ülkenin genel yararları yahut işin niteliği veya üretimin artırılması gibi nedenlerle fazla çalışma yapılabilir. Fazla çalışma, Kanunda yazılı koşullar çerçevesinde, haftalık kırkbeş saati aşan çalışmalardır. 63 üncü madde hükmüne göre denkleştirme esasının uygulandığı hallerde, işçinin haftalık ortalama çalışma süresi, normal haftalık iş süresini aşmamak koşulu ile, bazı haftalarda toplam kırkbeş saati aşsa dahi bu çalışmalar fazla çalışma sayılmaz. Her bir saat fazla çalışma için verilecek ücret normal çalışma ücretinin saat başına düşen miktarının yüzde elli yükseltilmesi suretiyle ödenir. Haftalık çalışma süresinin sözleşmelerle kırkbeş saatin altında belirlendiği durumlarda yukarıda belirtilen esaslar dahilinde uygulanan ortalama haftalık çalışma süresini aşan ve kırkbeş saate kadar yapılan çalışmalar fazla sürelerle çalışmalardır. Fazla sürelerle çalışmalarda, her bir saat fazla çalışma için verilecek ücret normal çalışma ücretinin saat başına düşen miktarının yüzde yirmibeş yükseltilmesiyle ödenir. Fazla çalışma veya fazla sürelerle çalışma yapan işçi isterse, bu çalışmalar karşılığı zamlı ücret yerine, fazla çalıştığı her saat karşılığında bir saat otuz dakikayı, fazla sürelerle çalıştığı her saat karşılığında bir saat onbeş dakikayı serbest zaman olarak kullanabilir. İşçi hak ettiği serbest zamanı altı ay zarfında, çalışma süreleri içinde ve ücretinde bir kesinti olmadan kullanır. 63 üncü maddenin son fıkrasında yazılı sağlık nedenlerine dayanan kısa veya sınırlı süreli işlerde ve 69 uncu maddede belirtilen gece çalışmasında fazla çalışma yapılamaz. Fazla saatlerle çalışmak için işçinin onayının alınması gerekir. Fazla çalışma süresinin toplamı bir yılda ikiyüzyetmiş saatten fazla olamaz. (Ek fıkra: 10/9/2014-6552/4 md.) Bu Kanunun 42 nci ve 43 üncü maddelerinde sayılan hâller dışında yer altında maden işlerinde çalışan işçilere fazla çalışma yaptırılamaz. (Ek fıkra: 10/9/2014-6552/4 md.) Yer altında maden işlerinde çalışan işçilere, bu Kanunun 42 nci ve 43 üncü maddelerinde sayılan hâllerde haftalık otuz yedi buçuk saati aşan her bir saat fazla çalışma için verilecek ücret, normal çalışma ücretinin saat başına düşen miktarının yüzde yüzden az olmamak üzere arttırılması suretiyle ödenir.[15] Fazla çalışma ve fazla sürelerle çalışmaların ne şekilde uygulanacağı çıkarılacak yönetmelikte gösterilir. Zorunlu nedenlerle fazla çalışma

Toplu İşten Çıkarmada Dava Hakkı

Toplu işten çıkarma gerçekleştiğinde her işçi davasını bireysel olarak açmak zorundadır; işçilerin ortak toplu dava açması mümkün değildir. Bu kuralın ayrıntılı hukuki çerçevesi somut duruma göre değerlendirilmelidir.

İşverenin Kişilik Hakkı İhlalinden Doğan Sorumluluk

Türk Borçlar Kanunu m. 417 uyarınca işveren, işyerinde işçilerin psikolojik ve cinsel tacize uğramamaları ile bu tür tacizlere uğramış olanların daha fazla zarar görmemeleri için gerekli önlemleri almakla yükümlüdür. İşverenin bu yükümlülüğe aykırı davranışı nedeniyle işçinin kişilik haklarının ihlaline bağlı zararlar, sözleşmeye aykırılıktan doğan sorumluluk hükümlerine tabidir.

6098 sayılı TÜRK BORÇLAR KANUNU m. 417Kaynağı aç
MADDE 417- İşveren, hizmet ilişkisinde işçinin kişiliğini korumak ve saygı göstermek ve işyerinde dürüstlük ilkelerine uygun bir düzeni sağlamakla, özellikle işçilerin psikolojik ve cinsel tacize uğramamaları ve bu tür tacizlere uğramış olanların daha fazla zarar görmemeleri için gerekli önlemleri almakla yükümlüdür. İşveren, işyerinde iş sağlığı ve güvenliğinin sağlanması için gerekli her türlü önlemi almak, araç ve gereçleri noksansız bulundurmak; işçiler de iş sağlığı ve güvenliği konusunda alınan her türlü önleme uymakla yükümlüdür. İşverenin yukarıdaki hükümler dâhil, kanuna ve sözleşmeye aykırı davranışı nedeniyle işçinin ölümü, vücut bütünlüğünün zedelenmesi veya kişilik haklarının ihlaline bağlı zararların tazmini, sözleşmeye aykırılıktan doğan sorumluluk hükümlerine tabidir. 2. Ev düzeni içinde çalışmada

Arabuluculuk Zorunluluğu ve Dava Öncesi Süreç

7036 sayılı İş Mahkemeleri Kanunu m. 3 uyarınca kanuna veya iş sözleşmesine dayanan işçi ya da işveren alacağı, tazminatı ile işe iade talebine ilişkin uyuşmazlıklarda dava açılmadan önce arabulucuya başvurulması zorunludur. Bu zorunluluk, iş kazası veya meslek hastalığından kaynaklanan maddi ve manevi tazminat ile bunlarla ilgili tespit, itiraz ve rücu davaları için uygulanmaz. Arabuluculuk bürosuna başvuru, karşı tarafın ya da birden fazla karşı taraftan birinin yerleşim yerindeki veya işin yapıldığı yerdeki arabuluculuk bürosuna yapılır; büro bulunmayan yerlerde görevlendirilen yazı işleri müdürlüğüne başvurulur.

Arabuluculuk görüşmelerine taraflar bizzat, yasal temsilcileri veya avukatları aracılığıyla katılabilirler. İşverenin yazılı belgeyle yetkilendirdiği çalışanı da görüşmelerde işvereni temsil edebilir ve son tutanağı imzalayabilir. Arabulucu, görevlendirildiği tarihten itibaren üç hafta içinde süreci sonuçlandırmak zorundadır; zorunlu hâllerde bu süre arabulucu tarafından en fazla bir hafta uzatılabilir.

Arabuluculuk ilk toplantısına geçerli bir mazereti olmaksızın katılmayan taraf son tutanakta belirtilir. Bu taraf davada kısmen veya tamamen haklı çıksa bile karşı tarafın ödemekle yükümlü olduğu yargılama giderlerinin yarısından sorumlu tutulur. 7/11/2024 tarihli değişiklikle ayrıca, toplantıya katılmayan taraf aleyhine Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi'ne göre belirlenen vekâlet ücretinin yarısına da hükmedilir.

Mahkeme, arabuluculuk başvurusu yapılıp yapılmadığı gibi dava şartlarını yargılamanın her aşamasında kendiliğinden inceler. Hukuk Muhakemeleri Kanunu m. 115 uyarınca giderilebilir bir noksanlık tespit edilirse mahkeme bunun tamamlanması için kesin süre verir; süre içinde noksanlık giderilmezse dava usulden reddedilir.

6100 sayılı HUKUK MUHAKEMELERİ KANUNU m. 115Kaynağı aç
MADDE 115- (1) Mahkeme, dava şartlarının mevcut olup olmadığını, davanın her aşamasında kendiliğinden araştırır. Taraflar da dava şartı noksanlığını her zaman ileri sürebilirler. (2) Mahkeme, dava şartı noksanlığını tespit ederse davanın usulden reddine karar verir. Ancak, dava şartı noksanlığının giderilmesi mümkün ise bunun tamamlanması için kesin süre verir. Bu süre içinde dava şartı noksanlığı giderilmemişse davayı dava şartı yokluğu sebebiyle usulden reddeder. (3) Dava şartı noksanlığı, mahkemece, davanın esasına girilmesinden önce fark edilmemiş, taraflarca ileri sürülmemiş ve fakat hüküm anında bu noksanlık giderilmişse, başlangıçtaki dava şartı noksanlığından ötürü, dava usulden reddedilemez. İKİNCİ AYIRIM İlk İtirazlar Konusu

Zamanaşımı

Haksız işten çıkarmaya dayalı alacak davalarında uygulanacak zamanaşımı süreleri ve farklı alacak türleri (kıdem, ihbar, fazla mesai, yıllık izin vb.) için ayrı süreler geçerli olup olmadığı somut duruma ve ilgili mevzuata göre değerlendirilmelidir. Arabuluculuk sürecinin başlangıcından son tutanağa kadar geçen süre içinde zamanaşımı işlemez.

Sık Sorulan Sorular

İşten çıkarılınca hangi tazminatlara hak kazanılır?

Çalışma süresine ve feshin nedenine göre ihbar tazminatı, kıdem tazminatı, yıllık izin alacağı, ödenmemiş maaş ve fazla mesai ücretleri talep edilebilir. İşyerinde otuz veya daha fazla işçi çalışıyorsa, işçinin belirsiz süreli sözleşmesi varsa ve en az altı aylık kıdemi bulunuyorsa işe iade davası da açılabilir; iş güvencesi kapsamında olup olmadığı ayrıca değerlendirilmelidir.

Kıdem tazminatı almak için kaç yıl çalışmak gerekir?

En az bir tam yıl çalışmış olmak gerekir. Bir yılını doldurmadan işten çıkarılan işçi kıdem tazminatına hak kazanamaz.

Kıdem tazminatı nasıl hesaplanır?

Her tam yıl için otuz günlük ücret tutarında hesaplanır. Hesaplamada işçinin son ücreti esas alınır; buna ek olarak para ile ölçülebilir tüm akdi ve kanuni menfaatler de dahil edilir. Sabit olmayan ücret sistemlerinde son bir yılda ödenen ücretin ortalaması esas tutulur. Yıllık tutar yasal tavanı aşamaz; bu tavan dönemsel olarak güncellenmektedir.

İşe iade davası açmak için süre ne kadardır?

4857 sayılı İş Kanunu m. 20 uyarınca fesih bildiriminin tebliğ tarihinden itibaren bir ay içinde arabulucuya başvurulması gerekir. Arabuluculukta anlaşılamazsa son tutanaktan itibaren iki hafta içinde iş mahkemesinde dava açılmalıdır. Arabuluculuk bürosuna başvurulduğu andan son tutanağa kadar geçen sürede hak düşürücü süre işlemez.

İşe iade davasını kazanan işçiye ne ödenir?

İşveren, işçinin başvurusu üzerine bir ay içinde işçiyi işe başlatmak zorundadır. Başlatmazsa kıdeme ve fesih sebebine göre belirlenen, en az dört en çok sekiz aylık ücret tutarında tazminat öder. Ayrıca kararın kesinleşmesine kadar işçinin çalıştırılmadığı dönem için en fazla dört aylık ücret ve diğer haklar da ödenir.

Arabuluculuk zorunlu mu, doğrudan mahkemeye gidilebilir mi?

İşçilik alacaklarının büyük çoğunluğunda arabuluculuğa başvurmak dava şartıdır; bu adım atılmadan açılan dava usulden reddedilir. İş kazası veya meslek hastalığından kaynaklanan maddi ve manevi tazminat davaları bu zorunluluktan muaftır.

Kendi isteğiyle işten ayrılan işçi kıdem tazminatı alabilir mi?

Sigortalılık süresini ve prim ödeme gün sayısını tamamlayarak yaş dışındaki emeklilik koşullarını yerine getiren işçi ile bağlı olduğu sosyal güvenlik kurumundan yaşlılık aylığı almak amacıyla ayrılan ve bunu belgeleyen işçi kıdem tazminatına hak kazanır. Evlendikten sonra bir yıl içinde ayrılan kadın işçi de bu haktan yararlanabilir.

İşyerinde psikolojik baskı veya tacize uğrayan işçi ne yapabilir?

Türk Borçlar Kanunu m. 417 uyarınca işveren, psikolojik ve cinsel tacizi önleyici tedbirleri almakla yükümlüdür. Bu yükümlülüğe aykırılık nedeniyle kişilik hakları ihlal edilen işçi, sözleşmeye aykırılıktan doğan sorumluluk hükümlerine dayanarak tazminat talep edebilir.

İşe iade kararı kesinleştikten sonra işçi ne yapmalıdır?

Kararın kesinleşmesinin tebliğinden itibaren on iş günü içinde işverene başvurmak zorunludur. Bu süre içinde başvurulmazsa işverenin yapmış olduğu fesih geçerli bir fesih sayılır ve işveren yalnızca bunun hukuki sonuçlarından sorumlu olur.

Hukuki uyarı: Bu içerik genel bilgilendirme amacı taşır; somut olay değerlendirmesi için avukata başvurulmalıdır.

Hazırlayan: Av. Erdal Ersoy

Avukat Erdal Ersoyİletişim ve randevu