İşçinin Kendi İsteğiyle Ayrılırken Tazminat Hakkı

by Avukat Erdal Ersoy
İşçinin Kendi İsteğiyle Ayrılırken Tazminat Hakkı

İşçinin kendi isteğiyle işten ayrılması, yani sıradan bir istifa, kural olarak kıdem tazminatı hakkı doğurmaz. Bununla birlikte 4857 sayılı İş Kanunu'nun 24. maddesi, işçiye belirli koşullar altında sözleşmeyi haklı nedenle feshetme ve kıdem tazminatını tam olarak alma imkânı tanır. Hangi durumun yaşandığını ve hangi yolun izlenebileceğini iş yerinden ayrılmadan önce doğru değerlendirmek, tazminat hakkının korunması açısından belirleyicidir.

Haklı Nedenle Fesih Nedir, Sıradan İstifadan Farkı Nedir?

Olağan bir istifada işçi tazminat almaksızın iş yerinden ayrılır. Haklı nedenle fesihte ise işçi, İş Kanunu'nun 24. maddesinde sayılan nedenlerden birine dayanarak sözleşmeyi sona erdirir ve kıdem tazminatına tam olarak hak kazanır. İki yol arasındaki kritik fark, feshin gerekçesinin hukuken tanınan bir neden olup olmamasıdır. Kıdem tazminatı, 1475 sayılı İş Kanunu'nun 14. maddesi uyarınca her geçen tam yıl için ödenir; bir yıldan artan süreler için de aynı oran uygulanır.

1475 sayılı İŞ KANUNU m. 14Kaynağı aç
Madde 14 – (Değişik birinci fıkra: 29/7/1983 – 2869/3 md.) Bu Kanuna tabi işçilerin hizmet akitlerinin: 1. İşveren tarafından bu Kanunun 17 nci maddesinin II numaralı bendinde gösterilen sebepler dışında, 2. İşçi tarafından bu Kanunun 16 ncı maddesi uyarınca, 3. Muvazzaf askerlik hizmeti dolayısıyle, 4. Bağlı bulundukları kanunla veya Cumhurbaşkanlığı kararnamesiyle kurulu kurum veya sandıklardan yaşlılık, emeklilik veya malullük aylığı yahut toptan ödeme almak amacıyla;[2] 5. (Ek: 25/8/1999 – 4447/45 md.) 506 Sayılı Kanunun 60 ıncı maddesinin birinci fıkrasının (A) bendinin (a) ve (b) alt bentlerinde öngörülen yaşlar dışında kalan diğer şartları veya aynı Kanunun Geçici 81 inci maddesine göre yaşlılık aylığı bağlanması için öngörülen sigortalılık süresini ve prim ödeme gün sayısını tamamlayarak kendi istekleri ile işten ayrılmaları nedeniyle, Feshedilmesi veya kadının evlendiği tarihten itibaren bir yıl içerisinde kendi arzusu ile sona erdirmesi veya işçinin ölümü sebebiyle son bulması hallerinde işçinin işe başladığı tarihten itibaren hizmet aktinin devamı süresince her geçen tam yıl için işverence işçiye 30 günlük ücreti tutarında kıdem tazminatı ödenir. Bir yıldan artan süreler için de aynı oran üzerinden ödeme yapılır. (Değişik fıkralar: 17/10/1980 – 2320/1 md.): İşçilerin kıdemleri, hizmet akdinin devam etmiş veya fasılalarla yeniden akdedilmiş olmasına bakılmaksızın aynı işverenin bir veya değişik işyerlerinde çalıştıkları süreler gözönüne alınarak hesaplanır. İşyerlerinin devir veya intikali yahut herhangi bir suretle bir işverenden başka bir işverene geçmesi veya başka bir yere nakli halinde işçinin kıdemi, işyeri veya işyerlerindeki hizmet akitleri sürelerinin toplamı üzerinden hesaplanır. 12/7/1975 tarihinden, itibaren işyerinin devri veya herhangi bir suretle el değiştirmesi halinde işlemiş kıdem tazminatlarından her iki işveren sorumludur. Ancak, işyerini devreden işverenlerin bu sorumlulukları işçiyi çalıştırdıkları sürelerle ve devir esnasındaki işçinin aldığı ücret seviyesiyle sınırlıdır. 12/7/1975 tarihinden evvel işyeri devrolmuş veya herhangi bir suretle el değiştirmişse devir mukavelesinde aksine bir hüküm yoksa işlemiş kıdem tazminatlarından yeni işveren sorumludur.[3] [4] İşçinin birinci bendin 4 üncü fıkrası hükmünden faydalanabilmesi için aylık veya toptan ödemeye hak kazanmış bulunduğunu ve kendisine aylık bağlanması veya toptan ödeme yapılması için yaşlılık sigortası bakımından bağlı bulunduğu kuruma veya sandığa müracaat etmiş olduğunu belgelemesi şarttır. İşçinin ölümü halinde bu şart aranmaz. T.C. Emekli Sandığı Kanunu ve Sosyal Sigortalar Kanununa veya yalnız Sosyal Sigortalar Kanununa tabi olarak sadece aynı ya da değişik kamu kuruluşlarında geçen hizmet sürelerinin birleştirilmesi suretiyle Sosyal Sigortalar Kanununa göre yaşlılık veya malullük aylığına ya da toptan ödemeye hak kazanan işçiye, bu kamu kuruluşlarında geçirdiği hizmet sürelerinin toplamı üzerinden son kamu kuruluşu işverenince kıdem tazminatı ödenir. Yukarıda belirtilen kamu kuruluşlarında işçinin hizmet akdinin evvelce bu maddeye göre kıdem tazminatı ödenmesini gerektirmeyecek şekilde sona ermesi suretiyle geçen hizmet süreleri kıdem tazminatının hesabında dikkate alınmaz. Ancak, bu tazminatın T.C. Emekli Sandığına tabi olarak geçen hizmet süresine ait kısmı için ödenecek miktar, yaşlılık veya malullük aylığının başlangıç tarihinde T.C. Emekli Sandığı Kanununun yürürlükteki hükümlerine göre emeklilik ikramiyesi için öngörülen miktardan fazla olamaz. Bu maddede geçen kamu kuruluşları deyimi, genel, katma ve özel bütçeli idareler ile 468 sayılı Kanunun 4 üncü maddesinde sayılan kurumları kapsar. Aynı kıdem süresi için bir defadan fazla kıdem tazminatı veya ikramiye ödenmez. Kıdem tazminatının hesaplanması, son ücret üzerinden yapılır. Parça başı, akort, götürü veya yüzde usulü gibi ücretin sabit olmadığı hallerde son bir yıllık süre içinde ödenen ücretin o süre içinde çalışılan günlere bölünmesi suretiyle bulunacak ortalama ücret bu tazminatın hesabına esas tutulur. Ancak, son bir yıl içinde işçi ücretine zam yapıldığı takdirde, tazminata esas ücret, işçinin işten ayrılma tarihi ile zammın yapıldığı tarih arasında alınan ücretin aynı süre içinde çalışılan günlere bölünmesi suretiyle hesaplanır. (Değişik: 29/7/1983 – 2869/3 md.) 13 üncü maddesinde sözü geçen tazminat ile bu maddede yer alan kıdem tazminatına esas olacak ücretin hesabında 26 ncı maddenin birinci fıkrasında yazılı ücrete ilaveten işçiye sağlanmış olan para ve para ile ölçülmesi mümkün akdi ve kanundan doğan menfaatler de gözönünde tutulur. Kıdem tazminatının zamanında ödenmemesi sebebiyle açılacak davanın sonunda hakim gecikme süresi için, ödenmeyen süreye göre mevduata uygulanan en yüksek faizin ödenmesine hükmeder. İşçinin mevzuattan doğan diğer hakları saklıdır.[5] (Değişik: 17/10/1980 – 2320/1 md.) Bu maddede belirtilen kıdem tazminatı ile ilgili 30 günlük süre hizmet akidleri veya toplu iş sözleşmeleri ile işçi lehine değiştirilebilir. (Değişik: 10/12/1982 – 2762/1 md.) Ancak, toplu sözleşmelerle ve hizmet akitleriyle belirlenen kıdem tazminatlarının yıllık miktarı, Devlet Memurları Kanununa tabi en yüksek Devlet memuruna 5434 sayılı T.C. Emekli Sandığı Kanunu hükümlerine göre bir hizmet yılı için ödenecek azami emeklilik ikramiyesini geçemez. (Değişik fıkralar: 17/10/1980 – 2320/1 md.): İşçinin ölümü halinde yukarıdaki hükümlere göre doğan tazminat tutarı, kanuni mirasçılarına ödenir. Kıdem tazminatından doğan sorumluluğu işveren şahıslara veya sigorta şirketlerine sigorta ettiremez. İşveren sorumluluğu altında ve sadece yaşlılık, emeklilik, malullük, ölüm ve toptan ödeme hallerine mahsus olmak kaydiyle Devlet veya kanunla veya Cumhurbaşkanlığı kararnamesiyle kurulu kurumlarda veya % 50 hisseden fazlası Devlete ait bir bankada veya bir kurumda işveren tarafından kıdem tazminatı ile ilgili bir fon tesis edilir.[6] Fon tesisi ile ilgili hususlar kanunla düzenlenir.

Hangi Durumlar Haklı Fesih Hakkı Doğurur?

4857 sayılı İş Kanunu'nun 24. maddesi haklı fesih gerekçelerini birkaç başlık altında düzenler. Sağlık nedenleri kapsamında; yapılan işin niteliğinden kaynaklanan bir sebeple işçinin sağlığı veya yaşayışı için tehlike oluşması (m. 24/I-a) ya da işçinin sürekli yakın temas halinde olduğu işveren veya başka bir çalışanın bulaşıcı veya işçinin işiyle bağdaşmayan bir hastalığa yakalanması (m. 24/I-b) işçiye derhal fesih hakkı tanır.

4857 sayılı İŞ KANUNU m. 24Kaynağı aç
Madde 24 – Süresi belirli olsun veya olmasın işçi, aşağıda yazılı hallerde iş sözleşmesini sürenin bitiminden önce veya bildirim süresini beklemeksizin feshedebilir: I. Sağlık sebepleri: a) İş sözleşmesinin konusu olan işin yapılması işin niteliğinden doğan bir sebeple işçinin sağlığı veya yaşayışı için tehlikeli olursa. b) İşçinin sürekli olarak yakından ve doğrudan buluşup görüştüğü işveren yahut başka bir işçi bulaşıcı veya işçinin işi ile bağdaşmayan bir hastalığa tutulursa. II. Ahlak ve iyiniyet kurallarına uymayan haller ve benzerleri: a) İşveren iş sözleşmesi yapıldığı sırada bu sözleşmenin esaslı noktalarından biri hakkında yanlış vasıflar veya şartlar göstermek yahut gerçeğe uygun olmayan bilgiler vermek veya sözler söylemek suretiyle işçiyi yanıltırsa. b) İşveren işçinin veya ailesi üyelerinden birinin şeref ve namusuna dokunacak şekilde sözler söyler, davranışlarda bulunursa veya işçiye cinsel tacizde bulunursa. c) İşveren işçiye veya ailesi üyelerinden birine karşı sataşmada bulunur veya gözdağı verirse, yahut işçiyi veya ailesi üyelerinden birini kanuna karşı davranışa özendirir, kışkırtır, sürükler, yahut işçiye ve ailesi üyelerinden birine karşı hapsi gerektiren bir suç işlerse yahut işçi hakkında şeref ve haysiyet kırıcı asılsız ağır isnad veya ithamlarda bulunursa. d) İşçinin diğer bir işçi veya üçüncü kişiler tarafından işyerinde cinsel tacize uğraması ve bu durumu işverene bildirmesine rağmen gerekli önlemler alınmazsa. e) İşveren tarafından işçinin ücreti kanun hükümleri veya sözleşme şartlarına uygun olarak hesap edilmez veya ödenmezse, f) Ücretin parça başına veya iş tutarı üzerinden ödenmesi kararlaştırılıp da işveren tarafından işçiye yapabileceği sayı ve tutardan az iş verildiği hallerde, aradaki ücret farkı zaman esasına göre ödenerek işçinin eksik aldığı ücret karşılanmazsa, yahut çalışma şartları uygulanmazsa. III. Zorlayıcı sebepler: İşçinin çalıştığı işyerinde bir haftadan fazla süre ile işin durmasını gerektirecek zorlayıcı sebepler ortaya çıkarsa. İşverenin haklı nedenle derhal fesih hakkı

Ahlak ve iyi niyet kurallarına aykırılık halleri ise 24. maddenin ikinci fıkrasında ayrıntılı biçimde sayılmıştır. İşverenin iş sözleşmesi kurulurken esaslı noktalarda yanlış bilgi vererek işçiyi yanıltması (m. 24/II-a), işçinin veya aile üyelerinin şeref ve namusuna dokunacak söz ya da davranışlarda bulunulması ya da cinsel tacizde bulunulması (m. 24/II-b), işçiye veya aile üyelerine sataşma, gözdağı verilmesi, suç işlenmesi ya da asılsız ağır isnadda bulunulması (m. 24/II-c), işçinin iş yerinde üçüncü kişilerce cinsel tacize uğraması ve bunu işverene bildirmesine karşın önlem alınmaması (m. 24/II-d) ile ücretin parça başı veya iş tutarı üzerinden belirlendiği durumlarda işçiye yapabileceğinden az iş verilip fark ödenmemesi veya çalışma koşullarının uygulanmaması (m. 24/II-f) bu kapsamdadır. Bunların yanı sıra 24. maddenin ikinci fıkrasının (e) bendi uyarınca işveren tarafından ücretin kanun hükümleri veya sözleşme şartlarına uygun olarak hesap edilmemesi ya da ödenmemesi de işçiye derhal fesih hakkı tanır.

24. maddenin üçüncü fıkrası kapsamında ise işçinin çalıştığı iş yerinde bir haftadan fazla süre işi durduracak zorlayıcı sebeplerin ortaya çıkması haklı fesih gerekçesi oluşturur. Ücretin zamanında ödenip ödenmemesi ya da fazla çalışma, hafta tatili ve genel tatil ücretleri gibi alacakların ödenmemesinin haklı fesih hakkı doğurup doğurmadığı, somut olayın koşulları ve m. 24/II-e'nin kapsamı çerçevesinde ayrıca değerlendirilmesi gereken bir husustur.

Eşit Davranma İlkesinin İhlali

4857 sayılı İş Kanunu'nun 5. maddesi, iş ilişkisinde eşit davranma ilkesini güvence altına alır. Bu ilkeye aykırı davranan işveren, işçiye dört aya kadar ücreti tutarında uygun bir tazminat ve yoksun bırakılan hakları ödemekle yükümlüdür. İhlali ispat yükü işçidedir; ancak işçi ihlal ihtimalini güçlü biçimde gösteren bir durum ortaya koyduğunda ispat yükü işverene geçer. Prim farklılıkları, işe erişimin engellenmesi veya görev dağılımındaki haksızlık gibi uygulamaların m. 24 kapsamında bağımsız bir haklı fesih gerekçesi oluşturup oluşturmadığı, somut olayın koşullarına göre değerlendirilmesi gereken ayrı bir sorundur.

4857 sayılı İŞ KANUNU m. 5Kaynağı aç
Madde 5 – (Ek: 6/2/2014-6518/57 md.) İş ilişkisinde dil, ırk, renk, cinsiyet, engellilik, siyasal düşünce, felsefî inanç, din ve mezhep ve benzeri sebeplere dayalı ayrım yapılamaz. İşveren, esaslı sebepler olmadıkça tam süreli çalışan işçi karşısında kısmî süreli çalışan işçiye, belirsiz süreli çalışan işçi karşısında belirli süreli çalışan işçiye farklı işlem yapamaz. İşveren, biyolojik veya işin niteliğine ilişkin sebepler zorunlu kılmadıkça, bir işçiye, iş sözleşmesinin yapılmasında, şartlarının oluşturulmasında, uygulanmasında ve sona ermesinde, cinsiyet veya gebelik nedeniyle doğrudan veya dolaylı farklı işlem yapamaz. Aynı veya eşit değerde bir iş için cinsiyet nedeniyle daha düşük ücret kararlaştırılamaz. İşçinin cinsiyeti nedeniyle özel koruyucu hükümlerin uygulanması, daha düşük bir ücretin uygulanmasını haklı kılmaz. İş ilişkisinde veya sona ermesinde yukarıdaki fıkra hükümlerine aykırı davranıldığında işçi, dört aya kadar ücreti tutarındaki uygun bir tazminattan başka yoksun bırakıldığı haklarını da talep edebilir. 2821 sayılı Sendikalar Kanununun 31 inci maddesi hükümleri saklıdır. 20 nci madde hükümleri saklı kalmak üzere işverenin yukarıdaki fıkra hükümlerine aykırı davrandığını işçi ispat etmekle yükümlüdür. Ancak, işçi bir ihlalin varlığı ihtimalini güçlü bir biçimde gösteren bir durumu ortaya koyduğunda, işveren böyle bir ihlalin mevcut olmadığını ispat etmekle yükümlü olur. İşyerinin veya bir bölümünün devri

Mobbing Nedeniyle Haklı Fesih

İş yerinde işçinin hedef alındığı, belirli bir süreye yayılan ve sistematik hal alan psikolojik baskı ve mobbinge maruz kalan işçi, sözleşmeyi haklı nedenle feshederek kıdem tazminatı talep edebilir. Türk Borçlar Kanunu'nun 417. maddesi, işverenin işçinin kişiliğini korumak ve psikolojik tacize uğramaması için gerekli önlemleri almakla yükümlü olduğunu düzenler; bu yükümlülüğün ihlali halinde koşulları oluşmuşsa manevi tazminat da talep edilebilir. Yargıtay 9. Hukuk Dairesi, psikolojik tacizin her somut olayda ayrıca değerlendirilmesi gerektiğini ve sistematik olarak mobbinge maruz kalan işçi bakımından manevi tazminatın reddinin hatalı olduğunu kabul etmektedir.

Yargıtay Hukuk Genel Kurulu, E. 2016/1208, K. 2020/590Kaynağı aç
Hukuk Genel Kurulu         2016/1208 E.  ,  2020/590 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ :İş Mahkemesi 1. Taraflar arasındaki “işçilik alacağı” davasından dolayı yapılan yargılama sonunda, Bakırköy 5. İş Mahkemesince verilen davanın kabulüne ilişkin karar davalı vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine Yargıtay 9. Hukuk Dairesince yapılan inceleme sonunda bozulmuş, Mahkemece Özel Daire bozma kararına karşı direnilmiştir. 2. Direnme kararı davalı vekili tarafından temyiz edilmiştir. 3. Hukuk Genel Kurulunca dosyadaki belgeler incelendikten sonra gereği görüşüldü: I. YARGILAMA SÜRECİ Davacı İstemi: 4. Davacı 18.07.2012 tarihli dava dilekçesinde; davalı işyerinde 01.01.2002-31.03.2012 tarihleri arasında çalıştığını, ilk altı yıl tıbbi mümessil, sonraki altı ay bölge müdürü ve son olarak ürün müdürü olarak görev yaptığını, en son ücretinin 6.750,00TL olduğunu, iş sözleşmesinin haklı olmayan nedenlerle feshedildiğini, davalı işveren tarafından baskı ile kendisine istifa dilekçesi ve ibraname imzalatıldığını, davalı işverence 2011 yılı sonlarından itibaren kendi isteği ile işten ayrılması için psikolojik baskı uygulandığını, bunun sonucunda sağlığının bozulduğunu ve bir süre rapor almak zorunda kaldığını ileri sürerek kıdem tazminatının davalıdan tahsiline karar verilmesini talep etmiştir. Davalı Cevabı: 5. Davalı vekili 09.08.2012 havale tarihli cevap dilekçesinde; iş sözleşmesinin davacı tarafından feshedildiğini, bu nedenle davacının kıdem tazminatına hak kazanamayacağını, davacının müvekkiline 27.03.2012 tarihinde kendi isteği ile iş sözleşmesini feshettiğine dair dilekçeyi sunduğunu, 28.03.2012 tarihli “istifa ön formu” başlıklı belgeden de anlaşıldığı gibi davacı işçinin işten ayrılmasını üst yöneticisinin istemediğini, ayrıca 31.03.2012 tarihinde davacı tarafından imzalanan ibranamede kıdem tazminatı hakkının bulunmadığını kendisinin açıkça beyan ettiğini, davacının yaşı ve konumu gereği bu belgelerin hüküm ve sonuçlarını bilebilecek durumda olduğunu, müvekkili tarafından uygulanan herhangi bir baskı olmadığını belirterek davanın reddini savunmuştur. Mahkeme Kararı: 6. Bakırköy 5. İş Mahkemesinin 18.11.2013 tarihli ve 2012/377 E., 2013/622 K. sayılı kararı ile; işyerinde iyi bir konumda, on yıldan fazla süredir çalışan davacının işyerinden istifa ederek ayrılmasının normal bir olay olarak kabul edilmesinin mümkün olmadığı, her ne kadar davacı tarafından istifa dilekçesi verilmiş ise de işyerinde davacı ve eski bir yönetici ile ilgili dedikodu çıktığı, bu nedenle davacının iddia ettiği gibi üzerinde baskı kurulduğunun kabulü gerektiği, davalı işveren tarafından davacı işçiden istifa dilekçesi alınmak suretiyle haklı neden olmaksızın iş sözleşmesinin feshedildiği gerekçesiyle davanın kabulüne karar verilmiştir. Özel Daire Bozma Kararı: 7. Bakırköy 5. İş Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davalı vekili temyiz isteminde bulunmuştur. 8. Yargıtay 9. Hukuk Dairesinin 17.06.2015 tarihli ve 2014/9040 E., 2015/22032 K. sayılı kararı ile; “…Taraflar arasında iş akdinin kim tarafından haklı feshedildiği ve davacının kıdem tazminatına hak kazanıp kazanamadığı hususu tartışmalıdır. Mahkemece, davacının baskı sonucu istifa ettiği, iş akdinin haklı sebep olmadan işveren tarafından sona erdirildiği gerekçesiyle kıdem tazminatının kabulüne karar verilmiştir. Somut olayda davacı imzasını ve içeriğini inkar etmediği 27.03.2012 tarihli istifa dilekçesi ile herhangi bir haklı nedene dayanmaksızın iş akdini kendisi sonlandırmıştır. Davacı istifasının davalı işyerinde maruz kaldığı mobbingin etkisi ile olduğu yönündeki iddiasını ispat edemediğinden mahkemece kıdem tazminatı talebinin reddi gerekirken kabulü hatalıdır…” gerekçesiyle karar bozulmuştur. Direnme Kararı : 9. Bakırköy 5. İş Mahkemesinin 02.12.2015 tarihli ve 2015/454 E., 2015/466 K. sayılı kararı ile; davacının davalı işyerinde on yılın üzerinde çalışması olduğu ve tıbbi mümessillik, satış müdürlüğü ve ürün müdürlüğü gibi önemli görevlerde bulunduğu, davacının herhangi bir sebep olmadan istifa etmesinin çalışma süresi de dikkate alındığında hayatın olağan akışına uygun olmadığı, istifa dilekçesinin baskı altında alınmış olduğunun kabulü gerektiği gerekçesiyle direnme kararı verilmiştir. Direnme Kararının Temyizi: 10. Direnme kararı süresi içinde davalı vekili tarafından temyiz edilmiştir. II. UYUŞMAZLIK 11. Direnme yolu ile Hukuk Genel Kurulu önüne gelen uyuşmazlık; somut olay bakımından iş sözleşmesinin davalı işveren tarafından mı yahut davacı işçi tarafından mı feshedildiği, iş sözleşmesinin davacı tarafından feshedildiğinin anlaşılması hâlinde istifa dilekçesinin baskı ve zorlama ile alındığının ve mobbing iddiasının ispatlanıp ispatlanamadığı, burada varılacak sonuca göre davacının kıdem tazminatına hak kazanıp kazanamayacağı noktasında toplanmaktadır. III. GEREKÇE 12. Fesih bildirimi tek taraflı bir irade beyanı olup, bu beyan belirsiz süreli iş sözleşmelerinde süre verilerek sözleşmenin sona erdirilmesinde kullanılabileceği gibi belirli ya da belirsiz süreli sözleşmelerin haklı nedene dayanarak, işçi veya işveren tarafından süre verilmeksizin sona erdirilmesinde de kullanılmaktadır. Bu nedenle iş sözleşmelerinde fesih bildirimi sözleşmeyi belirli bir sürenin geçmesiyle ya da derhal sona erdiren, karşı tarafa yöneltilmesi gerekli tek taraflı bir irade beyanı olup muhataba ulaşması ile sonuç doğurur. İş sözleşmelerinde fesih bildiriminde bulunma hakkı, kural olarak her iki tarafa da tanınmıştır. Hukuki niteliği itibariyle fesih bildirimi yenilik doğuran bir hak olduğundan beyanın karşı tarafa ulaşması ile sonuç doğuracağından karşı tarafın kabulüne gerek yoktur. Bozucu yenilik doğurucu bir hakkın kullanımı olan fesih bildirimi ile iş sözleşmesi sona ereceğinden, bildirimin belirli ve açık şekilde yapılması gerekmektedir. Bu nedenle fesih bildiriminde bulunan tarafın sözleşmeyi sona erdirme isteğinin bildirimden açıkça anlaşılması gerekmektedir. Bunun için sözleşmeyi sona erdirme iradesi açıkça anlaşılmayan teklif veya soru şeklindeki beyanlar fesih bildirimi sayılamaz (Çelik, N.; İş Hukuk Dersleri, 26. Baskı, İstanbul 2013, s. 205). 13. Hukuk sistemimizde feshin işçi veya işveren tarafından yapılmasına bağlanan hukuki sonuçlar farklı olduğundan, fesih bildiriminin kimin tarafından gerçekleştirildiğinin belirlenmesi önem taşımaktadır. Yine iş sözleşmesinin her iki tarafça feshedilmiş olması hâlinde de ilk önce kimin tarafından feshedildiğinin ortaya konulması gerekmektedir. Öncelikle iş sözleşmesinin kimin tarafından feshedildiği belirlendikten sonra, sözleşmeyi sona erdiren bozucu yenilik doğuran hak bu kişi tarafından kullanılmış sayılacağından, feshe bağlanan hukuki sonuçlar kullanan kişiye göre belirlenecektir. 14. İşçinin haklı sebeple iş sözleşmesini derhal feshi 4857 sayılı İş Kanunu'nun 24. maddesinde düzenlenmiştir. İşçinin süreli fesih bildiriminin kanuni düzenlemesi ise aynı Kanun'un 17. maddesinde ele alınmıştır. Bunun dışında işçinin istifası kanunda özel olarak düzenlenmemiştir. 4857 sayılı İş Kanunu’nun 120. maddesi yollamasıyla hâlen yürürlükte bulunan 1475 sayılı İş Kanunu’nun “Kıdem Tazminatı” başlıklı 14. maddesinde de kıdem tazminatına hak kazandıran nedenler sınırlı olarak sayılmış olup, istifa kıdem tazminatına hak kazandıran iş sözleşmesinin sona erme nedenleri arasında yer almamaktadır. 15. İşçinin haklı bir sebebe dayanmadan ve bildirim süresi tanımaksızın iş sözleşmesini feshetmesi istifa olarak değerlendirilmelidir. İstifa iradesinin karşı tarafa ulaşmasıyla birlikte iş ilişkisi sona erer. 16. İş sözleşmesinin istifa ile sona ermesi hâlinde işçi iş güvencesi hükümlerinden yararlanamayacağı gibi ihbar ve kıdem tazminatlarına da hak kazanamaz. 17. Diğer taraftan uyuşmazlığın çözümü yönünden psikolojik taciz (mobbing) kavramı üzerinde de durmak gereklidir. 18. Psikolojik taciz; işyerinde diğer çalışanlar veya işverenler tarafından tekrarlanan saldırılar şeklinde uygulanan bir çeşit psikolojik terördür. Kavram, çalışanlara üstleri, astları veya eşit düzeydeki çalışanlar tarafından sistematik biçimde uygulanan her tür kötü muamele, tehdit, şiddet, aşağılama gibi davranışları ifade eden anlamlar içermektedir. Mobbing olgusundan zarar gören kişilerde; uykusuzluk, iştahsızlık, depresyon, sıkıntı, endişe, hareketsizlik, ağlama krizleri, unutkanlık, alınganlık, ani öfkelenme, suskunluk, yaşama arzusunun kaybı, daha önceleri sevdiği şeylerden doyum almama gibi bir takım davranış ve düşünce değişiklikleri gözlenebilir (Tınaz, P.: İşyerinde Psikolojik Taciz (Mobbing), İstanbul 2006, s.8). 19. Anayasa Mahkemesine (AYM) göre psikolojik taciz olarak tabir edilen ve çalışanlara yönelik işyerlerinde gerçekleştirilen, belirli bir süre sistematik biçimde devam eden, yıldırma, dışlama, pasifize etme veya işten uzaklaştırmayı amaçlayan, mağdurların kişilik değerlerine, mesleki durumlarına, sosyal ilişkilerine ve özellikle ruh sağlıklarına zarar veren, bireylerin yaşamlarına etkisi bakımından çekilmez bir ağırlık ve yoğunluk derecesine ulaşan, kasıtlı biçimdeki olumsuz tutum ve davranışlar bütünü olarak tanımlanan psikolojik taciz niteliğindeki eylem, işlem ya da ihmallerin Anayasa ve Sözleşme ile güvence altına alınan kişinin maddi ve manevi varlığını koruma ve geliştirme hakkını zedeleyebileceği açıktır. Psikolojik taciz mahiyetindeki bu tür davranışların önlenmesi için tedbirler alınması ve gerçekleştirildiğine yönelik şikâyetlerin etkili şekilde incelenmesi anayasal bir gereklilik olduğu gibi yıldırıcı ve kasıtlı tutumlara maruz kalanların uğradıkları maddi ve manevi zararların giderilip sorumluların yasal çerçevede cezalandırılmaları da bu gerekliliğin bir devamını oluşturmaktadır (Fecir Ergün Turan, B. No: 2014/10590, 05.12.2017, paragraf 48). 20. Ülkemizde 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu’ndan önceki dönemde özel bir düzenleme olmamasına rağmen, çalışanların maruz kaldıkları psikolojik taciz, hizmet sözleşmesinin taraflara yüklediği borçlar ve ödevler kapsamında değerlendirilmiştir. Buna göre, psikolojik taciz eylemi, işverenin işçiyi koruma (gözetme) ve eşit davranma borçlarına aykırılık oluşturmaktadır. Bunun yanında, psikolojik taciz aynı zamanda, işçinin kişilik haklarına da müdahale niteliği taşıması dolayısıyla, buna ilişkin hukuki yolların da kullanılması gündeme gelebilir. 21. Mülga 818 sayılı Borçlar Kanunu'nun 332. maddesinde işçinin, iş görme yükümlülüğü çerçevesinde maruz kalacağı tehlikelere karşı işverenin gerekli tedbiri alması gerektiği hususu düzenlenmişti. Bu düzenleme, işverenin işçiyi koruma (gözetme) borcunun temelini oluşturuyordu. Buna karşılık 6098 sayılı Türk Borçlar Kanununda “İşçinin Kişiliğinin Korunması” başlıklı 417. maddesinde psikolojik taciz terimine açıkça yer verilmiş ve işçinin kişiliğinin korunması yoruma yer vermeyecek biçimde özel olarak düzenlenmiştir. Buna göre; “İşveren, hizmet ilişkisinde işçinin kişiliğini korumak ve saygı göstermek ve işyerinde dürüstlük ilkelerine uygun bir düzeni sağlamakla, özellikle işçilerin psikolojik ve cinsel tacize uğramamaları ve bu tür tacizlere uğramış olanların daha fazla zarar görmemeleri için gerekli önlemleri almakla yükümlüdür. İşveren, işyerinde iş sağlığı ve güvenliğinin sağlanması için gerekli her türlü önlemi almak, araç ve gereçleri noksansız bulundurmak; işçiler de iş sağlığı ve güvenliği konusunda alınan her türlü önleme uymakla yükümlüdür. İşverenin yukarıdaki hükümler dâhil, kanuna ve sözleşmeye aykırı davranışı nedeniyle işçinin ölümü, vücut bütünlüğünün zedelenmesi veya kişilik haklarının ihlaline bağlı zararların tazmini, sözleşmeye aykırılıktan doğan sorumluluk hükümlerine tabidir.”. 22. Bireylerin çalışma ortamlarında maruz kaldıklarını ileri sürdükleri eylem, işlem ya da ihmallerin psikolojik taciz olarak nitelendirilmesi her somut olayın kendi bütünlüğü içinde değerlendirilmesiyle mümkündür. Müdahalelerin işyeri ile ilgili işyerinde çalışan diğer şahıslar tarafından süreklilik arz edecek şekilde tekrarlanan, sistemli ve kasıtlı, yıldırma ve dışlama amaçlı; mağdurun kişiliğinde, mesleki durumunda ve sağlığında zarar ortaya çıkaran nitelikte olması gerekir. Müdahalelerin neden olduğu sonuçların boyutu; mağdurun konumuna, muamelelerin süresine, sıklığına, kim ya da kimler tarafından gerçekleştirildiğine, mağdurun cinsiyeti, yaşı ve sağlık durumuna kadar birçok faktöre göre değişebilmektedir (AYM, Fecir Ergün Turan kararı, paragraf 50). 23. Görüldüğü üzere, bir eylemin psikolojik taciz olarak kabul edilebilmesi için, bir işçinin hedef alınarak gerçekleştirilmesi, belli bir süreye yayılması ve bu durumun sistematik bir hâl alması gerekir. Belirtilen şartların gerçekleşip gerçekleşmediğinin, her somut olayda ayrı ayrı değerlendirilmesi gerektiği açıktır. Psikolojik tacizin nedenleri farklılık göstermesine karşın amaç, çoğu kez işçinin işyerinden ayrılmasını sağlamaktır. 24. Son olarak psikolojik taciz ile ilgili ispat sorununa değinmek gerekmektedir. Her ne kadar psikolojik tacize uğradığını iddia eden mağdur, bu iddiasını ispatlamakla yükümlü ise de; psikolojik tacizin genellikle tacizi uygulayan ile tacize maruz kalan arasında gerçekleşen bir olgu olması karşısında olayların tipik akışı, tecrübe kuralları göz önüne alınarak sonuca gidilmesinde yarar bulunmaktadır. Yaklaşık ispat olarak adlandırılan bu yaklaşım tarzı işin doğasına da uygundur. İş Hukukunda ispat kurallarının esnekleştirildiği bazı düzenlemeler de bulunmaktadır. Nitekim 4857 sayılı İş Kanunu’nun 5. maddesinin son fıkrasında belirtildiği üzere işçi, işverenin eşit işlem borcuna aykırı davrandığını güçlü bir biçimde gösteren bir durumu ortaya koyduğunda, işveren böyle bir ihlalin mevcut olmadığını ispat etmekle yükümlüdür. Aynı şekilde 6356 sayılı Sendikalar ve Toplu İş Sözleşmesi Kanunu’nun 25. maddesinin yedinci fıkrasında fesih dışında işverenin sendikal ayrımcılık yaptığı iddiasını işçi ispat etmekle yükümlü olduğu, ancak işçinin sendikal ayrımcılık yapıldığını güçlü biçimde gösteren bir durumu ortaya koyması hâlinde işverenin davranışının nedenini ispat etmekle yükümlü olacağı açıkça düzenlenmiştir. 25. Anayasa Mahkemesi'nin 19.07.2018 tarihli 2014/7998 (Resmî Gazete'de yayım tarihi: 26.09.2018 ve 30547 sayılı) başvuru numaralı kararında; başvurucu hakkında sık sık soruşturma açılmasında, sürekli yazılı olarak uyarılmasında, kendisinden sıklıkla savunma istenilmesinde ve sağlık sorunları bilinmesine rağmen sunduğu belgelerin sorgulanmasında keyfiliğe kaçan durumlar olduğu, başvurucunun şikâyetleri doğrultusunda idari bir soruşturma yapılmış ve psikolojik taciz uygulandığı öne sürülen kamu görevlisi hakkında dava açılmış ise de, davranışların tekrarlanmaması için önlemler alınmasında idare tarafından gereken özen gösterilmediği belirtilerek psikolojik taciz mahiyetindeki davranışların oluşmaması için etkili önlemler alınmaması, başvurucunun uğradığı zararların giderilmemesi ve derece mahkemelerince ulaşılan sonuçların ilgili ve yeterli gerekçelerle açıklanmaması nedeniyle kamusal makamlarca üstlenilmesi gereken pozitif yükümlülüklerin yerine getirilmediği kanaatine varılarak Anayasa'nın 17. maddesinde güvence altına alınan kişinin maddi ve manevi varlığını koruma ve geliştirme hakkının ihlal edildiği sonucuna varılmıştır. 26. Somut olayda davacı işçi, iş sözleşmesinin haklı olmayan nedenlerle feshedildiğini, davalı işveren tarafından baskı ile kendisine istifa dilekçesi ve ibraname imzalatıldığını, davalı işverence 2011 yılı sonlarından itibaren kendi isteği ile işten ayrılması için psikolojik baskı uygulandığını, bunun sonucunda sağlığının bozulduğunu ve bir süre rapor almak zorunda kaldığını ileri sürmüş; davalı işveren ise davacının 27.03.2012 tarihinde kendi isteği ile iş sözleşmesini feshettiğine dair dilekçeyi sunduğunu, 28.03.2012 tarihli “istifa ön formu” başlıklı belgeden de anlaşıldığı gibi davacı işçinin işten ayrılmasını üst yöneticisinin istemediğini ayrıca 31.03.2012 tarihinde davacı tarafından imzalanan ibranamede kıdem tazminatı hakkının bulunmadığını kendisinin açıkça beyan ettiğini, davacının yaşı ve konumu gereği bu belgelerin hüküm ve sonuçlarını bilebilecek durumda olduğunu savunmuştur. 27. Dosya içerisinde bulunan 27.03.2012 tarihli fesih bildirimi; “…30 Mart Cuma gününden geçerli olmak üzere Deva Holdingdeki görevimden istifa ediyorum. Gerekli işlemlerin yapılmasını arz ederim.” şeklinde düzenlenmiştir. 28. Bununla birlikte bölüm yöneticisi … ve … tarafından imzalanan 28.03.2012 tarihli “istifa ön formu” başlıklı belgede davacının feshinin işveren tarafından istenmeyen bir durum olduğu ve fesih sebebinin kişisel nedenlere dayandığı belirtilmiştir. 29. Diğer taraftan, yine içeriği ve imzası inkâr edilmeyen 31.03.2012 tarihli ibraname ile davacı işçi, kıdem ve ihbar tazminatlarına ilişkin yasal koşullar oluşmadığından bu tazminatlar bakımından hak sahibi olmadığını açıkça beyan ederek davalı işvereni ibra etmiştir. 30. Öte yandan yargılama sırasında dinlenilen ortak tanık …, davacının bir yıl önce çalışma arkadaşı ile sorunu olduğunu, davacının bu durum nedeniyle işten ayrılmak istemesi üzerine birinci yönetici olarak kendisinin ve amirleri Doğan Beyin davacı işçi ile çalışmaya devam etmeyi istediklerini ancak davacının iş arama sürecine girdiğini, 2012 yılı Mart ayı sonunda daha iyi bir iş bularak kendisinin işten ayrıldığını, psikolojik baskı uygulanıp uygulanmadığını bilmediğini ancak işten ayrılması için zorlanmadığını, davalı tanığı … ise; davacının ikinci amiri olduğunu, davacıya işyerinde herhangi bir baskı uygulanmadığını, davacı işçinin kendi isteği ile işten ayrıldığını beyan etmiştir. 31. Dosyaya ibraz edilen yukarıda ayrıntısı verilen bilgi ve belgeler ile diğer tüm deliller birlikte değerlendirildiğinde; davacı işçinin 27.03.2012 tarihli fesih bildirimi ile işyerinden ayrılacağını beyan etmesi, fesih bildiriminin düzenlenmesinden üç gün sonra imzalanan, içeriği ve imzası inkâr edilmeyen 31.03.2012 tarihli ibraname ile davacının kıdem ve ihbar tazminatlarına ilişkin yasal koşullar oluşmadığından bu tazminatlar bakımından hak sahibi olmadığını belirterek davalı işvereni ibra etmesi ve davacının görevi dikkate alındığında imzaladığı belgenin ne olduğunu bilebilecek durumda olması, ortak tanık …’nın davacının yeni bir iş bulması nedeniyle kendi isteği ile işyerinden ayrıldığını açıkça beyan etmesi ve davalı tanığının anlatımlarından iş sözleşmesinin davacı tarafından haklı neden olmaksızın feshedildiği anlaşılmakla, davacı işçinin davalı işveren tarafından fesih bildiriminin baskı altında alındığını ve kendisine psikolojik baskı uygulandığını ispat edemediği sonucuna varılmıştır. 32. Bu durumda, davacının kıdem tazminatı talebinin reddi gerekir. 33. Ayrıca, direnme kararının başlık kısmında dava tarihi 18.07.2012 olduğu hâlde 01.09.2015 olarak yazılmış ise de bu husus mahallinde düzeltilebilecek maddi hata niteliğinde olduğundan bozma nedeni yapılmamıştır. 34. Hâl böyle olunca direnme kararının, Özel Daire bozma kararında belirtilen nedenlerle bozulması gerekmiştir. IV. SONUÇ: Açıklanan nedenlerle, Davalı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile direnme kararının Özel Daire bozma kararında gösterilen nedenlerden dolayı 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun geçici 3. maddesine göre uygulanmakta olan 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu'nun 429. maddesi gereğince BOZULMASINA, İstek hâlinde temyiz peşin harcının yatırana geri verilmesine, Karar düzeltme yolu kapalı olmak üzere, 15.09.2020 tarihinde oy birliği ile kesin olarak karar verildi.
Yargıtay 9. Hukuk Dairesi, E. 2015/3341, K. 2016/13740Kaynağı aç
9. Hukuk Dairesi         2015/3341 E.  ,  2016/13740 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ :İŞ MAHKEMESİ DAVA : Davacı, kıdem tazminatı, manevi tazminat ile işsizlik ödeneği alacağının ödetilmesine karar verilmesini istemiştir. Yerel mahkemece, davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir. Hüküm süresi içinde taraflar avukatları tarafından temyiz edilmiş olmakla, dava dosyası için Tetkik Hakimi tarafından düzenlenen rapor dinlendikten sonra dosya incelendi, gereği konuşulup düşünüldü: Y A R G I T A Y K A R A R I A) Davacı İsteminin Özeti: Davacı vekili, müvekkilinin davalı işverenliğe ait işyerinde 09.04.2007-09.01.2013 tarihleri arasında aylık brüt 2.644,36 TL ücretle mal kabul bölümünde ofis personeli olarak çalıştığını, özellikle son 1 yıldır işverenin bölüm şefinin yaptığı tehdit ve hakaret içerikli söz-davranışlara göz yumduğunu, yine yapılan baskı ve mobbinge, cinsel ayrımcılık ve aşağılayıcı ifadelere göz yumduğunu, iş akdini 4857 sayılı Kanunun 24/2 ve 6098 sayılı yasanın 417. maddeleri uyarınca 09.01.2013 tarihinde haklı nedenle feshettiğini, ayrıca işverenin haksız eylemi nedeniyle işsizlik ödeneğini alamadığını ileri sürerek, kıdem tazminatı, manevi tazminat ve işsizlik ödeneği alacaklarının davalıdan tahsilini istemiştir. B) Davalı Cevabının Özeti: Davalı vekili, davacının 09.01.2013 tarihinde dayanaksız olarak ve soyut iddialar ile müvekkiline ihtarname gönderdiğini, kendisine 17.01.2013 tarihli ihtarname gönderilerek ihbar öneli süresi kadar çalışması gerektiğinin bildirildiğini, 09.01.2013-15.03.2013 tarihleri arasında işe gelmemesi ve mazerette bildirmemesi nedeni ile iş sözleşmesinin 15.03.2013 tarihi itibariyle bildirimsiz ve tazminatsız feshedildiğini, davacının mal kabul ofis elemanı olduğunu, mal kabul bölümünün saha-ofis olarak ayrıldığı iddiasının gerçek olmadığını, tek bir mal kabul bölümü bulunduğunu, davacının iddialarının soyut ve dayanaksız olduğunu, işsizlik ödeneğinin muhatabının …olduğunu savunarak, davanın reddini istemiştir. C) Yerel Mahkeme Kararının Özeti: Mahkemece, toplanan delillere ve bilirkişi raporuna dayanılarak, davacının uzun süre çalıştığı bölümden farklı bir işte görevlendirildiği ve bu çalışma alanında kendisi ayrıldıktan sonra da başkaca bayan çalışanların görev almadığı, kendisi gibi aynı dönemde çalıştırılmak istenen bayan çalışma arkadaşlarının da iş yerinde çalışmayıp ayrıldığı, buna göre mal teslimatı yapılan bir yer olması ve önceki çalışılan ofise göre çalışma şekli ve düzeninin değişmiş olduğunun kabul edileceği ve bu hususun davacı işçi lehine haklı nedenle fesih sayılacağı, davacının kıdem tazminatına hak kazandığı; davacı takım liderinin şahsına yönelik mobbing uyguladığını ileri sürmüş ise de sistematik biçimde uygulanan her türlü kötü muamele, tehdit, şiddet ve aşağılama tarzındaki davranışların mobbing olarak tanımlanacağından, görev yerinin değiştirilmesinin tek başına mobbing yapıldığının ispatı için yeterli olmadığı, takım liderine atfedilen bir takım sözler doğru olmakla beraber bu sözlerin çalışma düzeni ve şekline yönelik olduğu, bunun dışında davacının ileri sürdüğü iddiaların özellikle davacı hedef alınıp sistematik bir biçimde gerçekleşen ve belli bir süreye yayılan hareketler kapsamında değerlendirilemediği, bu kapsamda davacının kişilik haklarının ihlal edildiğinin ispatlanamadığı gerekçesiyle manevi tazminat talebinin reddine, kıdem tazminatı ve işsizlik ödeneği taleplerinin ise kabulüne karar verilmiştir. D) Temyiz: Kararı taraf vekilleri temyiz etmiştir. E) Gerekçe: 1-Dosyadaki yazılara, toplanan delillerle kararın dayandığı kanuni gerektirici sebeplere göre, davalının tüm, davacının aşağıdaki bentlerin kapsamı dışında kalan temyiz itirazları yerinde değildir. 2-Kıdem tazminatı hesabında dikkate alınması gereken ücret noktasında taraflar arasında uyuşmazlık söz konusudur. Kıdem tazminatı hesabında esas alınacak ücret, işçinin son ücretidir. Başka bir anlatımla, iş sözleşmesinin feshedildiği anda geçerli olan ücrettir. İhbar öneli tanınmak suretiyle yapılan fesihte önelin bittiği tarihte fesih gerçekleştiğinden, önelin bittiği tarihteki ücret esas alınmalıdır. Bildirim öneli tanınmaksızın ve ihbar tazminatı da ödenmeden (tam olarak ödenmeden) işverence yapılan fesih durumunda ise, bildirim öneli sonuna kadar işyerinde uygulamaya konulan ücret artışından, iş sözleşmesi feshedilen işçinin de yararlanması ve tazminatının bu artan ücret esas alınarak hesaplanması gerekir. Kıdem tazminatı hesabında dikkate alınması gereken ücret, işçinin brüt ücretidir. O halde, kıdem tazminatı, işçinin fiilen eline geçen ücreti üzerinden değil, sigorta primi, vergi sendika aidatı gibi kesintiler yapılmaksızın belirlenen brüt ücret göz önünde tutularak hesaplanır. Kıdem tazminatına esas alınacak olan ücretin tespitinde 4857 sayılı İş Kanununun 32 nci maddesinde sözü edilen asıl ücrete ek olarak işçiye sağlanan para veya para ile ölçülebilen menfaatler göz önünde tutulur. Buna göre ikramiye, devamlılık arz eden prim, yakacak yardımı, giyecek yardımı, kira, aydınlatma, servis yardımı, yemek yardımı ve benzeri ödemeler kıdem tazminatı hesabında dikkate alınır. İşçiye sağlanan özel sağlık sigortası yardımı ya da hayat sigortası pirim ödemeleri de para ile ölçülebilen menfaatler kavramına dahil olup, tazminata esas ücrete eklenmelidir. Satış rakamları ya da başkaca verilere göre hesaplanan pirim değişkenlik gösterse de, kıdem tazminatı hesabında genişletilmiş ücret kavramı içinde değerlendirilmelidir. Dairemiz kararlarında, ücret dışındaki para veya para ile ölçülebilen menfaatlerin, tazminata yansıtılmasında son bir yıl içinde yapılan ödemeler toplamının 365’e bölünmesi suretiyle bir güne düşen miktarın belirleneceği kabul edilmektedir (9.HD. 29.9.2005 gün 2005/342 E, 2005/31714 K., Yargıtay 9.H.D. 12.4.1999 gün 1999/5910 E, 1999/7119 K.). Dönemsel bir niteliği olmayan parasal haklar bakımından, yıl içinde yapılan ödemelerin 365 güne bölünmesi suretiyle bir güne düşen tutarın belirlenmesi yerindedir. Örneğin tır şoförünün yıl içinde aldığı sefer (yol) primi sürekli değişiklik gösterebilir ve belli bir dönemin hesaplamada esas alınması zorluk taşıyabilir. Öte yandan, işçiye dini bayramlarda yılda iki kez ödenen harçlığın belli bir dönem için yapıldığını söylemek pek olası değildir. Burada yıllık ödeme tutarının 365 rakamına bölünmesi yerinde olur. Son olarak belirtmek gerekir ki, yılda bir kez yapılan parasal yardımların (yakacak yardımı gibi) tazminata esas ücrete yansıtılacağı ve yıllık tutarın 365’e bölünmesi suretiyle gerçekleştirileceği tartışmasızdır. Mahkemece hükme esas alınan bilirkişi raporunda, işçinin giydirilmiş ücretinin yukarıdaki ilke kararına göre denetime elverişli biçimde saptanması gerekirken, somut ve açık olmayan, denetime elverişsiz bilirkişi raporuna itibar edilerek hüküm kurulması hatalıdır. 3-Taraflar arasında davacı işçinin işyerinde psikolojik tacize maruz kalıp kalmadığı ve bu bağlamda manevi tazminata hak kazanıp kazanmadığı hususunda da uyuşmazlık bulunmaktadır. Genel olarak “İşyerinde gerçekleşen, sistematik hale gelen, kasıtlı olarak yapılan ve süreklilik gösteren, yıldırma ve işten uzaklaştırma amacı taşıyan, kişinin kişiliğinde, sağlığında ve mesleki durumunda zarar doğuran davranışlar” psikolojik taciz (mobbing)’ olarak ifade edilmektedir. Mobbingde, işçiye karşı taciz psikolojik olmalı, işçinin özgüvenini ve özsaygısını kaybettirmeli, sistematik olarak tekrarlanmalı, uzun bir zamandan beri devam ediyor olmalı ve en önemlisi işçinin buna karşı silahı olmamalı, olsa bile kullanamamalıdır. 6098 sayılı Borçlar Kanununun 417. Maddesinde, işçinin hem kişiliğinin, hem de yaşam ve vücut bütünlüğünün korunmasına yönelik olarak düzenleme yapılmıştır. Kişilik hakkı zedelenen kimsenin uğradığı manevi zararın giderilmesine ilişkin düzenleme 6098 sayılı TBK 58. Maddesinde yer almaktadır. Hüküm, kişilik değerlerinin hukuka aykırı olarak zedelenmesi halinde ihlale maruz kalan kimsenin manevi tazminat talebine dair bir düzenleme öngörmüştür. Somut uyuşmazlıkta davacı işçi, işyerinde iki bayan iş arkadaşı ile birlikte özellikle son bir yıldır bölüm şefinin sistemli ve sürekli olarak psikolojik baskı ve yıldırmaya yönelik davranışlarına maruz kaldığını, ilgili işyerinde yaptıkları tüm başvuru ve görüşmelerin sonuçsuz kaldığını, işverenin mobbinge göz yumduğunu iddia ederken, davalı taraf davacının iddialarının haksız ve soyut olduğunu savunmuştur. Dosya içeriği ve tanık beyanları birlikte değerlendirildiğinde, mal kabul bölümünde ofis personeli olarak çalıştığı anlaşılan 6 yıla yakın kıdeme sahip davacının, takım lideri tarafından sürekli olarak tır ve kamyonların mal sevkiyatı yaptıkları mal kabul bölümünün “saha” kısmında çalıştırılmakla tehdit edildiği, burada çalıştırılmaya zorlandığı ve kendisine psikolojik baskı uygulandığı, bu durumun bayan işçilere karşı yıldırma aracı olarak kullanıldığı, nihayetinde bir süre burada çalıştırıldıkları, davacının çalıştırıldığı sürede saha bölümünde bir takım olumsuz davranışlara da maruz kaldığı, bu konuda davacı ile aynı işi yapan bir başka bayan işçinin İş Kur nezdinde şikâyette bulunduğu, psikolojik baskı ve yıldırmaya yönelik takım liderinin davranışlarına karşı işverene yapılan şikâyetlerin işverence dikkate alınmadığı gibi bu konuda herhangi bir önlemin de alınmadığı anlaşılmaktadır. Müşterek tanık … tarafından da bu durum ifade edilmiştir. Davacı işçi psikolojik taciz sonucunda iş akdini haklı nedenle feshetmiştir. Davacıya yapılan tüm eylemler değerlendirildiğinde davacının sistemli olarak psikolojik taciz-mobbinge maruz kaldığı ve kişilik haklarının ihlal edildiğinin açık olduğu halde, manevi tazminatı gerektiren olaylar ve yasal dayanaklar da dikkate alınarak hakkaniyete uygun bir miktar ile manevi tazminat isteminin kabulü yerine, yerinde olmayan gerekçe ile reddi hatalı olup bozma nedenidir. F) Sonuç: Temyiz olunan kararın, yukarıda yazılı sebeplerden dolayı BOZULMASINA, peşin alınan temyiz harcının istek halinde ilgililere iadesine 09.06.2016 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.

Haklı Fesih Hakkının Kullanılması Gereken Süre

4857 sayılı İş Kanunu'nun 26. maddesi, ahlak ve iyi niyet kurallarına aykırılık oluşturan hallerde haklı fesih hakkının belirli bir süre içinde kullanılması gerektiğini öngörür. Bu fesih hakkı, ilgili davranışın öğrenildiği günden başlayarak altı iş günü geçtikten sonra ya da her hâlde fiilin gerçekleşmesinden itibaren bir yıl sonra kullanılamaz. Aynı maddenin ikinci fıkrası, kanuni süre içinde fesih yapan işçinin tazminat haklarını saklı tutmaktadır. M. 26 yalnızca ahlak ve iyi niyet kurallarına uymayan haller bakımından bu süreyi sınırlamakta olup sağlık nedenlerine (m. 24/I) ve zorlayıcı sebeplere (m. 24/III) dayanan fesihlerde söz konusu hak düşürücü sürenin uygulanıp uygulanmayacağı ayrıca değerlendirilmelidir.

4857 sayılı İŞ KANUNU m. 26Kaynağı aç
Madde 26 – 24 ve 25 inci maddelerde gösterilen ahlak ve iyiniyet kurallarına uymayan hallere dayanarak işçi veya işveren için tanınmış olan sözleşmeyi fesih yetkisi, iki taraftan birinin bu çeşit davranışlarda bulunduğunu diğer tarafın öğrendiği günden başlayarak altı iş günü geçtikten ve her halde fiilin gerçekleşmesinden itibaren bir yıl sonra kullanılamaz. Ancak işçinin olayda maddi çıkar sağlaması halinde bir yıllık süre uygulanmaz. Bu haller sebebiyle işçi yahut işverenden iş sözleşmesini yukarıdaki fıkrada öngörülen süre içinde feshedenlerin diğer taraftan tazminat hakları saklıdır. Yeni iş arama izni

İşverenin Baskısıyla İstifaya Zorlanma

İşverenin baskı ve yönlendirmesiyle gerçekleştirilen istifalar, belirli koşullar altında fiilen haksız fesih olarak değerlendirilebilir. Bu tür zorla istifa hallerinde işçi, görünürde istifa etmiş olsa dahi işçilik haklarını talep edebilir. Yargıtay 9. Hukuk Dairesi, geçersiz istifa belgesine dayanılarak işçinin kıdem tazminatı talebinin reddinin hatalı olduğunu ve baskı sonucu alınan istifa karşısında feshin işverence gerçekleştirildiğinin kabul edilerek işveren feshinin haklı olup olmadığının ayrıca değerlendirilmesi gerektiğini ortaya koymuştur (Yargıtay 9. HD, E. 2017/3423, K. 2018/3500). Zorlamanın somut biçimde ispatlanması gerekmekte olup her olayın kendi koşulları içinde değerlendirilmesi zorunludur.

Yargıtay 9. Hukuk Dairesi, E. 2017/3423, K. 2018/3500Kaynağı aç
9. Hukuk Dairesi         2017/3423 E.  ,  2018/3500 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ :ASLİYE HUKUK (İŞ) MAHKEMESİ DAVA : Davacı, kıdem tazminatı ile fazla mesai ücreti, hafta tatili çalışma ücreti, ulusal bayram ve genel tatil çalışma ücreti ve yıllık izin ücreti alacaklarının ödetilmesine karar verilmesini istemiştir. Yerel mahkemece, davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir. Hüküm süresi içinde taraflar avukatlarınca temyiz edilmiş olmakla, dava dosyası için Tetkik Hakimi tarafından düzenlenen rapor dinlendikten sonra dosya incelendi, gereği konuşulup düşünüldü: Y A R G I T A Y K A R A R I A) Davacı İsteminin Özeti: Davacı vekili, müvekkilinin davalı … Belediye Başkanlığı hizmetinde çalışırken 16/05/2014 tarihinde iş akdinin sona erdiğini, müvekkilinin siyasi görüşleri yüzünden yerel seçim sonrasında işten çıkmaya zorlandığını, işçilik alacaklarını almak için kendilerine zorla imzalattırılan belgeler ile işten ayrılmak zorunda bırakıldığını, diğer davalı … İnşaat Ltd Şirketinin Belediyenin alt işvereni konumunda olduğunu, müvekkilinin … İnşaat Ltd Şirketi bünyesinde Belediye hizmetinde çalıştığını iddia ederek fazlaya ilişkin haklar saklı kalmak üzere kıdem tazminatı ile fazla mesai ücreti, hafta tatili çalışma ücreti, ulusal bayram ve genel tatil çalışma ücreti ve yıllık izin ücretinin yasal faizi ile birlikte davalılardan müştereken ve müteselsilen tahsilini talep etmiştir. B) Davalıların Cevabının Özeti: Davalı … İnşaat Ltd şirketi vekili; davacının yanında çalışmadığı dönemde müvekkilinin sorumluluğunun bulunmadığını, müvekkilinin alt işveren olmadığı ve kaynağı müvekkiline verilmeyen alacak kalemlerinde şirketin sorumlu olmayacağını savunarak işçi alacaklarının muhatabının belediye olduğunu, bu nedenlerle davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir. Davalı … Belediye Başkanlığı vekili ;müvekkili belediyenin hizmet yüklenim sözleşmesi yaptığı,hizmet alım sözleşmesine göre tüm hak ve alacaklarının … İnşaat sorumluluğunda olduğu ve onların tarafından ödendiği, davacının fazla çalışmasının bulunmadığını, davacının iş akdinin … İnşaat şirketi tarafından sonlandırıldığını, davacının talep ettiği alacakların zaman aşımına uğradığını savunarak davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir. C) Yerel Mahkeme Kararının Özeti: Mahkemece, toplanan kanıtlar ve bilirkişi raporuna dayanılarak davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir. D) Temyiz: Kararı taraflar vekilleri temyiz etmiştir. E) Gerekçe: 1- Dosyadaki yazılara, toplanan delillerle kararın dayandığı kanuni gerektirici sebeplere göre davalıların tüm, davacının aşağıdaki bentlerin kapsamı dışında kalan temyiz itirazları yerinde değildir. 2- Taraflar arasındaki uyuşmazlık, davacının kıdem tazminatına hak kazanıp kazanmadığı ve iş ilişkisinin işçinin istifası ile sona erip ermediği konusunda toplanmaktadır. Genel olarak iş sözleşmesini fesih hakkı, karşı tarafa yöneltilmesi gereken tek taraflı bir irade beyanı ile iş sözleşmesini derhal veya belirli bir sürenin geçmesiyle ortadan kaldırabilme yetkisi veren, bozucu yenilik doğuran bir haktır. İşçinin haklı nedenle iş sözleşmesini derhal feshi 4857 sayılı İş Kanunu’nun 24’üncü maddesinde düzenlenmiştir. İşçinin önelli fesih bildiriminin normatif düzenlemesi ise aynı yasanın 17’nci maddesinde ele alınmıştır. Bunun dışında Yasada işçinin istifası özel olarak düzenlenmiş değildir. İşçinin haklı bir nedene dayanmadan ve bildirim öneli tanımaksızın iş sözleşmesini feshi, istifa olarak değerlendirilmelidir. İstifa iradesinin karşı tarafa ulaşmasıyla birlikte iş ilişkisi sona erer. İstifanın işverence kabulü zorunlu değilse de işverence dilekçenin işleme konulmaması ve işçinin de işyerinde çalışmaya devam etmesi halinde gerçek bir istifadan söz edilemez. Bununla birlikte istifaya rağmen tarafların belirli bir süre daha çalışma yönünde iradelerinin birleşmesi halinde, kararlaştırılan sürenin sonunda iş sözleşmesinin ikale yoluyla sona erdiği kabul edilmelidir. Şarta bağlı istifa ise kural olarak geçerli değildir. Uygulamada en çok karşılaşılan şekliyle, işçinin ihbar ve kıdem tazminatı haklarının ödenmesi şartıyla ayrılma talebi istifa olarak değil, ikale (bozma sözleşmesi) yapma yönünde bir icap olarak değerlendirilmelidir. İşçinin istifa dilekçesindeki iradesinin fesada uğratılması da sıkça karşılaşılan bir durumdur. İşverenin tazminatların derhal ödeneceği sözünü vermek ve benzeri baskılarla işçiden yazılı istifa dilekçesi vermesini talep etmesi ve işçinin buna uyması halinde, gerçek bir istifa iradesinden söz edilemez. Bu halde feshin işverence gerçekleştirildiği kabul edilmelidir. İşverenin baskı uygulaması sonucu düzenlenen istifa dilekçesine değer verilemez. Dairemizce bu gibi hallerde feshin işverence gerçekleştirildiği, bununla birlikte işveren feshinin haklı olup olmadığının değerlendirilmesi gerektiği kabul edilmektedir (Yargıtay 9.HD. 3.7.2007 gün 2007/14407 E, 2007/21552 K.). İşçinin haklı nedenle derhal fesih nedenleri mevcut olduğu ve buna uygun biçimde bir fesih yoluna gideceği sırada, iradesi fesada uğratılarak işverence istifa dilekçesi alınması durumunda da istifaya geçerlilik tanınması doğru olmaz. Bu durumda işçinin haklı olarak sözleşmeyi feshettiği sonucuna varılmalıdır. İstifa belgesine dayanılmakla birlikte, işçiye ihbar ve kıdem tazminatlarının ödenmiş olması, Türkiye İş Kurumuna yapılan bildirimde işveren feshinden söz edilmesi gibi çelişkili durumlarda, her bir somut olay yönünden bu çelişkinin istifanın geçerliliğine etkisinin değerlendirilmesi gerekir. İstifa belgesindeki ifadenin genel bir içerik taşıması durumunda, işçinin dava dilekçesinde somut sebepleri belirtmesinde hukuka aykırı bir yön bulunmamaktadır. Bu halde de istifanın ardındaki gerçek durum araştırılmalıdır. İş sözleşmesinin istifa ile sona ermesi halinde, işçinin iş güvencesi hükümlerinden yararlanması mümkün olmadığı gibi, ihbar ve kıdem tazminatlarına da hak kazanamaz. İstifa durumunda işçinin işverene ihbar tazminatı ödemesi yükümü ortaya çıkabileceğinden, istifa türündeki belgelerin titizlikle ele alınması gerekir. İmzaya itiraz ya da metin kısmına ilaveler yapıldığı itirazı mutlak olarak teknik yönden incelenmelidir. İstifa halinde dahi işçiye kıdem tazminatı ödeneceğini öngören sözleşme hükümleri ile işyeri uygulamaları, 4857 sayılı Yasaya göre geçerli olup, bu halde kıdem tazminatı 1475 sayılı Yasanın 14’üncü maddesine göre hesaplanmalı ve anılan maddedeki kıdem tazminatı tavanı gözetilmelidir. Belirtmek gerekir ki, sözü edilen Yasada düzenlenen kıdem tazminatı tavanı mutlak emredici niteliktedir. Diğer taraftan istifa iradesinin açık ve şartsız olarak işçi tarafından ortaya konması gerekir. İrade fesadı halleri istifa neden ile fesihte ileri sürüldüğünde dikkate alınmalıdır. Somut uyuşmazlıkta, davacı iş sözleşmesinin işverence haksız feshedildiğini ileri sürmüş, davalı ise dosyaya sunulan 28.05.2014 günlü istifa dilekçesine dayanarak davacının istifa ettiğini savunmuştur. Davalı tarafından dosyaya sunulan, davacı imzalı 28.05.2014 tarihli “İstifa ” belgesi matbu olarak hazırlanan bir belge olup, bu belgenin geçerli kabul edilmesi doğru değildir. Davacı işçinin haklı nedenle derhal fesih nedenleri mevcut olup ve buna uygun biçimde bir fesih yoluna gideceği sırada,davacı tanık anlatımlarında da belirtildiği üzere iradesinin fesada uğratılarak işverence istifa dilekçesi alındığı anlaşıldığından istifaya geçerlilik tanınması yerinde değildir. Bu durumda işçinin haklı olarak sözleşmeyi feshettiği sonucuna varılmalıdır. Öte yandan, aynı mahkemece karara bağlanan ve Dairemizce aynı gün temyiz incelemesine konu olan aynı iş yeri ile ilgili dosyalarda da belediyenin çeşitli kademelerinde görevli olan davacı işçilerin matbu şekilde , aynı ve yakın tarihte “İstifa ” belgesi imzaladıkları tespit edilmiş olup bu şekilde ayrılmanın hayatın olağan akışına uygun olmadığı da açıktır. Mahkemece, davacının kıdem tazminatı talebinin kabulüne karar verilmesi gerekir. Geçersiz istifa belgesine değer verilerek davacının kıdem tazminatı talebinin reddine karar verilmesi hatalıdır. Kıdem tazminatından davalılar müştereken ve müteselsilen sorumlu tutulmalıdır. F) Sonuç: Temyiz olunan kararın, yukarıda yazılı nedenden dolayı BOZULMASINA, peşin alınan temyiz harcının istek halinde ilgililere iadesine 20.02.2018 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.

Haklı Fesihte İzlenecek Adımlar

Haklı fesih yapacak işçinin, fesih iradesini ve feshe dayanak olan olayları açıkça belirten yazılı bir bildirim yapması gerekir. Bu adım atılmadan iş yerinden ayrılmak, feshi istifa olarak değerlendirmeye ve tazminat hakkının kaybına yol açabilir. Bildirimin içeriğinde haklı fesih sebebi somut biçimde yer almalı; bildirimin işverene ulaştığının ispatlanabilmesi için noter kanalı gibi güvenli bir iletişim yolu tercih edilmesi önerilir. Öte yandan noter aracılığıyla tebliğ, kanunen öngörülmüş bir geçerlilik şartı değil, ispat kolaylığı sağlayan bir yoldur.

Gerçek Ücretin İspatı

Kimi zaman bordrodaki ücret, işçiye fiilen ödenen miktarı yansıtmaz. Bu durumda gerçek ücretin banka hesap kayıtları, mesajlaşma yazışmaları, tanık beyanları veya iş yerindeki diğer çalışanların ücretleri gibi delillerle ispatlanması mümkündür. Tazminat hesabının doğru temele oturması için gerçek ücretin ortaya konulması kritik önem taşır.

Kıdem Tazminatının Hesaplanması

Kıdem tazminatına hak kazanabilmek için 1475 sayılı İş Kanunu'nun 14. maddesinde sayılan hallerden biriyle iş sözleşmesinin sona ermesi gerekir. Bu haller arasında işverenin ahlak ve iyi niyet kurallarına aykırı nedenler dışında yaptığı fesih, işçinin 4857 sayılı Kanun'un 24. maddesine denk gelen nedenlerle feshi, muvazzaf askerlik hizmeti, yaşlılık aylığı ya da toptan ödeme almak amacıyla ayrılma, sigortalılık süresini ve prim ödeme gün sayısını tamamlayarak kendi isteğiyle işten ayrılma, kadının evlendiği tarihten itibaren bir yıl içinde kendi arzusuyla sözleşmeyi sona erdirmesi ve işçinin ölümü sayılmaktadır. 1475 sayılı Kanun'un 14. maddesi her geçen tam yıl için tazminat ödeneceğini düzenlemekte olup bir yıldan artan süreler için de aynı oran uygulanır. Hesaplamada çıplak maaşın yanı sıra düzenli ödenen primler, yol ve yemek parası, ikramiye gibi para ile ölçülebilen akdi ve yasal menfaatler de brüt ücrete dahil edilir. Parça başı, akort veya götürü usulünde çalışıldığında tazminat, son bir yıllık süre içinde ödenen ücretin çalışılan günlere bölünmesiyle bulunan ortalama ücret üzerinden hesaplanır. Kıdem hesabında aynı işverenin bir veya farklı iş yerlerindeki çalışma süreleri, sözleşmelerin aralıklı ya da kesintisiz olmasına bakılmaksızın toplanır.

İşyerinin devri ya da el değiştirmesi halinde işçinin kıdemi tüm hizmet sürelerinin toplamı üzerinden hesaplanır; devir veya el değiştirme durumunda işlemiş kıdem tazminatlarından her iki işveren de sorumludur. Devreden işverenin sorumluluğu, işçiyi çalıştırdığı süre ve devir anındaki ücret seviyesiyle sınırlıdır. Aynı kıdem süresi için birden fazla kez kıdem tazminatı ödenemez.

Kıdem tazminatının zamanında ödenmemesi halinde açılacak davada hâkim, ödenmeyen süreye göre mevduata uygulanan en yüksek faizin ödenmesine hükmeder.

İhbar Tazminatı ve Yıllık İzin Ücreti

4857 sayılı İş Kanunu'nun 17. maddesi uyarınca belirsiz süreli iş sözleşmelerinin feshinden önce karşı tarafa bildirimde bulunulması zorunludur. Bu bildirim süresi işçinin kıdemine göre; altı aydan az çalışmada iki hafta, altı ay ile bir buçuk yıl arası çalışmada dört hafta, bir buçuk yıl ile üç yıl arası çalışmada altı hafta, üç yıldan fazla çalışmada sekiz haftadır. Bildirim şartına uymayan taraf, bildirim süresine ilişkin ücret tutarında tazminat ödemek zorundadır. Haklı nedenle fesih yapan işçi bu sürelere uymaksızın sözleşmeyi derhal sona erdirebilir; bu nedenle haklı nedenle fesih yapan işçinin ihbar tazminatına hak kazanıp kazanmayacağı, işçinin feshi ile işverenin fesihinin birbirinden ayrı değerlendirilmesi gereken bir meseledir.

4857 sayılı İŞ KANUNU m. 17Kaynağı aç
Madde 17 – Belirsiz süreli iş sözleşmelerinin feshinden önce durumun diğer tarafa bildirilmesi gerekir. İş sözleşmeleri; a) İşi altı aydan az sürmüş olan işçi için, bildirimin diğer tarafa yapılmasından başlayarak iki hafta sonra, b) İşi altı aydan birbuçuk yıla kadar sürmüş olan işçi için, bildirimin diğer tarafa yapılmasından başlayarak dört hafta sonra, c) İşi birbuçuk yıldan üç yıla kadar sürmüş olan işçi için, bildirimin diğer tarafa yapılmasından başlayarak altı hafta sonra, d) İşi üç yıldan fazla sürmüş işçi için, bildirim yapılmasından başlayarak sekiz hafta sonra, feshedilmiş sayılır. Bu süreler asgari olup sözleşmeler ile artırılabilir. Bildirim şartına uymayan taraf, bildirim süresine ilişkin ücret tutarında tazminat ödemek zorundadır. İşveren bildirim süresine ait ücreti peşin vermek suretiyle iş sözleşmesini feshedebilir. İşverenin bildirim şartına uymaması veya bildirim süresine ait ücreti peşin ödeyerek sözleşmeyi feshetmesi, bu Kanunun 18, 19, 20 ve 21 inci maddesi hükümlerinin uygulanmasına engel olmaz. 18 inci maddenin birinci fıkrası uyarınca bu Kanunun 18, 19, 20 ve 21 inci maddelerinin uygulanma alanı dışında kalan işçilerin iş sözleşmesinin, fesih hakkının kötüye kullanılarak sona erdirildiği durumlarda işçiye bildirim süresinin üç katı tutarında tazminat ödenir. Fesih için bildirim şartına da uyulmaması ayrıca dördüncü fıkra uyarınca tazminat ödenmesini gerektirir. Bu maddeye göre ödenecek tazminatlar ile bildirim sürelerine ait peşin ödenecek ücretin hesabında 32 nci maddenin birinci fıkrasında yazılan ücrete ek olarak işçiye sağlanmış para veya para ile ölçülmesi mümkün sözleşme ve Kanundan doğan menfaatler de göz önünde tutulur. Feshin geçerli sebebe dayandırılması

4857 sayılı İş Kanunu'nun 59. maddesi uyarınca iş sözleşmesi sona erdiğinde kullanılmamış yıllık izin sürelerine ait ücret, sözleşmenin sona erdiği tarihteki ücret üzerinden işçiye veya hak sahiplerine ödenmek zorundadır. Bu alacağa ilişkin zamanaşımı, iş sözleşmesinin sona erdiği tarihten itibaren işlemeye başlar.

4857 sayılı İŞ KANUNU m. 59Kaynağı aç
Madde 59 – İş sözleşmesinin, herhangi bir nedenle sona ermesi halinde işçinin hak kazanıp da kullanmadığı yıllık izin sürelerine ait ücreti, sözleşmenin sona erdiği tarihteki ücreti üzerinden kendisine veya hak sahiplerine ödenir. Bu ücrete ilişkin zamanaşımı iş sözleşmesinin sona erdiği tarihten itibaren başlar. İşveren tarafından iş sözleşmesinin feshedilmesi halinde 17 nci maddede belirtilen bildirim süresiyle, 27 nci madde gereğince işçiye verilmesi zorunlu yeni iş arama izinleri yıllık ücretli izin süreleri ile iç içe giremez. İzinlere ilişkin düzenlemeler

Dava Açmadan Önce Zorunlu Arabuluculuk

7036 sayılı İş Mahkemeleri Kanunu'nun 3. maddesi uyarınca, işçi veya işveren alacağı, tazminatı ve işe iade talebiyle iş mahkemesinde dava açılmadan önce arabulucuya başvurulmuş olması dava şartıdır. Son tutanak dava dilekçesine eklenmeksizin dava açıldığında mahkeme, davacıya son tutanağı bir haftalık kesin süre içinde sunması için ihtarı içeren davetiye gönderir; bu süre içinde tutanak sunulmazsa dava usulden reddedilir. Arabulucuya hiç başvurulmadan dava açıldığının anlaşılması halinde ise herhangi bir işlem yapılmaksızın doğrudan dava şartı yokluğu nedeniyle usulden ret kararı verilir. İş kazası veya meslek hastalığından kaynaklanan maddi ve manevi tazminat davaları ile bunlara ilişkin tespit, itiraz ve rücu davaları bu zorunluluktan muaftır.

7036 sayılı İŞ MAHKEMELERİ KANUNU m. 3Kaynağı aç
MADDE 3- (1) Kanuna, bireysel veya toplu iş sözleşmesine dayanan işçi veya işveren alacağı ve tazminatı ile işe iade talebiyle açılan davalarda, arabulucuya başvurulmuş olması dava şartıdır. (Ek cümle:28/3/2023-7445/41 md.) Bu alacak ve tazminatla ilgili itirazın iptali, menfi tespit ve istirdat davaları hakkında birinci cümle hükmü uygulanır. (2) Davacı, arabuluculuk faaliyeti sonunda anlaşmaya varılamadığına ilişkin son tutanağın aslını veya arabulucu tarafından onaylanmış bir örneğini dava dilekçesine eklemek zorundadır. Bu zorunluluğa uyulmaması hâlinde mahkemece davacıya, son tutanağın bir haftalık kesin süre içinde mahkemeye sunulması gerektiği, aksi takdirde davanın usulden reddedileceği ihtarını içeren davetiye gönderilir. İhtarın gereği yerine getirilmez ise dava dilekçesi karşı tarafa tebliğe çıkarılmaksızın davanın usulden reddine karar verilir. Arabulucuya başvurulmadan dava açıldığının anlaşılması hâlinde herhangi bir işlem yapılmaksızın davanın, dava şartı yokluğu sebebiyle usulden reddine karar verilir. (3) İş kazası veya meslek hastalığından kaynaklanan maddi ve manevi tazminat ile bunlarla ilgili tespit, itiraz ve rücu davaları hakkında birinci fıkra hükmü uygulanmaz. (4) Arabuluculuk Daire Başkanlığı, sicile kayıtlı arabuluculardan bu madde uyarınca arabuluculuk yapmak isteyenleri, varsa uzmanlık alanlarını da belirterek, görev yapmak istedikleri adli yargı ilk derece mahkemesi adalet komisyonlarına göre listeler ve listeleri ilgili komisyon başkanlıklarına bildirir. Komisyon başkanlıkları, bu listeleri kendi yargı çevrelerindeki arabuluculuk bürolarına, arabuluculuk bürosu kurulmayan yerlerde ise görevlendirecekleri sulh hukuk mahkemesi yazı işleri müdürlüğüne gönderir. (5) Başvuru karşı tarafın, karşı taraf birden fazla ise bunlardan birinin yerleşim yerindeki veya işin yapıldığı yerdeki arabuluculuk bürosuna, arabuluculuk bürosu kurulmayan yerlerde ise görevlendirilen yazı işleri müdürlüğüne yapılır. (6) Arabulucu, komisyon başkanlıklarına bildirilen listeden büro tarafından belirlenir. Ancak tarafların listede yer alan herhangi bir arabulucu üzerinde anlaşmaları hâlinde bu arabulucu görevlendirilir. (7) Başvuran taraf, kendisine ve elinde bulunması hâlinde karşı tarafa ait her türlü iletişim bilgisini arabuluculuk bürosuna verir. Büro, tarafların resmi kayıtlarda yer alan iletişim bilgilerini araştırmaya da yetkilidir. İlgili kurum ve kuruluşlar, büro tarafından talep edilen bilgi ve belgeleri vermekle yükümlüdür. (8) Taraflara ait iletişim bilgileri, görevlendirilen arabulucuya büro tarafından verilir. Arabulucu bu iletişim bilgilerini esas alır, ihtiyaç duyduğunda kendiliğinden araştırma da yapabilir. Elindeki bilgiler itibarıyla her türlü iletişim vasıtasını kullanarak görevlendirme konusunda tarafları bilgilendirir ve ilk toplantıya davet eder.  Bilgilendirme ve davete ilişkin işlemlerini belgeye bağlar. (9) Arabulucu, görevlendirmeyi yapan büronun yetkili olup olmadığını kendiliğinden dikkate alamaz. Karşı taraf en geç ilk toplantıda, yerleşim yeri ve işin yapıldığı yere ilişkin belgelerini sunmak suretiyle arabuluculuk bürosunun yetkisine itiraz edebilir. Bu durumda arabulucu, dosyayı derhâl ilgili sulh hukuk mahkemesine gönderilmek üzere büroya teslim eder. Mahkeme, harç alınmaksızın dosya üzerinden yapacağı inceleme sonunda yetkili büroyu kesin olarak karara bağlar ve dosyayı büroya iade eder. Mahkeme kararı büro tarafından 11/2/1959 tarihli ve 7201 sayılı Tebligat Kanunu hükümleri uyarınca taraflara tebliğ edilir. Yetki itirazının reddi durumunda aynı arabulucu yeniden görevlendirilir ve onuncu fıkrada belirtilen süreler yeni görevlendirme tarihinden başlar. Yetki itirazının kabulü durumunda ise kararın tebliğinden itibaren bir hafta içinde yetkili büroya başvurulabilir. Bu takdirde yetkisiz büroya başvurma tarihi yetkili büroya başvurma tarihi olarak kabul edilir. Yetkili büro, altıncı fıkra uyarınca arabulucu görevlendirir. (10) Arabulucu, yapılan başvuruyu görevlendirildiği tarihten itibaren üç hafta içinde sonuçlandırır. Bu süre zorunlu hâllerde arabulucu tarafından en fazla bir hafta uzatılabilir. (11) Arabulucu, taraflara ulaşılamaması, taraflar katılmadığı için görüşme yapılamaması yahut yapılan görüşmeler sonucunda anlaşmaya varılması veya varılamaması hâllerinde arabuluculuk faaliyetini sona erdirir ve son tutanağı düzenleyerek durumu derhâl arabuluculuk bürosuna bildirir. (12) Taraflardan birinin geçerli bir mazeret göstermeksizin ilk toplantıya katılmaması sebebiyle arabuluculuk faaliyetinin sona ermesi durumunda toplantıya katılmayan taraf, son tutanakta belirtilir ve bu taraf davada kısmen veya tamamen haklı çıksa bile karşı tarafın ödemekle yükümlü olduğu yargılama giderlerinin yarısından sorumlu tutulur. (Değişik ikinci cümle:7/11/2024-7531/28 md.) Ayrıca bu taraf lehine Avukatlık Asgari Ücret Tarifesine göre belirlenen vekâlet ücretinin yarısına hükmedilir. Her iki tarafın da ilk toplantıya katılmaması sebebiyle sona eren arabuluculuk faaliyeti üzerine açılacak davalarda tarafların yaptıkları yargılama giderleri kendi üzerlerinde bırakılır.[1] (13) Tarafların arabuluculuk faaliyeti sonunda anlaşmaları hâlinde, arabuluculuk ücreti, Arabuluculuk Asgari Ücret Tarifesinin eki Arabuluculuk Ücret Tarifesinin İkinci Kısmına göre aksi kararlaştırılmadıkça taraflarca eşit şekilde karşılanır. Bu durumda ücret, Tarifenin Birinci Kısmında belirlenen iki saatlik ücret tutarından az olamaz. İşe iade talebiyle yapılan görüşmelerde tarafların anlaşmaları durumunda, arabulucuya ödenecek ücretin belirlenmesinde işçiye işe başlatılmaması hâlinde ödenecek tazminat miktarı ile çalıştırılmadığı süre için ödenecek ücret ve diğer haklarının toplamı, Tarifenin İkinci Kısmı uyarınca üzerinde anlaşılan miktar olarak kabul edilir. (14) Arabuluculuk faaliyeti sonunda taraflara ulaşılamaması, taraflar katılmadığı için görüşme yapılamaması veya iki saatten az süren görüşmeler sonunda tarafların anlaşamamaları hâllerinde, iki saatlik ücret tutarı Tarifenin Birinci Kısmına göre Adalet Bakanlığı bütçesinden ödenir. İki saatten fazla süren görüşmeler sonunda tarafların anlaşamamaları hâlinde ise iki saati aşan kısma ilişkin ücret aksi kararlaştırılmadıkça taraflarca eşit şekilde Tarifenin Birinci Kısmına göre karşılanır. Adalet Bakanlığı bütçesinden ödenen ve taraflarca karşılanan arabuluculuk ücreti, yargılama giderlerinden sayılır. (15)  (İptal : Anayasa Mahkemesinin 3/6/2025 tarihli ve E.:2024/157; K.:2025/121 sayılı Kararı ile.) (16) Bu madde uyarınca arabuluculuk bürosu tarafından yapılması gereken zaruri giderler; arabuluculuk faaliyeti sonunda anlaşmaya varılması hâlinde anlaşma uyarınca taraflarca ödenmek, anlaşmaya varılamaması hâlinde ise ileride haksız çıkacak taraftan tahsil olunmak üzere Adalet Bakanlığı bütçesinden karşılanır. (17) Arabuluculuk bürosuna başvurulmasından son tutanağın düzenlendiği tarihe kadar geçen sürede zamanaşımı durur ve hak düşürücü süre işlemez. (18) Arabuluculuk görüşmelerine taraflar bizzat, kanuni temsilcileri veya avukatları aracılığıyla katılabilirler. İşverenin yazılı belgeyle yetkilendirdiği çalışanı da görüşmelerde işvereni temsil edebilir ve son tutanağı imzalayabilir. (19) Arabuluculuk görüşmeleri, taraflarca aksi kararlaştırılmadıkça, arabulucuyu görevlendiren büronun bağlı bulunduğu adli yargı ilk derece mahkemesi adalet komisyonunun yetki alanı içinde yürütülür. (20) 13/6/1952 tarihli ve 5953 sayılı Basın Mesleğinde Çalışanlarla Çalıştıranlar Arasındaki Münasebetlerin Tanzimi Hakkında Kanunda düzenlenen gazeteci ile 20/4/1967 tarihli ve 854 sayılı Deniz İş Kanununda düzenlenen gemiadamı, bu madde kapsamında işçi sayılır. (21) Bu maddede hüküm bulunmayan hâllerde niteliğine uygun düştüğü ölçüde 7/6/2012 tarihli ve 6325 sayılı Hukuk Uyuşmazlıklarında Arabuluculuk Kanunu hükümleri uygulanır. (22) Arabuluculuğa başvuru usulü, arabulucunun görevlendirilmesi ve arabuluculuk görüşmelerine ilişkin diğer hususlar Adalet Bakanlığınca yürürlüğe konulan yönetmelikle belirlenir. Sosyal Güvenlik Kurumuna başvuru zorunluluğu

Arabulucu, görevlendirildiği tarihten itibaren üç hafta içinde süreci sonuçlandırır; bu süre zorunlu hallerde en fazla bir hafta uzatılabilir. Arabuluculuğa başvuru tarihinden son tutanağın düzenlendiği tarihe kadar geçen sürede zamanaşımı durur ve hak düşürücü süre işlemez. Taraflar arabuluculuk görüşmelerine bizzat, kanuni temsilcileri veya avukatları aracılığıyla katılabilir; işverenin yazılı olarak yetkilendirdiği çalışanı da işvereni temsil edebilir.

Taraflardan biri geçerli bir mazeret göstermeksizin ilk arabuluculuk toplantısına katılmazsa arabuluculuk faaliyeti sona erer. Katılmayan taraf, davada haklı çıksa bile karşı tarafın yargılama giderlerinin yarısından sorumlu tutulur. 7/11/2024 tarihli değişiklikle ayrıca bu taraf lehine Avukatlık Asgari Ücret Tarifesine göre belirlenen vekâlet ücretinin yarısına da hükmedileceği hüküm altına alınmıştır; bu yaptırım 2024 öncesi dönem için uygulanmaz.

Sık Sorulan Sorular

İstifa edersem hiç tazminat alamaz mıyım?

Sıradan bir istifada kıdem ve ihbar tazminatı hakkı kural olarak doğmaz. Ancak ayrılışın sebebi İş Kanunu'nun 24. maddesinde sayılan haklı nedenlerden birine dayanıyorsa işçi kıdem tazminatına tam olarak hak kazanır. Bu nedenle ayrılış kararı vermeden önce yaşanan durumun haklı fesih koşullarını karşılayıp karşılamadığını değerlendirmek büyük önem taşır.

Kıdem tazminatı alabilmek için kaç yıl çalışmış olmam gerekir?

1475 sayılı İş Kanunu'nun 14. maddesi her geçen tam yıl için tazminat ödeneceğini düzenlemekte olup bir yılı doldurmayan çalışma süreleri kıdem tazminatına esas oluşturmaz.

Maaşım geç yatırılıyor, sözleşmemi feshedebilir miyim?

4857 sayılı İş Kanunu'nun 24. maddesinin (II) fıkrasının (e) bendi uyarınca işveren tarafından ücretin kanun hükümleri veya sözleşme şartlarına uygun olarak hesap edilmemesi ya da ödenmemesi işçiye derhal fesih hakkı tanır. Bu durumda işçi sözleşmeyi feshederek kıdem tazminatı talep edebilir.

Haklı fesih hakkımı ne zaman kullanmam gerekir?

Ahlak ve iyi niyet kurallarına aykırılık oluşturan hallere dayanan fesih hakkı, söz konusu davranışın öğrenildiği günden itibaren altı iş günü içinde kullanılmalıdır. Her hâlde fiilin gerçekleşmesinden itibaren bir yıl geçtikten sonra bu hak kullanılamaz. İş Kanunu'nun 26. maddesi, kanuni süre içinde fesih yapan tarafın tazminat haklarını saklı tutmaktadır.

Mobbing gerekçesiyle işten ayrılırsam tazminat alabilir miyim?

İş yerinde sistematik psikolojik baskı ve mobbinge maruz kalan işçi, sözleşmeyi haklı nedenle feshederek kıdem tazminatı talep edebilir. Bir eylemin mobbing sayılabilmesi için işçinin hedef alınması, belirli bir süreye yayılması ve sistematik bir hal alması gerekir. Türk Borçlar Kanunu'nun 417. maddesi işverene işçinin kişiliğini koruma ve psikolojik tacizi önleme yükümlülüğü yükler; bu yükümlülüğün ihlali halinde koşulları oluşmuşsa ayrıca manevi tazminat da istenebilir.

Haklı fesih bildirimi nasıl yapılmalıdır?

Haklı fesih iradesinin ve feshe dayanak olan olayların açıkça belirtildiği yazılı bir bildirim yapılmalıdır. Bu bildirimin işverene ulaştığının ispatlanabilmesi için noter gibi güvenli bir yol tercih edilmesi önerilir; ancak noter aracılığıyla tebliğ kanunen zorunlu bir geçerlilik şartı değildir. Yazılı bildirim yapılmadan iş yerinden ayrılmak, feshi istifa olarak değerlendirmeye ve tazminat hakkının yitirilmesine yol açabilir.

Kullanmadığım yıllık izinlerin ücreti ödenir mi?

4857 sayılı İş Kanunu'nun 59. maddesi uyarınca iş sözleşmesi sona erdiğinde kullanılmamış yıllık izin sürelerine ait ücret, sözleşmenin sona erdiği tarihteki ücret üzerinden işçiye ödenmek zorundadır.

Bordromdaki ücret gerçek maaşımı yansıtmıyor; tazminat hesabım etkilenir mi?

Tazminat hesabının doğru temele oturması için gerçek ücretin ispatlanması gerekir. Banka hesap kayıtları, mesajlaşma yazışmaları, tanık beyanları veya iş yerindeki diğer çalışanların ücretleri bu amaçla delil olarak kullanılabilir.

Dava açmadan önce arabulucuya gitmek zorunda mıyım?

Evet. 7036 sayılı İş Mahkemeleri Kanunu'nun 3. maddesi uyarınca işçilik alacakları ve tazminat taleplerini içeren uyuşmazlıklarda iş mahkemesinde dava açılmadan önce zorunlu arabuluculuğa başvurulması bir dava şartıdır. Son tutanaksız dava açıldığında mahkeme önce ihtarlı bir süreç işletir; arabulucuya hiç başvurulmadan dava açıldığının anlaşılması halinde ise doğrudan usulden ret kararı verilir. İş kazası veya meslek hastalığından kaynaklanan tazminat davalarında bu zorunluluk uygulanmaz.

Hukuki uyarı: Bu içerik genel bilgilendirme amacı taşır; somut olay değerlendirmesi için avukata başvurulmalıdır.

Hazırlayan: Av. Erdal Ersoy

Avukat Erdal Ersoyİletişim ve randevu