İş Mahkemesinde Görev ve Yetki Kurallarının Kapsamı

by Avukat Erdal Ersoy
İş Mahkemesinde Görev ve Yetki Kurallarının Kapsamı

İş Mahkemesinin Hukuki Niteliği ve Görev Alanı

İş mahkemesi, iş hukuku uyuşmazlıklarından kaynaklanan alacak, tazminat ve tespit davalarına bakmakla görevli, özel mahkeme niteliğinde bir ilk derece hukuk mahkemesidir.

İş mahkemeleri; 5953 sayılı Kanun kapsamındaki gazeteciler, 854 sayılı Kanun kapsamındaki gemi adamları ile 4857 sayılı İş Kanununa veya 6098 sayılı Türk Borçlar Kanununda düzenlenen hizmet sözleşmelerine tabi çalışanlar ile işveren veya işveren vekilleri arasındaki iş ilişkisinden doğan uyuşmazlıkları karara bağlar. Ayrıca mevzuatta açıkça iş mahkemelerinin görevli kılındığı diğer dava ve işler de bu mahkemelerin görev alanına girer.

7036 sayılı İŞ MAHKEMELERİ KANUNU m. 5Kaynağı aç
MADDE 5- (1) İş mahkemeleri; a) 5953 sayılı Kanuna tabi gazeteciler, 854 sayılı Kanuna tabi gemiadamları, 22/5/2003 tarihli ve 4857 sayılı İş Kanununa veya 11/1/2011 tarihli ve 6098 sayılı Türk Borçlar Kanununun İkinci Kısmının Altıncı Bölümünde düzenlenen hizmet sözleşmelerine tabi işçiler ile işveren veya işveren vekilleri arasında, iş ilişkisi nedeniyle sözleşmeden veya kanundan doğan her türlü hukuk uyuşmazlıklarına, b) İdari para cezalarına itirazlar ile 5510 sayılı Kanunun geçici 4 üncü maddesi kapsamındaki uyuşmazlıklar hariç olmak üzere Sosyal Güvenlik Kurumu veya Türkiye İş Kurumunun taraf olduğu iş ve sosyal güvenlik mevzuatından kaynaklanan uyuşmazlıklara, c) Diğer kanunlarda iş mahkemelerinin görevli olduğu belirtilen uyuşmazlıklara, ilişkin dava ve işlere bakar. Yetki

İşçinin kıdem tazminatı, ihbar tazminatı ve kötüniyet tazminatı alacakları ile ücret, fazla mesai ve yıllık ücretli izin alacaklarına ilişkin davalar iş mahkemesinde görülür. İşe iade davalarında da yargılama yapma görevi iş mahkemelerine aittir.

İş kazasından kaynaklanan maluliyet veya ölüm tazminatı davaları ile yaşlılık aylığına veya emekliliğe hak kazanıldığına ilişkin tespit, hizmet tespiti, maluliyet tespiti ve iş kazasının tespiti davaları iş mahkemesinin görev alanındadır.

Sosyal Güvenlik Kurumu Uyuşmazlıkları ve Özel Durumlar

Sosyal Güvenlik Kurumu veya Türkiye İş Kurumunun taraf olduğu iş ve sosyal güvenlik mevzuatından kaynaklanan davalara bakma görevi kural olarak iş mahkemesine aittir. İdari para cezalarına itirazlar ile 5510 sayılı Kanunun geçici 4 üncü maddesi kapsamındaki uyuşmazlıklar bu kuralın istisnasını oluşturur.

Sosyal Güvenlik Kurumunun prim ve diğer alacaklarının tahsilinde 6183 sayılı Kanunun uygulanmasından doğan uyuşmazlıklarda, 5510 sayılı Kanun uyarınca Kurumun alacaklı biriminin bulunduğu yer iş mahkemesi görevli ve yetkilidir. Bu uyuşmazlıklarda yetkili iş mahkemesine başvurulmuş olması, Kurum alacaklarının takip ve tahsil işlemlerini kendiliğinden durdurmaz.

5510 sayılı SOSYAL SİGORTALAR VE GENEL SAĞLIK SİGORTASI KANUNU m. 88Kaynağı aç
MADDE 88- (Değişik: 17/4/2008-5754/52 md.) 4 üncü maddenin birinci fıkrasının (a) bendinde belirtilen sigortalıları çalıştıran işveren, bir ay içinde çalıştırdığı sigortalıların primlerine esas tutulacak kazançlar toplamı üzerinden bu Kanun gereğince hesaplanacak sigortalı hissesi prim tutarlarını ücretlerinden keserek ve kendisine ait prim tutarlarını da bu tutara ekleyerek en geç Kurumca belirlenecek günün sonuna kadar Kuruma öder. Hak edilen ancak, ödenmemiş olan ücretler üzerinden hesaplanacak primler hakkında da birinci fıkradaki hüküm uygulanır. 60 ıncı maddenin birinci fıkrasının (b), (c), (d) ve (g) bentleri ile aynı maddenin onikinci, onüçüncü ve ondördüncü fıkraları gereği genel sağlık sigortalısı sayılanlar için, her ay otuz tam gün genel sağlık sigortası primi ödenmesi zorunludur. Şu kadar ki, 60 ıncı maddenin birinci fıkrasının (b) bendi kapsamında genel sağlık sigortalısı olanların aynı ay içinde zorunlu sigorta kapsamında prim ödeme gün sayısı bulunması halinde, ayın kalan günleri için isteğe bağlı sigorta gün sayısı kadar genel sağlık sigortası primi ödenir.[160] (Değişik birinci cümle: 20/8/2016-6745/63 md.) 3 üncü maddenin üçüncü fıkrası kapsamına girenler hariç olmak üzere; 4 üncü maddenin birinci fıkrasının (a) bendi kapsamında sigortalı olmakla birlikte, 4857 sayılı Kanunun 13 üncü ve 14 üncü maddelerine göre kısmi süreli veya çağrı üzerine çalışanlar ile ay içerisinde günün bazı saatlerinde çalışıp, çalıştığı saat karşılığında ücret alanlardan (…)161 ay içerisinde sekiz gün ve daha az çalışanlar için eksik günlerine ait genel sağlık sigortası primlerinin otuz güne tamamlanması zorunludur. Bu durumda olan sigortalıların eksik günlerine ilişkin genel sağlık sigortası primleri, 60 ıncı maddenin birinci fıkrasının (c) bendinin (1) numaralı alt bendi veya (g) bendi kapsamında ödenir. Kamu idaresine ait işyerlerinde çalıştırılan sigortalıların iş sözleşmesinin askıda kaldığı aylara ait genel sağlık sigortası primi, 82 nci maddeye göre belirlenen prime esas günlük kazancın alt sınırının 30 günlük tutarı üzerinden ilgili kamu idaresince ödenir. (Ek cümle: 13/2/2011-6111/42 md.) Ancak, kamu idaresine ait işyerinde çalıştırılan sigortalıların iş sözleşmesinin askıda olduğu sürede 4 üncü maddenin birinci fıkrasının (a) ve (b) bentlerine tabi çalışmaları ya da isteğe bağlı sigortalı olmaları halinde bu sigortalılar için belirtilen şekilde çalıştıkları veya isteğe bağlı sigortalı olarak prim ödedikleri sürelerle sınırlı olarak ilgili kamu idaresinden genel sağlık sigortası primi alınmaz. [161] (Değişik beşinci fıkra: 2/1/2017-KHK-681/85 md.; Aynen kabul:1/2/2018-7073/84 md.) 60 ıncı maddenin birinci fıkrasının (c) bendi ile aynı maddenin onikinci, onüçüncü ve ondördüncü fıkraları kapsamına girenler için prim ödeme yükümlülerinin ödeyecekleri genel sağlık sigortası primi; primin tahakkuk ettirileceği ay itibarıyla anılan maddenin birinci fıkrasının (c) bendinin (1) ve (2) numaralı alt bentleri ve onikinci fıkrası ile bakmakla yükümlü oldukları kişiler dahil olmak üzere onüçüncü ve ondördüncü fıkralarında sayılan kişi sayısının üçe bölünmesi suretiyle bulunacak kişi sayısı, aynı maddenin birinci fıkrasının (c) bendinin (3) ila (10) numaralı alt bentlerinde sayılan kişiler için ise kişi sayısı esas alınarak hesaplanır. Ancak 60 ıncı maddenin birinci fıkrasının (c) bendi kapsamındaki kişilerden aynı zamanda anılan fıkranın diğer bentleri kapsamına girerek genel sağlık sigortalısı sayılanlar, bu fıkraya göre tespit edilecek kişi sayısı hesabına dahil edilmez. Ayrıca 60 ıncı maddenin onikinci fıkrasındaki genel sağlık sigortalılığı kapsamında başlayan tedavilerin 67 nci maddenin dördüncü fıkrasında belirtilen süreyi aşması halinde, bir yıla kadar genel sağlık sigortası primleri, 87 nci maddenin birinci fıkrasının (c) bendi gereği ilgili kamu idaresi tarafından ödenmek suretiyle sağlık hizmetlerinden yararlandırılırlar. 87 nci maddenin birinci fıkrasının (b) bendinde belirtilen yükümlüler, her aya ait primlerini takip eden ayda Kurumca belirlenecek günün sonuna kadar Kuruma öderler. Bu kişiler primlerini en fazla 360 günle sınırlı olmak üzere peşin olarak erken ödeyebilir. Erken ödeme halinde erken ödenen her gün için 21/7/1953 tarihli ve 6183 sayılı Amme Alacaklarının Tahsil Usûlü Hakkında Kanunun ek 1 inci maddesine göre erken ödeme indirimi hükümleri uygulanır. Ancak yapılan erken ödeme indirimi, prime esas kazançtan indirilmez. Erken ödemede sigortalılık süresi, sigorta priminin ait olduğu her ayın ilk gününden itibaren, prim ödeme gün sayısına dahil edilir. Erken ödeme yapılan ve prim ödeme gün sayısına dahil edilmeyen sürede isteğe bağlı sigortalılığın sona ermesi halinde, sigortalılık süresinden sayılmayan günlere ait primler ilgililere iade edilir. 4 üncü maddenin birinci fıkrasının (b) bendinin (4) numaralı alt bendine tabi sigortalılar için, genel sağlık sigortası primi ile kısa ve uzun vadeli sigorta kolları primlerini ayrı ayrı veya birlikte tahsil edilecek şekilde prim ödeme tarihlerini veya dönemlerini belirlemeye Kurum yetkilidir. 4 üncü maddenin birinci fıkrasının (b) bendi kapsamında sigortalı sayılanların, her ay için otuz tam gün prim ödemesi zorunludur. 4 üncü maddenin birinci fıkrasının (c) bendinde belirtilen sigortalıları çalıştıran işverenler, çalıştırdığı sigortalıların primlerine esas tutulacak kazançlar toplamı üzerinden bu Kanun gereğince hesaplanacak prim tutarlarını ücretlerinden keserek ve kendisine ait prim tutarlarını da bu tutara ekleyerek, en geç Kurumca belirlenecek günün sonuna kadar Kuruma öderler. 87 nci maddenin birinci fıkrasının (c), (d) ve (g) bentleri ile 60 ıncı maddenin sekizinci ve onuncu fıkralarında belirtilen yükümlüler, her aya ait primleri ilgili ayı takip eden ayın sonuna kadar Kuruma öderler.[162] Kuruma fiilen ödenmeyen prim tutarları, gelir vergisi ve kurumlar vergisi uygulamasında gider yazılamaz. 4 üncü maddenin birinci fıkrasının (b) bendinin (4) numaralı alt bendi kapsamında sigortalı olarak tescil edilmiş olanların prim borçlarını, sattıkları tarımsal ürün bedellerinden borç tutarını geçmemek şartıyla %1 ilâ %5 oranları arasında olmak üzere kesinti yapılmak suretiyle tahsil etmeye Kurum yetkilidir. Prim borçları katma değer vergisi iade alacağından mahsubu suretiyle de ödenebilir. Bu takdirde katma değer vergisi iade hakkı sahibi kendisinin, mal veya hizmet satın aldığı veya iştirak veya ortaklık ilişkisi içinde bulunduğu işverenlerin prim borçları için de mahsup talep edebilir. Bu işverenlerin mahsup talebinde bulundukları ayda muaccel olan prim borçlarının birinci fıkrada belirtilen ödeme sürelerini izleyen onbeş gün içinde mahsup suretiyle ödenmesi halinde, yasal süresi içinde ödendiği kabul edilir. Ancak prim borçlarının katma değer vergisi iade alacağından mahsup suretiyle ödenmesi talebinde bulunulduğu halde, süresinde mahsup edilemeyen veya eksik mahsup edilen prim borçları için birinci fıkrada belirtilen ödeme sürelerini izleyen günden başlanarak gecikme cezası ve gecikme zammı uygulanır. Kurum, Maliye Bakanlığının uygun görüşü ile bu uygulamadan faydalanacak işverenleri; iştigal konusu, işletme türü ve işletme büyüklüğü itibarıyla belirlemeye ve lehine mahsup talebinde bulunulan işverenlerin prim borcu ödeme süresini otuz günü aşmamak üzere uzatmaya yetkilidir. Kurum, prim ve her türlü alacaklarını, işverenlere olan borçlarından mahsup etmek suretiyle tahsil etmeye yetkilidir. Primlerin özel ödeme şekilleri kullanılmak suretiyle ödenmesi zorunluluğunu getirmeye ve primlerin yatırılacağı tahsilât kuruluşlarını belirlemeye Kurum yetkilidir. Kurumun süresi içinde ödenmeyen prim ve diğer alacaklarının tahsilinde, 6183 sayılı Amme Alacaklarının Tahsil Usûlü Hakkında Kanunun 51 inci, 102 nci ve 106 ncı maddeleri hariç, diğer maddeleri uygulanır. Kurum, 6183 sayılı Kanunun uygulanmasında Maliye Bakanlığı ile diğer kamu kurum ve kuruluşları ve mercilere verilen yetkileri kullanır. (Ek cümle: 18/5/2017-7020/16 md.) Cumhurbaşkanı, Kurumun 6183 sayılı Kanuna göre takip edilen alacakları için anılan Kanunun 48/A maddesini; en az üç yıl süreyle prim yükümlüsü olup son üç yıl içerisinde verilmesi gereken bildirgeleri kanuni sürelerinde vermiş olanlardan başvuru tarihi itibarıyla vadesi bir yılı geçmemiş borcunu borç ödemede hüsnüniyet sahibi olmasına rağmen ödeyememiş olanlar hakkında uygulatmaya ve uyumlu prim borçlularını belirlemeye yetkilidir. (Ek cümleler: 28/11/2017-7061/87 md.) 6183 sayılı Kanunun 23 üncü maddesine göre Maliye Bakanlığına bağlı tahsil dairelerince reddiyat yapılması durumunda anılan maddenin birinci fıkrasına göre yapılacak mahsuptan sonra Kurumun prim ve diğer alacaklarından muaccel olanlara mahsup yapılır. Kurumun tahsil ettiği prim ve diğer alacaklardan reddi icap edenler, istihkak sahiplerinin Kuruma olan muaccel borçlarına mahsubundan sonra Maliye Bakanlığına bağlı tahsil dairelerine olan muaccel borçlara mahsup edilmek üzere reddolunur. Bu suretle yapılan ödemelerde, reddedilen tutarın Kuruma ve/veya alacaklı tahsil dairesinin hesabına geçtiği tarihte ödeme yapılmış sayılır. Bu fıkranın uygulanmasına ilişkin usul ve esaslar Maliye Bakanlığı ile Kurum tarafından müştereken belirlenir.[163] Kurum, 6183 sayılı Kanun kapsamında takip edilen alacakları hariç olmak üzere her türlü alacağın teminatını teşkil etmek üzere Yeni Türk Lirası ve/veya yabancı para birimi üzerinden ticari işletme, taşınır ve/veya taşınmaz rehni dahil olmak üzere her türlü teminat almaya yetkilidir. Kurumun 6183 sayılı Kanun kapsamında takip edilen prim ve diğer alacakları amme alacağı niteliğinde olup, imtiyazlı alacaktır. Kurumun taraf olduğu her türlü dava ve icra takiplerinin kısmen veya tamamen aleyhe neticelenmesi halinde 2004 sayılı İcra ve İflas Kanununda yazılı tazminat ve cezalar Kurum hakkında uygulanmaz.[164] Kurumun prim ve diğer alacaklarının tahsilinde, 6183 sayılı Amme Alacaklarının Tahsil Usûlü Hakkında Kanunun uygulamasından doğacak uyuşmazlıkların çözümlenmesinde Kurumun alacaklı biriminin bulunduğu yer iş mahkemesi yetkilidir. Yetkili iş mahkemesine başvurulması alacakların takip ve tahsilini durdurmaz. Kurumun sigorta primleri ve diğer alacakları haklı bir sebep olmaksızın bu Kanunda belirtilen sürelerde ödenmez ise kamu idarelerinin tahakkuk ve tediye ile görevli kamu görevlileri, tüzel kişiliği haiz diğer işverenlerin şirket yönetim kurulu üyeleri de dahil olmak üzere üst düzeydeki yönetici veya yetkilileri ile kanuni temsilcileri Kuruma karşı işverenleri ile birlikte müştereken ve müteselsilen sorumludur. Kurum, kamu idarelerinde işyerinin özelliği nedeniyle primlerin farklı zamanlarda ödeme süresini belirlemeye yetkilidir. Prim alacaklarının tahsili için muacceliyet tarihinden itibaren en geç bir yıl içinde icra yoluna başvurmayan Kurum yetkili personeli hakkında genel hükümlere göre kovuşturma yapılır. (Ek fıkra: 10/9/2014-6552/52 md.) Sigortalılar ile tüzel kişilerin kasıt, kusur, hata veya yanıltıcı beyanından kaynaklanmaması şartıyla, sigortalılarca ödenen prim ve prime ilişkin borcun noksan tahakkuk ettirildiğinin Kurumca sonradan tespit edilmesi hâlinde tespit edilen fark prime ilişkin borç aslına, tebliğ tarihinden itibaren 89 uncu maddenin ikinci fıkrasına göre gecikme cezası ve gecikme zammı uygulanır. (Ek fıkra: 18/5/2017-7020/16 md.) Kurum görev alanı kapsamındaki tebliğler, bu Kanunun 99 uncu maddesi hükümleri saklı kalmak kaydıyla, tebliğe elverişli elektronik bir adres vasıtasıyla elektronik ortamda yapılabilir. Elektronik ortamda yapılan tebligat, muhatabın elektronik adresine ulaştığı tarihi izleyen beşinci günün sonunda yapılmış sayılır. Kurum, elektronik ortamda yapılacak tebliğle ilgili her türlü teknik altyapıyı kurmaya veya kurulmuş olanları kullanmaya, tebliğe elverişli elektronik adres kullanma zorunluluğu getirmeye, kendisine elektronik ortamda tebliğ yapılacakları ve elektronik tebliğe ilişkin diğer usul ve esasları belirlemeye yetkilidir. Kurum tarafından yapılacak tebliğler, Maliye Bakanlığı ile yapılacak protokol çerçevesinde 213 sayılı Kanunun 107/A maddesi hükümlerine göre kurulan teknik altyapı kullanılarak da elektronik ortamda yapılabilir. Bu şekilde yapılan tebligatlar, 99 uncu maddenin ikinci fıkrası kapsamındaki bildirim yerine geçer. Bu maddenin uygulanmasına ilişkin usûl ve esaslar Kurum tarafından çıkarılacak yönetmelikle düzenlenir. Prim borçlarına halef olma, gecikme cezası ve gecikme zammı ile iadesi gereken primler

İşçiden teminat amacıyla alındığı iddia edilen kambiyo senedine karşı açılan menfi tespit davasında, taraflar arasındaki ilişkinin hizmet akdi niteliği taşıdığı belirlendiğinde uyuşmazlığın iş mahkemesinde çözümlenmesi gerekir.

İş Mahkemesinin Görev Alanına Girmeyen Haller

İş mahkemesinde yargılama yapılabilmesi için tarafların işçi ile işveren veya işveren vekili sıfatını taşıması ve uyuşmazlığın iş ilişkisinden doğması aranır. Aralarında hizmet ilişkisi bulunmayan tüzel kişi şirketler arasındaki sözleşmeye dayalı alacak veya tazminat talepleri iş mahkemesinde değil genel mahkemelerde incelenir.

3308 sayılı Meslek Eğitimi Kanunu uyarınca işletmelerde mesleki eğitim gören öğrenciler ile işyeri sahibi arasındaki ilişki 4857 sayılı Kanun kapsamında bir iş sözleşmesi sayılmadığından, bu ilişkiden doğan ücret taleplerine ilişkin uyuşmazlıklarda iş mahkemesi değil Asliye Hukuk Mahkemesi görevlidir.

Trafik kazası nedeniyle ortaya çıkan tedavi giderlerinin Sosyal Güvenlik Kurumundan tahsiline yönelik talepler Türk Borçlar Kanunu hükümlerine dayandığında, uyuşmazlığın çözümü iş mahkemesinin görevine girmeyip genel mahkemelerin görev alanında kalır.

İş mahkemesince verilen görevsizlik kararının kesinleştiği tarihten itibaren iki hafta içinde kararı veren mahkemeye başvurularak dosyanın görevli mahkemeye gönderilmesi talep edilmelidir. Bu süre hak düşürücü nitelikte olup süre geçirildiğinde davanın açılmamış sayılmasına karar verilir.

Dava Şartı Arabuluculuk ve İstisnaları

7036 sayılı Kanun m. 3 uyarınca; kanuna, bireysel veya toplu iş sözleşmesine dayanan işçi veya işveren alacağı ve tazminatı ile işe iade talebiyle açılan davalarda ve bunlarla ilgili itirazın iptali, menfi tespit ve istirdat davalarında arabulucuya başvurulmuş olması dava şartıdır. Kıdem, ihbar, kötüniyet tazminatları ile ücret, fazla çalışma ve tatil alacakları bu kapsamdadır.

7036 sayılı İŞ MAHKEMELERİ KANUNU m. 3Kaynağı aç
MADDE 3- (1) Kanuna, bireysel veya toplu iş sözleşmesine dayanan işçi veya işveren alacağı ve tazminatı ile işe iade talebiyle açılan davalarda, arabulucuya başvurulmuş olması dava şartıdır. (Ek cümle:28/3/2023-7445/41 md.) Bu alacak ve tazminatla ilgili itirazın iptali, menfi tespit ve istirdat davaları hakkında birinci cümle hükmü uygulanır. (2) Davacı, arabuluculuk faaliyeti sonunda anlaşmaya varılamadığına ilişkin son tutanağın aslını veya arabulucu tarafından onaylanmış bir örneğini dava dilekçesine eklemek zorundadır. Bu zorunluluğa uyulmaması hâlinde mahkemece davacıya, son tutanağın bir haftalık kesin süre içinde mahkemeye sunulması gerektiği, aksi takdirde davanın usulden reddedileceği ihtarını içeren davetiye gönderilir. İhtarın gereği yerine getirilmez ise dava dilekçesi karşı tarafa tebliğe çıkarılmaksızın davanın usulden reddine karar verilir. Arabulucuya başvurulmadan dava açıldığının anlaşılması hâlinde herhangi bir işlem yapılmaksızın davanın, dava şartı yokluğu sebebiyle usulden reddine karar verilir. (3) İş kazası veya meslek hastalığından kaynaklanan maddi ve manevi tazminat ile bunlarla ilgili tespit, itiraz ve rücu davaları hakkında birinci fıkra hükmü uygulanmaz. (4) Arabuluculuk Daire Başkanlığı, sicile kayıtlı arabuluculardan bu madde uyarınca arabuluculuk yapmak isteyenleri, varsa uzmanlık alanlarını da belirterek, görev yapmak istedikleri adli yargı ilk derece mahkemesi adalet komisyonlarına göre listeler ve listeleri ilgili komisyon başkanlıklarına bildirir. Komisyon başkanlıkları, bu listeleri kendi yargı çevrelerindeki arabuluculuk bürolarına, arabuluculuk bürosu kurulmayan yerlerde ise görevlendirecekleri sulh hukuk mahkemesi yazı işleri müdürlüğüne gönderir. (5) Başvuru karşı tarafın, karşı taraf birden fazla ise bunlardan birinin yerleşim yerindeki veya işin yapıldığı yerdeki arabuluculuk bürosuna, arabuluculuk bürosu kurulmayan yerlerde ise görevlendirilen yazı işleri müdürlüğüne yapılır. (6) Arabulucu, komisyon başkanlıklarına bildirilen listeden büro tarafından belirlenir. Ancak tarafların listede yer alan herhangi bir arabulucu üzerinde anlaşmaları hâlinde bu arabulucu görevlendirilir. (7) Başvuran taraf, kendisine ve elinde bulunması hâlinde karşı tarafa ait her türlü iletişim bilgisini arabuluculuk bürosuna verir. Büro, tarafların resmi kayıtlarda yer alan iletişim bilgilerini araştırmaya da yetkilidir. İlgili kurum ve kuruluşlar, büro tarafından talep edilen bilgi ve belgeleri vermekle yükümlüdür. (8) Taraflara ait iletişim bilgileri, görevlendirilen arabulucuya büro tarafından verilir. Arabulucu bu iletişim bilgilerini esas alır, ihtiyaç duyduğunda kendiliğinden araştırma da yapabilir. Elindeki bilgiler itibarıyla her türlü iletişim vasıtasını kullanarak görevlendirme konusunda tarafları bilgilendirir ve ilk toplantıya davet eder.  Bilgilendirme ve davete ilişkin işlemlerini belgeye bağlar. (9) Arabulucu, görevlendirmeyi yapan büronun yetkili olup olmadığını kendiliğinden dikkate alamaz. Karşı taraf en geç ilk toplantıda, yerleşim yeri ve işin yapıldığı yere ilişkin belgelerini sunmak suretiyle arabuluculuk bürosunun yetkisine itiraz edebilir. Bu durumda arabulucu, dosyayı derhâl ilgili sulh hukuk mahkemesine gönderilmek üzere büroya teslim eder. Mahkeme, harç alınmaksızın dosya üzerinden yapacağı inceleme sonunda yetkili büroyu kesin olarak karara bağlar ve dosyayı büroya iade eder. Mahkeme kararı büro tarafından 11/2/1959 tarihli ve 7201 sayılı Tebligat Kanunu hükümleri uyarınca taraflara tebliğ edilir. Yetki itirazının reddi durumunda aynı arabulucu yeniden görevlendirilir ve onuncu fıkrada belirtilen süreler yeni görevlendirme tarihinden başlar. Yetki itirazının kabulü durumunda ise kararın tebliğinden itibaren bir hafta içinde yetkili büroya başvurulabilir. Bu takdirde yetkisiz büroya başvurma tarihi yetkili büroya başvurma tarihi olarak kabul edilir. Yetkili büro, altıncı fıkra uyarınca arabulucu görevlendirir. (10) Arabulucu, yapılan başvuruyu görevlendirildiği tarihten itibaren üç hafta içinde sonuçlandırır. Bu süre zorunlu hâllerde arabulucu tarafından en fazla bir hafta uzatılabilir. (11) Arabulucu, taraflara ulaşılamaması, taraflar katılmadığı için görüşme yapılamaması yahut yapılan görüşmeler sonucunda anlaşmaya varılması veya varılamaması hâllerinde arabuluculuk faaliyetini sona erdirir ve son tutanağı düzenleyerek durumu derhâl arabuluculuk bürosuna bildirir. (12) Taraflardan birinin geçerli bir mazeret göstermeksizin ilk toplantıya katılmaması sebebiyle arabuluculuk faaliyetinin sona ermesi durumunda toplantıya katılmayan taraf, son tutanakta belirtilir ve bu taraf davada kısmen veya tamamen haklı çıksa bile karşı tarafın ödemekle yükümlü olduğu yargılama giderlerinin yarısından sorumlu tutulur. (Değişik ikinci cümle:7/11/2024-7531/28 md.) Ayrıca bu taraf lehine Avukatlık Asgari Ücret Tarifesine göre belirlenen vekâlet ücretinin yarısına hükmedilir. Her iki tarafın da ilk toplantıya katılmaması sebebiyle sona eren arabuluculuk faaliyeti üzerine açılacak davalarda tarafların yaptıkları yargılama giderleri kendi üzerlerinde bırakılır.[1] (13) Tarafların arabuluculuk faaliyeti sonunda anlaşmaları hâlinde, arabuluculuk ücreti, Arabuluculuk Asgari Ücret Tarifesinin eki Arabuluculuk Ücret Tarifesinin İkinci Kısmına göre aksi kararlaştırılmadıkça taraflarca eşit şekilde karşılanır. Bu durumda ücret, Tarifenin Birinci Kısmında belirlenen iki saatlik ücret tutarından az olamaz. İşe iade talebiyle yapılan görüşmelerde tarafların anlaşmaları durumunda, arabulucuya ödenecek ücretin belirlenmesinde işçiye işe başlatılmaması hâlinde ödenecek tazminat miktarı ile çalıştırılmadığı süre için ödenecek ücret ve diğer haklarının toplamı, Tarifenin İkinci Kısmı uyarınca üzerinde anlaşılan miktar olarak kabul edilir. (14) Arabuluculuk faaliyeti sonunda taraflara ulaşılamaması, taraflar katılmadığı için görüşme yapılamaması veya iki saatten az süren görüşmeler sonunda tarafların anlaşamamaları hâllerinde, iki saatlik ücret tutarı Tarifenin Birinci Kısmına göre Adalet Bakanlığı bütçesinden ödenir. İki saatten fazla süren görüşmeler sonunda tarafların anlaşamamaları hâlinde ise iki saati aşan kısma ilişkin ücret aksi kararlaştırılmadıkça taraflarca eşit şekilde Tarifenin Birinci Kısmına göre karşılanır. Adalet Bakanlığı bütçesinden ödenen ve taraflarca karşılanan arabuluculuk ücreti, yargılama giderlerinden sayılır. (15)  (İptal : Anayasa Mahkemesinin 3/6/2025 tarihli ve E.:2024/157; K.:2025/121 sayılı Kararı ile.) (16) Bu madde uyarınca arabuluculuk bürosu tarafından yapılması gereken zaruri giderler; arabuluculuk faaliyeti sonunda anlaşmaya varılması hâlinde anlaşma uyarınca taraflarca ödenmek, anlaşmaya varılamaması hâlinde ise ileride haksız çıkacak taraftan tahsil olunmak üzere Adalet Bakanlığı bütçesinden karşılanır. (17) Arabuluculuk bürosuna başvurulmasından son tutanağın düzenlendiği tarihe kadar geçen sürede zamanaşımı durur ve hak düşürücü süre işlemez. (18) Arabuluculuk görüşmelerine taraflar bizzat, kanuni temsilcileri veya avukatları aracılığıyla katılabilirler. İşverenin yazılı belgeyle yetkilendirdiği çalışanı da görüşmelerde işvereni temsil edebilir ve son tutanağı imzalayabilir. (19) Arabuluculuk görüşmeleri, taraflarca aksi kararlaştırılmadıkça, arabulucuyu görevlendiren büronun bağlı bulunduğu adli yargı ilk derece mahkemesi adalet komisyonunun yetki alanı içinde yürütülür. (20) 13/6/1952 tarihli ve 5953 sayılı Basın Mesleğinde Çalışanlarla Çalıştıranlar Arasındaki Münasebetlerin Tanzimi Hakkında Kanunda düzenlenen gazeteci ile 20/4/1967 tarihli ve 854 sayılı Deniz İş Kanununda düzenlenen gemiadamı, bu madde kapsamında işçi sayılır. (21) Bu maddede hüküm bulunmayan hâllerde niteliğine uygun düştüğü ölçüde 7/6/2012 tarihli ve 6325 sayılı Hukuk Uyuşmazlıklarında Arabuluculuk Kanunu hükümleri uygulanır. (22) Arabuluculuğa başvuru usulü, arabulucunun görevlendirilmesi ve arabuluculuk görüşmelerine ilişkin diğer hususlar Adalet Bakanlığınca yürürlüğe konulan yönetmelikle belirlenir. Sosyal Güvenlik Kurumuna başvuru zorunluluğu
Yargıtay 9. Hukuk Dairesi, E. 2024/747, K. 2024/4200Kaynağı aç
9. Hukuk Dairesi         2024/747 E.  ,  2024/4200 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ : … Bölge Adliye Mahkemesi 3. Hukuk Dairesi SAYISI : 2021/2631 E., 2023/2294 K. KARAR : İstinaf başvurularının kabulü ile davanın usulden reddi İLK DERECE MAHKEMESİ : … 8. … Mahkemesi SAYISI : 2020/475 E., 2021/611 K. Taraflar arasındaki alacak davasından dolayı yapılan yargılama sonunda … 11. Asliye Hukuk Mahkemesinin 04.03.2020 tarihli ve 2019/333 Esas, 2020/126 Karar … kararı ile görevsizlik nedeniyle davanın dava şartı yokluğundan usulden reddine karar verilmiştir. Görevsizlik kararının 17.11.2020 tarihinde kesinleşmesi üzerine, dosya kendisine gönderilen İlk Derece Mahkemesince yapılan yargılama sonunda davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir. Kararın taraf vekillerince istinaf edilmesi üzerine, Bölge Adliye Mahkemesince istinaf başvurularının kabulü ile İlk Derece Mahkemesi hükmü kaldırılarak yeniden esas hakkında hüküm kurulmak suretiyle davanın dava şartı yokluğu nedeniyle usulden reddine karar verilmiştir. Bölge Adliye Mahkemesi kararı davacı vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildi. Davacı vekilince temyiz incelemesinin duruşmalı olarak yapılmasının istenilmesi üzerine, işin duruşmaya tâbi olduğu anlaşılmış ve duruşma için 05.03.2024 Salı günü tayin edilerek taraflara tebligat gönderilmiştir. Duruşma günü davacı vekili Avukat Hande Hamarat Kasapoğlu geldi. Karşı taraf adına gelen olmadı. Duruşmaya başlanarak hazır bulunan avukatın sözlü açıklaması dinlendikten sonra duruşmaya son verildi. Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü: I. DAVA Davacı vekili dava dilekçesinde; müvekkili ile davalı Kulüp arasında 31.01.2018-31.05.2019 tarihleri arasında geçerli profesyonel futbolcu sözleşmesinin imzalandığını, davalı Kulüp tarafından bir kısım alacaklar yönünden ödeme yapıldığını ve davalının eksik bakiye ödemesini kabul ettiğini 20.09.2019 tarihinde yazılı olarak beyan ettiğini, müvekkilinin 2017-2018 futbol sezonundan kaynaklanan alacağının toplam net 89.359,30 euro, 2018-2019 futbol sezonundan kaynaklanan alacağının toplam net 30.000,00 euro + net 860.239,00 TL olmak üzere her iki sezondan toplam 119.359,30 euro+net 860.239,00 TL alacağının bulunduğunu belirterek ücret alacağının davalıdan tahsiline karar verilmesini talep etmiştir. II. CEVAP Davalı vekili cevap dilekçesinde; davacının iddia ettiği ve tüm davasını dayandırdığı 20.09.2019 tarihli ve kabul beyanı denilen herhangi bir belge bulunmadığını, belge altında bulunan imzanın Kulüp yetkilisine ait olmadığını, dava konusu sözleşmenin ….10.2018 tarihinde yürürlüğe giren … Parasını Kıymetini Koruma Hakkındaki 32 … Karar'a ilişkin son olarak 16.11.2018 tarihinde yürürlüğe giren 2018-32/52 … Tebliğ gereği icra kabiliyetinin bulunmadığını, 85 … Cumhurbaşkanlığı Kararı'nda yabancı para cinsinden alacağın tespitinde nasıl yol izleneceğinin belirlendiğini, sözleşmenin … parasına çevrilmesi gerektiğini, davacının yasal düzenlemeye rağmen 18.12.2019 tarihli dilekçesinde 1 euro kurunu 6,4013 olarak belirlediğini savunarak davanın reddine karar verilmesini istemiştir. III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile; davacının davalı Spor Kulübünde profesyonel futbolcu sözleşmesi imzaladığı, davacının eksik ödemelerine ilişkin olarak davalı Kulüp tarafından 20.09.2019 tarihli ve imzalı belgenin davacıya e-posta ile gönderilerek davacının bakiye alacaklarının kabul edildiği, yargılama sırasında davalının işbu belgedeki imzaya itiraz ettiği, ancak belgenin ıslak imzalı hâli sunulmadığından imza incelemesinin yapılamadığı, davacı tarafça teklif edilen yemin teklifinin davalı vekilince reddedildiği, davalı tarafça bakiye alacakların ödendiğine dair ispat yükünün yerine getirilmediği gerekçesiyle davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir. IV. İSTİNAF A. İstinaf Yoluna Başvuranlar İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde taraf vekilleri istinaf başvurusunda bulunmuşlardır. B. İstinaf Sebepleri 1. Davacı vekili; kararın vekâlet ücreti bakımından hatalı olduğunu belirterek İlk Derece Mahkemesi kararının ortadan kaldırılması istemi ile istinaf yoluna başvurmuştur. 2. Davalı vekili; kararda esas alınan 12.07.2019 tarihli bilirkişi raporunun hatalı olduğunu, davacı futbolcunun müvekkili Kulübün hiçbir A takımı müsabakasında yer almadığını, davacının tebliğ ile belirlenen 30 günlük süre içerinde 85 … Karar gereği … lirası cinsinden yeni sözleşme yapmaya razı olmadığını, dava dilekçesi ekindeki belgenin müvekkili Kulüpten sadır olmadığını, müvekkili Kulübün bu konuda bir kabulü olmadığı gibi sunulan belge altındaki imzaya da itiraz ettiklerini, profesyonel futbolcu sözleşmesinden kaynaklı alacak kalemlerinin Karar'a ve kanuna aykırı bir şekilde yabancı para cinsinden talep edilmesinin hukuka aykırı olduğunu, dava tarihi itibarıyla eoro kuru karşılığı 6,3458 TL üzerinden toplamda 1.617.669,24 TL şeklinde bir hesaplama yapılmasının hatalı olduğunu, faiz başlangıç tarihlerini, faiz türünü, yabancı para olarak verilen kararı kabul etmediklerini belirterek İlk Derece Mahkemesi kararının ortadan kaldırılması istemi ile istinaf yoluna başvurmuştur. C. Gerekçe ve Sonuç Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile; davanın 04.11.2019 tarihinde açıldığı, dava tarihi itibarıyla dava konusu alacaklara ilişkin arabuluculuk başvurusu yapılmadığı, bu nedenle davanın dava şartı yokluğundan reddine karar verilmesi gerekirken kabulünün hatalı olduğu gerekçesiyle tarafların istinaf başvurusunun kabulü ile İlk Derece Mahkemesi hükmü kaldırılarak yeniden esas hakkında hüküm kurulmak suretiyle davanın dava şartı yokluğu nedeniyle usulden reddine karar verilmiştir. V. TEMYİZ A. Temyiz Yoluna Başvuranlar Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı vekili temyiz isteminde bulunmuştur. B. Temyiz Sebepleri Davacı vekili; dosya kapsamında dava şartı arabuluculuk son tutanağının görevsizlik kararı kesinleşmeden önce tamamlandığını, asliye hukuk mahkemelerinde arabuluculuk dava şartına ilişkin düzenlenme olmaması nedeniyle ilk dava açma tarihinden önce arabuluculuk başvurusunun hukuken mümkün olmadığını, emsal Yargıtay kararlarında da davanın esasına girilmeden arabuluculuk işlemlerinin tamamlanmış olması nedeniyle işin esasına girilerek karar verilmesi gerektiğinin belirtildiğini ileri sürerek Bölge Adliye Mahkemesi kararının bozularak ortadan kaldırılması ve davanın kabulüne karar verilmesi istemi ile temyiz yoluna başvurmuştur. C. Gerekçe 1. Uyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme Uyuşmazlık, görevsiz mahkemede davanın açıldığı tarihten sonra ancak dosyanın görevli mahkemenin esasına kaydedilmesinden önce arabuluculuğa başvurulmuş ve sonuçlanmış olması hâlinde davanın 7036 … … Mahkemeleri Kanunu'nun (7036 … Kanun) 3 üncü maddesine göre dava şartı yokluğundan usulden reddi gerekip gerekmediğine ilişkindir. 2. İlgili Hukuk 1. 6100 … Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun (6100 … Kanun) 369 uncu maddesinin birinci fıkrası ile 370 ve 371 inci maddeleri. 2. 7036 … Kanun'un 3 üncü maddesinin birinci fıkrasında, “Kanuna, … veya toplu … sözleşmesine dayanan işçi veya işveren alacağı ve tazminatı ile işe iade talebi ile açılan davalarda arabulucuya başvurulmuş olması dava şartıdır.” şeklinde düzenlemeye yer verilerek dava şartı olarak arabuluculuk öngörülmüştür. Aynı maddenin ikinci fıkrasında ise "Davacı, arabuluculuk faaliyeti sonunda anlaşmaya varılamadığına ilişkin son tutanağın aslını veya arabulucu tarafından onaylanmış bir örneğini dava dilekçesine eklemek zorundadır. Bu zorunluluğa uyulmaması hâlinde mahkemece davacıya, son tutanağın bir haftalık kesin süre içinde mahkemeye sunulması gerektiği, aksi takdirde davanın usulden reddedileceği ihtarını içeren davetiye gönderilir. İhtarın gereği yerine getirilmez ise dava dilekçesi karşı tarafa tebliğe çıkarılmaksızın davanın usulden reddine karar verilir. Arabulucuya başvurulmadan dava açıldığının anlaşılması hâlinde herhangi bir işlem yapılmaksızın davanın, dava şartı yokluğu sebebiyle usulden reddine karar verilir." düzenlemesine ve yine aynı maddenin yirmi birinci fıkrasında ise "Bu maddede hüküm bulunmayan hâllerde niteliğine uygun düştüğü ölçüde 7/6/2012 tarihli ve 6325 … Hukuk Uyuşmazlıklarında Arabuluculuk Kanunu hükümleri uygulanır." düzenlemesine yer verilmiştir. 3. Değerlendirme 1. Dava şartı olarak arabuluculuğun ağır koşullara bağlanması ve çeşitli sebeplerle birkaç defa bu yola başvurulmasının gerekliliğine dair uygulama, işe iade davalarında hak düşürücü süre sorunlarının yaşanmasına, tazminat ve alacaklar yönünden alacağın kısmen zamanaşımına uğramasına, birden fazla arabuluculuk ücretlerinin yargılama giderlerine eklenmesiyle bu yöndeki sorumluluğun taraflara paylaştırılmasında tereddütlere ve en nihayet arabulucunun sorumluluğuna neden olabilecektir. Bu tür anlaşmazlıklara ve tereddütlere meydan verilmemesi için arabuluculuk tutanağında tarafların anlaştıkları ya da anlaşamadıkları alacak kalemleri … … belirtilmelidir. Dairemizce; dava şartı arabuluculuk uygulamalarında başlangıçta hem talepte bulunanlar ve hem de arabulucular tarafından yapılan bu tür hatalar tarafların mağduriyetlerine sebebiyet verdiği gibi arabuluculuk uygulamasının amaçlandığı gibi uygulanmasına engel olduğundan arabuluculuğa hangi konularda başvurulduğuna ilişkin başvuru formu uygulamasının başladığı 02…..2018 tarihine kadar arabuluculuk anlaşamama tutanağında arabuluculuğa konu alacaklar … … belirtilmeden “işçilik alacakları” veya “işçi işveren uyuşmazlığı” gibi soyut ifadeler kullanılmış ise taraflar arasındaki işçilik alacaklarının tamamının arabuluculuğa konu edildiğinin kabul edilmesi gerektiği görüşü benimsenerek arabuluculuk uygulamasının amaçlandığı şekilde uygulanmasına yönelik … üretilmiştir. 2. Arabuluculuk uygulamasının amaçlandığı şekilde uygulanmasına yönelik … üretilmesi gereken diğer bir konu da görevsiz mahkemede davanın açıldığı tarihten sonra ancak dosyanın görevli mahkemenin esasına kaydedilmesinden önce arabuluculuğa başvurulmuş ve sürecin sonuçlanmış olması hâlinde, davanın 7036 … Kanun'un 3 üncü maddesine göre dava şartının gerçeklememiş olması sebebiyle usulden reddi gerekip gerekmediği hususudur. 3. Somut olayda; dava 04.11.2019 tarihinde … 11. Asliye Hukuk Mahkemesinde açılmış, Mahkemece görevsizlik kararı verilmiş ve karar istinaf edilmeksizin 17.11.2020 tarihinde kesinleşmiştir. Görevsizlik kararının kesinleşmesinden sonra dosyanın 23.11.2020 tarihinde … 8. … Mahkemesine tevzi edildiği ve Mahkemece davanın kısmen kabulüne karar verildiği, davalı tarafın istinaf talebi üzerine Bölge Adliye Mahkemesince dava tarihi itibarıyla dava konusu alacaklara ilişkin arabuluculuk başvurusunun yapılmadığı gerekçesiyle davanın, dava şartı yokluğundan usulden reddine karar verildiği görülmektedir. 4. Davacı tarafça sunulan arabuluculuk son tutanağı içeriğinden, arabuluculuk sürecinin başlama tarihinin 21.10.2020, bittiği tarihin 02.11.2020 olduğu görülmektedir. Buna göre davacı tarafça asliye hukuk mahkemesine dava açılmadan önce arabuluculuğa başvurulmadığı; ancak dosyanın görevli olan … mahkemesinin esasına kaydedilmesinden önce arabulucuya başvurulup sürecin sonuçlandırıldığı tartışmasızdır. Böylece 7036 … Kanun'un 3 üncü maddesi ve 6325 … Hukuk Uyuşmazlıklarında Arabuluculuk Kanunu'nun uygulanmasındaki amaç ve usul ekonomisi gözetildiğinde; dava şartının yerine getirildiği kabul edilip işin esasına girilerek oluşacak sonucu göre karar verilmesi gerekirken yazılı şekilde davanın dava şartı yokluğundan usulden reddine karar verilmesi doğru olmamıştır. VI. KARAR Açıklanan sebeplerle; Temyiz olunan Bölge Adliye Mahkemesi kararının BOZULMASINA, Davacı yararına takdir edilen 17.100,00 TL duruşma vekâlet ücretinin karşı tarafa yükletilmesine, Peşin alınan temyiz karar harcının istek hâlinde ilgiliye iadesine, Dosyanın kararı veren Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine, 05.03.2024 tarihinde oy çokluğuyla karar verildi. K A R Ş I O Y … mahkemesine görevsiz mahkemeden görevsizlik kararı verilerek gönderilen davalarda, dava şartı arabuluculuk hususunun ne şekilde ele alınması gerektiği uyuşmazlık konusudur. Öncelikle konuya ilişkin mevzuata baktığımızda karşımıza çıkan ilk hüküm 7036 … Kanun'un 3 üncü maddesinin birinci ve ikinci fıkralarında yer verilen "(1) Kanuna, … veya toplu … sözleşmesine dayanan işçi veya işveren alacağı ve tazminatı ile işe iade talebiyle açılan davalarda, arabulucuya başvurulmuş olması dava şartıdır. (Ek cümle:28/3/2023-7445/41 md.) Bu alacak ve tazminatla ilgili itirazın iptali, menfi tespit ve istirdat davaları hakkında birinci cümle hükmü uygulanır. (2) Davacı, arabuluculuk faaliyeti sonunda anlaşmaya varılamadığına ilişkin son tutanağın aslını veya arabulucu tarafından onaylanmış bir örneğini dava dilekçesine eklemek zorundadır. Bu zorunluluğa uyulmaması hâlinde mahkemece davacıya, son tutanağın bir haftalık kesin süre içinde mahkemeye sunulması gerektiği, aksi takdirde davanın usulden reddedileceği ihtarını içeren davetiye gönderilir. İhtarın gereği yerine getirilmez ise dava dilekçesi karşı tarafa tebliğe çıkarılmaksızın davanın usulden reddine karar verilir. Arabulucuya başvurulmadan dava açıldığının anlaşılması hâlinde herhangi bir işlem yapılmaksızın davanın, dava şartı yokluğu sebebiyle usulden reddine karar verilir." şeklindeki düzenlemedir. Yine konuya ilişkin diğer bir düzenleme de aynı Kanun'un 9 uncu maddesindeki “Bu kanunda hüküm bulunmayan hallerde 6100 … Kanun hükümleri uygulanır.” şeklindeki hükümdür. Yukarıda yer verilen iki kanun hükmünden çıkartılacak üç temel sonuç mevcut olup bunlar ise sırasıyla şu şekildedir: 1. Arabulucuya başvuru davadan önce olmak zorundadır. 2. Arabulucuya başvurulmadan dava açılmış ise burada ortaya çıkan eksiklik tamamlanabilir dava şartlarından değildir. Dava başkaca hiçbir işlem yapılmaksızın usulden reddedilir. 3. 7036 … Kanun'da düzenlenmiş bir hususta 6100 … Kanun'a gidilemez. Somut olay değinilen mevzuat ve ilkeler çerçevesinde ele alındığında ise karşımıza çıkan durum şudur: Davasının … mahkemesinin görevine girmediğini düşünen davacı; görevli addettiği mahkemede açacağı davasında dava şartı arabuluculuk koşulu bulunmadığından arabulucuya gitmeden dava açmış, mahkemenin … mahkemesinin görevli olduğuna hükmetmesi ve bu kararın kesinleşmesi sonrasında ise 6100 … Kanun'un 20 nci maddesinin 1 inci fıkrası hükmü uyarınca görevsizlik kararını veren mahkemeye davanın görevli mahkemeye gönderilmesi talepli başvurusunu yapmadan önce arabulucuya gitmiş, arabuluculuk anlaşmazlık tutanağını aldıktan sonra da başvurusunu yaparak davasının görevli … mahkemesine gönderilmesini temin etmiştir. İşte bu aşamada uyuşmazlık konusu problem ortaya çıkmaktadır. … mahkemesine görevsizlik kararı ile başka bir mahkemeden gelmiş olan davanın dava tarihi, görevsiz mahkemeye davanın açıldığı tarih, yani arabulucuya müracaat tarihinden önceki bir tarihtir ve bu konuda sayın Daire çoğunluğu ile aramızda ihtilaf bulunmamaktadır. Doğal olarak davacı dava açmakla elde edilebilecek tüm hakları da görevsiz mahkemeye davayı açtığı tarih itibarıyla kazanacaktır. İşte tam da bu noktada sayın çoğunluğun görüşü kabul edilecek olursa yukarıda yer verilen yasal düzenlemenin, önce arabulucuya müracaat, arabulucuda anlaşılamazsa ancak bundan sonra dava şeklindeki kesin ve emredici kuralı ile arabuluculuk dava şartının tamamlanabilir dava şartlarından olmadığına ilişkin kuralı açıkça ihlal edilmiş olacaktır. Daha net ifade etmek gerekirse eldeki davada dava tarihi 04.11.2019 iken arabulucuya müracaat tarihi dava tarihinden sonraki bir tarih olan 02.10.2020 tarihidir. Arabuluculuk görüşmesinin anlaşmazlıkla sonuçlandığına ilişkin tutanağın tarihi de yine dava tarihinden sonraki bir tarih olan 02.11.2020 tarihidir; ki bu durum yukarıda yer verilen yasal mevzuata açıkça aykırıdır. Nitekim Dairemiz konuyu ilk değerlendirmesinde, 26.09.2022 tarihli ve 2022/7355 Esas, 2022/10412 Karar ile 12.12.2022 tarihli ve 2022/14704 Esas, 2022/16485 Karar … ilâmlarından da görüleceği üzere güncel muhalefet görüşü ile aynı sonuca ulaşmakla birlikte bilahare bu görüşünden dönmüştür ki bizce bu dönüş doğru olmamıştır. 6100 … Kanun’un 115 inci maddesinin 3 üncü fıkrasındaki "Dava şartı noksanlığı, mahkemece, davanın esasına girilmesinden önce fark edilmemiş, taraflarca ileri sürülmemiş ve fakat hüküm anında bu noksanlık giderilmişse, başlangıçtaki dava şartı noksanlığından ötürü, dava usulden reddedilemez." şeklindeki hükmün somut olaya etkisi nedir suali bakımından ise kanaatimiz şu yöndedir: Her şeyden önce … mahkemesi, 7036 … Kanun'un yukarıda yer verilen 9 uncu maddesinin açık hükmü karşısında 7036 … Kanun'un düzenlediği bir hususta 6100 … Kanun hükümlerine gidemez. Yani 7036 … Kanun'un 3 üncü ve 9 uncu maddelerindeki açık düzenlemeler nedeniyle somut olaya 6100 … Kanun'un 115 inci maddesinin 3 üncü fıkrasını uygulayamaz. Somut olaya 6100 … Kanun'un 115 inci maddesinin 3 üncü fıkrası uygulanamazsa da bir an için uygulanabilirliğini kabul etsek dahi bu ancak ve ancak dava şartı noksanlığının, mahkemece, davanın esasına girilmesinden önce fark edilmemiş, taraflarca ileri sürülmemiş ve fakat hüküm anında bu noksanlığın giderilmiş olması yani sayılan üç unsurun birlikte gerçekleşmesi durumuyla sınırlıdır. Bu şartlardan birisi dahi eksik olduğunda bu maddenin işletilmesi mümkün değildir. Bu aşamada tekrar etmek gerekirse kişisel kanaatimiz 6100 … Kanun'un anılan maddesinin somut olaya uygulanmasına yukarıdaki üç şart birlikte gerçekleşse dahi yasal imkân bulunmadığı şeklindedir. Ele alınıp değerlendirilmesi gereken bir başka husus daha vardır ki o da, görüşümüzün kabulü hâlinde davacı açısından usulden ret kararının kesinleşmesinden sonra yeni bir dava açmak seçeneğinin iddia ettiği hakkına kavuşmak için … seçenek olması gerçeği karşısında, bu durumun hak düşürücü süreler ile zamanaşımı süreleri nedeniyle hak kaybına neden olma riskidir. Ancak 6098 … … Borçlar Kanunu'nun tam da bu hususu düzenleyen “Dava veya def’i; mahkemenin yetkili veya görevli olmaması ya da düzeltilebilecek bir yanlışlık yapılması yahut vaktinden önce açılmış olması nedeniyle reddedilmiş olup da o arada zamanaşımı veya hak düşürücü süre dolmuşsa, alacaklı altmış günlük ek süre içinde haklarını kullanabilir.” şeklindeki 158 inci maddesinin tanıdığı imkânın usulüne uygun şekilde kullanılması, bu riskide ortadan kaldıracaktır. Önce arabulucuya müracaat sonra dava şeklindeki mecburiyetin eldeki davada düzeltilmesi imkânı bulunmamakla birlikte yeni açılacak davada bu sorun yukarıda açıklandığı durum itibarıyla kendiliğinden ortadan kalkacaktır. Problem eldeki davada düzeltilebilecek bir yanlışlık olmamakla birlikte yeni açılacak davada ise arabuluculuk dava şartı olması gerektiği gibi dava öncesinde yerine getirildiğinden problem ortaya çıkmayacaktır. Sonuç itibarıyla; arabulucuya gidilmeden görevsiz mahkemede açılan davanın verilen görevsizlik kararı sonrasında görevli … mahkemesine intikali hâlleri bakımından, dava şartı arabuluculuk eksikliğinin davanın … mahkemesine naklinden önce tamamlanmış olmasının yukarıda değinilen yasal mevzuat karşısında sonucu değiştirmeyeceği ve davanın usulden reddine karar verilmesi gerektiği şeklindeki hukuki ve vicdani kanaatim nedeniyle, görüşümüzle paralel olan kararın onanması gerektiğini düşündüğümden aksi yöndeki sayın çoğunluğun bozma görüşüne katılamıyorum.

Arabulucuya hiç başvurulmadan dava açıldığının anlaşılması hâlinde davanın, dava şartı yokluğu sebebiyle usulden reddine karar verilir. Arabuluculuk son tutanağının aslının veya onaylı örneğinin dava dilekçesine eklenmemesi durumunda mahkemece bir haftalık kesin süre verilir; bu süre içinde tutanak sunulmazsa dava dilekçesi tebliğe çıkarılmaksızın dava usulden reddedilir.

İş kazası veya meslek hastalığından kaynaklanan maddi ve manevi tazminat davaları ile bunlarla ilgili tespit, itiraz ve rücu davalarında arabuluculuk dava şartı uygulanmaz. Bu talepler doğrudan iş mahkemesinde dava konusu edilebilir.

Arabuluculuk başvurusu, uyuşmazlığın karşı tarafının veya birden fazla taraf varsa bunlardan birinin yerleşim yerindeki ya da işin yapıldığı yerdeki büroya yapılır. Başvuru tarihinden son tutanağın düzenlendiği tarihe kadar geçen süre boyunca zamanaşımı durur ve hak düşürücü süre işlemez.

İş Mahkemelerinde Yetkili Mahkemenin Belirlenmesi

İş mahkemelerinde dava açılırken yetkili merci kural olarak davalının davanın açıldığı andaki ikametgahı mahkemesi ile işin görüldüğü veya işlemin yapıldığı yer mahkemesidir. Davalıların birden fazla olması durumunda bunlardan herhangi birinin yerleşim yerindeki mahkemede de dava ikame edilebilir. Kanundaki yetki düzenlemelerine aykırı sözleşmeler geçersiz olup diğer kanunlardaki özel yetki kuralları saklıdır.

7036 sayılı İŞ MAHKEMELERİ KANUNU m. 6Kaynağı aç
MADDE 6- (1) İş mahkemelerinde açılacak davalarda yetkili mahkeme, davalı gerçek veya tüzel kişinin davanın açıldığı tarihteki yerleşim yeri mahkemesi ile işin veya işlemin yapıldığı yer mahkemesidir. (2) Davalı birden fazla ise bunlardan birinin yerleşim yeri mahkemesi de yetkilidir. (3) İş kazasından doğan tazminat davalarında, iş kazasının veya zararın meydana geldiği yer ile zarar gören işçinin yerleşim yeri mahkemesi de yetkilidir. (4) İş mahkemelerinin yetkilerine ilişkin olarak diğer kanunlarda yer alan hükümler saklıdır. (5) Bu madde hükümlerine aykırı yetki sözleşmeleri geçersizdir. Yargılama usulü ve kanun yolları

İş kazasından doğan tazminat davalarında, genel yetki kurallarına ek olarak iş kazasının veya zararın meydana geldiği yer mahkemesi ile zarar gören işçinin yerleşim yeri mahkemesi de yetkilidir.

İş mahkemesinin yetkisi kamu düzenine ilişkin kabul edildiğinden, davalı tarafından süresinde itiraz ileri sürülmese dahi mahkeme davanın her aşamasında yetki durumunu kendiliğinden gözetebilir ve resen yetkisizlik kararı verebilir.

Yargıtay 5. Hukuk Dairesi, E. 2022/12866, K. 2022/15317Kaynağı aç
5. Hukuk Dairesi         2022/12866 E.  ,  2022/15317 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ :İş Mahkemesi Taraflar arasındaki davada … 2. İş ile Ankara 60. İş Mahkemelerince ayrı ayrı yetkisizlik kararı verilmesi nedeni ile dosyada son karar bölge adliye mahkemelerinin faaliyete geçmesinden sonra verilmiş ise de iki farklı bölge adliye mahkemesinin yargı çevresinde kalan mahkemelerce karşılıklı olarak yetkisizlik kararı verilmiş olması ve 5235 sayılı Kanun'un 36/3. maddesi gereğince bölge adliye mahkemeleri hukuk dairelerinin görevinin yargı çevresi içerisinde bulunan adlî yargı ilk derece hukuk mahkemeleri arasındaki yetki ve görev uyuşmazlıklarını çözmek olduğundan yargı yerinin belirlenmesi için gönderilen dosya içindeki tüm belgeler incelendi, gereği düşünüldü; – K A R A R – Dava, iş kazasından kaynaklanan tazminat istemine ilişkindir. … 2. İş Mahkemesince, davacının dava tarihi itibarıyla ikametgahı … İli, Kılıçdede İlçesi olup, davalı Metron Yapı Proje İnşaat Taahhüt Ticaret ve Beton Sanayi A.Ş.'nin adresinin “Çankaya/ Ankara“ olduğu gerekçesiyle yetkisizlik kararı verilmiştir. Ankara 60. İş Mahkemesince, ikametgâh adresi … olan davacının HMK'nın 16. maddesindeki seçimlik hakkını yerleşim yerinde dava açarak kullandığı, davacının bu seçim hakkının genel yetki kuralına ve işçinin korunması temel ilkesi gereğince işçilerin çalışmalarından doğan alacak ve tazminat haklarını en az giderle ve mümkün olan süratle elde etmelerine ilişkin yoruma da uygun olduğu gerekçesiyle yetkisizlik kararı verilmiştir. Her mahkemenin yargı yetkisi, belirli bir coğrafî bölge ile sınırlandırılarak yargı çevreleri oluşturulmuştur. Medenî yargılama alanında görev yapan mahkemelerin yetkisi, Anayasa’nın 142. maddesine uygun olarak, HMK’nın 5. maddesinde düzenlenmiştir. Diğer taraftan, bu Kanun dışında, özel kanunlardaki yetkiye ilişkin kuralların, kesin yetki kuralı olarak öngörülmediği takdirde genel yetki kuralı ile beraber seçimlik bir yetki kuralı oluşturacağı hususuna yer verilerek; özel kanunlardaki yetkiye ilişkin hükümler saklı tutulmuştur. 7036 sayılı Kanun’un 6. maddesinde, iş mahkemelerinde açılacak davalarda yetkili mahkemenin öncelikle, davalı gerçek veya tüzel kişinin davanın açıldığı tarihteki yerleşim yeri mahkemesi ile işin veya işlemin yapıldığı yer mahkemesi olduğu, davalı birden fazla ise bunlardan birinin yerleşim yeri mahkemesinin de yetkili olduğu, ayrıca iş kazasından doğan tazminat davalarında, iş kazasının veya zararın meydana geldiği yer ile zarar gören işçinin yerleşim yeri mahkemesinin de yetkili olduğu, iş mahkemelerinin yetkilerine ilişkin olarak diğer kanunlarda yer alan hükümlerin saklı tutulduğu, bunun yanında bu madde hükümlerine aykırı yetki sözleşmelerinin de geçersiz olduğu düzenlenmiştir. İş mahkemesinin yetkisi kamu düzeni ile ilgili olduğundan davalı tarafça süresinde yapılmasa da hakim tarafından kendiliğinden bu husus göz önünde bulundurmalıdır. Bir başka anlatımla hakim, davanın her aşamasında yetki itirazını dikkate alabileceği gibi, kendisi de resen yetkisizlik kararı verebilir. Kesin yetki halinin kuralının bulunmadığı ve birden fazla yetkili mahkemenin bulunduğu hallerde yetkili mahkemeyi seçme hakkı davacıya aittir. Davacı, kesin yetki kuralının bulunmadığı bir davayı yetkisiz bir mahkemede açmışsa, seçme hakkı itiraz eden davalıya geçer, davalının bildirdiği yetkili mahkemede davanın görülmesi gerekir. Birden fazla mahkemenin yetkili bulunduğu somut olayda, davacının yetkili mahkeme konusundaki seçimlik hakkını, kendi yerleşim yeri olan … 2. İş Mahkemesinde dava açarak kullanmasının, 7036 sayılı Kanun'da düzenlenen yetki kuralına uygun olduğu anlaşılmakla, uyuşmazlığın … 2. İş Mahkemesinde görülerek sonuçlandırılması gerekir. Yukarıda açıklanan nedenlerle; 6100 sayılı HMK’nın 21 ve 22. maddeleri ve 5235 sayılı Kanun'un 36/3. maddesi gereğince … 2. İş Mahkemesinin YARGI YERİ OLARAK BELİRLENMESİNE, 07.11.2022 tarihinde oy birliğiyle kesin olarak karar verildi.

Kesin yetki kuralının bulunmadığı ve birden fazla yetkili mahkemenin yer aldığı uyuşmazlıklarda yetkili mahkemeyi seçme hakkı kural olarak davacıya aittir. Davacı davasını yetkisiz bir mahkemede açmışsa, seçim hakkı yetki itirazında bulunan davalıya geçer ve dava davalının bildirdiği yetkili mahkemede görülür.

Bir mahkemenin dava şartlarını değerlendirebilmesi için öncelikle görevli ve yetkili olması gerekir. Yetki itirazı karara bağlanmaksızın arabuluculuk dava şartı yokluğu gerekçesiyle davanın usulden reddine karar verilemez.

Yargılama Usulü ve Kanun Yolu Başvurusu

7036 sayılı Kanun m. 7 uyarınca iş mahkemelerinde basit yargılama usulü uygulanır. Dava açılması ve davaya cevap verilmesi birer dilekçe ile yapılır. Cevap süresi dava dilekçesinin davalıya tebliğinden itibaren iki haftadır; taraflar cevaba cevap ve ikinci cevap dilekçesi veremezler.

7036 sayılı İŞ MAHKEMELERİ KANUNU m. 7Kaynağı aç
MADDE 7- (1) İş mahkemelerinde basit yargılama usulü uygulanır. (2) Davaların yığılması hâlinde, her bir talebe ilişkin vakıalar bakımından ispat yükü ve deliller ayrı ayrı değerlendirilir. (3) 12/1/2011 tarihli ve 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanununun kanun yollarına ilişkin hükümleri, iş mahkemelerince verilen kararlar hakkında da uygulanır. (4) Kanun yoluna başvuru süresi, ilamın taraflara tebliğinden itibaren işlemeye başlar. (5) Kanun yoluna başvurulan kararlar, bölge adliye mahkemesi ve Yargıtayca ivedilikle karara bağlanır. Temyiz edilemeyen kararlar

Taraflar tüm delillerini açıkça ve hangi vakıanın delili olduğunu belirterek dilekçelerinde bildirmek, ellerindeki delilleri dilekçelerine eklemek ve başka yerlerden getirilecek kayıtlar için gerekli bilgilere yer vermek zorundadır. İddianın genişletilmesi veya değiştirilmesi yasağı davanın açılmasıyla, savunmanın genişletilmesi veya değiştirilmesi yasağı ise cevap dilekçesinin verilmesiyle başlar.

Davaların yığılması hâlinde her bir talebe ilişkin vakıalar bakımından ispat yükü ve deliller mahkemece ayrı ayrı değerlendirilir. İş mahkemesi kararlarına karşı kanun yoluna başvuru süresi ilamın taraflara tebliğinden itibaren işlemeye başlar; kanun yolu incelemeleri bölge adliye mahkemesi ve Yargıtayca ivedilikle karara bağlanır.

İş mahkemesinde yetki itirazı süresinde ileri sürülmezse mahkemece dikkate alınır mı?

İş mahkemesinin yetkisi kamu düzenine ilişkin kabul edildiğinden yetki itirazı süresinde yapılmasa dahi hâkim davanın her aşamasında yetkisizlik kararı verebilir; bununla birlikte kesin yetki bulunmayan ve birden fazla yetkili mahkemenin olduğu hallerde seçim hakkı öncelikle davacıya ait olup dava yetkisiz yerde açılmışsa seçim hakkı itiraz eden davalıya geçer.

İş kazası tazminatı davası açmadan önce arabulucuya gitmek zorunlu mudur?

İş kazası veya meslek hastalığından kaynaklanan maddi ve manevi tazminat ile bunlarla ilgili tespit, itiraz ve rücu davalarında zorunlu arabuluculuk dava şartı uygulanmaz; dava doğrudan iş mahkemesinde açılabilir.

İki şirket arasındaki rücu davası iş mahkemesinde açılabilir mi?

İş mahkemesinin görevli olabilmesi için uyuşmazlığın tarafları arasında doğrudan iş ilişkisi bulunması gerekir; bu nedenle aralarında işçi ve işveren bağı bulunmayan şirketler arasındaki sözleşmeye dayalı rücu davaları genel mahkemelerde görülür.

Görevsizlik kararı verildiğinde dosyanın görevli mahkemeye gönderilmesi süresi nedir?

Görevsizlik kararının kesinleştiği tarihten itibaren iki hafta içinde kararı veren mahkemeye başvurularak dosyanın görevli mahkemeye gönderilmesi talep edilmelidir; bu hak düşürücü sürede talepte bulunulmazsa davanın açılmamış sayılmasına karar verilir.

Hukuki uyarı: Bu içerik genel bilgilendirme amacı taşır; somut olay değerlendirmesi için avukata başvurulmalıdır.

Hazırlayan: Av. Erdal Ersoy

Avukat Erdal Ersoyİletişim ve randevu