İş Sözleşmesi Devam Ederken İmzalanan İbranamenin Geçersizliği

by Avukat Erdal Ersoy
İş Sözleşmesi Devam Ederken İmzalanan İbranamenin Geçersizliği

İş sözleşmesi devam ederken işçiden alınan ibraname, 01.07.2012 tarihinden önce yürürlükte olan Yargıtay içtihadında geçersiz kabul edilmektedir. Bu tutumun gerekçesi, iş ilişkisinin sürdüğü dönemde işçinin işverene bağımlı durumda bulunması ve alacaklarına kavuşabilmek ya da işini koruyabilmek amacıyla kendi iradesi dışında ibra sözleşmesi imzalamaya yönelmesinin mümkün olmasıdır. 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun yürürlüğe girdiği 01.07.2012 tarihinden sonra düzenlenen ibra belgelerinde ise Kanun'un 420. maddesinde öngörülen yasal geçerlilik koşullarının bulunması gerekmektedir.

6098 sayılı TÜRK BORÇLAR KANUNU m. 420Kaynağı aç
MADDE 420- Hizmet sözleşmelerine sadece işçi aleyhine konulan ceza koşulu geçersizdir. İşçinin işverenden alacağına ilişkin ibra sözleşmesinin yazılı olması, ibra tarihi itibarıyla sözleşmenin sona ermesinden başlayarak en az bir aylık sürenin geçmiş bulunması, ibra konusu alacağın türünün ve miktarının açıkça belirtilmesi, ödemenin hak tutarına nazaran noksansız ve banka aracılığıyla yapılması şarttır. Bu unsurları taşımayan ibra sözleşmeleri veya ibraname kesin olarak hükümsüzdür. Hakkın gerçek tutarda ödendiğini ihtiva etmeyen ibra sözleşmeleri veya ibra beyanını muhtevi diğer ödeme belgeleri, içerdikleri miktarla sınırlı olarak makbuz hükmündedir. Bu hâlde dahi, ödemelerin banka aracılığıyla yapılmış olması zorunludur. İkinci ve üçüncü fıkra hükümleri, destekten yoksun kalanlar ile işçinin diğer yakınlarının isteyebilecekleri dâhil, hizmet sözleşmesinden doğan bütün tazminat alacaklarına da uygulanır. VI. Tatil ve izinler 1. Hafta tatili ve iş arama izni
Yargıtay 22. Hukuk Dairesi, E. 2017/30434, K. 2020/8780Kaynağı aç
(Kapatılan)22. Hukuk Dairesi         2017/30434 E.  ,  2020/8780 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ:İş Mahkemesi DAVA TÜRÜ: ALACAK Taraflar arasında görülen dava sonucunda verilen kararın, temyizen incelenmesi taraf vekillerince istenilmekle, temyiz taleplerinin süresinde olduğu anlaşıldı. Dava dosyası için Tetkik Hakimi … tarafından düzenlenen rapor dinlendikten sonra dosya incelendi, gereği konuşulup düşünüldü: Y A R G I T A Y K A R A R I Davacı İsteminin Özeti: Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; müvekkilinin davalı işyerinde gümrük takip işlerinde çalıştığını, 29.09.2013 tarihinde iş akdinin gerekçe gösterilmeden fesih edildiğini öne sürerek fark kıdem ve ihbar tazminatı ile fazla mesai ve yıllık izin ücret alacaklarının davalıdan tahsiline karar verilmesini talep etmiştir. Davalı Cevabının Özeti: Davalı vekili cevap dilekçesinde; davacının çalışmaların kesintisiz olmadığını, ibra belgesi alındığını, davacıya tüm çalışma dönemi toplamına tekabül eden kıdem ve ihbar tazminatının tamamen ödendiğini, fazla çalışması olmadığını, ibra belgelerinde tüm yasal haklarını aldığını işvereni ibra ettiğini imzasıyla kabul ve ikrar ettiğini, ihtirazı kayıt şerhi düşmediğini ayrıca yıllık izin ücretlerinin de ödendiğini savunarak davanın reddini istemiştir. Mahkeme Kararının Özeti: Mahkemece, yıllık izin ücret talebinin reddiyle davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir. Temyiz: Kararı taraf vekilleri temyiz etmiştir. Gerekçe: 1-Dosyadaki yazılara toplanan delillerle kararın dayandığı kanuni gerektirici sebeplere göre, davalının tüm, davacının aşağıdaki bentlerin dışında kalan sair temyiz itirazları yerinde görülmemiştir. 2-Taraflar arasında düzenlenen ibranamelerin geçerli olup olmadığı ve bu dönem çalışma nedeniyle doğan alacakların tasfiye edilip edilmediği konusunda uyuşmazlık bulunmaktadır. Türk Hukukunda ibra sözleşmesi 01.07.2012 tarihinde yürürlüğe giren 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu’nda düzenlenmiş olup, kabul edilen Yasanın 132 inci maddesinde “Borcu doğuran işlem kanunen veya taraflarca belli bir şekle bağlı tutulmuş olsa bile borç, tarafların şekle bağlı olmaksızın yapacakları ibra sözleşmesiyle tamamen veya kısmen ortadan kaldırılabilir” şeklinde kurala yer verilmiştir.İş ilişkisinde borcun ibra yoluyla sona ermesi ise 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu’nun 420. maddesinde öngörülmüştür. Sözü edilen hükme göre, işçinin işverenden alacağına ilişkin ibra sözleşmesinin yazılı olması, ibra tarihi itibarıyla sözleşmenin sona ermesinden başlayarak en az bir aylık sürenin geçmiş bulunması, ibra konusu alacağın türünün ve miktarının açıkça belirtilmesi, ödemenin hak tutarına nazaran noksansız ve banka aracılığıyla yapılması şarttır. Bu unsurları taşımayan ibra sözleşmeleri veya ibraname kesin olarak hükümsüzdür. Hakkın gerçek tutarda ödendiğini ihtiva etmeyen ibra sözleşmeleri veya ibra beyanını muhtevi diğer ödeme belgeleri, içerdikleri miktarla sınırlı olarak makbuz hükmündedir. Bu hâlde dahi, ödemelerin banka aracılığıyla yapılmış olması gerekir.6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu’nun 420. maddesinde, iş sözleşmesinin sona ermesinden itibaren bir ay içinde yapılan ibra sözleşmelerine geçerlilik tanınmayacağı bildirilmiştir. Aynı maddede, alacağın bir kısmının ödenmesi şartına bağlı ibra sözleşmelerinin (ivazlı ibra), ancak ödemenin banka kanalıyla yapılmış olması halinde geçerli olacağı öngörülmüştür. 4857 sayılı Kanun'un 19. maddesinde, feshe itiraz bakımından bir aylık hak düşürücü süre öngörülmüş olmakla, feshi izleyen bir ay içinde işçinin işe iade davası açma hakkı bulunmaktadır. Bu noktada feshi izleyen bir aylık süre, işçinin eski işine dönüp dönmeyeceğinin tespiti bakımından önemlidir. O halde feshi izleyen bir aylık sürede işverenin olası baskılarını azaltmak, iş güvencesinin sağlanması için de gereklidir. Geçerli ve haklı neden iddialarına dayanan fesihlerde dahi ibraname düzenlenmesi için feshi izleyen bir aylık sürenin beklenmesi gerekir. Bir aylık bekleme süresi kısmi ibra açısından işçinin bir kısım işçilik alacaklarının ödenmesinin bir ay süreyle gecikmesi anlamına gelse de temelde işçi yararına bir durumdur. Hemen belirtelim ki bir aylık bekleme süresi ibra sözleşmelerinin düzenlenme zamanı ile ilgili olup ifayı ilgilendiren bir durum değildir. Başka bir anlatımla işçinin fesih ile muaccel hale gelen kıdem tazminatı, ihbar tazminatı ve izin ücreti gibi haklarının ödeme tarihi bir ay süreyle ertelenmiş değildir.6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu’nun değinilen maddesinde, işverence yapılacak olan ödemelerin banka yoluyla yapılması zorunluluğunun getirilmesi, ibranamenin geçerliliği noktasında sonuca etkilidir. Ancak banka dışı yollarla yapılan ödemelerde de borç ibra yerine tamamen veya kısmen ifa yoluyla sona ermiş olur.Sözü edilen yasal düzenleme, sadece işçinin alacaklı olduğu durumlar için işçi yararına kısıtlamalar öngörmektedir. İşverenin cezai şart ve eğitim gideri talep ettiği yine işçinin vermiş olduğu zararın tazminine dair uygulamalarda ve hatta sebepsiz zenginleşme hükümleri çerçevesinde işçinin işverene borçlu olduğu durumlarda, taraflar, herhangi bir sınırlamaya tabi olmaksızın işçinin borçlarını ibra yoluyla sona erdirebilirler. Değinilen maddenin ikinci ve üçüncü fıkra hükümleri, destekten yoksun kalanlar ile işçinin diğer yakınlarının isteyebilecekleri tazminat ve alacaklar dâhil, hizmet sözleşmesinden doğan bütün haklar yönünden uygulanır.6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu’nun yürürlüğe girdiği 01.07.2012 tarihinden sonra düzenlenen ibra sözleşmeleri için yasal koşulların varlığı aranmalıdır. Ancak 6098 sayılı Borçlar Kanununun yürürlükte olmadığı dönemde imzalanan ibranamenin geçerliliği sorunu, Dairemizin konuyla ilgili ilkeleri çerçevesinde değerlendirilmelidir. İbranamenin feshi izleyen bir aylık süre içinde düzenlenmesi ve ödemelerin banka kanalıyla yapılmamış oluşu 01.07.2012 tarihinden önce düzenlenen ibra sözleşmeleri için geçersizlik sonucu doğurmaz.İşçi ve işveren arasında işverenin borçlarının sona erdirilmesine yönelik olarak Türk Borçlar Kanunu’nun yürürlülüğü öncesinde yapılan ibra sözleşmeleri yönünden geçersizlik sorunu aşağıdaki ilkeler dahilinde değerlendirilmelidir: a)-Dairemizin kökleşmiş içtihatları çerçevesinde, iş ilişkisi devam ederken düzenlenen ibra sözleşmeleri geçersizdir. İşçi bu dönemde tamamen işverene bağımlı durumdadır ve iş güvencesi hükümlerine rağmen iş ilişkisinin devamını sağlamak veya bir kısım işçilik alacaklarına bir an önce kavuşabilmek için iradesi dışında ibra sözleşmesi imzalamaya yönelmesi mümkün olup, Dairemizin kararlılık kazanmış uygulaması bu yöndedir b)-İbranamenin tarih içermemesi ve içeriğinden de fesih tarihinden sonra düzenlendiğinin açıkça anlaşılamaması durumunda ibranameye değer verilemez c)-İbranamenin geçerli olup olmadığı 01.07.2012 tarihine kadar yürürlükte olan 818 sayılı Borçlar Kanununun irade fesadını düzenleyen 23-31. maddeleri yönünden de değerlendirilmelidir. İbra sözleşmesi yapılırken taraflardan birinin esaslı hataya düşmesi, diğer tarafın veya üçüncü şahsın hile ya da korkutmasıyla karşılaşması halinde, ibra iradesinden söz edilemez.Öte yandan 818 sayılı Borçlar Kanununun 21 inci maddesinde sözü edilen aşırı yararlanma (gabin) ölçütünün de ibra sözleşmelerinin geçerliliği noktasında değerlendirilmesi gerekir.İbranamedeki irade fesadı hallerinin, 818 sayılı Borçlar Kanunu'nun 31. maddesinde öngörülen bir yıllık hak düşürücü süre içinde ileri sürülmesi gerekir. Ancak, işe girerken alınan matbu nitelikteki ibranameler bakımından iş ilişkisinin devam ettiği süre içinde bir yıllık süre işlemez.d)-İbra sözleşmesi, varlığı tartışmasız olan bir borcun sona erdirilmesine dair bir yol olmakla, varlığı şüpheli ya da tartışmalı olan borçların ibra yoluyla sona ermesi mümkün değildir. Bu nedenle, işçinin hak kazanmadığı ileri sürülen bir borcun ibraya konu olması düşünülemez. Savunma ve işverenin diğer kayıtları ile çelişen ibra sözleşmelerinin geçersiz olduğu kabul edilmelidir e)-Miktar içeren ibra sözleşmelerinde ise, alacağın tamamen ödenmiş olması durumunda borç ifa yoluyla sona ermiş olur. Buna karşın kısmi ödeme hallerinde, Dairemizin kökleşmiş içtihatlarında ibraya değer verilmemekte ve yapılan ödemenin makbuz hükmünde olduğu kabul edilmektedir f)-Miktar içermeyen ibra sözleşmelerinde ise, geçerlilik sorunu titizlikle ele alınmalıdır. İrade fesadı denetimi yapılmalı ve somut olayın özelliklerine göre ibranamenin geçerliliği konusunda çözümler aranmalıdır g)-Yine, işçinin ibranamede yasal haklarını saklı tuttuğuna dair ihtirazi kayda yer vermesi ibra iradesinin bulunmadığını gösterir h)-İbranamede yer almayan işçilik alacakları bakımından, borcun sona erdiği söylenemez. İbranamede yer alan işçilik alacaklarının bir kısmı yönünden savunma ile çelişkinin varlığı ibranameyi bütünüyle geçersiz kılmaz. Savunma ile çelişmeyen kısımlar yönünden ibra iradesine değer verilmelidir Başka bir anlatımla, bu gibi durumlarda ibranamenin bölünebilir etkisinden söz edilebilir. Bir ibraname bazı alacaklar bakımından makbuz hükmünde sayılırken, bazı işçilik hak ve alacakları bakımından ise çelişki sebebiyle geçersizlikten söz edilebilir. Aynı ibranamede çelişki bulunmayan ve miktar içermeyen kalemler bakımından ise borç ibra yoluyla sona ermiş sayılabilir. İbraname savunması, hakkı ortadan kaldırabilecek itiraz niteliğinde olmakla yargılamanın her aşamasında ileri sürülebilir.Somut olayda; davacı Sosyal Güvenlik Kurumu kayıtlarına göre, 28.04.2005 – 18.04.2008, 11.06.2008 31.03.2012 ile 26.04.2012 – 29.09.2013 tarihleri arasında çalışmış olup 18.04.2008 tarihli ve 27.03.2012 tarihli imzalı ibranamelerde kıdem ve ihbar tazminatının miktar olarak belirtildiği , diğer alacak kalemlerinin miktarının belirtilmediği ve alacakların eksiksiz olarak alındığının beyan edildiği görülmüştür. Mahkemece kıdem ve ihbar tazminatı ile yıllık izin ücreti talepleri yönünden davacının ilk iki dönem çalışmasının tasfiye edildiği gerekçesiyle bu dönemlerin hesaplamada dikkate alınmadan davacının son çalıştığı dönem yönünden hesaplama yapılması gerektiği sonucuna varılmıştır. Sözü edilen çalışma dönemlerinden ilk döneme ilişkin olarak kıdem ve ihbar tazminatı açısından tasfiye kabul edilmesi yerinde olmuş ise de ikinci dönem çalışma dönemi olan 11.06.2008 31.03.2012 tarihleri arasına ilişkin olarak alınan ibranamenin çalışma devam ederken alındığı görüldüğünden bu dönem yönünden tasfiye kabul edilmesi yerinde olmamıştır. Açıklanan nedenler ile mahkemece davacının 11.06.2008 31.03.2012 ile 26.04.2012 – 29.09.2013 tarihleri arasındaki hizmet süresi birleştirilerek ve 18.04.2008 tarihli ibraname ile ödendiği görülen miktarların yasal faizi ile 29.09.2013 tarihinden sonra ödenen kıdem ve ihbar tazminat miktarlarının da mahsup edilerek kıdem ve ihbarı tazminatı hüküm altına alınmalıdır. 3-Taraflar arasındaki diğer bir uyuşmazlık konusu, davacının yıllık izin ücreti alacağı bulunup bulunmadığıdır.4857 sayılı İş Kanunu'nun 54. maddesinde, yıllık ücretli izine hak kazanmak için gerekli sürenin hesabında, işçinin aynı işverenin bir veya çeşitli işyerlerinde çalıştığı sürelerin birleştirilerek göz önüne alınacağı hükme bağlanmıştır. Bu durumda, işçinin daha önce aynı işverenin bir ya da değişik işyerlerinde geçen hizmetlerinin yıllık izne hak kazanma ve izin süreleri hesabı yönlerinden dikkate alınması gerekir. Bununla birlikte, işçiye önceki feshe bağlı olarak kullanmadığı izin ücretleri tam olarak ödenmişse, bu dönemin sonraki çalışma sürelerine eklenerek izin hesabı mümkün değildir. Önceki çalışma döneminde izin kullandırılmak veya fesihte karşılığı ödenmek suretiyle tasfiye edilmeyen çalışma süreleri, aynı işverenin bir ya da değişik işyerlerindeki çalışmalara eklenir. İşçinin aralıklı olarak aynı işverene ait işyerinde çalışması halinde, önceki dönemin kıdem tazminatı ödenerek feshedilmiş olması, izin yönünden sürelerin birleştirilmesine engel oluşturmaz. Yine, önceki çalışılan sürede bir yılı doldurmadığı için izne hak kazanılmayan süreler de, işçinin aynı işverene ait işyeri ya da işyerlerindeki sonraki çalışmalarına eklenerek yıllık izin hakkı belirlenmelidir.Mahkemece kıdem tazminatı ödenmek sureti ile tasfiye edilen hizmet sürelerinin, yıllık izin süresinin hesabında dikkate alınmaması gerektiği, davacının son çalıştığı dönem 26.04.2012-29.09.2013(521gün 1yıl 5ay 6gün) olduğundan 14 gün yıllık ücretli izin hakkı bulunduğu, 01.07.2013 (6gün),29.01.2013(3gün),09.07.2012 (6gün),06.09.2013 (1gün) Toplam 16 gün yıllık izinlerini kullanıldığının işverence yıllık izin formlarıyla ispat edildiğinden yıllık izin ücreti alacağının bulunmadığı sonucuna varılmıştır. Ancak yukarı bentte açıklandığı üzere ibranamelerde kıdem ve ihbar tazminatı dışındaki yıllık izin ücreti de dahil diğer tüm alacaklar yönünden miktar belirtilmemiş olduğundan yıllık izin hesabı yönünden tasfiye kabul edilmeyerek davacının her üç dönem çalışması birleştirilerek davacının tüm toplam hizmet süresince hak kazandığı yıllık izin süresi belirlenerek sonuca gidilmelidir. Hatalı değerlendirme ile yazılı şekilde karar verilmesi bozma sebebidir. 4- Davacının ücret seviyesi de taraflar arasında ayrı bir uyuşmazlık konusudur. 4857 sayılı İş Kanununda 32. maddenin ilk fıkrasında, genel anlamda ücret, bir kimseye bir iş karşılığında işveren veya üçüncü kişiler tarafından sağlanan ve para ile ödenen tutar olarak tanımlanmıştır.Ücret kural olarak dönemsel (periyodik) bir ödemedir. Kanunun kabul ettiği sınırlar içinde tarafların sözleşme ile tespit ettiği belirli ve sabit aralıklı zaman dilimlerine; dönemlere uyularak ödenmelidir. 4857 sayılı İş Kanunu'nun 32. maddesinde bu süre en çok bir ay olarak belirtilmiştir. İş sözleşmesinin tarafları, asgari ücretin altında kalmamak kaydıyla sözleşme özgürlüğü çerçevesinde ücretin miktarını serbestçe kararlaştırabilirler. İş sözleşmesinde ücretin miktarının açıkça belirtilmemiş olması taraflar arasında iş sözleşmesinin bulunmadığı anlamına gelmez. Böyle bir durumda dahi ücret, Borçlar Kanunun 323. maddesinin 2. fıkrasına göre tespit olunmalıdır. İş sözleşmesinde ücretin kararlaştırılmadığı hallerde ücretin miktarı, işçinin kişisel özellikleri, işyerindeki ya da meslekteki kıdemi, meslek unvanı, yapılan işin niteliği, iş sözleşmesinin türü, işyerinin özellikleri, emsal işçiler o işyerinde ya da başka işyerlerinde ödenen ücretler, örf ve adetler göz önünde tutularak belirlenir. 4857 sayılı İş Kanunu'nun 8. maddesinde, işçi ile işveren arasında yazılı iş sözleşmesi yapılmayan hallerde en geç iki ay içinde işçiye çalışma koşullarını temel ücret ve varsa eklerini, ücret ödeme zamanını belirten bir belgenin verilmesi zorunlu tutulmuştur. Aynı yasanın 37. maddesinde, işçi ücretlerinin işyerinde ödenmesi ya da banka hesabına yatırılması hallerinde ücret hesap pusulası türünde bir belgenin işçiye verilmesinin zorunlu olduğu hükme bağlanmıştır. Usulünce düzenlenmiş olan bu tür belgeler, işçinin ücreti noktasında işverenden sadır olan yazılı delil niteliğindedir. Kişi kendi muvazaasına dayanamayacağından, belgenin muvazaalı biçimde işçinin isteği üzerine verildiği iddiası işverence ileri sürülemez. Ancak böyle bir husus ileri sürülsün ya da sürülmesin, muvazaa olgusunun mahkemece resen araştırılması gerekmekle, mahkemenin belgeye değer vermeden önce muvazaa şüphesini ortadan kaldırması ve kendiliğinden gerekli araştırmaya gitmesi gerekir. Çalışma belgesinde yer alan bilgilerin gerçek dışı olmasının da yaptırıma bağlanmış olması, belgenin ispat gücünü arttıran bir durumdur. Asıl sorun, yasal yükümlülüğe ve cezai yaptırıma rağmen 8. ve 37. madde hükümlerine aykırı şekilde belgelerin hiç verilmemesi noktasında ortaya çıkar. Kural olarak ücretin miktarı ve ekleri gibi konularda ispat yükü işçidedir. Ancak bu noktada, 4857 sayılı İş Kanunu'nun 8. ve 37. maddelerinin işverene bu konuda bazı yükümlülükler de göz ardı edilmemelidir. Bahsi geçen kurallar, İş sözleşmesinin taraflarının ispat yükümüne yardımcı nitelikte olduğu gibi, çalışma yaşamındaki kayıt dışılığı önlenmesi amacına da hizmet etmektedir. Bu yönde belgenin verilmiş olması ispat açısından işveren lehine olmakla birlikte, belgenin düzenlenerek işçiye verilmemiş oluşu, işçinin ücret, sigorta pirimi, çalışma koşulları ve benzeri konularda yasal güvencelerini zedeleyebilecek durumdadır. Çalışma belgesi ile ücret hesap pusulasının düzenlenerek işçiye verilmiş olması, iş yargısını ağırlıklı olarak meşgul eden, işe giriş tarihi, ücret, ücretin ekleri ve çalışma koşullarının belirlenmesi bakımından da önemli kolaylıklar sağlayacaktır. Bu bakımdan ücretin ispatı noktasında taraflar delillerinin değerlendirilmesi sırasında, işverence düzenlenmesi gereken bu tür belgelerin düzenlenmiş olup olmamasının da gözetilmesi gerekir.Çalışma yaşamında daha az vergi ya da sigorta primi ödenmesi amacıyla zaman zaman, iş sözleşmesi veya ücret bordrolarında gösterilen ücretlerin gerçeği yansıtmadığı görülmektedir. Bu durumda gerçek ücretin tespiti önem kazanır. İşçinin kıdemi, meslek unvanı, fiilen yaptığı iş, işyerinin özellikleri ve emsal işçilere ödenen ücretler gibi hususlar dikkate alındığında imzalı bordrolarda yer alan ücretin gerçeği yansıtmadığı şüphesi ortaya çıktığında, bu konuda tanık beyanları gözetilmeli ve işçinin meslekte geçirdiği süre, işyerinde çalıştığı tarihler, meslek unvanı ve fiilen yaptığı iş bildirilerek sendikalarla, ilgili işçi ve işveren kuruluşlarından emsal ücretin ne olabileceği araştırılmalı ve tüm deliller birlikte değerlendirilerek bir sonuca gidilmelidir. Somut olayda, davacı davalı iş yerinde gümrük takip işlerinde çalıştığını ve net 2500,00 TL ücret aldığını ancak kayıtlarda asgari ücret olarak gösterildiğini iddia etmiş, davalı ise davacının ofis boy olarak asgari ücretle çalıştığını savunmuştur. Davacı tanıkları davacıyla birlikte aynı iş yerinde çalıştıklarını , davacının liman operasyon sorumlusu olduğunu ve 2500 TL ücretle çalıştığını beyan etmiş, davalı tanıkları ise davacının ofis boy olarak evrak getir götür işlerini yaptığını ve asgari ücretle çalıştığını beyan etmiştir. Mahkemece Sosyal İş sendikasından yapılan ücret araştırmasında liman operasyon sorumlusunun alabileceği ücret sorulmuş olup aylık net 2500,00-2750,00 TL, gümrük müşavirleri derneğine ise ofis boy olarak çalışan işçinin alabileceği ücret olarak sorulmuş olup azami 1500 TL ücret alabileceği bildirilmiştir. Mahkemece hükme esas alınan bilirkişi raporunda 1500,00 TL net ücret üzerinden hesaplamalar yapılmıştır. Davacının sendikalı bir işçi olduğuna dair dosya içerisinde bilgi olmadığı gibi iş yeri kayıtlarının bir kısmında ( iş sözleşmesi, yıllık izin belgeleri) davacının görevinin liman operasyon sorumlusu olarak yazılı olduğu görüldüğünden mahkemece yapılan ücret araştırmasının yeterli olmadığı anlaşılmıştır. İş yeri kayıtları ve davacı tanık beyanlarına göre davacının gümrük takip işlerinde liman operasyon sorumlusu olarak çalıştığı kanaatine ulaşıldığından yapılacak emsal ücret araştırmasında davacının liman operasyon sorumlusu olduğu ve sendikalı olarak çalışmadığı hususu belirtilmelidir. Buna göre davacının ücretinin, yaptığı iş, meslekte geçirdiği süre, işyerinde çalıştığı tarihler bildirilerek, ilgili işçi ve işveren kuruluşlarından emsal ücretin ne olabileceği sorulmalı; Türkiye İstatistik Kurumu'nun resmi internet sitesindeki “kazanç bilgisi sorgulama” kısmındaki bilgiler ve tanık beyanı da birlikte değerlendirilerek, davacının ücret seviyesi hakkında yeniden karar verilmelidir. Eksik inceleme ile hüküm kurulması hatalı olmuştur.Mahkemece bu hususlar gözetilmeden yazılı şekilde karar verilmesi bozmayı gerektirmiştir.SONUÇ: Temyiz olunan kararın, yukarıda yazılı sebeplerden dolayı BOZULMASINA, peşin alınan temyiz harcının istek halinde ilgililere iadesine, 06.07.2020 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.
Yargıtay 9. Hukuk Dairesi, E. 2019/4990, K. 2021/2589Kaynağı aç
9. Hukuk Dairesi         2019/4990 E.  ,  2021/2589 K. "İçtihat Metni" BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ:…31. Hukuk Dairesi DAVA TÜRÜ: ALACAK Taraflar arasında görülen dava sonucunda verilen karar, süresi içinde duruşmalı olarak davalı vekili tarafından temyiz edilmiş ise de; 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 369. maddesi gereğince duruşma isteğinin miktardan reddine ve incelemenin dosya üzerinden yapılmasına karar verildikten sonra Tetkik Hakimi tarafından düzenlenen rapor sunuldu, dosya incelendi, gereği konuşulup düşünüldü: Y A R G I T A Y K A R A R I Davacı İsteminin Özeti: Davacı vekili, davacının davalıya ait işyerinde 01.11.1993-07.09.2015 tarihleri arasında çuval makine operatörü olarak çalıştığını, iş sözleşmesinin işveren tarafından haksız şekilde feshedildiğini, davalı şirketin faaliyetlerini sürdürürken az sayıda nir işçi grubunu kendi bünyesinde tutup, bu sayıdan çok fazla sayıda işçiyi ise muvazaalı olarak aynı bina içinde yaklaşık 70 kadar taşeron işveren nezdinde göstererek faaliyetlerine devam ettiğini, taşeron işverenler ile davalı arasındaki ilişkinin muvazaalı olması sebebiyle davacının başından beri davalının işçisi olarak kabul edileceğini ve talep edilen alacaklardan davalının sorumlu olduğunu, davalı işyerinde fazla çalışma yapıldığını, ayda iki hafta tatilinde çalışıldığını, dini bayramlar hariç ulusal bayram ve genel tatil günlerinde çalışmaya devam edildiğini, bu çalışmalar nedeniyle hak kazanılan ücret alacaklarının ödenmediğini, yıllık izinlerinin kanuna uygun şekilde kullandırılmadığını ileri sürerek kıdem ve ihbar tazminatı, fazla çalışma ücreti, ulusal bayram ve genel tatil ücreti, fazla çalışma ücreti, yıllık izin ücreti alacaklarının hüküm altına alınmasını talep etmiştir. Davalı Cevabının Özeti:Davalı vekili, davacının taleplerinin zamanaşımına uğradığını, davacının müvekkil şirket çalışanı olmadığını, müvekkili şirketin ticari kapasiteleri gereği yurt içi ve yurt dışı bir çok firma ile ilişkilerinin olduğunu ve bu ilişkilin alt işveren-asıl işveren ilişkisi kurulduğu anlamına gelmediğini, davanın husumet nedeniyle reddi gerektiğini, ayrıca fesih esnasında davacıya kıdem tazminatı, kullanılmayan yıllık izin ücreti alacağı, ücret alacaklarının da ödendiğini ileri sürerek, davanın reddini talep etmiştir. İlk Derece Mahkemesi Kararının Özeti: İlk Derece Mahkemesince, toplanan kanıtlar ve bilirkişi raporuna dayanılarak, davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir. İstinaf Başvurusu : İlk Derece Mahkemesinin kararına karşı, davalı vekili istinaf başvurusunda bulunmuştur. Bölge Adliye Mahkemesi Kararının Özeti: Bölge Adliye Mahkemesince, İlk Derece Mahkemesi kararının usul ve esas yönünden hukuka uygun olduğu gerekçesiyle, istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiştir. Temyiz Başvurusu: Kararı, davalı vekili temyiz etmiştir. Gerekçe: 1-Dosyadaki yazılara, belgelere ve tüm dosya kapsamına göre; davalının aşağıdaki bendin kapsamı dışında kalan temyiz itirazları yerinde değildir. 2-Taraflar arasında düzenlenen ibranamenin geçerliliği konusunda da uyuşmazlık bulunmaktadır. Türk Hukukunda ibra sözleşmesi 01.07.2012 tarihinde yürürlüğe giren 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu’nda düzenlenmiş olup, kabul edilen Yasanın 132'nci maddesinde “Borcu doğuran işlem kanunen veya taraflarca belli bir şekle bağlı tutulmuş olsa bile borç, tarafların şekle bağlı olmaksızın yapacakları ibra sözleşmesiyle tamamen veya kısmen ortadan kaldırılabilir” şeklinde kurala yer verilmiştir. İş ilişkisinde borcun ibra yoluyla sona ermesi ise 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu’nun 420'inci maddesinde öngörülmüştür. Sözü edilen hükme göre, işçinin işverenden alacağına ilişkin ibra sözleşmesinin yazılı olması, ibra tarihi itibarıyla sözleşmenin sona ermesinden başlayarak en az bir aylık sürenin geçmiş bulunması, ibra konusu alacağın türünün ve miktarının açıkça belirtilmesi, ödemenin hak tutarına nazaran noksansız ve banka aracılığıyla yapılması şarttır. Bu unsurları taşımayan ibra sözleşmeleri veya ibraname kesin olarak hükümsüzdür. Hakkın gerçek tutarda ödendiğini ihtiva etmeyen ibra sözleşmeleri veya ibra beyanını muhtevi diğer ödeme belgeleri, içerdikleri miktarla sınırlı olarak makbuz hükmündedir. Bu hâlde dahi, ödemelerin banka aracılığıyla yapılmış olması gerekir. 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu’nun 420'nci maddesinde, iş sözleşmesinin sona ermesinden itibaren bir ay içinde yapılan ibra sözleşmelerine geçerlilik tanınmayacağı bildirilmiştir. Aynı maddede, alacağın bir kısmının ödenmesi şartına bağlı ibra sözleşmelerinin (ivazlı ibra), ancak ödemenin banka kanalıyla yapılmış olması halinde geçerli olacağı öngörülmüştür. 4857 sayılı İş Kanunu'nun 19'uncu maddesinde, feshe itiraz bakımından bir aylık hak düşürücü süre öngörülmüş olmakla, feshi izleyen bir ay içinde işçinin işe iade davası açma hakkı bulunmaktadır. Bu noktada feshi izleyen bir aylık süre, işçinin eski işine dönüp dönmeyeceğinin tespiti bakımından önemlidir. O halde feshi izleyen bir aylık sürede işverenin olası baskılarını azaltmak, iş güvencesinin sağlanması için de gereklidir. Geçerli ve haklı neden iddialarına dayanan fesihlerde dahi ibraname düzenlenmesi için feshi izleyen bir aylık sürenin beklenmesi gerekir. Bir aylık bekleme süresi kısmi ibra açısından işçinin bir kısım işçilik alacaklarının ödenmesinin bir ay süreyle gecikmesi anlamına gelse de temelde işçi yararına bir durumdur. Hemen belirtelim ki bir aylık bekleme süresi ibra sözleşmelerinin düzenlenme zamanı ile ilgili olup ifayı ilgilendiren bir durum değildir. Başka bir anlatımla işçinin fesih ile muaccel hale gelen kıdem tazminatı, ihbar tazminatı ve izin ücreti gibi haklarının ödeme tarihi bir ay süreyle ertelenmiş değildir.6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu’nun değinilen maddesinde, işverence yapılacak olan ödemelerin banka yoluyla yapılması zorunluluğunun getirilmesi, ibranamenin geçerliliği noktasında sonuca etkilidir. Ancak banka dışı yollarla yapılan ödemelerde de borç ibra yerine tamamen veya kısmen ifa yoluyla sona ermiş olur.Sözü edilen yasal düzenleme, sadece işçinin alacaklı olduğu durumlar için işçi yararına kısıtlamalar öngörmektedir. İşverenin cezai şart ve eğitim gideri talep ettiği yine işçinin vermiş olduğu zararın tazminine dair uygulamalarda ve hatta sebepsiz zenginleşme hükümleri çerçevesinde işçinin işverene borçlu olduğu durumlarda, taraflar, herhangi bir sınırlamaya tabi olmaksızın işçinin borçlarını ibra yoluyla sona erdirebilirler.Değinilen maddenin ikinci ve üçüncü fıkra hükümleri, destekten yoksun kalanlar ile işçinin diğer yakınlarının isteyebilecekleri tazminat ve alacaklar dâhil, hizmet sözleşmesinden doğan bütün haklar yönünden uygulanır.6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu’nun yürürlüğe girdiği 01.07.2012 tarihinden sonra düzenlenen ibra sözleşmeleri için yasal koşulların varlığı aranmalıdır. Ancak 6098 sayılı Borçlar Kanununun yürürlükte olmadığı dönemde imzalanan ibranamenin geçerliliği sorunu, Dairemizin konuyla ilgili ilkeleri çerçevesinde değerlendirilmelidir. İbranamenin feshi izleyen bir aylık süre içinde düzenlenmesi ve ödemelerin banka kanalıyla yapılmamış oluşu 01.07.2012 tarihinden önce düzenlenen ibra sözleşmeleri için geçersizlik sonucu doğurmaz. İşçi ve işveren arasında işverenin borçlarının sona erdirilmesine yönelik olarak Türk Borçlar Kanunu’nun yürürlüğü öncesinde yapılan ibra sözleşmeleri yönünden geçersizlik sorunu aşağıdaki ilkeler dahilinde değerlendirilmelidir: a)Dairemizin kökleşmiş içtihatları çerçevesinde, iş ilişkisi devam ederken düzenlenen ibra sözleşmeleri geçersizdir. İşçi bu dönemde tamamen işverene bağımlı durumdadır ve iş güvencesi hükümlerine rağmen iş ilişkisinin devamını sağlamak veya bir kısım işçilik alacaklarına bir an önce kavuşabilmek için iradesi dışında ibra sözleşmesi imzalamaya yönelmesi mümkün olup, Dairemizin kararlılık kazanmış uygulaması bu yöndedir. b)İbranamenin tarih içermemesi ve içeriğinden de fesih tarihinden sonra düzenlendiğinin açıkça anlaşılamaması durumunda ibranameye değer verilemez. c)İbranamenin geçerli olup olmadığı 01.07.2012 tarihine kadar yürürlükte olan 818 sayılı Borçlar Kanununun irade fesadını düzenleyen 23-31. maddeleri yönünden de değerlendirilmelidir. İbra sözleşmesi yapılırken taraflardan birinin esaslı hataya düşmesi, diğer tarafın veya üçüncü şahsın hile ya da korkutmasıyla karşılaşması halinde, ibra iradesinden söz edilemez.Öte yandan 818 sayılı Borçlar Kanunu'nun 21'inci maddesinde sözü edilen aşırı yararlanma (gabin) ölçütünün de ibra sözleşmelerinin geçerliliği noktasında değerlendirilmesi gerekir.İbranamedeki irade fesadı hallerinin, 818 sayılı Borçlar Kanunu'nun 31'inci maddesinde öngörülen bir yıllık hak düşürücü süre içinde ileri sürülmesi gerekir. Ancak, işe girerken alınan matbu nitelikteki ibranameler bakımından iş ilişkisinin devam ettiği süre içinde bir yıllık süre işlemez. d)İbra sözleşmesi, varlığı tartışmasız olan bir borcun sona erdirilmesine dair bir yol olmakla, varlığı şüpheli ya da tartışmalı olan borçların ibra yoluyla sona ermesi mümkün değildir. Bu nedenle, işçinin hak kazanmadığı ileri sürülen bir borcun ibraya konu olması düşünülemez. Savunma ve işverenin diğer kayıtları ile çelişen ibra sözleşmelerinin geçersiz olduğu kabul edilmelidir. e)Miktar içeren ibra sözleşmelerinde ise, alacağın tamamen ödenmiş olması durumunda borç ifa yoluyla sona ermiş olur. Buna karşın kısmi ödeme hallerinde, Dairemizin kökleşmiş içtihatlarında ibraya değer verilmemekte ve yapılan ödemenin makbuz hükmünde olduğu kabul edilmektedir. Miktar içeren ibranamenin çalışırken alınmış olması makbuz etkisini ortadan kaldırmaz. f)Miktar içermeyen ibra sözleşmelerinde ise, geçerlilik sorunu titizlikle ele alınmalıdır. İrade fesadı denetimi yapılmalı ve somut olayın özelliklerine göre ibranamenin geçerliliği konusunda çözümler aranmalıdır. Fesihten sonra düzenlenen ve alacak kalemlerinin tek tek sayıldığı ibranamede, irade fesadı haller ileri sürülüp kanıtlanmadığı sürece ibra iradesi geçerli sayılmalıdır (Yargıtay HGK. 21.10.2009 gün, 2009/396 E, 2009/441 K). g)Yine, işçinin ibranamede yasal haklarını saklı tuttuğuna dair ihtirazi kayda yer vermesi ibra iradesinin bulunmadığını gösterir. h)İbranamede yer almayan işçilik alacakları bakımından, borcun sona erdiği söylenemez. İbranamede yer alan işçilik alacaklarının bir kısmı yönünden savunma ile çelişkinin varlığı ibranameyi bütünüyle geçersiz kılmaz. Savunma ile çelişmeyen kısımlar yönünden ibra iradesine değer verilmelidir. Başka bir anlatımla, bu gibi durumlarda ibranamenin bölünebilir etkisinden söz edilebilir. Bir ibraname bazı alacaklar bakımından makbuz hükmünde sayılırken, bazı işçilik hak ve alacakları bakımından ise çelişki sebebiyle geçersizlikten söz edilebilir. Aynı ibranamede çelişki bulunmayan ve miktar içermeyen kalemler bakımından ise borç ibra yoluyla sona ermiş sayılabilir.İbraname savunması, hakkı ortadan kaldırabilecek itiraz niteliğinde olmakla yargılamanın her aşamasında ileri sürülebilir (Yargıtay HGK. 27.1.2010 gün 2009/9-586 E, 2010/31 K. ; Yargıtay 9.HD. 13.7.2010 gün, 2008/33764 E, 2010/23201 K.).Somut uyuşmazlıkta; davalı tarafça cevap dilekçesi ekine davacının imzasını içerir 07.09.2015 tarihli “FERAGAT VE İBRANAME” başlıklı belge ile “İBRANAME” başlıklı ibra eki niteliğinde belge sunulmuş olup; 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu’nun yürürlüğe girdiği 01.07.2012 tarihinden sonra düzenlenen ibra sözleşmeleri için gerekli yasal koşulları içermediğinden geçerli bir ibra mahiyetinde değil ise de, “İBRANAME” başlıklı belgede belirtilen net 3.014,73 TL’lik kıdem tazminatı ödemesi davacının kıdem tazminatı alacağından mahsup edilmiş olup; davacının buna itirazı bulunmadığı gibi; “FERAGAT VE İBRANAME” başlıklı belgede ibra ekinde yer alan ödeme tablosundaki toplam 4.766,23 TL’nin davacının … nolu hesabına yatırıldığı davacı tarafından beyan edildiğinden, söz konusu banka kaydı getirtilmek suretiyle “İBRANAME” başlıklı belgede yer alan net 500,64 TL’lik yıllık izin tahakkukunun ödeneip ödenmediği tespit edilerek, ödendiğinin sabit olması halinde yıllık izin ücreti alacağından mahsubu gerekirken eksik değerlendirme ile hüküm kurulması hatalı olup bozmayı gerektirmiştir. SONUÇ:Temyiz olunan İlk Derece Mahkemesi kararının ve bu karara karşı istinaf başvurusunu esastan reddeden Bölge Adliye Mahkemesi kararının, yukarıda yazılı sebepten dolayı BOZULARAK ORTADAN KALDIRILMASINA, dosyanın kararı veren İlk Derece Mahkemesine, bozma kararının bir örneğinin ise kararı veren Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine, peşin alınan temyiz karar harcının istek halinde ilgililere iadesine, 27.01.2021 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.

Türk Borçlar Kanunu m. 420 Çerçevesinde İbranamenin Geçerlilik Koşulları

6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun 132. maddesinde genel kural olarak borcu doğuran işlem kanunen veya taraflarca belirli bir şekle bağlanmış olsa dahi şekle bağlı olmaksızın yapılacak bir ibra sözleşmesiyle borcun tamamen veya kısmen ortadan kaldırılabileceği öngörülmüştür. Hizmet sözleşmesinden doğan işçi alacaklarında ise TBK m. 420 ile ayrı ve emredici sınırlamalar getirilmiştir.

6098 sayılı TÜRK BORÇLAR KANUNU m. 132Kaynağı aç
MADDE 132- Borcu doğuran işlem kanunen veya taraflarca belli bir şekle bağlı tutulmuş olsa bile borç, tarafların şekle bağlı olmaksızın yapacakları ibra sözleşmesiyle tamamen veya kısmen ortadan kaldırılabilir. C. Yenileme I. Genel olarak

TBK m. 420'nin ikinci fıkrası uyarınca, 01.07.2012 tarihinden sonra düzenlenen ibra sözleşmelerinde işçinin işverenden alacağına ilişkin belgenin geçerli sayılabilmesi için sözleşmenin yazılı olması, ibra tarihi itibarıyla iş sözleşmesinin sona ermesinden başlayarak en az bir aylık sürenin geçmiş bulunması, ibra konusu alacağın türü ile miktarının açıkça belirtilmesi ve ödemenin hak tutarına nazaran noksansız biçimde banka aracılığıyla yapılması şarttır. Kanunda sayılan bu unsurları taşımayan ibra sözleşmeleri veya ibranameler kesin olarak hükümsüzdür.

TBK m. 420'nin aradığı sözleşmenin sona ermesinden başlayarak en az bir aylık sürenin geçmiş bulunması koşulu, iş ilişkisi henüz devam ederken düzenlenen ibra belgelerinin bu yasal süreyi taşıyamayacağını ortaya koymaktadır. Yargıtay 22. Hukuk Dairesi'nin E. 2017/30434, K. 2020/8780 sayılı ilamında da 01.07.2012 tarihinden sonra düzenlenen ibra sözleşmeleri bakımından bu yasal koşulların varlığının aranması gerektiği belirtilmiştir.

01.07.2012 Öncesi Dönemde Düzenlenen İbranamelerin Durumu

01.07.2012 tarihinden önce imzalanan ibra sözleşmelerinin geçerliliği değerlendirilirken TBK m. 420'de getirilen bir aylık bekleme süresi ve banka aracılığıyla ödeme yapılması şartının bulunmaması geçersizlik sonucu doğurmaz. Ancak bu dönemde de iş ilişkisi sürerken düzenlenen ibra sözleşmeleri, Yargıtay'ın yerleşik içtihadında geçersiz kabul edilmektedir. Yargıtay 22. Hukuk Dairesi kendi kökleşmiş uygulamasına dayanarak bu ilkeyi benimsemiş; işçinin bu dönemde işverene bağımlı durumda bulunduğunu ve iş güvencesi hükümlerine karşın iş ilişkisinin devamını sağlamak veya bir kısım alacaklarına kavuşabilmek için iradesi dışında ibra imzalamaya yönelmesinin mümkün olduğunu vurgulamıştır.

Bu dönem bakımından ibranamelerin geçerliliği mülga 818 sayılı Borçlar Kanunu'nun irade bozukluklarını düzenleyen 23 ila 31. maddeleri kapsamında ele alınır. İbra işlemi gerçekleştirilirken taraflardan birinin esaslı hataya düşmesi veya karşı tarafın ya da üçüncü bir kişinin hilesi yahut korkutmasıyla karşılaşması durumunda ibra iradesinin varlığından söz edilemez. Aynı şekilde 818 sayılı Borçlar Kanunu'nun 21. maddesinde düzenlenen aşırı yararlanma (gabin) ölçütünün de denetlenmesi gerekir. İrade bozukluğu iddialarının kural olarak kanunda belirlenen bir yıllık hak düşürücü süre içinde öne sürülmesi aranmakla birlikte, işe girişte alınan matbu ibra belgelerinde iş ilişkisi devam ettiği müddetçe bu bir yıllık süre işlemez.

Geçersiz İbranamenin Makbuz Niteliği ve Ödemelerin Durumu

TBK m. 420'nin üçüncü fıkrası uyarınca, hakkın gerçek tutarda ödendiğini içermeyen ibra sözleşmeleri veya ibra beyanı taşıyan diğer ödeme belgeleri, içerdikleri miktarla sınırlı olarak makbuz hükmündedir. Bu durumda dahi ödemelerin banka aracılığıyla yapılmış olması şarttır. Banka kanalı dışında gerçekleştirilen ödemelerde ise borç ibra yoluyla değil, tamamen veya kısmen ifa yoluyla sona ermiş olur.

01.07.2012 öncesi döneme ilişkin Yargıtay içtihadında miktar içeren ibra sözleşmelerinde alacağın tamamen ödendiği hallerde borcun ifa yoluyla son bulduğu, kısmi ödeme durumunda ise ibraya değer verilmeyip ödemenin makbuz hükmünde kabul edildiği belirtilmektedir. Bu içtihat çerçevesinde miktar içeren ibranamenin iş ilişkisi sürerken alınmış olmasının makbuz etkisini ortadan kaldırmadığı da ayrıca vurgulanmaktadır.

Tarihsiz İbranameler ve Somut İnceleme İlkeleri

01.07.2012 öncesi dönemine ilişkin Yargıtay ilkeleri kapsamında, ibranamenin düzenleme tarihi içermemesi ve belgenin içeriğinden fesih tarihinden sonra tanzim edildiğinin açıkça anlaşılamaması halinde bu belgeye değer verilemeyeceği kabul edilmektedir. Yargıtay 22. Hukuk Dairesi'nin E. 2017/30434, K. 2020/8780 sayılı ilamına konu olan uyuşmazlıkta, belirli bir çalışma dönemi için alınan ibranamenin iş ilişkisi devam ederken düzenlendiği tespit edilmiş; söz konusu dönem yönünden tasfiye kabul edilmesi yerinde görülmeyerek yerel mahkeme kararı bozulmuştur.

İbranamenin Kapsamı, Bölünebilirliği ve Savunmayla Çelişki

01.07.2012 öncesi dönemine ait Yargıtay içtihadı çerçevesinde, ibranamede açıkça sayılmayan işçilik alacakları yönünden borcun sona erdiği söylenemez. Belgede yer alan alacak kalemlerinin bir kısmı yönünden işverenin savunması veya kayıtlarıyla çelişki bulunması belgenin bütünüyle geçersiz kılınmasını gerektirmez; savunmayla çelişmeyen kısımlar bakımından ibra iradesine değer verilmelidir. Öte yandan varlığı şüpheli ya da tartışmalı borçların ibra yoluyla sonlandırılması mümkün değildir ve savunma ile işverenin diğer kayıtlarıyla çelişen ibra sözleşmelerinin geçersiz olduğu kabul edilmelidir. Ayrıca işçinin ibraname metninde yasal haklarını saklı tuttuğuna yönelik ihtirazi kayda yer vermesi ibra iradesinin bulunmadığını gösterir.

TBK m. 420'nin Uygulama Alanı ve Sınırları

TBK m. 420'nin ikinci ve üçüncü fıkralarında yer alan kısıtlamalar yalnızca işçinin alacaklı olduğu durumlar için işçi yararına getirilmiştir. İşverenin işçiden cezai şart, eğitim gideri veya uğradığı zararın tazminini talep ettiği durumlarda ya da sebepsiz zenginleşme hükümleri çerçevesinde işçinin borçlu bulunduğu hallerde, taraflar herhangi bir sınırlamaya tabi olmaksızın işçinin borçlarını ibra yoluyla sona erdirebilirler.

TBK m. 420'nin dördüncü fıkrası uyarınca, maddenin ikinci ve üçüncü fıkra hükümleri destekten yoksun kalanlar ile işçinin diğer yakınlarının isteyebilecekleri dahil olmak üzere hizmet sözleşmesinden doğan bütün tazminat alacaklarına da uygulanır.

İbraname Savunmasının Yargılamadaki Niteliği

İbraname savunması, hakkı ortadan kaldırabilecek itiraz niteliğinde olduğundan yargılamanın her aşamasında ileri sürülebilir.

Sık Sorulan Sorular

İş sözleşmesi sürerken imzalatılan ibraname geçerli midir?

01.07.2012 öncesi dönem için Yargıtay'ın yerleşik içtihadında, iş ilişkisi devam ederken işçinin bağımlılık durumu nedeniyle iradesi dışında belge imzalayabileceği gerekçesiyle bu belgeler geçersiz sayılmaktadır. 01.07.2012 sonrasında yürürlükte olan TBK m. 420 ise ibra sözleşmesinin geçerli olabilmesi için iş sözleşmesinin sona ermesinden itibaren en az bir ay geçmesi dahil çeşitli yasal koşulları aramaktadır; iş ilişkisi sürerken düzenlenen bir belge bu süre koşulunu taşıyamaz.

Geçersiz ibranamede yer alan ödemeler ne şekilde değerlendirilir?

TBK m. 420 kapsamında hakkın gerçek tutarda ödendiğini içermeyen ibra sözleşmeleri veya ibra beyanını taşıyan diğer ödeme belgeleri, içerdikleri miktarla sınırlı olarak makbuz hükmündedir; bu hâlde dahi ödemelerin banka aracılığıyla yapılmış olması zorunludur. Banka dışı yollarla yapılan ödemelerde borç ibra yerine tamamen veya kısmen ifa yoluyla sona ermiş olur.

İbranamede belirtilmeyen işçilik hakları için dava açılabilir mi?

İbranamede açıkça gösterilmeyen veya yer almayan alacak kalemleri bakımından borcun sona erdiği söylenemez ve bu haklar talep edilebilir.

Miktar belirtilmeyen ibranameler geçerli sayılabilir mi?

Miktar içermeyen ibranamelerde geçerlilik sorunu titizlikle ele alınmalı ve irade fesadı denetimi yapılmalıdır. Fesih gerçekleştikten sonra düzenlenen ve alacak kalemlerinin tek tek sayıldığı ibranamelerde irade fesadı halleri ileri sürülüp kanıtlanmadıkça ibra iradesinin geçerli sayılması gerektiği değerlendirilmektedir.

İşçinin ibranameye haklarını saklı tuttuğuna dair not düşmesi ne anlama gelir?

İşçinin yasal haklarını saklı tuttuğuna ilişkin ihtirazi kayıt koyması ibra iradesinin bulunmadığını gösterir ve bu durumda ibraname alacakları ortadan kaldıran bir sonuç doğurmaz.

İşverenin alacakları için de TBK m. 420'deki şartlar aranır mı?

TBK m. 420'deki geçerlilik koşulları yalnızca işçinin alacaklı olduğu hallere ilişkindir. İşverenin cezai şart, eğitim gideri veya tazminat gibi alacakları ile sebepsiz zenginleşme hükümleri kapsamında işçinin borçlu olduğu durumlar bu kısıtlamaların dışında kalmaktadır.

Hukuki uyarı: Bu içerik genel bilgilendirme amacı taşır; somut olay değerlendirmesi için avukata başvurulmalıdır.

Hazırlayan: Av. Erdal Ersoy

Avukat Erdal Ersoyİletişim ve randevu