Hizmet Tespit Davası, Şartları ve Masrafları

by Avukat Erdal Ersoy
Hizmet Tespit Davası, Şartları ve Masrafları

Hizmet tespit davası; işveren tarafından aylık prim ve hizmet belgesi veya muhtasar ve prim hizmet beyannamesi verilmeyen ya da çalışmaları Sosyal Güvenlik Kurumunca tespit edilemeyen sigortalıların fiili çalışmalarının tespiti amacıyla açılan bir davadır. 5510 sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanunu'nun 86. maddesinin dokuzuncu fıkrası uyarınca, bu durumdaki sigortalılar, çalıştıklarını hizmetlerinin geçtiği yılın sonundan başlayarak beş yıl içerisinde iş mahkemesine başvurup alacakları ilam ile ispatlayabilirler.

5510 sayılı SOSYAL SİGORTALAR VE GENEL SAĞLIK SİGORTASI KANUNU m. 86Kaynağı aç
MADDE 86- (Değişik birinci fıkra: 15/7/2016-6728/48 md.) Bu Kanunun 4 üncü ve 5 inci maddesine tabi sigortalılar ile sosyal güvenlik destek primine tabi sigortalılar için işverenlerce Kuruma verilmesi gereken aylık prim ve hizmet belgelerinin şekli, içeriği, ekleri, ilgili olduğu dönemi, verilme süresi ve diğer hususlar Kurum tarafından çıkarılan yönetmelikle belirlenir. İşveren, işyeri sahipleri; işyeri defter, kayıt ve belgelerini ilgili olduğu yılı takip eden yıl başından başlamak üzere on yıl süreyle, kamu idareleri otuz yıl süreyle, tasfiye ve iflâs idaresi memurları ise görevleri süresince, saklamak ve Kurumun denetim ve kontrol ile görevlendirilen memurlarınca istenilmesi halinde onbeş gün içinde ibraz etmek zorundadır. İşverenin, sigortalıyı, 4857 sayılı İş Kanununun 7 nci maddesine göre başka bir işverene iş görme edimini yerine getirmek üzere geçici olarak devretmesi halinde, sigortalıyı devir alan, geçici iş ilişkisi süresine ilişkin birinci fıkrada belirtilen belgelerin aynı süre içinde işverene ait işyerinden Kuruma verilmesinden, işveren ile birlikte müteselsilen sorumludur. (Değişik dördüncü fıkra: 21/3/2018-7103/67 md.) Ay içinde bazı iş günlerinde çalıştırılmayan ve ücret ödenmeyen sigortalıların eksik gün nedeni ve eksik gün sayısı, işverence ilgili aya ait aylık prim ve hizmet belgesinde veya muhtasar ve prim hizmet beyannamesiyle beyan edilir. Sigortalıların otuz günden az çalıştıklarını gösteren eksik gün nedenleri ile bu nedenleri ispatlayan belgelerin şekli, içeriği, ekleri, ilgili olduğu dönemi, saklanması ve diğer hususlar Kurumca çıkarılan yönetmelikle belirlenir. (Değişik beşinci fıkra: 21/3/2018-7103/67 md.) Sigortalıların otuz günden az çalıştığını gösteren bilgi ve belgelerin Kurumca istenilmesine rağmen ibraz edilmemesi veya ibraz edilen bilgi ve belgelerin geçerli sayılmaması halinde otuz günden az bildirilen sürelere ait aylık prim ve hizmet belgesi veya muhtasar ve prim hizmet beyannamesi, yapılan tebligata rağmen bir ay içinde verilmemesi veya noksan verilmesi halinde Kurumca re’sen düzenlenir ve muhteviyatı primler, bu Kanun hükümlerine göre tahsil olunur. (Mülga altıncı fıkra: 13/2/2011-6111/40 md.) (Değişik yedinci fıkra: 17/4/2008-5754/50 md.) Kurumun denetim ve kontrol ile görevlendirilmiş memurlarınca, fiilen yapılan denetimler sonucunda veya işyeri kayıtlarından yapılan tespitlerden ya da kamu idarelerinin denetim elemanlarınca kendi mevzuatı gereğince yapacakları soruşturma, denetim ve incelemeler neticesinde veya kamu kurum ve kuruluşları ile bankalar tarafından düzenlenen belge veya alınan bilgilerden çalıştığı anlaşılan sigortalılara ait olup, bu Kanun uyarınca Kuruma verilmesi gereken belgelerin yapılan tebligata rağmen bir ay içinde verilmemesi veya noksan verilmesi halinde, bu belgeler Kurumca re’sen düzenlenir ve muhteviyatı sigorta primleri Kurumca tespit edilerek işverene tebliğ edilir. İşveren, bu maddeye göre tebliğ edilen prim borcuna karşı tebliğ tarihinden itibaren bir ay içinde, ilgili Kurum ünitesine itiraz edebilir. İtiraz, takibi durdurur. İtirazın reddi halinde, işveren kararın tebliğ tarihinden itibaren bir ay içerisinde yetkili iş mahkemesine başvurabilir. Yetkili mahkemeye başvurulması, prim borcunun takip ve tahsilini durdurmaz. Mahkemenin Kurum lehine karar vermesi halinde, 88 inci ve 89 uncu maddelerin prim borcuna ilişkin hükümleri uygulanır. (Ek fıkra: 17/4/2008-5754/50 md.) Kurumun denetim ve kontrolle görevli memurlarınca işyerinde fiilen yapılan tespitlerden ve kamu idarelerinin denetim elemanlarınca kendi mevzuatı gereğince yapacakları soruşturma, denetim ve incelemelerden kayıt ve belgelere dayanmaksızın çalıştığı belirlendiği halde, hizmetlerinin veya prime esas kazançlarının Kuruma bildirilmediği anlaşılan veya eksik bildirildiği tespit edilen sigortalıların geriye yönelik hizmetlerinin veya prime esas kazançlarının, en fazla tespitin yapıldığı tarihten geriye yönelik bir yıllık süreye ilişkin kısmı dikkate alınır. Aylık prim ve hizmet belgesi veya muhtasar ve prim hizmet beyannamesi işveren tarafından verilmeyen veya çalıştıkları Kurumca tespit edilemeyen sigortalılar, çalıştıklarını hizmetlerinin geçtiği yılın sonundan başlayarak beş yıl içerisinde iş mahkemesine başvurarak, alacakları ilâm ile ispatlayabilirlerse, bunların mahkeme kararında belirtilen aylık kazanç toplamları ile prim ödeme gün sayıları dikkate alınır.[154] Sigortalının çalıştığı bir veya birden fazla işte, bu Kanunda yazılı şartları yerine getirmiş olmasına rağmen, kendisi için verilmesi gereken aylık prim ve hizmet belgesinin veya muhtasar ve prim hizmet beyannamesinin işveren tarafından verilmediği veya verilen aylık prim ve hizmet belgesinde veya muhtasar ve prim hizmet beyannamesinde kazançların veya prim ödeme gün sayılarının eksik gösterildiği Kurumca tespit edilirse, hastalık ve analık sigortalarından gerekli ödemeler yapılır.[155] Bu maddede belirtilen yükümlülüklerin yerine getirilmemesi halinde, 102 nci maddeye göre işlem yapılır. Kamu idarelerinde işyerinin özelliği nedeniyle prim belgelerinin farklı sürelerde verilme zamanını belirlemeye, Kurum yetkilidir. (Mülga ikinci cümle: 15/7/2016-6728/48 md.) (Ek fıkra: 15/7/2016-6728/48 md.) Muhtasar beyanname ile bu Kanun uyarınca verilmesi gereken aylık prim ve hizmet belgesinin birleştirilerek verilmesi durumunda beyannamenin; şekil, içerik, ekleri, ilgili olduğu dönem, verilme süresi ve diğer hususlar Bakanlık ile Maliye Bakanlığı tarafından çıkarılan müşterek tebliğ ile belirlenir. İşveren sigortalı çalıştırmadığı takdirde, bu hususu sigortalı çalıştırmaya son verdiği tarihten itibaren on beş gün içinde Kuruma bildirmekle yükümlüdür. Prim ödeme yükümlüsü

Dava Şartları ve Taraflar

Hizmet tespit davası açılabilmesi için işçinin iş görme borcunu yerine getirmesi, işçi ile işveren arasında bir hizmet sözleşmesinin bulunması ve sigortasız çalıştırılma veya eksik prim ödenmesi durumunun Sosyal Güvenlik Kurumu tarafından daha önce tespit edilmemiş olması aranır.

Davanın davacısı, 5510 sayılı Kanun'un 4/a maddesi kapsamında işçi sıfatına haiz kişidir. İşçinin vefat etmiş olması hâlinde ise mirasçıları hak düşürücü süre içerisinde dava açma hakkına sahiptir. Hizmet tespiti davalarında işveren davalı olarak gösterilir; Sosyal Güvenlik Kurumuna dava resen ihbar edilir ve Kurum ihbar üzerine davaya fer'i müdahil olarak katılır.

Hizmet tespit davalarında Sosyal Güvenlik Kurumuna ön başvuru genel kural olarak dava şartı değildir; dava işverene karşı açılır ve Kuruma ihbar edilir. Ayrıca hizmet tespit davaları kamu düzenine ilişkin olduğundan ve taraflar arasında uzlaşmaya elverişli bir hak teşkil etmediğinden, dava şartı olan zorunlu arabuluculuk kapsamına girmez ve arabulucuya başvurulmadan doğrudan dava açılabilir.

Görevli ve Yetkili Mahkeme

Hizmet tespit davalarında görevli mahkeme 5510 sayılı Kanun'un 86. maddesinin dokuzuncu fıkrası gereğince İş Mahkemeleridir; iş mahkemesinin kurulmadığı yerlerde ise görev Asliye Hukuk Mahkemesindedir.

7036 sayılı İş Mahkemeleri Kanunu'nun 6. maddesi gereğince, iş mahkemelerindeki davalarda yetkili mahkeme davalının dava tarihindeki yerleşim yeri mahkemesi veya işin yahut işlemin yapıldığı yer mahkemesidir. Davalıların birden çok olması hâlinde bunlardan birinin yerleşim yeri mahkemesinde de dava açılabilir. Özel kanunlardaki yetki hükümleri saklı olup kanuni yetki düzenlemelerine aykırı sözleşmeler geçerlilik taşımaz. Bunun yanı sıra 5521 sayılı Kanun'un 5. maddesi kapsamında davanın açıldığı tarihte davalının ikametgahı veya işin yapıldığı yer mahkemesinin yetkili olduğu, Sosyal Güvenlik Kurumu aleyhine açılan davalarda ise il müdürlüklerinin bulunduğu yer mahkemesinin yetkili kılındığı yönünde düzenleme de bulunmaktadır.

7036 sayılı İŞ MAHKEMELERİ KANUNU m. 6Kaynağı aç
MADDE 6- (1) İş mahkemelerinde açılacak davalarda yetkili mahkeme, davalı gerçek veya tüzel kişinin davanın açıldığı tarihteki yerleşim yeri mahkemesi ile işin veya işlemin yapıldığı yer mahkemesidir. (2) Davalı birden fazla ise bunlardan birinin yerleşim yeri mahkemesi de yetkilidir. (3) İş kazasından doğan tazminat davalarında, iş kazasının veya zararın meydana geldiği yer ile zarar gören işçinin yerleşim yeri mahkemesi de yetkilidir. (4) İş mahkemelerinin yetkilerine ilişkin olarak diğer kanunlarda yer alan hükümler saklıdır. (5) Bu madde hükümlerine aykırı yetki sözleşmeleri geçersizdir. Yargılama usulü ve kanun yolları

Hak Düşürücü Süre ve Sürenin Hesabı

5510 sayılı Kanun'un 86. maddesinde öngörülen beş yıllık süre, zamanaşımı süresi olmayıp doğrudan hakkın özünü sona erdiren hak düşürücü niteliktedir ve bu sürenin dolmasıyla hak kalıcı biçimde ortadan kalkar. Hak düşürücü süre davanın her aşamasında taraflarca öne sürülebileceği gibi hâkim tarafından da kendiliğinden gözetilir. Sigortalının vefatı hâlinde hak sahiplerinin dava açma süresi murisin ölüm tarihinden itibaren işlemeye başlar. Kanuni düzenleme geçmişinde bu süre bir dönem on yıl olarak da uygulanmış, ardından yeniden beş yıl olarak belirlenmiştir.

Yargıtay 10. Hukuk Dairesi, E. 2016/12347, K. 2016/12227Kaynağı aç
10. Hukuk Dairesi         2016/12347 E.  ,  2016/12227 K. "İçtihat Metni" Mahkemesi :Asliye Hukuk (İş) Mahkemesi Mahkemece, bozma ilamına uyularak ilamda belirtilen nedenlerle davanın kabulüne dair hüküm tesis edilmiştir. Hükmün, davalılar vekilleri tarafından temyiz edilmesi üzerine, temyiz isteklerinin süresinde olduğu anlaşıldıktan ve Tetkik Hâkimi … tarafından düzenlenen raporla dosyadaki kâğıtlar okunduktan sonra işin gereği düşünüldü ve aşağıdaki karar tespit edildi. Davanın yasal dayanağı, 506 sayılı Kanunun 79’uncu maddesinin onuncu fıkrası olup, anılan fıkrada; yönetmelikle belirlenen belgeleri işveren tarafından verilmeyen veya çalıştıkları, Kurumca saptanamayan sigortalıların, çalıştıklarını, hizmetlerinin geçtiği yılın sonundan başlayarak beş yıl içerisinde mahkemeye başvurarak alacakları ilâm ile kanıtlayabildikleri takdirde, bunların mahkeme kararında belirtilen aylık kazanç toplamları ile prim ödeme gün sayılarının dikkate alınacağı açıklanmıştır. Anlaşılacağı üzere, çalışmanın tespiti istemiyle hak arama yönünden kanun ile getirilen süre, doğrudan doğruya hakkın özünü etkileyen hak düşürücü niteliktedir ve dolması ile hakkın özü bir daha canlanmamak üzere ortadan kalkmaktadır. Söz konusu Kanunun kabul edilip yürürlüğe girdiği tarih itibarıyla beş yıl olarak öngörülen süre, 09.07.1987 tarihinde yürürlüğe giren 3395 sayılı Kanunun beşinci maddesiyle on yıla çıkarılmış, daha sonra 07.06.1994 tarihinde yürürlüğe giren 3995 sayılı Kanunun üçüncü maddesiyle yeniden beş yıl olarak düzenlenmiş olup, halen geçerliliğini korumaktadır. Buna göre; işe giriş bildirgesi düzenlenmediği, düzenlenmesine karşın yasal hak düşürücü süre içerisinde Kuruma verilmediği, bu süre içerisinde Kuruma verilen dönem bordroları ile bildirimin yapılmadığı, sigorta primlerinin Kuruma yatırılmadığı, çalışmanın varlığı yönünde sigorta müfettişince herhangi bir saptamanın söz konusu olmadığı durumlarda, hizmetin varlığını ileri süren kişilerin hak düşürücü süre içerisinde yargı yoluna başvurması zorunludur. Eldeki davada; davacı sigortalılık başlangıç tarihinin 01.02.1978 olduğunun tespitine karar verilmesini talep etmiş olup, kurum kayıtlarından ve tüm dosya kapsamından, davacının 01.02.1978 tarihinde işe girdiğine dair, yönetmelikte tespit edilen belgelerin kuruma verilmediği veya sigorta müfettişince herhangi bir saptamanın söz konusu olmadığı, bu halde, çalışmanın geçtiği yılın sonundan başlayarak dava tarihine kadar beş yıllık hak düşürücü sürenin geçtiği gözetilerek, davanın hak düşürücü süreden reddine karar verilmesi gerekirken, hatalı değerlendirme sonucu, yazılı şekilde hüküm kurulmuş olması, usul ve yasaya aykırı olup bozma nedenidir. O hâlde, davalılar avukatlarının bu yönleri amaçlayan temyiz itirazları kabul edilmeli ve hüküm bozulmalıdır. S O N U Ç : Temyiz edilen hükmün yukarıda açıklanan nedenlerle BOZULMASINA, temyiz harcının istek halinde davalılardan …'ne iadesine, 10.10.2016 gününde oybirliğiyle karar verildi.

İşe giriş bildirgesinin düzenlenmediği veya yasal hak düşürücü süre içerisinde Kuruma verilmediği, dönem bordroları ile bildirimin yapılmadığı, primlerin yatırılmadığı ve sigorta müfettişince çalışmanın varlığına dair herhangi bir saptamanın bulunmadığı durumlarda, hizmetin varlığını ileri süren kişilerin hak düşürücü süre içerisinde yargı yoluna başvurması zorunludur.

Sigortalıya ilişkin işe giriş bildirgesi veya dönem bordrosu gibi yönetmelikte belirtilen belgelerin Kuruma verilmesi ya da çalışmaların Kurumca tespit edilmesi hâlinde, Kurumca öğrenilen ve sonrasında kesintisiz devam eden çalışmalar bakımından hak düşürücü sürenin geçtiğinden söz edilemez. Kuruma bildirimin yapıldığı tarihten önceki çalışmaların, bildirgelerin verildiği tarihi de kapsar biçimde kesintisiz devam etmiş olması hâlinde, bildirilmeyen çalışma süresi yönünden hak düşürücü sürenin hesaplanmasında bildirim dışı tutulan sürenin sonu değil, kesintisiz çalışmaların sona erdiği yılın sonu başlangıç alınır. Buna karşılık, işe giriş bildirgesinin verildiği tarihten önceki dönem için Kuruma verilmiş bir belge veya inceleme tespiti bulunmadığı durumda, önceki talep dönemi yönünden hak düşürücü sürenin geçtiği gerekçesiyle davanın reddedilmesi gerektiği yönünde kararlar da bulunmaktadır.

Yargıtay 10. Hukuk Dairesi, E. 2020/9977, K. 2021/9701Kaynağı aç
10. Hukuk Dairesi         2020/9977 E.  ,  2021/9701 K. "İçtihat Metni" Mahkemesi : İzmir 1. İş Mahkemesi Dava, hizmet tespiti istemine ilişkindir. İlk Derece Mahkemesince, hükümde belirtilen gerekçelerle davanın kısmen kabulüne dair verilen karara karşı, taraf vekillerince istinaf yoluna başvurulması üzerine,İzmir Bölge Adliye Mahkemesi 10. Hukuk Dairesince; taraf vekillerinin istinaf istemlerinin reddine karar verilmiştir. İzmir Bölge Adliye Mahkemesi 10. Hukuk Dairesince verilen kararın, fer'i müdahil Kurum vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine, temyiz isteklerinin süresinde olduğu anlaşıldıktan ve Tetkik Hâkimi … tarafından düzenlenen raporla dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra işin gereği düşünüldü ve aşağıdaki karar tespit edildi. I-İSTEM: Davacının, davalı şirkette Ocak 1993 tarihinden işçi olarak çalışmaya başladığını, emeklilik işlemleri için Sosyal Güvenlik Kurumu Başkanlığı'na yaptığı başvuruda emeklilik süresinin dolmadığını, eksik prim ödemesinin bulunduğunu öğrendiğini, Ocak 1993 – Ocak 1995 tarih aralığında davalı şirkette yapmış olduğu çalışmalara ilişkin primlerinin yatırılmadığını belirterek Ocak 1993-Ocak 1995 tarihler arasında çalıştığının ve bu süre içerisinde ödenmemiş olan sigorta primlerinin tespiti ile davacının emekliliğe hak kazanabilmesi için eksik primlerin işverence tamamlatılmasına karar verilmesini talep etmiştir. II- CEVAP: Davalı şirket vekili cevap dilekçesinde özetle; öncelikle davanın 5 yıllık hak düşürücü süre geçtikten sonra açıldığını, zamanaşımı itirazlarının olduğunu, esasa ilişkin beyanlarında; şirketin kurulduğu tarihten bu yana düzenli olarak işe giriş çıkışların yapıldığını, gününde primlerin ödendiğini belirterek davanın reddine, yargılama gideri ve vekalet ücretinin davacı yana yükletilmesini istemiştir. Fer'i müdahil Kurum vekili cevap dilekçesinde özetle; davacının her ne kadar anılan iş yerinde Ocak 1993– Ocak 1995 tarihleri arasında aralıksız olarak çalıştığını iddia etse de Kuruma yapılmış herhangi bir çalışma bildirimi bulunmadığından davacının çalışma iddiasını resmi ve yazılı belgeler ile ispatlaması gerektiğini, tanık ile ispata muvafakatlarının olmadığını, bu talepleri kabul edilmeyecekse de dinlenecek tanıkların davacı ile birlikte aynı iş yerinde çalışmış yada komşu iş yerlerinde çalışmış kişilerden seçilmesini, aksi takdirde davanın reddine, yargılama gideri ve vekalet ücretinin davacı yana yükletilmesini talep etmişlerdir. III- MAHKEME KARARI: A- İLK DERECE MAHKEME KARARI Davanın kısmen kabulü ile; Davacının Kurumda 289450.35 sicil no ile tescilli … Zirai Ür. Tek. Akaryakıt Gıda. Hayv. Nak. Turz. San. Tic. A.Ş.'ne ait işyerinde 01/06/1993 – 31/12/1994 tarihleri arasında 570 gün süreyle hizmet akdine dayalı olarak asgari ücretle çalıştığının tespitine, Fazlaya ilişkin talebin reddine, İSTİNAF SEBEPLERİ: İstinaf Kanun yoluna başvuran davacı vekili; dinlenen tanık beyanlarına davalı tarafın itirazının bulunmadığını, müvekkilinin çalıştığı dönemde çekilmiş fotoğrafların dosyada mevcut olması hususu dikkate alındığında müvekkilinin beyanlarının doğrulandığını, 01.06.1993 tarihinden çalışma süresinin başlatılmasının hakkaniyete dayanmadığını beyan ederek ilk derece mahkemesinin kararının kaldırılmasına karar verilmesini istemiştir. İstinaf Kanun yoluna başvuran davalı vekili, davanın hak düşürücü süreye uğradığını, davacının işe giriş çıkış beyannamelerinin usulüne uygun düzenlendiği ve primlerinin ödendiğini, müvekkilinin bu konuda hassas davrandığını devlete ait bir borç veya eksik çalışma bildirimi olmadığını beyan ederek İlk Derece Mahkemesinin kararının kaldırılmasına karar verilmesini istemiştir. İstinaf Kanun yoluna başvuran fer'i müdahil Kurum vekili; davacının dönem bordrolarında isminin bulunmadığını aksinin yazılı delillerle ispatlanması gerektiğini, işçinin imzası bulunan ve ihtirazi kayıt içermeyen ücret bordrolarında yer alan hizmet süresine itibar edilmesi gerektiğini, salt tanık beyanlarına dayanıldığını beyan ederek İlk Derece Mahkemesinin kararının kaldırılmasına karar verilmesini istemiştir. B- BAM KARARI İzmir 1. İş Mahkemesi'nin, 27.09.2018 tarihli, 2017/130 E, 2018/385 K. sayılı kararına yönelik taraf vekillerinin istinaf başvurularının Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 353/1-b.1 maddesi gereğince esastan reddine, TEMYİZ KANUN YOLUNA BAŞVURU VE NEDENLERİ: Feri müdahil Kurum vekili davanın reddine karar verilmesi gerektiğinden bahisle bozulmasını talep etmiştir. IV- İLGİLİ HUKUK KURALLARI VE İNCELEME: Dava, 506 sayılı Kanunun 79/10. ve 5510 sayılı Kanun’un m. 86/9. maddesi uyarınca açılmış hizmet tespiti davasıdır. Maddeye göre, “Yönetmelikle tespit edilen belgeleri işveren tarafından verilmeyen veya çalıştıkları Kurumca tespit edilemeyen sigortalılar, çalıştıklarını hizmetlerinin geçtiği yılın sonundan başlayarak 5 yıl içerisinde Mahkemeye başvurarak alacakları ilam ile ispatlayabilirlerse, bunların Mahkeme kararında belirtilen aylık kazanç toplamları ile prim ödeme gün sayıları nazara alınır.” Hizmet akdi ile bir veya birden fazla işveren tarafından çalıştırılanların hizmetlerin tespitine ilişkin davalar, kamu düzenine ilişkindir. Bu nedenle özel bir duyarlılıkla ve özenle yürütülmesi zorunludur. Bu çerçevede hak kayıplarının ve gerçeğe aykırı sigortalılık süresi edinme durumlarının önlenmesi, temel insan haklarından olan sosyal güvenlik hakkının korunabilmesi için, bu tür davalarda tarafların gösterdiği kanıtlarla yetinilmeyerek, gerekli araştırmaların re'sen yapılması ve kanıtların toplanması gerektiği göz önünde bulundurulmalıdır. 506 sayılı Kanunun 79/10. maddesi hükmüne göre; Kuruma bildirilmeyen hizmetlerin sigortalı hizmet olarak değerlendirilmesine ilişkin davanın, tespiti istenen hizmetin geçtiği yılın sonundan başlayarak 5 yıl içinde açılması gerekir. Bu yönde, anılan madde hükmünde yer alan hak düşürücü süre; yönetmelikle tespit edilen belgeleri işveren tarafından verilmeyen veya çalışmaları Kurumca tespit edilemeyen sigortalılar için geçerlidir. Bir başka anlatımla; sigortalıya ilişkin olarak işe giriş bildirgesi, dönem bordrosu gibi yönetmelikte belirtilen belgelerin Kuruma verilmesi ya da çalışmaların Kurumca tespit edilmesi halinde; Kurumca öğrenilen ve sonrasında kesintisiz biçimde devam eden çalışmalar bakımından hak düşürücü sürenin geçtiğinden söz edilemez. Öte yandan, Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 2003/21-43 Esas, 2003/97 Karar ve 26.02.2003 tarihli kararında ayrıntıları açıklandığı üzere; kural olarak işe giriş bildirgeleri ve ücret ödeme bordroları sigortalının imzasını içermelidir. Sigortalı, anılan belgeleri hile, hata veya manevi baskı altında imzaladığını ileri sürmemiş veya imzanın kendisine ait olmadığını ya da kesintisiz çalıştığını söylememiş ise, birden fazla işe giriş bildirgesinin varlığı ve işyerinden yapılan kısmi bildirimler, sigortalının o işyerinde kesintili çalıştığına karine oluşturur. Bu karinenin, aksinin, ancak, eş değer de delillerle kanıtlanması gerekmekte olup tanık sözlerine değer verilemez. Bu halde ise hak düşürücü sürenin kesinti tarihleri dikkate alınarak her bir dönem bakımından ayrı ayrı değerlendirilmesi gerekecektir. Yukarıdaki açıklamalar ışığında, somut olayda; 1993 Ocak-1995 Ocak tarihleri arasında davalı yanında çalışmalarının tespitini istenilmiş ise de, davacının işe giriş bildirgesinin verildiği tarih olan 01/01/1995 tarihi öncesinde, sigortalı davacıya ait herhangi bir belgenin kuruma verilmediği, kurumca da sigortalı davacı tarafından talep edilen 1993 Ocak-1995 Ocak tarihleri içerisinde çalıştığına dair herhangi bir tespit raporunun bulunmadığın anlaşılması karşısında, tespiti talep edilen süre yönünden hak düşürücü sürenin geçmesi nedeniyle davanın reddi gerekir. Bu maddi ve hukuki olgular göz ardı edilerek, eksik araştırma ve inceleme sonucu yazılı şekilde hüküm tesisi usul ve yasaya aykırı olup bozma nedenidir. O hâlde, feri müdahil Kurum vekilinin bu yönleri amaçlayan temyiz itirazları kabul edilmeli ve İzmir Bölge Adliye Mahkemesi 10. Hukuk Dairesi'nin istinaf başvurusunun esastan reddine ilişkin kararı kaldırılarak İlk Derece Mahkemesince verilen hüküm bozulmalıdır. SONUÇ: İzmir Bölge Adliye Mahkemesi 10. Hukuk Dairesi kararının HMK’nın 373/1 maddesi gereği kaldırılarak temyiz edilen ilk derece mahkemesi hükmünün yukarıda açıklanan nedenlerle BOZULMASINA, kararın bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesi'ne, dosyanın kararı veren İlk Derece Mahkemesine gönderilmesine, Üyeler … ve …'ın muhalefetlerine karşı, Başkan … ile Üyeler … ve …'ün oyları ve oy çokluğuyla, 07/07/2021 gününde karar verildi. KARŞI OY Davacı davalı işyerinde Ocak 1993 – Ocak 1995 tarihleri arasında çalıştığını ancak Kuruma bildirilmediğini belirterek Ocak 1993-Ocak 1995 tarihleri arasındaki çalışmalarının tespitini talep etmiştir. Davanın kısmen kabulüne dair verilen hüküm Yargıtay 10. Hukuk Dairesinin katılmadığımız çoğunluk görüşünce davacı adına işe giriş bildirgesinin verildiği 01.01.1995 tarihi öncesi süre yönünden talep edilen hizmetlerin hak düşürücü süre yönünden reddi gerektiği bahis ile bozulmuş ise de, Tüm dosya kapsamı yerel mahkeme ve istinaf gerekçesi ve Hukuk Genel Kurulunun 2014/10-2174 Esas – 2017/307 sayılı ve Hukuk Genel Kurulunun 2015/10-3515 esas- 2019/481 Karar sayılı ilamlarında belirtildiği gibi Kuruma bildirimin yapıldığı tarihten önceki çalışmalarda kesintisiz devam etmiş olduğundan, hak düşürücü süre söz konusu değildir. Davanın kısmen kabulüne dair verilen hükmün onanması gerektiğinden çoğunluk görüşüne katılamamaktayız
Yargıtay 10. Hukuk Dairesi, E. 2021/7725, K. 2022/1332Kaynağı aç
10. Hukuk Dairesi         2021/7725 E.  ,  2022/1332 K. "İçtihat Metni" Bölge Adliye Mahkemesi : … Bölge Adliye Mahkemesi 10. Hukuk Dairesi İlk Derece Mahkemesi : … 27. İş Mahkemesi Dava, hizmet tespiti istemine ilişkindir. İlk Derece Mahkemesince, hükümde belirtilen gerekçelerle davanın kısmen kabulüne dair verilen karara karşı fer'i müdahil kurum vekili tarafından istinaf yoluna başvurulması üzerine, … Bölge Adliye Mahkemesi 10. Hukuk Dairesince istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiştir. … Bölge Adliye Mahkemesi 10. Hukuk Dairesince verilen kararın, fer'i müdahil kurum vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine, temyiz isteğinin süresinde olduğu anlaşıldıktan ve Tetkik Hâkimi … tarafından düzenlenen raporla dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra işin gereği düşünüldü ve aşağıdaki karar tespit edildi. I-İSTEM Davacı vekili, dava dilekçesi ile 01.05.1985-31.11.1989 tarihleri, ıslah dilekçesi ile de 05.05.1985-09.12.1989 arasında geçen hizmet süresinin tespitine karar verilmesini talep etmiştir. II-CEVAP Davalı …, cevap dilekçesi sunmamıştır. Fer'i müdahil kurum vekili, davanın 5 yıllık hak düşürücü süre geçtikten sonra açıldığını, davacının çalıştığına ilişkin iddiasını ispatlayamadığını beyanla davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir. III-MAHKEME KARARI A-İLK DERECE MAHKEME KARARI "Davanın kısmen kabulüne, kısmen reddine; 1- Davacının 20/05/1985-09/12/1989 tarihleri arasında davalı … adına tescilli … sicil sayılı işyerinde506 sayılı Yasaya tabi olarak hizmet akdiyle çalıştığının tespiti ile Kuruma bildirilen hizmetleri dışında 1640 gün daha günlük brüt asgari ücret üzerinden sigortalı olarak çalıştığının tespitine, fazlaya ilişkin talebin reddine" karar verilmiştir. B-BAM KARARI "1)Feri müdahil Kurum vekilinin istinaf başvurusunun Hukuk Muhakemeleri Kanununun 353/1-b.1 maddesi gereğince esastan reddine" karar verilmiştir. IV-TEMYİZ KANUN YOLUNA BAŞVURU VE NEDENLERİ: Fer'i müdahil kurum vekili, kararın eksik incelemeye dayalı olduğunu beyanla, davaya konu kararın bozulmasını talep etmiştir. V-İLGİLİ HUKUK KURALLARI VE İNCELEME: 1) Hizmet tespitine ilişkin davaların yasal dayanağını oluşturan 506 sayılı Yasanın 79 ve 5510 sayılı Yasanın 86/9. maddesi bu tip hizmet tespiti davaları için özel bir ispat yöntemi öngörmemiş ise de, Yargıtay'ın yerleşmiş içtihatlarında vurgulandığı gibi davanın niteliği kamu düzenini ilgilendirdiğinden, özel bir duyarlılık ve özenle yürütülmesi gerekir. 506 sayılı Kanunun 79/10. maddesi hükmüne göre; Kuruma bildirilmeyen hizmetlerin sigortalı hizmet olarak değerlendirilmesine ilişkin davanın, tespiti istenen hizmetin geçtiği yılın sonundan başlayarak 5 yıl içinde açılması gerekir. Bu yönde, anılan madde hükmünde yer alan hak düşürücü süre; yönetmelikle tespit edilen belgeleri işveren tarafından verilmeyen veya çalışmaları Kurumca tespit edilemeyen sigortalılar için geçerlidir. Bir başka anlatımla; sigortalıya ilişkin olarak işe giriş bildirgesi, dönem bordrosu gibi yönetmelikte belirtilen belgelerin Kuruma verilmesi ya da çalışmaların Kurumca tespit edilmesi halinde; Kurumca öğrenilen ve sonrasında kesintisiz biçimde devam eden çalışmalar bakımından hak düşürücü sürenin geçtiğinden söz edilemez. Ne var ki; sigortalının Kuruma bildiriminin işe giriş tarihinden sonra yapılması, bir başka ifade ile sigortalının hizmet süresinin başlangıçtaki bir bölümünün Kuruma bildirilmeyerek sonrasının bildirilmesi ve Kuruma bildirimin yapıldığı tarihten önceki çalışmaların, bildirgelerin verildiği tarihide kapsar biçimde kesintisiz devam etmiş olması halinde, Kuruma bildirilmeyen çalışma süresi yönünden hak düşürücü sürenin hesaplanmasında; bildirim dışı tutulan sürenin sonu değil, kesintisiz olarak geçen çalışmaların sona erdiği yılın sonu başlangıç alınmalıdır. Öte yandan, Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 2003/21-43 Esas, 2003/97 Karar ve 26.02.2003 tarihli kararında ayrıntıları açıklandığı üzere; kural olarak işe giriş bildirgeleri ve ücret ödeme bordroları sigortalının imzasını içermelidir. Sigortalı, anılan belgeleri hile, hata veya manevi baskı altında imzaladığını ileri sürmemiş veya imzanın kendisine ait olmadığını ya da kesintisiz çalıştığını söylememiş ise, birden fazla işe giriş bildirgesinin varlığı ve işyerinden yapılan kısmi bildirimler, sigortalının o işyerinde kesintili çalıştığına karine oluşturur. Bu karinenin, aksinin, ancak, eş değer de delillerle kanıtlanması gerekmekte olup tanık sözlerine değer verilemez. Bu halde ise hak düşürücü sürenin kesinti tarihleri dikkate alınarak her bir dönem bakımından ayrı ayrı değerlendirilmesi gerekecektir. Dosyadaki kayıt ve belgelerden, davalı işyerinden, davacı adına 10.12.1989- 30.07.1991 tarihleri arasında bildiriminin bulunduğu anlaşılmaktadır. Mahkemece davacının 20.05.1985- 09.12.1989 tarihleri arasındaki talebi yönünden davanın kısmen kabulüne karar verilmiş ise de verilen karar eksik inceleme ve yanılgılı değerlendirmeye dayalıdır. Somut olayda; davalı işverene ait işyerinden bildirilen çalışmanın 10.12.1989 tarihinde başlayıp 30.07.1991 tarihinde son bulmuş olması ve giderek davanın 30.12.2015 tarihinde açılmış olması karşısında, işten ayrıldıktan sonraki 5 yıllık hak düşürücü sürenin fazlasıyla geçmiş olduğu, işe giriş bildirgesi ve bildirim bulunmayan dava konusu dönemin hak düşürücü süre kapsamında kaldığı değerlendirilerek davanın reddine karar verilmesi gerekirken davanın kısmen kabulüne karar verilmesi hatalıdır. Mahkemece, bu maddi ve hukuki olgular göz ardı edilerek eksik araştırma ve inceleme sonucu yanılgılı değerlendirme ile yazılı şekilde hüküm kurulması, usul ve yasaya aykırı olup, bozma nedenidir. O hâlde, fer'i müdahil Kurum vekilinin bu yönleri amaçlayan temyiz itirazları kabul edilmeli ve … Bölge Adliye Mahkemesi 10. Hukuk Dairesinin istinaf başvurusunun esastan reddine dair kararının kaldırılarak İlk Derece Mahkemesince verilen hüküm bozulmalıdır. SONUÇ: … Bölge Adliye Mahkemesi 10. Hukuk Dairesi kararının HMK’nın 373/1 maddesi gereği kaldırılarak temyiz edilen ilk derece mahkemesi hükmünün yukarıda açıklanan nedenlerle BOZULMASINA, kararın bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine, dosyanın kararı veren İlk Derece Mahkemesine gönderilmesine, Üye … ve Üye …'ın muhalefetine karşı, Başkan …, Üyeler … ve …'nın oylarıyla ve oyçokluğuyla, 27.01.2022 gününde karar verildi. KARŞI OY GEREKÇESİ 1. Çoğunluk ile aradaki temel uyuşmazlık hizmet tespit davasında 10.12.1989 davalı işyerinde prim günleri kuruma bildirilen davacı sigortalının bu tarihler öncesi blok çalışmasının hak düşürücü süreye uğrayıp uğramadığı noktasında toplanmaktadır. 2. Somut uyuşmazlıkta davacının 10.12.1989 tarihinden 30.07.1991 tarihine kadar ki çalışması kuruma bildirilmiştir. Çoğunluk tarafından blok çalışmada kayıt kayıt öncesi ise hak düşürücü süre nedeni ile reddedilmiştir. 3. Çalışmanın blok çalışma niteliğinde olması yani kesintisiz devam etmesi halinde hak düşürücü süreden bahsedilemeyeceği gibi, mevsimlik çalışmanın bulunması ve bu çalışmanın yıllar itibariyle kesintisiz sürdüğünün kabulü halinde de çalışılmayan dönemde hizmet akdi askıda olduğundan hükme esas alınan 5 yıllık hak düşürücü sürenin başlangıcı olarak, mevsimlik çalışmanın sona erdiği yılın sonu esas alınması gerekir(Y. HGK. 01.07.2019 tarih ve 2016/21-1238 E, 2019/834 K). Belirtmek gerekir ki “hak düşürücü süre, bildirimsiz kalan çalışmalar yönünden öngörülmüştür. Belgelerden birisinin dahi Kuruma verilmiş olması veya Kurumca, fiilen ya da kayden sigortalı çalışma olgusunun tespiti hâlinde hak düşürücü süreden söz edilemeyecektir. Sigortalının kayda dayanan çalışması bildirilmiş veya kurumca saptanan çalışması var ise bu bildirilen veya saptanan hizmeti ile blok çalışmanın da zamanaşımına uğramadığı kabul edilmelidir. 4. Dairemizin 2021/10923 E, 2022/1056 Karar sayılı karşı oy gerekçelerinde ayrıntılı olarak açıklandığı gibi blok çalışmalarda kuruma bildirilen süre var ise sonraki çalışma için hak düşürücü süreye uğramaz kabulü önceki çalışma içinde kabul edilmeli ve hak düşürücü süre uygulanmamalıdır. Davacının 05.05.1985-31.07.1991 tarihleri arası çalışmaları blok çalışmaya dayanmaktadır. Bu blok çalışma içinde kuruma intikal eden süreler olduğuna göre hak düşürücü süre önceleri içinde geçerli olmayacaktır. Kararın bu nedenle onanması gerekirken bozulması isabetsiz olmuştur. Bu nedenle çoğunluğun bozma kararına katılınmamıştır.

Çalışanın imzasını taşıyan işe giriş bildirgeleri ve bordrolara karşı hile, hata, manevi baskı veya imza inkarı ileri sürülmediği ya da kesintisiz çalışmanın varlığı savunulmadığı takdirde; mükerrer bildirgeler ve aralıklı bildirimler işyerindeki çalışmanın kesintili olduğuna fiili karine teşkil eder. Bu karine tanık ifadeleriyle değil yalnızca eşdeğer delillerle çürütülebilir. Çalışmanın kesintili sayıldığı hallerde ise hak düşürücü süre her bir kesinti devresi için ayrı ayrı hesaplanır.

Yargılama Usulü ve İspat Esasları

Hizmet tespiti davaları kamu düzenini ilgilendirdiğinden özel bir duyarlılık ve özenle yürütülmelidir. 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu hükümleri uyarınca mahkeme tarafların sunduğu delillerle yetinmeyip kendiliğinden araştırma ilkesini uygulamak, hizmet akdinin ve fiili çalışmanın varlığını ortaya koymakla yükümlüdür.

Yargıtay 10. Hukuk Dairesi, E. 2022/6927, K. 2022/9824Kaynağı aç
10. Hukuk Dairesi         2022/6927 E.  ,  2022/9824 K. "İçtihat Metni" Mahkemesi : … Bölge Adliye Mahkemesi 11. Hukuk Dairesi Dava, Kurum işleminin iptali istemine ilişkindir. İlk Derece Mahkemesince, hükümde belirtilen gerekçelerle davanın kabulüne dair verilen karara karşı, davalı Kurum vekili tarafından istinaf yoluna başvurulması üzerine, … Bölge Adliye Mahkemesi 11. Hukuk Dairesince istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiştir. … Bölge Adliye Mahkemesi 11. Hukuk Dairesince verilen kararın davalı Kurum vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine, temyiz isteğinin süresinde olduğu anlaşıldıktan ve Tetkik Hâkimi … tarafından düzenlenen raporla dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra işin gereği düşünüldü ve aşağıdaki karar tespit edildi. I-İSTEM Davacı vekili, davacının yaşlılık aylığının iptaline ilişkin Kurum işleminin iptaline, davacının 01.07.2012 tarihinden itibaren yaşlılık aylığı almaya hak kazandığının tespitine ve alamadığı aylıklarının davalı Kurumdan tahsiline karar verilmesini talep etmiştir. II-CEVAP Davalı SGK Başkanlığı vekili; … Oto Kiralama Gıda Tekstil San. Tic. Ltd. Şti. adına kayıtlı işyeri ile ilgili olarak SGK denetmenliğinin 15.01.2016 tarihli raporuna istinaden davacının da bulunduğu pek çok kişinin bildirimlerinin iptal edildiğini, davacı aylık bağlama şartlarını yerine getirmediğinden aylığın durdurulduğunu, kurumun işleminde usule aykırılık bulunmadığını belirterek, davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir. III-MAHKEME KARARI A-İLK DERECE MAHKEME KARARI Mahkemece, davacının davasının kabulüne,davalı SGK tarafından 2016/İ.K/4 sayılı rapora istinaden davacının 2011 yılına ait toplam 32 günlük bildirimlerinin iptal edilmesine ilişkin olarak kurum işleminin iptaline, davacının 1197638-016 kurum numaralı işyerinde 2011/10 ve 2011/11 aylarında toplam 32 günlük çalışmasının fiili olduğunun tespitine,davacının 01.07.2012 tarihinden itibaren yaşlılık aylığı almaya hak kazandığı, ancak 20.06.2016 tarihinden itibaren durdurulmuş olan yaşlılık aylığının ödenmeyen aylarına ilişkin; ödemeye hak kazandığın aylardan itibaren her bir aylığın ödemenin yapılacağı tarihe kadar ay ay işleyecek yasal faizi ile birlikte davacıya ödenmesi gerektiğinin tespitine karar verilmiştir. B-BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ KARARI: Bölge Adliye Mahkemesince; davalı Kurumun istinaf başvurusunun HMK 353/1-b-1 maddesi gereğince esastan reddine karar verilmiştir. IV-TEMYİZ KANUN YOLUNA BAŞVURU VE NEDENLERİ: Davalı Kurum vekili, tanık beyanlarının çelişkili olduğu,davacının fiili çalışmasını ispatlayamadığı, tanıklardan da çalışması iptal olanların bulunduğu, davacının da aralarında olduğu toplam 49 kişinin çalışmasının iptal edilmiş olduğu, fiili çalışmanın yeterince araştırılmadığını belirterek kararı temyiz etmiştir. V-İLGİLİ HUKUK KURALLARI VE İNCELEME: Uyuşmazlık, somut olayda fiili çalışma olgusunun ispatı konusunda, ilk derece mahkemesince yapılan inceleme ve araştırmanın hükme yeterli bulunup bulunmadığı noktasında toplanmaktadır. Sahte sigortalılığa dayanan davalar hizmet tespiti içerikli olmakla, davanın yasal dayanağını oluşturan 5510 sayılı Yasa’nın 86. maddesinde bu tür hizmet tespiti davalarının kanıtlanması yönünden özel bir yöntem öngörülmemiştir. Kimi ayrık durumlar dışında resmi belge ve yazılı delillerin bulunması sigortalı sayılması gereken sürelerin saptanmasında güçlü delil olmaları itibariyle sonuca etkili olurlar. Ne var ki bu tür kanıtların bulunmaması halinde somut bilgilere dayanması inandırıcı olmaları koşuluyla bordro tanıkları veya … ilişkisini bilen komşu işyeri çalışanları gibi kişilerin bilgileri ve bunları destekleyen diğer tanıklarla dahi sonuca gitmek mümkündür. Bu tür davalar kamu düzeni ile ilgili olduğundan özel bir duyarlılıkla ve özenle yürütülmeleri zorunlu olup mahkemece, tarafların sunduğu deliller ile yetinilmemeli, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanununun ilgili hükümleri esas alınarak kendiliğinden araştırma ilkesi benimsenmeli, sigortalılığın kabulü ve hüküm altına alınabilmesi için hizmet akdinin ve eylemli çalışmanın varlığı ortaya konulmalıdır. Somut olayda; davacının 20.10.2011 ile 20.11.2011 arası çalışmalarının bildirildiği … Oto Kiralama Gıd. Teks. San. Tic. Ltd. Şti. işyerinin 30.09.2011 tarihinde ticaret siciline tescil edildiği, vergi dairesinin 30.09.2011 tarihli yoklama fişinde “Hamitler Mahallesi Kültür Sokak No 18 … adresinde konfeksiyon imalatı işine başladığı, 40 adet dikiş makinesi olduğunun” belirtildiği, 19.06.2012 tarihli yoklama fişinde ise, “adrese gidildiğinde işyerinde ticari faaliyet olmadığı, şirket müdürünün cezaevinde tutuklu olduğunun” belirtildiği, Kurum müfettişi tarafından beyanı alınan sigortalıların büyük kısmının işyerinin bulunduğu yeri ve yapılan işi ayrıntılı olarak tarif ederek kendilerinin … yanında çalıştığını, … isimli bir şirketi bilmediklerini beyan ettiği, ticaret sicil kayıtlarına göre …’un şirket ortağı ve müdürü olduğu, işyerinden bildirimi yapılan tüm sigortalıların çalışmalarının iptal edildiği anlaşılmaktadır. Dosya kapsamından, işyerinin sahte işyeri niteliğinde olmadığı anlaşılmakla birlikte, Mahkemece, davacının çalışmasının fiili ve gerçek olup olmadığı konusunda yapılan araştırma yeterli bulunmamıştır. Mahkemece yapılacak …; davacının çalışmasının geçtiği işyeri adresinde yapılan komşu işyeri araştırmasında, konut bölgesi olduğu belirtildiğinden, yakın apartmanlarda o tarihlerde ikamet eden ev sahipleri ile komşu apartmanların apartman görevlileri, yakın market, berber, kahvehane gibi komşu işyerleri sahipleri ile çalışanları Sosyal Güvenlik Kurumu, vergi dairesi, emniyet, belediye aracılığıyla tespit edilerek bu kişilerin bilgi ve görgülerine başvurulmalı, … hakkında denetim raporu nedeniyle yürütülen ceza soruşturması olup olmadığı araştırılmalı, varsa ceza dosyasının bir örneği dosyaya eklenmeli, davacı ile aynı dönemde bordroda kayıtlı sigortalılar arasından resen seçilecek bordro tanıkları dinlenmeli, işyerinin kuruluşundan itibaren tüm vergi kayıtları ilgili vergi dairesinden istenmeli, gerçek çalışma olgusunu somut ve inandırıcı bilgilere dayalı şekilde ortaya koyduktan sonra sonucuna göre karar verilmelidir. O hâlde, davalı Kurum vekilinin bu yönleri amaçlayan temyiz itirazları kabul edilmeli ve … Bölge Adliye Mahkemesi 11. Hukuk Dairesi kararının kaldırılarak İlk Derece Mahkemesince verilen hüküm bozulmalıdır. SONUÇ: … Bölge Adliye Mahkemesi 11. Hukuk Dairesi kararının HMK’nın 373/1 maddesi gereği kaldırılarak temyiz edilen İlk Derece Mahkemesi hükmünün yukarıda açıklanan nedenlerle BOZULMASINA, dosyanın kararı veren İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine, 27.06.2022 gününde oybirliğiyle karar verildi.

Sahte sigortalılık iddialarına dayanan hizmet tespiti davalarında 5510 sayılı Kanun'un 86. maddesi özel bir kanıtlama vasıtası öngörmemiştir. İstisnai haller haricinde resmi belgeler ve yazılı kayıtlar sürenin belirlenmesinde güçlü delil vasfı taşır. Yazılı kayıtların bulunmadığı durumlarda ise somut olgulara dayalı ve inandırıcı olmak kaydıyla bordro tanıkları, komşu işyeri personeli ve bu beyanları doğrulayan diğer tanık anlatımlarıyla fiili çalışma olgusu kanıtlanabilir.

Yargılama Giderleri ve Hüküm Esasları

6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 326. maddesi uyarınca, kanunda aksine hüküm bulunmayan hallerde vekâlet ücretini de kapsayan yargılama giderleri davada haksız çıkan tarafa yükletilir; tarafların kısmen haklı çıkması durumunda giderler haklılık oranında paylaştırılır, aleyhine hüküm kurulanların birden çok olması hâlinde ise paylaştırılabileceği gibi müteselsil sorumluluk da kararlaştırılabilir. Hizmet tespit davasının reddedilmesi hâlinde davalı yararına vekâlet ücretine hükmedilmesi kanuni bir zorunluluktur. Ayrıca 6100 sayılı Kanun'un 297. maddesi uyarınca hükümde tarafların, müdahillerin ve vekillerinin kimlik ve adres bilgilerinin bulunması ve hüküm sonucunda taraflara tanınan haklar ile yüklenen borçların tereddütsüz gösterilmesi şarttır.

Yargıtay 10. Hukuk Dairesi, E. 2016/693, K. 2016/3370Kaynağı aç
10. Hukuk Dairesi         2016/693 E.  ,  2016/3370 K. "İçtihat Metni" Mahkemesi :İş Mahkemesi Dava, hizmet tespiti istemine ilişkindir. Mahkemece, ilamında belirtilen şekilde davanın husumetten reddine karar verilmiştir. Hükmün, davalı ….. avukatı tarafından temyiz edilmesi üzerine temyiz isteğinin süresinde olduğu anlaşıldıktan ve Tetkik Hakimi … tarafından düzenlenen raporla dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra işin gereği düşünüldü ve aşağıdaki karar tespit edildi. 1-)Mahkeme kararlarının 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanununun 297'nci maddesinin (b) bendinde tanımlanan unsurları taşıması ve “tarafların ve davaya katılanların kimlikleri ile varsa kanunî temsilci ve vekillerinin ad ve soyadları ile adresleri”ni içermesi gerekir. Eldeki dosyada; davalı şirket unvanının karar başlığında, anılan düzenlemeye aykırı biçimde hatalı yazılması; usul ve yasaya aykırı olup, bozma nedenidir. 2-)Kanunda yazılı hâller dışında, yargılama giderlerinin ve yargılama giderine dahil olan vekalet ücretinin aleyhine hüküm verilen taraftan alınmasına karar verilir (HMK m. 326/I). Davada iki taraftan her biri kısmen haklı çıkarsa, mahkeme, yargılama giderlerini tarafların haklılık oranına göre paylaştırır (HMK m. 326/2). Hukuk Muhakemeleri Kanununun 326. maddesinde tarafların kusuru değil, davada haklı çıkma oranları göz önünde tutulmuştur. Yargıtay Hukuk Genel Kurulu’nun 28.05.2008 gün ve 10-370/410 sayılı kararında da benimsendiği ve Hukuk Muhakemeleri Kanununun 326'ncı maddesinde belirtildiği üzere, vekâlet ücreti de dâhil yargılama giderlerinin davada haksız çıkan, yani aleyhe hüküm verilen tarafa yükletileceği ve davacının davasının reddedilmesi durumunda davalı lehine vekalet ücreti ve yargılama giderine hükmedilmesinin yasal bir zorunluluk olduğunun gözetilmemesi isabetsizdir. Ne var ki, bu aykırılığın giderilmesi, yeniden yargılamayı gerektirmediğinden, karar bozulmamalı, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun geçici 3. maddesi yollaması ile Hukuk Usûlü Muhakemeleri Kanunu’nun 438. maddesi uyarınca düzeltilerek onanmalıdır. SONUÇ: 1-)Karar başlığında davalı şirketin unvanında yer alan “Cöbertoğlu” sözcüğünün silinerek yerine “Cömertoğlu” sözcüğünün yazılmasına, 2-) Hüküm fıkrasına “Davalı şirket kendisini vekille temsil ettirdiğinden karar tarihinde yürürlükte bulunan Avukatlık Asgari Ücret tarifesine göre belirlenen 1.500,00 TL maktu vekalet ücretinin davacıdan alınarak davalı şirkete verilmesine, davalı şirket tarafından sarfedilmiş bir yargılama gideri olmadığı anlaşıldığından bu hususta karar verilmesine yer olmadığına,” cümlesinin eklenmesine ve hükmün bu şekliyle DÜZELTİLEREK ONANMASINA, aşağıda yazılı temyiz harcının davalıdan alınmasına, 17.03.2016 gününde oy birliğiyle karar verildi.
6100 sayılı HUKUK MUHAKEMELERİ KANUNU m. 326Kaynağı aç
MADDE 326- (1) Kanunda yazılı hâller dışında, yargılama giderlerinin, aleyhine hüküm verilen taraftan alınmasına karar verilir. (2) Davada iki taraftan her biri kısmen haklı çıkarsa, mahkeme, yargılama giderlerini tarafların haklılık oranına göre paylaştırır.[39][40] (3) Aleyhine hüküm verilenler birden fazla ise mahkeme yargılama giderlerini, bunlar arasında paylaştırabileceği gibi, müteselsilen sorumlu tutulmalarına da karar verebilir. Dürüstlük kuralına aykırılık sebebiyle yargılama giderlerinden sorumluluk
6100 sayılı HUKUK MUHAKEMELERİ KANUNU m. 297Kaynağı aç
MADDE 297- (1) Hüküm “Türk Milleti Adına” verilir ve bu ibareden sonra aşağıdaki hususları kapsar: a) Hükmü veren mahkeme ile hâkim veya hâkimlerin ve zabıt kâtibinin ad ve soyadları ile sicil numaraları, mahkeme çeşitli sıfatlarla görev yapıyorsa hükmün hangi sıfatla verildiğini. b) Tarafların ve davaya katılanların kimlikleri ile Türkiye Cumhuriyeti kimlik numarası, varsa kanuni temsilci ve vekillerinin ad ve soyadları ile adreslerini. c) Tarafların iddia ve savunmalarının özetini, anlaştıkları ve anlaşamadıkları hususları, çekişmeli vakıalar hakkında toplanan delilleri, delillerin tartışılması ve değerlendirilmesini, sabit görülen vakıalarla bunlardan çıkarılan sonuç ve hukuki sebepleri. ç) Hüküm sonucu, yargılama giderleri ile taraflardan alınan avansın harcanmayan kısmının iadesi, varsa kanun yolları ve süresini. d) Hükmün verildiği tarih ve hâkim veya hâkimlerin ve zabıt kâtibinin imzalarını. e) Gerekçeli kararın yazıldığı tarihi. (2) Hükmün sonuç kısmında, gerekçeye ait herhangi bir söz tekrar edilmeksizin, taleplerden her biri hakkında verilen hükümle, taraflara yüklenen borç ve tanınan hakların, sıra numarası altında; açık, şüphe ve tereddüt uyandırmayacak şekilde gösterilmesi gereklidir. Hükmün yazılması
Hizmet tespit davası açılmadan önce arabuluculuk yoluna başvurulması zorunlu mudur?

Hayır, hizmet tespit davaları kamu düzenine ilişkin olup uzlaşmaya elverişli bir hak niteliğinde bulunmadığından dava şartı zorunlu arabuluculuk kapsamına girmez ve doğrudan dava açılabilir.

Hizmet tespit davasında husumet kime yöneltilir?

Hizmet tespit davalarında işveren davalı olarak gösterilir, Sosyal Güvenlik Kurumuna dava mahkemece resen ihbar edilir ve Kurum davaya fer'i müdahil olarak katılır.

Hizmet tespiti davasında öngörülen beş yıllık süre zamanaşımı mıdır?

Hayır, beş yıllık süre zamanaşımı süresi olmayıp hakkın özünü ortadan kaldıran hak düşürücü süredir; yargılamanın her aşamasında ileri sürülebileceği gibi mahkemece de kendiliğinden dikkate alınır.

Sahte sigortalılık iddialarında fiili çalışma tanık beyanlarıyla kanıtlanabilir mi?

Resmi belge ve yazılı delillerin bulunmaması hâlinde, somut bilgilere dayanması ve inandırıcı olmaları koşuluyla bordro tanıkları ve komşu işyeri çalışanlarının beyanlarıyla fiili çalışma kanıtlanabilir.

Hukuki uyarı: Bu içerik genel bilgilendirme amacı taşır; somut olay değerlendirmesi için avukata başvurulmalıdır.

Hazırlayan: Av. Erdal Ersoy

Avukat Erdal Ersoyİletişim ve randevu