Hukukta Karine Kavramı, Türleri ve İspat Yükü

by Avukat Erdal Ersoy
Hukukta Karine Kavramı, Türleri ve İspat Yükü

Karine Kavramı ve Hukuki Niteliği

Sözlük anlamı itibarıyla karışık bir meselenin anlaşılmasına veya çözümlenmesine yarayan ipucunu ifade eden karine; hukuki anlamda belirli bir olaydan, henüz belirli olmayan diğer bir olay için çıkarılan sonucu anlatır. Yargılama hukukunda karineler, ispat faaliyetini düzenleyen ve uyuşmazlığa konu maddi olayların açıklığa kavuşturulmasında değerlendirilen araçlardır.

Karine Türleri: Kanuni ve Fiili Karineler

Karineler, kaynağı ve uygulanışı bakımından kanuni ve fiili nitelikteki karineler biçiminde ikili bir ayrıma tabidir. Kanuni türde, bilinen bir maddi durumdan hareketle henüz aydınlanmamış bir olgu için varılan neticeyi yasa düzenler. Fiili türde ise bilinen bir olay temel alınarak belirsiz bir olguya bağlanan sonucu hâkim takdir edip ortaya koyar.

Fiili karineler, herhangi bir hukuk kuralına dayanmaksızın, tarafların ileri sürmüş oldukları maddi vakıalarla ilgili iddia ve savunmaların doğruluğu hususunda hâkimde kanaat oluşmasını sağlayan hayat tecrübesi kurallarına dayalı değer yargılarıdır. Fiili karineye dayanan tarafın, karineye temel olan vakıayı ispat etmesi gerekir; bu temel vakıa ispatlandığında dava konusu maddi vakıa da ispat edilmiş sayılır. Bununla birlikte fiili karineler aksi ispat edilebilen çıkarımlardır.

Alacaklının senedi borçluya geri vermesi, borcun ödendiğine dair bir fiili karine örneğidir.

Kanuni Karinelerin Sınıflandırılması: Kesin ve Kesin Olmayan Karineler

Kanuni karineler kendi içerisinde kesin kanuni karine ve kesin olmayan kanuni karine biçiminde ikiye ayrılır. Kesin kanuni karinenin aksi ispat edilemez. Buna karşılık kesin olmayan kanuni karinelerin aksinin ispat edilmesi hukuken mümkündür.

Tapu sicilindeki hususların bilinmediğinin ileri sürülememesi kesin kanuni karine oluştururken, babalık karinesi aksi iddia edilebilen kesin olmayan karinelerdendir. Benzer biçimde, taşınır bir mala zilyet olan kişinin o malın maliki sayılması da aksi iddia ve ispat edilebilen kanuni karineler arasında yer alır ve aksi ispat edilinceye kadar delil teşkil eder.

İspat Yükü, Karşı İspat ve Aksini İspat Ayrımı

6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu m. 190 uyarınca ispat sorumluluğu, mevzuatta farklı bir düzenleme yer almadıkça, ileri sürülen olgudan kendi lehine hak sağlayan tarafa yüklenmiştir. Kanuni bir karineye tutunan taraf yalnızca karineye dayanak oluşturan temel vakıayı ispatlamakla yükümlü tutulur. Yasada belirtilen istisnalar haricinde, karşı tarafın söz konusu karinenin aksini ispat etmesi mümkündür.

6100 sayılı HUKUK MUHAKEMELERİ KANUNU m. 190Kaynağı aç
MADDE 190- (1) İspat yükü, kanunda özel bir düzenleme bulunmadıkça, iddia edilen vakıaya bağlanan hukuki sonuçtan kendi lehine hak çıkaran tarafa aittir. (2) Kanuni bir karineye dayanan taraf, sadece karinenin temelini oluşturan vakıaya ilişkin ispat yükü altındadır. Kanunda öngörülen istisnalar dışında, karşı taraf, kanuni karinenin aksini ispat edebilir. Karşı ispat

Karineye dayanan tarafın dayandığı temel vakıayı ispatlamaya çalışmasına karşılık, karşı tarafın karinenin temelini oluşturan vakıaların gerçekleşmediğini gösterme gayreti karşı ispat niteliğindedir. Buna karşılık karinenin sonucunun aksini ispat etmek, temel vakıadan çıkarılan neticenin doğru olmadığını ortaya koymayı amaçlar. Kesin kanuni karinelerde dahi karineye dayanan taraf temel vakıayı kanıtlamaya çalışırken, karşı taraf karinenin temelinin oluşmadığına yönelik karşı ispat faaliyetinde bulunabilir.

Aile Hukuku Kapsamında Karine Uygulamaları

4721 sayılı Türk Medeni Kanunu bünyesinde evlilik bağına ilişkin yasal karineler yer almaktadır. 4721 sayılı Kanun m. 166 f. 3 kapsamında, asgari bir yıllık evlilik süresinin ardından tarafların mahkemeye ortaklaşa müracaat etmesi yahut eşlerden birinin açtığı boşanma davasını diğerinin kabul etmesi durumunda ortak hayat bağının sarsıldığı kabul olunur; doktrinde hâkim olan yaklaşım bu düzenlemeyi kesin kanuni karine şeklinde nitelendirmektedir.

4721 sayılı TÜRK MEDENİ KANUNU m. 166Kaynağı aç
Madde 166- Evlilik birliği, ortak hayatı sürdürmeleri kendilerinden beklenmeyecek derecede temelinden sarsılmış olursa, eşlerden her biri boşanma davası açabilir. Yukarıdaki fıkrada belirtilen hâllerde, davacının kusuru daha ağır ise, davalının açılan davaya itiraz hakkı vardır. Bununla beraber bu itiraz, hakkın kötüye kullanılması niteliğinde ise ve evlilik birliğinin devamında davalı ve çocuklar bakımından korunmaya değer bir yarar kalmamışsa boşanmaya karar verilebilir. Evlilik en az bir yıl sürmüş ise, eşlerin birlikte başvurması ya da bir eşin diğerinin davasını kabul etmesi hâlinde, evlilik birliği temelinden sarsılmış sayılır. Bu hâlde boşanma kararı verilebilmesi için, hâkimin tarafları bizzat dinleyerek iradelerinin serbestçe açıklandığına kanaat getirmesi ve boşanmanın malî sonuçları ile çocukların durumu hususunda taraflarca kabul edilecek düzenlemeyi uygun bulması şarttır. Hâkim, tarafların ve çocukların menfaatlerini göz önünde tutarak bu anlaşmada gerekli gördüğü değişiklikleri yapabilir. Bu değişikliklerin taraflarca da kabulü hâlinde boşanmaya hükmolunur. Bu hâlde tarafların ikrarlarının hâkimi bağlamayacağı hükmü uygulanmaz. (Değişik dördüncü fıkra:14/11/2024-7532/13 md.) Boşanma sebeplerinden herhangi biriyle açılmış bulunan davanın reddine karar verilmesi ve bu kararın kesinleştiği tarihten başlayarak bir yıl geçmesi hâlinde, her ne sebeple olursa olsun ortak hayat yeniden kurulamamışsa evlilik birliği temelden sarsılmış sayılır ve eşlerden birinin istemi üzerine boşanmaya karar verilir. B. Dava I. Konusu

4721 sayılı Kanun m. 166 f. 4 çerçevesinde, herhangi bir boşanma sebebiyle açılan davanın reddedilmesinin ardından bu kararın kesinleşmesinden itibaren bir yıl geçtiğinde ortak hayat kurulamamışsa evlilik birliğinin temelden sarsıldığı kabul edilir ve eşlerden birinin talebiyle boşanmaya karar verilir.

4721 sayılı Kanun m. 164 f. 1 c. 2 hükmü uyarınca, diğer eşi ortak konutu terk etmeye zorlayan veya haklı bir neden olmaksızın konuta dönmesini engelleyen eş de terk etmiş sayılır; bu kural terk vakıasına ilişkin bir karine niteliği taşır.

4721 sayılı TÜRK MEDENİ KANUNU m. 164Kaynağı aç
Madde 164- Eşlerden biri, evlilik birliğinden doğan yükümlülüklerini yerine getirmemek maksadıyla diğerini terk ettiği veya haklı bir sebep olmadan ortak konuta dönmediği takdirde ayrılık, en az altı ay sürmüş ve bu durum devam etmekte ve istem üzerine hâkim veya noter tarafından yapılan ihtar sonuçsuz kalmış ise; terk edilen eş, boşanma davası açabilir. Diğerini ortak konutu terk etmeye zorlayan veya haklı bir sebep olmaksızın ortak konuta dönmesini engelleyen eş de terk etmiş sayılır. Davaya hakkı olan eşin istemi üzerine hâkim veya noter, esası incelemeden yapacağı ihtarda terk eden eşe iki ay içinde ortak konuta dönmesi gerektiği ve dönmemesi hâlinde doğacak sonuçlar hakkında uyarıda bulunur. Bu ihtar gerektiğinde ilân yoluyla yapılır. Ancak, boşanma davası açmak için belirli sürenin dördüncü ayı bitmedikçe ihtar isteminde bulunulamaz ve ihtardan sonra iki ay geçmedikçe dava açılamaz. V. Akıl hastalığı

4721 sayılı Kanun m. 184 uyarınca boşanmada hâkim, dayandığı olguların varlığına vicdanen kanaat getirmedikçe bunları ispatlanmış sayamaz, taraflara yemin öneremez, tarafların ikrarları hâkimi bağlamaz ve deliller serbestçe takdir olunur. Dolayısıyla aile hukuku uyuşmazlıklarında fiili karineler de hâkimin bu serbest takdir yetkisi dairesinde incelenir.

4721 sayılı TÜRK MEDENİ KANUNU m. 184Kaynağı aç
Madde 184- Boşanmada yargılama, aşağıdaki kurallar saklı kalmak üzere Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanununa tâbidir: 1. Hâkim, boşanma veya ayrılık davasının dayandığı olguların varlığına vicdanen kanaat getirmedikçe, bunları ispatlanmış sayamaz. 2. Hâkim, bu olgular hakkında gerek re'sen, gerek istem üzerine taraflara yemin öneremez. 3. Tarafların bu konudaki her türlü ikrarları hâkimi bağlamaz. 4. Hâkim, kanıtları serbestçe takdir eder. 5. Boşanma veya ayrılığın fer'î sonuçlarına ilişkin anlaşmalar, hâkim tarafından onaylanmadıkça geçerli olmaz. 6. Hâkim, taraflardan birinin istemi üzerine duruşmanın gizli yapılmasına karar verebilir. ÜÇÜNCÜ BÖLÜM EVLİLİĞİN GENEL HÜKÜMLERİ A. Haklar ve yükümlülükler I. Genel olarak

Boşanma davalarında hayat tecrübesine dayalı birtakım somut durumlar zinaya fiili karine kabul edilebilir. Kadının evden ayrılarak geceyi başka bir erkekle geçirmesi, eşlerden birinin başkasından cinsel hastalık kapması, kocası kısır olan kadının gebe kalması veya karşı cinsle otelde aynı odada kalınması bu nitelikte değerlendirilebilecek fiili karine örneklerindendir.

Karine ne demektir?

Hukuki anlamda karine, belirli bir olaydan, henüz belirli olmayan diğer bir olay için çıkarılan sonucu ifade eder.

Kanuni karine ile fiili karine arasındaki fark nedir?

Kanuni karinede belirli bir maddi vakıadan çıkarılan sonuç kanun tarafından belirlenirken, fiili karinede bu sonuç hayat tecrübesi kurallarına dayanılarak hâkim tarafından çıkarılır.

Kanuni karineye dayanan tarafın ispat yükü nedir?

6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu m. 190 f. 2 gereğince kanuni karineye dayanan taraf, sadece o karinenin temelini oluşturan vakıayı ispat etmekle yükümlüdür.

Kesin kanuni karinenin aksi ispat edilebilir mi?

Kesin kanuni karinelerin aksi ispat edilemez; ancak kesin olmayan (adi) kanuni karinelerin aksi ispat edilebilir.

Karşı ispat ile aksini ispat arasındaki fark nedir?

Karşı ispat karinenin temelini oluşturan olguların gerçekleşmediğini kanıtlamaya yöneliktir; aksini ispat ise karinenin temel vakıasından çıkarılan neticenin doğru olmadığını ortaya koymayı ifade eder.

Hukuki uyarı: Bu içerik genel bilgilendirme amacı taşır; somut olay değerlendirmesi için avukata başvurulmalıdır.

Hazırlayan: Av. Erdal Ersoy

Avukat Erdal Ersoyİletişim ve randevu